Paris’te geçen hafta Cezayir kökenli 17 yaşındaki Nahel’in polis tarafından öldürülmesiyle başlayan, geçmiş yıllarda da benzerleri görülen banliyö isyanının sebeplerini uzmanlara sorduk. Konut politikaları ve polislik uygulamaları kadar sömürgeci geçmişin duygusal ağırlığının şiddet olaylarını körüklediğini anlatan uzmanlar, isyana katılanların çoğu üçüncü kuşak Fransız vatandaşları olsa da kendilerini “kabul edilmiş” hissetmediklerine dikkat çekti. Mülteci ve göçmen alımında Avrupa’da başı çeken Almanya’da ise tablo daha farklı.
‘ÖTEKİ’ VATANDAŞLAR
“Fransa, çoğunluğu Fransız vatandaşı olmalarına rağmen Müslüman gençleri topluma entegre edememiş, onlara, ulusun eşit parçaları olduğu duygusunu verememiş görünüyor” diyen Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı (SWP) araştırmacısı Dr. Yaşar Aydın, aynı zamanda ekonomik zorlukların neden olduğu ümitsizliğin kitleleri harekete geçirdiğini kaydetti. Fransa’da İslamofobiye yol açan “militan laiklik” ve polis içindeki ırkçılığın da öfkeyi arttırdığını söyledi.
Yaşar Aydın
CUMHURİYET İDEALİ ÇALIŞMADI
Fransız düşünce kuruluşu Ifri araştırmacısı Jeanette Suess de benzer şekilde, “Mevcut isyanlar, ihmal edildiğini hisseden banliyölerdekilerin, ki gençleri üçüncü kuşak Fransız vatandaşları, derin güvensizliğinin bir ifadesi” dedi. Suess’e göre bu kitleler, cumhuriyet idealinin yani “nereden gelirseniz gelin herkese eşit fırsat” vaadinin kendileri için geçerli olmadığı hissine kapılıyor.
İngiliz The Guardian gazetesi, uçak motorundan gemi pervanesine kritik sektörlerde faaliyet gösteren Rolls-Royce’un, kendi CEO’sundan belge gizlediğini yazdı. Buna göre, şirketin nükleer denizaltılarla ilgili işleri diğer üst düzey yöneticilerin kontrolünde, Tufan Erginbilgiç yönettiği organizasyonun tüm “sırlarından” haberdar değil.
BAŞTAN BERİ BİLİYORDU
İddiaları sorduğumuz Rolls-Royce İletişim Direktörü Richard Wray, bu durumun, Erginbilgiç’in atamasının ilan edildiği Temmuz 2022 öncesinde şirket içinde tartışıldığını söyledi. Wray, Erginbilgiç’in ocak ayında şirkete katıldığında “uygulamanın tamamen farkında olduğunu” kaydetti. Bunun hükümetle yapılan sözleşmelerden kaynaklandığını vurguladı. Rolls-Royce yetkililerine göre, hassas işlere CEO’nun dahil edilmemesinin sağlıklı olup olmadığı şirket içinde bir tartışma konusu değil.
AMERİKALIYA DA AYNI UYGULAMA
Erginbilgiç, İngiliz donanmasındaki denizaltılara güç veren nükleer reaktörlerin üretimine dair hassas bilgilere erişemiyor. Yasalar gereği, 1500’den fazla mühendisin istihdam edildiği bu bölümdeki bazı belgeler “sadece bir İngiliz tarafından” görülebiliyor. Hürriyet’e yapılan açıklamada, erişimi kısıtlanan “çok az sayıda ayrıntı” olduğu kaydedilirken, bunun sadece Erginbilgiç’e özel bir uygulama olmadığı anlatıldı. Örnek olarak, şirketin Savunma İşleri departmanının başındaki Amerikan vatandaşı Adam Riddle’ın da denizaltı programının bazı ayrıntılarını göremediği kaydedildi.
‘SADECE İNGİLİZLER GÖREBİLİR’
Yine de açıklamada, CEO Erginbilgiç’in bu kısıtlamaya rağmen şirketi yönetmek için “gerekli tüm bilgiye sahip olduğunun” altı çizildi. Bunun için İngiliz yöneticiler Anita Frew ve Chris Cholerton’un her detayı inceleyerek kendisine rapor verdiği belirtildi. Denizaltı departmanıyla ilgili hassas bilgilerden sorumlu Cholerton daha önce şirketin sivil havacılık bölümü başkanıydı.
HÜKÜMET KONTROLÜ
ESKİ ABD Başkanı Donald Trump döneminde başlayan ticaret savaşı, onu izleyen pandemi ve Ukrayna işgali, şirketlerin Çin’e bakışını değiştirdi. Dev şirketler üretimlerini alternatif destinasyonlara kaydırmaya başlarken, anketler yenilerinin yolda olduğuna işaret ediyor. ABD-Çin arasında tansiyon yükseldikçe şirket genel merkezlerinde taşınma
telaşı da artıyor.
YÖNETİCİLER NE DİYOR
1800’den fazla şirketi temsil eden Çin’de kurulu Avrupa Ticaret Odası anketine göre, üyelerin dörtte biri yatırımlarını başka ülkelere kaydırmayı düşünüyor. Şirket yöneticilerinin yüzde 50’si Çin’deki iş ortamının giderek daha politize olduğunu, yüzde 33’ü de Ukrayna savaşı sonrası yatırım cazibesini yitirdiğini söylüyor.
Çin’de iş yapan ABD’li 1000 şirketin üye olduğu Amerikan Ticaret Odası’nın 2023 raporunda bulgular benzer. “Taşınma niyetimiz yok” diyenlerin oranı üç yılda yüzde 83’ten yüzde 74’e gerilerken, firmaların yüzde 24’ü taşınmak istediklerini ya da bunu zaten yaptıklarını bildirmiş. Bugün şirketlerin sadece yüzde 45’i Çin’i ilk üç yatırım destinasyonu içinde görüyor, savaş öncesi bu yüzde 60’tı.
İngiltere merkezli sigorta şirketi WTW’nin dünya çapında 50 şirket yöneticisinin katılımıyla yaptığı anket Çin’e dair kaygıları yansıtıyor. Batı ile Çin arasında ekonomik ayrışmanın artarak süreceğini düşünenlerin oranı 2022’de yüzde 10’lardan bu yılki ankette yüzde 40’ın üzerine fırladı.
KAYGININ SEBEBİ NE
Norveç Kuzey Üniversitesi raporuna göre, 2011’deki 3 milyon tondan 2021’de 35 milyon tona yaklaşan kargo miktarı, geçen sene hafif düşüşle 34 milyona geriledi. 2022’de 314 gemi ile 2994 sefer yapılırken, bir önceki sene 414 gemi ile 3227 yolculuk gerçekleştirilmişti. Üstelik bu azalma, deniz buzu genişliğinin rekor düşük seviyeye gerilediği “uygun” şartlara rağmen yaşandı. Eriyen buzulların imkân verdiği düzenli büyüme trendinin kırılmasında, Rusya’ya yönelik yaptırımların etkili olduğu değerlendiriliyor.
PETROL VE DOĞALGAZ DOLU
Ticaret yollarını önemli ölçüde kısaltmasının yanı sıra, 2030’ların başında yazların tamamen buzsuz geçeceği tahmin edilen kutup bölgesinin, el değmemiş küresel petrol rezervinin yüzde 16’sına, doğalgazın ise yüzde 30’una sahip olduğu hesaplanıyor. Bu da komşu ülkelerin bölgeye ilgisini arttırıyor. Coğrafi üstünlüğe sahip Rusya, geçen yıllarda bölgedeki askeri varlığını güçlendirecek adımlar atmış, onlarca askeri karakol ve radar istasyonu açmıştı. Hürriyet’e konuşan ABD merkezli düşünce kuruluşu Wilson Center Kutup Enstitüsü Direktörü Dr. Rebecca Pincus, “Rusya, Kuzey Kutbu’nda büyük bir varlığı sahip. Ekonomisini desteklemek için Arktik kaynaklarını geliştirmeye önemli çaba harcıyor. Ancak Batı yaptırımları Rusya’nın buradaki gelişimini bir ölçüde engelledi” dedi.
ABD VARLIĞINI ARTTIRIYOR
Aynı enstitüden kıdemli üye Sherri Goodman da “Batılı ülkelerin, Kuzey Kutbu’nda Rusya’ya karşı daha fazla varlık ve angajman göstermesinin bekleneceğini” söyledi. Nitekim, ay başında ABD, Norveç’in Tromso şehrinde “en kuzeydeki” elçiliklerini açacaklarını duyurdu. Bölgeye odaklanan tek uluslararası organizasyon olan Arktik Konsey’in dönem başkanlığını geçen ay Norveç’e devreden Rusya, diğer üyeler Kanada, Danimarka, Norveç, ABD, İzlanda, Finlandiya ve İsveç karşısında yalnız kalmış görünüyor.
Ukrayna’nın güneyinde Dinyeper nehri üzerindeki Kahovka Barajı’nın önceki gün havaya uçurulması büyük bir çevre felaketine yol açarken, selden etkilenen bölgede mahsur kalanların tahliye edilmesi için zamana karşı yarış veriliyor. Rusya ile Ukrayna arasında ‘Barajı kim patlattı’ tartışması ise önceki akşam Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) söz düellosuna dönüştü.
EKOLOJİK BOMBA
BMGK toplantısında Rusya’nın Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya, Ukrayna ve Batılı ülke temsilcilerinin Moskova’yı suçlayan tavırlarını eleştirerek, “Rusya’yı suçlamak kalıcı şizofreni hali aldı. Buça hadiseleri, Zaporojiye Nükleer Santralı’nın ateşe tutulması ve Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına sabotaj düzenlenmesinde sorumlu adres olarak sürekli Rusya gösterildi. Baraj hadisesinde Batı’yı Ukrayna terörüne karşı sağduyulu davranmaya çağırıyoruz” dedi. Ukraynalı temsilci Sergey Kislitsa ise Nebenzya’yı, “BM’deki Putin’in terörist rejim temsilcisi” diye tanımlayarak, “Adı geçen ülkenin terörist yönetimi Kahovka Barajı’nı yıkarak ekolojik toplu imha bombasını patlatmıştır. Yaptıklarının savaş suçundan başka tarifi yoktur” dedi.
‘BİZİ DURDURAMAZSINIZ’
Dün krizle ilgili yeni bir açıklama yapan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, “Rusya bizi yıldıramaz. Rusları topraklarımızdan kovduktan sonra bıraktıkları yıkımın üstesinden geleceğimize eminim. İşgalci Rus kuvvetlerinin barajı kasıtlı yıkmaları sadece Herson bölgesini değil, Kırım’ı da gözden çıkardıklarını gösteriyor. Baraj Kırım’a da su sağlıyordu. Dünya topluluğuna da sesleniyorum. Ruslar barajı yıkarak son yıllarda dünya çapında yaşanmış en büyük çevre felaketine imza attı. Dünya bu vahşet karşısında sessiz kalmamalı. Rus terörüne kararlı tepki göstermeli” ifadelerini kullandı. (Nerdun HACIOĞLU)
BARAJ GÖLÜNDE SU 2.5 METRE AZALDI
- Ukrayna devlet hidroelektrik şirketi “Ukrhydroenergo” (UHE) Kahovka Barajı’nın vurulmasından sonra bölgedeki son duruma dair Hürriyet’e açıklamalarda bulundu. Söz konusu barajı da işleten şirketin bildirdiğine göre, Nikopol bölgesinde rezervuar seviyesi dün öğle saatlerinde 14 metreye düştü, önceki güne göre baraj gölündeki su 2.5 metre azaldı. İlk hasardan sonra kendi kendine yıkılmaya devam eden barajın bentlerindeki aşınmanın sürdüğü kaydedilirken, şu ana kadar Herson’da 2 bine yakın evi su bastığı bildirildi.
Irak hükümeti, ülkeyi güneyden kuzeye baştan başa geçecek “Kalkınma Yolu” projesini duyurdu. Toplam yatırımın 17 milyar doları bulacağı proje kapsamında, Basra Körfezi’nde inşası devam eden Fav Limanı’ndan başlayarak Irak’ın önemli kentleri üzerinden Türkiye sınırına ulaşacak 1200 km’lik paralel bir demir ve kara yolu inşa edilecek. Ulaştırma projesinin Türkiye içinde Mersin limanına kadar uzanması bekleniyor.
‘TİCARET HACMİNİ GELİŞTİRECEK’
Fizibilite çalışmaları İtalyan PEG firmasınca tamamlanan ve tanıtımı geçen ay yapılan projeye Türkiye’den özel ve kamu şirketlerinin ilgisi yoğun oldu. Hürriyet’in sorularını yanıtlayan Bağdat Büyükelçisi Ali Rıza Güney, Irak Başbakanı Muhammed Şiya Sudani’nin mart ayındaki Ankara ziyareti sırasında Kalkınma Yolu için iki ülkenin ortak çalışması yönünde irade beyan edildiğini, bu kapsamda ilgililerle görüşme ve teknik değerlendirmelerin sürdüğünü aktardı. Irak ile ticaret hacminin geçen yıl 24 milyar dolara ulaştığını kaydeden Güney, projenin bu tutarı geliştireceğini söyledi. Şırnak sınırına ulaşan yol güzergâhında 20 milyona yakın kişi yaşıyor.
‘ANKARA İLE TEMAS HALİNDEYİZ’
Bağdat hükümeti basın sözcüsü Muhammed Hüseyin El-Safi de projeye yoğun uluslararası ilgi gördüklerini, bunun “sadece Irak değil tüm bölge ekonomilerine hizmet edeceğini” söyledi. Yatırım için doğrudan Türk hükümeti ve Ulaştırma Bakanlığı ile temas halinde olduklarını ifade eden El-Safi, “demiryolları ile karayolları yapımında uzmanlaşmış Türk firmalarından çok sayıda talep aldıklarını” kaydetti. Proje ile Fav Limanı ve Basra kentinin yeni bir çekim merkezi olması hedefleniyor. Basra, Bağdat ve Musul gibi büyük şehirlerden geçecek hatta 15 tren istasyonu inşa edilmesi ve yılda 17 milyon yolcunun taşınacağı öngörülüyor. Projenin inşaat süresi ise 5 yıl olarak planlandı.
1- Fidan, istihbarat başkanı olarak çeşitli toplantılarda görüştüğü dışişleri bakanlarıyla “mevkidaş” sıfatıyla ilk kez gelecek ay Vilnius’ta yapılacak NATO liderler toplantısında bir araya gelecek. Eylülün ikinci haftası Yeni Delhi’deki G20 toplantısı, peşinden New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 78’nci oturumu için hazırlık yapacak.
2- Batı başkentleri, Vilnius öncesi İsveç’e NATO vizesi çıkmasını bekliyor. Geçen yıldan beri terörle mücadele mevzuatını sıkılaştırmak için peş peşe 3 düzenleme yapan Stockholm, Türkiye ile Madrid’de varılan mutabakatın şartlarını yerine getirdiği görüşünde.
3- ABD, Kasım 2024’te başkanlık seçimlerine gidecek. Kongre üyeleri ve Beyaz Saray’ın dikkati seçimlere kaymadan uzun süredir yasama organından onay bekleyen F-16 satışının gerçekleşmesi hedefleniyor. Bazı Kongre üyeleri bunun için İsveç’e NATO onayını şart koşuyor.
4- Avrupa Birliği ülkeleriyle yaşanan vize sorunu Türk vatandaşlarının seyahatlerini zorlaştırıyor. Avrupa başkentleri meseleyi “talep yoğunluğu”, “başvuran kişinin finansal yetersizliği” gibi teknik gerekçelerle izah ediyor, Türkiye’de ise bunun bir politika aracı olduğu düşünülüyor. Sorunu aşmak için Avrupa ülkeleri ile muhtemel temaslar izleniyor.
5- 25 Haziran’da erken seçime gidecek Yunanistan’da eski Başbakan Kiriakos Miçotakis’in yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Yeni hükümetin kurulması sonrası hem Atina hem Ankara’nın depremlerin ardından oluşan ılımlı havayı sürdürmesi bekleniyor.
6- Ermenistan, İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’ndan beri hem Türkiye hem Azerbaycan ile ilişkilerini yeniden tanımlamanın yollarını arıyor. Nitekim Başbakan Nikol Paşinyan’ın Erdoğan’ın yemin törenine sürpriz katılımı bunun göstergesi. Halihazırda atılan bir dizi somut adımın gelişeceği beklentisi var.
İran-Afganistan sınırında geçen hafta yaşanan küçük çaplı çatışmanın ardından taraflar gerilimi düşürmeye çalışsa da yüksek sıcaklıklar ile yetersiz altyapı yeni krizlere kapı aralıyor. Peki Kabil-Tahran arasında savaş yakın mı, sorunun kaynağı ne?
BU HAFTA 43 DERECE
Kabil’e yakın bir noktada doğan Helmand Nehri, yaklaşık 1100 km yol geçerek İran’a ulaşıyor. Ancak İran, 1973 tarihli anlaşma ile düzenlenen minimum su hakkının yalnızca yüzde 4’ünü alabildiğini iddia ediyor. Nehir sularının ulaştığı İran’ın 3 milyon nüfuslu Sistan ve Belucistan eyaletinde hava sıcaklığı bu hafta 43 dereceyi gördü. Yüksek sıcaklıkla birlikte, son 30 yıldır kuraklığın etkili olduğu ülkenin yüzde 97’si halihazırda yetersiz yağıştan muzdarip. Benzer koşullar geçen yıl hükümet karşıtı gösterileri tetiklemişti. Yeni bir halk hareketinden çekinen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, önceki hafta Taliban’ı “askeri seçenek”le tehdit etti.
İKİ KRİTİK FAKTÖR
Hürriyet’e konuşan Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı (SWP) araştırmacısı Hamidreza Azizi’ye göre Reisi’nin sözleri, Taliban tarafında bir tepki oluşturdu. Nitekim Taliban yanlısı sosyal medya hesaplarında bir haftadır Tahran’a karşı savaş çağrıları yapılıyor. Ancak uzmanlar iki gerekçeyle bunu olası görmüyor:
İran’daki 3 milyonluk Afgan mülteci varlığına dikkat çeken Azizi, “Kabil-Tahran arasında yoğun bir çatışma yaşanırsa bu mülteciler İran içinde ciddi huzursuzluğa neden olabilir. İran yönetimi bunu dikkate almak zorunda” dedi. İki ülke sınır hattının 900 km olduğuna işaret eden İran uzmanı Profesör Abdolrasool Divsallar da, “Taliban bir devlet değil. Onunla savaşa girmek tüm sınırı güvensizleştirecek, terör eylemlerine açık hale getirecektir” diye konuştu. Özellikle yaz aylarında yeni gerginlikler yaşanabileceği belirtilirken, bunun topyekûn bir savaşa dönüşmesi beklenmiyor.