"Fikret Bila" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fikret Bila" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fikret Bila

Fikret Bila

Kuşatma

31 Ocak 2017

Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e doğru PKK koridoru açılması girişimi, Türkiye’nin güneyden kuşatılması girişimiydi. Bu girişim Fırat Kalkanı’yla kesilmiş durumda ama henüz bitmiş değil.

Güneyden kuşatmanın denizdeki ayağı ise Kıbrıs’tır. Çözüme ulaşıyoruz diye KKTC’nin ortadan kaldırılması ve Kuzey Kıbrıs’ın Rum egemenliğine gireceği bir sürecin başlaması, Türkiye’nin Akdeniz’den de kuşatılması sonucunu doğurur.

Benzeri bir hamle Ege’de Yunanistan’dan geliyor. Yunanistan, Türkiye 15 Temmuz, terör ve Suriye ile meşgulken, Ege’de aidiyeti belirsiz adaları işgal ederek, batıda bir kuşatma hamlesi yapıyor.

Eğer 15 Temmuz’da FETÖ’cü darbe girişimi devleti ele geçirebilseydi, Türkiye’yi kuşatma, kaosa ve içsavaşa sürükleyerek parçalama girişimi hızlanacaktı.

SURİYE SINIRI

Suriye içsavaşını fırsat bilen PKK’nın, bu ülkenin kuzeyini ele geçirerek, büyük projesinin bir ayağını hayata geçirip bir devletçik kurmaya ve Akdeniz’e bir koridor açmaya yöneldiği açık biçimde görüldü.

Bu girişim, Obama yönetimi tarafından çok ciddi biçimde desteklendi.

Türkiye, PKK’nın başlattığı güneyden kuşatma harekâtını ancak TSK’nın Fırat Kalkanı operasyonuyla kesebildi. Bu yönüyle Fırat Kalkanı güneyden yapılan kuşatmayı yarma harekâtıydı.

Yazının devamı...

İkinci Kuzey Irak riski

28 Ocak 2017

Washington, 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra Saddam’ı sınırlıyorum diyerek 36. paralelin kuzeyinde oluşturduğu ‘güvenli bölge’de bir yandan Barzani-Talabani ikilisini bir yandan da Öcalan ve PKK’yı destekledi. Bu destek PKK’yı hem askeri hem siyasi açıdan güçlendirdi. PKK’nın Türkiye’ye saldırıları arttı ve giderek Kuzey Irak’ta da etkili bir konuma geldi.

ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesine kadar aktif olan Çekiç Güç ‘işlevini’ tamamladı. Irak’ı işgal eden Washington, Talabani’yi Irak cumhurbaşkanı, Barzani’yi Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi başkanı yaparak ödüllendirdi. PKK’yı Kandil ve Kuzey Irak’ta etkili bir askeri ve siyasi güç haline getirdi.

ABD bununla da yetinmedi, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi sonrasında Türk askerinin kafasına çuval geçirdi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) hedefine aldı. TSK’nın itibarsızlaştırılması, Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda büyük çaplı bir tasfiyenin gerçekleşmesi ve nihayet koruma altına aldığı FETÖ’nün 15 Temmuz’da giriştiği kanlı darbeye kadar, Türkiye ve TSK aleyhine ne varsa doğrudan veya dolaylı destek oldu.

Bugün ise Kuzey Suriye’de ‘2. Kuzey Irak’ yaratılması, ciddi bir risk olarak Türkiye’nin karşısına çıkmış durumda.

ABD-PKK İLİŞKİSİ

Kuzey Irak sürecinde ABD’nin PKK’ya doğrudan veya dolaylı desteği birçok kez kanıtlarıyla ortaya koyuldu. ABD ve PKK yöneticilerinin ortak toplantıları, helikopterle atılan yardımlar görüntülerle, fotoğraflarıyla kamuoyuna çok kez yansıtılmıştı. Keza o dönemin Genelkurmay başkanı, kuvvet komutanı, ordu veya kolordu komutanı seviyesindeki komutanlar tarafından da ifade edilmiş ve ‘Çekiç Güç’ün büyük hata olduğu vurgulanmıştır. (Fikret Bilâ, Komutanlar Cephesi, Doğan Kitap, 6. Baskı, Nisan-2010)

ABD, PKK ile bu ilişkisini Suriye’de PYD-YPG adı altında sürdürüyor. PKK’da ABD’ye ‘piyade’ hizmeti verip, Kuzey Irak’tan çok daha rahat biçimde Kuzey Suriye’de devletçik kurmaya çalışıyor.

PKK, Kuzey Suriye’de, Kuzey Irak’a göre daha rahat. Kuzey Suriye’de karşısında, Kuzey Irak’ta olduğu gibi bir

Yazının devamı...

Terör referandumun konusu olmamalı

27 Ocak 2017

Bu nedenle iç siyasette de uluslararası siyasette de araç olarak kullanılmamalıdır. İçeride partiler üstü bir ulusal sorun, dışarıda devletler üstü, uluslararası bir sorun olarak ele alınmalı ve mücadele bu anlayışla yürütülmelidir.

Böyle olması gerektiği halde içeride terör örgütünü arkasına alarak siyaset yapan siyasi partiler, uluslararası alanda terör örgütlerini kullanarak dış politika yürüten ülkeler hep var oldu.

Hiçbir gerekçe terörü haklı kılmayacağı gibi terör örgütlerine destek veren ülkeleri de sorumluluktan kurtarmaz.


Yazının devamı...

Cazibe yatırımını devlet yapmalı

26 Ocak 2017

Terörün yaygınlaşmasıyla birlikte 1980’lerden sonra hemen her hükümet Güneydoğu ile ilgili bir ekonomik paket açıklamıştır. Sayıları anımsanmayacak kadar çoktur.

Doğu ve Güneydoğu konusunda terör öncesi dönemde de -1980 öncesi- bölgeler arası dengesizliği gidermek amacıyla değişik teşvik önlemleri de uygulanmıştır. O dönemde, yatırım yapacağım diye teşvik belgesi alan, vergi indiriminden yararlanan veya ucuz kredi alan birçok işadamının, tarlanın ortasına uyduruk bir temel attığı veya derme çatma inşaat iskeletleri dikip, kredilerle ağa düğünleri yaptıkları veya batıda sahil kasabalarında otel, motel inşa ettikleri bilinir. 


CAZİP PAKET
Nitekim Başbakan Yıldırım da bu gerçeği bildiği için, “Burada para dağıtılıyor, geleyim 3-5 kuruş alayım diye düşünenler hiç yanaşmasın” diye uyarıda bulundu. Açıklanan paket gerçekten cazip olanaklar sunuyor. Özel sektörün yapacağı yatırımın yüzde 30’unun devlet tarafından karşılanması, fabrika yapımına devlet desteği, sıfır faizli yatırım kredisi, veri merkezlerinin elektriğinin yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılanması, faiz oranı yüzde 10 ise yarısının yine devlet tarafından ödenmesi gibi...

Yazının devamı...

Uğur Mumcu'nun iki uyarısı

25 Ocak 2017

Mumcu, araştırmacı gazeteciliğin en önde gelen isimlerinden biridir. Yazılarından oluşanlar da dahil olmak üzere 31 kitabının her biri araştırmacı gazeteciliğin örnekleriyle doludur.

Uğur Mumcu, yılmak bilmeyen araştırmacılığıyla oluşturduğu, her biri Türkiye’yi sarsan dosyaları nedeniyle karanlık güçlerin hedefi haline geldiğini biliyordu.

Cumhuriyet’ten görüş ayrılığı nedeniyle ayrılmış, Milliyet’e geçmişti. 1992 yılının başlarıydı. Milliyet’in Ankara bürosunda zaman zaman sohbet ederdik.

Aldığı tehditlerden devlet de haberdardı. O günlerde, “Beni kurşunla değil, bombayla ortadan kaldırmaya çalışırlar. Silah taşıdığımı ve çelik yelek giydiğimi biliyorlar” derdi. Nitekim de öyle oldu...

Yazının devamı...

Erdoğan’ın Trump’a verdiği mesaj

24 Ocak 2017

Ortadoğu’da girdiği hiçbir işin içinden çıkamadı. Beyaz Saray’dan ayrılırken yarattığı krizler daha büyümüş haldeydi.

Bu krizlerin başında Suriye geliyor.

Obama’nın Suriye’de izlediği politika, Türkiye-ABD ilişkilerini de tarihin en kötü dönemlerinden birine soktu.

ABD yönetimi, Irak’ta yaptığı gibi Suriye’de de PKK’yı ve ona bağlı PYD-YPG’yi destekleyerek, Türkiye’yi karşısına aldı ve Ankara’ya Rusya ile ittifak yapmaktan başka yol bırakmadı.

Ankara, Suriye’deki gelişmelerin ve ABD politikasının, Türkiye’ye tehdide dönüştüğünü ve beka sorunu haline geldiğini çok kez söylemesine rağmen, Obama kılını kıpırdatmadı.

Türkiye açısından meselenin özünü, Suriye’nin kuzeyinde ABD desteğinde bir Kürt devletçiği daha kurulması ve bu yapı üzerinden Güneydoğu’nun koparılarak, Türkiye’nin parçalanması tehdidi oluşturuyor.

Obama, PKK-PYD-YPG’ye güç vererek bu süreci Türkiye aleyhine hızlandırma yoluna gidince Türkiye de Rusya ile uzlaşarak, Suriye’ye girdi. Fırat Kalkanı, PKK’nın Kuzey Suriye’de, ABD desteğinde ‘Kürt devleti’ oluşturma projesini önleme harekâtıdır.

TRUMP’A MESAJ

Yazının devamı...

Şiddetin cinsiyeti

21 Ocak 2017

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasinin dayanakları olan düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü temelinde yükselen çağdaş uygarlık, kim tarafından yapılırsa yapılsın şiddetin her türlüsünü men eder.

Bu nedenledir ki, günümüzde şiddet fikirsel mücadelenin bir aracı olarak kabul edilmez, uluslararası ve ulusal hukukta suç kabul edilir ve cezaya bağlanır. Böyle olduğu halde, toplumsal ve siyasal temsilin en üst düzeyde vücut bulduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde maalesef şiddet hareketlerine tanık oluyoruz.

Meclis’in, vekillerin karşılıklı saygı anlayışı içinde çalıştıkları, farklı fikirlerin nezaket ve zarafet içinde tartışıldığı bir zemin olması gerekirken, zaman zaman yumrukların, tekmelerin, su şişelerinin, saksıların havada uçuştuğu bir arenaya dönüşmesi üzücüdür.

Ukrayna, Tayland gibi ülkelerin meclislerinden yansıyan bu tür görüntüleri ayıplayan bir toplum olarak son dönemde sık sık aynı görüntüleri veriyor olmamız, başımızı önümüze eğmemizi gerektiriyor.

KADIN VEKİLLERİN KAVGASI

Meclis’te şiddete bugüne kadar hep erkek milletvekilleri tarafından başvuruldu. Karşı fikirlere, fikirle karşılık vermek yerine, yumrukla, tekmeyle, boğaz sıkmayla, şişe, cep telefonu, saksı fırlatarak karşılık vermeyi yeğleyen erkek milletvekillerine maalesef gözümüz alışmıştı.

Ancak önceki gün ilk kez kadın milletvekillerimiz arasında da şiddete tanık olduk. Saç çeken, tokat, uçan tekme atan kadın milletvekilleri gördük. Geçirdiği kaza nedeniyle kol ve bacağında protez kullanan bir kadın milletvekilimiz yere düşürüldü. Bir diğer kadın milletvekilinin göğsüne bir başka kadın milletvekilinin tekme attığı görüldü.

Türkiye için utanç veren görüntülerdi.

Yazının devamı...

AK Parti-MHP ittifakı (2): İdeolojik yakınlık

20 Ocak 2017

MHP açısından bunlar; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin PKK ve Suriye politikasını değiştirmesi, çözüm sürecinin sonlanması, FETÖ’nün kanlı darbe girişimi ile devlete kastetmesi ve 1 Kasım seçiminden sonra MHP’deki parti içi muhalefetin baskısıydı.

7 Haziran 2015 seçim başarısının 1 Kasım 2015’te kaybedilmesiyle MHP’de başlayan parti içi baskının yanı sıra, 2015’te artan PKK, DAEŞ, FETÖ saldırıları, Suriye’deki içsavaşın içeriye taşınması gayreti ile oluşan parçalanma tehdidi; buna karşılık, Erdoğan ve AK Parti’nin MHP’nin savunduğu politikaları hayata geçirmesi, AK Parti-MHP yakınlaşmasının reel politik nedenleri olarak özetlenebilir.


İDEOLOJİK FAKTÖR
AK Parti-MHP ittifakını kolaylaştıran önemli bir faktör de iki parti arasındaki ideolojik yakınlıktır. AK Parti içinde MHP’nin temsil ettiği milliyetçilik; MHP’nin içinde de AK Parti’nin temsil ettiği muhafazakârlık vardır.

Yazının devamı...