‘CEZA ehliyeti’ yaşını tartışan TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’na hukukçular ve uzman araştırmacılar konuyla ilgili dünya örneklerini anlattı. Çocuk koruma politikaları üzerinde araştırmaları olan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ozan Selçuk, komisyon üyelerini bilgilendirdi. Selçuk’un verdiği bilgiler ve değerlendirmeleri şöyle:
EN DÜŞÜK 7 YAŞLA ABD’DE
“ABD’de çoğu eyalette 7 yaşında ceza ehliyeti olabiliyor. 27 eyalette minimum bir yaş sınırı yok, bu da 6 ya da 7 yaşındaki bir çocuğun bile suç işlediğinde ceza alabileceği anlamına geliyor. Massachusetts eyaletinde 12 yaş minimum sınır. Kaliforniya’da 12 yaş altı çocukların mahkemelere ve cezaevlerine gönderilmesi yasaklandı. New York’ta 12 yaş sınırı ülkemizdeki sisteme benzer bir durum. İngiltere’de ceza ehliyet yaşı 10. İngiltere’de çocukların yeniden suç işlemesinin İngiltere hükümetine maliyeti yıllık 18 milyar sterlin olmuş. İngiltere’de 16 yaş sonrası da suça karışma oranı 5 kat daha fazla artıyor 16 yaş öncesi çocuklara oranla. İskoçya’da ceza ehliyeti yaşı 8’di ve 2015 yılında 12’ye yükseltildi. Ancak bu yükseltmeden sonra suç oranlarında değişiklik olmamış. Avustralya’da şu an yaş sınırı 10 ama 12 veya 14’e yükseltme eğilimi var. Almanya’da 14.
İNGİLTERE 10 YAŞA ÇIKARDI
İngiltere ve ABD’de de eğitimsiz çocukların suç riski akranlarına oranla 4 kat daha fazla. Özellikle parçalanmış aile ve yoksulluk en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor ABD’de, İngiltere’de. Farklı olarak ABD’de koruyucu ailedeki çocuklar da suça sürükleniyormuş. Eski İngiliz geleneğinde 7 yaş önemli bir sınırdı, hatta bizlerin de yoksulluk çalışmalarında kullandığı Yoksulluk Yasası vardı; çocuklar dilendirildiğinde şehir dışına çıkarılma durumları oluyordu. Burada da hep 7 yaş kullanılıyordu. Dolayısıyla tarihsel olarak bir 7 yaş vardı, ama daha sonra İngiltere bunu 10 yaşına revize etmişti.”
GÖZALTI TRAVMA YARATIYOR
“Türkiye’de ceza ehliyeti yaşı Birleşmiş Milletler’in tavsiyesine benzer uygulanıyor. Gözaltındaki çocuklarda ruhsal bozukluk ve travma yaşama oranı yüzde 95. Bir çocuğu gözaltına aldığınızda ya da hapse gönderdiğinizde ruhsal bozukluk yaşama oranı yüksek. Ayrıca bağımlılığa sürüklenmesi ve diğer davranış suçunu tekrar etmesi 4 kat, 5 kat artıyor. Nörobilim araştırmalarda dürtü kontrolümüzün 25 yaşında ancak tam gelişme noktasına geldiğini ortaya koyan çok ciddi çalışmalar var. Dürtü kontrolü gelişmediğinde bir bireyin yapacağı fiilin sonuçlarını öngörmesi ve karar alması zorlaşmakta.”
Hazar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ayla Kerimoğlu, komisyondaki sunumunda, ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramının bile bir biçimde çocuğu suçla ilişkilendirdiğini belirtti. Kerimoğlu, “Bu kavram rehabilitasyonu zorlaştırmakta, çocuk suç kimliğini daha kolay içselleştirmekte. Çocuk ‘Bu kavram var ve ben gideyim, suç işleyeyim’ demiyor, ama o suçtan sonra bu tanımdan itibaren o suç kimliğini üstüne giyiyor. Uluslararası standartlarda artık ‘hukukla çatışma halinde olan çocuk’ tanımı öne çıkıyor dedi. Komisyondaki değerlendirmeler ise şöyle:
‘ÇOCUKÇA SUÇ’ BU OLAMAZ
Müşerref Tuba Durgut (Komisyon Başkanı): “Kanunla ihtilaflı çocuk” tanımı bana çok makul geldi. Çünkü “suça sürüklenen çocuk” tanımı, çocuğu suçtan tamamen ari bir noktaya taşıyor ve tamamen edilgen kabul ediyor kendini. Mesela son örnekten gidelim: Atlas’ı öldürmüş, başka bir çocuğu gaddarca, vahşice öldürmüş, ama “O suça sürüklendin, senin aslında hiçbir sorumluluğun yok” diyoruz. Şöyle bir handikabı da var: Belki çocuk beraat edecek ama en baştan onu “suça sürüklenen çocuk” olarak etiketlemiş de oluyoruz. “Kanunla ihtilaflı çocuk” tanımı bana biraz daha bilimsel ve daha vicdani geliyor. Çünkü bir çocuğu böyle defalarca bıçak darbesiyle öldürmek “çocukça suç” tanımına girmiyor benim dünyamda. Dijital bir çağa geçtik, suçun mahiyeti değişti. Çocukluğumuzdaki çocuk suçlu profili yok ne yazık ki. Bu küresel kirlilikten Türkiye de nasibini alıyor. Başka ülkelerde seyredip dehşete düştüğümüz, belgesellerde seyredip dehşete düştüğümüz şeyleri maalesef şimdi medyada okuyup görüyoruz ve yaşıyoruz. Dolayısıyla, biraz daha somut ve caydırıcı tedbirleri önemsiyorum.
DÜNYADA VAHŞET DİZ BOYU
Sibel Suiçmez (CHP Trabzon Milletvekili): Biz bu çocuklara “suça sürüklenen” diyoruz diye suçlarda bir artış mı acaba oldu? Sadece suça sürüklenen çocukların işlediği suç tiplerinde değil ki bu olaylar, hepsinde değişti. Yani insan öldürmelerin çeşidine baktığınız zaman dünyada da vahşet diz boyu. ‘Kanunla ihtilaflı olan çocuklar’ olabilir. Bir anlamı olur, o da ilk tespitlerde yani ailede, okulda belki suça karışmadan önce bu çocuğun ihtilaf yaratacak bir çocuk olduğunu tespit etmede anlam ihtiva eder. Ancak ‘Bu terimi kullandığınızda suça sürüklenen çocuk suç işlemekten vazgeçecek’; buna inanmıyorum.
İNFAZDA İLGİNÇ UYGULAMA
Erol Keleş (AK Parti Elazığ Milletvekili): Suça sürüklenen çocuklar, daha doğrusu suç işleyen çocuklar kapalı infaz kurumuna sevk ediliyor ve hükümlü olana kadar da burada kalıyor. İlginçtir; hüküm giydikten sonra da bu çocukları eğitimevine gönderiyor, açık cezaevine gönderiyoruz. Yani suçu belli olana kadar kapalı cezaevinde, hükmü aldıktan sonra da açık cezaevine gönderiyoruz. Şimdi, açık cezaevlerinde de özellikle bu çocuklara psikolojik destek sağlayacak yani çıktığı zaman tekrar suç işlenmesini önleyecek ya da açık cezaevindeyken suça bulaşmaması için Sağlık Bakanlığı olarak ne gibi tedbir alabiliriz? Birinci basamaktaki olduğu gibi bu çocukların özellikle üçüncü basamak psikiyatri açısından değerlendirilmesi çok önemli.”
MECLİS Başkanı Numan Kurtulmuş dün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ı Meclis’teki makamlarında ayrı ayrı ziyaret ederek görüştü. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun baskıdan çıkan son halini genel başkanlara veren Kurtulmuş, çalışma sürecini anlattıktan sonra uygulama takvimine yönelik beklentilerini ifade etti.
MGK ‘DAĞILDI’ DER
Komisyon üyelerinden MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız görüşmelerin gündemini değerlendirirken, “Partilerin uzlaşmasıyla bir teklif hazırlanırsa iyi olur” dedi. Yıldız, teklifin zamanlamasıyla ilgili şunları söyledi:
“Öncesinde zaten tespit ve teyit safhası olacak. Kim bunu teyit edecek; güvenlik kurumları, Milli İstihbarat Teşkilatı, Milli Savunma Bakanlığı... Belki ilgili kurumun raporu Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülür. MGK’dan iki satırlık açıklama çıkacak ve ‘Örgüt dağıldı’ diyecek. PKK’nın varlığına son verdiğine dair bir ağır ceza mahkemesinden bir karara gerek yok. Bunun doğru olup olmadığının teyit ve tespiti bu.”
PARTİLERİN ORTAK GÖRÜŞÜ
Meclis Başkanı Kurtulmuş da sürece ilişkin “Türkiye için tarihi bir eşikti. Henüz iş bütünüyle bitmiş değil ama Meclis üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiştir” dedi. Bahçeli’nin süreçte yol gösterici, yapıcı tavrının diğer partilere örnek olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları söyledi: “Partilerimiz kendi görüşlerini siyasi tutum belgesi olarak aslında kendi raporlarıyla kamuoyuna takdim ettiler. Bu metin hiçbir siyasi partinin görüşü değildir. 50 milletvekilinden 47’sinin oyuyla kabul edilmiştir. Bundan sonraki sürecin de titizlikle takip edilmesi, TBMM çatısı altında oluşturulan fevkalade olgun, demokratik yaklaşımın bundan sonra da sürdürülmesi ve Türkiye’nin bu meseleyi ilanihaye tarihin tozlu raflarına göndermesi için hep beraber yine aynı şekilde açıklıkla, samimiyetle, şeffaf şekilde çalışmalarımızı sürdürmemiz lazım. TBMM üzerine düşenleri, Genel Kurul da üzerine düşen yasaları hazırlayarak kısa süre içerisinde olgunlaştırılmasını temenni ediyoruz.”
Kurtulmuş, ardından TBMM Tören Salonu’nda Ankara’daki yabancı misyon şefleri ve büyükelçiler ile iftarda bir araya geldi. Kurtulmuş, konuşmasında “En kısa sürede terör örgütünün bütünüyle tasfiyesi ve silahların tamamıyla bırakılmasıyla yapılacak yasal düzenlemeler, Türkiye’de 50 yıllık çatışmalı dönemi geride bırakacak, terör ve şiddet sarmalını ortadan kaldıracaktır” dedi.
BAHÇELİ ‘STATÜ’DEN NEYİ KASTETTİ
TERÖRSÜZ Türkiye hedefiyle 5 Ağustos 2025’ten beri toplanan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu dün TBMM Tören Salonu’nda son toplantısını yaptı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında 6 ay çalışan komisyon, grubu olan partilerin uzlaşmasıyla hazırlanan raporu oy çokluğuyla kabul etti.
47 KABUL 2 RET BİR ÇEKİMSER
CHP, DEM Parti ve Yeni Yol Grubu başta olmak üzere muhalefet partileri de bazı eksiklere yönelik eleştiri ve itirazlarına karşın rapora ‘kabul’ oyu kullandı. Eşi Tahir Elçi’yi silahlı saldırıda kaybeden CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, “Onay vermem kendi açımdan vicdani olarak mümkün değil” diyerek ‘çekimser’ kaldı. CHP grubu, Elçi’nin “Faili meçhul cinayetlerde zamanaşımının kaldırılması” önerisi kabul edilmediği için Genel Başkan Özgür Özel’in bilgisi dahilinde çekimser kaldığını açıkladı. Tek sandalyeyle temsil edilen TİP’in İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ile EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ‘ret’ oyu kullandı.
SONUÇ DEĞİL MİHENK TAŞI
Rapor, Kurtulmuş’un kaleme aldığı ‘Takdim’ yazısıyla 83 sayfa olarak onaylandı. Toplantının açılışındaki konuşmasında bu sunuma bağlı kalan Meclis Başkanı, şu mesajları verdi: “Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte milli iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz biçimde üstlenmiştir. ‘Türkiye Modeli’ olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri milli iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmekte; kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyet alanının genişlemesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi ve demokrasinin ilerlemesi ile refahın kalıcı biçimde büyümesi birbirini tamamlayan tek bir bütünün parçaları olarak ele alınmaktadır. Rapor, af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan ve kamu vicdanının hassasiyetini gözeten yaklaşımın ana hatlarını ortaya koyarken; devlet aklı ile millet vicdanını koruyan demokratik iradenin aynı bütünlük içinde harekete geçtiğinde, toplumsal barışın kalıcı zeminini kurduğuna işaret etmektedir. Yaptığımız çalışmalar gelinen aşamayla sınırlı ve tamamlanmış bir süreç olarak değerlendirilemez. Raporumuz bu anlamda bir nihayet değil, bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşıdır. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte ülkemiz için tehir edilmeden yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.”
KURTULMUŞ: DAHA NE OLSUN
Meclis Başkanı Kurtulmuş oylamanın ardından yaptığı açıklamada, “Buraya gelene kadar arka kapı diplomasisi yapıldı. Partilerimiz açısından ortak bu noktaya gelindi. Raporun yazımı, hazırlanması tam manasıyla demokrasi örneğiydi. İnşallah Türkiye demokrasisinin en önemli kazanımlarından birisi olacaktır. Bundan sonrasi partilere ödev. Komisyon görevini başarıyla tamamlamıştır; 47 kabul oyu verildi, daha ne olsun!” dedi. Numan Kurtulmuş, partilerin teklifleri ile tutanakların raporun sonuna ekleneceğini vurguladı.
TERÖRSÜZ Türkiye sürecinin yasama ayağını yürüten TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5 Ağustos 2025’te başladığı çalışma sonucunda raporunu tamamladı.
Kronolojik ek listesiyle birlikte 60 sayfadan oluşan raporda komisyon çalışmaları, sunumlar ve uzlaşılan öneriler sıralandı. Raporda, “Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukuku. Örgütün kendini feshetmesi ve silah bırakma süreci. Yasal düzenleme ve demokratikleşme” başlıklarıyla önerilerde bulunuldu. Önerilen “müstakil-geçici” yasal düzenlemelerde silah bırakmanın yürütme organınca tespiti ve izleme mekanizmasıyla “teyit” şartı ifade edildi. Bu amaçla, “İlgili yürütücü organlar” ifadesiyle silahları bırakma sürecini takip edecek ve belirli sürelerle Meclis’e rapor edecek bir mekanizma önerildi. Rapordan öne çıkanlar:
AF ALGISI OLMAMALI
“Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye edilmektedir. Kanun, silahı ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır.
MUTLAKA ‘ADLİ İŞLEM’
Bu doğrultuda kanun, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasında hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır. Kanun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı şekilde toplumla bütünleşmesini hedeflemelidir. Kanun, kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli, kapsamı yorum yoluyla genişletilmeye müsait olmayacak şekilde net, bütüncül ve anlaşılır olmalıdır. Belirtilen müstakil geçici kanunla birlikte ayrıca ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek hazırlanacak bir düzenleme ile bahse konu kişiler hakkında tasarrufta bulunabileceği ve ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Yasal düzenlemeler toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır.
İNFAZ YENİDEN ELE ALINMALI
Yargılama ve infaza ilişkin düzenlemeler:
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Raporda ‘umut hakkı’ başlık olarak olmasa da AİHM kararları üzerinden içerik olacak” derken, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, “Kişiye özgü bir atıf veya bir önerme olmayacak” görüşünü dile getirdi. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit de sorunlu başlıkların aşılacağına inandıklarını vurguladı.
Kurtulmuş, dün grubu olmayan partilerin üyeleriyle de ayrı ayrı görüşerek raporu verdi. DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, bu hafta nihai toplantının yapılmasını beklediklerini, taslak üzerindeki görüşlerini orada açıklayacaklarını belirtti. Komisyonun uzatmalı olarak bu ay sonu bitecek görev süresinde raporu tamamlaması öngörülüyor. Komisyonun görev süresini iki ay daha uzatma yetkisi de bulunuyor. Yazım ekibinde “uzlaşma” turları devam ederken parti yetkililerinin dünkü değerlendirmeleri de şöyle:
ÇERÇEVE METİN OLACAK
Feti Yıldız (MHP Genel Başkan Yardımcısı): Komisyonun Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesini, temel Anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını dönüştürmeye yönelik bir işlevi ve yetkisi, misyonu yoktur. Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçe’nin resmi dil statüsü, laik Cumhuriyet ilkeleri üzerinde tartışma yapılamayacak ortak temel değerlerdir. Milletimizin tamamını kucaklayan, terörün sebep ve sonuçlarını ortaya koyan, toplumsal barış ve huzur için terörle mücadele kararlılığından taviz verilmeden, hukukun üstünlüğü ilkesinden sapılmadan ve milli güvenlik kaygıları göz ardı edilmeden çerçeve metin hazırlanmaktadır. Umut hakkı başlık olmasa da AİHM kararları üzerinde içerik olarak olacak, mutlaka olacak.
KİŞİYE ÖZGÜ OLMAZ
Murat Emir (CHP Grup Başkanvekili: Burada bir kişi için veya bir grup için bir düzenleme veya bir öneri söz konusu olmayacak. Biz tüm Türkiye’nin toplamdaki demokrasi standardını yükseltmek istiyoruz ve yapacağımız her öneri 86 milyona olacak; kişiye özel, kişiye özgü bir atıf veya bir önerme olmayacak. Ama ceza infaz sistemimizdeki sorunlar, eksiklikler evrensel hukuka uygun kimi düzenlemeler elbette ki önerilecektir. Demokratikleşmeyle ilgili, hukuk devletiyle ilgili birçok başlık olacak. Bunun içerisinde infazla ilgili hükümler de olacak, Terörle Mücadele Kanunu ile ilgili de olacak, Türk Ceza Kanunu için de önerilerimiz olacak, Basın Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu gibi demokrasimizin standartını yükseltecek birçok öneri yer alacak. Önemli olan bir ortak akılla ortak komisyon raporu çıkarmaktır. Herkesin sahip çıkacağı bir rapor olması için uğraşıyoruz, özen gösteriyoruz. Bence artık daha az konuşma ama adım atma zamanıdır.
ORTAK DİL KURMALIYIZ
Gülistan Koçyiğit (DEM Parti Grup Başkanvekili):
Adalet Bakanlığı Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Daire Başkanı Meral Gökkaya, çocuklara yönelik “koruyucu-onarıcı” yaklaşımla uluslararası düzeyde uygulanan “diversiyon” projesini anlattı. Güncel çarpıcı örnekler de veren Gökkaya şunları söyledi:
BENİ AİLEMDEN ALIN
“Kanun koyucu, ‘suça sürüklenen çocuk’ diyerek, toplumun ya da ailenin koruyamaması sebebiyle çocuğun suça sürüklendiğini kabul ediyor. Ama toplumda o kadar büyük, infial uyandıran suçlar işleniyor ki ‘Bunlar mı çocuk?’ deniyor. Ya da 17 yaş 364 gün yaşındaki çocuk da ‘çocuk’ mesela; 12 yaş bir günlük çocuk da çocuk ceza ehliyeti bakımından.
Bazı çocuklar aileleri tarafından suça sevk ediliyor. Mesela Bursa’da bir çocuğumuz vardı, 180 kere hırsızlık suçu işlemiş, ‘Beni ailemden alın’ diyor. Orada biz Çocuk Adalet Merkezini kurduk, özel yargılamaları ayrı çocuk adliyesinde yapıyoruz. Şimdi, o çocuğu biz ne zaman tespit ediyoruz? Bir sürü suç işledikten sonra -sosyal inceleme raporu- başka başka savcılarda bir sürü dosya olduktan sonra tespit ediyoruz. Eğer bunu en başta yaparsak ona uygun tedbirler alabiliriz. Sadece korunmaya ihtiyacı olan çocuklar için alınması gerekmiyor bu tedbirlerin; her çocuk için alınabilir. Yani illa güvenlik tedbiri hâline geldiğinde verilmesi gerekmiyor, yargılama sürecinde de bu tedbirler alınabilir. Burada hâkim, savcılar için farkındalık çalışmalarının artırılması gerekiyor. Yani çocuk defalarca suç işledikten sonra, o cezalar artık içtima edildikten sonra o çocuğu kurtarmanın imkânı yok.”
BAŞKAN: BİR MEKTUP ALDIM
Komisyon Başkanı Müşerref Pervin Tuba Durgut da “Her şeye siyah beyaz değil, gri bakmamız gereken bir çağda yaşıyoruz” dedi. Bazı örnekleri paylaşan Durgut şöyle devam etti: “İnanın, keşke 1990’lardaki, benim çocuk olduğum zamanlardaki çocuk suçlu profili olsaydı da o zaman bu adli sistem olsaydı. Bugün bir mektup da aldım. Kendini ‘suça sürüklenen çocuk’ olarak tanımlayıp imzasını atmış, ismini vermiş. Enteresan bir şey! Sene olarak çok uzun bir zaman, büyük kısmını da kapalı cezaevinde geçireceği bir cezaya çarptırılmış. Fakat hikâyesinde diyor ki: ‘Ya, ben küçükken, işte, 15 yaşlarındayken hırsızlık suçuna karıştım, karıştım, karıştım, hiç ceza almadım.’
Bu cezasızlık algısı onda işledikten sonra tekerrüren bakıyorsun 48 sene ceza almış. Fakat öbür taraftan Ahmet Minguzzi’nin katili 24 sene aldı, ama kaç sene yatacak? Kapalı cezaevinde kalacak süresi az. Ya da Atlas’ın katili 14 yaşında, onun daha az. Yani bazı şeyler pratikte uygulanırken adli sistemde tam yerine oturmuyor gibi.”
Rapor taslağına göre komisyonun temel önerisi ‘toplumsal bütünleşme’ kavramı çerçevesinde düzenlendi. 40 sayfa dolayında olması beklenen rapor, partilerin tekliflerinin de eklenmesiyle 500 sayfayı geçiyor. Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın tahliye olasılığı açısından önem taşıyan ‘umut hakkı’ konusu, taslak ana metinde bu ifadeyle yer almadı. Ancak partilerin uzlaştığı bölümde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmasına yönelik beklentiler ifade edildi.
SÜRECE ÖZEL GEÇİŞ YASASI
Komisyon, ‘toplumsal bütünleşme’ kapsamında silah bırakan PKK’lıların hukuki yol haritasıyla ilgili yasal mevzuat önerdi. Bu amaçla, terör örgütünün bütün bileşenleriyle lağvedildiği ve Türkiye devleti açısından bir tehdit olmaktan çıktığı devlet kurumlarınca rapor edildiğinde bu yasa teklifinin Meclis gündemine getirilmesi hedefleniyor. ‘Teyit ve tespit’ mekanizmasının Milli İstihbarat Teşkilatı veya güvenlikten sorumlu bakanlıkların raporuyla işletilebileceği belirtildi. Meclis komisyonu, sürece özgü ve sadece feshedilen örgüt üyelerini kapsayacak geçici bir ‘geçiş yasasıyla’ yol alınmasını öngörüyor.
4 BİN 200 PKK’LIYA TAHLİYE
Komisyon raporu oylandıktan sonra geçiş yasasının gelecek ay Meclis Genel Kurulu’ndan çıkarılması planlanıyor. Çıkarılacak yasayla dağlarda bekleyen PKK’lılardan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanların ülkeye dönüşlerinin sağlanması ve örgütün varlığı sona erdiğinden ‘PKK terör örgütü üyeliği, örgüt propagandası ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün amacı doğrultusunda çalışmak’ suçlamasıyla cezaevinde bulunanların tahliye olması bekleniyor. Halen cezaevlerinde 4 bin 200 dolayındaki mahkûm ‘PKK ve bağlantılı’ suçlamalarla hapis yatıyor.
DEMOKRATİKLEŞME TALEBİ
Raporda ayrıca ‘Demokratikleşme’ başlığı altında Siyasi Partiler Yasası ile seçim yasaları başta olmak üzere siyasi reformlar ile Ceza Muhakemesi Yasası, Türk Ceza Yasası, Terörle Mücadele Yasası ve infaz hukukunda özgürlükleri genişletecek düzenlemelerin gündeme alınması, kayyum uygulamasında tartışma yaratan boşlukların giderilmesi önerildi.
KURTULMUŞ: PARTİLERE SON ŞEKLİ GÖNDERİLECEK