La victoire écrasante de l’Alternative pour l’Allemagne (AfD), parti d’extrême droite, lors des élections qui se sont tenues hier dans le Land de Saxe-Anhalt, en Allemagne, a provoqué un véritable choc tant au niveau national qu’européen. Selon les premiers résultats officiels provisoires, l’AfD a recueilli 43,8 % des voix, la CDU 17,2 %, le SPD 9,3 %, les Verts 8,9 %, le Parti de gauche 8,6 % et l’Alliance Sahra Wagenknecht (BSW) 5,3 %. Alors que l’AfD a augmenté son score de 23 % par rapport aux élections de 2021, la CDU a perdu 19,9 % des voix. Bien qu’elle soit arrivée largement en tête, l’AfD n’a pas atteint le seuil des 42 députés nécessaires pour obtenir la majorité et a entamé les négociations en vue de former un gouvernement dans le Land. Cependant, cette victoire de l’extrême droite est considérée non seulement comme un événement politique régional, mais aussi comme le fait que la montée de l’extrême droite, qui s’opère progressivement depuis des années dans le pays, atteint désormais les portes de Berlin, la capitale.
« NOUS BRIGUONS LE POUVOIR AU NIVEAU FÉDÉRAL »
Les coprésidents de l’AfD, Alice Weidel et Tino Chrupalla, ont annoncé, lors d’une conférence de presse organisée à Berlin en compagnie d’Ulrich Siegmund, candidat au poste de ministre-président de Saxe-Anhalt, qu’ils briguent le pouvoir fédéral. « C’est une victoire électorale historique », a déclaré Mme Weidel, soulignant que le taux de participation avait atteint 89 %, un record, et affirmant qu’aucun chancelier n’avait perdu autant de crédibilité aux yeux de la population que M. Merz. Mme Weidel a ajouté : « Lorsque nous serons au pouvoir au niveau fédéral, nous mettrons un terme définitif à l’immigration clandestine. Nous expulserons les délinquants et les demandeurs d’asile dont la demande a été rejetée », a-t-elle ajouté. Chrupalla a déclaré : « Friedrich Merz voulait réduire nos effectifs de moitié, c’est nous qui avons réduit ceux de la CDU de moitié », tandis que Siegmund, en réponse à une question sur l’inquiétude des personnes issues de l’immigration, a affirmé que personne n’avait à avoir peur et qu’ils agiraient dans le respect des principes de l’État de droit démocratique.
HOSTILE À L’ISLAM ET AUX IMMIGRÉS
Cependant, malgré les paroles de Siegmund affirmant qu’« il n’y a pas lieu d’avoir peur », l’agitation politique dans le pays a accru l’inquiétude parmi les personnes issues de l’immigration vivant en Allemagne, en particulier parmi les Turcs. Fondé en 2013, ce parti a adopté dès le départ une attitude hostile envers les étrangers, les réfugiés et l’islam. L’ancien coprésident Alexander Gauland a qualifié l’islam de « structure idéologique et non de religion normale » et avait même menacé Aydan Özoğuz, membre du SPD, de « se débarrasser d’elle en l’exterminant en Anatolie ». L’AfD prône l’interdiction de la construction de mosquées et de minarets, le renvoi des étrangers ayant commis des délits et même des personnes d’origine immigrée titulaires d’un passeport allemand ; elle s’oppose également à ce que l’appel à la prière soit diffusé depuis les minarets et aux lois facilitant l’accès à la nationalité.
« C’EST À MOI DE RÉPONDRE À L’AFD »
Le centre-gauche compte quant à lui apporter sa réponse le 20 septembre à Berlin. Dans les derniers sondages, le Parti de gauche et la CDU sont au coude à coude avec 19,7 %, tandis que l’AfD recueille 18 %, les Verts 16 % et le SPD 13 %. Elif Eralp, candidate du Parti de gauche au poste de ministre-présidente du Land, a déclaré : « Je veux faire de Berlin, la capitale, un lieu d’espoir et de solidarité. La réponse à la Saxe-Anhalt, c’est moi », a-t-elle déclaré. Dans une interview exclusive accordée à Hürriyet, Mme Eralp a également ajouté : « Les résultats indiquent un tournant historique, mais le cours de l’histoire n’est pas encore tracé. La réponse la plus claire à cette montée en puissance sera de remporter les élections à Berlin. Nous promettons un Berlin où chacun, quelle que soit son origine, pourra mener une vie sûre et digne », a-t-elle ajouté. Cependant, même l’élection d’Elif Eralp au poste de ministre-présidente pourrait ne pas suffire à dissiper les inquiétudes. En effet, dans le Bade-Wurtemberg, bien que Cem Özdemir, d’origine turque, soit devenu en mai dernier « le premier ministre-président d’origine immigrée d’Allemagne », l’inquiétude des Turcs et des autres personnes issues de l’immigration n’a pas pris fin. Le résultat en Saxe-Anhalt n’a fait qu’aggraver cette inquiétude.
Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde önceki gün yapılan seçimlerden aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) açık ara birinci çıkması hem ülkede hem de Avrupa’da şok etkisi yarattı. İlk geçici resmi verilere göre AfD yüzde 43.8, CDU yüzde 17.2, SPD yüzde 9.3, Yeşiller yüzde 8.9, Sol Parti yüzde 8.6 ve Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 5.3 oy aldı. AfD 2021 seçimlerine göre oy oranını yüzde 23 artırırken, CDU yüzde 19.9 oy kaybına uğradı. Büyük bir farkla birinci olmasına rağmen çoğunluğu elde etmek için gereken 42 milletvekili sayısına ulaşamayan AfD, eyalette hükümet kurmak için hesaplara başladı. Ancak aşırı sağın bu zaferi bölgesel bir siyasi gelişme olmanın ötesinde, ülkede yıllardır adım adım gelen aşırı sağ yükselişin başkent Berlin’in sınırlarına dayanması olarak nitelendiriliyor.
‘ÜLKE YÖNETİMİNE TALİBİZ’
AfD Eş Başkanları Alice Weidel ve Tino Chrupalla, Saksonya-Anhalt eyaletinin başbakan adayı Ulrich Siegmund ile birlikte Berlin’de düzenledikleri basın toplantısında federal iktidara talip olduklarını duyurdu. “Bu tarihi bir seçim zaferidir” diyen Weidel, katılımın yüzde 89’u bularak rekor kırdığını, hiçbir başbakanın halkın gözünden Merz kadar düşmediğini öne sürdü. Weidel, “Federal düzeyde göreve geldiğimizde düzensiz göçü tamamen engelleyeceğiz. Suç işleyenleri ve başvuruları kabul edilmeyen sığınmacıları sınır dışı edeceğiz” dedi. Chrupalla, “Friedrich Merz bizi yarıya düşürmek istiyordu, biz CDU’yu yarıya düşürdük” derken, Siegmund ise göçmen kökenlilerin tedirginliğine ilişkin soruya kimsenin korkmasına gerek olmadığını ve demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda hareket edeceklerini söyledi.
İSLAM’A VE GÖÇMENLERE DÜŞMAN
Ancak Siegmund’un “korkmanıza gerek yok” sözlerine rağmen ülkedeki siyasi hareketlilik Almanya’da yaşayan göçmen kökenliler, özellikle de Türkler arasında yarattığı tedirginliği arttırdı. 2013’te kurulan parti, baştan itibaren yabancı, sığınmacı ve İslam düşmanı bir tutum sergiledi. Eski Eş Başkan Alexander Gauland, İslam’ı “normal bir din değil, ideolojik bir yapı” olarak nitelemiş, SPD’li Aydan Özoğuz’a “Anadolu’da imha ederek kurtulma” tehdidinde bile bulunmuştu. AfD, cami ve minare yapımına izin verilmemesini, suç işleyen yabancıların ve hatta Alman pasaportlu göçmen kökenlilerin geri gönderilmesini savunuyor, minarelerden ezan okunmasına ve vatandaşlığı kolaylaştıran yasalara karşı çıkıyor.
‘AFD’YE YANIT BENİM’
Merkez sol ise yanıtı 20 Eylül’de Berlin’de vermeyi hedefliyor. Son anketlerde Sol Parti ile CDU yüzde 19.7 ile başa baş giderken, AfD yüzde 18, Yeşiller yüzde 16, SPD yüzde 13’te görünüyor. Sol Parti’nin eyalet başbakanı adayı Elif Eralp, “Ben başkent Berlin’i umut ve dayanışma yeri yapmak istiyorum. Saksonya-Anhalt’a yanıt benim” açıklamasında bulundu. Eralp Hürriyet’e yaptığı özel açıklamada da, “Sonuçlar tarihi bir kırılma noktasına işaret ediyor ancak tarihin yönü henüz belirlenmiş değil. Bu yükselişe verilecek en net cevap Berlin’deki seçimlerden zaferle çıkmamız olacak. Kökenlerine bakılmaksızın herkesin güvenli ve onurlu bir hayat sürdürebileceği bir Berlin vaat ediyoruz” dedi. Ancak Eralp’in Eyalet Başbakanı olması bile tedirginliği dağıtmaya yetmeyebilir. Zira Baden-Württemberg’de Türkiye kökenli Cem Özdemir bu yıl mayıs ayında “Almanya’nın ilk göçmen kökenli eyalet başbakanı” olduğu halde Türklerin ve diğer göçmen kökenlilerin tedirginliği son bulmadı. Saksonya-Anhalt’taki sonuç bu tedirginliği daha da derinleştirdi.
ALMAN seçmen, ülkenin doğusundaki Saksonya-Anhalt’ta yalnızca eyaletin yeni yönetimini değil, AfD’nin siyasi sınırları aşarak iktidara gelip gelemeyeceğini işaret eden seçimler için dün sandık başındaydı. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD), 44 oy oranıyla zaferini ilan ederken, tek başına hükümet kurmaya yetecek mutlak çoğunluğu elde edip edemediği henüz kesinleşmedi. CDU ve diğer partilerin koalisyon kurmayı reddetmesi halinde eyalette siyasi kilitlenme yaşanabilir.
Saksonya-Anhalt eyaletinde seçmenler dün eyalet hükümetini belirlemek için sabah saat 08.00’den itibaren oy kullanmaya başladı. Partilerin lider adayları da kendi seçim bölgelerinde oy verdi. Başbakan Friedrich Merz’in federal koalisyonu için önemli bir test olarak görülen seçimde yerel saatle 18:00’e kadar oy kullanıldı. 1,7 milyon seçmenin oy kullanma hakkının olduğu seçimlerde katılım oranı yüzde 80 olurken, son 30 yılın katılım rekoru kırıldı. Aşırı sağcı AfD, 5 yıl önce yapılan seçimlere göre oy oranını 23,7 puan artırdı ve oyların yüzde 44’ünü alarak sandıktan birinci parti çıktı. Alman seçmen 23 Mayıs 1949 tarihinde Alman Anayasası’nın kabulüyle resmen kurulan Almanya Federal Cumhuriyeti’nde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez aşırı sağcı bir partinin bir eyalette iktidara gelmesine onay vermiş oldu.
AfD’nin lider adayı Ulrich Siegmund (solda), Eş Başkanlar Alice Weidel (sağda) ve Tino Chrupalla (ortada) ile partinin zaferini ilan etti.
BSW DESTEKLİ İKTİDAR
Sandık çıkış anketlerine göre federal hükümetin büyük ortağı Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) 2021’de düzenlenen bir önceki seçime göre 18,6 puan kaybederek yüzde 18,5 ile ikinci parti oldu. Sol Parti de son seçime göre oy oranında 1,5 puan kayıp yaşayarak yüzde 9,5 ile sandıktan üçüncü ve Yeşiller, yüzde 9 ile dördüncü parti çıktı. Bir önceki seçime göre 0,4 puan oy kaybeden Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 8 ile beşinci parti oldu. Sosyal Adalet ve Ekonomik Anlayış İttifakı da (BSW) sandık çıkış anketlerine göre yüzde 5 oy alarak meclise katılmaya hak kazandı. BSW’nin yüzde 5 barajını geçip geçemeyeceği henüz bilinmiyor.
Seçimlerden önce CDU’lu Başbakan Sven Schulze’nin gitmesi için ilk iki turda olmasa bile üçüncü turda AfD’ye dıştan destek vereceklerini ilan eden Sahra Wagenknecht’in kurduğu BSW’nin yüzde 5 barajını alması halinde, AfD iktidar koltuğuna oturacak. Ancak BSW’nin yüzde 5 barajını aşamaması veya aşması halinde yeni seçilen BSW’li parlamenterlerin Wagenknecht’in tutumunu desteklememesi durumunda AfD’nin iktidara gelmesi mümkün olmayacak. Sol Parti’nin dıştan desteği ile CDU, SPD ve Yeşiller’in “azınlık hükümeti” oluşturarak iktidara gelmesi mümkün görünse de bazı CDU’lular tüzüklerindeki “Sol Parti ile işbirliği yapılmayacaktır” ilkesini hatırlatarak buna kesinlikle karşı çıkıyor. Sol Parti ise CDU’nun kendileriyle irtibata geçmesi durumunda “azınlık hükümeti” kurulmasına dıştan destek vereceklerini ilan etti.
İKTİDARA HAZIR
Saksonya Anhalt’ta sandıklar açıldıktan sonra ilk tahminlerin ilan edilmesinden sonra açıklamada bulunan AfD’nin başbakan adayı Ulrich Siegmund, iktidarı devralmaya hazır olduklarını söyledi. 35 yaşındaki AfD’li politikacı, Saksonya-Anhalt’ı, Almanya’yı ileri taşımak için sağduyulu politikacılarla ve ülkesini, halkını düşünen partilerle görüşmelere hazır olduklarını da vurguladı.
Önceki gün eylemi gerçekleştiren saldırgan, aracını terk ederek kayıplara karışmıştı. Berlin’in Spandau ilçesinde geniş kapsamlı arama çalışmaları başlatan polis, hobi bahçelerinin bulunduğu bölgede saldırganı silahla öldürdü. Alman medyası, saldırganın 21 yaşındaki Lübnan kökenli Alman vatandaşı Abdul Ballout olduğunu belirtti.
Öte yandan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, araçlı saldırının amacının toplumu bölmek olduğunu söyledi. Merz Berlin’de yaptığı açıklamada, “Saldırının amacı toplumumuzu bölmek. Elimizdeki en değerli şeyi, yani açık görüşlülüğümüzü ve özgürlüğümüzü elimizden almak istiyorlar” diye konuştu.
Ankete göre katılımcıların yüzde 75’i Merz’in performansını başarısız bulurken, Hıristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat parti (SPD) koalisyon hükümetinden memnun olmayanların oranı ise yüzde 74’e ulaştı. Ankette aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Parti’nin yüzde 28 ile liderliğini koruduğu, SPD’nin ise yüzde 12’ye gerileyerek Yeşiller’in gerisine düştüğü kaydedildi.
Öte yandan Merz’in planladığı kabine değişikliği de başarılı olamadı. Almanya merkezli BILD’e göre istifa kararı alan Ulaştırma Bakanı Patrick Schnieder’in yerine getirilmesi düşünülen Hristiyan Demokrat Birlik Partili siyasetçi Fritz Güntzler, Başbakan Merz’e görevi kabul etmediği mesajını iletti. Haberde, Merz’in kararı duyduğunda “şaşkına döndüğü” kaydedildi. Hükümet ortağı CSU’nun Genel Başkanı Markus Söder ise yaptığı açıklamada endişeye mahal olmadığını belirterek “Her şey yoluna girecek. Gelecek hafta bu süreç tamamlanmış olacak” ifadelerini kullandı.
Medebach kentinde düzenlenen askeri yemin törenine katılan Şansölye Merz, yalnız Almanya’nın değil tüm Avrupa’nın her gün hibrit saldırılara hedef olduğuna, dünya genelinde barışın tehlikeye girdiğine dikkat çekerken, Alman ordusunun güçlendirilmesinde kararlı olduklarını dile getirdi. CDU/CSU ile SPD’den oluşan koalisyon hükümetinin savunma sisteminin geliştirilmesi için yatırımları büyük ölçüde artırdığını belirtirken, Alman ordusundaki asker sayısını da 180 binden 260 bine yükseltilmeyi hedeflediklerini de ilan etti. “Biz ‘Bundeswehr’i Avrupa’nın en güçlü ordusu haline getirmek istiyoruz” diyen Şansölye Merz, Savunma Bakanlığı’nın bu yöndeki çalışmalarını kararlı bir şekilde sürdürdüğünü hatırlattı. Başbakan Merz, Rusya’nın Avrupa’nın göbeğinde uluslararası hukuka aykırı bir savaş sürdürdüğünü vurgularken, Avrupa’nın caydırıcı gücünün artırılmasının kaçınılmaz olduğunu da vurguladı.
Almanya’nın Yeşiller Partisi’nden eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ise Avrupa’daki komşu ülkelerin Alman ordusunun güçlenmesini istemediği görüşünü savundu. Fischer, Alman Haber Ajansı’na verdiği demecinde, komşu ülkelerin İkinci Dünya Savaşı’nı unutmadığını belirtirken, “Fransızlar, Polonyalılar, Hollandalılar, Belçikalılar ve Lüksemburglular, Almanya’nın savunma sistemini geliştirmesinden tedirgin. Bu nedenle Şansölye Merz, bağırarak ‘Savunma sistemini artıracağız’ demekten vazgeçmeli” uyarısında bulundu.
Almanya’da yayınlanan en yüksek tirajlı günlük Bild gazetesi, Şansölye değişimi mi? başlıklı haberinde, partinin üst düzey yöneticileri arasında Merz’in görevi bırakması gerektiğinin yüksek sesle dillendirilmeye başladığına yer verildi. Alman Anayasası’nın 67’nci maddesine göre Şansölye’nin istifa etmesi halinde, seçime gidilmeden, Cumhurbaşkanı’nın önerisiyle Federal Meclis tarafından seçilecek yeni Başbakan’ın göreve başlamasının mümkün olduğu hatırlatılan haberde, CDU’luların bu yönde ciddi bir şekilde kafa yorduğu da ileri sürüldü.
ÜÇ İSİM ÖNE ÇIKIYOR
Daha önceki günlerde haftalık “Stern” dergisinde de, CDU’da Merz’in yerine halkın güven duyacağı ve partiyi yeniden güçlendirecek Hristiyan Demokrat bir politikacının Almanya’nın yeni Başbakanı olması için gizli gizli çalışmalar yapıldığı iddia edilmiş, ilk etapta Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Başbakanı Hendrik Wüst, Hessen Eyalet Başbakanı Boris Rhein ve Saksonya Eyalet Başbakanı Michael Kretschmer’in isimlerinin geçtiği aktarılmıştı. Partiye zarar vermekten korktukları için yüksek düzeydeki CDU’lu yöneticilerinin bunu “şimdilik” sadece kendi aralarında konuştuklarına da işaret edildi.
Ardından Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile ortak basın toplantısı düzenleyen Bakan Fidan özetle şöyle konuştu: “Almanya, Avrupa’daki en büyük, dünyadaki ikinci büyük ticaret ortağımız. 52 milyar dolar seviyesindeki ikili ticaret hacmimizi yakın vadede 60 milyar dolara çıkartabileceğimize inanıyoruz.
Ülkemizin Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecini de ele alma imkânımız oldu. Bizim Avrupa Birliği’nden temel beklentimiz, Türkiye ile ilişkilerin ve AB adaylık sürecimizin siyasi saiklerden bağımsız şekilde yürütülmesidir. Türkiye’nin AB’nin savunma ve güvenlik erişimlerinden dışlanması, Avrupa’nın ortaya koyduğu güvenlik hedefleriyle çelişmektedir.”