Böyle mi kuracaksınız Terörsüz Türkiye’yi? Bu mu iç cepheniz?” yanıtını verdi. Dervişoğlu, partisinin Meclis grup toplantısında özetle şöyle konuştu: “Bize iç cephe diye muhayyel bir şeyden bahsediyorlar. Aynı insanlar, Türkiye’nin ne kadar tartışılmazı varsa tartıştırıyorlar. Her gün, her vesileyle millet içinde ikilik yaratıyorlar. Bu mu iç cepheniz? Bu mu sözde savaş hazırlığınız? Daha dün Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı tutukladılar. Dünya kadar siyasetçi, belediye başkanı içeridedir. Böyle mi kuracaksınız Terörsüz Türkiye’yi? Böyle mi tahkim edeceksiniz iç cepheyi? Ne kadar Cumhuriyet düşmanı varsa o cephededir. İmralı canisinin teşekkür mektubu da bu yüzdendir. İç cephe, toplumsal huzur sağlanarak güçlenir. Devletin milletle, iktidarın muhalefetle omuz omuza vermesiyle güçlenir. Dış tehdide karşı en büyük güç, milletin birliğidir.
İRAN’IN ÇÖKÜŞÜ TÜRKİYE’Yİ VURUR
Türkiye’nin savunması gereken tez; İran’ın üniter devlet yapısının muhafaza edilmesi olmalıdır. İran’ın ani çöküşü bütün bölgeyi parçalanma dinamiklerine açar. Ve o parçalanmanın dalgaları en sert biçimde Türkiye’ye vurur. İran kaynaklı bir sarsıntının tetikleyeceği göç baskısı, Türkiye açısından çok daha ağır sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Göç dalgası, müstakbel bir felakettir.”
ERDOĞAN’A GÜL GÖNDERDİ
Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 308 gül gönderdi. 3 farklı gül demetini Erdoğan’a gönderdiğini söyleyen Dervişoğlu, “Gazi Meclisimiz 106 yaşında. Size 106 gül gönderiyorum. Parlamenter sisteme dönüşün önünü açın. Cumhuriyetimiz 103 yaşında. Size 103 gül gönderiyorum. Cumhuriyet’in ilke ve değerlerine geri dönün. 99 gül daha gönderiyorum” dedi. (Mert Gökhan KOÇ / ANKARA)
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında özetle şunları aktardı: “ABD’nin, Siyonizm’in tahrik ve tertibine gelerek İran’a saldırması, bölgesel ve küresel dengeleri sakatlayacak mahiyettedir. Bu saldırganlık gayrimeşrudur, gayri hukukidir, gayri ahlakidir. Hamaney, üst düzey görevli siyasetçi ve bürokratlarla toplantı halindeyken İsrail’in saldırması tam anlamıyla alçaklıktır.
İç cephenin önemi, milli birlik ve dayanışmanın değeri zannederim çok daha iyi anlaşılmıştır. İran’ın başına gelen dehşet verici musibetlerden ülkemizi ayrı düşünmek imkânsızdır. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine dudak büken aymazlar, ne yaptığımızı, neyi amaçladığımızı daha iyi görüyor musunuz? PKK’nın kurucu önderliğinin 27 Şubat çağrısına her zaviyeden saldıran mayası karışık zihniyetler, çevremizdeki ateş çemberinden bir sonuç çıkarıyor musunuz?
Yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız. Ankara’nın ve Türkiye’nin güvenliği her şeyin üstündedir. Öncelikle müdafaa edeceğimiz Türkiye’nin güvenliği, bekası, iç barış ve huzur ortamıdır. İşte ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle yapmak istediğimiz tam budur.
GÖRMEZDEN GELEMEYİZ
Gerek Tel Aviv medyası, gerekse İsrail eski Başbakanı Bennett şu iddialarda bulunmuş: ‘Türkiye yeni İran’dır’. Madem böyle iddialar son günlerde yaygınlık kazandı, bizim de bu sapkın görüş ve tehditleri görmezden gelmemiz mümkün değildir. Üstümüze kimler gelmeyi düşünüyorsa, göreceği azamet ve şiddeti de peşinen kabullenmek durumundadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde yoğun diplomatik temaslarıyla barış ortamının yeşermesi beklentimizdir. İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasi ve toprak bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. İran, İranlılarındır.”
MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında özetle şunları kaydetti: “Türkiye Cumhuriyeti devleti; Başkent Ankara’dan yönetilen ‘üniter devlet’ yapısına, Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen ‘milli devlet’ yapısına, inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği ‘laik devlet’ yapısına dayanmaktadır. Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geriye dönüş yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk’te aynısı olmuştur. Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimiz de Türk milletidir.
KOMİSYON TABULARI YIKTI
‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle ilgili samimi gayret ve girişimlerin en önemli ayağı komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Komisyon üstlendiği tarihi rolle tabuları yıkmış, ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır. Sırayı siyasi ve hukuki düzenlemeler almıştır. Komisyon, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmıştır. Bu kapsamda Türkiye Modeli tebarüz etmiştir. Bundan sonraki yol haritası şekillenmiştir.
CEZASIZLIK ANLAŞILMAMALI
Silahların susmasıyla siyaset konuşacaktır. Bölücü terör örgütünün münfesih olmasının yanında silah bırakılmasının güvenlik ve istihbarat kurumlarımızca takibi, teyidi ve ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez hukuki düzenlemelerin süratle ve şeffaflıkla hayata geçmesi mümkün hale gelecektir. Yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi de çizilmelidir.
Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir.”
‘STATÜ’ SORUSU
MHP Lideri ,“Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat açıklamasıyla PKK’nın kurucu önderinin büyük bir dahli ve payı vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK’yı da bağlamaktadır” diyerek şöyle konuştu: “27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir; o halde bundan sonrasında planlanan atılımların, yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi için PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacak? Bunun çözümü nasıl olacak? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır? Tartışılmalı, makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır.”
Türk Barbie’si diye adlandırılan Türkmen kıyafetli Damal bebek, Ardahan’ın Damal ilçesinden adını alıyor. Mucidi ise Damal’da yaşayan 80 yaşındaki Fidan Atmaca. Atmaca, şehirde “Damal bebeklerinin anası” olarak da adlandırılıyor. İlk olarak 13 yaşındayken annesinin yöresel giysilerinden örnekler alarak oyun amaçlı bebekler üretti. 25 yaşından beri de Damal bebeği üretiyor. 1996’da da haberi olmadan bebeğinin katıldığı Japonya’da bir yarışmada birincilik ödülü alarak dikkat çekiyor ve ünü bütün ülkeye yayılıyor. 1995 yılından itibaren 10 bini aşkın bebek üreten Atmaca, deneyimlerini yıllar boyunca Ardahan Halk Eğitim Merkezi’nde genç kadınlara da aktardı.
HAYAT AĞACI
Son yıllarda ise merkezin öğretmenlerinden Melek Hocaoğlu’na ‘el’ verdi. Hocaoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Somut Olmayan Kültürel Miras Bez Bebek ustası. Ardahan Valiliği’nin Damal Bebek Evi’nde bir araya geldiğimiz Hocaoğlu, ödüllü bebeğin hikâyesini ve içerisinde gizlenmiş onlarca mesajı Hürriyet’e anlattı:
“Mesela kıyafetteki boncuktan yapılan kısma ‘tor’, kumaştan yapılan kısma ‘döşlük’ deriz. Torda gördüğümüz koç boynuzudur. Koç boynuzu erk. Tamamen gücü simgeler. İçindeki de havuzdur. Kadın anlamına gelir. Kadınla erkeğin bir bütün olduğunu anlatan bir motiftir. Aileyi simgeler. Öndeki motif hayat ağacı. Hayat ağacı tamamen kadını ve doğurganlığı simgeler. Evinde mutluysa o hanedekiler de mutlu. Hane mutluysa, dışarı mutlu, dışarı mutluysa toplum mutlu, toplum mutluysa herkes mutlu. Yani kadını simgeler hayat ağacı.
DUYGULARIN RENKLERİ
Bazı yerlerdeki renkler değişebilir; ama arkadaki rengimiz değişmez. Hem özgürlüğün hem de bayrağımızın rengi olduğu için kırmızı beyazı asla değiştirmeyiz. Kırmızı beyaz sabittir. Büyük kemerlerde nazarlık için renkli renkli boncuklar kullanırız. Amacımız hem biraz süslenmek hem de nazardan kendimizi korumak. Gelin bebekte yedi renk bulunuyor. Tamamen gökkuşağını simgeliyor. Gökkuşağı da bizlerde özgürlük anlamına geliyor. Yaslı ve yaşlı bebekte koyu renk hâkimdir. Eskiden şöyle bir durum olurdu; eşi vefat etmiştir. O zaman kişi kendini yasa büründürür, koyu renkler giyinir. Bordo veya siyah. Onu gördüğün zaman bir acısı var hissedersiniz. Yanına gittiğiniz zaman ona göre davranırsınız. Kırılmamak, incitmeme adına.”
KIYAFETLERİN ANLAMLARI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bireysel ve toplumsal şiddetin nedenlerinin araştırılması ve çözümüne yönelik fikirler üretilmesi için partisinin Ar-Ge birimine bir talimat verdi. Talimat doğrultusunda partinin Ar-Ge’den sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter’in koordinasyonunda 22 kişilik bir komisyon kuruldu. Komisyonda hukuk, psikoloji, siyaset bilimi, felsefe, ekonomi, iletişim bilimleri, din, uluslararası ilişkiler, tarih, eğitim ve sağlık alanlarından akademisyenler ve saha profesyonelleri görev aldı. Komisyonun yaklaşık dört ay süren çalışmaları sonucunda ise “Bireysel ve Toplumsal Şiddetle Mücadele Tespitler, Tedbirler, Teklifler” isimli bir kitap hazırlandı. Kitapta yer alan bazı öneriler şöyle:
DOLAYLI AF YAPILMAMALI
- “Toplumsal şiddetin azaltılması bakımından ceza hukukuna yönelik ortaya konulması gereken eylem planında olmazsa olmaz olan husus, cezaevindeki kapasite probleminin çözülmesi amacıyla infaz yasalarında dolaylı af düzenlemelerinin yapılmaması ve suç işleyen kişilerin gerçekten cezaevlerinde cezalarını çektiklerinin tüm bireylere ve topluma gösterilmesi ve bu şekilde bireylerin ve toplumun adalete ve dolayısıyla devlete güvenlerinin sağlanmasıdır.
- Cezaevinde bulunması gereken asgari süreyi dolduran kişilerin otomatik olarak iyi halli olduğu kabul edilmemeli, gerekli incelemelerin yapılmasından sonra gerçekten ıslah olduğu kanaatine ulaşılması halinde koşullu salıverilmeden faydalandırılmalı ve erken tahliyeden sonra denetim sıkı bir şekilde yapılmalıdır.
- Cezasızlık algısının ortadan kaldırılması için yalnızca cezaların şiddetinin artırılması yeterli değildir; etkin, kesin ve orantılı bir ceza adaleti sistemi kurulmalıdır.
TOPLUMSAL ŞİDDETE KURUL
- Şiddetle mücadele konusunda kamuoyu oluşturmak, etkili kamu politikalarının geliştirilmesi açısından önem arz ediyor. Kamuoyu oluşturmak, toplumun şiddetin farklı boyutları hakkında bilgi sahibi olmasını ve sorunun ciddiyetini kavramasını sağlar. Kamuoyu baskısı, hükümetlerin ve yerel yönetimlerin șiddetle mücadele politikalarına öncelik vermesini sağlar. Halkın konuya olan duyarlılığı, politika yapıcıları çözüm üretmeye ve kaynak ayırmaya teşvik eder.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nin önemli ören yerlerinden olan ve 2025’te 450 bin turisti ağırlayan Ani’yi, Kafkas Üniversitesi’nde Sanat Tarihi Bölüm Başkanlığı’nı yürüten Doç. Dr. Muhammet Arslan ile birlikte ziyaret ettik. 2019’dan beri kentin kazı başkanlığını üstlenen Arslan, son dönemde bulunan keşiflerden ortaya çıkarılan yeni bulgulara, ören yerine ilişkin yanlış bilinen bilgilere kadar pek çok konuya detaylarıyla değindi. Arslan, Türkiye-Ermenistan sınırının sıfır noktasında bulunan ve iki ülkeyi birbirinden ayıran Arpaçay Deresi’nin kenarında kurulan Ani ile ilgili şunları anlattı:
5 BİN YILLIK TARİHİ BİR ŞEHİR
“Ani, bir milyon metrekarelik bir alana sahip. Ülkemizdeki en büyük arkeolojik kazı alanı. Maalesef sponsorumuz yok. Yeni yeni popüler oluyor. Ani’nin Anadolu’daki Türk tarihi açısından önemi ortadayken temel eğitimdeki müfredatta yoktu. Daha bu yıl müfredata soktuk. Burası 5 bin yıllık bir şehir. Ani, çok stratejik bir konumda. Anadolu’ya geçişin ilk noktası. Bizans 19 yıl burayı yönetmiş ama Ani’nin en karanlık yılları da bu döneme ait. Özellikle kentte yaşayan Ermenilere zulmetmeye başlamışlar.
ALPARSLAN 1064’TE FETHETTİ
Sultan Alparslan, 1064’te Ani’yi fethetti. İlk iş olarak şehrin en büyük kilisesini camiye dönüştürdü. İlk cuma namazını da kendi imamlığında burada kıldırdı. Resmi tarih bilgimiz Türklerin Anadolu’ya giriş kapısı 1071 Malazgirt’tir. Ama doğru değil. Malazgirt’ten yedi yıl önce Alparslan zaten Anadolu’ya Ani’den girmişti. Türklerin Anadolu’ya açılan kapısı Malazgirt değil. Kapı burası. Ani, Anadolu’daki Türkistan tarihinin başlangıç noktası oluyor. İlk camimiz, ilk mescidimiz, ilk hamamımız, ilk çarşımız burada. 2024 kazılarında Türklerin Anadolu’da kayaya oyma olarak inşa ettiği bir mescidi ortaya çıkardık. Dolayısıyla Ani, hem Anadolu’daki Türk İslam tarihinin hem de Anadolu’daki Türk İslam şehirciliğinin başlangıç noktası.
MOĞOLLAR HALKI KILIÇTAN GEÇİRDİ
Selçuklular, bir şehirde olması gereken her eseri de Ani’ye kazandırdılar. Ani o dönem 100 binlere ulaşan bir nüfusa erişti. Ani’yi zenginleştiren, yüz binlere ulaşan nüfusu sağlayan şey ticaret. İpek Yolu’nun en önemli kollarından birinin başlangıç noktası. Kentteki Ermeniler de Selçuklularla birlikte huzura kavuşmuş. 1199’da Gürcü krallarının eline geçti. Moğollar barbarlıklarını Ani’de de yapmışlar. Yerle bir etmişler ve tüm Anilileri de kılıçtan geçirmişler. Kaynaklar aylar boyunca Arpaçay’ın kızıl aktığından bahsederler. 1534’da Kanuni Sultan Süleyman, Ani’yi Osmanlı topraklarına dahil ediyor.”
DÜNYADAKİ İLK SUDA DOĞUM BU HAMAMDA
“Güya, Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia edenler de diyor ki ‘Raporda Kürt meselesini terör parantezine almayın’. Yahu memleketin tüm dertlerini İmralı’daki katilin özgürlüğüne indiren sizsiniz. Kürtleri bu parantezin dışında tutun diye iki senedir anlatıyoruz. Ama siz, Kürtleri Öcalan’a ve PKK’ya sabitlemek için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz. Bu işin nereye varacağını bile bile yapıyorsunuz. Kürtlere en büyük kötülüğü siz yapıyorsunuz. Eşit ve onurlu Türk vatandaşı Kürtler, bu ülkede Afgan göçmeni mi ki sen onu entegre edeceksin?
MÜNİH KONFERANSI
Bahsi geçen Münih konferansı ilginç bir şekilde SDG’nin, yani Suriye PKK’sının adeta bir gövde gösterisine dönüştü. Bizim açımızdan ilginç olansa Suriye heyetinin içinde Türkiye tarafından kırmızı bültenle aranan SDG elebaşları Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in de bulunmasıdır. Şu soruları haklı olarak Dışişleri Bakanımıza ve MİT Başkanımıza sormamız gerekir. Bu isimlerin devlet temsili içerisinde yer alması bir sorun değil midir? SDG, Suriye’de anayasal bir pozisyona mı kavuşmuştur? Abdi ve Ahmed, Suriye hükümeti içinde resmi bir görev mi üstlenmiştir? Küçük ortağın hesabı, kamu kaynaklarından ne kadar pay alacağı.
Projenin büyük ortağı ise ne olursa olsun bir devri daim peşinde. Muhalefeti etkisizleştirerek, rekabeti ortadan kaldırarak sahte bir zafer yaratmak istiyorlar.”
Emekli bayram ikramiyesi ile ilgili de eleştirilerde bulunan Dervişoğlu “Emekliye bayramda verilecek ikramiye asgari ücretin en az yarısı kadar olmalıdır. Ve senede iki bayram verilmelidir” diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında özetle şunları kaydetti: “CHP’nin işi gücü fitne fesattır. Geçtiğimiz hafta Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına atanan değerli arkadaşlarımızın yasal ve Anayasal prosedür olan yemin merasimlerinde yaşanan ilkellikleri, şiddet sahnelerini, anti demokratik muameleleri aziz milletimiz ibretle seyretmiştir. Gazi Meclis aciz Meclis değildir. Gazi Meclis kürsü işgaliyle üçüncü dünya ülkelerini andıracak bir Meclis değildir. Yeni atanan bakanlarla ilgili eğer varsa merak edilen bir husus yasal ve demokratik kanallar açıktır, ortadadır. Muhalefetin sahip olduğu imkânları kullanmaya yanaşmadan Meclis’i karıştırması, yasal ve Anayasal bir hakkı engellemeye çalışması yeni sürüm bir siyasi eşkıyalık değilse nedir? Ali kıran baş kesen misiniz? Nesiniz, kimsiniz? Deli Dumrul gibi hareket etmenin neresi demokrasidir? Özellikle yeni atanan Adalet Bakanımızla ilgili rahatsızlığınızın kaynağını nasıl yorumlayalım?
YENİ BAKANLARA TEBRİK
İstanbul’daki tezgâhınız bozuldu, öfkeniz buna mı? Rüşvet ve yolsuzluk çarkınız kırıldı, sinir nöbetiniz bundan mı? Yemin merasiminde TBMM’nin saygınlığına leke düşüren müfsit ve müflis CHP zihniyetini ayıplıyor, haddinizi bilin diyorum.
Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’i ve İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’yi ayrı ayrı tebrik ediyor, tam desteğimizle birlikte başarılar diliyorum.”
‘PÜSKEVİT’ ÇIKIŞI
BAHÇELİ konuşmasında 2011 yılında Yozgat mitinginde söylediği “Evinizde çocuklar televizyonun karşısına dizilmiş oturuyorlar. Karşınızda, reklamlara çıkan çocukların ellerinde çikolatalar, püskevitler...” sözlerini de hatırlattı: “Bu ramazanda bol yıldızlı otellerin restoranlarında değil mütevazı sofralarda yerimizi almalıyız. Milletvekillerimiz ve tüm teşkilatımızla eşzamanlı şekilde daha hızlı, daha aktif, daha sorumlu, daha özenli, daha müşfik, daha kucaklayıcı, daha hazır olmalıyız. Yıllar önce bir konuşmamda; anasının, babasının gözlerine bakan yurdumun masum çocuklarının sözcüsü olmak istemiştim. Ve memleketim olan Gavur Dağı’nın söyleyişiyle; ‘Hani benim püskevitim, çukulatam’ demiştim. Bu ramazanda hep birlikte sofraların, ocakların, çocukların, gençlerin, yaşlıların ve kadınların sesi olalım. Püskeviti olmayan çocukların çağrısını işitelim.”