Mesut Hasan Benli

‘Avukatlık onurunu zedeledin’ cezası

13 Nisan 2026

Kurul, dosyanın duruşmalı olarak görülmesine karar verdi. 9 Nisan tarihinde yapılan duruşmaya, şikâyet edilen avukat Vahit Bıçak ve avukatları katılmazken, şikâyetçiler Mustafa Damar, Feyzan Damar ile Levent Şenel ve avukatları hazır bulundu.

ÖRNEK OLSUN TALEBİ

Anne Feyzan Damar “Heyetinizden bir hukukçunun bir daha hiçbir genç kadına bu şekilde saldırıda bulunmaması için örnek olacak en ağır cezayı vermesini talep ediyorum” diye konuştu.

Savunmalarından Ankara Barosu Disiplin Kurulu Heyeti, Vahit Bıçak’ın Avukatlık kanunda yer alan “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak” hükmüne ve Türkiye Barolar Birliği meslek kurallarına aykırı davranarak disiplin suçu işlediği kanaatine varıldığı tespitinde bulundu. Kararda, Bıçak’ın 868 TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği belirtildi. Öte yandan Avukat Bıçak’a ‘kişinin hatırasına hakaret’ suçundan 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verilirken,  “cezanın infazından sonra işlemek üzere takdiren 1 yıl süre ile bu vekâlet yetkisinin kullanılmasının yasaklanmasına” hükmedilmişti. Kesinleşen kararının Baroya ulaşmasının ardından Bıçak’ın 1 yıl süre ile vekalet yetkisinin kullanılmasının yasaklanmasına da karar verileceği bildirildi.

 

Yazının Devamını Oku

Soygunu babası ortaya çıkarttı

12 Nisan 2026

BARTIN Adliyesi’nde zabıt kâtibi olarak görev yapan O.Ç. (28), 2024 yılında Ankara Adliyesi’ne tayin oldu ve Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nda görev yapmaya başladı. Ancak genç zabıt kâtibi, son günlerde durgunlaşmış, ailesinden uzaklaşarak içine kapanmaya başladı. Bu durumdan şüphelenen babası, 4 Ocak günü oğluyla bir araya gelerek, oğlundaki değişimi anlamaya çalıştı.

Görüşme sırasında O.Ç., babasına, “Baba ben bir hata yaptım” diyerek, yaptıklarını anlattı. O.Ç., “Dosyalara gelen emanet paraları kullanıp daha sonra yerine koymak üzere aldığını, işin içinden çıkamadığını belirterek, bu paraları yerine koymak için kendisinden yardım istedi. Baba, oğluyla birlikte, 6 Ocak günü Ankara Adliyesi’ne gelerek, yazıişleri müdürü ile görüştü. Yapılan görüşmenin ardından O.Ç. hakkında ihbarda bulunuldu. Savcılık, adliye çalışanı hakkında soruşturma başlattı. 

‘ÇANTAYA KOYARAK ÇIKARTIYORDUM’

Şüpheli olarak ifadesi alınan O.Ç., adliyedeki görevinin, soruşturmalar kapsamında kolluk tarafından kendisine teslim edilen paraları, Adli Emanet Bürosu’nda görevli personelle, bankaya götürerek yatırmak olduğunu anlatarak, “Ankara Adliyesi’nde göreve başladığımda kredi kartı borcum epey fazlaydı, Ankara’ya geldikten sonra da borçlarımı ödeyemez oldum. Görev yaptığım yerde bize getirilen adli emanet paralarını kullanabileceğim aklıma geldi, bu paraları sanal bahis sitelerinde kullanarak borçlarımı ödeyebileceğimi düşünmüştüm ancak aldığım paraları sanal bahiste de kaybettim. Kolluk tarafından bize verilen soruşturma dosyalarına konu emanet paralarını kimse görmeden çantaya koyarak adliyeden çıkarıyordum. Bazen ATM’den banka hesabıma yatırıyordum, bazen de nakit olarak kullanıyordum” dedi.

31 DOSYADAN BİNLERCE LİRA ALDI

Başlatılan soruşturma kapsamında O.Ç., tutuklanarak cezaevinde konuldu. Yaklaşık 3 ay tutuklu kaldıktan sonra ev hapsi şartıyla tahliye edilen O.Ç. hakkında savcılık, ‘zincirleme şekilde zimmet’ suçundan Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Hazırlanan iddianamede şüpheli zabıt katibinin 31 farklı dosyadan farklı zamanda toplamda 518 bin 220 TL, 350 dolar, 60 sterlin aldığı tespit edildi.

Kolluğun getirdiği paraların şüpheli tarafından kendi hesaplarına aktarıldığı, şüphelinin atılı suçlamayı ikrar ettiği ve kamu zararını gidermek istediğini beyan ettiği belirtilen iddianamede, “Şüphelinin farklı tarihlerde yukarıda sıralanan soruşturma dosyalarından ve toplamda 501 bin 220 TL, 350 dolar ve 60 sterlin parayı zimmetine geçirdiği ve kamu zararına neden olduğu, şüpheli müdafine söz konusu kamu zararını gidermek üzere tebligat yapıldığı, söz konusu kamu zararının giderildiği, böylece şüphelinin soruşturma aşamasında zincirleme şekilde işlemiş olduğu zimmet suçuna ilişkin kamu zararını gidermek suretiyle etkin pişmanlıkta bulunduğu anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Yazının Devamını Oku

ABK davasında ‘Siyasi isim’ tartışması

10 Nisan 2026

Çete üyeleri, operasyonu düzenleyen polisler ve Kaplan’ın avukatları ile ‘M7’ kod adlı gizli tanık Serdar Sertçelik’in de aralarında bulunduğu sanıkların yargılanmasına Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmada tutuksuz yargılanan ve müşteki-sanık sıfatları bulunan polisler de hazır bulundu.

MESAJLAR OKUNURKEN...

Mahkeme başkanının dosyaya giren bazı mesajlarda yer alan “siyasilerin isimlerini atlayarak” okuması dikkat çekti. Mahkeme başkanı; Cengiz Haliç’in Sertçelik’e gönderdiği “MHP grup toplantısında iş patlayacak Serdar…”, “İzzet Ulvi tamamlamak üzere metni…”, “Bahçeli…” ifadelerin geçtiği mesajı özetleyerek okudu. Okunan mesaj sırasında “MHP”, “Bahçeli” isimlerinin geçirilmesine sanık avukatları ve bazı sanıklar tepki gösterdi. Sanık avukatları, mahkeme başkanına diğer siyasilerin isimlerinin neden okunmadığı yönünde eleştiride bulunarak, “Yazışmalarda yer alan gazetecilerin ve diğer siyasilerin isimlerini okumuyorsunuz ama MHP’li isimleri okuyorsunuz. Ya hepsi okunsun ya da hiçbirisi okunmasın” eleştirisinde bulundu. Bunun üzerine mahkeme başkanı da “Hepsini okuruz” yanıtını verdi.

 

 

 

Yazının Devamını Oku

Yargıtay son noktayı koydu

9 Nisan 2026

GENÇ avukat Belen Nesli Çoşğun (22) evli ve bir çocuk babası olan Kahramanmaraş’ta oteli bulunan Muhammet Balcı ile duygusal bir birliktelik yaşıyordu. 15 Haziran 2023 günü, çift Ankara’da bir rezidansta kaldı. Sabah saatlerinde genç avukat yatağında vurulmuş halde bulundu.

Olay sabahı tarafların tespit edilmeyen nedenle tartışmaya başladığı, o sırada Çoşğun’un kullandığı cep telefonuna yüklü olan Kadın Destek Programı’na (KADES) 3 kez basarak yardım istediği öğrenildi. Balcı ise savunmalarında genç avukatın intihar ettiğini ileri sürdü. Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi sanığa ‘kadına karşı kasten öldürme’ suçundan indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet cezası verirken, istinaf mahkemesi de verilen hükmü onadı. Sanık Balcı’nın avukatı temyiz başvurusunda bulundu.

‘STAJYERİMİN AVUKATI OLDUM’

Yargıtay 1. Ceza Dairesi dosyaya ilişkin temyiz incelemesini tamamladı. Daire, sanık Balcı’ya verilen cezanın onanmasına oybirliği ile hükmetti. Ailenin avukatı olan aynı zamanda, Çoşğun’nun yanında staj yaptığı avukat Mehmet Rifat Bacanlı, Yargıtay’ın kararına ilişkin olarak “Kaderde stajyerimin avukatı olmak da varmış. Kıymetli stajyerim Belen’in katilinin almış olduğu ağırlaştırılmış hapis cezası Yargıtay tarafından onaylandı. Hiçbir bir indirim yapılmadı. Kadın cinayetine kurban giden hayat dolu meslektaşımız için verdiğimiz hukuki mücadele en azından olumlu sonuçlandı” paylaşımında bulundu.

 

Yazının Devamını Oku

M7’den anneli şifre

6 Nisan 2026

AYHAN Bora Kaplan suç örgütünün davasının gizli tanığı aynı zamanda ‘M7’ koduyla bilinen Serdar Sertçelik, firar ettikten sonra ona ait bir telefon bulundu. Telefon nedeniyle yapılan soruşturmada, suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan, avukatı ve Sertçelik’in aralarında bulunduğu 6 kişi hakkında Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne birleştirme talepli dava açıldı. Davanın iddianamesinde dikkat çeken bir ayrıntı ortaya çıktı. Sertçelik firar ettikten sonra Macaristan’da yakalandı. İddianameye göre, Sertçelik Macaristan’da bulunduğu sırada, buluntu telefonla ilgili olarak kendisine ait sosyal medya hesabından, 3 Aralık 2025 tarihinde “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na” başlıklı bir paylaşım yaptı.

‘BANA AİT DEĞİL’

Sertçelik paylaşımında, “Benim gönderdiğim iddia edilen bir telefon içerisindeki Whatsapp yazışmalarından dolayı soruşturma yapıldığını ve bu soruşturma kapsamında adımın kullanıldığını öğrendim. Kesinlikle benim böyle bir telefonum yoktur. Böyle bir telefon göndermedim, dolayısıyla bu telefon ve yazışmalar bana ait değildir. Bu beyanımı Türkiye’deki avukatım aracılığıyla soruşturma yapan Cumhuriyet Savcılığı’na ileteceğim” ifadelerini kullandı. Sertçelik açıklamasını “Bu açıklamayı ben Serdar Sertçelik Ankara 02.02.1986 (Ayşenur Bozoğlu) kendi elimle bu açıklamayı yazdım” cümlesiyle bitirdi.

‘SAVCI ANLAMADI MI’

İddianamede Sertçelik’in bu paylaşımından sonra 14 Aralık 2025 tarihinde adli makamlara “Bakın ben gemileri yakmışım. Sonum yok benim. Ama bunlar beni tehdit ediyorlar annem üzerinden. Adliyeciler önlem alsın. Instagramdan paylaştılar mektubu araya isim yazılı. Anlamadı mı savcı? İlginç?” şeklinde bir mesaj gönderdiği belirtildi. Sertçelik, Türkiye’ye getirildikten sonra 7 Şubat 2026 tarihinde verdiği ifadesinde yaptığı paylaşımda annesi “Ayşenur Bozoğlu” ifadesini yazmasıyla ilgili olarak “Macaristan ülkesinde anne ismi bireyleri ayırt etmekte bir kriter olarak kullanılır. Macaristan ülkesinde genelde anne ismi kullanılır, baba ismi kullanılmaz” şeklinde açıklamalarda bulundu.

‘BASKI ALTINDA’

İddianamede, Macaristan’da özgürlüğü kısıtlı bulunan ve kimlik bilgileri zaten bilinen bir kimsenin, kim olduğunu ispat için annesine ait isim ve soy isim belirtmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtildi. Serdar Sertçelik’in silahlı suç örgütü baskısı altında bulunduğu ve annesinin can güvenliğinin tehlikede bulunduğunu ima etmek amacıyla adli ve idari makamlara şifreli mesaj gönderdiği ifade edildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili idari birimlere can güvenliği ile ilgili müzekkerelerin yazıldığı belirtildi. 

Yazının Devamını Oku

Ayhan Bora Kaplan davası yarın başlıyor

5 Nisan 2026

Yapılan yargılama sonucunda ABK’ye 68 yıl hapis cezası verilirken, diğer sanıklara ise çeşitli sürelerde hapis cezasına hükmedildi. Karara ilişkin istinaf başvurusu yapıldı. İstinaf Mahkemesi, önce kararının onanmasına hükmetti.

Ancak yapılan olağanüstü itirazla ABK suç örgütü üyelerinin yeniden yargılanması için dosya Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri geldi.

1 HAFTA SÜRECEK

Birleştirilen dosyalarla Ayhan Bora Kaplan çetesinin üyeleri, operasyonu düzenleyen polisler ve Kaplan’ın avukatları ile M7 kod adlı gizli tanık Serdar Sertçelik’in bulunduğu dosya tek dosya haline gelmiş oldu. Yarın başlayacak davanın Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampusu’ndaki duruşma salonunda yaklaşık bir hafta sürmesine karar verildi. Pazartesi günü yapılacak duruşmaya müşteki sanık sıfatına sahip olan polislerin katılması beklenmiyor. Polisler ve avukatların yarın FETÖ üyesi olduğu iddia edilen Cevheri Güven’e bilgi sızdırdıkları iddiasıyla FETÖ’ye yardım iddiasıyla yargılandıkları Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya katılacakları bildirildi. Polislerin bu duruşmanın ardından salı gününden itibaren Sincan Cezaevi’ndeki duruşmalara müşteki – sanık sıfatıyla katılması bekleniliyor.

 

 

 

Yazının Devamını Oku

Dikkat çeken deprem raporu

31 Mart 2026

6 Şubat depremlerinde Hatay’ın Defne ilçesinde bulunan Gün apartmanı yıkılan binalar arasında yer aldı. Çöken binada çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden kişiler arasından Şaziye Görün ve Mehmet Habib de yer aldı. Görün ve Habib’in yakınları hizmet kusuru gerekçesiyle, Defne Belediye Başkanlığı, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve Çevre, Şehircilik ve İlkim Değişikliği Bakanlığı’nın aleyhine maddi ve manevi tazminat talebiyle Hatay 4. İdare Mahkemesi’ne dava açtı.

AFAD’IN KUSURU %2

Mahkeme dosyada bir bilirkişi heyeti görevlendirdi. Akademisyenlerden oluşan bilirkişi heyeti, hazırladığı raporu dava dosyasına sundu. Raporda, davalı kurumların sorumlulukları ve kusur durumları da tek tek ortaya konuldu. Raporda AFAD’ın öncelikli olarak bölgenin risklerini tespit etmesi ve bu risklere göre kanunda kendisine verilen yetkileri kullanması gerektiği belirtilerek özetle, “Hatay için 2021 yılında hazırlanan IRAP (İl Afet Risk Azaltma Planı) raporu incelendiğinde, hangi bölgelerin etkileneceğine dair somut, veriye dayalı ve haritalı bir değerlendirme yapılmamış, kurum ve kuruluşların sorumlulukları ise genel ifadelerle sınırlı kalmıştır. Risklerin doğru belirlenmediği bir noktada önlemlerin de sağlıklı alınamayacağı açıktır. Böylece, IRAP raporunda Doğu Anadolu Fay Zonu ile ilgili geniş bir çalışma yapmadığı, veriye dayalı olmayan genel ifadeler ile bir değerlendirme yapıldığından kanundan kendisine verilen görevini eksiksiz yerine getirmediği, bu nedenle kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır” denildi. Yapılan bu tespite rağmen bilirkişi heyeti AFAD’ın kusur oranının yüzde 2 olduğunu savundu.

BAKANLIĞIN KUSURU %3

Raporda, Çevre, Şehircilik ve İlkim Değişikliği Bakanlığı’nın kusuruna ilişkin olarak da özetle “Bakanlığın 1975 yılında bir deprem yönetmeliği hazırlaması ve bunu yürürlükte tutması, bu hususta görev ve sorumluluklarını kısmen yerine getirmesini sağlamıştır. Ancak, 1997 yılına kadar aynı deprem yönetmeliğini 22 yıl boyunca yürürlükte tutması ve bu süre zarfında teknolojik ve bilimsel gelişmelere rağmen yönetmeliği güncellemeyişi sebebiyle, gecikmiş bir deprem yönetmeliği dolayısıyla meydana gelen zararlardan sorumluluğunun bulunduğu ve kusurlu olduğu kanaatindeyiz. Hazır beton ve nervürlü donatı kullanım zorunluluğunun geç uygulamaya konulması nedeniyle (2000 yılı sonrası), Bakanlığın bu konuda sorumlu ve kusurlu olduğu kanaatindeyiz” denildi. Raporda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın kusur oranının ise yüzde 3 olduğu iddia edildi.

BELEDİYELERDE %5-15

Raporda Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin ise hem mikro bölgeleme hem de çevre düzeni planı hazırlanması aşamasında zemin için özel önlemler almadığı, mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi ve dayanıklı hale getirilmesi çalışması yapmaması nedeniyle kusurlu olduğu belirtildi. Raporda, Büyükşehir Belediyesi’nin kusur oranı ise yüzde 5 olduğu değerlendirildiği ifade edildi. Raporda, daha sonra mahalleye dönüştürülen Çekmece Belediyesinin de kontrol faaliyetleri, etkin denetim yapmaması nedeniyle kusurlu olduğu anlatıldı. Raporda, Çekmece Belediyesi’nin kusur oranının yüzde 15 olduğu değerlendirildiği ifade edildi.

Raporda depremin şiddeti “en büyük sorumlu” olduğu savunularak, “Teknik incelemeler ışığında, söz konusu büyüklükteki yer hareketlerinin yapı üzerinde hasar oluşturmasının kaçınılmaz olduğu kanaatine varılmıştır. Buna göre; Defne ve Antakya ilçeleri için yüzde 25 oranında bir kaçınılmazlık indiriminin uygulanması teknik açıdan makul görülmekte” denildi.

Yazının Devamını Oku

Milyon liralık sazan sarmalı

3 Nisan 2026

Edinilen bilgiye göre; E. O. ve eşi H. O., Ankara Gölbaşı İncek’te bulunan ve piyasa değeri 18-20 milyon TL arasında olan evlerini, ekonomik nedenlerle piyasa fiyatının altında bir bedelle satmak amacıyla, bir emlak sitesinde ilana koydu. İlanda evin fiyatı 16 milyon 500 bin TL olarak belirtildi.

Yaklaşık iki ay sonra, kendisini ‘Cüneyt’ olarak tanıtan bir kişi, H. O.’yu arayarak ev hakkında bilgi aldı. Evi kendi evi gibi hissedarlara satacağını, alıcılarla kendisinin muhatap olacağını ancak alıcılara kendisini ‘kuzeni’ olarak tanıtmalarını istedi. H. O. bu teklifi kabul etti. Pazarlıkla 16 milyon TL bedel üzerinden anlaşma sağlandı. Cüneyt, hemen bir başkası adına kayıtlı banka hesabından ev sahibine 10 bin TL kaparo gönderdi. H. O. kaporayı aldıktan sonra evi ilandan kaldırdı.

EMLAKÇIDAN MÜŞTERİ BULUNMASINI İSTEDİ

Cüneyt, Gölbaşı İncek çevresinde emlakçılık yapan Davut M.’yi arayarak kendisinin bir evi olduğunu, müşteri bulmalarını istedi. Emlakçı Davut M. de evlilik hazırlığı yapan yeğeni için ev arayan Mehmet Ş.’yle iletişime geçti.

Ev görme işleminin ardından Mehmet Ş., emlakçı aracılığıyla Cüneyt’i arayarak ev konusunda pazarlık yaptı. Taraflar 11 milyon 750 bin TL bedel üzerinde anlaştı. Cüneyt’in talimatıyla H. O., tapu randevusu aldı. Taraflar tapu müdürlüğünde buluştuğunda Cüneyt, evi alacak inşaat mühendisi İzzettin Ş.’yi arayarak ev bedelinin bir kısmını E. O.’nun hesabına, kalanını ise 11 ayrı IBAN adresine yatırmasını istedi. Bu talimata uyan İzzettin Ş., Cüneyt’in talimatı üzerine E. O.’nun hesabına 2 milyon 200 bin TL gönderdi ve geri kalan parayı, başkaları adına kayıtlı olan 11 ayrı hesaba aktarmaya başladı.

DOLANDIRILDIKLARINI BÖYLE ANLADILAR

Para gönderme işlemi devam ederken, Cüneyt, isimli kişi tarafından evin gerçek sahiplerine 6 milyon TL, 4 milyon 800 bin TL ve 3 milyon TL tutarlarında sahte dekontlar gönderilmeye başlandı. Dekontlara rağmen H.O., kendi banka hesaplarını kontrol ettiğinde herhangi bir para girişi olmadığını fark etti. E. O. de kimliğini göstererek, hesabına para gelmeden tapu için imza atmayacağını söyledi.

Bir süre sonra taraflar arasında gerilim artınca İzzettin Ş., 11 milyon 750 bin TL’yi gönderdiğini ve artık konutu devretmeleri gerektiğini tekrarladı. Bunun üzerine E. O., hesaplarına yalnızca 2 milyon 200 bin TL geldiğini, toplamda 16 milyon TL almaları gerektiğini ve evi 16 milyon TL’ye sattıklarını belirtti. İzzettin Ş. ise evi 11 milyon 750 bin TL’ye aldıklarını söyleyince taraflar dolandırıldıklarını anladı.

Yazının Devamını Oku