"Bünyamin Sürmeli" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bünyamin Sürmeli" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Bünyamin Sürmeli

Haftasonu serinliyoruz

20 Haziran 2008
Libya sıcakları! Nasıl? Sıkı isim. Ben okumadım, görmedim de ama kiminle konuşsam herkesin ağzında bir Libya sıcağıdır gidiyor. Millet olarak çok seviyoruz isim koymayı. Gerçi sistem Mısır-Lübnan ve Arap Yarımadası üzerinden Türkiye’ye giriyor ama olsun, insanlar beğenmiş, Libya olsun demiş. Biz de kırmayalım, Libya sıcaklarına hoş geldin diyelim.

Bir süredir bahsediyoruz, bu yıl El-Nino arkasından gelen yıl olduğu için mevsimlerin normallerde olması bekleniyor. Ancak haziran sonu ve temmuz başı hayli hatırı sayılır sıcaklık değerleriyle dolu. Önümüzdeki haftanın tamamını aşırı sıcaklarla geçireceğiz. Sıcaklık değerleri Güneydoğu ve Akdeniz’de 36-37 derecenin altına inmiyor. Kuzey bölgelerde de 30 derecenin üzerine yerleşecek ki Marmara’daki mevsim gereği yüzde 50’lerdeki nemi de işin içine katarsak hissedilen değerler 35 dereceyi bulacak.

Ama öncesinde bir haftasonu var. Dün ve bugün yurt genelinde kendini gösteren sıcaklar, haftasonunda iç ve kuzey bölgelerde birkaç derece düşüyor. Güney ise pazar günü 3-4 derece serinliyor. Ama bu serinleme pek uzun soluklu değil. Çünkü biraz önce de yazdığım gibi önümüzdeki haftayı komple normalleri aşan sıcaklıklarla geçireceğiz. Hatta bu sıcaklar temmuzun ilk günlerini de içine alabilir. Bu arada sıcaklara karşı da tedbirli olun diyoruz. Ağır yiyeceklerden ve alkolden özellikle güneş altında uzak durun, şapka kullanın, açık renkli bol kıyafetler giyin, sağlık durumunuza göre kaybettiğiniz tuz, şeker ve suyu tekrar yerine koyun.

Yazları Türkiye’yi etkileyen sistemler ya Kuzey Afrika üzerinden ya da Arap Yarımadası ve Basra Körfezi civarından gelir. Sıklıkla da Basra Körfezi’nden gelen sıcaklar Türkiye’yi ısıtır, hatta ekinleri kavurur. Hava kuru bir yapıya sahip olur. Bakın sezonun ilk orman yangınını İzmir’de yaşadık. Çünkü nem yüzde 15’lere inmişti. Artık biraz daha duyarlı ve hassas olunması gerekiyor.

Biz yaza girerken her gelen sıcak dalgayla beraber yaptığımız hatırlatmayı yineliyoruz; "Haziran sonu böyleyse, kim bilir ağustosta nasıl olur?" demeyin çünkü aralarında böyle bir bağ yok, önce sıcak, sonra serin gelebilir. Meteorolojide her şey olabilir, adı Libya sıcakları da olabilir Hüsamettin de, Merve de, Nur da! :)
Yazının devamı...

Sıcaklıklar normallere çıktı

13 Haziran 2008
Ancak Marmara, İç Anadolu’nun batısı ve Batı Karadeniz’de pazar günü öğleden sonra yağışın gelme ihtimali var. Sistem değişebilir, eğer açık hava programınız varsa bültenlerimizi takip edin.

Sıcaklıklar da artmış durumda, en azından normallere yükseldi. Haziranın ilk yarında normallerin altında seyreden gün sayısı daha fazlaydı, en azından orta ve kuzey bölgelerde. Ancak ikinci yarısında normallerde olan gün sayısı daha fazla olacak gibi görünüyor.

Küresel ısınma ve soğumasının aslında delikanlı dünyamızın genel yaşantısı olduğunu sürekli söylüyoruz. Algıya ters bir yazı okumuş gibi bakmayın! Evet "ihtiyar dünyamız" denmesine alıştınız biliyorum ama şu andan itibaren "ihtiyar" sıfatını kaldırıp yerine dinamizm amaçlı "delikanlı" kelimesini koyuyorum :) Çünkü Güneş Sistemi tipindeki sistemlerin yaklaşık ömrü 10 milyar yıl. Dünyamızın şu anki yaşı da 4, 5 milyar yıl olduğu tahmin ediliyor. Atmosfere yaydığımız gazlar ekosisteme ve bize zarar veriyor, yoksa atmosferin yapısı oluştuğundan beri sürekli değişiyor. Oksijen bile atmosfere sonradan eklenmiş bir gaz. Yani bir anlamda kirletici bir gaz. Niye? Çünkü atmosferin kimyasında normal koşullarda bulunmayan gazlara biz kirletici diyoruz. Bakın nereden nereye geldik, küresel ısınma diyordum dünyanın yaşına geldik, neyse ana konumuza dönelim. Küresel ısınma dendiğinde aklınıza ilk hangi gaz geliyor? Karbondioksit. Küresel soğuma dediğimizde aklınıza hangi gaz geliyor? Cevap? Yok mu? Var ama pek konuşmadığımız için hatırlamıyoruz, kükürt!

Kükürt atmosferde karbondioksitin tam aksi işi yapıyor, yani küresel soğuma oluşturuyor. Ama şu anda atmosferin genel gidişi ısınma olduğu için biz bu ısınmayı destekleyen, hızlandıran gazları daha çok konuşuyoruz.

Bir şekilde atmosfere yayılacak yüklü miktarda kükürt küresel ısınmayı terse çevirebilir. Yine örneğin dünyanın farklı bir çok noktasında meydana gelecek kuvvetli volkanik patlamalar bu soğumayı oluşturabilir, en azından teoride öyle :)

Karbondioksit yerden gelen ısıyı yutuyor ve her ısınan şeyin ısı yayması gibi karbondioksit de ısındıkça ısı yayıyor. Bu durumda da bir döngü oluşuyor, güneş ışınları yere geliyor, ama karbondioksit yutup tekrar yere yolladığı için dışarı gidemiyor, ısı artıyor. Kükürt ise gelen güneş ışınlarını direkt yansıtıyor. Bu durumda yere gelen ışın azalıyor ve ısı da artamıyor. Ancak bu değişimin doğal yollarla gerçekleşmesi biraz önce bahsettiğim gibi pek kolay değil, yapay olarak ise zaten mümkün değil. Birçok bilim adamı geçmişteki soğuk ve sıcak dönemlerin volkanik patlamalar veya buna benzer birçok faktörlerle oluştuğu düşünüyor.
Yazının devamı...

Yine serinliyoruz

6 Haziran 2008
Batı bölgeler için haziran ayı hem rüzgarlı geçer hem de ilkbahar ayıdır. Yine sıcaklıklar düşüyor. Bu hafta sonu orta ve kuzey bölgeler yine serinliyor. Yanı sıra haritalarda gördüğünüz gibi Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu’da yer yer kısa süreli sağanak yağışlar da bekleniyor. Sıcaklıklar ise ay ortalarına kadar yine orta ve kuzey bölgelerde normaller ve altında olacak, normallerin pek üzerine çıkamıyor.

Arabanız ne kadar yakıyor? Daha ucuza seyahat edebilir misiniz? Havadayken uçağa iniş ve biniş yapabilir misiniz? Stratosferik kirlenmeye ne kadar müdahilsiniz? Bu sorular sürekli sizi rahatsız ediyorsa, doğru yazıyı okuyorsunuz, hoş geldiniz :)

Uçaklardan atmosferin farklı farklı seviyelerine kirleticiler yayılıyor, biliyor musunuz? Uçak egzozlarından çıkan gazlar havada CO2, O3 ve CH4 gibi bazı gazların konsantrasyonunu değiştiriyor. Havadaki su buharı ve egzoz zerreleri sirrus bulutlarını artırıyor. Hemen herkes görmüştür uçakların arkasından gelen izleri. İşte bu izler de sirruslara örnek. Bu sirruslar güneş ışığını yansıtıyor. "E iyi ya, küresel ısınma engellenmiş olur" diyenlere geceleri de dünyanın sıcak havasının atmosferden dışarı, uzaya çıkışını engelliyor diyorum.

Etki bu kadar değil tabii ki! Uçaklardan çıkan çeşitli gazlar ozon tabakasını etkiliyor. Bir araştırma yapılmış, bilim adamları, "acaba uçaklar çıkarttıkları egzoz gazları ile atmosferin hangi seviyelerini etkiliyor" demişler. IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change) diyor ki: Troposferin üst kısımlarında ve stratosferin alt kısımlarındaki uçaklardan çıkan azot oksit (NOx) emisyonları ozonu artırıyor ama daha yüksek seviyelerde stratosferik ozon tabakası yok oluyor. Bu da kanserojen etkisi olan güneş ışınlarının daha az süzülerek yere geldiği anlamına geliyor. Hem kanserojen etki artıyor, hem küresel ısınma destekleniyor.

Uçakların iniş ve kalkışlarında, tam olmayan yanma meydana geliyor. Bu durumda uçucu organik bileşikler ve karbon monoksit açığa çıkıyor. Bunun dışında pek çok kirletici emisyon da atmosfere yayılıyor. Ben bunları yalnızca bilgilendirme amaçlı yazdım, yoksa şu an atmosfere en az zarar veren ulaşım aracı yine havayolu, yani uçak. Sabah evinizden çıkın, trafikteki araçlara bakın. Arabalarda kaç kişi var? Ezici çoğunluk tek kişi. Benim diyen benzinli araç 100 kilometrede en az 7 - 7.5 litre, dizel araç da 5 litre yakıt yakıyor. Bu harcamayı binlerce insanla çarpın. Fakat uçaklarda 100 kilometre mesafe için kişi başına 3 litre yakıt yakılıyor. Ne varsa yine uçakta var :)
Yazının devamı...

Hafta sonu bahar gibi

30 Mayıs 2008
Geçen hafta içinde sıcaklıklar orta ve kuzey bölgelerde bir yükseldi bir düştü. Bugün yine normallerin altında ama hafta sonunda tekrar yükseliyor. Hafta sonunu yurdun büyük kısmı yaz değil, bahar havasında geçirecek. Yani plan program yapabilirsiniz, hava hiç fena değil. Ancak Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu’nun kuzeyi hariç. Bu kesimlerde sıcaklıklar biraz düşük...

Atmosferin kendisi bilmese de, resmi yaz ayı hazirana giriyoruz. İlk günlerini geçirdikten sonra sıcaklıklar yurdun büyük kısmında yüksek ihtimalle normalleri aşacak. Tabii sürekli aşırı sıcak gitmiyor ama haziranın ilk yarısında 4-5 gün kadar aşırı sıcak gün olacak gibi görünüyor.

*

Bir süre önce kuzenim bana "Bugün vapurdan inemedik, deniz öyle bir çekilmişti ki vapur aşağıda kalmış ve görevliler iskeleyi atamıyorlardı, ne oluyor, tsunami falan mı geliyor?" demişti. Dur panik yok dedim, açtım o günün basınç haritasını, ne göreyim? Öyle bir kuvvetli basınç var ki sormayın gitsin... Suyun üzerine öyle baskı yapıyordu ki suyu bastırıyordu. Basınç nedir? Birim yüzeye etkiyen kuvvet. Şimdi düşünün denizi böyle bastıran kuvvetli bir basınç (biz ona meteorolojide yüksek basınç diyoruz) bize etkimez mi, tabii etkir...

Bir an düşündüm, acaba yüksek basınç alanlarının sıklıkla oluştuğu bölgelerde insanların boyları daha kısa kalıyor olabilir mi?

Siz bunu düşünün, ben bahar yorgunluğundan bahsedeceğim...

Bugünlerde siz de her zamankinden daha yorgun, daha bitkin, sabahları yataklarınızdan daha bir kalkamaz hissediyor musunuz? Evet, ben de :) Geçen yıllarda yine bu dönemlerde bahsetmiştim bahar yorgunluğundan! Neden kış yorgunluğu ya da yaz yorgunluğu yok da, bahar yorgunluğu var?

Baharda hava bir değişim yaşıyor. Bileşenlerin oransal farklılaşmasından, polen ve kirlilik konsantrasyonuna kadar birçok değişim meydana geliyor. Çizgisel kaynaklarda; yani otobanlarda, trafiğin yoğun işlediği alanlarda araç sayısı mevsimden mevsime farklılık gösteriyor. Buna bağlı olarak atmosferde kirletici konsantrasyonu artıyor ya da azalıyor, zincirleme olarak atmosferde birçok değişim meydana geliyor. Aslında bizi etkileyen yalnızca atmosfer kimyasındaki değişimler değil. Dünya’nın yörüngesindeki konumuna bağlı güneşlenme zamanı ve süresinden tutun, özellikle büyük şehirlerde havadaki elektrik yükü artışına kadar birçok parametre değişiyor. Bahar ayı içerisinde havada meydana gelen bu değişimleri belki bir lodoslu günde gelen ani baş ağrısı gibi yaşamayız ama bir birikim ile uzun bir zaman dilimi içerisinde yorgunluk olarak bize yansır. Kurtulmanın yolu metabolizmayı canlandırmak, bol bol taze sebze ve meyve yemek...

Sorumu düşündünüz mu? Hangi soru demeyin, biraz önce dedim ya, acaba sıklıkla yüksek basınç ölçülen yerlerde insanların boyları kısa kalabilir mi acaba diye? Arkası haftaya...
Yazının devamı...

Yalnız birkaç derece serinliyoruz

23 Mayıs 2008
Ancak aklınıza serin hava gelmesin, sıcaklıklar hafta içine göre yalnızca 3-4 derece azalıyor. Önümüzdeki haftanın ortalarında sıcaklıklar tekrar aşırı seviyelere çıkacak.

Bugünlerde etkili olan sıcaklara bakıp haziran için meteorologluk yapmayın, çünkü yılın bu zamanlarında sıcaklar şöyle bir bastırır gider. Hazirana kaldığı olmaz mı? Olur ama sıklıkla haziran normal sıcaklıklarda ve rüzgarlı olur.

SU TASARRUFU

Patates kızartmasını sever misiniz? Ya patlıcan? Ya da kabak? Ben havuca da bayılıyorum...

Şimdi size önümüz yaz, alkol almayın, ağır yemekler yemeyin, güneşte kalmayın gibi uyarılarda bulunacağımı sandınız değil mi? En azından ben sananlara sormuş olayım...

Konumuz su tasarrufu ve sularımızı zayi etme metotlarımız...

Su zengini bir ülke olmadığımızı sürekli ifade ediyoruz. Kuraklık yaşasak da yaşamasak da suyumuzu iktisatlı kullanmamız gerektiğini artık öğrenmeye başladık. Ne yapıyoruz? Gereksiz yere musluğu açmıyoruz, çamaşır ve bulaşık makinemiz tam dolmadan çalıştırmıyoruz, tıraş olurken ve diş fırçalarken suyu boşa akıtmıyoruz, sifonlarımızı gereksiz yere çekmiyoruz vb. Bunlar evde dikkat edilecekler...

Ancak su harcamasında en büyük kalem hangisi? Tarım tabii ki... Burada nelerin yapılması gerekiyordu? Ekili ürünün cinsine ve zamanına göre uygun sulama teknikleri kullanılması gerekiyor. Vahşi sulama ya da yağmurlama yöntemi yerine damla sulamanın kullanılması gibi. Vahşi sulamada tarlanın bir ucundan su bırakılıyor, diğer uca kadar akıyor. Burada suyu kontrol edemiyorsunuz, bir yer çok, bir yer az su alıyor, gereğinin altında da üstünde de su alan ürün zayi oluyor, bir de su israf ediliyor. Yağmurlama yönteminde de buharlaşma sonucu bazen yüzde 40’a kadar su kaybedilebiliyor.

ATIK YAĞIN ZARARI

Sıcak yaz günü, masanın bir köşesinde karpuz, domates, salatalık, yeşillikler doğranmış duruyor, masanın öbür köşesinde kızartmalar... Misler gibi kızarttınız patatesinizi, kabağınızı, patlıcanınızı, hele biberinizi, üstünde domates sosuyla beraber. Bir de sarmısaklı yoğurt varsa tadından yenmez. İyi güzel afiyet olsun gözümüz yok ama kızartmayı yaptığınız yağı ne yaptınız? "Bir sonraki kızartmaya saklıyoruz" şeklinde kaçamak cevap vermeyin. Hem kızarmış yağı çokça kullanmak biliyorsunuz sağlık yönünden doğru değil...

Evet, ne yaptınız kızartmanın yağını? Her şey tıraş olurken musluğu kapatmakla bitmiyor maalesef... Eğer "ne yapacağım, tabii ki lavaboya döküyorum" diyorsanız size 1 litrelik bitkisel atık yağın, 1 milyon litre suyu kirlettiğini söylüyorum!!!

Yalnızca sularımızı kirletmiyor, yeraltı kaynaklarına inerek dipten tahribat oluşturuyor. Denizanası oluşumuna ve artmasına da neden oluyor. Ne kadar lavaboya yağ, o kadar denizanası... "İyi hoş konuşuyorsun da yağı ne yapacağız?" derseniz, hatırlatayım ben bir meteoroloğum, havayı bilirim, suyu bilirim, bir de kızartma yerim o kadar!
Yazının devamı...

Ilık ve yağışsız haftasonu

16 Mayıs 2008
Pazara kadar sıcaklıkların kuzey bölgelerde 25 derecenin üzerine çıkması bekleniyor, güneyde ise yer yer 30 dereceyi görebilecek.

Mayısın ikinci yarısı daha sıcak. Sıcaklıklar artıyor, güneş görülüyor. Bu haftasonu açık hava programlarına gayet elverişli. Ancak Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyi yağışlı. Ve yağışlar sağanak şeklinde. Sıcaklıkların artacağından bahsetmiştim. Bugüne kadar olan değerlere nazaran mayısın ikinci yarısında sıcaklıklar daha yüksek olacak. Pazara kadar kuzey bölgelerde 25 derecenin üzerine çıkması bekleniyor, güneyde ise yer yer 30 dereceyi görebilecek.

Ayın 24-25’i gibi kuzey bölgelerde düşüş bekleniyor ama bu düşüşle bile sıcaklıklar 18-19 derecenin altına inmeyecek. Önümüz yaz, o zaman uzunca bir süre sıcaklıklar 20 derecelerin pek altını görmeyecek. Ama tekrar söylüyoruz, haziranın ortalarından önce gece sıcaklıklarında büyük seviyelerde artış beklemeyin, dolayısıyla sabah ve akşam saatlerinde de...

*

Nisan yağmurlarının faydalarından geçtiğimiz aylarda bahsetmiştim. Eskiler söyler; nisan yağmurlarında yılan açar ağzını yağmurdan zehrini alır, mercanlar ise incilerini. Yani herkes için bir fayda vardır. Yağmur yağdığında koşup şemsiyelere sarılmayın, nisan yağmurlarında ıslanın diye bahsediyorduk. "Allah aşkına, nisanda yağmur mu gördük?" diyebilirsiniz, evet haklısınız. Geçen sonbahar ve kışı yağışlı geçirdik ama baharda o kadar şanslı olamadık. Şimdi sırada ne var? Mayısın ikinci yarısı ile beraber ısınma başlıyor ama yalnızca gündüzleri. Çünkü bu ısınmaların geceye yansıması haziranın ortalarını bulur. Neyse, bugünlerde artık yavaş yavaş güneyli hava akımları kuvvetlenmeye başlayacak. Güneş görülecek, sıcaklıklar yükselecek ama beraberinde ne olacak? Bu ısınmayı sağlayacak olan güneyli hava akımları güneyden tozu toprağı da getirecek. Fırsatını bulup nisanda bir şekilde ıslandıysanız, mayısta da bulacağınız başka bir yağışla da bence şansınızı zorlamayın. Çünkü bu dönemde (mayıs sonlarında) güneyli hava akımları kuvvetlenmeye başlayacak ve bu rüzgarlar ile gelen toz toprak memleketinin karakterini taşıyor olacak. Ve her memleketin toprak karakteri, bakterileri, besinleri, meyveleri farklı farklı. Farklı milletlerin genetik yapısı bazen bu değişikliğe tepkiler verebiliyor. Afrika’daki, Arabistan’daki, Lübnan’daki toz toprak, bazı bakteriler hiç problem oluşturmazken bizde sıkıntılara yol açabiliyor. Ve doğal havayolu olan rüzgarlar ile gelecek bu toz toprak, dolayısıyla bazı bakteri ve mikroplar, bu rüzgarların akabinde gelecek yağışlar ile yere inecek. Bu nedenle önümüzdeki 1-1,5 ay içerisinde seyrek olsa da gelecek yağışların büyük çoğunluğu çamurlu olacak. Toprak için iyi olabilir ama nisan yağmurları gibi altında çok fazla dolaşmamakta fayda var. Tamam tamam, nisanda yağış almadık, n’apalım biz olanı söylüyoruz. :)
Yazının devamı...

Doğu tamamen sağanak yağışlı Karadeniz’de su baskını riski

9 Mayıs 2008
Doğu bölgelerin tamamı sağanak yağışlı ama Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde aşırı yağışların su baskını oluşturma ihtimali var. Formula 1 yarışları yağışsız geçecek.

Geçen hafta da bahsetmiştim, bültenlerimizde de sürekli değiniyorum, ayın 14-15’inden önce sıcaklıklarda kayda değer bir artış yok. Ay ortalarından sonra bahar değerlerine çıkıyoruz. Aşırı değil, muhtemelen normalleri göreceğiz.

İç ve güney bölgelerdeki aşırı yağışlar bugün Karadeniz’in doğusuna taşınıyor. Doğu bölgelerin tamamı sağanak yağışlı ama Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde aşırı yağışların su baskını oluşturma ihtimali var, lütfen tedbirli olun diyoruz!

Bu arada Formula severlere yağış beklemediğimizi hatırlatalım...

MYANMAR FELAKETİ

Myanmar’daki tayfunu haberlerden takip ediyorsunuz. Güçlü bir tayfun Myanmar’ı alt üstetti. İnsanlar öldü, bazı yerler haritadan silindi. Bir tayfun ya da siklonun enerjisi bazen atom bombasının 100 katı olabiliyor. Okyanus suyunun sıcaklığının belirli bir seviyeyi aşmasından sonra üzerinde hava sistemleri oluşuyor. Aynen bizdeki gök gürültülü sağanak yağış oluşturan sistemlerin benzerleri, ama onlarca.

Bölgedeki yüksek basınç kuşağı bu sistemleri bir araya toparlıyor ve bu onlarca sistem bir araya gelip güçlü bir tayfunu oluşturuyor. Bu nedenle bu tür tayfunların içerisinde farklı farklı hortumlar da bulunabiliyor. Yani çok güçlü rüzgarlara sahip ve bu rüzgarın farklı yönlerden esip kaotik bir hareket oluşturduğu bir sistem.

Bu tür sistemler okyanus üzerinde sıklıkla oluşuyor ama hepsi gelip karalara çarpmıyor. Küresel ısınma ve buna bağlı olarak iklim değişimi bu tür sistemlerin frekansını (oluşma sıklığını) artırıyor, dolayısıyla karalara çarpan tayfun sayısı da böylelikle artıyor. Olayın bu fizik kısmı, ya insani yanı?

Yaşamlarını kaybeden insan sayısı 25 bine yaklaştı. Belki siz bu yazıyı okurken, sayının 25 binin de üzerine çıktığı açıklanacak. Evsiz kalan insan sayısı ise 1 milyon!

Tayfun ile belki birçoğumuzun adını bile duymadığı bu ülkenin ne kadar fakir olduğunu, halkının nasıl yaşadığını, yönetiminin kimin elinde olduğunu öğrendik.

Myanmar ve yaşanan tayfunla ne öğrendik? Ülke çok fakir, meteoroloji ağı, uyarı sistemleri yok, halk eğitimsiz, insanlar beklenen tayfundan habersiz, birçoğu sokaklarda yaşıyor, evler dayanıksız, dere yataklarına evler kurulu, yönetim afete müdahale etmiyor, ya da geç ediyor.

Aslında okumamız gereken, afet yönetimi olmadığında çıkan neticenin ne kadar büyük olduğu. Çünkü 3 yıl önce Katrina’nın yaptığı tahribatı düşünün. Gücü yaklaşık aynı seviyedeydi ama 2 bin kişi yaşamını yitirdi. Hadi rakam gizlenmiş olsun, 5 bin, hadi olmadı 10 bin. Ama Myanmar’da 25 bin kişi öldü, kayıp 40 bin kişi var. Toplam 65 bin kişi.

BİZDE OLSA NE YAPARIZ!

Afet yönetimi ne kadar önemli görüyor musunuz? Şimdi gelelim bize. Tamam, Türkiye’mizde bu tür tayfunlar olmuyor, okyanusa açık kıyılarımız yok. Ama sellerimiz ve daha kötüsü depremimiz var! Allah korusun olası bir tehlike için kaçımız ne yapacağını biliyor?

Afet yönetimi için Türkiye’de Prof. Mikdat Kadıoğlu canla başla çalışıyor. Bu tür eğitimlerin artık ilkokullara zorunlu ders olarak yerleştirilmesi lazım. Yılda kaç can veriyoruz yollarda, zorunlu trafik dersimiz var mı? Yaşamaya gerek yok, bu tür afetlere maruz kalmış ülkelere yardım edelim, üzülelim ama vah vahla kalmayalım, tabloyu doğru okuyalım...
Yazının devamı...

Serin dalga geliyor

2 Mayıs 2008
Bahara hasret kaldık. Son birkaç güne bakıp hafta sonu için açık hava planı yapıyorsanız sıkıntı yaşama ihtimaliniz olabilir. Bültenlerimizi takip edin. Havalar tam açtı, tam ısındık derken yine bir serin dalga geliyor. Aslında ’dalga’ demek de pek doğru olmayacak çünkü ayın yaklaşık 10’una kadar sıcaklıklarda artış yok, yani sistem biraz uzun soluklu. Bu serinlemeden daha çok orta ve batı bölgeler etkilenecek. Yağışları, haritalarda gördüğünüz gibi ağırlıkla orta ve kuzey bölgeler alıyor. Yağışların bu akşamdan itibaren Marmara’dan Türkiye’ye girmesi bekleniyor.

*

Havayı kirleten kaynaklar dünyada belirli başlıklar altında toplanmış ve üniversitelerde okutulan kitaplara dahi girmiş. Bu kirletici kaynaklarının önem sırasına göre ilk üç içerisinde "çizgisel kaynaklar" da bulunuyor. Çizgisel kaynak, araçların eksozlarından çıkan gazların yoğun trafik nedeni ile belirli bir hat içerisinde kirlilik oluşturması demek. Sanayi şehir dışına taşınmaya çalışılsa da özellikle İstanbullular bu çizgisel kirletici kaynağının ürettiği kirleticilere fazlasıyla maruz kalıyor. Bu zehirli gazları havayı, bahar havasını soluyacağız diye içimize çekiyoruz ya da araç camlarımızı açıyoruz. Bir de bu kirleticiler yeşil alanlar içerisinde oluşuyorsa o zaman dokunmayın gitsin, bu durumda yer seviyesi ozonu ile de karşı karşıya kalıyoruz. Yukarı seviyede ozon kanserojen ışınları süzdüğü için istenen bir gaz ama yer seviyesinde ciddi zararları var.

Büyük şehirlerde trafik problemini ortadan kaldırmak için büyüklerimiz projeler üretiyor. Yollarımız genişletiliyor, ek yollar, köprüler, kavşaklar, metrolar yapılıyor. Niçin? Trafik problemimiz ortadan kalksın, sinir harbi yaşanmasın, zamanımız zayi olmasın, milli servet olan araç yakıtları bu yoğun trafikte uçup gitmesin ve araçlardan çıkan bu partiküller şehrimizi, dolayısıyla hepimizi zehirlemesin.

Benim gibi İstanbul’da pek çok kişi her sabah Anadolu yakasından kalkıp Avrupa yakasına, akşam olunca da tekrar Anadolu yakasına seyahat ediyor. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü kullanan birçok kişi bilir, köprüden çıkıp Kozyatağı’na kadar yarım saat-kırk beş dakikada gelinir ve eviniz artık burnunuzun dibinde olsa da Kozyatağı’ndan (Atatürk Caddesi’nden) trafik nedeniyle bir türlü evinize ulaşamazsınız. Yani 30 kilometreyi de, 3 kilometreyi de yarım saatte alırsınız. Çünkü bölgede park etmiş araçlar, ışıklar ve sağlı sollu dönüşler vardır! Bölgedeki ağır işleyen trafik ile havaya kirleticiler yayılıyor. Bir de üzerine yüksek basınçlı günler eklenince bölgede adeta zehir solunuyor.

Kavşaklarda dönüşlerden dolayı trafiğin yavaşlaması, ışıklar, sağ tarafa park etmiş araçlar neticesinde yolun daralması...

Bu bölgede trafiğin akışkanlığını sağlamak, boşa harcanan yakıtları en aza indirmek, bölgenin sürekli eksoz dumanı ile boğulmasını engellemek için bu 3 başlıktan ilk olarak hangisine müdahale ederdiniz? Işıkları kaldıramazsınız, yollar ve dönüşler de lazım, geriye bir tek başlık kalıyor: Yolun sağında park edip yolu daraltan araçlara karşı tedbir almaya çalışmak, yolu genişletmek. Ama büyüklerimiz bizim gibi düşünmemiş. Çünkü Kozyatağı’nda ikinci çevre yolunun şehre bağlandığı Atatürk Caddesi’nin sağ tarafı olduğu gibi İSPARK tarafından otopark yapılmış. Ben dar anlayışımla bunu şöyle algıladım: Bölgenin trafik sorununu çözmek için park eden araçlara engel olmak yerine "buyurun, trafiği tıkayıp, havayı kirletip, zehir solumamıza neden olabilirsiniz, ancak parasını ödediğiniz müddetçe".

Tamam kabul ediyorum, İstanbul gibi dünyadaki tüm dev metropollerde yol kenarları otopark olarak işletilir. Ne kadar yol, otopark yapsanız da şehir bu kadar nüfusu kaldırmaz ama insanların sürekli sorun yaşadığı ve adeta TEM’in bir parçası olan böyle bir yola "buyurun aracınızı park edin" denmesini nasıl buldunuz?

Meteoroloji bilimi ne zaman gelişmiş ülkelerdeki gibi hayatımızın içinde kullanılacak, insan sağlığı düşünülecek, bir bilene sorulacak? Evet maddi kaynak lazım ama el insaf diyorum...
Yazının devamı...