Bursa’da 18 yaşındaki Gökçe Alkan’ın, erkek arkadaşı Mustafa B. tarafından boğazı kesilerek vahşice katledilmesi Türkiye’yi yasa boğarken, cinayetin ardından dijital dünyada beliren acı ve ürkütücü tablo toplumsal bir infiale dönüştü.
Korkunç vahşetin hemen ardından katil zanlısının sosyal medya hesabındaki takipçi sayısının sadece 24 saat içinde 15 katına çıkması ve yüzlerce genç kızın profilin altına “yakışıklı diye”, “tipi iyi” gibi ifadelerle iltifat mesajları yağdırması dehşetin boyutunu farklı bir noktaya taşıdı. Yaşanan bir kadın cinayetinin ardından faile duyulan bu ürkütücü ilgi, acımasız bir suçun dahi sosyal medyadaki yüzeysel estetik algısı uğruna nasıl meşrulaştırılabildiğini ve genç kitlelerdeki tehlikeli duyarsızlaşmayı bir kez daha gözler önüne serdi.
Toplumsal hafızada derin bir yara açan bu olayın ardından; kadın cinayetlerinin ve şiddetin sosyal medyada adeta bir "estetik unsura" dönüştürülerek meşrulaştırılması, meselenin sadece adli değil, ciddi bir psikolojik ve hukuki boyutu olduğunu da net bir şekilde gösterdi.
Peki, gençlerin bir kadın katiline sırf dış görünüşü nedeniyle ilgi duymasının arkasında nasıl bir ruh hali yatıyor? Suçluları veya cinayet zanlılarını sosyal medyada övmek, takip etmek ve onları birer popüler figür haline getirmek hukuki olarak nasıl bir yaptırımla karşı karşıya?
ERGENLİK ÇATIŞMASI VE HİBRİSTOFİLİ
Ergenlik dönemi; duygusal kimliğin keşfedildiği, bireyselleşmenin ve otoriteye meydan okumanın en yoğun yaşandığı çalkantılı bir gelişim evresi. Bu dönemde gençlerin toplumsal normları çiğneyen kişilere ilgi duymasının arayış ve çatışmaların doğal bir yansıması olduğunu belirten Klinik Psikolog Hülya Özge Şahin, psikolojide suçlulara karşı duyulan bu romantik ilgiyi ‘hibristofili’ yani suçlu hayranlığı olarak tanımlıyor.
Şahin, gelişimsel sürecin getirdiği ayrışma ihtiyacına dikkat çekerek şunları söyledi:
"Ergen, ailesinden ve toplumsal normlardan ayrışmak ister.
1346-1353 yılları arasında yaşanan ve "Kara Ölüm" olarak adlandırılan veba salgını, insanlık tarihinin en ölümcül salgınlarından biri olarak biliniyor. Günümüzde seyrek de olsa rastlanan bu hastalık, Rusya'da yeniden gündeme geldi. Sibirya'nın İrkutsk bölgesinde bir laboratuvar çalışanının vebadan öldüğü ve 197 kişinin de tedbir amacıyla karantinaya alındığı konuşuluyor.
İddialara göre; veba ile mücadele enstitüsünde çalışan 28 yaşındaki laboratuvar görevlisi Daria Shipilova, test için örnek topladığı sırada içinde canlı bakteri bulunan test tüpünü yanlışlıkla kırdı. Olayın ardından şiddetli zatürre belirtileriyle hastaneye kaldırılan ve solunum cihazına bağlanan çalışan hayatını kaybetti. Bulaşmanın solunum yoluyla yayılan akciğer vebası (pnömonik veba) kaynaklı olduğu değerlendiriliyor.
Vakanın ardından hastanın yattığı Şelekhov Bölge Hastanesi karantinaya alındı ve bölgedeki tüm halka açık etkinlikler iptal edildi. Sağlık ekipleri, hayatını kaybeden çalışanla temas etmiş olabilecek en az 197 kişiyi karantinaya aldı. İrkutsk Valisi Igor Kobzev, karantinadaki kişilerin şu ana kadar yapılan testlerinin negatif çıktığını ve hiçbirinde semptom görülmediğini açıkladı.
Yaşanan bu olay, koronavirüs pandemisinin üzerinden çok uzun zaman geçmemişken yeni bir pandemi daha yaşanır mı endişelerine neden oldu.
Peki gerçekten veba ölümcül bir pandemiye sebep olabilir mi? Vebanın tedavisi ve korunmak için aşısı var mı? Rusya ile Türkiye arasındaki yoğun hava trafiği, turizm ve ticaret hatları göz önüne alındığında, bu durum bizi etkiler mi?
Konunun bilimsel boyutunu ve olası riskleri Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melda Özdamar ile Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı değerlendirdi.
LABORATUVAR KAZALARINDA İLK DAKİKALAR VE İZOLASYON
Laboratuvarlarda yaşanabilecek olası kazalara değinen Doç. Dr. Melda Özdamar, "Bir laboratuvar kazasında ilk dakikalar kritik olmakla birlikte, 'tam olarak şu saniyede' şeklinde evrensel bir süre vermek doğru değildir. Önemli olan, olayın fark edildiği ilk andan itibaren biyogüvenlik ve acil durum prosedürlerinin gecikmeden uygulanmasıdır" dedi.
Çantalarımıza, palto ceplerimize tıkıştırdığımız maskeler, her köşede sıktığımız el dezenfektanları ve ateş ölçeri elimizden bırakmadığımız koronavirüs yıllarının rutinleri hepimiz için tarihe karışmış gibi görünüyordu. Ancak son haftalarda ofislerde, okullarda ve WhatsApp gruplarındaki sohbetlere tatsız bir cümle yeniden sızmaya başladı: “Galiba Covid oldum.”
Bir zamanlar Türkiye de dahil olmak üzere tüm dünyada hayatı durma noktasına getiren koronavirüs, son birkaç yıldır günlük bilincimizden büyük ölçüde silinmişti; fakat görünüşe göre yeniden atağa kalkmış durumda.
İngiltere Sağlık Güvenliği Ajansı’nın (UKHSA) son verileri, Covid kaynaklı hastaneye yatışların bir haftada yaklaşık yüzde 50 arttığını gösteriyor. Hastanelerde yapılan Covid testlerinin pozitif çıkma oranı ise yüzde 5,9’dan yüzde 7’ye yükseldi.
Londra’da bu artış daha da belirgin: Hastaneye yatışlar yedi gün içinde yüzde 80’e yakın artış gösterdi. En hassas yaş grubu olan 85 yaş üzerindekilerde ise 100 bin kişide 7,08 olan yatış oranı 12,43’e fırladı. Öte yandan bugünlerde çok daha az kişi test yaptırıyor, bu nedenle enfeksiyonun gerçek boyutu belirsizliğini koruyor.
Bu tablo, çoğumuzun bir daha sormak zorunda kalmayacağını umduğu rahatsız edici bir soruyu akıllara getirmeye yetiyor: Ne kadar endişelenmeliyiz?
'AMERİKAN COVID'İ VE DEĞİŞEN SEMPTOMLAR
Şu anda enfeksiyonlara ağırlıklı olarak yön veren varyant, yaygın olarak ‘Stratus’ adıyla bilinen ve ‘Amerikan COVID’i olarak anılan XFG türevi oluyor.
İlk olarak Ocak 2025’te tespit edilen bu varyant hem İngiltere’de hem de ABD’de yayılarak bilinen Covid semptomlarına yol açtı. Ancak öksürük ve ateşin yanı sıra bazı doktorlar, Stratus hastalarında mide ve bağırsak sorunları da gözlemlediklerini bildiriyor.
ABD’li yetkililerin perşembe günü yaptığı açıklamaya göre, Başkan Donald Trump’ın ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarını yeniden başlatmayı değerlendirmesi üzerine ABD ordusu, Orta Doğu’ya binlerce deniz gücü sevk etmeyi planlıyor.
Yetkililer yaptıkları açıklamada; bu planlamanın kasım ayında üç uçak gemisini ve onlara eşlik eden savaş gemilerini bölgeye kaydırarak, Trump ve savaşı yöneten komutanlar için hareket alanı ve esneklik yaratmayı hedeflediğini belirtti.
Bir araya geldiklerinde bu uçak gemisi taarruz grupları; yaklaşık 20.000 asker, 150’ye yakın savaş uçağı ve füze fırlatma ile füze savunma kabiliyetine sahip çok sayıda savaş gemisini bünyesinde barındıracak. Yetkililer, hali hazırda Orta Doğu'da yaklaşık 50.000 ABD askerinin konuşlu olduğunu da ifade etti.
Söz konusu müzakerelerde adı geçen uçak gemileri şunlar: perşembe günü Umman Denizi'nde bulunan USS George Washington, şu anda Hint Okyanusu'nda seyreden USS George H.W. Bush ve geçtiğimiz günlerde San Diego’dan yola çıkan USS Theodore Roosevelt.
Donanma ayrıca yakın zamanda Kaliforniya’dan, denizci ve deniz piyadelerinden oluşan üç gemilik bir görev gücünü (Makin Island Amfibi Hazır Grubu) konuşlandırdı. Yetkililer, bu gücün aylardır Orta Doğu'da görev yapan benzer bir birliğe (Boxer Amfibi Hazır Grubu) katılabileceğini bildirdi. Her iki görev gücü de 4.000’den fazla denizci ve deniz piyadesini barındırıyor.
BOMBARDIMANI ARTIRMASININ "MÜMKÜN" OLDUĞUNU İFADE ETTİ
Bu askeri sevkiyatlar ve planlamalar, yönetimin İran savaşına nasıl yaklaşacağına dair yürüttüğü iç değerlendirmelerle eş zamanlı gerçekleşiyor. Kamuoyu yoklamaları, aylardır uzayan ve küresel ekonomiyi sarsan bu savaşın Amerikan halkı nezdinde son derece popülerliğini yitirdiğini gösteriyor. Trump ise perşembe günü Time dergisinde yayımlanan söyleşisinde, ara seçimlerden sonra bombardımanı artırmasının "mümkün" olduğunu ifade etti.
İstanbul’da faaliyet gösteren bir güzellik merkezinde epilasyon işlemi sırasında vücudunda 2. derece yanıklar oluştuğunu belirten bir vatandaş, yaşadığı mağduriyeti sosyal medya hesabından duyurdu. Tedavi masraflarının karşılanması ve sözleşmenin feshi taleplerinin kurum tarafından reddedildiğini ifade eden mağdur, adli rapor alarak resmi makamlara şikâyette bulundu. Tüketici haklarının ihlal edildiğini ve kendisine sözleşme nüshası teslim edilmediğini vurgulayan kullanıcı, yetkili bakanlıkların güzellik merkezine yönelik inceleme başlatmasını talep etti.
Sosyal medyada çığ gibi büyüyen bu mağduriyet iddiaları ve güzellik merkezlerindeki denetimsizlik tartışmaları üzerine merak edilen tüm hukuki boyutları Avukat Elvan Kılıç değerlendirdi.
SÖZLEŞME VEYA MAKBUZ VERİLMEMİŞSE NE YAPILMALI?
Sosyal medyaya yansıyan olayda tüketicilerin sıklıkla karşılaştığı "Elimizde sözleşme yok, bir şey talep edemeyiz" algısına değinen Elvan Kılıç, tüketicinin elinde sözleşme bulunmamasının hakkının olmadığı anlamına gelmediğini belirtti.
Ödeme ve iletişim kayıtlarının da hukuken delil niteliği taşıdığına dikkat çeken Kılıç, sözleşmenin veya faturanın teslim edilmemiş olmasının tüketicinin yasal haklarını ortadan kaldırmayacağını söyledi.
Hizmet ilişkisinin banka veya kredi kartı ödemesi, POS kaydı, WhatsApp yazışmaları, randevu kayıtları, SMS ve e-postalar, tanık anlatımları hatta işletmenin kendi kayıtlarıyla dahi ispatlanabileceğini vurgulayan Kılıç, üstelik sözleşmenin niteliğine göre tüketiciye bir nüsha verilmesinin ayrıca yasal bir zorunluluk olabileceğinin altını çizdi. Dolayısıyla işletmenin "elinizde sözleşme yok" diyerek sorumluluktan kurtulmasının mümkün olmadığını ifade etti.
ÜCRET İADESİ VE SÖZLEŞMENİN FESHİ İSTENEBİLİR
Son haftalarda acil servis kapılarında yaşanan çocuk hasta yoğunluğu, velileri endişelendiren kritik bir soruyu beraberinde getiriyor: Acillerde karşılaştığımız bu tablo yeni bir viral salgının habercisi mi, yoksa bakteriyel enfeksiyonlar mı tırmanışta?
Acillere başvuran çocuk sayısında yaz dönemine oranla neredeyse iki katı bulan bir artış yaşanıyor. Özellikle kreş ve ilkokul çağındaki çocukları hedef alan bu dalganın arkasındaki gerçekler, belirtilerin neye işaret ettiği ve evde takip sürecinde hangi çizginin "kırmızı alarm" kabul edilmesi gerektiği ise merak konusu.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Erenberk, sahadaki son durumu değerlendirerek hem hastalığın seyrine dair bilinmeyenleri yanıtladı hem de aileler ile okul yönetimlerinin alması gereken kritik önlemleri sıraladı.
BAŞVURULAR İKİ KAT ARTTI
“Son haftalarda çocuk acillerinde veya genel acil serviste çocuk hasta sayısında nasıl bir artış gözlemliyorsunuz; ortalama günlük hasta sayıları ne düzeye ulaştı?” diye sorduğumuz Doç. Dr. Ufuk Erenberk, ciddi bir artış olduğundan söz etti, “Özellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonu belirti ve bulguları ile gelen hasta sayısında önemli bir artış var. Günlük hasta sayısında yaz dönemine göre iki kata yakın bir artış gözleniyor” dedi.
EN SIK YAŞANAN ŞİKÂYETLER
Acile başvuran çocuklarda en sık karşılaşılan belirtilerin burun akıntısı, hafif ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik olduğunu vurgulayan Ufuk Erenberk, “Vakalar genel olarak okula giden tüm çocuklar olsa da özellikle kreş ya da ilkokul öğrencilerinde daha belirgin bir artış var” bilgisini verdi.
Acil servislerin çocuklarla dolup taştığı bu tabloda akıllara ise şu soru geliyor; viral bir salgın mı var yoksa bakteriyel enfeksiyon vakaları mı artıyor?
Denizlerde 1 Eylül itibarıyla vira bismillah diyen balıkçıların ağları bu sezon bereketle doldu. Özellikle palamutun son yılların en bol dönemini yaşaması hem tezgahtaki fiyatlara olumlu yansıdı hem de vatandaşın yüzünü güldürdü. Sonbaharın gelişiyle birlikte sofralarda kendine daha sık yer bulan balık; yüksek protein kalitesi, zengin omega-3 içeriği, D ve B12 vitaminleri ile tam bir sağlık kalkanı sunuyor. Ancak bu zengin besin deposundan en yüksek faydayı alabilmek için balığı doğru ayda ve doğru yöntemlerle pişirmek büyük önem taşıyor.
Peki hangi balığı ne zaman yemeliyiz? Ve bir diğer önemli soru ise hangi balığı nasıl pişirmeliyiz? Uzman Diyetisyen Nihan Yakut anlattı.
BALIK NEDEN BU KADAR DEĞERLİ?
Balığın, yüksek biyolojik değere sahip protein içeriğinin yanı sıra özellikle EPA ve DHA olarak adlandırılan uzun zincirli omega-3 yağ asitlerinin en önemli besinsel kaynaklarından biri olduğunu söyleyen Nihan Yakut, aynı zamanda D vitamini, B12 vitamini, iyot, selenyum ve fosfor gibi mikro besin ögelerinin de değerli kaynakları arasında yer aldığını ifade etti.
Yakut, "Bilimsel çalışmalar, düzenli balık tüketiminin özellikle kalp-damar sağlığı açısından sağlıklı bir beslenme modelinin önemli bir parçası olduğunu gösteriyor. Omega-3 yağ asitleri; trigliserit düzeylerinin kontrolü, inflamatuvar süreçlerin düzenlenmesi ve normal beyin fonksiyonlarının sürdürülmesinde rol oynuyor" dedi ve ekledi:
"Balıktaki yüksek kaliteli protein ise kas kütlesinin korunmasına katkı sağlıyor. D vitamini ve fosfor kemik sağlığında; iyot normal tiroit fonksiyonlarında; selenyum ise antioksidan savunma sisteminde görev alıyor."
100 GRAMI YAKLAŞIK 18–25 GRAM KALİTELİ PROTEİN SAĞLIYOR
Nihan Yakut, "Balığın besin değeri türüne, mevsimine, yetiştiği ortama ve pişirme yöntemine göre değişiklik göstermekle birlikte, çoğu balığın 100 gramı yaklaşık 18–25 gram kaliteli protein sağlıyor. Yağlı balıklarda omega-3 miktarı belirgin şekilde yükseliyor. Örneğin akademik besin kompozisyonu verilerinde 100 gram uskumruda yaklaşık 18–24 gram protein bulunurken EPA+DHA miktarı 1 gramın üzerine çıkabiliyor. Sardalya yaklaşık 21–25 gram protein içerirken önemli miktarda omega-3, B12 vitamini, D vitamini, kalsiyum ve selenyum sağlayabiliyor" bilgisini verdi.
ABD yönetiminin Avrupa’daki askeri varlığını kademeli olarak azaltma yönündeki hazırlıkları ve Washington ile Moskova hattındaki diplomasi trafiği, Batı başkentlerinde güvenlik endişelerini tırmandırıyor. Basına yansıyan bilgilere göre Washington, daha önce ilan ettiği 5.000 kişilik kuvvete ek olarak Avrupa’dan 25 bin asker daha çekmeyi planlıyor. Hatta bu sayının 40 bini bulacağı da iddia ediliyor.
Ukrayna’nın Lyman hattında tank birlikleriyle ivme kazandığı, Moskova’ya yönelik İHA saldırılarının arttığı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yüz binlerce yeni askeri silah altına almaya hazırlandığı bir dönemde gelen bu karar, stratejik bir belirsizlik yaratıyor.
ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki yönetimin bu adımı Moskova’yı masaya çekmek için kullandığı değerlendirilirken; ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın Kıdemli Danışmanı Jared Kushner’ın yürüttüğü temasların Kremlin’de "zaman Rusya lehine işliyor" algısını pekiştirmesinden korkuluyor.
Dr. Hazar Vural, ABD’nin hamlelerinden Avrupa’nın savunma kapasitesine ve Türkiye'nin konumuna kadar kritik analizlerde bulundu.
ABD’YE NE KADAR GÜVENİLEBİLİR SORUSU
ABD’nin Avrupa’dan 25 bin ila 40 bin civarında asker çekmeyi tartışması, sadece mevcut yönetimin "önce Amerika" söyleminden mi ibaret yoksa Washington’ın asıl önceliğini Çin’e ve Pasifik bölgesine kaydırma stratejisinin bir parçası mı?
ABD’nin Avrupa’dan asker çekmeyi tartışmasını tek bir nedene bağlamanın yetersiz olacağını belirten Dr. Hazar Vural, sürecin çok boyutlu okunması gerektiğini vurguladı.
Kararın sadece "önce Amerika" söylemiyle açıklanamayacağını ifade eden Dr. Vural, "Washington'ın asıl hedefi olan Çin ile giriştiği hegemonya mücadelesini birinci sıraya koyarsak, diğer kalemleri ayarlayarak küresel bir dengeleme çabası içine girdiğini görüyoruz. Ancak son iki yıla baktığımızda