Sarunas Jasikevicius'un öğrencileri, Euroleague ve İspanya Ligi'nde sahasında tek yenilgisi bulunan Real Madrid'i geçerek Olimpia Milano ve Baskonia yenilgilerinin ardından oluşabilecek bir krizi önledi.
FENERBAHÇELİLER 'KABULLENMİŞLİĞİ' KABULLENEMEDİ
Ataşehir'de lider çıktığı Olimpia Milano ve İspanya'daki Baskonia karşılaşmalarında aldığı mağlubiyetlerden çok, son çeyreklerdeki mağlubiyeti 'kabullenmiş' görüntüsüyle taraftarlarına hayal kırıklığı yaşatan Fenerbahçe Beko, zorlu Real Madrid deplasmanında reaksiyon maçına çıktı.
Sertaç Şanlı, Nigel Hayes-Davis, Marko Guduric, Bonzie Colson ve Wade Baldwin 5'lisi ile maça başlayan Fenerbahçe, ilk çeyrekte istediği atış fırsatlarını bulsa da isabet konusunda ev sahibinin çok gerisinde kaldı.
Uzun mesafeli atışlarda başarı sağlayamayan Fenerbahçe, Nigel Hayes-Davis ve Wade Baldwin'in 2 sayılık isabetleriyle oyuna tutunmaya çalıştı.
İlk periyodu 20-12 geride kapatan Saras'ın öğrencileri, ikinci çeyreğe muazzam bir başlangıç yaptı. Yakaladığı 8-0'lık seriyle Real'e mola aldıran sarı lacivertliler, mola dönüşünde Nigel Hayes'in attığı ilk üçlükle maçta ilk kez öne geçti.
REAL'DEKİ ROTASYONU İYİ DEĞERLENDİRDİ
Süper Lig'de bu sezon 3.83 ile en yüksek gol beklentisine ulaşan takım unvanını alan Fenerbahçe, Kayseri'deki maçın ilk 45 dakikalık bölümünü mükemmel oynadı.
İLK YARIDA 7-8 GOL ATABİLİRDİ
Sofyan Amrabat, Fred ve Mert Hakan Yandaş üçlüsünün arı gibi çalıştığı, Dusan Tadic'in sanatını icra ettiği, Oğuz Aydın'ın ışıl ışıl parladığı maçta Fenerbahçe, Kayserispor'a ilk yarıda nefes aldırmadı.
Tadic'in penaltısıyla perdeyi açan, Fred-Mert Hakan-Tadic üçlüsü ile ders niteliğinde hücum organizasyonları gerçekleştiren Fenerbahçe'de final vuruşlarını ilk kez 11'de başlayan Oğuz Aydın yaptı.
İlk yarıda üç gol bulan Fenerbahçe; En-Nesyri, Mert Hakan Yandaş ve Fred'le skoru artıracak fırsatlar yakalasa da bu pozisyonları cömertçe harcadı.
İSABETLİ ŞUT ATAMADAN GOL ATAN İLK TAKIM
Rakibine ilk yarıda isabetli şut şansı tanımayan sarı lacivertliler, Alexander Djiku'nin ters vuruşunda golü yedi ve Kayserispor bu sezon bir Süper Lig maçının ilk yarısında isabetli şut çekemeden gol atan ilk takım oldu.
İlk 45 dakikada varlık gösteremeyen Kayserispor, ikinci bölüme daha istekli ve daha gözü kara başladı.
Boks otoritelerinin; tehlikeli, sorumsuzca ve utanç verici olarak nitelendirdiği, aralarında 31 yaş bulunan iki dövüşçünün ringe çıkmasının boksun ciddiyetine zarar verdiği yönünde muhalefet ettiği Mike Tyson - Jake Paul maçı geride kaldı.
Fiziksel eşitliği sağlamak adına ağırlık sınıfları ve benzer sınırlandırmalarla sıkı sıkıya düzenlenen; hız, güç ve dayanıklılık bakımından kısmen bir dengenin hedeflendiği boksta, böyle bir eşleşme haliyle tepkileri de beraberinde getirdi.
Son profesyonel maçına 2005 yılında Kevin McBride karşısında çıkan Mike Tyson, Roy Jones Jr. ile 2020 senesinde gösteri maçı yapsa da son 19 yılda profesyonel anlamda böyle bir meydan okuma içinde olmamıştı.
19 YIL SONRA İLK PROFESYONEL MAÇ
"Herkesi üzdüğüm için sadece üzgünüm. Boksu artık kalbimde taşımıyorum. Sadece faturalarımı ödeyebilmek için dövüşüyorum. Bu seviyede boksörlere kaybederek bu spora daha fazla saygısızlık yapmayacağım." sözleriyle emeklilik kararı alan, daha sonraki yaşamındaki spor faaliyetlerinden daha çok özel hayatındaki çalkantılar, televizyon dünyasında yaptıklarıyla anılan Mike Tyson'ın, kendisinden çok daha genç ve çok daha formda olan Jake Paul'la ringe çıkması hem övgü hem de yergiyi beraberinde getirdi.
Siyatik, ülser gibi rahatsızlıkları bulunan Mike Tyson'un, sağlık sorunları ve büyük dezavantaja rağmen böyle bir teklife olumlu yanıt verip ringe çıkması, onun için bile delice olmasının yanı sıra; tam zamanlı YouTuber, yarı zamanlı boksör olan, genelde 40 yaş üzeri MMY dövüşçüleri ile düşük seviyedeki boksörleri rakip edinerek sosyal medyadaki ününe ün katan Jake Paul'a rakip olması da boksa yapılan bir hakaret olarak görüldü.
EFSANE, 'SOSYAL SOYTARI'YA KARŞI
Fenerbahçe'deki kariyerinin henüz başında olmasına karşın; söylemleri, tepkileri, saha içi ve dışındaki hareketleriyle ülke ve dünya gündeminde çok etkili bir isim.
Süper Lig'deki Antalyaspor maçında 'laptop'lu tepkisiyle dünya gündemine oturan Mourinho, Trabzonspor deplasmanında alınan son dakika zaferi sonrası yaşadığı sevinçle bir kez daha manşetleri süsledi.
Amrabat'ın galibiyet golüyle kendinden geçen, saha içine koşarak kayma girişiminde bulunan Mourinho, öğrencileriyle çocuklar gibi sevindi ve bu anlar bir kez daha dünya gündemine oturdu.
Ancak Mourinho'nun şimdiden ikonikleşen bu sevinci, ne ilk ne de son olacağa benziyor çünkü Porto'dan Roma'ya, Real'den Manchester'a kadar tarihte birçok örneği mevcut.
OLD TRAFFORD'U TURLADI
Porto ile 2004 yılında Şampiyonlar Ligi'ni kazandığı sezon Mourinho'nun dünya sahnesine çıktığı yıl olmuş, Manchester United deplasmanında Costinha'nın turu getiren golü sonrası Portekizli çalıştırıcı adeta kendinden geçmişti.
Kırmızı Şeytanlar'a havlu attıran golle yedek kulübesini koşar adım terk eden Mourinho, atletlere nazire yapar nitelikteki deparıyla Old Trafford çimlerinde coşkulu bir sevinç yaşamıştı.
Maç boyunca cesaretini, gücünü ve zekasını konuşturan, her vuruşta hedefe bir adım daha yaklaşmanın sevinciyle dolup taşan, gözlerindeki zafer parıltısını bir kez olsun yitirmeyen 22 yaşındaki milli sporcumuz, rakibine yalnızca 3 oyun verdiği karşılaşmada epik bir başarıya imza attı.
İlk setin dördüncü oyunundan itibaren hakimiyeti eline alan Zeynep, üst üste 3 ace aldığı oyunda durumu 2-2'ye getirdi.
Ann Li'nin basit hatalar yaptığın beşinci oyunda servis kırarak öne geçen milli tenisçimiz, birçok kez geriye düştüğü altıncı oyunda ise kararlılık sergileyerek galip çıktı ve 4-2 öne geçti.
"KELEBEK ETKİSİ"
İlk setin altıncı oyununda yanı başına konan kelebeğin zarar görmesini istemeyen Zeynep, eline aldığı kelebeği oyun alanın dışına bırakırken ince düşüncesiyle seyircilerden büyük alkış aldı.
RAKİBİNİN DİRENCİNİ KIRDI
Büyük çekişmeye sahne olan, direncin sınandığı, her iki tenisçinin de büyük efor sarf ettiği yedinci oyunu kazanarak rakibi Ann Li'nin gardını düşüren Zeynep, ABD'linin basit hatalarla geriye düştüğü sekizinci oyunu da alarak ilk seti 6-2 kazandı.
Her adımında atmosferi değiştiren, her hareketini bir hikayeye dönüştüren, izleyenleri büyüleyen bir balet.
Tuval üzerindeki ustalığı, bazen sert, bazen yumuşak dokunuşları, her fırçada bir tablo yaratan ressam.
Kelime seçimindeki titizliği, sınırları zorlayan imgeleri, duygusal derinliği, her dizedeki ahengiyle bir şair.
Bir güvercin kadar zarif, bir gladyatör kadar savaşçı, stratejik düşünme kabiliyeti, liderlik yeteneği, taktik bilgisi, disiplin ve azmiyle bir maestro.
Kimden mi bahsediyoruz; ömrünü futbola adamış, hayal dahi edilemeyecek başarıları birçok kez yaşamış, futbolculuk kariyerine 38 kupa sığdırmış Andres Iniesta'dan.
Futbola Barcelona'nın meşhur akademisi La Masia'da başlayan bu mütevazı kişilik, 12 yaşındayken babasının krampon alabilmek için 3 ay para biriktirdiği ve nereden geldiğini her daim hatırlayan bir futbol emekçisi.
Barcelona A Takım formasını ilk kez 2002 yılında giyen, 2004-2005 sezonundan itibaren Katalan devinin demirbaşlarından olan Andres Iniesta, 2009'da 6 kupa birden kazanan tarihi kadronun bir neferi.
2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda hem şampiyonluk yaşayan hem de yılın takımında yer alan Andres Iniesta, 2010 yılında ise İspanya'nın kaderini değiştiren oyuncu.
Hele ki iyi bir kariyere sahip, büyük umut ve beklentilerle, yüksek bir bonservis ücreti karşılığında transfer edilmiş bir oyuncuysa...
Önce takımının sonra bireysel hedeflerinin peşinden azimle, hırsla, sebatla gitmesi; kendisine biçilen değerin, kendisine gösterilen teveccühün karşılığını bittamam vermesi gerekir.
Görevini layıkıyla yapması bir lütuf değil, mesleki sorumluluğunun karşılığıdır.
Ancak gelin görün ki bu bilinçten uzak görünen, ileriye değil, her geçen gün geriye giden, içende bulunduğu durumu düzeltmeye yönelik bir yönelimden uzak bir futbolcu profili var karşımızda.
Bir zamanlar A Milli Takım'ın değişmezleri arasına giren, Roma'da bir Gladyatör'e dönüşen, Premier Lig'e kadar yükselen, dünyanın fiziksel açıdan en zorlu liglerinden kabul edilen Ligue 1'de yeniden kendini bulan Cengiz Ünder, transfer rekoruyla geldiği Fenerbahçe'de yokları oynuyor.
Geçen sezon İrfan Can Kahveci'nin arkasında kalan, yeteneklerinden birkaç maçta esintiler sunan (İstanbulspor, Kayserispor, Ankaragücü maçları), koca bir sezonu ikinci adam olarak tamamlayan Cengiz, bu sezon ikinci tercih dahi olabilmiş değil.
Allan Saint-Maximin, Dusan Tadic ve İrfan Can Kahvecili Fenerbahçe'de takım arkadaşlarının gerisinde kalan, ligde yalnızca 22 dakika süre alabilen, rotasyona gidilen Union Saint-Gilloise mücadelesinde bu sezon ilk kez 11'e girebilen Cengiz Ünder, yine hayal kırıklığı yaşattı.
Fenerbahçe'nin Union Saint-Gilloise karşısındaki vasat, hatta kötü oyununu atlatmak için önce derbi mağlubiyetine değinmek gerekir.
Derbilerde alınan olumsuz sonuçlar mağlubiyetten ötedir...
Fabrikadaki Ahmet'ten memure Ayşe'ye, öğrenci Zeynep'ten asker Mehmet'e kadar her kesime sirayet eder.
Üzer, can sıkar, yürek yakar, mutsuz eder, hüzne boğar...
O günü, haftayı, belki de ayı çekilmez kılar...
Ancak en kötüsü; sahada, yeşil çimde, dövüş meydanında mücadele veren oyuncuların olumsuz etkilenmesidir.
İşte tam olarak Fenerbahçe - Union Saint-Gilloise maçında gördüğümüz gibi!
Fenerbahçeli futbolcular; Fenerbahçe'nin oyuncusu değilmiş gibi, profesyonel değilmiş gibi, arkalarında milyonlar yokmuş gibi, başlarında dünyanın gördüğü en büyük teknik direktörlerden biri yokmuş gibi oynadı ya da oynamaya çalıştı.