Abdullah Şanlı

Keşke kampüste olsaydık

3 Ağustos 2021

S.Yakup Ürün (İstanbul Üniversitesi Fen - Edebiyat Fak.)
O TARİHİ HAVAYI YENİDEN SOLUMAK İSTİYORUMBizim sınav haftamızda muhtemelen Edebiyat Fakültesi’nde kütüphanede ders çalışıyor olurdum. Meşhur orta bahçemiz var, ders arasında oraya çıkar sohbet ederdik. Beyazıt’ta buluşur arkadaşlarla öğrenci kafelerine gidip çay içerdik. Memleket meseleleri üzerine konuşurduk. Bizim okulun tarihi bir havası var. Laleli’nin o kadim havasını koklamayı özledim. Dönünce ilk iş Türk Ocağı’na gidip çay içeceğim.

Berfin Çınar (ODTÜ Mimarlık Fakültesi)
OKULA DÖNÜNCE KOLONLARA SARILACAĞIM
Ankara gri bir şehir belki ama ODTÜ başka bir dünya. Şimdi kampüste olsam dersten çıkıp yemekhaneye yürürdüm. Sonra bakardım ki çok sıra var. Çatı Kafe’ye gider orada yerdim. Arkadaşlarla çay içerken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz derse geç kaldığımızı fark edince apar topar sınıfa koşardık. Günlük rutinlerini bile çok özledim okulun. Kampüs çok canlıydı. Üniversite hayatını bir kez yaşıyoruz sonuçta. Eğer Devrim Stadı’nda yürüyerek mezun olamayacaksam bir sene uzatabilirim okulumu. Okula dönünce her kolona sarılacağım.

Senanur Eydemir (İTÜ İşletme Fakültesi)
BAĞIRA BAĞIRA MÜZİK YAPARDIK

Yazının devamı...

Rektörlerden kariyer tüyoları

3 Ağustos 2021

Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök (ODTÜ Rektörü)
DÜNDEN BUGÜNE ÜNİVERSİTE
Kökleri Platon ve Aristo’ya uzanan üniversite kavramı; bilginin üretilmesi ve bunun topluma yayılması aşamasında önemli görevler üstlenen bir yapıyı ifade eder. Bu görev, toplumsal gelişmeler ışığında değişip, dönüşerek gelişmiştir. Günümüzde teknokentler, kuluçka ve girişimcilik merkezleri aracılığıyla üniversite; bilginin yaratılması, kullanılması ve yayılmasına yönelik üçlü sacayağını oluşturmaktadır. Artık disiplinler üstü çalışmalarla tüm dünyayı etkileyecek somut çıktıların elde edildiği bir üniversite ortaya çıkıyor.

DEĞİŞİMİN ÖNCÜSÜ
Değişen ve gelişen toplum ve insan ihtiyaçlarına göre şekillenen; yaşam boyu öğrenimi sürekli kılabilen; mekan, alan, bölüm sınırlarını ortadan kaldıran; belirli alanlarda uzmanlaşarak tematik çalışmalara yoğunlaşan; topluma etkileri dolayısıyla dönüştürücü ve öncü nitelikler taşıyan bir üniversiteden söz etmek mümkün. Üniversite öğreniminin toplumun gerekliliklerine bağlı olarak şekillendiği; toplumsal değişim ve dönüşümün hem sonucu hem de öncüsü olduğu söylenebilir.
Üniversite, gençlerin sadece bireysel gelişimlerine yönelik olmakla kalmayıp iş ve toplumsal yaşama değer katmalarına yönelik olarak onları geleceğe hazırlamak üzere çeşitli olanaklar sunuyor.

HAYATA ÖNDE BAŞLA

Yazının devamı...

Forbes listesinde bir Türk! Sen ye çocuklar doysun...

28 Temmuz 2021

2014 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri mezunu olan Serkan Toso daha öğrencilik yıllarındayken merak saldığı dijital pazarlama işi sayesinde uzak doğunun önde gelen şirketlerinden birini kurdu. International University of Japan’dan burs kazanmasıyla başlayan Japonya macerasında bölümünü birincilikle bitiren genç girişimci, şimdilerde Japon mutfağını dünyaya tanıtıyor. Aralarında Güney Kore kökenli bir pop müzik türü olan k-pop yıldızları ve oyuncuların da yer aldığı 300 etkili kişinin aday gösterildiği Forbes dergisinin Asya’daki 30 Yaş altı Başarılı Girişimciler listesine giren tek Türk olarak öne çıkan Toso, “Misyonumuz yemek yoluyla mutluluğu yaymak” diyor. Her rezervasyonun 10 çocuğa yemek olduğunu belirten Türk girişimci kurduğu sistemi ve Japonya serüvenini şu sözlerle anlattı:

Toso, Afrika ve Kamboçya’daki çocuklara uzanan yardım elini şöyle anlatıyor:

UZAK DOĞU KAPILARINI ÖMER KOÇ AÇTIBursalıyım. Liseyi meslek lisesinde okudum. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandım. Mezuniyetimin ardından büyük bir telekominikasyon şirketinde çalışmaya başladım. Dijital dünyayı çok sevdim ve kendimi geliştirmek istedim. Yurt dışında yüksek lisans yapmak istiyordum. Aslında ilk hedefim ABD’ye gitmekti ama maliyetleri çok yüksekti. Ben de TEV’in burslarına başvurdum. Japonya’daki International University of Japan’dan burs kazandım ama daha sonra anlaşıldı ki bu burs sadece uçak biletimi karşılıyordu. Oradaki masraflarım ve okul ücretimi karşılayacak durumda değildim. Ancak o sırada çok güzel bir rastlantı oldu. TEV’in bursiyerlerini kamuoyuna tanıttığı toplantıda Ömer Koç ile tanıştım. Kendisine durumumu anlatınca hemen ilgilendi ve eğitim masraflarımı karşıladı. Bu sayede 2015 yılının Eylül ayında Japonya’ya gitme şansına sahip oldum. Bölümümü birincilikle bitirdim ve orada kalıp çalışmaya başladım.”

JAPONLAR YENİLİĞE KARŞIFakat Japonlarla çalışmak çok kolay olmadı. Ne kadar yeni fikirlerle gelirseniz gelin önce bir dirençle karşılaşıyorsunuz. Çalıştığım şirketlerde bu direnci bizzat yaşadım. Yeniliklere uyum sağlama konusunda tutucu olduklarını gördüm. Ancak bu deneyim bir yandan da Japonya’da kalmamı sağladı. Asıl amacım da kendi işimi kurup topluma faydalı olacak işler yapmaktı.

KÜÇÜK BİR SİTE KURARAK BAŞLADIM
Japonya’da bazı restoranlar sadece akşam vakti açılıyor. Biz de sabah ve öğle saatlerinde buraların boş kalmaması için neler yapabiliriz nasıl ek gelir sağlayabiliriz diye üniversitedeki girişimcilik dersinde fikir yürütmeye başladık. Restoranlara gidip konuştuk ama onlar boş olmadıklarını, akşam için hazırlık yaptıklarını söylediler. Ben araştırmaya ve restoranlarla ilgili çalışmalarıma devam ettim. Bir veri çok ilgimi çekti. Japonya’ya gelen turistlerin yüzde 70’i yemekleri için geliyormuş. Yaptığım araştırmalarla bu ülkede yemek üzerine odaklanan pek şirket olmadığını gördüm. Ben de bunu bir fırsat olarak düşündüm ve 2018’de “Tokyo byfood” adında bir site kurdum. Yemek turları yapan şirketleri bir araya getirip turistlere pazarlamasını yapan bir platformdu bu. Yüze yakın şirketle anlaşma yaptım. Daha sonra Japonya’da yaşayan yabancıları tanıtan bir portal sayesinde de şimdiki iş ortağımla tanıştım. Onun da Japonlara yönelik restoran rezervasyonu yapan bir sitesi vardı. Birlikte çalışmaya karar verdik.

BOĞAZİÇİ DAYANIŞMASI

Yazının devamı...

Tomris ve arkadaşları öğrencilerin yolunu gözlüyor

23 Temmuz 2021

Pandemi sebebiyle geçtiğimiz yıl mart ayından bu yana eğitime ara verilen üniversiteler öğrenciye hasret kaldı. Kampüslerin boş olmasının üzüntüsünü sadece kayıtlı öğrenciler ve görevli akademisyenler değil, çok sayıda sokak hayvanı da yaşıyor. Ankara Çankaya’daki Hacettepe Üniversitesi kaliteli bir okul olduğu kadar sokak hayvanlarına sahip çıkma konusunda da Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden biri. Hayvan Hakları ve Doğayı Koruma Topluluğu üyesi öğrenciler, kedi, köpek, kirpi hatta tilkilerin bile bakımını üstlenmiş durumda. Kısa adı HAYDOK olan topluluğun sorumlularından ve Spor Bilimleri Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Merve Demir kampüsteki hayvanlarla kavuşacakları günü iple çektiklerini söyleyerek şöyle konuştu:

“Yaklaşık 50 tane köpeğimiz, 90-100 tane de kedimiz var. Bunlar tabi varlığından emin olduğumuz nüfus. Çünkü yenileri de gelip gidebiliyor. Yeşil vadide kazlarımız var, güvercinler ve bir tane de tavşanımız var. Onun dışında Beytepe Kampüsü ormanın içinde olduğu için yabani hayvanlar da gelebiliyor. Pandemi döneminde kampüste az insan olduğu için onlar da ormandan inmeye başladılar. Sansar, tilki, sincap gibi birçok hayvanla karşılaşabiliyoruz. Eğer yararlılarsa onları hemen veterinere götürüyoruz. Yani bizim için hayvan fark etmiyor. Ne ihtiyacı varsa onları karşılamaya çalışıyoruz. Yaklaşık 200 üyesi olan bir topluluğuz. 2008 yılında kampüste çok fazla köpek artışı olduğu için rektörlük onları zehirledi. HAYDOK bu olaydan sonra iki tane hocamızın önderliğinde kuruldu. 2010 yılından bu yana resmi olarak varlığını sürdürüyor.”

PANDEMİDE DE HİÇ AÇ BIRAKMADIK
Pandemi döneminde hem kampüsten hem hayvan arkadaşlarımızdan uzak kaldık. Ankara’da yaşayan çok az arkadaşımız olduğu için herkes ailesinin yanına döndü. Bir buçuk yıldır Ankara’da olan üyeler olarak bizler beslemelerini yaptık. Bir gün bile aç kalmadılar. Sokak kısıtlamaları olduğunda bile gelip onları besledik. Birçok akademisyen ve personel de bize destek oldu. Bu süreçte tabi zor oldu ama onları hiç yalnız bırakmamaya çalıştık.

BİRBİRİMİZİ ÇOK ÖZLEDİK
Hepimiz hayvan dostlarımızı çok özledik. Ben biraz şanslıyım Ankara’da yaşadığım için gidebiliyorum ama şehir dışında olan arkadaşlar hasret kaldı diyebilirim. Ne zaman kampüse gitsem benden fotoğraf istiyorlar. Pofuduk’u at, Tomris’i de çek diye bana sürekli mesajlar atıyorlar. Köpekler de kediler de bizi çok özledi. Okullar kapandığından bu yana iki köpeğimiz kayboldu. Beyrut ve Sheldon isimli köpeklerimiz gitti ve geri dönmediler. Çünkü insansızlık onlara da iyi gelmiyor. Bu köpekler insansızlığa bu kadar alışık değillerdi. O yüzden eskiye nazaran birbirleriyle de daha çok didişmeye başlamışlardı. Yavaş yavaş insanlar kampüse dönmeye başladı. Okullar kapalıyken de aktif çünkü bizim kampüsümüz. Şimdi de hem biz hem onlar okulların açılmasını bekliyoruz. İnsan görmeyi çok seviyorlar. Okullar açılınca bizim kadar onlar da mutlu olacaklar. Bu kadar az insan görmek onlara iyi gelmiyor. Onlar da bir terslik olduğunun farkındalar.

ONLAR DA ÜNİVERSİTENİN BİR PARÇASI

Yazının devamı...

Olimpiyatlara liseli damgası

20 Temmuz 2021

Yaşları küçük ama hedefleri çok büyük. Kimi atlet, kimi yüzücü, kimi de jimnastikçi. Branşları farklı da olsa hedefleri ortak. Hepsi tüm dünyanın heyecanla beklediği Tokyo Yaz Olimpiyatları’nda madalya alıp kürsüye Türk bayrağıyla çıkmak istiyor. Yaşları 15 ile 19 arasında değişen liseli sporcular bu büyük organizasyona çok sıkı bir şekilde hazırlanıyor. Çoğu daha liseyi bitirmeden yurt dışındaki üniversitelerden sporcu bursuyla kabul alan gençler, olimpiyatlara nasıl hazırlandıklarını anlattı.

KAFİLENİN EN GENÇ SPORCUSU



İtalya’nın başkenti Roma’da yapılan Avrupa Gençler Şampiyonasında rekor üstüne rekor kırarak milli yüzücü Merve Tuncel kafilenin en genç sporcusu. Daha önce hiçbir Türk yüzücünün finallere kalamadığını, bunu gerçekleştiren ilk yüzücü olmak istediğini söyleyen Tuncel şöyle konuştu:
Küçükken suyu çok seviyordum. Annem enerjimi atmam için beni alt yapıya yazdırdı. İlk yarışımda madalya alınca da devam ettim. 16 yaşındayım ve olimpiyat kafilesindeki en genç sporcuyum. Onun için de içimde ayrı bir heyecan var. Benim kadar seçme yüzecek sporcu da olmadı daha önce.. Benim 400 metre, 800 metre ve 1500 metrede üç kotam vardı. Daha sonra 4x200 kadın bayraktan da davet aldım ve kota sayımı dörde çıkardım. Dört tane yarış yüzeceğim olimpiyatta. Hedefim finale kalmak. Olimpiyatlarda ilk 8’e de hiçbir Türk sporcu giremedi şimdiye kadar. Benim hedefim finale kalarak bu ilki başarmak. İki ay önce covid geçirdik takım olarak. Dolayısıyla kötü bir zamanlamaya denk geldi Avrupa Şampiyonası’ndan önce. Alabileceğimiz madalyalar vardı ama alamadık. 15 gün antrenman yapamadığımız için performansımız düştü. Buna rağmen 800 metre serbestte Avrupa gençler rekorunu ve şampiyona rekorunu kırdım, altın madalya aldım. 1500 metre serbest seçmesinde şampiyona rekoru kırdım. Daha iyi performansı Tokyo’da da göstermek istiyorum.

YARIŞLAR SERT GEÇECEK

Yazının devamı...

Telafi eğitimi okullar açılınca da sürecek

19 Temmuz 2021

Ziya Selçuk 5 Temmuz’da başlayan Telafide Ben de Varım programında ilk günden bu yana gittiği şehirlerde yaptığı etkinlikleri Hürriyet için değerlendirdi. “21 Haziran'da öğrencilere yönelik sosyal, duygusal, akademik desteklerle bir an önce nefes almak için etkinlikleri başlattık” diyen Selçuk şöyle konuştu:

“30 Haziran’da Hakkâri'deydim. Öğrencilerimle yaz kampına katıldım. Ateş yaktık, voleybol oynadık, Zap Suyu’nda rafting yaptık. Ardından Gaziantep’te öğrencilerimle buluştum. Spor Köyü, Masal Parkı ve Bilim Çadırı'nda yüzlerce etkinlik planlanmıştı. Katılabildiklerime ben de dâhil oldum. Antep’te mutfağa da girdik birlikte. Ünlü şeflerin de desteğiyle yuvalama yaptık. İstanbul’da vapur gezisiyle tarih dersi yaptık, ağaç diktik, golf oynadık, Ankara’da bisiklete bindik.

KAMP ATEŞİNDE KİMYA, AĞAÇLARDA BİYOLOJİ VAR

“Çocuklarımız tabiatın atmosferinde, fiziksel ve zihinsel gelişimleri için tırmanma, yön bulma, okçuluk, binicilik, düğüm atma, yürüyüş, telsiz, hijyen ve değerler eğitimi gibi onlarca etkinlik yapıyorlar, yeni dostluklar ediniyorlar. Her ilde 50 bine yakın etkinlik var.
Bu etkinliklerin tamamının içinde müfredat var bir yandan da… Futbolun, voleybolun, basketbolun, kanonun, okçuluğun taktiklerinin içinde matematik var, fizik var, mantık var, konsantrasyon var, motivasyon var... Yakılan kamp ateşinde kimya var, gölgesine sarılıp dallarını okşadığımız ağaçlarda biyoloji var. Rafting sporunda denge var, suyun gücünü hissetmek var. Tüm bunları deneyimleyerek öğrenmek paha biçilemez. Biz orada sadece rafting yapmadık, coğrafya dersinin derinliklerine daldık. Zap nehrinin debisini keşfederek fizik dersine geçtik; suyun kaldırma kuvvetini, itme çekme kuvvetini, hareket kavramını işledik. Çocuklar “Ziya Hoca görüşürüz.” dediler. Özgüvenleri, kişiliklerin gelişim çağında yakaladıkları bu fırsatları görmek beni çok heyecanlandırdı.”

TELAFİ EĞİTİMİ OKULLAR AÇILINCA DA SÜRECEK

Yazının devamı...

Boğaziçi’nde Melih Bulu dönemi sona erdi

16 Temmuz 2021

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu, Resmi Gazete’de yayımlanan kararla görevden alındı. Atandığı günden bu yana akademisyen ve öğrencilerin tepkisini çeken Bulu’nun yerine vekaleten Prof. Dr. Mehmet Naci İnci atandı.

SAHİP ÇIKACAĞIZ

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, Hürriyet’e şöyle konuştu:

“Hepimiz için hayırlı uğurlu olsun. Biz baştan beri üniversitemize sahip çıkmıştık. Bundan sonra da sahip çıkacağız. Üniversitemiz için her türlü fedakarlığı yapmıştık, bundan sonra da yapacağız. Üniversitenin hep içindeydik. İşlerin aksamaması için elimizden geleni yaptık. Boğaziçi hepimizin evi sonuçta. Üniversitemizin öğretim üyeleri ve öğrencilerle beraber daha iyi olacağını düşünüyorum. Olan oldu, geçen geçti. Artık önümüze bakmamız gerekir. Öğrencilerimizi seviyoruz. Boğaziçi hepimizin. Şu andan itibaren yeni bir sayfa açıldı. Bu üniversite ülkemizin göz bebeği. Bu üniversiteye öğretim üyeleri olsun, öğrencilerimiz olsun hepimiz aşığız. Ben öğrencilerimizin de sağ duyuyla hareket edeceğini biliyorum.” İnci ayrıca, “Öğretim üyeleri başvurusuyla rutin süreç başlar” dedi.

SEVİNÇLE KARŞILANDI

Karar Rektörlük binası önünde sevinçle karşılandı. 135 gündür rektörlük binası önünde devam eden nöbet eylemi dün de yapıldı. Alkışlarla bir araya gelen öğrenci ve akademisyenler, müzik eşliğinde dans etti.

Yazının devamı...

Tarihi sıralar boş kaldı

14 Temmuz 2021

1849 yılında açılan Beyoğlu Anadolu Lisesi, Kırım Savaşı, Osmanlı-Rus Harbi ve 1. Dünya Savaşı dönemlerinde üç kez kapatılmış ve sıraları öğrencisiz kalmıştı. O yıllardan sonra ilk kez 2020 yılında yani koronavirüs pandemisi dünyayı sarınca sıralar bir kez daha boş kaldı. O binlerce öğrencinin oturduğu sıralar, şu anda sadece seçmeli ders olan Almanca ve Fransızca sınıflarında kullanılıyor. Bazı öğrenciler seçmeli derslerini belirlerken sırf bu sıralarda oturmak için Almanca veya Fransızca’yı tercih ettiklerini söylüyor.

O DA BURADA OKUDU

İngiliz elçilik mensuplarının kız çocukları için ortaöğretim düzeyinde bir okul olarak kurulan Beyoğlu Anadolu Lisesi bir süre karma eğitim verse de 2016-2017 eğitim öğretim yılından itibaren yeniden yalnızca kızlara eğitim veren bir kurum haline döndü. Okulun mezunlarından biri de Kazım Karabekir’in kızı Timsal Yıldıran (Karabekir). O zamanki adıyla ‘English High Scholl For Girls’ten 1958 yılında mezun olan 80 yaşındaki Timsal Hanım okul sıralarını ve öğrencilik yıllarını şöyle anlatıyor:

“Çok anılarımız var o sıralarda. Çok disiplinli bir okuldu. Başında okulun kepi varsa tek başına bir yere gidemezdin. Sokak ayakkabısı farklı, okul ayakkabısı farklıydı. Çok iyi bir eğitim aldık biz o dönemde. Hocalarımızın hepsi İngiltere’den gelmişti. Çok bilindik isimler de o sıralardan geçti. Mesela Tomris Uyar benim bir üst dönemimdi.”

‘SIRALAR ÇOK ETKİLEYİCİ’

Şu anda 10. sınıf öğrencisi olan Zeynep Yavuz, “Sınıfa ilk girdiğimde şoke olmuştum. ‘Bunlar kaç yıllık acaba? Ne güzel ne değişik sıralar’ demiştim. Okulun ilk kurulduğu zamandan bu yana halen aynı sıralar kullanıldığı için insan ister istemez ‘Kimler geldi, kimler geçti’ diye düşünüyor. Çok etkileniyorum bu sıralara oturunca” dedi.

Okul müdürü Gülay Hacısalihoğlu da “Çocuklar bir nevi geçmişten gelen değerlerin günümüzle harmanlandığı açık bir müzede eğitim görüyorlar” diye konuştu.

Yazının devamı...
Abdullah ŞANLI Kimdir?

Abdullah ŞANLI