DOKTOR Muhammet Bilici odasındaki duvarda bir sürü başarı ve teşekkür belgesi olan, sayısız eğitimden geçmiş, hastalarının hakkında sayfalarca övgü ve teşekkür dolu yorumlar yazdığı başarılı bir hekim. Ancak Muhammet Bilici’yi bugünlere getiren ağzında gümüş kaşıkla doğmuş olması değil, 11 yaşından beri kasaplıktan televizyon tamirciliğine, elektrikçi çıraklığından hamallığa kadar sayısız işte çalışmış olması...
HİKÂYESİNİ PAYLAŞTI
Geçen günlerde sosyal medyada gezinirken bir video gördüm. “Hamallıktan doktorluğa” uzanan bir hikâyeyi anlatıyordu. Dr. Bilici, un çuvalları taşırken çekilmiş bir videoyu koymuş, altına da “Bir zamanlar hamallık yaparken hayalim doktor olmaktı. Birlikte çalıştığım insanlar dalga geçti. Bugüne ulaştıran Rabbime şükürler olsun” yazmıştı.
4 çocuklu bir ailenin tek oğlu olarak Gaziantep’te dünyaya gelen Dr. Bilici; ilkokul, ortaokul ve liseyi Gaziantep’te okumuş. Ancak beşinci sınıftan itibaren eskilerin tabiriyle biraz da “hayatı öğrenmek” için yazları çırak olarak çalışmaya gönderilmiş.
Hikâyesini Hürriyet’e anlatan Bilici, “Ailemiz bizi, ‘Eti sizin kemiği bizim’ diyerek ustaların yanına verirdi” diyor. İlk olarak 5’inci sınıf öğrencisiyken bir kasapta çalışmaya başlamış. “El becerilerim iyiydi. Sonrasında çok da faydasını gördüm bunun. Hatta cerrah olmayı düşünüyordum. Sonra dahiliye uzmanı oldum” diyen Bilici, üniversiteyi kazanana kadar her yaz aralıksız çalışmış:
BENİMLE DALGA GEÇİYORLARDI
20 dakikada bir, 20 feet yani yaklaşık 6 metre, 20 saniye boyunca uzağa bakmak özellikle tablet, telefon, televizyon izlerken gözleri miyopiden koruyan etkili bir önlem. Medical Park Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi, miyopi gelişme riskini artıran etkenlere dikkat çekti: “Ebeveynlerden biri miyopsa risk 2-3 kat, her iki ebeveyn de miyopsa risk yaklaşık 6 kat artar. Araştırmalar, günde en az 2 saat dışarıda vakit geçirmenin miyopi gelişimini önemli ölçüde yavaşlattığını gösteriyor. Doğal ışık, gözün sağlıklı büyümesini destekleyen dopamin salınımını tetikler. 20-20-20 kuralını çocuğun uygulamasını sağlamak da miyopi gelişmesini engelliyor. Kış aylarında zor olsa da yine de her gün 2 saat dışarıda, güneş ışığında çocuğun zaman geçirmesi miyopi gelişimini önemli ölçüde engelliyor. Doğal ışık, gözün sağlıklı büyümesini destekleyen dopamin salınımını tetikliyor. Bu nedenle çocukların sömestr tatilinde dışarıda vakit geçirmesini sağlamak ve ekrandan uzak tutmak önemli.”
GECE LAMBASI DEĞİL GENLER
Prof. Dr. Çelebi, sosyal medyada son zamanlarda dolaşan gece lambasının miyopiyi artırdığına dair yanlış inanışın nedenini de açıkladı: “1999 yılında saygın bilim dergisi Nature’da yayımlanan çalışma, 2 yaşına kadar gece lambası veya oda ışığı açık uyuyan çocukların karanlıkta uyuyanlara göre miyopiye yakalanma riskinin çok daha yüksek olduğunu iddia ediyordu. Ancak daha sonra yapılan kapsamlı çalışmalar, gerçeğin çok daha farklı olduğunu ortaya koydu. Miyop olan ebeveynlerin, geceleri çocuklarının odasında daha rahat hareket edebilmek için ışık açma eğiliminde oldukları anlaşıldı. Yani, çocuktaki miyopi riskinin sebebi gece lambası değil, ebeveynlerinden miras kalan miyopi genleriydi. Güncel çalışmalar, gece lambası kullanımı ile miyopi gelişimi arasında doğrudan bir bağ olmadığını ortaya koymuştur.”
Her yıl dünyada 500 binden fazla insan pankreas kanseri tanısı alıyor. Sinsi ilerleyen ve zorlu bir kanser türü olan pankreas kanserinin görülme sıklığı da sürekli artıyor. Uzmanlar 2030 yılında pankreas kanserinin ölüme neden olan kanser türleri arasında 4. sıradan 2. sıraya yükseleceğini belirtiyor.
‘GİZLİ DEPRESYON OLABİLİR’
Almanya’da yaşayan Funda Ayata’nın da 17 yıl önce karın ve mide bölgesinde sürekli ve baskı şeklinde şiddetli ağrı şikâyetleri vardı. Ayrıca gece terlemeleri ve aşırı kilo kaybı yaşıyordu. Almanya’da aile hekimine başvurdu ancak aile hekimi onda gizli depresyon olabileceğini söyledi ve depresyon tedavisine başladı. Pankreas kanseri doktorunun aklında hiç yoktu çünkü Ayata henüz çok gençti. Sonrasında Funda Ayata’ya moral olsun diye Bursa’ya aile ziyaretine gelmeye karar verdiler. Funda Ayata sonrasını şöyle anlattı:
“Havalimanında birden sırtıma sanki yük bindi, çok şiddetli bir ağrı girdi. Uçuş korkum vardı. Bununla ilgili olabilir diye düşündüm. Bursa’da da ağrılarım devam edince orada hekime başvurduk. ‘Sizi korkutmak istemiyoruz ama pankreasta olmaması gereken ciddi bir şey var. Biyopsi yapılmalı’ dedi. Ancak iki gün sonra Almanya’ya dönmemiz gerektiğini söyleyince, ‘Orada yaptırabilirsiniz’ dediler. Almanya’ya dönünce Münih’te doktor arayışına girdik. Rechts der İsar Hastanesi’nde araştırmalar 2 hafta sürdü çünkü kimse 34 yaşında birine pankreas kanserini konduramadı. Biyopsi sonucu geldiğinde hastanede bize ‘Üzgünüz ama yüzde 100 tümör var ve kötü huylu görünüyor. Bunun kesinleşmesi için ameliyata karar vermeniz gerekiyor’ denildi. ‘Düşünmeme hiç gerek yok, kararımı verdim. Hemen ameliyat olmak istiyorum. Ne gerekiyorsa yapın’ dedim. Ameliyatımı tesadüfen o dönem Münih’te çalışan ve sonra Türkiye’ye dönen Prof. Dr. Mert Erkan hocamız yaptı. Çok geniş kapsamlı, zor bir ameliyat oldu ve 12 saat sürdü. Ameliyatla pankreasım tamamen alındı.
‘AMELİYAT ETMESEYDİK 6 AY ÖMRÜN KALMIŞTI’
Mert Bey’in söylediği bir cümle hâlâ aklımdan çıkmıyor, ‘Eğer ameliyat etmeseydik, 6 aylık ömrün kalmıştı.’ Ameliyattan sonra damardan hafif koruyucu kemoterapi aldım. Hastalık sürecinde küçük hedeflerle ilerledim. Önce desteksiz yürümeyi başarmak. Sonra eşime muhtaç olmadan kızımla ilgilenebilmek. Kızımla ara ara tek başıma tatile çıktım kendimi zorlamak için. Eski halime dönmek için mücadele ettim. Bu süreçte güzel insanların desteği çok önemliydi. Mert Bey gibi güzel insanlar hayatımıza girdi. Kızımın ilk kez okula gittiğini göreyim demiştim, yavrum şimdi üniversiteye gidiyor. İnşallah bundan sonra da ailemle birlikte mutlu ve sağlıklı bir yaşantım olur.”
İrlanda menşeli bir ilaç firması, üzerinde çalıştığı yeni bir ilacın erkek tipi saç dökülmesinde yüzde 539 iyileşme sağladığını açıkladı. Aslında yurtdışında akne tedavisi için uzun yıllardır kullanılan bir etken maddenin kellik üzerindeki etkisi yeni araştırılan bu ilaç, uzmanlara göre umut vaat ediyor. Yan etkileri de az görülen klaskoteron etken maddeli ilaç, bölgesel olarak saç derisine sürülerek uygulanıyor.
‘HEM ETKİN HEM PRATİK’
İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Burhan Engin, “Etkili ve pratik bir yaklaşım. En önemli özelliği de dokudan müdahale ettiği için yan etkileri de daha az ve güvenli görünüyor” diyerek şunları söyledi: “Bu ilacın en önemli özelliği topikal yani yüzeysel olması ve sistemik etkisi olmadan bir iyileşme sağlaması. Uzun süreli tedavilere ihtiyacı var ama çalışma sonuçlarına göre erkek tipi saç dökülmesinde yüksek oranda bir iyileşme belirtiliyor.
UZUN SÜRELİ KULLANILMALI
Antiandrojen etkileri de daha az ve biraz daha güvenli görünüyor. Bunun etkinliği sadece saçlı deride görünüyor. Mantıklı ve etkili bir tedavi gibi. Ancak uzun süre kullanılması gerekiyor. En fazla etki ikinci yılda görülüyor ve bu etkiyi korumak için kullanmaya devam etmek gerekiyor. Başka ilaçların da erkek tipi saç dökülmesinde etkili olduğunu biliyoruz, ancak bunlarda bazen jinekomasti, anksiyete gibi yan etkiler de çıkabiliyor. Bu ilaçta yan etkiler daha az gibi görülüyor. Yirmili, otuzlu yaşlarda ne kadar kullanılırsa saç kaybını o kadar önlemiş oluruz. ”
SAÇLARI % 539 ÇOĞALTTI
Klaskoteron uzun yıllardır kullanılan ve 12 yaş üstü kullanımda olan Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi’nden (FDA) onay almış bir etken madde. Erkek tipi saç dökülmesinde erkeklik hormonlarını kıl köklerinde baskılayarak dökülmeyi azalttığı görülmüş. 1465 kişi üzerinde yapılan çalışmada bir gruba plasebo verilirken, diğer gruba klaskoteron kullandırıldı. Klaskoteron kullanan grupta yüzde 168 ile yüzde 539 arasında saç artışı görüldü. İlacın faz 3 çalışmaları da tamamlandığı için yakında piyasaya sürülmesi bekleniyor. Erkeklerin yüzde 42’sinin kellik sorunu yaşadığı belirtiliyor.
YAN ETKİSİ YOK GİBİ...
Her geçen gün artan seller, yangınlar, normalden daha sıcak geçen yaz ayları iklim krizinin şimdiden yaşamaya başladığımız etkileri. Geçtiğimiz günlerde 30'uncusu, Brezilya'nın Belem şehrinde düzenlenen Conference of the Parties (COP) yani Taraflar Konferansı'nda iklim krizi masaya yatırıldı. Buna göre tüm devletler küresel ısınmaya dair verdiği tüm sözleri tutsalar dahi dünya 2.5 derece ısınacak. Ancak 2.5 derecelik ısınma ufak bir fark değil. Dünya genelinde büyük değişikliklere neden olması bekleniyor.
Türk TORAKS Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu üyesi Dr. Dilara Esmen: Bu etkiler yalnızca gelişmiş ülkeler için değil, aksine düşük ve orta gelirli ülkelerde de giderek artan biçimde gözlenmektedir. Bu bağlamda iklim krizine en az katkıda bulunan toplumlar, krizin yarattığı sağlık yüküyle en fazla karşı karşıya kalmaktadırlar. Yeni açıklanan sentez raporuna göre yenilenen hedeflerle bile 2035’e kadar küresel emisyonların ancak yüzde 12 oranında azaltılabileceği düşünülüyor. Oysa küresel ısınmayı 1.5 dereceyle sınırlamak için emisyonların 2030’a kadar yarı yarıya düşmesi gerekiyordu. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 30'uncu Taraflar Konferansı'nda sunulan yeni Emisyon Açığı Raporu’na göre sera gazı emisyonlarının artmaya devam ettiği ve 2024 yılında 57.7 milyar tona yükseldiği ortaya konulmuştur. Artan bu sera gazı emisyonları nedeniyle hedeflenen 1.5 derece sınırı geçilmiş ve bütün taahhütler yerine getirilse dahi dünyanın en iyi ihtimalle 2.5 derece ısınacağı öngörülmektedir.
SALGINLAR, GIDA ZEHİRLENMELERİ, KALP KRİZLERİ, BİYOÇEŞİTLİLİĞİN AZALMASI
Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Aykaç ise 2.5 derece sıcaklık artışının Birleşmiş Milletler Çevre Programı olan UNEP verilerine dayandığını ifade ederek bu artışın beklenen sonuçlarını açıkladı: Ekstrem hava olaylarında patlama meydana gelir, aşırı sıcak dalgaları 10–15 kat daha sıklaşır, biyoçeşitlilik kaybı yaşanır, mercan resiflerinin yüzde 90’dan fazlası yok olur.
2.5 derecelik ısınmanın sağlık konusunda etkileri nelerdir diye baktığımızda ise Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Aykaç DSÖ ve Lancet Countdown verilerine dayanarak şunları açıkladı;
ISI İLİŞKİLİ HASTALIK VE ÖLÜMLERDE ARTIŞ
- Sıcak dalgaları nedeniyle yılda yüzbinlerce ek ölüm bekleniyor.
Halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endometriozis için geliştirilen yeni yöntem, tükürükten kolayca teşhis yapabiliyor. Prof. Dr. Recai Pabuçcu kadınlarda oldukça sık görülen bu kist türü için üretilen teşhis kitiyle sadece tükürükteki belli değerlere bakarak yüzde 96’ya kadar doğruluk sağlandığını açıkladı ve şu bilgileri verdi:
KISIRLIK NEDENİ...
“Regl süresince çok şiddetli ağrıları olan kadınların büyük çoğunluğunda görülen endometriozis, çocuk sahibi olamayanların yüzde 10’unda var. Kısırlıkla ilgili tüplerin açıklığı, yumurta faktörü, sperm sayısı gibi nedenler ekarte edildiği zaman endometrizis sıklığının yüzde 75 gibi yüksek oranlara ulaştığını görüyoruz. Bu kit tükürükten endometriozis teşhisi koymayı sağlıyor. Doğruluk oranında yüzde 75’lerden yüzde 96’ya kadar çıktığı görülüyor. Çok ağrılı regl dönemi geçirenler, bel ağrısı olanlar, cinsel ilişki sonrası ağrı şikâyeti olanlar bu teste tabi tutuluyor. Sebepleri bilinmiyor ancak annesinde, kız kardeşinde, teyzesinde endometriozis olanlarda yüzde 7 daha fazla görülüyor. Toplumda genel sıklığını bilmiyoruz ancak çocuğu olmayan kadınların yüzde 10’unda endometriozis var. Bunların tedavisi için öncelikle doğum kontrol hapları, ağrı kesici ilaçlar, hormonal tedavi uygulanıyor. Ancak çocuk düşünülüyorsa yumurtlatma ilaçları, aşılama ve tüp bebek tedavisi yapılıyor.”
8-10 KADINDAN BİRİNDE GÖRÜLÜYOR
- Prof. Dr. Ahmet Göçmen: “Her 8-10 kadından birinde endometriozis görüyoruz. Oldukça yaygın bir hastalık. Çocuk sahibi olmakta zorlanıyorsa, adet döneminde kronik ağrı yaşıyorsa, tuvalete çıkarken sancı yaşıyorsa da bu hastaların yüzde 30 ila 50’si arasında hastada endometriozis görüyoruz. Bu hastalığın doğrudan sebebini bilmiyoruz ancak bazılarında daha fazla görülüyor. Mesela rahimde doğuştan yapısal bir anomali varsa daha sık görüyoruz. Eğer adet döneminde endometrium hücreleri yumurtalık üzerinde, karın zarında, bağırsaklarda yerleşiyor ve her ay adet görüyor gibi orada bir gelişme oluyor ve sancılara neden oluyor.”
Bu hızla yaşlanan nüfusu, ekonomik olarak taşıyacak bir genç nüfus olmamasının gelecekte ciddi krizlerin oluşmasına neden olacağı öngörülüyor. Antalya’da düzenlenen Üreme Sağlığı ve İnfertilite Kongresi’nde konuşan Prof. Dr. Barış Ata, “Bir grup çocuk sahibi olmak istemezken, bir grup ise istemesine rağmen çocuk sahibi olamıyor. Bu noktada infertilite tedavisi önem taşıyor. Nasıl ki yenidoğan bebeklere bazı hastalık taramaları yaptırılıyor ise genç kızlara da infertilite taraması yapılarak erken yaşta yumurta dondurma önerilebilir. Her 100 kadından 1’i erken menopoza giriyor. Genetik panel ile erken menopoza girip girmeyeceği söylenebilir ve taramalar ile yaş durumuna göre erken yaşta yumurta dondurma önerilebilir” ifadelerini kullandı.
KİMYASALLARIN DA ROLÜ VAR
Prof. Dr. Yaprak Üstün ise “Yumurta dondurma sürecinde yaşa göre önemli farklar var. Örneğin 42 yaşında bir hastanın sağlıklı bir çocuk doğurması için en az 33 yumurta toplanması gerekiyor. 33 yaşında bir hastadan 15 yumurta toplanması gerekiyor. Her 100 kadından 10-12 tanesi infertilite ile karşılaşıyor. Son dönemlerde kimyasalların infertilite üzerindeki olumsuz etkilerini görüyoruz. Makyaj malzemelerinden sulardaki tehlikeli maddelere kadar birçok noktada hormon bozucu kimyasallara maruz kalıyoruz. Hekimliğe ilk başladığım yıllarda gördüğüm yaşlar ile şimdiki arasında ciddi bir fark var. Erken menopoz yaşının arttığını görüyoruz” dedi.
14 Kasım Dünya Diyabet Günü olarak tüm dünyada farkındalık günü olarak kutlanıyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı verilerine göre 12 milyon diyabet hastası bulunuyor. Janset Burcu Kubat da bunlardan biri. 20 yaşında tip 1 diyabet olduğunu öğrenen genç kadının hayatı o günden sonra tamamen değişiyor. 31 yaşına geldiğinde ise hamile olduğunu öğrendi. Hamileliği sürecinde sürekli kan şekeri kontrolü ve insülin yapmakta çok zorlanınca yapay pankreas ve sürekli şeker ölçüm cihazına geçti. Her iki kolunda bulunan cihazlar ile hem sağlıklı hamilelik geçirdi hem de hayatı kolaylaştı.
KÜÇÜK MAYA’NIN TANIMI
Janset Burcu Kubat, diyabet konusundaki tecrübelerini başka diyabetlilere aktarmaya başladıktan sonra bunu iş edindi. Hem influencer olan hem de diyabet koçluğu yapan Kubat, “Ben görünür olmayı seçtim. Herkesin içinde insülin vurulmam gerekiyorsa vuruluyorum. Cihazlarımı saklamıyor, göstermeyi seçiyorum” diyor. Ancak Kubat’ın hayatı biricik kızı Maya’dan sonra değişmiş. Kubat, “Ben bir yerde insülin vurulduğumda ya da birileri cihazlarımı gördüğü zaman ‘Ah kızım daha çok gençsin’, ‘Yazık sana’ gibi tepkiler geliyordu. Kızım Maya’nın bundan dolayı üzülmesinden korktuğum için onunla bir konuşma yaptım. Ona, ‘Nöbetçi şeker polislerim var benim. Pankreasım uyuyunca, sensörler polislere haber veriyor. Şeker polisleri de içeri girip pompadan şekerleri yakalıyor’ dedim. Bu hikâyeyi çok sevdi. ‘Annemin sensörü var, şeker polisleri var’ diye anlatıyor herkese” dedi.
‘DİYABET HIZLA ARTIYOR’
Uzun yıllardır diyabet hastaları için verdiği mücadelesi ile tanınan Prof. Dr. M. Temel Yılmaz ise şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 12 milyon diyabetli var. 10 milyon üzerinde diyabetli hasta ise tedavi altında. Diyabet her 10 yılda bir yüzde yüz oranında artıyor. Bu artış dünya ortalamasının iki katı, Avrupa ortalamasının dört katı kadar. Diyabet iyi kontrol edilemediği zaman komplikasyon ve organ hasarları oluyor. Dünya genelinde ilk 6 sıradaki ölüm nedenlerinden 4 hastalığın birincil nedeni diyabet. Diyabet hızla artıyor. Diyabet mikrobu olmayan global sessiz bir pandemi. Diyabetin en önemli özelliği 0 yaş ile 90 yaş arasında ortaya çıkması ve semptomlarının sessiz gitmesi.”