"Bünyamin Sürmeli" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bünyamin Sürmeli" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Bünyamin Sürmeli

Serinliyoruz ama yeniden ısınacağız

10 Ekim 2008
Bu haftasonu yine yurdun büyük kısmı yağışsız! Bugün ve yarın Marmara’da yerel yağışlar olabilir. Karadeniz ve Doğu Anadolu ise yarın yağış alacak. Bu yağışlar da pek kuvvetli görünmüyor. Sıcaklıklar hafta içine nazaran birkaç derece düşüyor ama yeni haftayla beraber 2-3 derecelik kayıp geri gelecek. Yani yine birkaç derece ısınacağız...

Küresel olarak ısındığımızdan bahsediyoruz. Sonbahar erken gelmiş gibi görüyor ama sakın "hani ısınıyorduk?" demeyin. Çokça bahsetmiştim; sert kışlar, aşırı kar yağışları bile küresel ısınma sonucunda oluşan iklim değişikliğinin sonucu. Yani önümüzdeki kışı sert, kar yağışlı, soğuk geçirirsek bu ısınma olmadığı anlamına gelmez. Aynen ateşimiz çıktığında titreyip üşümemiz gibi!

Bilim adamları atmosfere güneş panelleri yerleştirip gelen ışınların bir miktarını geri yollamak, havadaki karbondioksiti emip yer deniz diplerindeki kayalıklara enjekte etmek ya da okyanuslardaki karbondioksitle beslenen planktonları artırıp, okyanus karbondioksitini düşürüp havadan daha fazla karbondioksit emmesini sağlamak gibi pek çok proje üretti. Bunların hepsi havaya ya da doğaya müdahale!

Küresel ısınmanın benzerleri geçmişte de yaşanmış. Çünkü Dünya arka arkaya bir sıcak bir serin dönemler geçiriyor. Sıcak dönemler geçiren Dünya soğuma da yaşamış ancak nüfus bu kadar yüksek değilmiş. Isınmayı insanlar oluşturmadığı gibi, ısınmadan soğumaya geçişte de insani etki düşük. Kısacası Dünya herhangi bir nedenle tekrar soğuyabilir. 500-600 yıl aradan sonra yanardağlar tekrar patlamaya, lav püskürtmeye başlıyor. Yanardağların patlaması ısınmanın tersine dönmesine yol açabilir. Yanardağ patlamalarında atmosfere yüksek miktarda kükürt çıkıyor ve havada karbondioksidin tersi bir işlem yapıyor. Isıyı yutup, yeniden Dünya’ya yollamıyor. Yansıtarak atmosfer dışına çıkartıyor.
Yazının devamı...

Dönüş yolundakiler dikkat

3 Ekim 2008
Eğer yolunuzun üzerinde batı bölgeler olacaksa mümkün mertebe dönüşünüzü pazara bırakmamanızda fayda var diyoruz. Aşırı yağışlar özellikle Marmara, Ege ve Karadeniz’de görülüyor. Yağış yüksek ihtimalle pazartesiye kalmıyor.

Ülkemizde dört mevsim bir arada yaşanıyor. ’Dört mevsim bir arada yaşanıyor’ cümlesi esasında geleceği planlamak adına ciddi bir mesaj veriyormuş ama ya biz anlamamışız ya da önemsememişiz. Küresel iklim değişikliği 20. yüzyılın ortalarından beri biliniyor. Başlangıcı sanayi devrimine dayanıyor ama atmosferin bizim anlayacağımız refleksi vermesi 50-60 yılı buluyor. Yani 1960’lardan bu yana dünya yaklaşan değişimi görüyor, biliyor ve konuşuyor.

Memleketimizin dört mevsimi bir arada yaşayan eşsiz bir iklime sahip olduğunu konuşuyoruz. Bir ülkede dört mevsimin bir arada yaşanması, iklim değişikliğiyle birlikte sorunların da farklılaşması, her bölge için ayrı politikaların üretilmesi, yerel gelecek planlamalarının yapılması gerektiği anlamına geliyor. Tabii benim istediğim iklimsel gelecek planlamasının sorunlar dibe vurmadan, krize dönüşmeden harekete kalkışılmayan bir ülkede lüks olduğunun farkındayım.

Uzunca bir süredir kuraklığa bağlı olarak tarım problemi yaşıyoruz. Baraj doluluk oranlarının hatırı sayılır yükselişinin ardından bir değişim var mı, diye İSKİ’nin sayfasına bakıyordum, şunu gördüm; İstanbul’daki barajların ilk 7 ay için doluluk oranları son 12 yılın 6 yılında, 50 yıllık ortalamanın üzerindeymiş, 2 yıl ortalama sınırlarda, 4 yıl da ortalamanın altındaymış. Yani baraj doluluk oranları 50 yıllık ortalamanın altında kalan yalnızca 4 yıl varmış. Buradan anlıyoruz ki, bizim aslında temel sorunumuz suyumuzun azalması değil.

İklimsel değişime karşı yapacak pek bir şey yok; değişimi hızlandıracak müdahaleleri ortadan kaldırmak dışında iki problemimiz var. Gelecek planlaması ve tarımsal planlama yapamıyoruz. Bir yıl bir ürünün mahsulünde patlama var, ancak fiyatlar düşüyor, ürünler dökülüyor, üretici de tüketici de perişan. Mahsul az oluyor, fiyatlar fırlıyor, insanlar ürünü alamıyor, yine üretici de tüketici de perişan. Bir yıl bir üründe fiyatlar yükseliyor, küçük bir grup para kazanıyor, ertesi yıl herkes aynı ürünü ekiyor, yine perişan oluyorlar.
Yazının devamı...

Bayramda sel baskınlarına dikkat

26 Eylül 2008
Aşırı yağış su baskınlarının da ötesinde problemlere yol açabilir. Bayrama üç gün kala aşırı yağış, yıldırım ve gök gürültüleri olacak. Seyahate çıkacaklara araçlarının bakımını yaptırmadan, özellikle de lastiklerin durumunu kontrol ettirmeden yola çıkmamalarını öneriyoruz. Trafik kurallarına muhakkak uyun, çünkü meteorolojik koşullar sıkıntı oluşturabilir.

Bayrama az kaldı. Hazırlıklar tamam mı? Biz her Gaziantepli aile gibi "yuvalamalar" yuvarladık. Ramazan Bayramı’nın ilk gününde Gaziantep’de yuvarlama, yani nohut büyüklüğündeki köfteler, yenir. Bunlar bayram için evde yaptığımız hazırlıklar.

Peki bayrama meteorolojik olarak nasıl hazırlanacağız? Bayrama son üç gün kala aşırı yağışlar, yıldırımlar, gök gürültüleri beklendiğini hatırlatalım.

Bugün Marmara’da, yarın Doğu Anadolu ve Güneydoğu’da, pazar günü Doğu Akdeniz ile Güneydoğu’da aşırı yağışlar bekleniyor. Aşırı yağış su baskınlarının da ötesinde problemlere yol açabilir. Hatta pek çok merkezde ufak çaplı sele dahi dönüşebilir. Buradan herkesin her türlü önlemi alması gerektiğini söyleyelim. Meteorolojik koşulların da olumsuz etkisi mutlaka göz önünde bulundurulmalı.

Özellikle yaşlılar aşırı yağışı gördüklerinde mümkün mertebe dışarı çıkmamaya çalışsınlar. Anne babaların da çocuklarını aşırı yağışlı günlerde evde tutmalarında yarar var. Zira suya kapılarak meydana gelen can kayıplarının sayısı hiç de az değil.

Yağışlara gök gürültüleri ve yıldırımlar da eşlik edecek. Yağış anında ağaç altlarına sığınmayın ve yükseltilerden uzak durun. Eğer etrafınızda şimşekler çakıyor ve yıldırımlar düşüyorsa arabanızdan dışarıya çıkmayın. Tabii bu öneri yıldırım için geçerli, yoksa sel için aynı şey geçerli değil.

Sözün özü: Bayram tatilinin başlangıcı ve bitimindeki haftasonlarında hava iyi değil. Hatta bu haftasonu pek çok merkezde sel ihtimali var. Bayram süresince de hava fena görünmüyor. Tabii bu uzun vadeli bir öngörü değişim olabilir, bültenlerimizi takip etmeyi ihmal etmeyin. Şimdiden bayramınızı da kutluyorum.

ALTERNATİF TOPLUTAŞIMA ARACI

Kentlerin en büyük kirlenme sebebi "Çizgisel Kirletici Kaynaklar"dır. Yoğun trafiğin olduğu hatlara "çizgisel kirletici kaynağı" deniliyor ve hem sağlığı, hem de lokal ve global iklimi bozuyorlar. Buna mani olmak ve trafiği rahatlatmak için toplu taşımaya yönelmemizi öneriyorum. İstanbul’da alternatif toplu taşıma aracı METROBÜS’ün yanı sıra dünyanın kullandığı AIRTRAIN kullanılmalı. Bunun için ne kilometrelerce yol (E5) genişletilmesi, ne de ekstra yol yapılması gerekiyor. Tek bir yol yapılıyor ve halihazırda kullanılan yolun üzerine çıkma yapılarak ray döşeniyor. Ayrıca fosil yakıt kullanılmadığı çevreci bir yöntem. Maliyetlerini düşürmek için de tren yerine tramvay yapılabilir.
Yazının devamı...

Su baskınlarına dikkat

19 Eylül 2008
Neyse ki biriken yağışlar toplu halde geliyor. Bugünlerde üst üste gelen yağış dalgaları var. Bu hafta sonu, özellikle pazar Yunanistan üzerinden Türkiye’ye gelecek yeni bir yağışlı sistem bekleniyor. Pazar günü orta ve batı bölgelerin tamamı sağanak yağışlı. Yağışların Marmara’nın batısı ile Kıyı Ege’de su baskınlarına yol açma ihtimali var. Özellikle sürücüler dikkat. Yağışlarla batı ve kuzey bölgelerde düşen sıcaklıklar ayın 23-24’ünden itibaren yükseliyor ama bir süre öyle 30 dereceler yok. Doğu bölgeler bu sistemlerden pek etkilenmiyor.

Kültürler değişse de insanların psikolojisi ortak bir alan buluyor. Geçen hafta Amerika’daydım. Ülkede yabancı olduğum için kiraladığım arabayı daha dikkatli kullanıyordum ve karşı şeritten bir araç selektör yaparak geliyordu. İleride polisin radarla hız kontrolü yaptığını görünce selektörün anlamını kavradım. Aynen bizdeki gibi insanlar birbirini çevirme var diye uyarıyormuş.

Bakın bir örnek daha vereceğim, size bir şey hatırlatacak mı? IKE Kasırgası ile ilgili haberleri takip ediyor musunuz? Kasırganın, Houston bölgesinde yoğun olarak bulunan petrol tesislerinde hasara yol açmasından kaygılanılıyordu. IKE’ın 50 yıldan beri Meksika Körfezi’nde Teksas’ı tehdit eden en büyük kasırga olduğu sanılıyor. Tayfunun çapı yaklaşık bin kilometre. Yani Katrina kadar kuvvetli olabileceği sanılıyor ve bir milyon kişi evlerinden tahliye edildi. Ancak birçok kişi bu tahliyeyi reddetti. Sebep: Bir önceki tayfun beklendiği kategoride çıkmadı!

Geçen sistem tahmin edildiği gibi olmadıysa, bir sonraki de aynı şekilde olacak diye bir şey yok. Sonra düşündüm, bizde böyle bir tayfun uyarısı olsa aynı tepki, hatta daha fazlası bile yaşanırdı. Meteoroloji biliminin içerisinde zaten yanılma payı yer alır. Meteoroloji, modellerini oluştururken sapma payının yüzde yüz bulunduğunu bilerek integral çözümleri kullanır. Yani meteorolojide sapmayı gördüğünüzde "Bu bahar hiç tutturamadılar" ya da benzeri cümleler kurmayın, çünkü bu tutmama olasılığı her zaman vardır. ABD’deki eski sapmaları baz alarak tahliyelere karşı koyanlar acaba kendilerini riske attıklarını ve yüksek ihtimalle de zarar görebileceklerini düşünmüyorlar mı? Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla...
Yazının devamı...

Kuraklığa karşı yağış bekleniyor

12 Eylül 2008
Ancak önümüzdeki haftanın başlangıcında Balkanlar’dan Türkiye’ye yeni bir yağışlı sistem gelebilir. Umarım beklenen yağışlar olur ama sonbahar bu, sağı solu belli olmaz.

Sıcaklıklarsa dalgalanma yaşıyor. Bulutlar da bu dalgalanmalarla oluşuyor zaten. Cumartesi sıcak, pazar serinleyecek gibi, pazartesi tekrar ısınıyoruz, salı günü sıcaklık yeniden düşüyor. Bahsettiğim düşüş ve yükselişler ortalama 5 derecelik olacak ve daha çok Marmara ve Ege’de hissedilecek.

Havada irili ufaklı milyonlarca partikül var. Bu partiküllerin yanı sıra, her zamanki gibi insanoğlunun atmosfere müdahalesi de mevcut.

Bacalardan çıkan gazlardan sigara dumanına, filtre edilmemiş dizel egzozlardan çöplerin yakılmasına kadar pek çok şekilde atmosfere partiküller salıyoruz. Mangal yakarak ve havai fişekler atarak da bu partikül artışına destek veriyoruz. Avrupa standartlarına göre otomobil katalizörlerindeki metal parçacıkları dahi tehlikeli sınıfta sayılıyor. Havaya partikül yayılıyor da, ne oluyor? Adım adım gidelim...

AB standardı şu; bir metreküplük havadaki ince toz parçacıkları 50 mikrogramı geçmemeli. Ve bu seviye yılda 35 günü aşmamalı, aşan kentlere ciddi cezalar veriliyor. Bu partiküllerin ortalama değil anlık değerleri önemli. Neden? Çünkü insanoğlu anlık yaşıyor. Beş dakika iki kat soluk alıp, beş dakika almasanız yaşayabilir misiniz? AB tarafından yapılan bir araştırma sonucuna göre, yalnızca Avrupa’da bu toz parçacıklarından yılda 310 bin kişi ölüyor. Yanlış okumadınız 310 bin kişi! Kirletildikten sonra havanın temizlenmesi de çözüm değil, zira ıslak sokak temizliği ve kurum katalizörleriyle havadan belli partiküller alınabiliyor. Bahsettiğimiz partiküller mikron seviyesinde, temizlendiği düşünülen havada da aynı partiküller bulunuyor. Büyüklükleriyse 0,1 mikrometre olan bu partiküller temizlenemiyor ve bir nefesle alveollere kadar ulaşabiliyor. Böylece mikron seviyesindeki parçacıklar kana karışıyor. Tansiyon, kalp atışı ve kanama zamanı değişikliğine sebebiyet verebiliyor. Sıkışık trafikte camlarınız kapalıysa, havalandırmayı açarken iç sirkülasyon düğmesi de basılı olsun. Uzmanlar trafiğin yoğun olduğu zamanlarda yaşanan enfaktüs ve inmelerin nedenleri arasında havadaki tozları da sayıyor. Tabii söylediklerimden "Aman Allahım, ne yapacağız?" gibi korku cümleleri çıkarmayın, zira bunlar günlük yaşamda rastladığımız ve uzun vadede başka sorunlara yol açabilecek problemler.

Velhasıl, belki farkında değiliz ama atmosfere salınan ince tozlar ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu tabii ki yeni bir şey değil, günlük yaşantımızda kanıksadığımız bir durum. Ama uzun vadeli birikimle veya anlık olarak pek çok kişinin yaşadığı kalp ya da astım krizlerine etki ediyorlar. Tozlu bölgelerde pek bulunmayın ve özellikle yoğun trafikte seyredenler araçlarda önlem alın.
Yazının devamı...

Bu hafta da sıcak geçecek

5 Eylül 2008
Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu yine yer yer 30’lu değerlere kadar çıkıyor. Yaklaşık ayın 10-11’ine kadar böyle devam edeceğiz. Sonrasındaysa hissedilir dalgalanmalar yaşanacak. Ümidimiz bu dalgalanmaların yağış getirmesi yönünde ancak bu konuda net bir bilgi yok maalesef.

Mevsimler öyle değişti ki, sürekli hatırlatmalar yapılıyor. Biz bültenlerimizle; sivil toplum kuruluşları broşürler ve panellerle; medya da uzman konuklarıyla sürekli uyarı halinde. Meteoroloji haberleri dünyada en çok izlenen haberler arasında, reyting yarışında da öne geçti. Son dönemlerde belki hayatınızda hiç duymadığınız uyarılarla karşılaşıyorsunuz. Soğukta ve sıcakta giyinmek, su tasarrufu, hava-sağlık etkileşimi, hatta otomobillerinizi yıkamanız ve antifiriz takviyesine kadar pek çok şeyi gerekli zamanlarda hatırlatmaya çalışıyoruz.

Amerika’da her şey yazılı. Trafik işareti koyuyorlar ve altına ne olduğu yazıyor. İngiltere’deyse trenler, metrolar ve otobüsler konuşuyor: Kafana dikkat et, yağını boşa atma, sıkı giyin, dışarısı şu derece, zemin kaygan ve kırmızı yanıyor geçme, gibi. Özellikle toplu taşıma araçları sürekli uyarılarda bulunuyor.

Bunu biz niye yapmıyoruz? Hem o kadar maliyetli bir uygulama değil. Her yıl lodoslu günlerde kaç can gidiyor? Kar yağdığında oluşan maddi hasarın hesabı yok! Aşırı yağışta sulara kapılanlar, bodrum katlarda problem yaşayanlar, orman yangınlarında kaybettiklerimiz. Aslında bu bilgileri aktarmak için toplu taşıma araçları ve sokaktaki reklam panoları ideal. Özellikle de toplu taşıma araçları. Sıcakta ya da soğukta ve meteorolojik anlamda riskli günlerde toplu taşıma araçlarının camlarına uyarı panoları asılabilir. Ya da İngiltere’deki gibi sesli hatırlatmalar yapılabilir. Sağolsun Prof. Mikdat Kadıoğlu; köprülerin yollardan daha önce donduğunu gösterir tabelaları anlata anlata yollara yerleştirdi. Ya da metro, tren ya da vapurların giriş çıkışlarında anonslarla hatırlatmalarda bulunulabilir. İnsan sağlığını ve sosyal yaşamı etkileyecek lodos, fırtına, buzlanma, kar, nem ve benzeri sıradışı meteorolojik durumlarda bu uygulama yapılabilir, önümüz kış.

İstanbul’da tramvaylarda zaten durakların adları anons ediliyor, yani bir hoparlör ağı mevcut. Buralardan, buzlu günlerde dikkat edilmesi, lodosta sobaların gece söndürülmesi ya da aşırı sıcaklarda şapka kullanılması türünden uyarılar anons edilebilir. Yaşadığımız orman yangını faciası, belki bir piknik tüpünden, belki de bir izmaritten çıktı. Her kesimden insanımıza ulaşırsak, en azından ihmal ve bilinçsizlik sebebiyle meydana gelen olumsuzlukların önüne geçilebilir.

İhmal ve bilinçsizlikle çıkan orman yangını oranını az buz sanmayın, Türkiye’de bir yılda ihmal ve bilinçsizlik sebebiyle çıkan orman yangınlarının oranı yüzde 47. Meteorolojik koşullar yangını büyütebilir ama başlangıcı ihmal. Dünya devleri ellerindeki tüm araçları fonksiyonel bir şekilde değerlendiriyor. Biz de otobüslerimizi, trenlerimizi, metrolarımızı ve vapurlarımızı aynı zamanda toplu iletişim araçları olarak görevlendirebiliriz.
Yazının devamı...

Eylülün ilk günleri serin

29 Ağustos 2008
Bir çok kişi yeter diyor olabilir, ama böyle. Bahsediyorduk ayın son gününde ve eylülün ilk günlerinde sıcaklıklarda dalgalanmalar var diye, işte bu dalgalanma ile pazar günü batı bölgelerde bulutlar biraz artıyor. Bölgesel yağışlar da olabilir ama kuvvetli sağanak Marmara’nın güneyine ve iç Ege’ye pazartesi akşamı gelebilir. Aynı zamanda sert rüzgarlar görülebilir, detaylar önümüzdeki günlerde bültenlerimizde...

İnanın, mini bir araştırma ile her hafta kuruyan, küçülen bir göl ya da nehir yazabilecek duruma geldik. Coğrafyamız değişiyor, Van Gölü artık Türkiye’nin ikinci büyük gölü değil. Marmara Gölü bir yıl içinde neredeyse yüzde 80’ini kaybetti. Meteorolojinin, sitesinde yayınladığı temmuz ayı yağış raporunu okudum. Uzun yılların ortalamasında geçer not alan bölge yok. Geçen yıla nazaran yağışlarda artış yaşanan bölgeler mevcut, ama geçen yıl zaten hiç yağış alamadık ki. Bu durumda ne kadar yağsa geçen yıldan fazla oluyor. Üstüne üstlük bu yıl gelen iki gramlık yağış da maalesef çiftçinin pek istediği zamanda gelmeyince, geçen yıla göre oluşan o minik fark da yok olmuş oldu. Üstelik bu yılın yağış bakımından normallerde geçmesi bekleniyordu, El-Nino yılından sonra gelen yıl olduğu için. Sularımızın kalmadığı ile ilgili yazıları okuyorsunuz, biz de suyun iktisatlı kullanılması gerektiğine dair sürekli uyarıları sıralıyoruz.

Yağışsız geçen 2007 yılının sonlarında kader yüzümüze güldü, kasım - aralık gibi yağış aldık, onun ataletiyle bugüne kadar geldik. Tekrar söylüyorum, 2007 sonu ve 2008’in normallerde geçmesi bekleniyordu. Bu yıl ne olacak? Mevsimsel tahminler pek tutmuyor, tutsa da mekanı kayıyor. Çok sıcak geçecek deniyor örneğin, Avrupa kavruluyor, biz standart bir yaz yaşıyoruz. Yani önümüzü sürekli kış tutmamız gerekiyor, bırakalım yaz gelsin. Evet, sonbaharda illaki yaza göre daha fazla yağış olur, ama tarım için yeterli olur mu? Buradan büyüklerime, böyle giderse sıkıntımız, suyunuzu iktisatlı kullanının biraz ötesinde olacak diyorum. Dünya gezilmeli, dolaşılmalı, yeni uygulamalar ile kendi bilgilerimiz birleştirilmeli. Tarımla ilgili, sulama sistemleri ile ilgili devletimizin çalışmaları var, biliyorum ama her gün bir öncekinden daha fazla calışılmalı, üretilmeli. Çünkü dünya durmuyor, bakın geçen hafta bahsettim, deli gibi yağış alan Kuzey Avrupa bile hava basınçlı, iktisatlı sifonlar üretmek için çalışmalar yapıyor. Hayır, dünyaya satmak için değil, kendi kullanıyor. Lütfen şöyle bir kendimize gelelim, hemen bu haftasonu hepimiz evimizde akan muslukları tamir ettirelim. Evlerin büyük çoğunluğu eski, dolayısıyla sifonlar da eski. Hemen sifonlarımızın su tankının içine içi su dolu 2 litrelik su şişesi yerleştirelim. İnanın cebiniz de gülecek, çok ciddi tasarruf sağlayacaksınız.
Yazının devamı...

Yine yağış yok

22 Ağustos 2008
Sıcaklıklar da yine ay sonuna kadar çoğunlukla normallerin üzerinde. Bir de bugünlerde yükselen nem var. Sıcakları katlayarak getiriyor, hissedilen değerler gerçek sıcaklıkların en azından 3-4 derece üzerine çıkıyor. Sıcaklara karşı tedbirli olun diyoruz. Bu hatırlatmalar bizim için. Ve millet olarak sıkıntılar hep başkasına olur, bize olmaz mantığı ile yaşıyoruz maalesef. Lütfen sıcakların hayli etkili olduğu öğle saatlerinde direkt güneş ışınlarına maruz kalmayın, bol ve açık renkli kıyafetler tercih edin, ağır yiyeceklerden ve özellikle öğle saatlerinde alkolden uzak durun diyoruz.

Bugünlerde su haberinde eksik yok, her gün bir su haberi var. Göller yok oluyor, tarım zararda, çeltik tarlaları kurudu. Haberler bitmiyor. Bakın Batı Karadeniz’de bile (Kastamonu) susuzluk sebebiyle çeltik tarlaları kurudu. Düşünebiliyor musunuz, yeşiliyle meşhur Kastamonu’da bile yağmur sorunu var.

Her ne kadar bilinçlendirme çalışmaları yapılsa da yaz, hatta sıcak geçen bir yaz içerisinde olduğumuz için ister istemez su her zamankinden de fazla tüketiliyor olabilir. Gerçi evlerde kullandığımız su, toplam harcama içerisinde en küçük kalem ama yine de evlerimizdeki tasarruf için maddeler belli. Banyoları duşlara çevirip sürelerini, dolayısıyla kullanılan suyu azaltacağız, traş olurken, diş fırçalarken suyu açık bırakmayacağız, çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolmadan çalıştırmayacağız gibi. Bir de sürekli bahsettiğimiz rezervuarlar var. Maalesef ülkemizde çok yaygın olarak kullanılan, özellikle eski nesil sifonlar çok fazla su harcıyor. 7-8 hatta 9 litrelik tankı olan sifonlar var. Bir şekilde her kullanımda 2-3 litre su tasarrufu sağlayabilsek, 4 kişilik bir ailede her bireyin günde 5 kez (en az) kullandığını düşünsek, minimum 40 litre demek. Bunu yaşadığınız şehirdeki aile sayısı ile çarpın artık.

Eğer rezervuarlarınızı değiştiremiyorsanız, su tankının içerisine 2 litrelik içi dolu şişe koyun diyoruz. Suyun basıncında hiç bir değişim olmaz, çünkü tazyiki oluşturan orada suyun seviyesi ve siz bu şekilde suyun seviyesini değiştirmiyorsunuz. Eğer rezervuarlarınızı değiştirebilirseniz, yeni nesil rezervuarlardan kullanmalısınız. Özellikle ABD’de yaygın olan bir sistem var ki, su israfını en aza indiriyor. Ülkemizde bu teknikte rezervuar üretimi var mı bilmiyorum ama hem halkımıza hem de üretici firmalara bu rezervuarlardan bahsetmek istiyorum. Bizim ağzına kadar su doldurduğumuz sifonların tanklarının içerisine bu sistemde iki tane mini tank yerleştirilmiş. İçinde sıkıştırılmış hava bulunuyor. Bu havayı sıkıştıran da şebeke suyunun tazyiki. Bu silindirlerin altında da su buluyor. Sifonun düğmesine bastığınızda önce sıkışmış hava çıkıyor, suyu cok kuvvetli bir şekilde itiyor ve oluşan tazyik ile 8 litre suyun yapacağı temizliği yarı yarıya, hatta üçte biri miktarınca su ile yapıyorsunuz. Ayrıca oluşan vakum etkisi ile suya ekstra destek verilmiş oluyor.
Yazının devamı...