Buse Özel

Sağlık Bakanlığı açıkladı: Madımak tıbbi bitki listesinde

25 Şubat 2024

Tür adı Latince kuşla ilgili anlamına gelen madımak otu, çok sayıda tohum üretiyor ve bu tohumlar çoğu kuş türü tarafından sevilerek yeniyor. Türkiye’de en çok Yozgat, Sivas, Amasya, Tokat, Kayseri ve Gümüşhane’de yetişen madımak, sebze olarak tüketiliyor. Araştırmalarda, madımak bitkisinin insan beslenmesi ve sağlığı için önemli besinsel içeriğe sahip olduğu belirlendi. Özellikle kırsal kesimde yaşayan halk, madımak bitkisini doğal floradan toplayarak zeytinyağlı ya da kıymalı yemeklerini yapıyor.

NELERE İYİ GELİYOR

Madımak otu, özellikle insülin direnç olan hastalarda, düşük kan şekerine sahip kişilerde kan şekerini dengeleyen bir ot türü. Mide ve bağırsak sistemine çok iyi gelen madımak otu, kronik kabızlıklarda kullanılabiliyor. Başta grip ve nezle gibi enfeksiyonların etkisini azaltıyor. Çünkü içeriğinde bol miktarda antioksidan barındırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Böbrek taşlarını düşürmede yardımcı.

BAĞIRSAK KANSERLERİ ZENGİN ÜLKE HASTALIĞI

YAPILAN bir araştırmaya göre 1990’larda doğanlar 1950’li yıllarda doğanlara göre 2 kat fazla kolon kanseri, 4 kat fazla da rektum kanserine yakalanıyor. Bunun en önemli nedeni ise paketlenmiş ve işlenmiş gıdalar. Ayrıca bu artış daha çok gelişmiş ülkelerde çünkü insanlar daha az hareket ediyor, daha çok çalışıyor, trafikte kalıyor ve hazır gıdalar tüketmek zorunda kalıyor. Kolon kanserinin “zengin ülke” hastalığı haline geldiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Kamil Özdil, şunları söyledi: “Kolon kanserine yakalanma oranı Afrika’da daha az çünkü rafine, paketli gıdalara erişemedikleri için lifli besleniyorlar. Dolayısıyla bu biraz da zengin ülke hastalığı. Fruktoz şurubu içeren gıdalar, aldığımız karbonhidratlar, çok fazla kullanılan kızartma yağı, tütsülü, tuzlanmış, yanık gıdalar bunun sebebi. Her gün düzenli sebze ve meyve yiyin.”

Yazının Devamını Oku

Kanseri atlatan Hüzün Yücel: Kanserden değil geç kalmaktan korkun

10 Şubat 2024

Uzun yıllar gazetecilik yapan Hüzün Yücel, önce KOAH’a yakalandı. Daha sonra kardeşine kanser teşhisi konuldu. Doktor “Genetik olabilir” diyerek aile bireylerini kontrol edince Yücel’de çok erken evrede kanser saptandı. Ameliyat oldu, kemoterapi dahi görmeden akciğer kanserini atlattı. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde doktoru Şule Karabulut Gül ile birlikte MYK Gastroarena’da kendisi gibi kanseri atlatan birçok insanla birlikte mutfağa girdi. Hüzün Yücel hikâyesini Hürriyet’e anlattı:

‘BU SAÇLARI KEMOTERAPİYE KURBAN VERMEYECEĞİM’

“Kardeşime kanser teşhisi konulunca Prof. Dr. Çağatay Tezel bu kanserin genetik olabileceğini söyleyerek diğer aile bireylerini de kontrol etmek istedi. Doktor benden detaylı tahlil isteyince dünyam başıma yıkıldı. Haberi öğrendiğimde minibüsteydim. Bir ileri bir geri gitmeye çalışmışım. Çok uzun saçlarım vardı. ‘Bu saçları kemoterapiye kurban vermeyeceğim’ diye saçlarımı kısacık kestirdim. Ancak sonra kemoterapi görmeme gerek kalmadan kurtuldum. Hâlâ saçlarımı kısacık kullanıyorum. Kanser çok korkutucu bir hastalık. Duyunca dünya başına yıkılıyor. ‘Öleceğim’ diyorsun. Ancak kanserden değil, geç kalmaktan korkun.”

Herkesin farklı bir hikâyesi olduğunu söyleyen Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Şule Karabulut Gül, “Bizler biliyoruz ki kanser günümüzde erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir kronik hastalık olarak düşünülmelidir” dedi.

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Uğur Selek ise şunları söyledi: “Erken teşhisin önemini ne kadar çok tekrar edersek o kadar dikkat çekeceğimize inanıyoruz. Erken teşhis, kanserin başlangıç aşamasında yakalanması, tedavi şansının artması, daha az agresif tedavilerle kontrol altına alınabilmesi ve hatta tamamen iyileştirilebilme şansının yakalanabilmesi demektir.”

Yazının Devamını Oku

Bir hastasını kaybetti tıpta devrim yaptı

8 Şubat 2024

Hali hazırda kullanılan yöntemlere bir alternatif geliştirdi. Jel embolizasyon sayesinde hastaların kanamalarının hızlıca durdurulabildiği görüldü. Geçtiğimiz yıl Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi olarak bilinen FDA’den onay alan bu jel, 1 Ocak 2024 itibarıyla ABD’de kullanıma girdi. Şu ana kadar Amerika’da 200’den fazla vaka gerçekleştirildi. Ancak yaygın kullanım ile binlerce insan için kurtarıcı olması bekleniyor.

‘MACUN GİBİ JEL’

Prof. Dr. Öklü, yöntemini Antalya’da düzenlenen Türk Girişimsel Radyoloji 19. Yıllık Toplantısı’nda anlattı: “2012 yılında bir hastam öldü. Çünkü kanamayı durdurmak için kullandığımız malzemeler çalışmadı. Benim biyokimya doktoram da vardı ve bu jel aklıma geldi. Macun gibi bir şey yapalım dedik. Karaciğer, böbrek tümörlerinde olan kanamaları durdurmak için de kullanıyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Ailelere sharenting uyarısı

2 Şubat 2024

Avrupa’da yeni yeni konuşulmaya başlayan bir terim var; paylaşma ve ebeveynlik kelimelerinin birleşimi olan Sharenting. Bu terim çocuklarını sürekli sosyal medyada paylaşan aileleri anlatmak için kullanılıyor. Bir yandan Instagram’da bebekliğinden itibaren bir ünlü gibi büyüyen, sürekli kamera karşısında oynayan küçük prens ve prenseslerden oluşan çocuklar, diğer yanda ağlarken, özel bir anda görüntüleri paylaşıp bir anda Türkiye’ye yayılan ve zorbalığa maruz kalan çocuklar. Fransa geçen aylarda, dünyada ilk kez belli bir yaşın altında çocukların fotoğraflarını sosyal medyada paylaşan ailelere yönelik dava yolunu açtı. Çocuklar ilerleyen zamanlarda ailelerine sosyal medyadaki paylaşımlarından dolayı dava açabilecekler.

Bu konuda çalışmalar yapan ve bir yüksek lisans tezi hazırlayan avukat Bahar Yıldız Oğuz, bu konudaki tehlikelere dikkat çekiyor. Burada çocukların mahremiyet hakkının ihlal edildiğini belirten Oğuz, ayrıca siber tehlikelerin belki de en büyüğü olan pedofiliye karşı uyarıyor.

DAVA YOLU GÖRÜNDÜ

Dünyada çocuğun sosyal medyada mahremiyetinin korunması konusunda ilk adımı Fransa atmış durumda. Bu paylaşımlar dolayısıyla çocukların istemediği halde bir “dijital ayak izi” oluşuyor. Bahar Yıldız Oğuz bu yasayı şöyle özetliyor:

“Fransa’nın çıkarmış olduğu yasa 6 Mart 2023’te kabul edildi ve ebeveynlere sosyal medyada çocuk paylaşımıyla ilgili sınırlamalar getirmeyi amaçlıyor. Özetle, Fransa’da çocuklar ebeveynlerine sosyal medyadaki paylaşımlarından ötürü dava açabilirler, birkaç yıl içerisinde bu türden davaları sıklıkla görmeye başlayacağız. Umarım ülkemizde de bu türden bir özel düzenlemenin önü açılır.”

Bahar Yıldız Oğuz, hiç paylaşım yapmamak değil, sosyal medyanın tehlikelerini göz önünde bulundurarak paylaşmanın önemine vurgu yaptı.


Yazının Devamını Oku

10 bin yıllık sakızın sırrı

20 Ocak 2024

İSVEÇ’te araştırma yapan arkeologlar yaklaşık 10 bin yıl önceye ait bir çiğnenmiş sakız buldu. Sakızı inceleyen ekipten Türk biliminsanı Dr. Emrah Kırdök, 10 bin yıl önce, ‘avcı toplayıcı çağ’daki insanın ağız mikrobiyatasını öğrendi. Avcı toplayıcı çağda ilkel aletler yapmak için huş ağacının reçinesini çiğneyen insanların diş eti hastalıklarına sahip olduğunu, elma, fındık, balık ve geyik eti yedikleri öğrenildi. Sakızda diş izlerinin dahi durduğunu belirten Dr. Kırdök’ün farklı ülkelerdeki üniversiteler ile işbirliğiyle gerçekleşen araştırması 6 yıl sürdü. Mersin Üniversitesi Biyoteknoloji Bölümünden Dr. Emrah Kırdök, İstanbul Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'ndan Dr. Andres Octavio Aravena Duarte ve Stockholm Üniversitesi Paleogenetik Merkezi'nden Prof. Dr. Anders Götherström çalışmada aktif rol aldılar.

Emrah Kırdök

DNA’SI ÇIKARILDI

‘Avcı toplayıcı’ denen dönemde, insanların huş ağacından reçine ile sakız benzeri bir madde elde ettiğini belirten Dr. Emrah Kırdök, “Bu maddeyi kullanarak kendi eşyalarını üretiyorlar ve yapıştırıyorlar. Bunun yanı sıra sağlık için de kullanıyorlar. Hatta diş izleri hala duruyor. Madde ağızda çiğnendiği için insan mikrobiyatasını da elde ettik. Daha önce insan DNA’sını elde ettik ve inceledik. Çalışmanın ağızdaki bakteriler ile ilgili kısmını da şimdi yaptık. Bizim ilk amacımız madde içerisindeki mikrobiyataları kullanarak insanların ağız sağlığı, beslenme şekilleri hakkında bilgi sahibi olmaktı. İlk olarak ağız bakterilerine ait birçok DNA dizisi elde ettik. O dönemki insanlarda diş eti hastalığına sebep olan bakteriler çok fazlaydı. Yani ağız sağlıklarının çok iyi olmadığını gördük. Ayrıca fındık, balık, elma ve geyik ile beslendiklerini gördük. Bu insanlar bu sakız parçasını çiğneyip atmadan önce bunlarla besleniyormuş. Bununla birlikte hem bir diş eti hastalığı olan periodontit ile ilişkili olduğunu bildiğimiz bakterileri de bulduk. Çalışmamız perşembe günü Scientific Reports’da da yayımlandı” dedi.


Prof. Dr. Anders Götherström

Yazının Devamını Oku

Botoks karizmayı çizmesin

19 Ocak 2024

ESTETİK operasyonlara ilgi her geçen gün artıyor. Bu operasyonlar son yıllarda erkekler tarafından da yoğun şekilde tercih edilmeye başlandı. Son günlerde tartışılan isimlerden olan ve botoks yaptırdığını itiraf eden El Roman, “Yaptırmaz olaydım, bazı insanların kesinlikle botoks yaptırmaması lazım. Ben de onlardan biriyim. Karizmam, yakışıklılığım resmen mahvoldu” dedi. “Erkekler botoks yaptırmalı mı?’ tartışması başladı. Peki estetik yaptırırken nelere dikkat edilmeli. Uzmanlar şunları söyledi:

Dr. Yasemin Savaş - Medikal Estetik Derneği (MESTDER) Başkanı: “Erkeklerin yüz ve kemik yapısı, kadınlara nazaran daha güçlü ve belirgindir. Erkek cilt derisi de daha kalın ve büyük gözeneklidir. Ayrıca deri altı yağı az olduğundan da daha fazla ter ve sebum üretir. Dolayısıyla uygulamalarda bu noktalar dikkate alınmalı, var olan korunarak doğal dokunuşlarla ve maskülen çizgi bozulmadan uygulama yapılmalıdır.”

Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Araz: “Erkekler açık ara en çok botoks yaptırıyor. Botoks yaptıran kadınlar eşlerini de getiriyor. Ayrıca iş hayatında da genç görünmek isteyen erkekler botoks yaptırıyor. Ancak bazen yanlış uygulamalar olabiliyor. Kaş çatma çizgisi ve kaz ayakları ile elmacık bölgesindeki mimik kaslarına yanlış enjeksiyonlar yapıldığını gözlemliyoruz. Bunun sonucunda da yapay ya da içten pazarlıklı gülüş olarak adlandırılan sanatçılardaki görünüş ortaya çıkıyor. Ayrıca bu bölgeye yapılan aşırı uygulamalar kaşlarda feminenleşme olarak ortaya çıkan kavisli kaşları ortaya çıkarıyor. Kaz ayaklarının ardından da alındaki yatay çizgileri problem ediyorlar. Bu bölgede de kişinin kas yapısına ve beklentisine özel bir uygulama yapılmazsa kaşlarda düşme gözleniyor. Bu da üzgün, karamsar yüz görünümüne neden olabiliyor. Bir erkekte bu yan etkilerin biri olabileceği gibi bir çoğu da aynı anda olabiliyor. Bu yüzden alanında uzman hekimler olan dermatolog ve plastik cerrahi uzmanlarına gidilmesi gerekiyor.”

EN ÇOK TERCİH ETTİKLERİ

Botoks

Daha erkeksi görünüm için dolgu

Cilt bakımı

Saç ekimi

Yazının Devamını Oku

Covid ve gripteki artış nedeniyle yoğun bakımlar tamamen doldu

6 Ocak 2024

Uzmanlar, yoğun bakım servislerinin neredeyse tamamen dolduğunu söyledi. Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuğhan Utku, “Son haftalarda özellikle yoğun bakımlara başvuruda artış söz konusu. Yoğunluk tüm Türkiye’de ancak ağırlıklı olarak İstanbul’da. Bunun da ağırlıklı olarak farklı viral enfeksiyonlar nedeniyle olduğunu düşünüyoruz” dedi. İstanbul Tabip Odası yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Ayşen Yavru da şu bilgileri verdi: “Meslektaşlarımızdan alınan bilgilere göre COVID, influenza ve RSV enfeksiyonu şikayetiyle acile başvuran hasta sayısında eylül-kasım dönemine göre aralık ayında yaklaşık yüzde 50 artış var. Şu anda yoğun bakımlar pandemi zamanını aratmayacak kadar dolu.” Prof. Dr. Yavru şu anki duruma dair rakamları da şöyle açıkladı:

- Yoğun bakım yatak doluluk oranı yüzde 100’e yakın ve yaş ortalaması 80.

- Yatışlar genel olarak zatürre, viral-bakteriyel enfeksiyon olup çoğunda böbrek yetmezliği eşlik ediyor.

- Genel durumu bozuk, 80 yaş üstü, son dönem kanser hastaları da yoğun bakımda yatıyor.

Yazının Devamını Oku

Prof. Dr. İzzettin Doğan Hürriyet’e konuştu: O rapor sahte aklım yerinde

5 Ocak 2024

Cem Vakfı Genel Başkanı ve uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın uzun zamandır demans hastalığıyla mücadele ettiğini ve akıl sağılığının yerinde olmadığını öne süren oğlu Sedat Doğan, babasının sağlığını hiçe sayarak izinsiz şekilde dışarı çıkardıkları ve kişisel menfaatleri için notere götürerek yeni vekaletname düzenlettikleri iddiasıyla Cem Vakfı’nda görevli iki kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Sedat Doğan, iki şüphelinin vakıfta pozisyonlarını koruyamayacaklarından endişe eden bazı kişiler adına hareket ettiklerini de öne sürmüştü.

OĞLUM YANLIŞ YAPTI

Ancak akıl sağlığının yerinde olduğunu belirten Prof. Dr. İzzettin Doğan, haberi olmadan akli melekeleri yerinde olmadığına ilişkin hastaneden sahte rapor aldırdığı iddiasıyla öz oğlu Sedat Doğan ile 7 hekim hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Hürriyet’e konuşan İzzettin Doğan, şunları söyledi: “Oğlum, demans hastası olduğumu söylemiş. Oğlum yanlış yaptı. Öyle bir şey söz konusu değil. Ben onunla hastaneye gitmedim. Öyle bir rapor yok. Oğlumun bu eyleminden sonra tekrar hastaneye başvurup akıl sağlığımın yerinde olduğuna ilişkin rapor aldırdım. Konuyla ilgili de hukuki yollara başvurdum.

Tabii doktorlarla da konuşulması lazım. Onları suçlamak ayrı bir şey. Hastanede bu işin disiplinini kim sağlıyor, o soracak. Doktorlar hastaneyi korumazsa o hastaneye kim itibar eder. Bu işte bir yanlışlık var. Oğlum herhalde farkına varıp yanlışı düzeltecektir.”

‘İZİNSİZ DIŞARI ÇIKARMADIK’

Sedat Doğan’ın şikâyetçi olduğu Cem Vakfı Genel Başkan Vekili Hasan Sezgin, şunları söyledi: “Ben ve eşim İzzettin Bey’i izinsiz şekilde dışarı çıkarmadık. Koruması, şoförü, avukatı ve torunuyla birlikte Perpa Ticaret Merkezi’ndeki Beyoğlu 25. Noterliği’ne geldi. Sedat Bey’in iddiaları asılsızdır. Sayın İzzettin Doğan’ın akli melekeleri yerindedir. Bu konuda doktor raporu var. Sedat Doğan hakkında iftira suçundan şikâyetçi olacağız.”


Yazının Devamını Oku

Komşu ilacı hastalık nedeni

25 Aralık 2023

Türk Böbrek Vakfı yönetim kurulu üyesi ve nefroloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever, düzenlenen basın toplantısında bilinçsiz ilaç kullanımı konusunda önemli uyarılarda bulundu:  “Vücuttaki tüm organlar birbiri ile işbirliği içindedir. Kalp ve böbrek arasında bu işbirliği diğer organlara göre daha fazladır. Böbrek bu organların başında geliyor. Bu nedenle kardiyorenal sendrom dediğimiz kalp - böbrek sendromu karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. Bu hastalığın 5 alt grubu var. Kardiyorenal sendrom kalbin hastalanıp böbreği etkilemesi, renokardiyak sendrom ise önce böbreğin hastalanıp kalbi etkilemesi. Şeker, yüksek tansiyon, şişmanlık, metabolik sendrom, damar kireçlenmesi, kolesterol yüksekliği, iki organ için de risk faktörüdür.

TAHRİBAT YARATIYOR

Romatizmal ilaçlar, bazı kontrast madde ilaçları, antibiyotikler, rasgele ilaç kullanmak, bitkisel adı altında kullanılan ilaçlar kardiyorenal sendroma neden olabilir. Ancak bilinçsiz kullanılan her ilaç böbrek, kalp ve diğer organlarda tahribata neden olabilir. Hekiminize sormadan ilaç kullanmayın. Böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 15, koroner kalp hastalığının görülme sıklığı yüzde 42 civarında. Böbrek hastalıklarının çok büyük bölümünün zaten farkında olmadığımız için görülme sıklığını söyleyemiyoruz.”

ÇOCUK KARDİYOLOĞU YETİŞMİYOR

Türk Kalp Vakfı Başkanı Kenan Güven de toplantıda Türkiye’de çocuk kardiyoloji uzmanının azlığına da dikkat çekti: “Türkiye’de çocuk kardiyoloğu sayısı 490 adet. 85 milyon ortalama kayıtlı Türk insanı ve yaklaşık 5 milyon göç alan bir ülkede 90 milyona 490 çocuk kardiyoloğu çok az bir sayıda. Biz vakıftan bir çocuk kardiyoloğu doktorumuz ile Batman’da yolda yürüyemez hale geldik çünkü herkes bize hastalıklarını anlatır oldu.”

 

Yazının Devamını Oku

Geçmeyen hastalığın nedeni grip-covid kokteyli

16 Aralık 2023

Kış aylarının gelmesiyle birlikte hastanelerde yoğunluk başladı. Üst solunum yolu hastalıklarında patlama var. Üstelik vakalar ağır geçiyor ve uzun sürüyor. Gribin yanı sıra COVID-19 ve Avrupa’yı alarma geçiren mikoplazma pnömonisi (bir çeşit zatürre) hem vakaları hem de hastalık süresini arttırdı.

Yaşanan bu vakaları uzmanlara sorduk. İşte yanıtları...

ARKA ARKAYA FARKLI VİRÜSLER

Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu (Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği):

Kış sezonunun başlaması ile birlikte mevsimsel grip vakalarında artış görüyoruz. Bu sene karışık bir etken ile karşı karşıyayız. Hem COVID-19 hem influenza hem de domuz gribi var. Ancak bunların yanı sıra çocuklardan geçen üst solunum yolu enfeksiyonları ile yine Çin’den bildirilen ve Avrupa’da da artmaya başlayan mikoplazma pnömonisi (bir çeşit zatürre) vakaları da görüyoruz. Geçmiş yıllarda COVID-19’a bağlı çok önlem aldık ve bu nedenle diğer enfeksiyonlara karşı antikorumuz kalmadı, bağışıklık kazanmadık. O nedenle tüm toplum özellikle de erişkinler viral enfeksiyonlara karşı çok hassas ve antikor oluşmadığı için herkes enfeksiyonu geçirebiliyor. Genel anlamda erişkinlerde ciddi bir salgın ile karşı karşıya değiliz. Ancak 2-3 kere hasta olan ve “Hastalığım geçmiyor” diye gelenler oluyor. Bunlar aslında farklı ajanlar nedeniyle arka arkaya enfeksiyonları geçiriyor. Onun dışında çocuklarda mikoplazma enfeksiyonu olarak oldukça artmaya başladı. Avrupa’da da Danimarka ve Fransa alarm veriyor. Burada 40 yaşaltı genç erişkinler daha risk altında. Bu da grip şeklinde başlayıp zatürreye dönüşebiliyor. O nedenle geçmeyen enfeksiyonlarda mutlaka bir hekime başvurmakta yarar var.

YÜZDE 15 İNFLUENZA YÜZDE 15 COVID-19

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un havasına sahip çıkalım

15 Aralık 2023

ÖLÇÜMLERE göre şu anda Türkiye’nin birçok yeri temiz hava solumuyor. Özellikle nüfus yoğunluğunun fazla olduğu Marmara Bölgesi’nde birçok yer temiz hava standartlarını yakalayamıyor. Bu durum özellikle astım, KOAH gibi hastaları tehdit ediyor. Havası alarm veren İstanbul’da Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın yaptığı ölçümlere göre, hava kirliliğinin en yoğun olduğu yer Anadolu Yakası’nda Göztepe olarak görünüyor. Göztepe’de hava diğer tüm ilçelere göre daha üst düzey bir kirliliğe sahip. En temiz olduğu yerler ise Adalar olurken Kandilli, Kağıthane’nin bir bölümü, Avcılar, Fatih de ‘iyi’ kategorisinde yer alıyor. Geri kalan ilçelerin birçoğu ‘orta’ kirlilik kategorisinde bulunuyor. Marmara Bölgesi’nde ayrıca alarm veren bir diğer yer ise Tekirdağ. Araştırmalara göre küresel hava kirliliği seviyesinin azaltmasıyla insanlarda ortalama yaşam süresinin 2.2 yıl uzayabileceği düşünülüyor.

‘İKİ ANA SEBEBİ VAR’

Hava kirliliği yaratan 2 unsurun olduğunu belirten CNN TÜRK Meteoroloji Danışmanı Prof. Dr. Orhan Şen, “Bunlar havayı kirleten kömür gibi yakıtlar, trafiğin yarattığı kirlilik gibi unsurlar ile hava şartları. Çıkan kirliliğin atmosferde dağılması gerekiyor. Dağılmazsa konsantrasyon artar. O zaman da ölçümler bize havanın kirli olduğunu gösterir. Rüzgâr olmadığı için hava kirliliği, sis, pus birbirine karışıyor” dedi.

TEMİZ HAVA ÖMRÜ DE UZATIYOR

- Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre hava kirliliğinin her yıl 7 milyon insanın erken ölümüne neden olduğunu belirten Türk TORAKS Derneği’nden göğüs hastalıkları uzmanı Dr. Nilüfer Aykaç, şöyle konuştu: “Dünyada her 10 kişiden 9’u kirli hava soluyor. Yine DSÖ standartlarına göre bir bölgede temiz hava solunabilmesi için PM 2.5 değerinin metreküp başına en fazla 5 mikrogram olması gerekiyor. Hava kirliliğinin bu seviyeye indirilmesi halinde ortalama yaşam süresinin 2.3 yıl artacağı belirtiliyor. Ülkemizden de Dr. Kayıhan Pala, ben ve Dr. Yeşim Yasin bir çalışma yaptık ve partikül maddeye maruz kalmanın 2018 yılında 44 bin 617 kişinin erken ölümüne yol açtığını gördük. İstanbul’da son yıllarda kentleşmenin plansız yapılması, nüfus artışı, ısınmanın karbon içeriği yüksek fosil yakıtlar aracılığıyla yapılması artışa katkı sunmaktadır. Kış dönemlerinde ısınma ihtiyacının artması ile birlikte hava sirkülasyonunun azalması, meteorolojik olaylar da bu artışa önemli katkı sağlar. Ayrıca yeşil alanın gittikçe azalması, kentlerdeki dikey yapılaşma kentte yaşayanları nefessiz bırakmaktadır.”

 

Yazının Devamını Oku

Türkiye’de ilk dünyada 5’inci

7 Aralık 2023

Hastaneye kaldırılan Bilgin’in aort damarı içeriden yırtılmıştı. Hızla müdahale edilmesi gerekiyordu, aile onayı şarttı fakat ailesi yanında yoktu. Vakit kaybedilirse hastanın hayatını kaybetme riski büyüktü. Prof. Dr. Murat Uğurlucan hastayı görünce, “Tüm sorumluluğu ben alıyorum” diyerek ameliyata aldı. Hasta başarılı bir operasyon sonrası hayata döndü.

Aradan 4 yıl geçti. Servet Bilgin’in kalbi bir kez daha yorgun düştü. Bu kez aort kapağı değiştirilmeliydi. Ancak göğüs kafesinin tekrar açılması riskliydi. TAVİ yöntemi normalde sık uygulanan bir yöntem olsa da bu durumdaki sadece 4 hastaya dünyada operasyon gerçekleştirilmişti. Prof. Dr. Murat Uğurlucan ve ekibi Türkiye’de ilk kez, dünyada ise 5’inci kez başarıyla bu operasyonu gerçekleştirdi.

LİTERATÜR BEKLENTİSİ

Literatüre girmek için çalışma başlattıklarını açıklayan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Uğurlucan şöyle konuştu:

“TAVI yöntemi bugüne kadar aort darlığı tedavisinde kullanılıyordu. Biz ilk kez aort yetmezliğinde kullanmış olduk. TAVI’de hastanın göğsü açılmadan, kalbi durdurulmadan, kasıktan girerek kateter aracılığıyla aort kapağı değiştiriliyor.”

Servet Bilgin ise Prof. Dr. Murat Uğurlucan’a minnettar olduğunu söyledi.

Yazının Devamını Oku

Kanseri yenip anne oldu... Doktorun adını çocuğuna koydu

2 Aralık 2023

Kırklareli Lüleburgaz’da yaşayan Selin Gençer (26), dokuz yıl önce bir endüstri mühendisi olarak iş hayatına girdi. Bir yandan da evlilik için gün sayıyordu. Sürekli şiddetli karın ağrısı yaşıyordu. Şikâyetler bitmeyince Gençer’e tomografi çekildi. Doktorlar, “Pankreas başında bir büyük, karaciğerinde de metastaz yapmış 100’den fazla tümör var” dedi.

Biri 10, biri 8 saat süren 2 ameliyat olan Gençer, hastalığını atlattı. Yaklaşık 1 buçuk yıl süren tedavisi bittikten sonra eşiyle birlikte, 6 yıl kanser nüksetmesin diye beklediler. Çift, bebek sahibi olmak istiyordu. Gençer çifti, Mert bebeği 6 ay önce kucağına aldı.

‘HEP İYİYE ODAKLANDIM’

Selin Gençer, Hürriyet’e yaşadıklarını anlattı:

“Hep iyiye odaklandım. Başka şansım yoktu. Doktorum Mert Erkan, Almanya’dan yeni gelmişti. Moralim diplerdeydi. O zorlu süreçleri Mert Hocamın sayesinde en kolay şekilde atlatabildim. Bir gün oğlumuz olursa eşimle oğlumuzun adını ‘Mert’ koyacağımızı o kadar iyi biliyorduk ki. Altı ay önce oğlumuzu sağlıkla dünyaya getirip, hep hayalini kurduğum anne olmanın mutluluğunu yaşıyorum.”  

Yazının Devamını Oku

Tüm dünyada Farkındalık Günü... Tedavide çok yol alındı

1 Aralık 2023

HIV şüphesi taşıyan hiç kimse hastalığının bilinmesini istemiyor. Çünkü toplumda hâlâ ‘stigma’ denilen damgalama çok yüksek. HIV taşıyanlar iş bulamıyor, sosyal çevresi hatta ailesi tarafından dışlanıyor. Bunun için Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri (GDTM) hizmet veriyor. Özellikle birçok büyük şehirde bulunan bu merkezlere gidilerek hiçbir kimlik bilgisi paylaşmadan test yaptırabilir ve tanı alınabilir.


Türkiye’de HIV pozitif kadınlar genelde tek eşli ve hastalık eşlerinden bulaşıyor.

KADINLAR KORUNMASIZ

Dünya genelinde HIV pozitif tanısı alan bireylerin yarısını kadınlar oluştururken ülkemizde bu oran yüzde 18.5 dolayında. Türkiye’de HIV ile enfekte kadınlar genelde tek eşli ve hastalığı eşleri tarafından kendilerine bulaştırılan kadınlardan oluşuyor. HIV’in en yaygın bulaş yollarından biri cinsel ilişki. Birçok erkek eşleri tarafından sadakatsizliğin ortaya çıkmasını göze alamadığı için kendisi HIV tanısı alsa dahi eşini bu konuda bilgilendirmiyor. Kadınlar da virüsü taşıdıklarından habersiz şekilde yaşıyor ve hastalık ilerliyor.

DÜNYADA 85 MİLYON KİŞİ HIV’LE TANIŞTI

1 Aralık Dünya HIV/AIDS Farkındalık Günü dolayısıyla basın toplantısı yapan HIV Enfeksiyonu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Dilek Yıldız Sevgi dünyada ve Türkiye’deki HIV vakaları ile ilgili dikkat çekici rakamlar paylaştı:

Yazının Devamını Oku

Önemli hastalıklar gözden kaçıyor

29 Kasım 2023

Bu durumun içinden çıkılmaz bir boyuta geldiğini belirten Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Can Çevikol, “Özellikle hastane yönetimlerinin baskısıyla cihazlarda çok fazla tetkik yapılması yönünde meslektaşlarımız zorlanmakta. Bu da çekim süresinin kısalmasına ve o tetkikin doğru tanıya yardımcı olmaktan uzakta olmasına neden oluyor. Bazen bir radyoloji doktorunun bir gün içerisinde 2 bin, 3 bin raporda imzası olduğunu duyuyoruz. Fakat bu raporu o hekimler yazmıyor. Radyoloji teknikerleri ya da radyoloji öğrencileri gibi yetkin olmayan insanlar bu raporları doktor adına yazıyor. Bu da önemli hastalıkların gözden kaçmasına neden oluyor” dedi. 

Yazının Devamını Oku

Türkiye’de HIV 4 kat arttı... ‘Sinsi pandemi’ yine sahnede

23 Kasım 2023

Avrupa HIV Testi Farkındalık Haftası kapsamında Gilead Türkiye, AIDS ve CYBHD, EKMUD, GUNIDER, HAKED, HIVEND, KLIMIK gibi hekim dernekleri ile sivil toplum kuruluşu olan Pozitif-iz, Pozitif Yaşam, TAPV bir araya gelerek HIV testinin önemine dikkat çekti. Uzmanlar, Türkiye’de HIV’in 2012 yılından beri 4 kat arttığını belirtirken vakaların yüzde 80’inin erkekler olduğunu açıkladı. Eşinden ya da partnerinden HIV bulaşan birçok kadın virüsü taşıdığının farkında bile olmuyor.

KADINLAR TAŞIDIĞINI BİLMİYOR

HIV pozitif olanların büyük bölümü erkeklerden oluşuyor. Ancak bunun nedeni kadınların virüs taşıdığını bilmiyor olması. Örneğin 50 yaşında bir kadın tek eşli olduğu için test yaptırma gereği duymuyor. Pozitif Yaşam Derneği’nden Canberk Harmancı bu noktada uyarıyor: “Siz tek eşli olabilirsiniz ancak eşinizin tek eşli olduğundan emin olamazsınız.”

TÜRKİYE İÇİN DSÖ’DEN UYARI

AIDS Korunma ve Eğitim Derneği’nden Prof. Dr. Yeşim Taşova da şu çarpıcı bilgileri veriyor: “HIV pozitiflerde ölüm oranı yüzde 52 oranında azaldı. Ancak her yerde azalırken vakalar Türkiye’de  artıyor. Sağlık Bakanlığı veri tabanının 15 Kasım 2022 verilerine göre, Türkiye’de 36 bin 600 yeni vaka var. Bunların yüzde 80’i erkek. Burada kadın vakaların olup olmadığını sorgulamak gerekiyor. Yani kadınlar HIV pozitif olduklarının farkında değil. Bulaş yolları ülkemizde yüzde 44 civarında cinsel yolla. Bunların yüzde 30’u heteroseksüel ilişkide oluşmuş durumda. Kalan yüzde 55’e nasıl bulaştığını bilmiyoruz. Bildiğimiz şey 2012’den bu yana Türkiye’de HIV 4 kat artmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü dahi Çekya, Slovenya gibi ülkeler ile birlikte bizim de konuya dikkatimizi çekiyor.”

Yazının Devamını Oku

Antibiyotik alarmı... Gereksiz kullanım öldürecek

22 Kasım 2023

Antibiyotikler insan ömrünü uzatan en önemli ilaçlardan biri. Ancak antibiyotiklerin fazla kullanımı antibiyotik direncine neden oluyor. Bir insan ne kadar gereksiz ve uygunsuz dozda antibiyotik kullanırsa dirençli mikroorganizma gelişme riski o kadar artıyor.  Yakın gelecekte antibiyotik direnci dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelecek. Acıbadem Atakent Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İftahar Köksal, 18-24 Kasım Dünya Antimikrobiyal Direnç Farkındalık Haftası’nda önemli uyarılar yaptı.

KULLANIMDA AVRUPA BİRİNCİSİYİZ

“Avrupa’da antibiyotik kullanımı bakımından birinci sıradayız ve bunların çoğu gereksiz kullanım. En çok gereksiz kullanılan alan ise nezle, grip gibi solunum yolu enfeksiyonları. Bir insan ne kadar gereksiz ve uygunsuz dozda antibiyotik kullanırsa dirençli mikroorganizma gelişme riski o kadar artıyor.

BESİN ZEHİRLENMELERİ 

Peki insanlar antibiyotiği vücudundan nasıl atıyor? Dışkıları ile atıyor. Buna göre kanalizasyonun aktığı yerlerdeki flora bozuluyor ve o bölgede yaşayan balık, tavuk ya da yetişen bitkileri yiyen insanlara dirençli mikroorganizmalar geçiyor. Örneğin tavuk zehirlenmeleri çok sık yaşanıyor.

HER GÜN 3 UÇAK DOLUSU İNSAN ÖLÜYOR

2050 yılında insanlar kanserden daha çok tedavi edilememiş bakteriyel enfeksiyonlardan dolayı ölecek. Bugün bile her gün 3 uçak dolusu insan dirençli mikroorganizmalar nedeniyle hayatını kaybediyor. Yani yaklaşık 2 bin insan. 2050 yılında ne yapacağımızı araştırmak yerine dikkatli antibiyotik kullanalım.”

Yazının Devamını Oku

Acilleri ‘yeşil hasta’ dolduruyor

7 Kasım 2023

ACİL servisler kuşkusuz hastanelerin en yoğun birimlerinden. Antalya’da Türkiye Acil Tıp Vakfı tarafından düzenlenen kongrede acil servisteki hasta yoğunluğuna dikkat çekildi. Türkiye Acil Tıp Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Semih Korkut,  acil servislerle ilgili şu bilgileri verdi:

BİR YILDA 140 MİLYON BAŞVURU

“2020 yılı için 140 milyonun üzerinde acile başvuran hasta sayısı var. Batı toplumlarında bu başvuru oranı çok daha az. Bunun nedeni orada aile hekimine gitmenin daha çok tercih edilmesi. Türkiye’de acil serviste bekleme süresi yine Batı ülkelerine göre de daha kısa. Avrupa’da bekleme süresi minimum 4 saat ancak bu 12 saate kadar uzayabiliyor. Üstelik eğer hastanın durumu gerçekten acil değilse yüksek bir fatura ödemesi gerekebiliyor. Bekleme süresi Türkiye için genel bir sayı veremem ama bizim hastanemizde yoğun bir günde bekleme süresi 20-25 dakika. Kan tahlillerinin sonuçlanması yaklaşık iki buçuk saat.

DİZİ AĞRIYAN GELMEMELİ

2 bin 500 hastanın geldiği bir yerde bu kadar bekleme süresi çok normal. Acil servise bu yüksek başvuru oranını azaltmamız için sağlık okur yazarlığını yükseltmemiz gerekiyor. Birkaç gündür dizi ağrıyan hasta ya da grip olan hastanın acil servise gelmemesi gerektiğini bilmesi gerekiyor. ABD’nin en büyük üniversitesinin acil servis klinik şefine günde 2 bin 500 hasta geldiğini söylediğimizde o kadar şaşırdı ki 7 günlük başvuran hasta sayısı olduğunu sandı. Ayrıca Avrupa ve ABD’de acil servise başvuran hastaların yüzde 5’inin ‘yeşil hasta’ dediğimiz ve aslında acil müdahale gerektirmeyen hasta olmasını bekler. Bizde ise acil servise başvuran yeşil hasta sayısı yüzde 25-30 civarında. Yani her 100 hastanın 30’u acil müdahale gerektirmiyor.”

Türkiye Acil Tıp Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şahin Çolak da “Batı ülkelerinde acile başvuran hastaların yüzde 5’i yeşil hasta dediğimiz acil müdahale gerektirmeyen hastalardır. Türkiye’de ise bu oran yaklaşık yüzde 30” dedi.

 

Yazının Devamını Oku

Ölümü beklerken yeniden nefes aldı... 3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası

4 Kasım 2023

Aygün Mengelli 2010 yılında henüz 33 yaşında İstanbul’da hemşire olarak çalışırken, bir arkadaşını doktora götürdü. Bu sırada arka arkaya öksürünce şüphelenen doktor “Sende ciddi bir şey var. Seni de muayene edeyim” dedi. O zamana kadar hep solunum problemleri yaşayan ancak bunun normal olduğunu düşünen Mengelli, doğuştan mutasyona uğramış kistik fibrozis hastası olduğunu öğrendi.

5 YIL ÖMÜR BİÇİLMİŞTİ

Mengelli yaşadıklarını şöyle anlattı: “O dönemlerde akciğer nakli bu kadar iyi düzeyde değildi. Bana nakil olmamın zor olduğunu, nakil olmazsam da 5 yıl kadar yaşayabileceğimi söylediler. Ancak ben kendime çok güvendim ve ciddiye almadım. Hayatıma olduğu gibi devam ettim. Hatta o kadar güvendim ki bir de üstüne evlendim. Ancak bir sağlık çalışanı olarak organ nakli ile ilgili hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Organ nakli koordinatörü olmak için eğitim aldım ve 2013 yılında İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nde organ nakli koordinatörü olarak çalışmaya başladım.


Aygün Mengelli, yaşadıklarını Hürriyet muhabiri Buse ÖZEL’e anlattı.

TELEFON ÇALDI VE...

Babamı 2020 yılında akciğer kanserinden, annemi ise 19 Temmuz 2021’de aniden kaybettim. Annemin vefatından 7 gün sonra duasını yaptım. Nefes alamıyordum. ‘Beni de al yanına’ diyerek dua ettim ve uyudum. Yarım saat sonra telefon çaldı ve akciğer bulunduğunu söylediler. ‘İstemiyorum’ deyince telefona eşimi istediler. Sonra üstümü giyindim. Öleceğimi düşünüyordum. Hastaneye gittim. Nakil de olsam öleceğimi düşünüyordum. Yeniden doğdum.”

‘HER GÜN 7 İNSANI ORGAN BEKLERKEN KAYBEDİYORUZ’

Yazının Devamını Oku

Uyuz alarmı... Geçen yıla göre yüzde 30 artış var

21 Ekim 2023

UYUZ vakaları 2018 yılından beri katlanarak devam ediyor. Düzenli tedavi ile geçse de hızla bulaşan bir hastalık olan uyuz, eğer toplumda belli bir seviyenin üzerine çıkarsa tüm toplumun ilaç kullanmasını gerektiriyor. Antalya’da düzenlenen 31’inci Ulusal Dermatoloji Kongresi’nde uzmanlar uyuz vakalarının artışına dikkat çekti. Geçen yıla göre bu yıl yüzde 30 oranında uyuz vakalarının arttığını söyleyen Türk Dermatoloji Derneği yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Murat Durdu şunları söyledi:

TOPLUM UYARISI

“Günde en az 4-5 uyuz hastası görmeye başladık. Uyuz hastalığı bir toplumda yüzde 40’ı geçtiğinde ise tüm topluma ilaç vermemiz gerekiyor. Deprem bölgesinde şu anda yüksek oranda uyuz olduğunu gözlemliyoruz. Bir ailede uyuz vakası varsa ailedeki kalan herkese bulaşabilir. Bu nedenle aynı evde yaşayan herkes tedavi edilmeli. Bir diğer bulaş kaynağı da bebekler. Yenidoğan bebeklerin çok sayıda kişiye yakın temasının olması ve kaşıntıyı ifade edemedikleri için geç tanı alması nedeniyle bebekler önemli bir bulaş kaynağı olmakta. Yenidoğan bebeklerin şu dönemde herkes tarafından sevilmemesi, öpülmemesi ve buna dikkat edilmesi gerekiyor.”

Prof. Dr. Murat Durdu, günde en az 4-5 uyuz hastası görmeye başladıklarını söyledi.

ALIŞVERİŞTE DİKKAT

Prof. Dr. Durdu, kıyafet alışverişi yaparken de riskleri şöyle sıraladı: “Sizden önce uyuz taşıyan birisi denediyse size de bulaşabilir. Hasta giydikten 1 gün sonra o kıyafette parazit kalmaz ancak aynı gün içerisinde ise risk var. Kıyafet denedikten sonra yaklaşık 1 saat içinde hemen yıkanılır ise parazit varsa dahi bulaş engellenebilir ancak kesin bir yöntem değildir.”

- KAŞINTINI birçok nedeni vardır. Her kaşıntının nedeni uyuz olmayabilir. Gece artan kaşıntılar, el bileğinde, parmak aralarında, koltuk altında ve göbek çevresindeki kaşıntılar ve ailede aynı anda başlayan kaşıntılar uyuzu ayırt edilebilecek belirtilerdir. Tedavide ise ilaçlar iki kür olarak 3’er gün boyunca vücuda uygulanıyor. Bir de özel içerikli krem kullanılıyor.

Yazının Devamını Oku

Mitokondri umudu

14 Ekim 2023

Bu yıl ikincisi düzenlenen TUBİD (Tüp Bebek ve İnfertilite Derneği) Kongresi’nde konuşan dernek başkanı Prof. Dr. Bülent Traş, “Mitokondri nakli üzerinde çalışmalar yapıyoruz” dedi.

Kısırlık tedavisi sırasında şu anda tüm dünyada kullanılan yöntemlerden biri olan mitokondri nakli, hücrede enerjiyi sağlıyor.

Hulusi Bülent Zeyneloğlu - Bülent Traş

Prof. Dr. Hulusi Bülent Zeyneloğlu, mitokondri naklinin başarılı olması durumunda, 48 yaşında bir kadının bile çok rahat çocuk sahibi olabileceğini söyledi.

Mitokondri nakli, özellikle ileri yaşlarda anne olmaya çalışan ya da başka bir nedenle enerjisi düşük yumurtaya sahip kadınlarda kullanılması planlanıyor. 

Yazının Devamını Oku

Kadınlara kanser riskini söyleyen uygulama... Kontrol sende cevabı gende

13 Ekim 2023

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kadınlar arasında en sık görülen meme kanserinin tüm kanserler arasında yüzde 11.7’lik oranla ilk sıraya yükseldiğini açıkladı. Meme kanseri son yıllarda gerçekleştirilen farkındalık çalışmaları ve tarama programları sayesinde erken teşhis ediliyor. Ancak yine de ölüm oranları da görülme sıklığına bağlı olarak yükselmiş durumda. Meme ve yumurtalık kanserinde erken teşhisi sağlamak ve bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla bir internet platformu açıldı. “Kontrol sende, cevabı gende” sloganı ile açılan cevabigende.com isimli internet sitesi, düzenlenen basın toplantısı ile tanıtıldı.

Toplantıda konuşan Türk Tıbbi Onkoloji Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, “Uygulamaya giren kadınlar çeşitli sorulara yanıt vererek kanser riskine dair bilgilendirilecek. İnternet sitesi canlı bir site olacak ve bize oradan soru gönderen kadınlarımıza bir hafta içerisinde Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından yanıt gönderilecek. Böylece birebir uzmanlara danışma şansı da bulunacak” dedi ve şu bilgileri verdi: “Kadınlarda eğer BRCA-1 ve BRCA-2 geni varsa ve sağlıklı bir kadın ise memenin içini boşaltarak protez takılmasını ve 40 yaşın üstündeyse de rahim ve yumurtalığı almayı öneriyoruz. Çünkü bu iki gen varsa o kişide yaşam boyu kanser riski yüzde yetmiş oluyor. Bu çok ciddi bir oran.”

AMAÇ FARKINDALIĞI ARTIRMAK

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu da şunları söyledi: “Yumurtalık kanseri dünyada kadınlarda en sık görülen 7. kanser ve en çok ölüme neden olan türler arasında da 8. sırada. Dünyada yılda 314 bin kadına yumurtalık kanseri tanısı koyuluyor, bu kadınların 207 bini bu hastalıktan dolayı ölüyor. Bu projeyle, meme ve yumurtalık kanseriyle mücadelede yeni bir sayfa açıyoruz. Kadınları sağlıkları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya ve anketler aracılığıyla risk faktörleri hakkında bilgi sahibi olmaya çağırıyoruz.”


Yazının Devamını Oku

Uzmanlar uyarıyor: Pestisit ilaç değil, zehir

12 Ekim 2023

Dünyada her yıl 4 milyon ton pestisit kullanılıyor. Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından hazırlanan ‘Pestisit Atlası’na göre her yıl pestisitler nedeniyle 11 bin kişi hayatını kaybediyor. Avrupa’da yapılan çalışmalara göre ise şehirlerde yaşayan insanların saç telinde dahi pestisite rastlandı. Gıda mühendisi Dr. Bülent Şık, “Pestisit tarım ilacı olarak adlandırılıyor ancak ilaç denilince ‘masum’ algısı oluşuyor. Pestisit ilaç değil, zehir. Pestisit Atlası’nda kullanılan pestisit miktarının yaklaşık yüzde 50’sinin Adana, Mersin, Manisa, Aydın, Bursa, İzmir ve Antalya’da kullanıldığı ifade ediliyor. Çocukları, yetişkinlere göre 4 kat daha fazla etkiliyor. 1 yaşına kadar çocuklarda kan - beyin bariyeri denilen bariyer henüz oluşmadığı için pestisitler beyni etkiliyor ve nörolojik gelişimsel bozukluklara yol açıyor” dedi.

Yazının Devamını Oku

Barad’a nefes aldıran milimetrik mucize

11 Ekim 2023

İRAN’da yaşayan Athareh Karimzadeh ve Muhammedreza Mahmoudnejad yerleşmek amacıyla, oğulları Barad ile birlikte Türkiye’ye geldi. Oturum izni alamayan aile tam İran’a dönecekken 5 yaşındaki çocukları Barad geri manevra yapan kamyonun altında kaldı. Barad’ı görmeyen kamyon şoförü ilerleyince bir kez daha üstünden geçti. Küçük çocuk hemen Başakşehir Çam ve Sakura Hastanesi’ne kaldırıldı. Sol akciğer bronşlarından biri kopmuştu. 10 milimetre çapındaki parçalar akciğerde bulundu ve 4 saatlik operasyon ile tekrar yerine dikildi.

‘AKCİĞERİ SÖNMÜŞTÜ’

Dr. Mehmet Çakmak, Barad’ın kendilerine geldiğinde ne durumda olduğunu şu sözlerle anlattı: “Kaburgası kırılmıştı. Akciğerinde hava kaçağı olmuş ve tamamen sönmüştü. İki toraks tüpü taktık solunumunu rahatlatmak için. Ancak solunumu rahatlamadı. Böyle olunca sol ana bronşun koptuğunu düşünerek açık ameliyata aldık. Sol ana bronş çok önemli yapılarla komşuluğu olan bir yer. Kalbe giren ve çıkan iki ana damarın bitişiğinde, yemek borusuyla da oldukça yakın. Bu ana bronşun onarımı komşuluk nedeniyle ve tamamen kopmuş olması sebebiyle oldukça güç.”

Dr. Mehmet Çakmak - Athareh Karimzadeh - Dr. Özgür Kuzdan

‘NADİR BİR DURUM’

Dr. Özgür Kuzdan da şu bilgileri verdi: “Radyoloji ve çocuk göğüs hastalıkları ile bir konsey yapıp operasyona aldık. Kopan hava yolu sol akciğeri havalandıran en temel hava yolu. Biz kopan parçaları bulduk, dikebildik ve yaptığımız destekler tuttu, akciğer kendini toparladı. Hiçbir komplikasyon olmadı.”

ANNE: TÜRK DOKTORLARA MİNNETTARIZ

Sağlığına kavuşan küçük Barad, ailesiyle İran’a döndü. Anne Athareh Karimzadeh, Türk doktorlarına minnettarlığını dile getirdi.

Yazının Devamını Oku

Uzmanlar Hürriyet’e açıkladı: ‘Süper fetasyon’ nadir görülür

7 Ekim 2023

Türkiye, Esra Erol’un programındaki ‘ikiz bebek’ olayını konuşuyor. ATV’de yayınlanan Esra Erol’da programına katılan Betül Yurulmaz, eşi Veysel Yurulmaz’ın kendisini aldattığını söyledi. Betül Yurulmaz’ın, eşinin Özge Çelik isimli bir kadından ikiz çocukları olduğunu söylediği programda taraflar yüzleşti. Betül Yurulmaz, boşanmak için, Veysel Yurulmaz ve Özge Çelik’in ikiz bebeklerine DNA testi yapılmasını istedi. DNA testi sonucunda, Veysel Yurulmaz, ikizlerden sadece birinin babası olduğu çıktı.

Olayın ardından Betül ve Veysel Yurulmaz, Küçükçekmece Adliyesi’ne giderek resmi olarak boşandılar. Adliye çıkışında ise Betül Yurulmaz ve Özge Çelik’in tartıştığı görüldü. Adliyede çıkan olayda Betül Yurulmaz, Özge Çelik’e “Yuva yıkanın sonu böyle olur. Diğer çocuk kimin Özge Hanım” diye bağırdı. İkilinin arasında demir parmaklıkların olduğu tartışmada Özge Çelik’in, Betül Yurulmaz’ın kafasına su şişesi fırlattı. Tartışan ikiliyi çevredekiler ve güvenlik güçleri ayırdı.

10-15 VAKA VAR

İkiz bebeklerin babalarının farklı olmalarını, konunun uzmanlarına sorduk. Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Behram, “Bu duruma süper fetasyon deniyor. Şimdiye kadar literatürde tamamlanmış 10 ila 15 arasında vaka var. Normalde bir kadın bir âdet döneminde tek yumurta bırakır ve eğer gebe kalırsa hormonal mekanizmalar devreye girip o dönemde yumurtlaması durur. Ama bu süper fetasyon durumlarında, ikinci kez yumurtladığında tekrar ilişkiye girerse tekrar hamile kalıyor. Aynı âdet döneminde iki yumurtlama bu olayın temel sebebi” dedi.

12-24 SAAT ARASI

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Pınar Kadiroğulları ise kadınlarda bazı aylarda 2 yumurta çatlaması olayının meydana geldiğini, bu süreçte kadının 2 farklı partner ile 12 ile 24 saat arasında birliktelik yaşarsa çift yumurta ikizi şeklinde hamilelik yaşayacağını ifade etti. Doç. Dr. Kadiroğulları, bu durumun teorik olarak nadir görülen bir durum olduğunu ancak yaşanabileceğini söyledi.

 

Yazının Devamını Oku

Kuduzda riskimiz yüksek

28 Eylül 2023

Bugün Dünya Kuduz Günü. Ancak Türkiye, Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (Center for Disease Control and Prevention - CDC), Türkiye’de sokak köpeklerinin fazlalığı nedeniyle Türkiye’nin yüksek riskli olduğunu belirtiyor ve buraya seyahat edecek vatandaşlarının kuduz aşısı olmalarının iyi olabileceği yönünde uyarıyor. Geçen yıl Bitlis’te 10 yaşındaki Mustafa Erçetin, bu yıl ise Şanlıurfa’da 28 yaşındaki mimar Lütfü Seray, kuduz köpeğin ısırması sonucu acı şekilde hayatlarını kaybetti.

LİSTEDE 109 ÜLKE YER ALDI

Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Anabilim Dalı öğretim üyesi  Doç. Dr. Buket Ertürk Şengel, “Kuduza yakalanma ihtimali olan hayvanların en üst sırasında yüzde 43.3 oranıyla köpekler yer almaktadır. Birçok Avrupa ülkesinin aksine Türkiye’de köpekler sokaklarda serbestçe dolaşabilmektedir. Bu faktörler bir arada değerlendirildiğinde ülkemiz kuduz açısından oldukça riskli durumdadır. CDC tarafından yayınlanan listede Türkiye ile birlikte toplam 109 ülke kuduz açısından yüksek riskli olarak kabul ediliyor. Bu ülkeler içinde Afganistan, Bangladeş, Çad, Nijer, Kuzey Kore, Kenya, Umman, Yemen gibi ülkeler yer alıyor” dedi. 

 

Yazının Devamını Oku

Uzmanlar uyarıyor! Yırtık paketleri satın almayın

27 Eylül 2023

Sosyal medyada bazı marketlerin sattığı tavuk, kırmızı et gibi ürünlerde paketlerin yırtık olduğuna dair görüntüler yayıldı. Pakette yırtık varsa, kokuyorsa ve rengi griye dönmüşse kesinlikle kullanılmaması gerektiğine vurgu yapan uzmanlar, besin zehirlenmesi yaşanabileceğine dikkat çekti. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Esin Korkut şunları söyledi:

ETLERE İYİ BAKILMALI

“Paketli ürünler yırtık olduğu zaman hava teması olduğu için bakterilerin ve mikro organizmaların üremesine neden oluyor. Bu da ürünün bozulmasına ve besin zehirlenmesine yol açacaktır. Süt ürünleri de mutlaka paketinde ve paketi korunmuş olmalı ancak et ve et ürünlerinde bu daha önemli. Kusma, ishal gibi tipik besin zehirlenmesi ile başlıyor ancak kişi bunu tolere edemezse kanlı ishale kadar ilerleyebiliyor. Besini tükettikten sonra 1 ila 3 saatte belirtiler ortaya çıkıyor. Eğer 3 saati geçerse ve ishal çok ciddi şekilde oluyorsa hemen hastaneye başvurmak gerekiyor. Bu arada ürünü alırken üstünde çok fazla buz olması da ürünün orada çok uzun süre kaldığı anlamına geliyor.”

NASIL ANLAŞILIR

Bozulduğuna dair kararsız kalınıyorsa şunlara dikkat edilmeli:

- Pakette minik bir yırtık dahi olsa bakteri ürediği düşünülerek kullanılmamalı.

- Tavuk alırken rengi pembe değil de beyaz ve özellikle de griye dönmüş ise kesinlikle bozulmuş demektir.

Yazının Devamını Oku

Meme kanserini atlattı anne oldu! Hayatına 'Güneş' doğdu

22 Eylül 2023

Hilal Gündüz bundan yaklaşık 7 yıl önce meme kanseri tanısı aldı. Kanser olduğunda henüz 30 yaşındaydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tedavi olurken Prof. Dr. İsmail Çepni ve ekibi tarafından Gündüz’ün yumurtalık dokusu alındı. Kemoterapiler, tedaviler derken 5 yılın sonunda Gündüz sağlığına kavuştu. Yaklaşık 2 yıl önce “Anne olmak istiyorum” dedi. Bu kez yine Prof. Dr. İsmail Çepni, Prof. Dr. Ertan Kervancıoğlu, Prof. Dr. Mahmut Öncül, Dr. Elif Akşahin ve Prof. Dr. Semih Kaleli’nin yer aldığı geniş bir ekip ile tatlı bir telaş için tedaviler başladı. Prof. Dr. Ertan Kervancıoğlu’nun yıllar önce alıp sakladığı yumurtalık dokusu anne adayına tekrar nakledildi.

TÜRKİYE’DEKİ İLK BEBEK

Baba Burak Gündüz (37) ile anne Hilal Gündüz’ün (37) geçen haziran ayında kucağına aldığı Güneş bebek, dünyada bugüne kadar bu şekilde doğan 200 çocuktan biri, Türkiye’de ise meme kanseri tedavisi sonrası yumurtalık dokusunun nakledilmesi ile dünyaya gelen ilk bebek oldu. Anne Hilal Gündüz, Güneş bebeğin birçok hasta için de umut aşılayan mucizevi doğuş serüvenini şöyle anlattı: “Bilime inandım, doktorlarıma güvendim. İyi birer akademisyen olmanın yanı sıra hepsi çok iyi insanlar. Ben kanser teşhisi aldıktan sonra hemen tedaviye başlamam gerekiyordu. Yumurtalıklarımı almak için vakit yoktu. O yüzden bana deneysel bir tedavi olan yumurtalık dokusunu almayı önerdiler. O dönem dünyada sadece 80 bebek bu şekilde dünyaya gelmişti. ‘Neden 81’incisi benim bebeğim olmasın?’ diye düşündüm ve denemeye karar verdim. Kanser teşhisi aldığımda 3 yıllık evliydim. Şu anda çok mutluyum.”

KADIN KANSER HASTALARINA ÖNERİYORUZ

- Prof. Dr. İsmail Çepni, başarılı operasyonla ilgili şu bilgileri verdi: “Yumurtalıklardan aldığımız yumurtalık parçası yerine yerleştirildi ve kendiliğinden çalışmaya başladı. Anne Hilal Gündüz, Güneş’e gebe kaldı. Türkiye’de meme kanserini atlatıp bu şekilde anne olan ilk vaka oldu. Kadınlara kanser tedavisi öncesi üreme hücrelerini bu şekilde saklama şanslarını kullanmalarını öneriyoruz. Dünyada 2004 yılından beri bu yöntemle doğan 200 bebek var.”

Prof. Dr. Ertan Kervancıoğlu da şunları söyledi: “2011 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde bu yönteme ilk başladığımızda herkes bize inandı. Bu işlem sadece kanser hastası kadınlara değil çocuklara da uygulanabiliyor. 2 yaşında bebek hasta da var 40 yaşında kadın hasta da var. Çocuk hastalarda üreme hücreleri olgunlaşmadığı için gerek yumurtalık dokusu gerek erkek çocuklarda testisi zarar görmesin diye dondurup saklıyoruz. Yumurta dondurduğunuzda 1 ayda 5-10 yumurta alabiliyorsunuz. Ancak doku dondurduğunuzda 2 yıl normal âdet görmeye devam ediyor. Menopozdan çıkmış oluyor. Bu dokuların ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz. Şu an Hilal Hanım’da 2 yıldır sürüyor. Literatürde 10 yıla kadar devam eden var. Ancak olur da tekrar menopoza girerse diye 2 parça daha doku dondurduk.”

Yazının Devamını Oku

Hindistan’dan Türkiye’ye ‘ilik’ köprüsü

20 Eylül 2023

IRAK’TA dondurmacılık yapan Shamal Ahmed Yasin (35) ve eşi Eman Tarik Raouf’un (28) ilk çocukları Lina’ya, yaklaşık 2 yaşına geldiğinde Akdeniz anemisi hastalığı teşhisi koyuldu. Ondan 2 yaş küçük olan Omar’da da 1 yaşında aynı şikâyetler ortaya çıktı. Bir süre kan nakliyle tedavi oldular. Sonrasında ilik nakli arayışı başladı. Irak’ta, çevrelerindeki insanlar Hindistan’ı önerdiler ve orada daha ucuza çocuklarını tedavi ettirebileceklerini söylediler. Ancak aile, Türkiye’ye geldi. Prof. Dr. Barış Malbora ve ekibi, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde nakil işlemini gerçekleştirdi.

ÖZEL KURYEYLE GELDİ

Çocuk Hematoloji Uzmanı olan Prof. Dr. Barış Malbora, İstanbul’da gerçekleştirilen başarılı operasyonların detaylarını Hürriyet’e şöyle anlattı: “Iraklı 2 kardeş Türkiye’ye geldikten sonra önce aile içinde uyumlu verici aradık. Aile içinde olmayınca TÜRKKÖK’te tarama yaptık. Omar’a önce yüzde 90 uyumlu bir verici bulduk. Sonra, nakil öncesi taramalar devam ederken yüzde 100 uyumlu bir verici denk geldi. Ardından da Lina için aynı süreç oldu. Türkiye’de uyumlu verici bulamadığımız için dünya bankalarını taramaya başladık ve Hindistan’dan bir verici bulundu. Vericiden alınan kemik iliği uçakla ve özel bir kurye ile Türkiye’ye getirildi. İki kardeşe de sırayla 1 yıl içinde nakil yaptık.”

5 yaşındaki Omar - Prof. Dr. Barış Malbora - 7 yaşındaki Lina

BAĞIŞÇILAR 2 YIL GİZLİ TUTULUYOR

Dünyada her yıl 50 bin kişiye çeşitli hastalıklar nedeniyle kemik iliği nakli yapıldığını söyleyen Prof.Dr. Malbora, “Türkiye’de de 2013 yılında kurulan TÜRKKÖK sayesinde birçok hasta kemik iliği nakli oldu ve sağlığına kavuştu. Dünya genelinde uygulanan kararlara göre bağışçı ile bağış bekleyen kişiyi korumak ve bağışın maddi bir nitelik kazanmasını önlemek için alıcı ile vericinin 2 yıl tanışması yasak. Sonrasında iki taraf da isterse görüşebiliyorlar” dedi.

BİZ DE BAĞIŞÇI OLACAĞIZ

İki çocuğu da verilen kemik iliği ile sağlığına kavuşan anne Eman Tarik Raouf bağışçıya teşekkür ederken, baba Shamal Ahmed Yasin kendilerinin de bağışçı olmayı düşündüklerini ve isimlerini de yaşlarını da bilmedikleri vericilere minnet duyduklarını söyledi.

Yazının Devamını Oku

Çocuğunuzu sorgulamayın sohbet edin

18 Eylül 2023

Irmak Kerimoğlu Türkiye'de yapılan araştırmalara göre her 3 çocuktan 1'inin, OECD verilerine göre ise 4 çocuktan 1'inin akran zorbalığına maruz kaldığını belirtiyor. Akran zorbalığı artık sadece okul içinde de yaşanmıyor. Sosyal medya hesaplarında, okul dışında hem fiziksel hem ruhsal anlamda çocuklar şiddete maruz kalabiliyor. Bu durum sadece zorbalığa uğrayan çocuğun değil, zorbalık yapan çocuğun da okul başarısını ve sosyal ilişkilerini kötü etkiliyor. Peki çocuğumuzun ne hissettiğini, neler yaşadığını anlamak için nasıl davranmalıyız?'TÜRKİYE'DE HER 3 ÇOCUKTAN 1'İ AKRAN ZORBALIĞINA MARUZ KALIYOR'Kerimoğlu "Çocuğun sizinle konuşmuyor olması mutlaka başına kötü bir şey geldiği anlamına gelmiyor. Bu çocuğun mizacından kaynaklı. Ama yine de çocukların günlük rutinlerinden haberdar olmak, tatsız bir olay yaşadıysa bunu anlamak, bir şeye üzüldüğünde, bir tehlike hissettiğinde bilmek için çocuğumuzla konuşma alışkanlığını oturtmamız gerekiyor. İlla çocuğun başına bir şey gelmesine gerek yok ama bunu yapmadığımızda çocuğun ne yaşadığından haberdar olmamız zor. "Çocuğu nasıl konuşturabiliriz?" yaklaşımı benim sağlıklı bulmadığım bir yaklaşım aslında. Eğer çocuğumuz bir akran zorbalığı ya da kötü bir durum yaşıyorsa onu sorgulamak yerine bunu oyunlarla yapmak ve uzman desteği almak en iyisi. Akran zorbalığı sadece arkadaşlarından gördüğü fiziksel bir şiddet değil. Dışlanmak, dalga geçilmesi de akran zorbalığına giriyor. OECD raporlarına göre de yaklaşık 4 çocuktan 1'i akran zorbalığına maruz kalıyor. Artık akran zorbalığı sadece okul saatlerinde olmuyor. Hem okul dışı sosyal hayatlarında hem de çok yaygın şekilde sosyal medyada oluyor artık. Akran zorbalığı çocuğun veya ailenin tek başına çözebileceği bir problem değil. Okul, her iki tarafın da aileleri ve çocuk ruh sağlığı uzmanı ile çözülebilir. Akran zorbalığı hem zorbalığa uğrayan hem de zorbalık yapan çocuğun akademik başarısını, sosyal ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Sadece çocuğun sınıfını, okulunu değiştirmek kalıcı çözümler değil. Bu kolektif bir çalışma" dedi.

NASIL YAKLAŞMALI?

- Çocuğunuzu sorgular şekilde konuşmayın.

- Sohbet etmeye ve duygularını anlamaya çalışın.

- Oyun kurarak, onunla oyun oynayarak da ne yaşadığını anlamanız mümkün. Onunla oyun oynayın.

- Bir tehlike seziyorsanız mutlaka bir uzman ile görüşün ve anlamaya çalışın.

- Çocuğunuzu eleştirmeyin ve yaşıtları ile kıyaslamayın. Bu tavır duygularını açmasını engeller.

Yazının Devamını Oku

Eris varyantı Türkiye’de... Aynı ilde 9 kişide görüldü

16 Eylül 2023

Bakan Koca sosyal medya hesabından şunları söyledi: “Endişe konusu sayılmayacak bir gelişme. Hasta etme gücünün (virülansının) düşüklüğünü bildiğimiz Eris varyantı Referans Laboratuvarı’mızda yapılan incelemede 9 kişide görüldü. Yurtdışı temaslı ve aynı ildeler. Mevcut tedbirlere gündelik hayatımıza devam edeceğiz. Durum başka ülkelerde yaygın, bizde de ortaya çıkması muhtemeldi. Büyüklerimizi, kronik hastalarımızı koruyacağız.”

GRİPTEN FARKLI DEĞİL

Şu ana kadar virüsün en hızlı bulaşan varyantlarından biri olan Eris’in iyi tarafı hastalığın seyrinin hafiflemiş olması. Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Enfeksiyon Çalışma Grubu Sözcüsü Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu, “Eris bize yabancı bir varyant değil. Omikron’un bir alt varyantı” dedi ve şunları söyledi: “Eris şimdiye kadar saptanan en hızlı bulaşan varyant. Ancak sevindirici olarak ağır hastalık ya da mortalitede artışa neden olmadığı düşünülüyor. Belirtileri gribal semptomlardan çok farklı değil. Mevcut aşılar ve tedavi bu varyantta da etkin ancak 2023-2024 kışı için Biontech’in geliştirdiği monovalan COVID-19 aşısı, XBB varyantı içerdiği için Eris’e karşı da daha yüksek koruyuculuğa sahip. Yeni varyant ve sonbaharın gelmesiyle vaka sayılarında artışlar gözlenebileceği tahmin ediliyor. Kapalı alanlar, sinema ve konser gibi kalabalık aktivitelerde yayımı arttırdığı gösterildi. Global olarak bakıldığında dünya çapında COVID-19’a bağlı hastane yatışları ve ölüm oranlarında azalma eğilimi devam ediyor ama özellikle kış aylarında vaka artışları olabilir. Önlemleri elden bırakmamak gerekiyor.”

BELİRTİLERİ NELER?

- Boğaz ağrısı
- Burun akıntısı

Yazının Devamını Oku

‘Saçımı haftada bir yıkarım’ tartışması...

12 Eylül 2023

Pekkan, sosyal medyada gündem olurken “Haftada bir saç mı yıkanır?”, “Kokar” gibi yorumlar yapıldı. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhan Engin, “Saçın 2 günde 1 yıkanmasını öneriyoruz ancak haftada 1 yıkamak uzun bir süre çünkü o zaman da yağ salgısı artar ve saç dökülmesi olur” dedi.

HAFTADA 1 YIKAMAK DA SAĞLIKLI DEĞİL
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekayi Kutlubay da şöyle konuştu: “Normalde en az haftada 2 yıkamayı tavsiye ediyoruz. Saçın durumuna göre bu yıkama sıklığı değişiyor. Ancak 1 hafta yıkamadığınızda mikroplar için uygun bir ortam oluşturur. 1 hafta ya da daha uzun süre yıkamamak da sağlıklı değil. 1 hafta yıkanmadığında nahoş bir koku da meydana gelebilir.” 

Yazının Devamını Oku

Obezitede kanser riski

5 Eylül 2023

İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ender Dulundu, “Türkiye’de her 4 kadından ve her 5 erkekten 1’i obez. Daha kötüsü çocukluk çağı obezitesi yüzde 6’ya çıkmış durumda. Obezite kadar ne kadar uzun süre obez olduğumuz kanser gelişiminde önem taşıyor. Bu nedenle çocukluk ve gençlik çağlarındaki obezite bizi daha çok endişelendiriyor. Vücut kitle indeksinde her 5 birimlik artış karaciğer kanseri riskini 1.5 kat arttırıyor” dedi.

SÜRE ÇOK ÖNEMLİ

Prof. Dr. Ender Dulundu şöyle devam etti: “Norveç’te yapılan bu çalışmada 1968 yılından itibaren kişilerin kayıtlarını inceliyorlar. Karaciğer, safra yolu, safra kesesi kanserlerinde risk artıyor. Burada önemli bir nokta daha var. Obez olarak geçirilen süre ne kadar uzunsa kanser riski de artıyor. Yani bugün obez oldunuz hemen yarın kanser olacaksınız anlamına gelmiyor ama ömrünüzün ne kadar uzun zamanını obez olarak geçiriyorsunuz. Bu önemli. O yüzden çocukluk çağındaki obezitenin artışı da daha tehlikeli.”

TÜRKİYE’DE BÜYÜK ARTIŞ

TÜRKİYE’de çeşitli yıllarda yapılan araştırmalarda obezitenin 2000’lere doğru artış gösterdiği görülüyor. 

- Erkeklerin yüzde 16.8’i obez iken yüzde 40.4’ü ise fazla kilolu kategorisinde, kadınlarda ise yüzde 23.6 obezite kategorisindeyken yüzde 30.9’u fazla kilolu oldu. 

-  2001 yılında erkek çocuklarının yüzde 1.6’sı obez iken, kız çocuklarında obezite oranı yüzde 2.1. 2016-2017 yıllarında ise çocuklarda obezite oranının yüzde 6.6 olduğu görülüyor.

Yazının Devamını Oku

DNA değil, çevre yaşlandırıyor: ‘Gen’ testiyle genç kal

1 Eylül 2023

İnsan gen haritası 90’lı yıllarda çalışılmaya başlayıp 2003 yılında tamamlandığından beri tıp dünyasının tedavilere bakış açısı büyük ölçüde değişti. Aynı tedavi, bir hastada çok iyi sonuç verirken başka bir hastada hiç işe yaramamasının genlerimiz ile alakalı olabileceği anlayışı yaygınlaştı. Ancak biliminsanları zamanla genetiğimizin yanı sıra bir de çevresel faktörlerin genler üzerindeki etkisini incelemeye aldı. İyi beslenme, hava koşulları, temiz gıda ve temiz suya ulaşmak, hareketli yaşamın kalıtsal etkilerinin de DNA kadar önemli olduğu ortaya çıktı.

BESİNLERE DİKKAT

2-3 Eylül tarihlerinde İstanbul’da bulunan  Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivi Külliyesi’nde bir Nutrigenetik ve Epigenetik Kongresi düzenlenecek. Dünyanın birçok yerinden biliminsanları epigenetiği ve nutrigenetiği masaya yatıracak. Nutrigenetik ve Epigenetik Derneği Başkanı Doç. Dr. Gülsen Meral, kongre öncesinde bu kavramlarının hayatımıza etkisini anlattı: “Hassas tıp, kişiye özel bir tedavi ile kronik hastalıkları önlemeye yardımcı olan ve tedavi başarısını arttıran yeni bir bilim dalı. Burada iki önemli nokta var. Birincisi genleri tanıyarak kişiye özel beslenme, yaşam tarzı sağlayarak hastalıklardan korumak. Besinler genler üzerinde ifadelenmeler dediğimiz epigenetik değişiklikler yapıyor. Mesela kanser önleyici bir gen çalışmazsa kişinin kansere yatkınlığı artar.

8 HAFTADA 3 YIL KAZAN

Bir diğer önemli konu ise nutriepigenom denilen kavram. Burada önemli olan kişinin anne karnında başlayan programlanmasında annenin çevre koşulları, yaşadığı olaylar, kullandığı vitaminler, bağırsak florası bebeğin programını etkiliyor. Bir çalışmaya göre kişiye özel bir dizayn ile beslenmeyi 8 hafta değiştiren kişilerin biyolojik saatinin 3 sene geriye gittiği bulunmuş. Artık dünyada bazı hastalıkların tedavisine epigenetik testler ile karar veriliyor. Kanada ve İngiltere’de bazı genetik testlerin sonuçlarının olduğu kartlar veriliyor insanlara. Bu kartlar ile kişiler tedaviye gidiyor ve ilaçlara, ilaçların dozuna karar veriliyor. Dünya artık buna doğru gidiyor.”

BİYOLOJİK YAŞ GERİ ALINABİLİR

- Doç. Dr. Gülsen Meral, “DNA kaderiniz değil” diyor ve bunu şöyle anlatıyor: “Mesela herkese spor öncesi kahve içmenin yağ yaktırdığı söyleniyor. Ancak kişilerin genetik testleri yapıldığında bir bakıyoruz ki kahve içmek bu kişiye iyi gelmiyor. Çünkü o insanın epigenetiği farklı ve başka şeylere ihtiyacı var. Doğru beslenme, doğru bir yaşam tarzı ile genetiğindeki olumsuz faktörleri iyiye çevirebilir. Bu şekilde biyolojik yaşı da geriye almak mümkün.”

Yazının Devamını Oku

Epigenetiğin kalbi İstanbul’da atacak

31 Ağustos 2023

Kalıtımsal olan ancak genetiğimizi değiştirmeyen farklılıkları inceleyen bir bilim dalı var: Epigenetik. Türk Kanser Derneği’nin desteğiyle Nutrigenetik ve Epigenetik Derneği tarafından, İstanbul’da dünyadan ve Türkiye’den birçok biliminsanını bir araya getirecek bir Epigenetik Kongresi düzenleniyor. Kongrede kişiye özel beslenmenin, çevresel faktörlerin, hangi sporun yapıldığının insanların hayatını ve sağlığını nasıl farklı etkilediği ele alınacak.

YOL HARİTASI ÇİZİLECEK

2-3 Eylül tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivi Külliyesi’nde gerçekleşecek kongrenin moderatörlüğünü Merva Ulusoy Bilginer üstlenirken, Emeritus Prof. Mustafa Camgöz, Prof. Kenneth White, Dr. Öğr. Üyesi Elif Sibel Aslan gibi uzmanlar yer alacak. Kongreye, Revna Demirören gibi iş dünyasının önde gelen isimleri de destek veriyor.

Kongrede, epigenetik ve genetik faktörlerin etkileşimi ele alınarak, çevresel etkilerin sağlık üzerindeki rolü de incelenecek ve interaktif oturumlar sunulacak. Biliminsanları epigenetik alanındaki en son gelişmeleri tartışacak ve bu alandaki geleceğe yönelik yol haritasını çizecek.

Yazının Devamını Oku

En hızlısı Eris çıktı! 51 ülkede bildirildi

19 Ağustos 2023

COVID-19 önlemleri tüm dünyada kalktı ancak yeni varyantlar çıkmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 9 Ağustos’ta Eris varyantına ilişkin bir rapor yayınlayarak “izlenmesi gereken varyant” kategorisine aldı. DSÖ her yeni çıkan varyantı yayılma hızına ve etkilerine göre değerlendirmeye alıyor ve bu konuda düzenli olarak rapor yayınlıyor.

KIŞ AYLARINDA BASKIN OLABİLİR

TÜSAD (Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği) İnfeksiyon Çalışma Grubu Sözcüsü Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu: “Eris şimdiye kadar en hızlı artışa neden olduğu saptanan varyant. Ancak ağır hastalık ya da mortalitede artışa neden olmadığı düşünülüyor. Özellikle sonbahar ve kış aylarında artışa neden olabilir. COVID-19’da aylar sonra EG.5 ya da kısa adıyla ERİS adında yeni bir varyant tanımlandı. Bu varyant Omikron’un bir alt varyantı ve Omikron’a benzer özellikleri var. Dünyada halen 51 ülkede tespit edildi ve yayılmaya devam ediyor. En sık göründüğü ülkeler Çin, ABD, Kore, Japonya, Avustralya ve İngiltere. İngiltere’de 7 olgudan birisi şu an Eris’e bağlı COVID-19. Kapalı alanlarda, sinema ve konser gibi kalabalık aktivitelerde kolaylıkla yayılabileceği ortaya kondu. Ancak sevindirici olarak ERIS’in daha ağır seyirli hastalık yaptığına dair veri yok. Mevcut aşılar ve tedavi bu varyantta da etkin.”

DSÖ ayrıca BA.2.86 varyantının da geliştiğini bildirdi. BA.2.86’yı da gözlem altına aldı.

BA.2.86 VARYANTI NEDİR?

Prof. Dr. Kömürcüoğlu DSÖ’nün yeni açıkladığı ve gözlem altına aldığını duyurduğu varyanta ilişkin olarak şunları söyledi: “BA. 2.86 çok sayıda mutasyonu bir arada bulundurma nedeniyle yeni izleme alınan bir varyant, henüz dünyada çok yaygın değil. İzleyip ne kadar riskli olduğu görülecek.”

ERiS’İN BELİRTİLERİ

* Boğaz ağrısı

Yazının Devamını Oku

Diş sağlığı omurgayı etkiliyor

15 Ağustos 2023

Halk arasında omurga eğriliği olarak bilinen skolyoza sahip olanlarda çene ve diş yapısında da bozukluk görülüyor. Daha önemlisi ise diş tedavisi yaptırıldığında da skolyoz daha hızlı iyileşme kaydediyor. Ergenlik çağındaki gençlerde yüzde 2 -3 oranında skolyoz görülüyor. Ancak skolyoz ile diş yapısındaki bozukluk arasında önemli bir ilişki var. Özellikle ilerlemiş çene kapanma bozukluğu ve diş problemleri olanlarda skolyoz daha sık.

DAHA HIZLI DÜZELİYOR

Romatem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Hülya Şirzai şu bilgileri veriyor: “Eğer bir çocukta çene ekleminde asimetri, dişlerde çarpıklık varsa, omurgada ağrı, kamburluk, kifoz daha sık görülüyor. Böyle çocuklarda erken skolyozu tanımak için fizik tedavi hekimi ile diş hekiminin ortak çalışması gerekiyor. Bir çalışmada özellikle 705 sağlıklı birey ile skolyozu olan 85 çocuk incelenmiş ve sağlıklı grupta çene problemleri yüzde 8.1 oranında görülürken, skolyozu olan çocuklarda yüzde 25.9 oranında görülmüş. Bu anlamlı bir oran. Bir diğer önemli nokta çene problemi olan çocuklarda ileri derecede skolyoz olması. Yani bu arada ciddi bir ilişki olabileceğini gösteriyor. Özellikle diş hekimleri çocukluk ve ergenlik döneminde biraz ileri evre dediğimiz ikinci evrede çene problemi ve diş kapanma bozukluğu, çapraz kapanma bozukluğu gördüğü zaman hastayı mutlaka fizik tedavi hekimine yönlendirmeli. Aynı zamanda boyun eğriliği olan, yüz asimetrisi olan çocuklarda da omurga kontrol edilmeli. Dişlerdeki sorun çözüldüğünde skolyoz da daha hızlı iyileşiyor.”

 

Yazının Devamını Oku

Önce deprem sonra hastalık... 6 ayda ikinci kez hayata tutundu

5 Ağustos 2023

HATAY’da yaşayan Aysel Ezal, 6 Şubat’ta 11 ili etkileyen depremde birçok insan gibi büyük dehşeti yaşadı. Evleri başlarına yıkılan Ezal ve eşi, 1 gün boyunca enkaz altında kaldıktan sonra çevredekilerin yardımıyla kurtuldu. Ancak böbrek hastası olan ve o güne kadar tedavisi çok iyi bir şekilde devam eden 4 çocuk annesi Aysel Ezal’ın hastalığı hızla kötüye gidince böbrek nakli oldu.

CRUSH SENDROMU

Operasyonu Pof. Dr. Remzi Emiroğlu ile yapan Acıbadem Atakent Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Borçak Çağlar Ruhi, şu bilgileri verdi: “Aysel Hanım 30 yıllık bir diyabet hastası. Böbrek hastalığının en önemli nedenlerinden biri diyabet. Ancak bu hastamızın hikâyesi farklı. Hastalığının seyri aslında gayet iyi giderken yaklaşık 1 gün göçük altında kalıyor. Depremde bizim en çok korktuğumuz şey crush sendromu dediğimiz kasların ezilmesine bağlı, yıkılan kas kütlesi içeriğindeki potasyumun hücre dışına salınması nedeniyle aniden hastaları kaybetmemiz. Aynı zamanda kronik böbrek hastalarında da sürecin hızlanmasına neden oluyor. Bu bizim çok çekindiğimiz bir konu ve bu hastamızda yaşadık bunu. Normalde 30 yıllık diyabet hastası ancak hastalığı kontrol altında ilerlerken enkaz altında kaldıktan sonra bir anda diyalize girecek duruma geldi. Hastamızın şansı ise oğlunun verici olmak için çok gönüllü olması. Bu kadar uyumlu bir hasta grubu hiç görmedim. Oğlu annesine böbreğini vermek için çok hevesliydi. Annesini diyalize girmeden kurtarmak istiyordu. Dokuları ve organları uyduğu için çok hızlı şekilde iyileştiler.”

ÇADIRDA KALAMAZ YARDIM BEKLİYOR

- Böbrek nakli olan depremzede Aysel Ezal’ın hijyen koşulları iyi bir yerde kalması gerekiyor. Çadırda kalan Ezal’a yardım eli çevresindeki vatandaşlardan geldi. 3 aylık bir süre için yardımlar sayesinde Mersin’de ev tutuldu. 3 ay sonra ne olacağını bilmeyen Ezal yardım beklerken, annesine böbreğini veren evli ve 2 çocuk babası 39 yaşındaki Suphi Ezal ise “Anneme elimden gelse kalbimi bile veririm. İki böbreğim lazım olsa ikisini verirdim. Yeter ki iyi olsun” dedi.

 

Yazının Devamını Oku

Biyonik kol zaferi... Artık piyano bile çalabilecek

1 Ağustos 2023

DÜNYADA uzuv kaybı yaşayanlar için geliştirilen birçok biyonik kol var ancak bunlar kısıtlı hareket kapasitesine sahip. Bilgi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölümü öğrencileri İlker Uygun ve Berk Reçber, bu eksikliği görerek bitirme projelerini sağlık alanında hazırlamaya karar veriyorlar. Tamamen kendi maddi imkânlarıyla olabilecek en düşük maliyete, en iyi biyonik kolu hazırlamaya çalışıyorlar. Yine kendi geliştirdikleri bir sinyal algılama sistemi ile hangi parmak hareketinin beyinde hangi alanı harekete geçirdiğini tespit ediyorlar. Böylece beyindeki sinyaller biyonik kolda doğru hareketi yapabiliyor.

MALİYETİ 10 BİN LİRA

Ampute insanların hayat kalitesinin çok aşağıda kaldığını tespit ettiklerini belirten Berk Reçber, “Bu tarz protezler 1 veya 2 hareketi yapabilme kapasitesine sahip. Örneğin sadece bir bardak suyu tutup bırakma hareketi yapabiliyor. Fakat bizim tasarladığımız bu protez 15 hareketi kusursuz şekilde yapabiliyor. Bu proje tam potansiyeline ulaştığı zaman bu protezi kullanan hastalar isterlerse piyano bile çalabilecek, el yazısı yazabilecek. ABD ve diğer ülkelerde bu tarz ürünlere çok yatırım var ancak bizde ne yazık ki yok. Biz bu ihtiyacı fark ettik ve temsilci olmak istedik. Şu an satışta olan protezler yurtdışında 10 bin İngiliz Sterlin’inden satışa sunuluyor. Biz ise toplam maliyetini 10 bin liraya çıkardık” dedi.

Biyonik kolun şimdilik 15 hareket ile sınırlı olduğunu ancak bunları artırabileceklerini söyleyen İlker Uygun, “Bizim kollarımızdaki kaslarımız beynimizden gelen sinyaller ile hareket ediyor. Bu sinyalleri okumak için bir adet mikro işlemcimiz vardı ve özel bir yazılım kullandık. EMG denilen sensörler ile kasın yaptığı her hareketin beyinde hangi sinyalle yapıldığını haritaladık. Yani bir parmak oynatma hareketini yapmak için beyinde nerenin çalıştığını gözlemledik“ diye konuştu.

3 BOYUTLU YAZICIYLA YAPILDI

İstanbul Bilgi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Öniz ise şunları söyledi: “3 boyutlu yazıcı ile malzemeleri basıp standart ve kolayca erişilebilecek motorlar kullandık. Amacımız bunu herkese ulaştırabilmekti. Malzeme olarak da bir plastik çeşidi olan PLA kullandık. Bu malzeme 3 boyutlu yazıcılarda kullanılan bir malzeme. Ayrıca oldukça dayanıklı ve bu malzemeler bozulduğu zaman aynısını tekrar 3 boyutlu yazıcıdan alıp tamir edebiliyoruz. Öğrencilerimiz bu projeyi kendi öz kaynakları ile yaptı. Çok düşük bir maliyetle bu kadar yüksek bir performans sergilediler. Bu çok önemli.”

Yazının Devamını Oku

Manikür, pedikür salonlarında büyük risk! Türkiye'deki hastaların yüzde 80'i hepatit virüsü taşıdığını bilmiyor

28 Temmuz 2023

Yeterince hijyen kurallarına dikkat edilmemesi, gerekli denetimlerin yapılmaması ve ortak aletlerin kullanımı virüsün yayılmasını arttırıyor. Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karasu, bu tarz bir hizmet alacak kişilerin mutlaka hijyen kurallarına dikkat eden yerlere gitmesi gerektiğini açıkladı.

Türk Karaciğer Vakfı Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çakaloğlu da 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü'ne istinaden herkesin Hepatit B ve C virüslerine karşı test yaptırmaya çağırdı. Prof. Dr. Çakaloğlu, "Viral Hepatit beklemez. O yüzden tedaviye geç olmadan başlamak için öncelikle tanı koyulması gerekiyor" dedi.

TÜRKİYE’DE 2 MİLYON HEPATİT B, 400 BİN HEPATİT C HASTASI OLDUĞU TAHMİN EDİLİYOR

Prof. Dr. Zeki Karasu: Ülkemizde erişkin nüfus içinde Hepatit B sıklığı yüzde 3-4, Hepatit C sıklığı ise yüzde 0,5 ila yüzde 1 arasında olup, yaklaşık 2 milyon hepatit B ve 300 bin ila 400 bin arası Hepatit C hastamız olduğu tahmin edilmektedir.

Bu virüslerde kan yoluyla bulaş oluyor ancak bu illa ki kan transeri ile olmuyor. Sizden önce Hepatit virüsü taşıyan herhangi birinin kullandığı manikür aleti de virüsün size bulaşmasına neden olabiliyor. İnsanların bir kısmında öncelikle sarılık hastalığı ile belirti verebiliyor. Ancak çok büyük bir çoğunlukta hiç belirti olmadığı gibi oldukça da sinsi ilerliyor. Hasta doktora başvurduğu zaman siroz olmuş olabiliyor. Bu nedenle riskli ortamlarda bulunan kişiler kan tahlili yaptırmalı ve hepatit virüsü taşıyıp taşımadığını kontrol ettirmeli.

Viral Hepatitle Savaşım Derneği Başkanı Prof. Dr. Rahmet Güner: Dünya Sağlık Örgütü 2030 yılına kadar hepatit hastalarının yüzde 90'ının tanı koyulmuş olmasına yönelik bir hedef yayınladı. Tanı koyulan hastaların yüzde 80'inin de tedavi edilmesi ve böylece hepatit nedeniyle ölümlerin de yüzde 65 oranında azaltılmasını hedefliyor.

TÜRKİYE'DEKİ HASTALARIN YÜZDE 80'İ HEPATİT VİRÜSÜ TAŞIDIĞINI BİLMİYOR

Prof. Dr. Yılmaz Çakaloğlu hepatit virüslerinde en önemlisinin teşhis olduğuna dikkat çekerek bazı önemli verileri paylaştı:

Yazının Devamını Oku

Kuduz mu ihmal mi... Mimar Lütfü’yü ölüme götüren sebep ne

25 Temmuz 2023

Şanlıurfa Siverek’te yaşayan mimar Lütfü Seray, 1 yıl önce henüz yavruyken iki köpek sahipleniyor. Sonrasında köpekler büyüyünce apartman dairesinde bakmakta zorlandığını söyleyerek bir arkadaşına vererek köpekleri sahiplendiriyor. 20 gün sonra yani 12 Haziran tarihinde arkadaşı Lütfü Seray’ı arayarak “Köpekler çok saldırgan bir gelip bakar mısın?” diyor. Veterinere götürdüklerinde köpeklerden biri iyice saldırganlaşıyor ve Lütfü yardım etmek isterken elinden, boynundan, yüzünden ve çeşitli yerlerden ısırılıyor. Hemen 1 saat içinde aşı oluyorlar. Veteriner sonrasında köpeği uyuşturarak sakinleştirdiğini söylüyor. Seray ise “Sahibini ısıran köpekten hayır gelmez” diyor ve köpeği istemediğini söylüyor.

BİR GÜN SONRA KÖPEK ÖLÜYOR

Belediye ekipleri gelip köpeği alıyor. Sonrasında bir belediye çalışanı cins köpek olduğu için köpeği çok beğendiğini ve kendisi bakmak istediğini söyleyerek köpeği alıyor. 1 gün sonra köpek ölüyor ve çöpe atılıyor. Kuduza dair herhangi bir numune alınmıyor ve kimseye haber verilmiyor. Bu süreçte Seray’ın şikâyetleri başlıyor, “Işıktan korkuyorum, sudan korkuyorum, bazen karıncanın sesini bile duyuyorum, bazen hiçbir şey duyamıyorum” diyor. Hatta Lütfü Seray bağırarak konuşmaya başlayınca abisi Kenan Seray, neden bağırarak konuştuğunu soruyor. Lütfü Seray ise duymadığını ve bu yüzden bağırdığını belirtiyor. Kolunda uyuşmalar oluyor.

SÜREKLİ AYNI CEVABI ALDI

Birçok defa Siverek Devlet Hastanesi’ne, bölgedeki özel kliniklere gidiyor. Ancak bir sorunu olmadığı, bir nöroloji uzmanına gitmesi gerektiği söyleniyor. Bu arada Lütfü Seray sadece son doz aşısını, kendisini iyi hissetmediği için 4 gün geciktiriyor. 2 Temmuz günü ise arkadaşlarıyla pikniğe gidiyor. Burada nehre girerek yüzüyor ve sonrasında ateşi yükseliyor. Ateşinin yükselmesini buna bağlıyor. Tekrar Siverek Devlet Hastanesi’ne gidiyor ve acil servise başvuruyor. Tahliller sonrasında yine bir sorunu olmadığı söyleniyor ancak Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne gitmesini öneriyorlar. Ertesi gün Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde de tahliller gerçekleştiriliyor. Ancak yine aynı cevabı alıyorlar: “Psikolojik olabilir.”

Sonrasında Gaziantep’e götürmeye karar veriyorlar. Gaziantep’te acil servis doktoru, kardiyoloji, nöroloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarını çağırıyor. Bu süreçte köpeğin ısırılmasından bahsetmedikleri için uzmanlar sorular sormaya başlıyor. Yüzünde ve kolundaki izleri sorunca doktorlar kuduz üzerine yoğunlaşıyor. Kenan Seray’a “Ne yazık ki kardeşiniz kuduz. Çok hızlı bir şekilde izolasyonu olan yoğun bakım servisinde tedavi edilmesi gerekiyor” deniliyor. Bunun üzerine yine Gaziantep’te şartları buna uygun bir özel hastanede tedavi altına alınıyor. Kenan Seray, “Gittiğimizde bir katı bizim için ayarlamışlardı. Her yer izole edilmişti. Biz orada durumun ciddiyetinin farkına vardık. O ana kadar kuduzun böyle ölümcül olabileceğini düşünmüyorduk” diyor.

ISIRIK İZİNDEN FARK EDİLDİ

Burada kardeşine tüm müdahaleler yapılıyor. Verilmesi gereken immünoglobülin veriliyor. Kanı temizleniyor. Son olarak doktorlar yurtdışında satılan etkili bir ilaç olduğunu ve denenebileceğini belirtiyor. İlacı Şanlıurfa’da bulup getiriyorlar ancak buna rağmen aynı gün kaybediliyor.

Yazının Devamını Oku

Cerrahpaşa 6 yılda yenilenecek

18 Temmuz 2023

Yeşilköy’de bulunan ve COVID-19 sürecinde açılan Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi’ne taşınan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’nın Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın, her gün binlerce insana hizmet veren Cerrahpaşa’nın yenilenme süreci hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Aydın, deprem riski nedeniyle boşaltılan Cerrahpaşa’nın taşınma işleminin tamamlandığını, yenilenmede tek bir etabın kaba inşaatının 2 yıl sürmesinin öngörüldüğünü belirtti. Buna göre toplam 3 etaptan oluşan yenilenme en az 6 yılda tamamlanacak.

HİZMET İKİ YERLEŞKEDE

Şu anda Cerrahpaşa’nın tüm poliklinik hizmetleri ile çocuk hastalıkları ve nöroşirürji bölümleri Cerrahpaşa Yerleşkesi’nde devam ederken, cerrahi birimlerin büyük bir bölümü ve yatan hastalar Yeşilköy’de bulunan Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi’nde olacak. Cerrahpaşa’nın iki yerleşkeye bölündüğünü ve hizmetlerine uzun süre böyle devam edeceklerini açıklayan Rektör Aydın, yenilenmenin 5 ayrı proje ile eşzamanlı olarak yürütüldüğünü belirtti. Rektör Aydın şu bilgileri verdi: “Tarihi Cerrahpaşa Yerleşkesi’nde bir yandan tarihi yapıların restorasyonu devam ederken bir yandan da yeni hastane binalarının yapım sürecinde önemli bir aşamaya gelmiş bulunmaktayız. Toplam 650 bin metrekarelik kapalı alana sahip ve üç etaptan oluşan projenin 1. etap hastane yapıları bölümünün ihalesi yapılmış ve yüklenici firmaya yer teslimi gerçekleştirilmiştir. Bu etap yaklaşık 220 bin metrekare kapalı alana sahip sismik deprem izolatörlü hastane binalarından oluşmaktadır. Kaba inşaat süresi 2 yıl olarak öngörülen 1. etap tamamlandığında gerek hasta hizmetleri gerekse eğitim ve araştırma faaliyetleri modern imkânlara kavuşmuş olacaktır. Konumu itibarıyla denizden ve havadan hasta transferine imkân sağlayacak Yeni Cerrahpaşa Projesi, ‘Türkiye Yüzyılı Vizyonu’na yakışır bir proje olarak dünyadaki sayılı sağlık merkezlerden biri olacaktır.”

MARMARA BÖLGESİ’NİN YÜKÜNÜ KARŞILIYOR

- İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi hem tarihi anlamda önemi olan hem de sadece İstanbul’un değil, Marmara Bölgesi’nin sağlık yükünün önemli bir kısmını karşılayan bir hastane. Yoğun tartışmalar ile taşınan Cerrahpaşa’nın bünyesinde bulunan “Haseki Kardiyoloji Enstitüsü” ise Samatya olarak da bilinen İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hizmet verecek. 

Yazının Devamını Oku

Tüm aşılarını olan genç mimar nasıl kuduzdan öldü? Siverek Lütfü Seray'ın kuduzdan ölümünü konuşuyor

15 Temmuz 2023

Lütfü Seray'ın köpeğinin bir süre kaybolduğu ve bulunduktan sonra saldırgan davranışları nedeniyle hemen veterinere götürdüğü öğrenildi. Seray’ın sağ el bileğinden ısırıldığı ortaya çıkarken, immünoglobülin verilip verilmediği ise bilinmiyor. Geçtiğimiz yıl kasım ayında da Bitlis'te bir köpeğin ısırdığı 10 yaşındaki Mustafa Erçetin isimli talihsiz çocuk da kuduz nedeniyle tedavi altına alınsa da hayatını kaybetmişti. Kesin bir tedavisi bulunmayan kuduz için hemen ısırılan bölgenin su ve sabun ile yıkanması, hiç vakit kaybetmeden aşı yapılması ve riskli durumlarda aşının antikoru oluşana kadar immünoglobülin verilmesi gerekiyor.

"KUDUZ SİNİRE ULAŞIRSA AŞI DA FAYDA ETMİYOR"

Bilim Kurulu Üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz: Aşının yüzde 100'e yakın bir koruyuculuğu var. Ancak el bileği, baş bölgesi, yüz gibi beyne veya sinirlere yakın bölgelerde oluşan ısırıklar çok tehlikeli. Bu tür durumlarda hastalara aşı yapılırken aynı zamanda immünoglobülin verilmeli, mümkünse hemen dikiş atılmamalı veya kanamayı durdurmak için dikiş atılmak zorunda kalınıyorsa da sık olmayan dikişler atılmalı. Ancak çok nadiren bazı vakalarda hem immünoglobülin hem aşı yapılmasına rağmen kişiyi korumayabiliyor. Bu çok nadir gördüğümüz bir şey ama kişinin vücudunda antikor üretmekte bir sıkıntı olabiliyor ya da bunu engelleyen bir ilaç kullanıyor olabiliyor. Bu hastadaki durumu bilmiyorum elbette ama genel olarak kuduz için konuşuyorum. Burada sıkıntı kuduz mikrobunun sinire ulaşması. Sinire ulaştıktan sonra ne immünoglobülin ne de aşı fayda etmez. O nedenle bir ısırık varsa hemen, hiç vakit kaybetmeden aşı öneriyoruz. Ancak ısırık derinse, mikrop sinire ulaşırsa artık yapacak hiçbir şey kalmıyor. Bu durumda ne aşı ne immünoglobülin fayda etmiyor.

EVCİL VE SOKAK HAYVANLARININ HER YIL KUDUZ AŞISI YAPILMALI

Kuduz mikrobu herhangi bir sinir yerleşirse ve beyne ulaşırsa hastaların kurtulma imkânı kalmıyor. Bu nedenle kuduz aşısı için hiç vakit kaybetmeden ve ısırılma gerçekleştikten hemen sonra aşı olmak gerekiyor. El, yüz, baş bölgesine yakın bölgelerde gerçekleşen ısırılmalar çok daha riskli çünkü mikrobun beyne yerleşmesini hızlandırıyor. Tırmalama da ısırılma kadar olmasa da riskli çünkü hayvanın salyasından bulaşsa dahi kuduz mikrobu tırmalamada da risk var. Ayrıca evcil hayvanların ve sokak hayvanlarının hepsinin her yıl kuduz aşısının yenilenmesi gerekiyor. Eğer evcil hayvanınız varsa evden kaçma, kaybolma riskine karşı her yıl kuduz aşısının yapılması önemli.

Yazının Devamını Oku

Tek tip beslenme sağlığa zararlı

15 Temmuz 2023

KARACİĞER yetmezliği ile gündeme gelen ve karaciğer nakli olması gerektiğini söyleyen oyuncu Ufuk Özkan, rolü için zayıflamak isterken sadece meyve ile beslendiğini açıkladı. 2011 yılında hayatını kaybeden Steve Jobs’ın da sadece meyve ile beslendiği geçen yıllarda gündeme gelmişti. Daha sonra Jobs’ın hayatını oynamak için hazırlanan Ashton Kutcher’ın de uzun süre meyve ile beslendiği ve sonrasında pankreas iltihabı yaşadığı medyaya yansıdı. Uzmanlara tek tip beslenmeyi ve sadece meyve ile beslenmeyi sorduk.

‘DENGE BOZULUYOR’

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Kadir Demir: “Tek tip beslenme mikrobiyata dediğimiz kalınbağırsakta bulunan ve bağışıklığımızı destekleyen faydalı bakterilerin dengesini bozuyor. Bu özellikle karaciğerde yağlanmayı getirebiliyor. Mısır şurubu dediğimiz yapay tatlandırıcı içinde fruktoz bulunuyor. Karaciğerde yatkınlığı artırıyor ve sirozun, karaciğer kanserinin yolu açılıyor. Karaciğer yağlanmasının tek sebebi bu değil elbette. Bir tek meyve tüketmek ile karaciğer sirozu olmaz. Mutlaka altta başka nedenler vardır. Hepatit B, Hepatit C, metabolik hastalık, şeker hastalığı, alkol, şişmanlık gibi etkenler olabilir.” 

‘KOLAY AMA ZARARLI’

Okan Üniversitesi Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Derya Fidan: “Tek tip beslenmede meyve kaynaklarını çok fazla tüketmek pankreası yoracağı için, kan şekeri yüksekliği, insülin direnci ve sonrasında da diyabeti getirebilir. Tek tip beslenme böbrek hastalığına da neden olabiliyor. Tek tip beslenme insanlara kolay geliyor ancak vücut metabolizmasına zarar verebilecek ve organ hasarı yaratabilecek, önerilmeyen bir beslenme türüdür. Önerimiz dengeli, planlanmış bir beslenme modeli. Ancak tek başına meyve tüketmek karaciğer zararına neden olmaz, altında yatan başka etkenler olabilir.”

‘İŞE YARAMAZ’

Hacettepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız:

Yazının Devamını Oku

Sağlık Bakanlığı'ndan 'sıcak hava' uyarısı: Mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın

14 Temmuz 2023

SERİNLEMEK İSTERKEN ÇARPILMAYIN

- Prof. Dr. Cengiz Köksal:  Sıcak havalarda klimalar yoğun çalıştırılıyor ancak çok soğuk ortamdan çok sıcak ortama ani geçişleri doğru bulmuyoruz. Bu, dolaşım sistemini olumsuz etkiliyor. Örneğin saunadan çıkanların soğuk duşa girmesi gibi. Çok sıcaktan klima altına geçmek doğrudan olumsuz etki göstermeyebilir ama kalbi yorar. Ani damar genişlemesi, ardından damarlarda büzüşmeye neden olur. Ofis çalışanları da sürekli ayaklarını sarkıtarak oturduğu için kan aşağıda gölleniyor. Sıcaklarda ekstra damar genişlemesi oluyor ve pıhtı atma riski yükseliyor. Özellikle ofis çalışanları bacak egzersizleri yapsın, ayaklarını hareket ettirsin, baldırlarını çalıştırsın.”

SIVI KAYBINA DİKKAT

- Türk Kalp Vakfı Kardiyoloğu Dr. Hüseyin Deniz Kılıç: “Aşırı sıcaklarda vücut, ısısını korumak için bazı tepkiler verir ve bu durum kalbin iş yükünü artırır. Bu iş yükü artışıyla kalp yetersizliği olanların şikâyetleri ağırlaşabilir, çarpıntı, solunum sıkıntısı gelişebilir. Sıvı kaybı nedeniyle kanın akışkanlığı azalır ve kanda pıhtılaşma eğilimi artar, bu durum kalp krizlerini tetikleyebilir. Terlemenin neden olduğu sıvı ve elektrolit dengesizlikler nedeniyle ritim problemleri artış gösterebilir. Bu dönemlerde tansiyonu takip ederek ilaç dozunu azaltmak gerekebilir fakat tansiyonu ölçmeye devam etmek lazım. İlaç bırakılırsa bir süre sonra ani yüksek tansiyon atakları gelişebilir.”

BAKANLIKTAN UYARI

Sağlık Bakanlığı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla vatandaşları sıcak havanın olumsuzluklarına karşı uyardı. Yapılan uyarıda "Aşırı sıcak havada mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın. Mecburen dışarı çıktığınız durumlarda gölge yerleri tercih edin ve dışarıda uzun süre kalmamaya dikkat edin." denildi.

Yazının Devamını Oku

Bu da yeni moda... Yemek pornosu

12 Temmuz 2023

BİR kalıp çikolata, üstüne fındık kreması, üstüne baklava, biraz da kremalı bisküvi. Son zamanlarda Instagram başta olmak üzere çeşitli video paylaşım platformlarında karşımıza sıkça çıkan abartılı tariflerin temel malzemeleri. Yurtdışında #foodporn yani yemek pornosu adı verilen etiket ile yayınlanan videolar ise özendirici ve tehlikeli. Uzmanlar, ‘Nasıl yenilecek’ dedirten bu tür abartılı yiyeceklerin tek seferde bile kan şekerini çok yükseltebileceğini ve sorunlara neden olabileceğini belirtiyor. Bir diğer önemli nokta ise bu tarz görüntülere sürekli maruz kalmanın yeme davranışını değiştirmesi. Bu durumdan da en çok gençler etkileniyor.

Sosyal medya ve geleneksel medyada bu tarz ürünler pompalandığı için ailelerin gayret göstermesi gerekiyor.

NELER YAPMALI

-Çocuklar ve gençler söyleneni değil ailelerinin yaptığını yapar. Bu nedenle ebeveynler kendileri de sağlıklı beslenmeli ve bunu özendirmeli.

- Ailecek yapılan yürüyüşler, açık havada voleybol, basketbol gibi sporlar, imkân varsa yüzme gibi sporlar hayatın rutini haline gelmeli.

- Tatlı ihtiyacı için öncelikle sağlıklı besinler tercih edilmeli ve bunların tatlı isteğini kesmesi beklenmeli.

- Alışkanlıkların değişmesi için 21 gün kuralını hatırlamak gerekiyor. 21 gün bir yiyeceği hayatınızdan çıkarabilirseniz sonrasında devam ettirmek çok daha kolay olacaktır.

- Kan şekerini aniden yükseltmek yerine yavaş yavaş yükseltecek, glisemik indeksi düşük sağlıklı karbonhidratlar tercih edilmeli. Hızla yükselen kan şekeri hızla düştüğü için kısa süre sonra ani acıkmalar yaşanabilir.

Yazının Devamını Oku

‘Korkunç üçlü’ye karşı omega-3 kalkanı

8 Temmuz 2023

Omega-3 yağ asitleri kadınların menopoz döneminde yaşadığı ‘korkunç menopoz üçlüsü’ olarak adlandırılan sıcak basması, gece terlemesi ve kilo alma şikâyetlerini gidermede yardımcı olabilir. En sağlıklı protein kaynaklarından biri olan balık, içindeki Omega-3 ile kalp damar sağlığından, beyin gelişimine kadar birçok noktada insan vücuduna fayda sağlıyor.

‘SPOR DOĞRU BESLENMEYLE DESTEKLENMELİ’

Menopoz döneminde Omega-3’ün destekleyici olduğunu belirten Beslenme Uzmanı-Diyetisyen Taylan Kümeli, Hürriyet’e şöyle konuştu: “Menopoz başladığı an itibarıyla Omega-3 alındığı zaman menopoz semptomlarının çok azaldığını gözlemliyoruz. Bu yönde araştırmalar da var. Sıcak basması, gece terlemesi, anksiyete, kilo alma gibi şikâyetlerin azaldığına dair araştırmalar var. Omega-3 alındığı zaman vücuttaki trigliserid oranı düşüyor ve protein de alındığı için kas kaybı yaşanmıyor. Maydanoz, nohut, Omega-3 içeren balıklar, avokado gibi besinler tüketmek önemli. Tabii bunları doğru miktarda tüketmek gerekiyor. Mesela günde 3 ceviz, 10 fındık, 15 tane badem gibi oranlarda... Bunun yanında spor, doğru beslenme ile desteklemek lazım.”

HANGİ BESİNLERDE BULABİLİRİZ

- Yağlı balıklar

- Ceviz

- Chia tohumu

- Semiz otu

Yazının Devamını Oku

Genç gitarist Slash’ı hayran bıraktı

29 Haziran 2023

Gun’s N Roses grubunun efsane gitaristi Slash, geçen günlerde çok genç bir gitarist olan Can Sayar’ın videosunu 4 milyon takipçisi ile paylaştı. İlk kez 6 yaşında bir konserde gördüğü gitarist ile gitar virtüözü olmaya karar veren ve bugün 11 yaşında bir konservatuvar öğrencisi olan Can Sayar’ın çaldığı, Tamburi Cemil Bey’e ait ‘Çeçen Kızı’nın melodisini bu sayede tüm dünya duydu.

4 YAŞINDAN BERİ HAYALİ

Bir anda milyonlarca takipçili, dünyaca ünlü bir gitaristin paylaşması ile tanıdığımız Can Sayar aslında hiç de tesadüfen dikkat çekmiş genç bir müzisyen değil. Can’ın annesi Demet Sayar, oğlunun bebekliğinden beri müziğe ilgisi olduğunu, ritim tuttuğunu belirterek hikâyesini şöyle anlattı: “Anaokulunda çocuklara hayallerindeki meslek sorulduğunda Can henüz 4 yaşındayken ‘Müzisyen olmak istiyorum’ diye yanıt vermişti. 6 yaşındayken de onu Kenan Doğulu konserine götürdük. Konser arasında gitarist bir gitar solo çaldı. Can bize dönüp ‘Bana gitar alır mısınız?’ dedi. Biz de ertesi gün gidip ona gitar aldık. Her aile gibi aslında hayatını garanti altına alacağı, mühendislik gibi bir mesleği olmasını istedik ancak Can hiç ikinci bir meslek istemedi. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müzik Ortaokulu sınavını birincilikle kazandı.”

‘İLK BAŞTA İNANAMADIM’

Okul dışında her gün, günde en az 2 saat çalıştığını söyleyen Can Sayar, Slash’in paylaşımına şaşırdığını belirterek, “Babam gösterdi önce ancak ilk başta inanamadık. Hesap orjinal mi diye kontrol ettik. Sonra baktık gerçekten Slash paylaşmış. Herkes paylaşınca alıştım tabii o duyguya. Dünyaca ünlü bir virtüöz olup dünyayı dolaşmak istiyorum. Daha önce birkaç kişi daha paylaşmıştı. Metin Türkcan, Ceylan Ertem, Sena Şener, Funda Arar, Tuğkan da hesabımı paylaştı” dedi.

LEGO GİTARI BİRLİKTE TASARLADILAR

- Tolgahan Çoğulu ise hikâyenin bir başka kısmında. Hem Can’ın öğretmeni hem de lego gitarın tasarımcısı. Dünya çapında bir enstrüman tasarım yarışmasında birinci olan gitarı tasarlayan Çoğulu, 30 yıl önce İstanbul’da verdiği konserde hayranlıkla dinlediği Slash’in paylaşımından nasıl mutlu olduğunu şöyle anlattı:


Yazının Devamını Oku

‘COVID-19’a dev araştırma: Ağır geçirenlerin yüzde 58’i aşısız

23 Haziran 2023

COVID -19 aşısının etkinliğini gösteren Türkiye’deki en büyük çalışmalardan birinin sonuçları açıklandı. Hastalık nedeniyle yoğun bakıma yatan hastaların yüzde 60’ını erkek ve ortalama 65 yaşında hastalar oluşturdu. Araştırmayı gerçekleştiren doktorlardan biri olan Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Cenk Kıraklı, “Yatan hastaların yüzde 58.5’i aşısız, yüzde 55’i 2 doz Sinovac aşılı, yüzde 26’sı 3 doz Sinovac aşısı olmuş, yüzde 7’si ise 2 doz BioNTech aşısı olmuş idi” dedi.

3 BİN HASTA İNCELENDİ

 COVID -19 nedeniyle yoğun bakıma yatmak zorunda kalan yaklaşık 3 bin hastanın incelendiği araştırma 2021 yılının tamamını kapsadı. Araştırmada yoğun bakıma yatan hastalarda aşılı veya aşısız olmalarının ölüm oranlarını çok değiştirmediği görülürken, yoğun bakıma yatanların yüzde 60’ına yakınının tamamen aşısız ya da tek doz aşılı olduğu görüldü.

17 SERVİSTEN 36 HEKİM

Araştırmayı 17 farklı yoğun bakım servisinde çalışan 36 uzman hekim gerçekleştirdi. Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Cenk Kıraklı, “Bizim amacımız 2021 yılında Türkiye’deki yoğun bakımda yatan COVID - 19 hastalarının durumunu ortaya koymaktı. Yoğun bakıma yattıktan sonra aşılı ve aşısızlar arasında ölüm oranları çok fark etmiyor ama son periyotta mRNA aşısı olanların ölüm oranı daha düşük. Bu noktada inaktif aşılar zayıf kalmış gibi duruyor. Bir de önemli noktalardan biri gebe hastaların durumu. Yoğun bakıma yatan 35 gebe hastanın hepsi aşısız. Yoğun bakıma yatanların yüzde 60’ını erkekler oluştururken az sayıda 40 yaş altında hastalar da vardı. 40 yaş altı hastaların hemen hemen hepsi aşısızdı. Yoğun bakıma yatan hastalarda aşı olanların çoğunluğunun yaşı ileri ve çok fazla ek hastalığı olduğu görüldü” diye konuştu.

 

Yazının Devamını Oku

Zayıflama iğnesi ne kadar sağlıklı! Kim Kardashian da kullanıyor Boris Johnson da

18 Haziran 2023

Daily Mail gazetesinde köşe yazarı olarak işe başlayan eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson, ilk makalesinde “zayıflama iğnesini” övdü. İğneyi, henüz görevdeyken bir kabine toplantısında “verdiği kilolarla dikkatini çeken bir bakandan öğrendiğini” anlatan Johnson, bu ilacın milyonlarca insanın hayatlarını değiştirebileceğini söyledi.

UZMANLARA SORDUK

Johnson, değişimi sorduğunda kabine üyesinin iğneyi anlattığını ve “Yemek yeme isteğini kesiyor” dediğini ifade etti. İlacı önce bir doktora danıştıktan sonra aldığını belirten eski Başbakan, bunun “beyne tok olduğu sinyalini gönderen hormonları yapay olarak ürettiğini”, bu sayede kilo vermeye yardımcı olduğunu kaydetti. Daha önce ünlü işinsanı Elon Musk’ın da kullandığını açıkladığı, Kim Kardashian ve Chelsea Handler gibi Hollywood ünlülerinin de denediği zayıflama iğnesi ne kadar sağlıklı sonuç veriyor. Uzmanlar Hürriyet için yanıtladı:


Boris Johnson

ACİL İHTİYACI OLAN KULLANMALI

- İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek: “Bu ilaçların çoğunun diyabet tedavisi araştırılırken kilo verdirici özelliklerinden dolayı obezite tedavisinde de kullanılması gündeme geldi. Vücutta glukagon benzeri bir etki meydana getirerek, glukagon hormonunu baskılıyor ve iştahı kesiyor. Mide boşalmasını geciktirmek sureti ile hastaların daha az yemesini sağlıyor ve iştah merkezini de etkiliyor. Belli bir süre içinde 10-12 kiloya kadar kilo kaybı sağlıyor. Gerçekten de zayıflatıyor. Ancak bu bir kozmetik değil. ‘Alayım da bir 10 kilo vereyim’ diyebileceğimiz ilaçlar değiller. Kozmetik kremler gibi kontrolsüzce kullanılamazlar. Pankreatit yapıcı etkileri var. Zaten kullanımı sırasında 'Karın ağrısı olduğunda hemen doktora başvurun' diye uyarıyoruz. Bir miktar pankreas kanseri insidansını yükseltme ihtimali bulunuyor. Çok acil zayıflaması gereken hastalar kullanmalı.”


Yazının Devamını Oku

Biontech Türkiye’de... Ana hedef kanser

16 Haziran 2023

Anlaşmaya göre, öncelikle kanser hastalığı olmak üzere nörolojik ve enfeksiyon hastalıkları alanında klinik araştırmalar yapılacak. İlerleyen zamanlarda hastalar bazı ilaçların deneme aşamasında gönüllü olabilecek. İşbirliğinde ilk hedef, kanser alanında çalışmalar. Biontech Türkiye Genel Müdürü Anıl Özkan, anlaşmayı şöyle anlattı: “Ana hedefimiz kanser. 24 tane klinik çalışmamız kanser üzerine şu anda. İkincil olarak da enfeksiyon hastalıkları. Hedefimiz onlar üzerine yoğunlaşmak. Biontech’in Türkiye’de ilk işbirliği. Başka üniversitelerle de anlaşma yapacağız. Almanya, İngiltere, Avustralya ve Asya ülkeleri ile de anlaşmalarımız var. Türkiye’de şu anda 3 üniversite ile sürdürdüğümüz akciğer kanseri aşısı üzerine bir çalışmamız var. Sonrasında baş - boyun kanseri üzerine olabilir.” Koç Üniversitesi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Solaroğlu da “Kanser, öncelikli alanlardan birisi olacak” dedi.

Uğur Şahin ve Özlem Türeci geçen aylarda 2030 yılına kadar kanser alanında tedavi edici aşı üretebileceklerini açıklamıştı.

DAVA YORUMU

- BİONTECH Türkiye Medikal Direktörü Dr. Ruşen Oran da Almanya’da COVID-19 aşısıyla ilgili açılan davayla ilgili şunları söyledi: “Tüm sorumluluğu ciddiye alarak değerlendiriyoruz. Dünya çapında 1.5 milyardan fazla insan ve yalnızca Almanya’da 64 milyondan fazla insanın aşılandığını biliyoruz. Mevcut verilere dayanarak aşıyla bağlantı kurulamayan sağlık sorunlarını kapsamaktadır. Davanın haksız olduğu sonucuna vardık.”

Yazının Devamını Oku

Aşı karşıtlığı patlattı: Kızamık alarmı

14 Haziran 2023

Koronavirüs salgınının ardından yükselişe geçen aşı karşıtlığı nedeniyle eski hastalıklar yeniden görülmeye başlandı. Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Kenan Barut, çocuklarda kızamık salgını riskine karşı uyararak, “Yaptığımız çalışmalar aşı karşıtlığının yükseldiğini ve kızamık hastalığının ülkemizde patladığını gösteriyor” dedi.

10 BİNLERİ BULABİLİR

Sadece İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde geçen 6 ayda 17 kızamık vakası gördüklerini belirten Doç. Dr. Barut, “Acil serviste günde 100 hasta gördüğümüz halde bu kadar çok kızamık vakası yakaladık. Günde 2 bin çocuk hasta bakan bir yerde çok daha fazla görülüyordur. Türkiye’ye oranlarsak bu rakam belki 10 binleri bulabilir” ifadelerini kullandı.

BÜYÜK SALGIN RİSKİ

Doç. Dr. Barut,  “Kızamık için yüzde 95 aşılama kritik bir eşik. Yüzde 95’in altına düşerse büyük bir salgın başlar” uyarısı yaptı.  

 

UZMANLAR: İSTANBUL’DA ARTIŞ VAR

Yazının Devamını Oku

Her 5 çocuktan 1'i obeziteye gidiyor

8 Haziran 2023

Yeterli beslenemeyen genç kız çocuklarında özellikle vitamin ve mineral eksikliği görülüyor. Yani bir tarafta obeziteye gidiş tehlikesi görülürken bir diğer tarafta ise beslenme yetersizliği görülüyor. Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş, "Çocuklarda reklamlar çok önemli. Bir çikolata reklamı yapılacaksa aynı zamanda spor da reklamda mecburi kılınabilir. Ancak çocukların bir ellerinde bir tablet, bir ellerinde çikolata öyle besleniyorlar" dedi.

"HER 100 ÇOCUKTAN 16'SINDA BESLENME BOZUKLUĞU VAR"

Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi ve Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş: Yaklaşık 7 sene önce yatan çocuk hastalar üzerinde yaptığımız bir çalışmamız vardı. Bu araştırmaya göre 100 çocuktan 16'sında beslenme bozukluğu vardı. Bu çocukları hastaneye yatırdığınız zaman yaptığınız tedaviler etkili olmuyor çünkü beslenme bozukluğu olan çocuklar bir hastalığı olduğunda tedaviye iyi cevap vermiyor. Mesela beslenmesi iyi olan bir çocuğa verdiğiniz antibiyotik daha etkili oluyor.

"KANTİNLER KAPATILMALI"

"İlk 5 yaşta aile, sonrasında okul çağında kantinler, öğretmenler çok önemli. Kantinde hala gofret, renkli şekerler satılıyor. Ben kantinlerin yasaklanması gerektiğini düşünüyorum. Kantinler bir kazanç yeri olmamalı. Devlet okullarında yemek evden getirilmemeli. Çocuklar okulda proteini, karbonhidratı, yağı düzenlenmiş şekilde beslenirse ailede beslenemese bile çocukta beslenme bozukluğu ortaya çıkmaz."

GLÜTENSİZ BESLENME, SU DİYETİ, ARALIKLI ORUÇ HİÇBİRİ SAĞLIKLI DEĞİL!

Gençlerde beden algısı hakkında da konuşan Prof. Dr. Fügen Çokuğraş: Yaklaşık 1.5 yıl önce vitaminleri çok düştüğü için yatırdığımız genç, ergen bir hastamız vardı. Beyinde atrofi yani gelişim sorunu başlamıştı. Ancak biz burundan ya da damardan beslesek dahi çocuğu beslenmeye ikna edemiyoruz. Burada psikiyatri devreye giriyor. Eğer çocukları spora yönlendirebilirsek hem kilo almıyor hem psikolojik olarak beden algısını koruyor ve sosyalleşiyor. Glütensiz beslenme, su diyeti, aralıklı oruç bizim metabolizmamız ile bağdaşmayan bazı diyetler var. Bunlar daha sonraki yaşamları açısından hem beyin gelişimini etkileyerek entelektüel hayatlarını bozacak hem de erken dönemde bazı hastalıklara yol açabilecektir.

Yazının Devamını Oku

Tümör denklemini Cerrahpaşa çözdü

20 Mayıs 2023

Uzun süre tedavi arayışıyla doktor gezen ancak yorgunluğunun nedeni çözülemeyen 63 yaşındaki emekli öğretmen Bilgiser’in böbreğinden, kalbe kadar uzanan bir tümör olduğu keşfedildi. 100 bin kişide sadece 3 kişide görülen bu tümör ameliyatı yapacak birini bulmak zordu. Kendisi de İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu bir doktor olan İbrahim Bilgiser’in eşi Nilgün Bilgiser’e bir arkadaşı “Bu ameliyat bir tek Cerrahpaşa’da yapılabilir” dedi. Tavsiye ile Prof. Dr. Bülent Önal’a ulaştılar. Prof. Dr. Bülent Önal, Prof. Dr. Emin Köse ve Doç. Dr. Ozan Balkanay’ın da katıldığı geniş bir ekip ile 8 saatlik ameliyatın sonunda İbrahim Bilgiser sağlığına kavuştu. Kötü huylu tümör tamamen temizlendi ve kemoterapi dahi görmesine gerek kalmadı.

‘HASTANEDEN KOŞARAK ÇIKTIM’

Ameliyattan önce merdiven bile çıkamayacak hale geldiğini söyleyen İbrahim Sercan Bilgiser, “Birçok doktor bu ameliyatı yapamayacağını söyledi. Prof. Dr. Bülent Önal’ın ‘Sürekli yapıyoruz. Endişe etmeyin’ diyince bana güven verdi. Ameliyat oldum. Kendimi özgürlüğüme kavuşmuş gibi hissettim, hastaneden koşarak çıktım” dedi. Nilgün Bilgiser, “Koşarak ve güvenle geldik. Cerrahpaşa olmasa ne yapardık bilmiyorum” diye konuştu.

Yazının Devamını Oku

Bugün Dünya Çölyak Günü... Tek çözüm diyet

9 Mayıs 2023

9 Mayıs Dünya Çölyak Günü nedeniyle açıklama yapan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Beşer, “Lütfen bu fırsatçılara karşı uyanık olun” diyerek uyarılarda bulundu.

GELİŞİMİ ETKİLİYOR

Çölyak hastalığının diyet dışında hacamat, biorezonans, sözde aşı ya da sözde ilaç gibi yöntemler ile hastaları tedavi ettiğini iddia edenler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Beşer, “Bu asla önerilmeyen ve çok da zararlı sonuçları olan bir durum. Bir çölyak hastası özellikle de gelişim çağında diyete uymadığı takdirde kalıcı boy kısalığı gelişir. Erişkinlerde de diyete uyulmadığı zaman kanser, otoimmün hastalık riski gibi riskler artıyor. Lütfen aileler bu tür şarlatanlara inanmasın ve diyeti uygulasın. Bunun bir geri dönüşü yok. Lütfen şarlatanlara inanmayın ve diyeti uygulayın” dedi.

Türkiye’de glütensiz paketli gıda üreticilerinden biri olan Eksun Gıda Genel Müdürü Ahmet Demir, “Glütensiz ürün üretim sürecinde, çoğu ürüne kıyasla çok daha hassas gerekliliklere ve yeterliliklere sahip bir üretim hattına ihtiyaç var. Her aşamada hammadde ve ürünlere analizler gerçekleştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

DÜŞÜNMEK ZORUNDA

Seray Ardıç 8 yaşında çölyak hastası teşhisi koyulmuş bir genç kadın. Şu anda 21 yaşında ve 13 yıldır bu hastalık ile yaşıyor. “Yediğim her öğünü, ağzıma attığım her lokmayı detaylıca düşünmem gerekiyor” diyor.

 

Yazının Devamını Oku

Kalbimiz erken tükeniyor

5 Mayıs 2023

Her yıl mayıs ayının ilk haftası olarak belirlenen ‘Kalp Yetersizliği Haftası’  kapsamında, “Kalp Yetersizliğine Blok, Hayata 3 Sayı!” etkinliği düzenlendi. Hastalığa dikkat çekmek için basketbolcu Serdar Çağlan ve oyuncu Sarp Apak’ın da katıldığı etkinlikte konuşan Türk Kardiyoloji Derneği Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çelik, Türkiye’de kalp yetersizliğine yakalanma yaşının diğer ülkelere göre daha genç olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Çelik, şunları kaydetti:

KADINLARDA DAHA FAZLA

“Türkiye’deki kalp yetersizliği görülme sıklığı batılı ülkelerin çoğu ile benzer olmakla birlikte ortalama kalp yetersizliğine yakalanma yaşı daha genç. Türkiye’de batı ülkelerinden farklı olarak kadınlarda kalp yetersizliği görülme oranı erkeklerden biraz daha yüksektir. Türkiye’de ortalama yaş 68, daha gelişmiş ülkelerde ise 73-74 ortalama tanı alma yaşı. Biz batı toplumlarına daha yakınız, 15 sene önceye göre. Bu konuda iyi bir gelişim gösteriyoruz. Kadınlarda daha fazla olma nedeni kadınların yaşam sürelerinin daha fazla olması ve diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkların fazla olması. En önemli nedenlerden biri kalp krizi geçirmek. Kalp krizi geçirenlerin önemli bir kısmında kalp yetersizliği gelişiyor. Hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların da kontrol edilmemesi de ayrıca kalp yetersizliği görülme oranını arttırıyor.

DEPRESYONUN DA NEDENİ

Kalp yetersizliği olan hastalarda birçok başka hastalık da eşlik edebilir. Türkiye’de kalp yetersizliği hastalarında en sık birlikte görülen hastalıklar, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, dislipidemi, anksiyete, diyabet, kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH), anemi, atriyal fibrilasyon, demir eksikliği, depresyon, hipotiroidizm ve kronik böbrek yetersizliğidir. Kalp yetersizliği ile mücadele ilk olarak kalp yetersizliği olmayan fakat diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalığı gibi kalp yetersizliğine yol açan hastalıkları olan kişileri iyi tedavi etmekle başlamalıdır. Kalp yetersizliği ile mücadelenin ana hedefi buraya kaydırılmalıdır.”


Yazının Devamını Oku

Patates kızartması depresyona sokuyor

28 Nisan 2023

ÇİN’de yapılan ve 140 bin insan üzerinde 11 yıl sürdürülen araştırma, ‘kızartma’nın ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koydu.  Zhejiang Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, 140 bin 728 insanı tam 11 yıl 3 ay izledi. Geçen günlerde yayınlanan araştırma sonucuna göre; 8 bin 294 kişiye anksiyete, 12 bin 735 kişiye depresyon teşhisi koyuldu. Araştırmada dikkat çeken bir diğer nokta ise, patates gibi nişasta oranı yüksek besinler kızartıldığında ortaya çıkan kimyasal madde akrilamidin, anksiyete ve depresyona neden olması.

DİKKATE ALMAK GEREKİR

Araştırma sonucunu Hürriyet’e değerlendiren iç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, “Bu araştırmada patates kızartması tüketenlerde özellikle yüzde 2 artış görülmüş. Bu araştırmayı hem çok insan üzerinde hem de 11 yıl süren bir araştırma olduğu için dikkate almak gerekiyor. Araştırmada dikkat çeken bir diğer nokta ise patates kızartmasında akrilamid maddesinin ortaya çıktığının ortaya konulması. Akrilamid nöronlara etki ediyor, bu da ruhsal durumunu etkiliyor. Bu yiyecekler ayrıca kilo artışına da sebep oluyor. Kilo artışı hormonal dengesizliklere, diyabete, insülin direncine neden olarak duygu durumunu olumsuz etkiliyor. Bu yiyeceklerin bir diğer özelliği de bağırsak florasını bozarak iyi bakterilerin sayısını azaltması. Bağırsaklar bizim ikinci beynimiz. Bu nedenle de halsizlik, yorgunluk, huzursuzluk, depresyona sebep olabilir.”

İYİ HİSSETMEK İSTERKEN...

- Araştırmada, kendini duygusal olarak kötü hisseden insanların da bu tip ‘iyi hissettirdiği sanılan’ yiyeceklere yöneldiği belirtildi. Yani kötü beslenmek ruh sağlığını bozabileceği gibi ruh sağlığı bozulanlar da kötü beslenmeye başlıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre 2020 yılında depresyon yüzde 27.6, anksiyete ise yüzde 25.6 oranında arttı. Yine DSÖ verilerine göre dünya nüfusunun yüzde 5’i yani yaklaşık 400 milyon insan depresyondan mustarip.

Yazının Devamını Oku

Yeni sigara oturmak mı

25 Nisan 2023

Uzmanlara göre, insanoğlu tarihinde ilk defa bu kadar çok oturuyor. Önceleri her gün avlanan, yerleşik hayata geçtikten sonra da her gün yiyeceğini üretmek için çalışan insan artık sadece beynini yoruyor. ABD’li çok satan kitapların yazarı ve fizik tedavi uzmanı Kelly Starrett ile eski rafting dünya şampiyonu eşi Juliett Starrett’in yazdığı “Built to Move (Hareket İçin Tasarlandı)” adlı kitapta da buna dair ilginç veriler var. Starrett çifti, kitapta “Erkeklerde günde 6 saatten fazla oturmak, 3 saatten az oturanlara göre ölüm riskini yüzde 37, kadınlarda ise yüzde 18 artırıyor” diyor.

ADIM SAYISI ARTTIKÇA ÖLÜM RİSKİ AZALIYOR

Obezite ile hareket ilişkisine de değinilen kitapta, Amerikalılar günde ortalama 5 bin 100 adım atarken Avustralyalıların 9 bin 700 adım attıkları kaydedilerek, bunun obezite oranlarına yansıdığı tespiti yapılıyor. Ortalama 4 bin adım atan biri bunu günde 8 bine çıkardığında ise ölüm riskini yüzde 51 azaltmış oluyor. Günde 12 bin adım ise riskin yüzde 65 küçülmesi demek.

KAÇ ADIM ATILMALI

- Dr. Ayça Kaya “Günde ne kadar yürünmeli?” sorusuna da şu cevapları verdi:

- 2 bin 500 adımın altında adım atan birini hiç hareket etmiyor olarak kabul ediyoruz.

- Ortalama hareketli birisi 5-6 bin adım atmalı günde.

- Hareketten vücudumuzun şifalanması için 8-10 bin adımı bulması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Pandemilere karşı çözüm belli

24 Nisan 2023

Yerli COVID-19 aşısını geliştiren ekibin başında bulunan Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Merkezi (ERAGEM) Müdürü Prof. Dr. Aykut Özdarendeli, Hürriyet’e konuştu. Dünyanın ekolojik dengesinin bozulduğunu belirten Prof. Dr. Özdarendeli, “Artık pandeminin epidemiye evrildiği aşamadayız. Bundan sonra gelecek pandemileri konuşuyoruz artık. Pandemi ile mücadelenin en başında aşı geliyor tabii ki. Nüfusun çok ciddi artmasıyla birlikte ekolojik dengeler bozuldu. Bu da pandemilerin artacağı anlamına geliyor.

Pandemi önceki zamanlarda 100 yılda bir görülürdü ancak değişen şartlar, nüfus artışı, iklim değişikliği, ekolojik dengenin bozulması nedeniyle artık daha kısa sürede göreceğimizi düşünüyoruz. Aşı çalışmalarımıza devam etmek şartıyla çok daha kısa zamanda, hızlı refleksler vererek yeni pandemilerle savaşabiliriz.

‘DESTEK DEVAM ETMELİ’

Biz Erciyes Üniversitesi’nde kurulan bir aşı merkeziyiz. Şu anda 3 farklı platformumuz var. Sadece biz değil, Türkiye’de mRNA ile uğraşan başka platformlar da var. Özel sektörün de destek ve ödüller vermesinin devam etmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Yazının Devamını Oku

Minicik bir umuda tutundular

18 Nisan 2023

Çocuk istiyorlardı ancak bebeğin de HIV pozitif olmasından korktukları için endişeliydiler. 2 HIV pozitif bireyin, virüs taşımayan bir bebek sahibi olduğunu öğrendiklerinde bu umuda tutunan çift, yola koyuldu. 1 ay önce dünyaya gelen mucize bebek HIV negatif çıktı. Anne Ayşe, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Maalesef devlet hastanelerinde kadın doğum doktorları HIV ile ilgili bilgilendirme yapmıyor. Üstüne bir de saat 10.00’daki randevuma beni almayıp tüm hastaları muayene ettikten sonra saat 16.00’da almaları... ‘Sen HIV pozitifsin, senden sonra oda temizlenmeli’ diyen kadın doğum doktorlarına kadar bir sürü olaya maruz kaldık.  Pozitif-İz Derneği’ni gördüm. Onların yönlendirmesi ve Prof. Dr. Mehmet Serdar Kütük yardımlarıyla bebeğimi gayet sağlıklı bir şekilde, normal doğum ile dünyaya getirdim.”

‘HER ŞEYE DEĞER’

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydın Altuntaş, “HIV’ın babadan bebeğe geçmesi söz konusu değil. Ancak anne adayı düzenli tedavi aldığında bebeğine HIV bulaşma olasılığı yüzde 1’in altında. Şu an bebeğimiz gayet sağlıklı” dedi.

Pozitif-iz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Önder Bora, dünya genelinde 38.4 milyon insanın HIV ile yaşadığını söyledi.

Yazının Devamını Oku

11 Nisan Dünya Parkinson Günü... Koku kaybı erken belirti

12 Nisan 2023

BEYİNDE dopamin maddesinin eksikliği nedeniyle ortaya çıkan Parkinson hastalarının 2040 yılında 12 milyona ulaşması bekleniyor. Hastalık çoğunlukla 60 yaş ve üzerinde görülüyor, belirtiler ise genellikle vücudun tek tarafında başlıyor. Hastaların çoğu bu belirtileri ‘yaşlılık’ diye düşünerek doktora gitmiyor, bu nedenle de teşhis gecikiyor. Dinlenme halinde tek kolda başlayan titreme ve çene titremesiyle kendisini gösteriyor. Bunların haricinde koku almada güçlük, kabızlık, depresyon da erken belirtileri arasında yer alıyor.

Dr. Metin Güzelcik

GÜLAYFER HANIM ÇABUK YAKALADI

Bu belirtiler sayesinde hastalığı erken fark edenlerden biri de Samsun’da yaşayan Gülayfer Ersoy. 12 yıl önce koku alamama ile başlayan ve ardından bir ayağını sürüklemeyle şiddetlenen belirtiler sonucu Gülayfer Hanım’ın hemen doktora gitmesi ve erken evrede teşhis edilmesiyle hastalığın seyri yavaşlatılmış. Şu anda 63 yaşında olan Ersoy, “Bugün ailemin de desteğiyle yaşam kalitem bozulmadan günlük aktivitelerimi yapabiliyorum” diyor. Tedaviyi yürüten Samsun ROMATEM Nöroloji Uzmanı Dr. Metin Güzelcik de şu bilgileri veriyor: “Erken teşhise iyi bir örnek hastamız. Kontrollerini ve tedavilerini hiçbir şekilde aksatmıyor. Hastalığı ile uyum içinde yaşamayı öğrendi. Eğer genetik bir yatkınlık var ise daha genç yaşlarda görülebilen bu hastalığın bulgularının ağırlık derecesi beyindeki dopamin miktarıyla orantılı. Dopamin miktarı ne kadar düşükse bulgular o kadar fazla oluyor.”

UMUT KAN TAHLİLİNDE

Hastalık erkeklerde, kadınlara oranla 1.5 kat daha fazla görülüyor. 11 Nisan ‘Dünya Parkinson Günü’ olarak kabul ediliyor ve her yıl dünyada çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Son yıllarda geliştirilen yöntemler ile Parkinson hastalığının kan testiyle erken teşhis edilmeye başlanması bekleniyor. Belki birkaç yıl içinde Parkinson da artık basit bir tahlil sonucu belirlenebilecek.

Yazının Devamını Oku

Temiz havaya hasret kaldık

10 Nisan 2023

Birçok tıp derneği, sivil toplum kuruluşu ve uzmanın bir araya geldiği Temiz Hava Hakkı Platformu, geçtiğimiz günlerde hava kirliliğine dair bir rapor yayınladı.

RUH SAĞLIĞINI ETKİLİYOR

Bu rapora göre, Türkiye’de Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre temiz hava soluyan hiçbir şehir yok. Hava kirliliği sadece fiziksel değil ruhsal sorunlara da yol açıyor. Peki, hava kirliliği nasıl oluyor da insanın ruh sağlığını bozuyor? Genellikle ‘PM’ ile kısaltılarak ifade edilen ‘partikül maddeler’ sinir sistemini harap ederek, beyin hasarına yol açıyor. Hava kirliliğinin bir halk sağlığı sorunu olduğunun altını çizen Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Doç. Dr. İrem Ekmekçi Ertek, “Çalışmalar, hava kirliliğinin ruhsal hastalık riskinde artmaya, mevcut ruhsal hastalıklarda kötüleşmeye, psikiyatrik nedenlerle hastane başvurularında ve yatışlarında yükselişe neden olan faktörlerden biri olduğuna, ayrıca intihar düşüncesi ve eylemiyle de ilişkisine işaret etmektedir. Hava kirliliğinin çabuk öfkelenmeye ve keyif alamamaya yol açtığı, açık hava aktivitelerinde azalmaya sebep olduğu, hava kirliliğinin yol açtığı stresin kas-iskelet sisteminde ağrı gibi bedensel belirtilere, yorgunluğa ve uyku bozukluklarına yol açabileceği de gösterilmiştir. Buna dayanarak ‘Hava kirliliği bir halk sağlığı sorunudur’ diyebiliriz” dedi.

42 BİN KİŞİ ETKİLENDİ

Kara Rapor’ adını verdikleri hava kirliliği raporuna göre çarpıcı bazı sonuçlar ise şöyle:

Yazının Devamını Oku

Deprem bölgesinde 114 bin otizmli çocuk

3 Nisan 2023

‘HALİMİZ İÇLER ACISI’

Abdullah Polat (Malatya): “Kübra 1 yaşında teşhis aldı. Malatya’da kendi kendimize Kübra için bir şeyler yapmaya çalışıyorken bir proje kapsamında gönüllü çalışan Ali ve Sonay Hoca ile karşılaştık. Onların çabaları ile Kübra çok büyük ilerleme kaydetti. Daha sakin bir çocuk oldu, konuşmaya başladı. Deprem ile her şey başa döndü. Evimiz hasar almadı ancak annem, babam ve kardeşlerimin evi hasar aldı. O nedenle biz üç aile bir arada kalıyoruz. Bu da Kübra’da büyük strese yol açtı. Ayrıca gittiğimiz spor salonu, rehabilitasyon merkezi hasar aldı ve Kübra tamamen eve kapandı. Ev hem Kübra’nın alışık olmadığı şekilde kalabalık hem de eğitimi sekteye uğradı. Çok zor durumdayız. Kübra kendine dahi zarar vermeye başladı. Bu süreçte TOHUM Otizm Vakfı, üye olmadığımız halde eve gelip eğitim materyali bıraktı. Eve geldiklerinde çok şaşırdık ve sahipsiz olmadığımızı hissettik. Şu anda eşimin de psikolojisi çok bozuldu. Ben de iyi değilim. Sizinle konuşurken dahi zorlanıyorum. Eğitime tekrar ne zaman başlanacağını da bilmiyorum. Halimiz içler acısı. Belki 15 gün bir hava değişimi olsa psikolojileri düzelir ama şu an maddi olarak yapamıyoruz.”

‘KONTEYNER KENTTE KALAMAM’

Neriman Karatoz (Hatay’da otizmli ikizleri var): “2 çocuğum vardı. Daha sonra ikizlerim oldu. 1 yaşına geldiklerinde yürümeyi öğrenemeyince doktora götürdüm. Otizm diye bir şeyi hayatımda duymamıştım. İkiz oldukları için benim açımdan çok zor olacağını anlamıştım. Eşim zaten çalışmıyor ve beraber çocuklara bakıyoruz. Depremden beri üç aile bir çadırda kalıyorduk. Tohum OTİZM Vakfı bize bir çadır ve eğitim kiti getirdi. Kendi çadırımıza geçtikten sonra çocuklarım biraz daha sakinleşti. Ben konteyner kente gidemem. Çocuklarımın durumu çok ağır. Kaldığımız çadırı yırttılar, ısıtıcı koyamıyorum çünkü halıları yaktılar. Evimin bahçesinde duracak bir konteynere ihtiyacım var. Büyük çocuklarım bana yardımcı olmaya çalışıyor ancak çadırda yaşamak yine de çok zor.”

DEPREMDEN DAHA FAZLA ETKİLENDİLER

- TOHUM Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin: “Depremlerden 114 bin otizmli çocuğun etkilendiği tahmin ediliyor. Her bir çocuğun ortalama 4 kişilik bir ailenin üyesi olduğunu düşündüğümüzde deprem bölgesinde otizmden etkilenen toplam sayı 450 bin. Depremde afet durumunda bu çocuklarımız diğer çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla etkileniyor, ebeveynler çocukların problem davranışlarıyla başa çıkmaya çalışıyor ve dışlanıyorlar. İşte bu yüzden ‘Eğitim ve Teknoloji Desteği’ projemizi hayata geçirdik, 11 ilde 2 bin 700 çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Hatay ve Malatya’- da yaklaşık 300 aileye eğitici oyuncak kitlerini ve teknolojik eğitim kitlerini birebir ve elden dağıttık.” Türkiye’de yaklaşık 2 milyon otizmli çocuk olduğu tahmin ediliyor.

FARKINDALIK KONSERİ

Yazının Devamını Oku

Bekle bizi Cerrahpaşa

7 Mart 2023

Hürriyet’e konuşan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sait Gönen son durum ile ilgili şunları söyledi:


Cerrahpaşa’da hasta kabulleri, deprem riski olmayan çelik konstrüksiyon binalarda başladı.

“Geçen hafta deprem riski nedeniyle yataklı hizmetleri durdurduk ve hastalarımızı başka yerlere yönlendirdik. Şimdi poliklinikleri, monoblokta bulunan çelik konstrüksiyon yerlere taşıyoruz.


Sosyal medyada, 1827 yılında kurulan Cerrahpaşa’nın eski fotoğrafları paylaşılıyor.

Pazartesi hasta kabulüne başladık, salı günü de randevu hizmetine açıyoruz. 120 bin metrekare yeri terk ettik ve 70 bin metrekarelik risksiz alanda devam ediyoruz. Üst Cerrahpaşa’nın ihalesi de yapılacak. Sonrasında 600 gün içinde o bölümün inşaatının bitirilmesi öngörülüyor. Ancak bize yine de geçici olarak yer gösterilmesini bekliyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Yardım doğru yapılmalı

6 Mart 2023

Depremin ilk gününden itibaren Türkiye büyük bir yardımlaşma içine girdi. Bireysel yardım yapmak isteyen bazı kişilerin davranışları ise depremzedeleri üzdü. Sosyal medyada Antakya’da bulunan bir depremzede “Biz daha önce çadırda yaşayan ya da dilenen insanlar değildik. Biz depremzedeyiz ve mağdur olduk. Lütfen acıyormuş gibi yaklaşmayın” şeklinde paylaşım yaptı.

HASSASİYET GÖSTERİLMELİ

Birçok depremzedenin “Bize acıyarak bakmayın” ya da “Biz dilenci değiliz” şeklinde serzenişleri özellikle bireysel yardımlarda dikkatli olunması gerektiğini gösterdi. Yardım yapılırken depremzedelerin ruhsal hassasiyetleri göz ardı edilmemeli ve insanlık onuruna yakışır şekilde yapılmalı. Uzmanlar depremzedelerin ruhsal durumlarına ve bu konuda dikkat edilmesi gereken hassasiyetlere dikkat çekti.

‘DİKKAT ETMEK GEREK’

Psikiyatrist Prof. Dr. Tamer Aker şunları söyledi: “Yardım ve desteğin hem öznel hem de nesnel boyutu var. Nesnel boyutu ne kadar kira yardımı yapıldı, ne kadar kıyafet gönderildi gibi şeyler. Ancak işin bir de öznel tarafı var. Yardımın nasıl değerlendirildiği gibi. Bu yardımlar kişiye kendisini dilenci gibi de hissettirebilir, çok yetersiz de bulunabilir. Kendisini tatmin de etmeyebilir. Baktığımızda bazı yardımların sokaklarda atıl vaziyette durduğunu görebiliyoruz. İnsanlar oradan seçmek zorunda kalıyor. Dikkat etmek gerek. İnsan onuruna ve saygınlığına uygun şekilde ulaştırılması gerekiyor. Depremler ve benzer afetler zihnimizde olan güven duygusunu yerle bir eder. Bunu iyileştirmenin en önemli yollarından biridir yardım eli uzatmak. Bunu güven ilişkisi içerisinde yapmaya çalışmak çok faydalı olur.”

‘ONLAR İÇİN YIKICI BİR DURUM’

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmet Kırpınar ise “Evi, işi olan depremzedeler için ekmek veya çorba kuyruğunda beklemek veya birilerinin getireceği bir giysiyi giymek yıkıcı bir durum gibi algılanabilir. Bu durumdaki kişilere yardım götürenlerin, çok saygılı davranmaları, yardım malzemesi değil de onların kendi eşyasını götürüyormuş gibi davranmaları çok önemli” dedi.

GÖNÜLLÜYE İHTİYAÇ VAR

Yazının Devamını Oku

Çocuklar için oyun alanları yaratılmalı

28 Şubat 2023

Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Seher Akbaş, şöyle tavsiyelerde bulundu: “Deprem sonrası 1.5 yaşındaki bebeklerde bile uyuyamama, sıçrayarak uykudan uyanma gibi problemler görülüyor. Bu dönemde ebeveyne çok fazla yapışma, sürekli onun yanında olma, uyuma isteği olabilir. Bunlara izin verilmeli. Aileler çocukların deprem hakkında konuşmalarına da izin vermeli. Çocuklar günlük rutinlerine dönmeli. Çadırda kalan çocuklar için psikososyal destek sağlanmalı. Çocukların kafasını dağıtacak aktiviteler şart. Gençlerin, çocukların bir araya gelip vakit geçireceği, oyun oynayacağı alanlar yaratılmalı. Yeni bir eve taşınıldı ise de yaşına uygun ufak görevler verilmeli. Eğer çocuklar çok asık suratlı, sürekli mutsuz ve sinirliliği arttıysa bu durum ile başa çıkamıyor demektir ve hemen yardım alması gerekir.”

‘YAKINLARINI KAYBETTİYSE YALAN SÖYLEMEYİN’

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Songül Derin ise “Çocuk eğer yakınlarını kaybetmişse, haber güvende olduğu bir yerde söylenmeli, yalan söylenmemeli ve mümkün olduğunca ertelenmemelidir. Çocuklarınızın duygularını yok saymayın. ‘Üzülecek bir şey yok, geçti geçti, ağlama’ gibi cümleler söylemeyin. Onu dinleyip anlamaya çalışın. Yaşına uygun olmayan atıflar yapmayın. ‘Ailen sana emanet, ailenin direği artık sensin. Kardeşlerin sana emanet’ gibi sözlerden kaçının” ifadelerini kullandı.

KONUSUNA BAKMADAN KİTAP GÖNDERMEYİN

- Bölgedeki çocuklara ve yetişkinlere yardım için giden bazı yardımlar sosyal medyada zaman zaman tepki alıyor. Bu tepkilerden biri de yardım için giden bir gönüllünün çocuklara hediye olarak Kibritçi Kız kitabı götürmesine oldu. Kibritçi Kız, kitabın sonunda soğuktan donuyor ve dramatik bir şekilde hayatını kaybediyor. Gönderilen kitapların içeriğinin çocukların travmasını tetikleyecek hikâyeler olmaması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, kitapların önceden incelenmesi gerektiğini söylüyor.

 

Yazının Devamını Oku

Tüm ülke etkilendi... Nasıl iyileşiriz

13 Şubat 2023

Bu da ikincil travma denilen psikolojik travmaya neden oluyor. Yemek yerken, uyurken, evde otururken utanıyoruz. Uzmanlara göre bu da bir çeşit yas süreci ve bu yasın tutulması gerekiyor. Peki, nasıl iyileşeceğiz? Medicana Hastanesi’nden Klinik Psikolog Nida Bal Aydın, vatandaşlara şu tavsiyelerde bulunuyor:

YASTAN KAÇMAYIN: Halk olarak bu yası tutmamız gerekiyor, olayları görmezden gelemeyiz ancak biraz daha sağlıklı kalabilmek adına çok acı verici videoları, görüntüleri yaymamak gerekli.

ÇOCUKLARA DİKKAT: Uyku problemleri, durup durup ağlamak, ağlama krizlerine girmek, stres gibi sorunlar yaşanıyor. Çocukların yanında bu tavırlardan uzak durmak gerekiyor.

YARDIMLAŞIN: Yardım etmek travmayı iyileştirir. Bu sadece dışarıdakiler için değil depremzedeler için de geçerli bir kuraldır. Uzmanlar afet bölgesinde yaşayanların da ufak tefek yardım çalışmalarına katılmasının ruhsal olarak iyileştirici olduğunu anlatıyor.

ACI GÖRÜNTÜLERİ İZLEMEYİN: Çok acı verici videoları hem kendiniz için hem de depremzedelerin özel hayatına saygı için çok fazla izleyip paylaşmayın.

UYKUNUZU BÖLMEYİN:

Yazının Devamını Oku

Aman çocuklar kaybolmasın

8 Şubat 2023

Uluslararası Kayıp Çocuk Araştırma ve İstismar Önleme Derneği (UKAİM) kurucusu Ümit Hakan Karakaya, 17 Ağustos depremi benzeri hikâyelerin yaşanmaması için uyardı: “17 Ağustos Depremi’nde de birkaç gün sonra başka şehirden gelenlerin çocuk kaçırdığına dair bazı olaylar duymuştuk. Yardım için bölgeye gidenlerin büyük çoğunluğu iyi niyetli ve canla başla çalışıyorlar. Ancak içlerinde kötü niyetli insanların da olabileceği düşünülerek çocuklar hiç kimseye teslim edilmemeli. Polis, AFAD kriz masaları aranabilir. Onlar bölgeye intikal edene kadar tanıdık olduğunu söylese dahi kimseye çocuk verilmemeli.”

KAÇIRILMA RİSKİ

Hayata Destek Derneği Vaka Yönetimi ve Çocuk Koruma Sektör Yöneticisi Özlem Gegez de bölgede çocuk kaçırma riski olduğunu belirterek, “Çocuğun bölgede tek olması çok büyük tehlike. Bugün bir bebek bulunmuş mesela. Yabancı bir araç almış götürmüş. Çocuğu arıyorlar. Bu durumu fırsat bilenler olabilir, insan kaçırabilir ya da organ mafyası olabilirler. Daha önceki depremlerde de gördüğümüz üzere bu kriz anlarında çocuk kaçırmalar yaşanabiliyor” dedi.

AKUT OPERASYON VE ACİL DURUM YETKİLİSİ SERHAT AKBEL DE ŞU UYARIYI YAPTI:

“Biz AKUT görevlileri olarak mutlaka çocukları sağlık görevlilerine teslim ederken gerçekten görevli olup olmadıklarını, kimliklerini ve hatta araç plakalarını teyit etmeye çalışıyoruz. Daha sonra bunu dakikasına kadar kendimiz de not ediyoruz. Çıkarılan çocuğun ismini öğrenebilirsek ismini, hangi görevliye teslim edildiğini, hangi plakalı araç ile teslim edildiğini not ediyoruz.”

ELA KAYIP 

ADIYAMAN’da yaşayan Halil Kavak ile eşi Burcu Kavak yıkılan evlerinin enkazında hayatlarını kaybetti. Kavak çiftinin 5 yaşındaki kızları Ela ise kurtarıldı. Ailenin yakınları, ambulansla nereye götürüldüğü bilinmeyen Ela’yı arıyor. Yeğenini bulmaya çalışan İstanbul Barosu avukatı Mehmet Dolaş Hürriyet’e şunları söyledi:

“Maalesef teyzemin oğlu Halil ve eşini kaybettik. Tek çocukları Ela’ydı. Nerede olduğunu bilmiyoruz. AFAD’la konuştum. O enkazdaki yaralılar Malatya, Ankara ve İstanbul’a sevk edilmişler. Ela’nın bilinci kapalıysa adını öğrenemezler. İstanbul’daki bütün hastaneleri tek tek gezip onu arıyorum. Sonra da Ankara’ya geçeceğim.”

Yazının Devamını Oku

Moleküler tedavi umut oldu

5 Şubat 2023

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şuayib Yalçın, moleküler tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “Kanser tedavisindeki ilerlemeler ile ekonomik yüklerinin artması sağlık sistemleri için tehdit oluşturuyor. Bu nedenle gelişen tıbbın, moleküler terapilerin, hedefe yönelik ajanlara ve genetik terapilere ulaşabilmek için ülkemizin bu konu ile ilgili programlarını şimdiden yapması, milli politikaların oluşturulması gerekiyor. Aksi halde bu konudaki gecikmeler tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, ülke ekonomisi, sağlık sistemi, bireyler açısından sorun olabilir. Bu nedenle önümüzdeki 5-10 yıla yönelik tüm paydaşlar ile bir araya gelerek yol haritası oluşturması gerekiyor. Türkiye’nin bu yatırımı bir ekonomik getiri olarak da görmesi gerekir. Yani ülkemiz tüketici olmaktan üretici olma yönünde plan yapmalıdır. Böylece sadece hastaların terapiye ulaşması değil ülkemize ekonomik getiride de bulunacaktır.”

 

Yazının Devamını Oku

Gına’ya ilk kadın başkan... Astım Türk doktora emanet

31 Ocak 2023

PROFESÖR Dr. Arzu Yorgancıoğlu geçen cumartesi günü İngiltere’nin başkenti Londra’da GINA’nın başkanlık görevini meslektaşı Dr. Louis Philippe Boulet’ten devraldı. Yeni görevinden çok onur duyduğunu belirten Yorgancıoğlu, şunları söyledi: “2014 yılında yönetim kurulunda çalışıyordum. Bu yaz itibarıyla bana başkanlığı teklif ettiler ve geçen cumartesi günü Londra’daki törenle görevi devraldım. İlk kadın ve ilk Türk’üm. Mutluyum. Şimdilik 2 yıl başkanlık görevini yürüteceğim. Dünyada astım tedavisini yöneten bir kurum. Astım tedavisi olan bir hastalık ve yönetimi çok önemli. Astım hastası herkes her sporu yapabilir, her işle uğraşabilir. Bu nedenle tüm dünyada hastalığın doğru tedavisi için çalışacağız.”

GINA NEDİR?

1992 yılında Dünya Sağlık Örgütü girişimi ile kurulan GINA (Global Initiative for Asthma-Küresel Astım Girişimi), dünyadaki astım tedavi rehberlerini düzenliyor ve her yıl bilimsel araştırmaları takip ederek tedavide yenilikleri öneriyor. Hastalığın tedavi rehberini oluşturan GINA dünyada astım ile ilgilenen en önemli biliminsanlarını çatısı altında topluyor ve her ülkeye bir temsilci atayarak, her yıl mayıs ayında o ülkedeki güncel tedavi rehberi için önerilerde bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Kalıcı ojede gizli tehlike! UV cihazları kanser riskini arttırıyor

24 Ocak 2023

Jel şeklindeki özel ojeler son yıllarda çok yaygınlaştı. Ojeler sürüldükten sonra ultraviyole (UV) ışını yayan bir cihaza sokuluyor ve ojeler sertleşerek tırnağın şeklini alıyor. Dünyaca ünlü bilim dergisi Nature’da yayımlanan bir araştırma bu cihazın zararlarına dikkat çekti. E-ticaret sitelerinde dahi kolayca satılan ve evlerde bile kullanılan bu cihaz, hücrelerde mutasyona yol açarak cilt kanseri riskini arttırıyor. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nden Öğretim Üyesi Burçak Otlu’nun da yer aldığı araştırmaya göre 3 kere 20 dakika UV ışınlarına maruz kalan hücrelerin yüzde 70’i ölüyor. Geriye kalan yüzde 30’unda ise cilt kanserine neden olabilecek mutasyonlar gelişiyor.

CİLT KANSERİNE ZEMİN HAZIRLAYABİLİR

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Zekayi Kutlubay: “Nature dergisinde yayınlanan çalışmada UV tırnak kurutucuların insanlarda direkt olarak deri kanseri gelişimine yol açacağını çıkaramayız. Ama benzer çalışmalara bakarsak UV tırnak kurutucuların cilt kanserine neden olan DNA hasarı potansiyelini artırdığını söyleyebiliriz. Bu DNA hasarı, ellerde bazal hücreli karsinom ve yassı hücreli karsinom gibi en sık görülen cilt kanserlerinin yanı sıra, en ölümcül cilt kanseri olan melanoma da yol açabilir. Eğer her gün ellerinizi bu makinelerden birinin altına koyuyorsanız bu bir sorun olabilir ama yılda bir veya iki kez kullanıyorsanız ciddi bir risk oluşmayacağını söyleyebiliriz.”

DNA’DA HASARA YOL AÇIYOR

Araştırma ekibinde yer alan Burçak Otlu Hürriyet’e şunları söyledi: “UV ışınlar hücrelerde reaktif oksijen türlerinin oluşmasına sebep oluyor ve bunlar da DNA lezyonlarına yol açıyor. Eğer bu DNA lezyonları hücrenin tamir mekanizmaları tarafından düzeltilmezse, DNA sürekli kendisini kopyaladığından bu hatalar mutasyonlar olarak yeni hücrelere aktarılıyor. Uzun süre UV ışığına maruz kalmak da cilt kanseri gelişme riskini arttırıyor” dedi.

NELERE DİKKAT EDİLMELİ

Yazının Devamını Oku

Türk doktorlar yeni gen buldu... Cam çocuklara ilaç umudu

13 Ocak 2023

1990’lı yıllarda başlayan DNA çalışmalarının ardından dünya artık genetik tedavilere yöneldi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Bilim Dalı öğretim üyeleri de 10 binde bir görülen cam kemik hastalığını anlamak amacıyla yaptıkları çalışma sırasında yeni bir gen keşfetti.  Prof. Dr. Beyhan Tüysüz ve Dr. Öğretim Üyesi Dilek Uludağ Alkaya başta olmak üzere, Prof. Dr. Sebuh Kuruğoğlu, Prof. Dr. Mehmet Vural, Doç. Dr. Yunus Emre Akman, Doç. Dr. Kaya Bilguvar, Dr. Öğretim Üyesi Merve Alaylıoğlu ve Arş. Gör. Dr. Filiz Geyik’ten oluşan proje ekibi tarafından bulunan gen hastalığın yeni bir türünü de ortaya koymuş oldu. Prof. Dr. Beyhan Tüysüz ve ekibinin 140 cam kemik hastası olan aileyi incelediği ve gen haritalarını çıkardığı araştırma, dünyaca ünlü ve önemli bilimsel bir dergide yayımlandı. Bulunan gen sayesinde hastalığa karşı ilaç üretme umudu da doğdu. 

OSTEOPOROZA DA KATKI

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Beyhan Tüysüz, araştırmayla ilgili şu bilgileri verdi: “Şu anda 22 farklı genin bu hastalıktan sorumlu olduğunu biliyoruz. Bizim bulduğumuz gen ise yeni bir gen. ‘Bu genlerin insanlığa ne faydası var?’ derseniz; birincisi ailede hastalığın nedeni belli oluyor. İkincisi de ilerleyen yıllarda bu genin kodladığı proteinin kemik metabolizmasındaki etkisi anlaşılacak. Ayrıca osteoporoz dediğimiz kemik erimesine karşı da bir ilaç geliştirilmesine yardımcı olacak.”

 

Yazının Devamını Oku

Günde 8 bardak su ömrü uzatır mı

4 Ocak 2023

AZI DA ÇOĞU DA ZARAR

- İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya: Gereğinden çok fazla içilirse uygunsuz ADH sendromu dediğimiz bir çeşit hormonal düzensizliğe neden olur. Böbrek konstantrasyon kapasitesi bozulur. Az içme de vücutta kuruma yapar. İdeali kişilerin kendi kilosuna uygun içmesidir. Su içmek gerçekten ömrü uzatır. Su dolaşım, boşaltım ve de hücreler içinde oluşan serbest radikallerin temizlenmesi için gerekli besinlerden biridir. Yeteri kadar su içmezsek vücutta dehidratasyon dediğimiz tabloya neden oluyor. Bu da hücrelere giden oksijenin azalması, kandaki şekilli elemanların yoğunluğunun artması ve hücre ömrünün kısalması anlamına gelir.

YAŞLANMAYI YAVAŞLATIR

- Kalp- Damar Cerrahı Prof. Dr. Melih Us: Su yaşlanma karşıtlığının en önemli bileşeni. Hücrelerin içinde su olmazsa yaşlanma daha hızlı oluyor. İçilmesi gereken su miktarı yaş, cinsiyet, kilo, yapılan iş gibi birçok etkene göre değişiyor. Örneğin deniz seviyesinden yukarıda oturanlar daha az su tüketiyor. Kişi spor yapıyorsa da su ihtiyacı fazla olur. Kışın kilo başına 30 cc, yazın 35 cc su tüketilmeli. Kışın 50 kilo bir kadın 1.5 litre su içse yeterli. Ancak 80 kilo bir erkek 3 litre içmeli. 20-30 yaş arası erkeklerde su ihtiyacı daha fazlayken, 20-50 yaş arası kadınlarda su ihtiyacı aynı kalıyor.

KİLONUZU 30’LA ÇARPIN

- Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Cankurtaran: Yaşlanma çok yönlü bir süreç. Sadece sıvı alımı ile değerlendirilemez. Yetersiz sıvı alan insanlar daha hızlı ve yüksek oranda böbrek hastası olabilir ama bir insan günde 5 litre su içse bir faydasını görmez. Bunun için beslenme, egzersiz, genetik, çevresel koşullar, kilo, tansiyon, depresyon, stres seviyesi gibi bir sürü başka etken var. Evet su içmek iyidir. Kişi, kilosunu 30 ile çarptığında içmesi gereken su miktarını bulabilir. Örneğin 50 kilo birinin 1.5 litre su içmesi yeterli olabilir. Ancak bu sayede uzun yaşamazsınız.

ARAŞTIRMA NE DİYOR?

30’lu yaşların üzerinde 11 binden fazla bireyin kanındaki sodyum değerini inceleyen ve bunları su tüketimine göre mercek altına alan ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün uzmanları, az su içenlerin erken öldüğünü belirtti. Araştırmada az su tüketen bireylerde kalp yetmezliği ve inme gibi kronik hastalık oluşumu riskinin de yüzde 64 daha fazla olduğu belirtildi. Araştırmacılar, az su içmenin DNA hasarına ve damarlarda iltihaplanmaya yol açarak kişilerin yaşlanma sürecini hızlandırdığını öne sürdü. Su tüketimi düzenli ve yüksek olan bireylerin ömürlerinin 15 yıla kadar uzayabildiği de aktarıldı.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya tedavisine şikâyet yağdı

3 Ocak 2023

Hava Çetin Atalay sosyal medyada alternatif tıp tavsiyeleri veriyor. Atalay, 16 bin kişinin takip ettiği İnstagram hesabından M.A. isimli 8-9 yaşlarında olduğu tahmin edilen oğlunu 15 günde bir 36 saat aç bıraktığını, bu sayede de çocuğun gelişim gösterdiğini paylaştı. Küçük çocuğa sülük yapıştırdığı ve hacamat yaptığı görüntüleri de paylaşan Atalay, bir gönderisinde ise geçmiş yıllarda oğlunun kanser hastalığı atlattığını ve doğuştan bir akciğerinin olmadığını bu nedenle de kilo alamadığını ancak açlık yaptırdıktan sonra kilo aldığını öne sürdü.

BARİ UYUYAYIM DA...

Atalay’ın gönderilerinden birine göre çocuk açlıktan uyumayı seçiyor. Mesajda anne, “Biliyorsunuz sarı karınca ile ömür boyu sürecek olan koruma açlık ve oruçlarımızı bir müddet askıda bıraktıysak da son üç haftadır epey düzene oturttuk. Aman ne pazarlıklara kalktı benimle. Yok iki gün üst üste oruç tutayım da yok şu kadar gün şunu yapayım da. Olmaz efendim olmaz. Baktı kandıramayacak diyor ki uykuya vereyim de rahat geçsin bari” dedi. 

Atalay, bunları bir doktor yönlendirmesiyle ve gözetiminde yaptığını da iddia etti.

EVİNE GİTTİLER

Atalay’ın bahsettiği doktorun kim olduğu bilinmezken çok sayıda hekim, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) şikâyette bulundu. Doktorlar, sosyal medyadan da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı etiketleyerek, “Bunun adı istismardır, bu çocuğun aile elinden alınması lazım. Bir çocuk için 36 saat açlık ne demek? Bir de gönderilerinde doktoru ile işbirliği içerisinde yürütüyoruz yazmış. Hangi doktor bu? Ya da nasıl bir yalan?” paylaşımları yaptı. Atalay, son yaptığı paylaşımlarında ise tepkiler üzerine Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekiplerinin evine gelip inceleme yaptığını ayrıca polise ifade verdiğini yazdı.

BİLİMDE YERİ YOK

- Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, “36 saat açlık bilimde yeri olan bir uygulama değildir. Tek sefer uygulanması belki sağlıklı bir çocuğa bir zarar vermez ancak sürekli uygulanıyorsa el koyulması gerekir” dedi.

Yazının Devamını Oku

Bu siste spor da zararlı

3 Ocak 2023

Kentte yeni yılın ilk gününde etkili olan sis, yılın ilk iş gününde de etkisini sürdürdü. Erken saatlerde başlayan sis havanın aydınlanmasıyla etkisini artırdı. Özellikle İstanbul Boğazı ve çevresinde yoğunlaşan sis nedeniyle bazı bölgelerde görüş mesafesi birkaç metreye kadar düştü. Boğazdan ticari gemilerin transit geçişleri askıya alındı. En çok Anadolu yakasında etkili olan sis nedeniyle Kartal ve Pendik’te bulunan gökdelenler gözden kayboldu. Sis hava ulaşımında da aksamalara neden oldu.

UÇAKLAR HAVADA TUR ATTI

Sabiha Gökçen Havalimanı, saat 06.20 uçuş trafiğine kapatıldı. Uçaklar havada tur atmak zorunda kaldı. 50 uçak, en yakındaki havalimanı olan İstanbul Havalimanı’na iniş yapmak zorunda kaldı. İstanbul Havalimanı, açıldığı günden bu yana en çok sayıda divert eden uçağa ev sahipliği yaparak rekor kırdı.  

KİRLİ HAVA SOLUYORUZ

Uzmanlar ise yüksek basınç nedeniyle hava kirliliğinin yoğun şekilde arttığı İstanbul’da son 5 gündür kirli hava solunduğuna dikkat çekti. İstanbul’da Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı tarafından yapılan ölçümlere göre en kirli semtler Göztepe, Esenyurt, Kadıköy, Kâğıthane ve Selimiye oldu.

ÖZELLİKLE SABAHLARI

Yazının Devamını Oku

Her 3 kişiden biri kuru kuru öksürüyor

29 Aralık 2022

Pandemi nedeniyle maske ve mesafe kurallarına uyarak geçirilen iki yıldan sonra, özellikle grip vakalarında ciddi bir artış yaşanıyor. Gribin yanı sıra daha çok çocukları etkileyen respiratuvar sinsityal virüs (RSV), soğuk algınlığına sebep olan rinovirüs ve COVID-19 da şu sıralar yaygın olarak görülen hastalıklar arasında. Bu hastalıklardan bazıları aynı kişide bir arada da görülüyor. En çok şikâyet edilen ise bitmeyen ‘kuru öksürük’. Kime sorsak, kiminle konuşsak “Aylardır öksürüyorum” diyor.

Uzun COVID gibi uzamış öksürük diye bir tanım var. Enfeksiyon sonrası 2 haftayı geçen öksürük, uzamış öksürük olarak kabul ediliyor.

AYLARCA SÜRÜYOR

- Türk TORAKS Derneği’nden Prof. Dr. Ali Fuat Kalyoncu, “Şu anda kabaca 3 kişiden 1’inde öksürük var. COVID-19 sonrası öksürük bazen aylarca sürüyor. Grip sonrasında da 2 ay kadar sürebilir. Yapılabilecek tek şey bol sıvı almak ve beklemek. Öksürük vücudun bir savunma mekanizmasıdır” dedi ve şu uyarılarda bulundu: “2 yıldır evlerde çok kapalı kaldık ve birden dışarı çıkınca özellikle çocuklardan yetişkinlere geçen çeşitli enfeksiyonlar karması yaşıyoruz. Gündüz poliklinikler ve gece aciller normalin üzerinde çalışıyor. Öksürük insanları doktora götüren bir numaralı neden. Bunun nedeni enfeksiyon sonrası vücudun hassas olması.

BOL BOL SIVI ALIN

Nasıl ki kolumuzun bir yerine sıcak su döküldüğünde bir süre orası hep ağrırsa burnumuzun ucundan başlamak üzere, genzimiz, akciğerimiz, bronşlarımız bir enfeksiyon sonrası bir süre hassas olur. Bunun sonrasında toz, havadaki zerrecikler, bazı kokular bizi öksürtmeye başlar. Öksürmek bir tür savunmadır. Bu öksürük 2 aya kadar devam edebilir. COVID-19’da daha da uzun süre devam edebilir. Çok şiddetli öksürük şikâyeti olanlar doktora gitmeli ama bunların dışındakilere tek önerim bol sıvı almaları. Bu su da olabilir ıhlamur da olabilir ama sıvı alımı önemli.”

Yazının Devamını Oku

Bir çocuk yoğun bakımda... Strep A Türkiye’de

13 Aralık 2022

İngiltere’de görülen Streptokok A bakterisinin ‘toksik’ olarak adlandırılan formu İstanbul, Ankara ve İzmir’de görüldü. Ankara’da bir çocuğun yoğun bakıma alındığı, İstanbul’da bir çocuğun ise Strep A bakterisi nedeniyle menenjit olduğu bildirildi.

TEDBİRLİ OLUNMALI

Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları ve Bağışıklama Derneği Başkanı Prof. Dr. Ergin Çiftçi, Hürriyet’e şu açıklamalarda bulundu: “Bizde yıllardır var olan, zaman zaman ağır hastalık da yapabilen bir bakteri. Daha önce ölüm fazla görmediğimiz bir şey olduğu için endişe verici olduğunu kabul ediyorum. Tedbirli olmak gerekiyor. Ancak bu tedavisi olan bir hastalık ve erken dönem antibiyotik başlanması gerekiyor. COVID-19 gibi hakkında hiçbir şey bilinmeyen, ilacı olmayan bir hastalık değil. Antibiyotiğe çok duyarlı bir bakteri ve antibiyotik verildikten sonra 24 saat içinde bulaştırıcılığı bitiyor.”

AVRUPA’DA ANTİBİYOTİK SIKINTISI VAR

Avrupa’da vakalar yükselirken antibiyotik sıkıntısı çekilmeye başlandı. Birçok ülkede çocuklarda kullanılan antibiyotiklere erişimde sıkıntı yaşanıyor. Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ateş Kara, “Pandemi sürecinde COVID-19 dışında başka enfeksiyonları görmedik. Bir anda enfeksiyonların yükselişe geçmesiyle antibiyotik ihtiyacı yüzde 30 arttı. Şu anda Türkiye’de çok ciddi problem olmamakla birlikte çocukların kullandığı süspansiyon formundaki antibiyotiklerde sıkıntımız var” dedi.

 

Yazının Devamını Oku

Çocuklarda Strep A alarmı

9 Aralık 2022

İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Pediatrik Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayper Somer de “Streptokokus A’nın bir çeşit toksin salgılayan tipi. ‘Et yiyen bakteri’ olarak da adlandırılıyor. Bu salgılanan toksin, dokularda harabiyet, büyük yaralar, başka organlarda tutulum yapabiliyor ve şok tablosuna yol açabiliyor. Nadiren olsa da görülebilen bir tablo. Türkiye’de hiç vaka yok” dedi.

NASIL BULAŞIYOR

Boğaz ağrısı ve boğazda iltihap görülüyor. Antibiyotik tedavisine başlanması gerekiyor. Damlacık yoluyla, bazen de gözden bulaşabiliyor.

 

Yazının Devamını Oku

Antibiyotiklerden kanser ilaçlarına birçok ilaç yok: ‘Firmalar ilaç vermiyor’

9 Aralık 2022

Eczanelerde antibiyotik, ateş düşürücü ve tansiyon ilaçları bulunmuyor. İstanbul’da eczacılık yapan Zafer Kaplan, “Haftaya nöbetim var ve şimdiden strese girdim. ‘İlaç yok’ dediğimiz zaman çok gergin ortamlar ortaya çıkıyor” derken, sosyal medyada #ilaçyok etiketiyle birçok eczacı paylaşım yaparak sıkıntılarını dile getirdi.

20 ŞUBAT’A KADAR SÜRER

İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Şeker Pınar Özcan ise konuya ilişkin şunları söyledi: “Uzun zamandır pek çok ilaçta sıkıntımız vardı ama şu anda basit kalemlerde sıkıntı var. Çocuklarda kullanılan basit antibiyotik şuruplarda, ağrı kesici, ateş düşürücü ve soğuk algınlığı ilaçlarının bir kısmında sıkıntı var. Yetişkinlerde de rutin tansiyon, göz ilaçları, diyabet, hormon ve kanser ilaçlarında aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Artık bu katlanılamaz boyutlara geldi. Hastalar eczane eczane geziyor. Özellikle gece nöbetlerinde bu sıkıntıyı daha fazla yaşıyoruz çünkü şu dönemde acile gidişlerin en önemli nedeni üst solunum yolu enfeksiyonları. İlaç sıkıntısının nedeni maliyet. Firmalar şu anki fiyatları yeterli bulmuyor ve piyasaya ilaç vermiyor. Normal şartlarda her yıl bu aylardan şubat ayının 20’sine kadar aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Çünkü 20 Şubat’ta döviz kuru güncellenir ve ilaç zam alır. Şu anda gerçek döviz kuru ile ilaçtaki kur arasındaki makas çok açık. Eczaneler de mağdur, hastalar da mağdur.” 

 

Yazının Devamını Oku

Doktor Pelin’in kahreden ölümü

8 Aralık 2022

Pelin Avcu’nun 4 yıldır tedavi gördüğü ancak son aylara kadar hasta bakmaya devam ettiği öğrenildi. Pelin Avcu’nun ölümü, yakınlarını ve sevenlerini üzdü. 37 yaşındaki genç doktorun 5 yaşında bir çocuk sahibi olduğu da öğrenildi.

Pelin Avcu’nun ardından meslektaşları üzüntülerini sosyal medyada paylaştı. Doç. Dr. Hakan Akelma, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, “Pelin son derece sevilen bir insandı. Bir insanı herkes sevmez ancak Pelin’i neredeyse herkes seviyordu. Psikiyatrist olduğu için hastalığı ile ilgili hep bize moral veren oydu. Dost canlısı, insan canlısı, hastalarına karşı aşırı derecede iyi, pozitif enerji veren biriydiz” dedi.

BİRİNCİLİKLE BİTİRDİM

Sosyal medya hesabında da zaman zaman paylaşımlarda bulunan Avcu’nun bir paylaşımında “Anne babamın emekli maaşıyla okudum. Ablalarımın eski kıyafetleriyle üniversiteye gittim. Tıp fakültesini birincilikle bitirdim” mesajı okuyanları duygulandırdı.

 

Yazının Devamını Oku

Aralıklı oruç bilmecesi

7 Aralık 2022

Son dönemde popüler olan aralıklı orucu, kimi uzmanlar şiddetle tavsiye ederken kimi uzmanlar da zararlı olduğu görüşünde. Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Dilek Oğuz, uzun süreli açlığın hücreler açısından stres oluşturduğunu söyleyerek, “Özellikle de diyabeti, kalp hastalığı olan kişilerde hiç önermiyoruz. Sağlıklı bireylerde kısa vadede yapılabilir” diyor. Prof. Dr. Alper Cihan ise aralıklı oruçla karaciğer ve pankreasın dinlenme fırsatı bulduğunu söylerken Sağlık İletişim Derneği Başkanı Dr. İbrahim Ersoy ise “Son 15 yılda yapılan araştırmalar aralıklı orucun obezite, diyabet ve kalp hastalıkları gibi hastalıkların riskini azalttığını ve hatta tersine çevirdiğini göstermiştir” şeklinde konuştu.

 

Yazının Devamını Oku

Bakan Koca açıkladı: HPV aşısı yolda

26 Kasım 2022

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yaptığı konuşmada ''Belirlenen bir grupla aşılamaya başlayacağız ve kapsamını kademe kademe genişleteceğiz'' dedi.

HPV virüsü rahim ağzı kanserlerinin yüzde 95'inden, kadınlarda görülen tüm kanserlerinin de 8.5'inden sorumlu. Jinekolojik Onkoloji Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ateş Karateke ile Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Özsaran HPV ile ilgili şu bilgileri aktardı...

"TÜM KANSERLERİN YÜZDE 8.5'İNDEN SORUMLU"

Jinekolojik Onkoloji Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ateş Karateke, yaptığı açıklamada, "Bir kadında oluşan tüm kanserlerin yüzde 8.5'inden, rahim ağzı kanserlerinin yüzde 95'inden HPV sorumludur. Gerçekten de toplumda görülme sıklığı oldukça yüksek bir virüs. Kız çocuklarına 9-13 arası 2 doz, 13-26 arasında da 3 doz aşı yaparsak hayat boyu bir daha hatırlatma dozuna gerek kalmadan HPV enfeksiyonundan koruyor. Bu virüse karşı aşılama serviks, vulva, vajina kanserlerine ve gırtlak kanserlerine karşı koruyor. Şu anda 149 ülkede bu aşı yapılıyor. Türkiye'de gecikmiş ancak doğru bir karar. Bu aşı ile gelecekte serviks kanseri oranını çok azaltabiliriz. Dünyada bu aşı 2007 yılından beri uygulanıyor. Yan etkisi olmadığı gösterildi. 2017 yılından sonra da serviks ilişkili kanserlerin aşılanan popülasyonda ciddi şekilde azaldığı gösterildi. Özellikle Finlandiya ve İsveç çalışmalarında dünyaya gösterildi. Bunlar şirket bazlı çalışmalar değil ülke verileridir. Bu nedenle güvenilir verilerdir." ifadelerini kullandı.

AVUSTRALYA BİTİRMEK ÜZERE

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Özsaran ise, “Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse yüzde 95’inden HPV yani Human Papilloma Virüs sorumlu. Avustralya bu konudaki aşılamada en iyi örneklerden biri. Avustralya’da 20 yıl içerisinde rahim ağzı kanserinin bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkacağı belirtiliyor. Bu şekilde devam ederse Avustralya rahim ağzı kanserini bitiren ilk ülke olacak. Bu modellemede 2007 yılında cinsel aktivite başlamadan önceki dönemde 12-13 yaş kız çocuklarına ve daha sonra 2013 yılında da erkek çocuklarına olmak üzere ücretsiz HPV aşılama programına başlanıldı. 2015 yılında yapılan değerlendirme sonucu 18-24 yaş arasındaki kadınlarda HPV görülme oranının yüzde 22.7’den yüzde 1.1’e düştüğü görüldü." dedi.

Yazının Devamını Oku

İkizi değil hologramı

24 Kasım 2022

İSTANBUL’da önce stüdyo çekimleri yapılan ve bu şekilde hologramı oluşturulan Prof. Dr. Ömer Karadaş, Antalya’da kendi hologramı ile sahneye çıktı ve sunumunu gerçekleştirdi. Prof. Dr. Karadaş, “Her yıl düzenlenen nöroloji kongresinde bu yıl bir değişiklik yaptık. İnsanların dikkatini çekmek amacıyla baş ağrısı konusunda düzenlediğimiz uydu sempozyumunda hologram ile sunum yaptık. Bu şekilde Türkiye’de bildiğim ilk bilimsel toplantı” dedi.

DOKUNMA HİSSİ YARATIYOR

İstanbul Kadir Has Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Erdal Panayırcı da dünyada geleceğin teknolojilerini belirleyen isimlerden biri. Prof. Dr. Panayırcı, hologram teknolojisine dair şu açıklamalarda bulundu:

“6G teknolojisiyle bilimkurgu filmlerindeki gibi bir dünyada yaşayacağız. Sadece görüntü ve işitme değil ayrıca tat, koku ve hatta dokunma hissi yaratabilen 3 boyutlu hologramlar gelecek. Telefon görüşmesi yaptığımız kişi sanki yanımızdaymış gibi olacak. 2030’lardan başlayarak işlerlik kazanacak 6G’nin 5G’den farklı olarak radyofrekans dalgaları yanında, LED ışıkları kullanılarak görünür ışık bandında, olağanüstü hızla ve kapasitede haberleşme gerçekleşecek. Bu uygulamaları bir bilimkurgu gibi görüyorum.”

Yazının Devamını Oku

Hayvandan insana kalp nakleden doktor: 2 yıl içinde başarırız

20 Kasım 2022

Antalya’da gerçekleştirilen 17’nci Kalp ve Damar Cerrahisi Kongresi’ne katılan Dr. Muhammed Mansur Muhiddin, meslektaşlarına eğitim verirken Hürriyet’e de özel açıklamalarda bulundu.

2 YIL İÇİNDE YAPARIZ

“Domuzdan nakil yaparken bazı genleri modifiye ederek insana uygun hale getirdik. Burada hayvandan nakil olacak hastalar öncelikli olarak ‘insandan nakil olmaya uygun olmayan’ hastalar olmak zorunda. Yani başka hiçbir tedavi seçeneği kalmamış, uygun kalp çıkmasını bekleyecek kadar da vakti olmayan hastalar seçiliyor.

İlk hastamız olan David Bennett’ı kaybettik ancak bu süreçte, domuzdan kalp naklinin başarılı olacağına dair umutlarımız yeşerdi. Bennett’ın durumu çok ağırdı ve başka ek hastalıkları nedeniyle bazı ilaçları kesmek zorunda kaldık. Örneğin vücudun organı reddetmesini engellemesi için bağışıklık baskılayıcı ilaçlar veriyoruz ancak bu ilaçları kesmek zorunda kaldığımız için hayatını kaybetti. Her gün dünyanın çeşitli yerlerinden onlarca e-posta alıyorum. İnsanlar hayvandan kalp nakli için gönüllü olmak istiyor. Bu sefer David Bennett kadar durumu ağır olmayan bir hasta seçerek nakil yapacağız.

Bir sonraki naklimizi yine domuzlardan gerçekleştireceğiz. Çünkü bu konuda artık elimizde veriler var. Domuzdan insana kalp nakli yapmadan önce domuzdan babunlara nakil yaptık. Babunlar insanlara en yakın hayvanlar.”

KİMDİR?

Pakistan’da doğan Dr. Muhammed Mansur Muhiddin, tıp fakültesini Karaçi’de bulunan Dow Koleji’nde bitirdi. Pakistan’da cerrahi eğitimini tamamladıktan sonra ABD’ye giden Dr. Muhiddin, Pensilvanya Üniversitesi’nde Transplantasyon Biyolojisi üzerine ilk yan dalını tamamladı. 7 Ocak 2022’de dünyada ilk kez domuzdan insana kalp naklini gerçekleştiren ekibin direktörü olarak görev aldı. Halen Maryland Üniversitesi Kardiyak Zenotransplantasyon Programı’nın direktörlüğünü sürdürüyor.

Yazının Devamını Oku

Çocuklara online diyabet eğitimi

9 Kasım 2022

Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve yıllardır çocuklarda diyabet konusunda farkındalık yaratmak için çalışan Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği bir araya gelerek online bir eğitim platformu oluşturdu. Öğretmenlere yönelik ayrı bir eğitim verilen platformda, tip 1 diyabetli öğrencisi olan öğretmenler kapsamlı diyabet eğitimini tamamlayarak sertifika alacak. Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, “Yapılan tüm araştırmalar gösteriyor ki kanda yüksek glikoz oranı okul başarısını düşürüyor” dedi.

30 BİN DİYABETLİ ÇOCUK

Prof. Dr. Şükrü Hatun, Türkiye’de 28-30 bin diyabetli çocuk olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Diyabet hastası çocukların yüzde 95’ini tip 1 diyabetli çocuklar oluşturuyor. Önceki yıllarda öğretmenler diyabetli öğrenci istemiyordu. Bazı okullar ‘Biz bu çocukların sorumluluğunu alamayız’ diyordu. Ancak eğitimler, düzenlemelerle bunları aştık. Öğrencilerin şeker koması gibi durumlar için en önemlisi öğretmenlerimizin eğitim alması.” ‘okuldadiyabet.meb.gov.tr’ adresinden girilen platformda öğretmenlere özel ve herkese açık olan iki bölüm var.

Yazının Devamını Oku

Covid’den kaçarken gribe tutulduk

2 Kasım 2022

“Pandemi yorgunluğu herkesin rahat davranmasına neden oluyor ama maske, mesafe gripten de korur” diyen uzmanlar Hürriyet’e şu değerlendirmelerde bulundu:

2 YIL HİÇ GRİP GÖRMEMİŞTİK

Prof. Dr. Oğuz Kılınç (Türk TORAKS Derneği): “COVID-19 önlemleri sayesinde 2020 ve 2021’de neredeyse hiç grip görmedik. Bu tip virüsler belli bir süre tedavülden kalktıktan sonra daha kuvvetli bir virüs ile atak yapma özelliğine sahip. Griple edinilen bağışıklık da COVID-19’daki gibi kalıcı bir bağışıklık değil. Yaklaşık 6 ay koruyan bir bağışıklık. Şu anda grip hastalarını gördüğümüzde COVID-19’dan şüpheleniyoruz çünkü çok benzer bir tablo. Kuluçka süresi de yine Omicron varyantı ile çok benzer. Genellikle kasım ile mart ayları arasında görülürken bu sene ekim gibi başladı ve nisan ayına kadar sürmesini bekliyoruz.”

‘BU SENE ERKEN ATAK YAPTI’

Prof. Dr. Bülent Ertuğrul (KLİMİK Derneği): “Grip benzeri belirtilerle gelenlerin yüzde 10’unda influenza buluyoruz. Bu aslında şu an için yüksek bir oran. İnfluenza mevsimsel olarak iki atak yapar. Birincisi kasım ayında olur. Sonra da şubatta bir atak daha yapar. Bu sene ekim başı gibi grip görmeye başladık. Ben şu an çok büyük bir fark görmüyorum ama kronik hastalığı olan, kırılgan gruplarda risk olabiliyor.”

‘ÇOCUKLAR VİRÜSLERİ

Yazının Devamını Oku

‘Mucizevi adımlar’ bağış için koşacak

2 Kasım 2022

TÜRK Kanser Derneği (TKD) 58 yıl önce kurulan ve kanser hastalarına psikolojik danışmanlıktan ücretsiz konaklamaya kadar tedavi desteği veren bir dernek. Bağışlarla ayakta duran TKD, bu yıl 6 Kasım’da 44’üncüsü düzenlenecek olan İstanbul Maratonu’nda Adım Adım platformu ile birlikte koşarak bağış toplayacak. 150 kişinin TKD gönüllüsü olarak katılacağı koşuda 250 bin lira bağış toplanabilirse, tedavi için İstanbul’a gelen kanser hastalarının konakladığı Mucizevi Yaşam Merkezi’ne 2 oda daha katılacak ve hastalar tedavileri süresince ücretsiz olarak burada kalabilecek.

KANSER HASTALARI KONAKLAYACAK

TKD Derneği Kaynak Geliştirme Sorumlusu Önay Demirkaya hedeflerini şöyle anlattı: “Tedavisi için şehir dışından İstanbul’a gelen ve kalacak yeri olmayan kanser hastalarımızın ücretsiz olarak konaklaması için yaptığımız Mucizevi Yaşam Merkezi var. Biz buraya 2 yeni oda daha kazandırmak amacıyla yola çıktık. Burada 50 kanser hastasının 1 yıllık konaklama, bakım ve yaşam hizmetini karşılamak için İstanbul Maratonu’nda koşacağız. Hedefimiz 250 bin lira bağış toplamak. Şu anda 150 gönüllümüz var. Adım Adım ile ilk koşumuzu 2021 yılında gerçekleştirdik, bu yıl da İstanbul Maratonu’nda koşacağız. Destek vermek isteyenler bağış yaparsa çok seviniriz. Bu sene koşucu kayıtlarımız doldu ancak önümüzdeki yıl ve sonrasında herkes bizim için koşarak bağış toplayabilir.”

TKD NELER YAPIYOR

ÖNAY Demirkaya, derneğin faaliyetleriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Tarama, tedavide destek, takip, psikolojik destek, beslenme danışmanlığı veriyoruz. Bize bir telefon ile ulaşan herkesi, yaşadıkları bölgedeki en yakın anlaşmalı hastanelere yönlendirerek ücretsiz taramalarını yaptırıyoruz. Ayrıca teşhis koyulan ve ikinci bir doktor görüşü almak isteyen hastalara da destek oluyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Grip güçlenerek döndü

25 Ekim 2022

PANDEMİ döneminde getirilen maske ve mesafe kuralının kalkması, 2 yıldır görülmeyen gribin geri dönmesine neden oldu. Bu yıl 24’üncüsü düzenlenen İç Hastalıkları Kongresi’nde Hürriyet’e konuşan Prof. Dr. Serhat Ünal, gribin patlama yapmasının beklendiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Solunum yolu enfeksiyonları başladı. Etrafta burnu akan, hapşıran insanlar görmeye başladık. Gripte ilk vakalar çıktı ve Dünya Sağlık Örgütü uyarılarını yaptı. Şu anda soğuk algınlığı mevsimindeyiz. 2 senedir grip daha azdı.

BİYOLOJİK PATLAMA BEKLENİYOR

Bu tip suskunluklar sonrası grip vakası patlama şeklinde oluyor. Dünya Sağlık Örgütü 3 etkenden dolayı patlama yaşanacağını düşünüyor. Birincisi uzun süredir sessiz kalması nedeniyle biyolojik patlama bekleniyor. İkincisi maske, mesafe gibi korona tedbirleri ortadan kalktığı için daha fazla bulaş olması bekleniyor. Son olarak da 2 yıl sonra bu sene okullar açıldığı için okullardan çok fazla bulaş olması bekleniyor. Aşı için şu anda tam zamanı. Risk grubundakilere zaten ücretsiz olarak grip aşısı yapılıyor. Risk grubunda olmasa da çocuğu okula giden ebeveynler aşı olabilir.” 

ÇOK SIK VARYANT DEĞİŞTİRİYOR

“İnfluenza da sık varyant yapan bir virüs. Gripte hastalık yapan A ve B virüsleri var. Önceden 2 A 1 B virüsü koyarak aşı yapılıyordu sonra B virüslerinin de çok olduğu anlaşılınca 2 B koyulmaya başlandı. 1 sene önce ortada dolaşan suşları Dünya Sağlık Örgütü kontrolünde 1500’den fazla gözlemevinde izole ediliyor. Bu izole edilen 4 suş, DSÖ tarafından aşı yapan firmalara veriliyor ve sadece bunlar kullanılarak aşı üretiliyor.”

HER YIL 1 MİLYAR İNSAN YAKALANIYOR

Prof. Dr. Serhat Ünal’ın açıkladığı verilere göre grip istatistikleri şöyle:

Her yıl 1 milyardan fazla insan grip virüsü alıyor

Yazının Devamını Oku

Pandemi çocukları miyop yaptı... Uzak görüşü kaybettiler

13 Ekim 2022

13 Ekim Dünya Görme Günü’nde Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi’nden Dr. Nihat Tamer, yapılan geniş katılımlı bir araştırmaya dikkat çekerek, pandemi döneminde başta çocuklar olmak üzere birçok kesimde görme bozukluklarının arttığını söyledi. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada en az 2.2 milyar kişide görme bozukluğu bulunduğunu, bunların yaklaşık 1 milyarının önlenebilir olduğunu belirten Dr. Nihat Tamer, şöyle konuştu:

TÜRKLER GÖZLÜK SEVMİYOR: “Avrupa’da gözlük kullanımı yüzde 50’lerde iken Türkiye’de yüzde 20’lerde. Bunun nedeni Türkiye’de ya doktora gidilmiyor ya da gözlük reçete edilse dahi kullanılmıyor ve hastalıklar ilerliyor.

123 BİN ÇOCUK İNCELENDİ: Çin’de 123 bin çocuk üzerinde çok geniş bir araştırma yapıldı. Bu araştırma sonuçları pandemi öncesindeki veriler ile kıyaslandı ve 123 bin çocuğun yüzde 45’inde miyop olduğu ortaya çıktı. 6-8 yaş çocuklarda pandemi öncesine göre 3 kat, 7 yaş çocuklarda 2 kat, 8 yaşındakilerde ise 1.4 kat artış yaşandığı görüldü.

 DIŞARIDA OYNAYANLARDA DAHA AZ: Ekran kullanımı altta yatan genetik nedenleri tetikliyor ve görme kusurunun ortaya çıkmasına neden oluyor. Dışarıda oyun oynayan çocuklarda miyop çok daha az görülüyor.”

 EPİDEMİ OLARAK KABUL EDİLDİ: Öte yandan Amerikan Oftalmoloji Akademisi (AAO) miyopu bir epidemi olarak kabul etti. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü verilerine göre de ülkedeki genç yetişkinlerin yarısında miyop var. Bu durum 50 yıl öncesinin iki katı oranında.

GÖZÜ KORUMAK İÇİN NELER YAPMALI?

GÜN IŞIĞI:

Yazının Devamını Oku

Ruh sağlığımız bozuldu

10 Ekim 2022

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu’nun bu yıl için vurguladığı konu başlığı ‘Ruh Sağlığını ve Ruhsal İyilik Halini Küresel Bir Öncelik Haline Getirelim’ oldu. Gazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. İrem Ekmekçi Ertek, Ruh Sağlığı Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre her 8 kişiden 1’inde ruhsal hastalık var. Çalışmalara göre kronik ruhsal hastalığa sahip olan kişilerin beklenen yaşam süreleri ise genel nüfusa oranla 20 yıl daha az. Ayrıca ruhsal sorunları olanlarda fiziksel sorunlar da artış gösteriyor. Örneğin depresyon hastalarında hipertansiyon, şeker hastalığı, felç, obezite gibi sorunlar yüzde 40 daha fazla görülüyor” dedi.

ERİŞİM YETERSİZ

Ancak ruh sağlığı hizmetlerine erişimin yetersiz olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ertek, sözlerine şöyle devam etti: “Örneğin depresyon hastalarının sadece 3’te 1’i, psikotik bozukluğa sahip bireylerin ise yalnızca yüzde 29’u yeterli ruh sağlığı hizmeti alabiliyor. Yoksulluk, şiddet, engellilik ve eşitsizlik gibi koşullar, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, göçmenler ve mültecilerin ruhsal hastalıklar açısından riskli olduğunu biliyoruz. Ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, erişilebilir ve nitelikli olması bu nedenle sağlık politikalarının vazgeçilmez unsurlarından olmalıdır.”

NELER YAPMALI?

- Her gün yarım saat yürüyüş yapmak hem ruh sağlığını koruyucu hem de hafif depresyon için tedavi edici etki gösteriyor.

- Bazı yiyecekler, vitaminler ve mineraller de ruh sağlığı için önemli. Yakın zamanda yapılmış bir araştırma kaju fıstığının antidepresan etkisi yarattığını gösterirken, kabak çekirdeği de triptofan içeriği ile duygu durum üzerinde olumlu etkiye sahip.

- Omega-3 ve D vitamini eksikliği de doğrudan depresyon ile ilişkili.

Yazının Devamını Oku

Ataşehir'de hastanede skandal... Bu bakış peşinizi bırakmaz! Ses kaydı da ortaya çıktı

6 Ekim 2022

İÇERENKÖY’deki Özel Bayındır Hastanesi’nin yoğun bakımındaki skandal görüntülerden ilki 10 Temmuz 2021 gününe ait. Hemşire Ali E. elinde tuttuğu paraları hasta N.Z.’nin yüzüne atıyor. Yaşlı kadın odadaki diğer hemşirelere bakarak bir şeyler söylemeye çalışsa da kelimeler anlaşılmıyor. Paraları tutan hemşire ise “Bu paraları sana niye veriyoruz biliyor musun? Çünkü senin sağ böbreğini alacağız” dedikten sonra eliyle kadının böbreğini keser gibi hareketler yapıyor. Bu sırada bir diğer hemşire, “Al bu paraları k... sok desene N.” deyip gülmeye başlıyor.

SES KAYDI DA ÇIKTI

Görüntülerin yanı sıra hastanede çekildiği iddia edilen bir ses kaydı da ortaya çıktı. Ses kaydında “Hiç monitör ötmedi” diyen hemşireye, erkek görevli “Kanka ben demin dedim ya hasta mosmor diye” yanıtını veriyor. Kadın hemşire de “Allah kahretmesin gitti. Bas mavi kod verelim” diyor ve ardından doktoru arayarak “Hocam 9 numaralı hasta arrest oldu. Gelebilir misiniz?” diye soruyor.

BEŞ HASTA ÖLMÜŞ

Görüntü ve ses kaydını sosyal medyaya sızdıranın hastanenin eski bir çalışanı olduğu belirtildi. Bu çalışana ait olduğu iddia edilen kayıtlarda ise isminin S.V. olduğu belirtilen bir kadın hastanın 7 Ocak 2022 tarihinde 15.30’da hayatını kaybettiği ancak ölüm saatinin 16.13 olarak kaydedildiği ve aradaki 43 dakikanın müdahale edilmiş gibi gösterildiği bilgisi yer alıyor. Bir diğer notta da ismi geçen 5 hastanın tümünün vefat ettiği belirtiliyor. Eski çalışan, yoğun bakımda birlikte çalıştığı 5 hemşireyi de olaylardan sorumlu olarak gösteriyor ve isimlerini tek tek sıralıyor. Ayrıca hastane yönetiminin kendisi ile görüşerek videoları almak istediğini öne sürüyor.

BAŞSAVCILIK GÖZALTI KARARI VERDİ

BAYINDIR Hastanesi’nin avukatları 24 Şubat 2022’de sekiz çalışan hakkında suç duyurusunda bulundu ve 17 saniyelik başka bir video kaydını Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim etti. Başsavcılık bir çalışanın ifadesini aldı. Yeni ortaya çıkan görüntülerle soruşturmanın seyri değişti. Başsavcılık videoda görünen tüm görevliler hakkında gözaltı talimatı verdi ve polis nezaretinde adliyeye getirilmelerini istedi. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Bahse konu eylemlerle ilgili olarak sorumluların süratle tespiti ve haklarında yasal gereğin başlatılması amacıyla soruşturma başlatılmıştır” ifadelerine yer verildi.

8 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI

Yazının Devamını Oku