"Fikret Bila" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fikret Bila" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fikret Bila

Fikret Bila

Stratejik karar günleri

18 Eylül 2017

Ankara’nın sürekli Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğine yaptığı vurgu ve bu yöndeki uyarıları, Türkiye’nin ulusal birliğini ve toprak bütünlüğüne ilişkin hassasiyetini ve alabileceği tutumu da yansıtıyor.

Irak ve Suriye’nin parçalanması, Türkiye’nin bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olarak algılanıyor. Ankara’nın hassasiyeti buradan kaynaklanıyor.

ABD’nin işgaliyle Irak’ın fiilen parçalanması ve Kuzey Irak’ta neredeyse bağımsızlığa yakın bir devlet yapısının oluşturulması, benzeri bir sürecin Suriye’de yaşanıyor olması ve PKK’nın 30 yıldır dış destekli terörle yapmaya çalıştığı sonuç olarak aynı amaca yöneliktir. Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın parçalanması...

Bu gelişmelerin ulaştığı aşama, özellikle Suriye’deki içsavaş ve ABD’nin PKK-PYD konusunda aldığı tutum, Kuzey Irak’ta Barzani yönetiminin bağımsızlığa adım atmak için ısrar ettiği referandum, Ankara’yı ulusal çıkarları bakımından stratejik kararlar almanın eşiğine getirdi. Önümüzdeki günler Barzani’ye karşı çok sert kararların alınacağı günler olabilir.

TÜRKİYE’NİN FARKI

Türkiye’nin komşularından en önemli farkı ve avantajı, kuruluş felsefesi, cumhuriyetin nitelikleri, demokrasi birikimi ve en son 15 Temmuz’da gördüğümüz gibi demokrasiye olan sarsılmaz inancı, Türk halkının ortak değerleri ve tarihten gelen bir arada yaşama kültürüdür. Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyacak en önemli güvence bu değerlerdir.

Hürriyet Dünyası her zaman, yukarıda özetlediğim gelişmeleri en yakından izleyen ve kamuoyuna detaylarıyla açıklayan yayın grubu oldu. Önümüzdeki günlerde de bu özeni göstermeye, gazeteleri ve televizyonlarıyla kamuoyunu doğru bilgilendirmeye devam edecek.

BASINDA BİR TABU YIKILIYOR

Yazının devamı...

Yeni habercilik anlayışımız

11 Eylül 2017

Geçen altı ay içinde değerli çalışma arkadaşlarımla birlikte Hürriyet’i daha da büyük, daha da etkili kılmak için tüm gücümüzle çaba gösterdik. Bu çabalarımız sürecek.

Başta yeni habercilik anlayışımız olmak üzere Hürriyet Dünyası’ndaki gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hürriyet Dünyası, 7 gün 24 saat, çok dilde, kesintisiz yayın yapan Türkiye’nin tartışmasız lider medya kuruluşu. Aynı zamanda ulaştığı okur, izleyici ve takipçi sayısıyla da dünyanın önde gelen medya kuruluşları arasında üst sıralarda yer alıyor.

Hürriyet gazetesi, yaz ayları da dahil olmak üzere günlük 300 binin üzerinde ortalama satışıyla Türk basınındaki liderliğini sürdürüyor. Günlük erişim katsayısı dikkate alındığında Hürriyet gazetesi, her gün 1 milyon civarında okuyucuya ulaşıyor.

Hurriyet.com.tr aracılığıyla Hürriyet Dünyası’ndaki bir haber her gün milyonlarca insana erişiyor. Hürriyet Dünyası’nın dijital yayınlarıyla ilgili şu rakamlar Hürriyet’in dünya ölçeğindeki yerini anlamak için yeterli:

Bağımsız ölçüm şirketi Gemius’un verilerine göre Hurriyet.com.tr ayda ortalama 26.1 milyon insana ulaşıyor.

Sitemiz ayda ortalama 52 milyondan fazla ziyaretçi ve 1 milyarın üstünde sayfa görüntülemesiyle dünya çapında da dijital medyanın liderleri arasında...

Haftada ortalama

Yazının devamı...

Hamburg ve Maltepe’nin söyledikleri

10 Temmuz 2017

CHP’nin Ankara’dan İstanbul’a ulaşan büyük yürüyüşü ve Almanya’nın Hamburg kentinde yapılan olaylı G-20 zirvesi...

Önce Hamburg’dan başlayalım...

ATEŞ ÇEMBERİ

G-20 zirvelerinde protestolar her zaman olur.

Hamburg’daki gösteriler bugüne kadar tanık olduğumuz diğer ülkelerdeki protestolar arasında en yaygın ve en etkili olanıydı.

Hamburg adeta ateş çemberi içinde kaldı.

Sokakları kapatılan Hamburg bir hayalet şehir görünümündeydi.

Buna rağmen protestocular araba, lastik, çöp bidonları yakarak, zombi gösterileri yaparak etkili oldu; yer yer polis kontrolü kaybetti, bundan yararlanan bazı gruplar mağazaları yağma etti.

Yazının devamı...

NATO’yla YPG’nin ilişkisi nasıl olur?

27 Mayıs 2017

Karşılıklı sert açıklamaların yapıldığı süreçte, “Türkiye AB’den kopuyor mu, AB Türkiye ile ilişkiyi kesiyor mu” soruları, yerini bir yumuşama sürecine bırakmış görünüyor. Türkiye ve AB bir
yıllık yol haritası üzerinde anlaştı. Türkiye’nin tam üyelik süreci açısından bir yıl içinde karşılıklı olarak atılacak adımlar belirleyici olacak.

TÜRKİYE’NİN SAVUNDUĞU GÖRÜŞ

Brüksel’de alınan en önemli kararlardan biri de NATO’nun, DEAŞ’la mücadelede koalisyona katılmasıdır.

DEAŞ’la mücadeleye NATO’nun katılması Türkiye’nin öteden beri savunduğu bir görüştü.

Bu görüş karara dönüştü ama çok geç dönüştü.

Türkiye’nin DEAŞ’la mücadelede ve özellikle Rakka operasyonunda, PKK-PYD-YPG’nin değil, ABD ile Türkiye’nin veya NATO güçlerinin devreye sokulması gerektiği tezi kabul görmedi.

ABD, Türkiye veya diğer NATO güçleri yerine PYD-YPG’yle çalışmayı tercih etti. Şimdi, Türkiye’nin itirazına rağmen YPG’yi silahlandırmaya, ağır silahlar da vermeye devam ediyor. PKK-PYD-YPG cephesi, Suriye’de ABD askeri yerine savaşmasının bedelini ise siyasi olarak tahsil etmek istiyor. Önce Suriye’nin kuzeyinde egemenlik kurmak ve sonraki aşamalarda PKK’nın bağımsız devlet projesi için çalışmak.

Yazının devamı...

Türkiye söz değil sonuca bakacak

18 Mayıs 2017

Erdoğan’ın bu amaçla geldiğini bilen Pentagon, planlarının bozulmasını önlemek için Beyaz Saray’a “YPG ile yola devam edecekleri” kararını önceden açıklatmıştı.

Trump’ın bu kararını değiştirmesinin çok zor olduğunu bilerek Washington’a gelen Erdoğan ve beraberindeki heyet, bu konuda istediği sonucu alamadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’ye hareketinden önce sorularımızı yanıtlarken, “DEAŞ’la mücadeleyi ve Rakka operasyonunu birlikte yapalım” önerisini tekrarladığını ancak Trump ve yönetiminin bu öneriye yanaşmadığını “Maalesef” vurgusuyla açıkladı.

Washington, çok önceden yaptığı “PYD-YPG tercihini”, Türkiye’nin uyarı ve önerilerine rağmen değiştirmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rakka’nın çoktan kuşatıldığını da belirterek, ABD’nin kararını verdiğinin anlaşıldığını da ifade etti.

Yazının devamı...

Erdoğan ile Trump zirvesi kırılma noktası olacak

15 Mayıs 2017

Türkiye, Çin ve Rusya ile birlikte ‘Yeni İpek Yolu’nun üç hâkim faktöründen biri. Anadolu, baştan başa altyapı yatırımlarıyla modern İpek Yolu’nda yeni bir köprü olacak. Kars’tan Edirne’ye kadar demiryolu ve hızlı trenlerle 21’inci yüzyılın İpek Yolu yeniden döşenecek.

Pekin’de bir kulağımız yeni İpek Yolu’ndayken, bir kulağımız da yarın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılacak görüşme öncesi değerlendirmelerdeydi. Nitekim dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelttiğimiz soruların çoğunluğu bu görüşmeyle ilgiliydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sorularımıza verdiği yanıtlar bu zirvenin Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğini belirleyeceğini de gösteriyordu.

 

KIRILMA NOKTASI

Erdoğan’ın yanıtlarından anlıyoruz ki, yarın Beyaz Saray’da gerçekleşecek zirveden ne karar çıkarsa çıksın, bir ‘kırılma noktası’ niteliği taşıyacak.

Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump’ı, YPG’yi silahlandırma kararından vazgeçirebilirse bu, Türkiye-ABD ilişkilerinin güçlenmesine yol açacak bir kırılma noktası olacak.

Aksine Trump kararından vazgeçmez ise bu kez de iki ülke açısından zaten iyi seyretmeyen ilişkilerin daha da kötü yönde kırılmasına neden olacak.

 

Yazının devamı...

'Memleket için güzel bir iş yapmanın rahatlığı içindeyim'

8 Mayıs 2017

KARIŞMAMIZ DOĞRU DEĞİL

(CHP’deki parti içi tartışmalar) Önemli değişimlerden sonra CHP’de bu hep oluyor; yeni bir durum değil. Seçimler sonrasında CHP’de mutlaka sesler yükseliyor. Bugün yaşananlar da onun tekrarından ibaret. CHP’nin iç meselelerine bizim karışmamız doğru değil. Zaten yeterince karışıklar. Bir de biz kalabalık etmeyelim.

(Astana Zirvesi’nde Türkiye-Rusya-İran arasında mutabakata varılan çatışmasızlık bölgeleri Türkiye’nin istediği bölgeler mi) Çatışmasızlık bölgesi olarak şu anda öngörülen, Hatay’ın güneyinde İdlib’i de kapsayacak şekilde belirlenen bölge esas alınıyor. Orada rejim güçleriyle diğerleri arasında sürekli ateşkes ihlal ediliyordu. Amaç bunları önlemek. Başarılı olursa diğer bölgelere yaygınlaştırılarak uygulanabilir. Başarılı olmasını ve kalıcı barışa katkıda bulunmasını umuyoruz. YPG konusundaki hassasiyetimiz belli. YPG ve benzeri unsurlara alan açacak çalışmalara müsaade etmeyiz.

(Suriye’de siyasi çözümden kastedilen nedir)  Siyasi çözümden maksat; terör grupları dışındaki grupların bir araya gelmeleri ve toprak bütünlüğü içinde bir arada yaşadıkları bir Suriye’dir.

UÇ SİYASETLER MERKEZE YANAŞACAK

(Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyareti sırasında Türkiye, Beyaz Saray’a ne önerecek)  Önereceğimiz şeyler belli. Sır değil. Biz başından beri PYD-YPG gibi örgütleri terör örgütü olarak görüyoruz. Bu örgütlerin müttefik ABD tarafından Suriye’de DAEŞ’le mücadelede kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Bunu başından beri söylüyoruz. Bizim teklifimiz “Beraber yapalım” şeklindedir. Bize söyledikleri şey ise “Henüz karar vermedik” biçimindedir. Ama sahada PYD-YPG ile faaliyetleri devam ediyor. Bu ortak faaliyetler bir önceki yönetim döneminde başlamıştı. Ümit ederiz ki ABD’nin yeni yönetim döneminde sürdürülmez.

(21 Mayıs’taki AK Parti kongresine ilişkin hazırlıklar)

Yazının devamı...

S-400 arayışının altındaki mesaj

12 Mart 2017

Savaş yerine barış, ölüm yerine yaşam, silah yerine hayatı kolaylaştıracak araçlar üretmek her çağdaş insan ve ülkenin ideali olmalıdır. Ancak gerçekler maalesef ideallere uymuyor. Savunma da -yine  maalesef- hem toplumlar hem ülkeler için bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyor. İnsanoğlu kendi niteliklerinden kaynaklı olarak henüz savunma sistemine ihtiyaç duyulmayan bir toplum, bir yaşam modeli kuramadı. Bu yöndeki çabaları felsefe kitaplarında kaldı.

Hayatın gerçeklerine dönersek, savunma ihtiyaç olmaya devam ediyor ve son dönemde bu ihtiyaç Türkiye için daha da arttı.

Türkiye’nin karşılaştığı tehditler ulusal savunma gücünü daha da geliştirmesi, güçlendirmesi gerektiğini ortaya koydu.

ULUSAL TEHDİT

Türkiye’nin ulusal birliği ve toprak bütünlüğüne yönelik tehdit, Suriye iç savaşıyla daha da büyüdü. Ankara’nın Suriye sorununu gündeme getirirken, bunun Türkiye için bir “beka sorunu” olduğunu vurgulaması, Irak ve Suriye’nin parçalanması halinde Türkiye’nin aynı tehdide maruz kalacak olmasından kaynaklanıyor.

Türkiye’nin hem Irak hem Suriye politikasını belirleyen temel, bu kaygıdır.

Suriye politikasını değiştirip, PYD-YPG konusunda ABD’ye tavır alması ve Rusya ile işbirliğine yönelmesinin altında aynı kaygı yatıyor.

Türkiye’nin bu kaygısını arttıran ise ABD oldu. Ankara’nın ulusal tehdit olarak görüp beka sorunu olarak tanımladığı konuda, Obama yönetimi, Türkiye’nin karşısında PKK-PYD-YPG cephesinden yana tutum aldı.

Yazının devamı...