GeriRamazan Başan Durdurun dünyayı inecek var
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Durdurun dünyayı inecek var

Haftalardır Çinlilerin yedikleri ve bu yediklerinden ortaya çıkan bir virüs belasının tüm dünyayı nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Ne, Birinci Dünya Savaşı bir Sırp milliyetçisinin Avusturya Macaristan veliahtını öldürmesi ile ne de ikinci dünya savaşı Nazilerin Polanya’yı işgal etmesi ile başlamıştır.

Wuhan kentinde bir Çinli’nin yediği yarasa da, yaşadığımız koronavirüs salgınının tek sebebi değildir elbette. Sebeplerini ve sonuçlarını bilim insanları tartışa dursun, yeni dünya düzeninde yemek alışkanlıklarımızın yeniden yazılacağını, kökünden değişeceğine tanıklık edeceğiz. Yeni dünya düzeninde yemek alışkanlığımız ile birlikte hayat tarzımız yavaşlayacak, fast foodun yerini slow food, hızlı ve baş döndüren şehirlerin yerini de yavaş şehirler (cittaslow) alacaktır. Geçtiğimiz günlerde Mudanya’nın Trilye İlçesi’nin Unesco’ya Cittaslow (yavaş şehir) tescili için başvuru yaptığını öğrenince bir Bursalı olarak çok sevindim. Sık sık gittiğimiz, gittiğimizde bu yoğun ve karmaşık hayattan biraz olsun nefes aldığımız Trilye bunu fazlasıyla hakkediyor. Umarım Trilye de Unesco’nun Cittaslow kentleri arasına girmeyi başarır. 1999’da Paolo Saturni’nin vizyonuyla ortaya çıkan cittaslow (İtalyanca şehir İngilizce yavaş kelimelerinin birleşmesi) fikri, günümüzde tüm dünyaya yayılmış durumda. Bir şehrin bu şekilde adlandırılabilmesi için, yetmiş iki ayrı kriteri sağlaması gerekiyor. Bu kriterler; çevre, altyapı, kentsel yaşam, turizm politikaları gibi farklı alanlarda yoğunlaşıyor. Bunların yanında; sanat, sosyal uyum, misafirperverlik gibi politikalar da esas alınıyor. Yavaş şehir unvanı almak isteyen kent, başvurusunda bu hususlara uygunluğunu belgeliyor. Eğer bu belgeleme olmazsa unvanı alamıyor. Belirlenmiş olan kriterler; bir şehirde sürdürülebilir, sakin bir hayatı hedefliyor. Cittaslowun 4 temel özelliği var:

YAVAŞ YAŞAM

Yavaş yaşamak, hayattan zevk alabilmek, sevdiklerimize ve kendimize zaman ayırabilmek, hız için dünyaya zarar vermemektir. Arkadaşlarımızla yürürken kahve içmek yerine oturmak ve onlara zaman ayırmaktır. Hayatın hızlı gidersek erken varacağımız bir varış noktası yoktur, önemli olan hayatımızı nasıl yaşadığımızdır, her geçen anın değerini bilmemizdir.

KENT RUHU

Her kentin geçmişinden gelen, kentin tarihi, yerel özellikleri gibi unsurlarından oluşan bir ruhu vardır. Kent ruhu bir anda oluşturabilecek bir şey değildir ancak yanlış politikalar sonucu bu ruhunu kaybetmesi oldukça kolaydır. O topraklarda yaşayan uygarlıkların, üretilen ürünlerin, söylenen şarkıların, yazılan şiirlerin, dostlukların, yaşananların birikimi olan bu ruh bir kenti diğerlerinden ayırır. Cittaslow, kent ruhunun korunarak kalkınmasıdır.

YAVAŞ YEMEK

Yemek yemek kalori alımına yönelik mekanik bir eylem değil sosyal bir tercihtir. Yemek yeme tercihimiz tohumu, tarlada çalışan işçileri, mutfak endüstrisini, doğaya verilen veya verilmeyen zararı, mutfak çalışanlarını ve daha birçok unsuru etkilemektedir. Yavaş yemek iyi, temiz ve adil gıdayı tercih etmektir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA

Küçük kentlerde istihdam ve sosyal olanakların eksikliği nedeniyle özellikle gençler büyük şehirlere göç etmektedir. Ekonomik gücü olmayan kentler zamanla ölmektedir. Kentin kendi kimliğine sahip çıkarak kalkınması mümkündür. Kentin doğasına, esnafına, kültürüne, tarihine, yemeklerine, ürünlerine saygı duyarak sahip çıkarak geliştirmesi sosyal ve ekonomik hayatın canlanması kentin ayakta kalması için şarttır.

YAVAŞ ŞEHİR OLMANIN FAYDALARI NELERDİR?

Yavaş kentler kendilerine has özellikleri ile turistler için alternatif bir rota oluşturuyor. Turistler bu şehirleri yakından tanımak ve sakin birkaç gün geçirebilmek istiyor. Bu durum,  şehrin ekonomisine katkı sağlarken, aynı zamanda yerel değerler ve lezzetler de böylelikle korunmuş oluyor. Bu şehirlerdeki yaşam sürdürülebilir olmasıyla da öne çıkıyor. Hava, trafik, gürültü kirliliğinden uzak bu kentlerde, alternatif enerji, ulaşım kaynakları kullanılıyor. Ayrıca bu şehirlerde çevre bilinci ve duyarlılığının da arttığı gözlemleniyor.
Türkiye’deki yavaş şehirler hangileridir?
Dünyada otuz farklı ülkeden 264 farklı şehir “Yavaş Şehir” unvanıyla anılıyor. Türkiye’de ise on sekiz yavaş kent bulunuyor. Ege, Marmara, Akdeniz ve Karadeniz’de birden fazla şehir bu isimle anılıyor. Bunların yanı sıra, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bögeleri’nde de bu tarz kentler bulunuyor. Türkiye’nin ilk yavaş şehir unvanını alan kent ise Seferihisar. Eğirdir, Gerze, Akyaka, Gökçeada, Halfeti, Perşembe, Şavşat, Taraklı, Vize de listede sıralanıyor. Yalvaç ve Yenipazar da yavaş kent olarak anılıyor. Türkiye’nin en son yavaş şehrini ise Erzurum’un Uzundere ilçesi oluşturuyor. Bolu’nun Göynük ilçesi ise bu tip şehirlerden olmak için sıraya girmiş bulunuyor. 

X

Bayramdan bayrama

Bir milleti, diğer milletlerden ayıran en önemli unsur ‘kültürü’dür ve kültürün de temel öğesi ‘gelenekleri’dir. Türk Toplumunun gastronomi geleneklerinin de yeni nesillere aktarılması, hayatınızda onlara yer vermenizle ilişkilidir.

Geçmiş ve gelecek arasında güçlü bir köprü olan ‘geleneksel gastronomi’ bayramlarda daha önemli bir yer kaplar. Tekrarlanırsa ya nesillerden nesile kalır ya da unutulur gider.

Bayram, “sevinç, neşe, eğlence” anlamlarına gelse de, bu bayram sevinçlerimizi, mutluluklarımızı uzaktan ve mesafeli kutladık. Gelenekle mutluluğun ortak paydası olan yiyecek ve içeceklerimizden bayrama has olanları seçerek birlikte hatırlayalım. İşte size bayramlarda olmazsa olmaz Türk Mutfağının geleneksel lezzet ritüelleri :

Türk Kahvesi ve Lokum

Bayram sabahı, bayram namazı sonrası evde aile bireyleri birbirleriyle bayramlaşılır. Gelen misafirlere kahve ve lokum ikram edilir. Son yıllarda lokumun yerini maalesef çikolata almaya başlamış durumda. Oysa çikolatanın Türk kültüründe yeri de yoktur, geçmişi de yoktur. Oysa lokum dünayada bile ‘Türk lokumu’ olarak en çok bilinen, Türkiye denildiğinde akla gelen 3-5 lezzetlerden biridir. Bunu biz yaşatmazsak kim yaşatacak?
Bayram Şerbeti
Demirhindiden tutun da, çilek, gül şerbetlerine, tarçın, karanfil ve diğer baharatlar katılarak yapılan birbirinden farklı onlarca şerbet bayramlarda yapılarak sunulur. Osmanlı mutfağında da önemli bir yere sahip olan şerbet geleneğimizi maalesef kolalı içeceklere kaptırmak üzereyiz.
Bayramda yapılan tatlıların veya yemeklerin yanında misafirlerimize meşrubat ikram etmek yerine ev yapımı limonata, şerbet, vişne suyu, doğal meyve suları ikram ederek hem sağlığımızı hem kültürümüzü korumuş olacağız.

Yazının Devamını Oku

Bayramın sultanı baklava

Bayram telaşı ramazan ayının son haftasında başlar. Çocuklar için bayramlık alışverişi yapılır. Misafirlere ikram için baklava hazırlıkları yapılır.

Arife günün en büyük işi bayram tatlısı hazırlamaktır. Komşular bir araya gelip baklavalar hazırlanır. Baklava sadece yaklaşan bayramların değil, dillere destan Osmanlı saray mutfağının ve halk sofralarının vazgeçilmez ikramlarındandır.
Günümüz Türk toplumunda misafirlere baklava ikram etme, misafirliğe giderken baklava götürme, nişan, düğün, mezuniyet, terfi gibi kutlama merasimlerini baklava ile tatlandırma yaygın bir gelenektir.

Baklava alayı

Bayramın özel yiyeceği olan tatlılar arife gününden iki üç gün önce yapılır. Genellikle baklava, sarıburma (sarığıburma), oklavadan çekme tercih edilir. Günümüzde yapılması gelenek haline gelmiş olan bayram tatlıları için komşular bir araya gelip birbirlerine yardım etmektedirler. Bu olaya ‘baklava açma’, ‘tatlı açma’, ‘zini açma’ denilir. Baklavaya ‘zini’(sini) de denilir.

Baklavanın kesilmesinde tecrübeli olmak gerekir. ‘Tavan göbeği’, ‘buğday başağı’ denilen baklava kesimini herkes beceremez. Baklava için her evin kalaylı bakır tepsileri veya sinileri vardır. Arife günü, baklavaların ‘şerbetleri’ dökülür. Şerbetin kıvamının ayarlanmasında tecrübeli olmak gerekir. Şerbet, kısık ateşte yavaş yavaş kaynatılır. Genelde orta büyüklükte bir tepsi için üç kg. şeker harcanır. Tarif isteyene ‘el ayarı, göz kararı’ denilir. Köylerde ailelerin ekonomik durumlarına göre cevizli ekmek, çanak ekmeği, çorba, kuru fasulye, sarma, börek, sütlaç, baklava, kadayıf hazırlanır.

Yazının Devamını Oku

Çorbada tuzumuz olsun

Ramazan sofralarında yemeğe geçmeden evvel çorba içeriz. Çorba Türk mutfağının en önemli başlangıcıdır. Kültürümüze o kadar geçmiştir ki ‘Tekkeyi bekleyen çorbayı içer’ diyerek sabrın, azmin ve gayretin mükafatı olarak karşılığında alacağımız ödülü simgeler.

Bir işte emeğimiz ve katkımız olduğunda çorbada bizim de tuzumuz olsun deriz. Hepimizin hayattaki ortak gayesi değil midir çorbayı kaynatmak? Peki bu çorba kültürümüz nereden geliyor nereye gidiyor?

Çocuklarımız çorba kültürünü ne kadar tanıyor, biliyor?
Çorba sözcüğü Türkçe’ye Farsça’dan gelmiş Farsça’da ‘shorba’ sözcüğü kaynamış et suyundan yapılma/tuzlu suda ağır ağır pişmiş anlamına geliyor. İngilizce’deki ‘soup’, Fransızca’daki ‘la souppa’ sözcüklerinin kökeni olan Latince ‘souppa’ sözcüğünden gelir; içinde yenilebilir tane olan su anlamındadır.

ÇORBA İÇİLİR Mİ YENİR Mİ?

Önemli bir farklılık ise, biz Türkçe’de çorbayı ‘içeriz’, İngilizce dilini kullananlar çorbayı ‘yerler’. Yabancı kültürlerde çorbanın içinde mutlaka yenecek bir şeyler olur. İçerisinde çeşitli sebzeler, et ve tavuk parçaları, bakliyatlar, makarnalar bile eklenerek yapılır. Un kullanılarak çorbalar koyulaştırılır.
Mutfak kültürünün çorba ile tanışması M.S.3.yüzyıla rastlıyor. O dönemin azizlerinden olan St. Patroklus, arpa ekmeğini suya batırıp üstüne tuz serperek yemiş. Bu daha sonraları karanlık çağlardan itibaren Avrupa’nın beslenme sistemine girecek olan çorbanın ilk halidir.
Altına ekmek koyup üzerine su veya et suyu dökerek yapılan çorba çeşidi bugün Fransızlar’ın ünlü ‘soğan çorbası’ olarak hala yerini koruyor.

Yazının Devamını Oku

Patlayamayan turizm

2055 yıl önce Antakya üzerinden Tokat’ın Zile ilçesine gelen Roma İmparatoru Julius Sezar, Pontus asıllı Basforos kralı II. Pharneke ile Zile Altıağaç mevkiinde çok kanlı bir savaş yapar.

. Savaşta her iki taraf da büyük kayıplar verir. Ancak savaşı Roma İmparatoru Julius Sezar kazanır. Bunun üzerine dünyaca ünlü sözü ‘Veni-vidi-vici’ (Geldim-gördüm-yendim) diyerek, durumu Roma’ya bildirir.
Bu ünlü savaş klasiğini Gastronomi Turizmine uyarlarsak ‘Geldim, gördüm, yedim’ diyebiliriz. Gastronomi ve turizm bir araya geldiğinde oluşan ekonomik değer artarken, kişisel mutluluk seviyesi de tavan yapıyor.

Bu hafta gerçekleşen Dünya Turizm Haftası, her ne kadar Covid-19 salgını gölgesinde gerçekleşse de; turizmciler umutlarını yitirmeden önümüzdeki günlerin planlarını yapmaya çalıştılar.
Ben de bu hafta Dünya Turizm Haftası nedeniyle Bursa Uludağ Üniversitesi öğretim görevlisi, turizm konusunda değerli akademik ve sosyal çalışmaları ile adından söz ettiren Dr. Emel Adamış’ı köşeme misafir ettim.
Adamış konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu: Covid-19 virüsü gölgesinde girdiğimiz turizm sezonu ve turizm haftasının sağlık tedbirleri ve kısıtlardan dolayı hepimizde bir eksiklik ve burukluk hissettirdiğini söyleyen Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Emel Adamış satır başlarıyla şu görüşleri paylaştı:

‘İKİNCİ HAYAT BAŞLIYOR’

Bu süreç sona erdikten sonra belki de, birçok eski alışkanlığımızın kalıcı bir şekilde değiştiğini kabul edip ‘ikinci hayat’ diyeceğimiz geleceğe devam edeceğiz.

Yazının Devamını Oku

Hurma yerine kestane şekeri

Ramazan sofralarının vazgeçilmezi diyerek pazarlanan hurma, ne zamandan beri soframızda? Bölgemizde yetişmeyen, ithalatına milyon dolar ödeyerek sofralarımıza buyur ettiğimiz hurmayı, milli ve yerel olmadığı halde neden tüketiyoruz? Alternatifi var mı?

Hurma, 5 bin yıldır Mezopotamya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde tüketiliyor. Yunanlı tarihçi Heredot, İncil’de ‘hayat ağacı’ olarak adlandırılan hurmadan tatlı ihtiyacının karşılandığı bir yiyecek olarak tanımlıyor
Özellikle Arap yarımadasında kılıktan kılığa girer. Tazesi, kurusu bol miktarda yenir, bazı yemeklere katılır, bazı tariflerde pişirilir.

İTHAL BİR MEYVE

İthalatın yapılmadığı 70’li, 80’li yıllarda hacca gidenlerin yanında hurma, zemzem suyu birlikte getirdiği için ülkemizde bir nev’i kutsal sayılması, ramazan ve iftar zamanı tüketilmesi ile bilinir. Ancak hurmanın yendiğinde bir sevabı, kutsallığı yoktur.
Şimdilerde kilosu etten bile pahalı olan hurma, ülke ekonomisi adına dışarıdan döviz ödeyerek ithal edilerek sofralarımıza girmesiyle birlikte, yerli, milli ve mütevazi olmasını tercih ettiğimiz ramazan sofralarının etik değerlerine de uymamaktadır. Bunu rakamlarla anlatalım:
Türkiye son 5 yılda hurma ithalatına ödediği para 218 milyon 625 bin Dolar! (1 milyar sekiz yüz milyon Türk Lirası)
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgiye göre, 2016’da 26 bin 772 ton, 2017’de 34 bin 214 ton, 2018’de 39 bin 310 ton, 2019’da 37 bin 500 ton ve geçen yıl 42 bin 43 ton hurma ithal edildi.

Yazının Devamını Oku

Ramazanda geleneksel tatlar

Bursa’da yaşayanlar bilir. Yıllar önce, her ramazan geldiğinde bir gelenek devam ettirilir; simit fırınları, simit yerine iftariyelikler çıkarırdı.

Çocukluğumuzda oruç ile henüz tanışmadığımız küçük yaşlarda ramazanın geldiğini bu iftariyeliklerden anlardık. Telefon ahizesi şeklinde olan da var, tabanca şeklinde olan da var, en çok da ibrik şeklinde olan ve kama şeklinde olanlar daha bir lezzetliydi sanki..
Bugünlerde yapılıyor olsa laptop, cep telefonu, instagram, facebook logoları olur muydu bilemem.
Gelin bu hafta bu geleneksel ve yöresel ramazan tatlarına bir göz atalım:

KAMADAN, TESTİDEN, TEFONDAN İFTARİYELİKLER

Bursa’da bir fırıncı, dededen kalma ramazan geleneğini sürdürüp, iftariyelik için silah, kama ve ibrik şeklinde poğaça ile simit makarna üretiyor. Yerkapı Mahallesi’nde fırıncılık yapan Şeref Seymen, dededen kalan geleneği sürdürüyor. Seymen, bir zamanlar her fırının silah, kama, ibrik şeklinde iftariyelik üretme geleneğini yaşatarak, yaptığı tabanca, testi ve kama şeklindeki poğaça ile simit makarnaları satıyor.

1933 yılından beri ailesinin fırıncılık ile uğraştığını ifade eden Seymen, “Osmanlı geleneğini yaşatıyoruz. Artık Bursa’da bu geleneği sürdüren fırıncı yok. Tabanca, testi, kama, tüfek ve kılıç gibi iftariyeliklerle birlikte simit makarna üretme geleneğini yaşatıyoruz. Satışlarımızdan da gayet memnunuz. Vatandaşlarımız bu iftariyeliklere ilgi gösteriyor. Genelde poğaçaları eskiyi bilen insanlar ve öğrenciler, çocuklar alıyor. Kız çocukları testi şeklinde olan poğaçaya, erkek çocukları ise silah ve kama şeklindeki iftariyeliklere ilgi gösteriyor. Küçüklüğümüzde oruç tuttuğumuzda ailemiz bize bu iftariyeliklerden getirirdi. Oyuncak yerine iftariyelik getirerek bizi ödüllendiriyordu. Şimdi de bu geleneği sürdürmeye çalışıyoruz” dedi.

Yazının Devamını Oku

Ramazan’ın habercisi güllaç

Türk Gastronomi tarihinde eskilerden günümüze kadar gelen bir yemek geleneği vardır:

Sünnet törenlerindeve düğünlerde zerde, cenaze törenlerinden sonra irmik helvası ve lokma dağıtılır, Muharrem ayının onuncu günü aşure, mevlitlerde kağıt külahlarda dağıtılan şekerler, savaşta şehit olan askerlerin ruhuna ithaf edilen gaziler helvası, üç aylık maaşlarını aldıkları gün yeniçerilerin sultana sadakat simgesi olarak sunduğu akide şekeri dağıtılırdı. Ramazan ayı gelmesiyle birlikte ortaya çıkan, yüzyıllardır süregelen bir lezzet geleneği vardır ki o da; güllaç ve baklavadır.

Ramazan ayının dışında pek hatırını sormadığımız güllaç tatlısı, yıl boyu tüketilen geleneksel bir tatlı neden değildir? Diğer zamanlarda kendimizi neden bu geleneksel lezzetten mahrum ederiz?

Güllü aş diye de bilinen bu özel lezzet ne zaman telaffuz edilse bilin ki ramazan ayı gelmiştir. Zaman zaman bayramlarda da bu lezzetli tatlıyı ikram ederiz.

Timurlenk’in tatlısı: Güllaç

Güllaç, ilk kez Timurlenk zamanında pişirilmiş. Güya, Timurlenk güllaç olmadan sofraya oturmak istemezmiş. Ancak ustalar diyor ki, bizim severek yediğimiz güllaç, ilk kez Bekir Efendi adında bir usta tarafından Osmanlı zamanında yapılmış. Daha sonra da, 1878’de meşhur ’93 Harbi’ günlerinde Abdullah Efendi, güllacı Kırım’dan Osmanlı saraylarına taşımıştır.
Bir diğer rivayete göre de; Güllaç, saray mutfağına ilk kez 1489 yılında alındı. Kastamonulu Ali Usta, elinde kalan yufkaları, saray görevlilerinin Kastamonu gezisi sırasında şekerli sütle ıslayıp bir tatlı haline getirdi. Orada bu tatlıyı beğenen saray görevlileri, bu tatlıyla beraber Ali Usta’yı da saraya tatlıcı başı olarak götürdüler.

Muhammed bin Mahmûd Şirvanî’nin kaleme aldığı, Arapça Kitâbü’t Tabih adlı eserin Türkçeye tercümesi olan yemek kitabında güllaç ile ilgili bilgiler yer alır. Eserde güllaç günümüz Türkçesiyle ‘nişasta yumurta akıyla katıca yoğrulur, sonra bol suyla ezilip ayran gibi yapılır. Yumurtanın sarıları iyice pişirilip tava onunla yağlanır, yufkasını pişirmenin yolu budur’ ifadesiyle geçmektedir.

Yazının Devamını Oku

Kahramanmaraş ‘Süpermen’e karşı

Sevgli Ferhan Şensoy’un 90’lı yılların başında tiyatroda sahnelediği, izlenme rekorlarının kırıldığı bir oyun vardı: Hatırladınız mı? Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı…

Oyun, kendi halinde sevimli bir bakkalın, dev bir süpermarketle olan mücadelesini ve tatlı rekabetini anlatır. Kapitalist dünyada var olma mücadelesi veren küçük esnafı anlatmak için zaman zaman referans verilen meşhur bir oyundur.
Bir benzeri günümüzde yaşandı. Maraş dondurması ile Algida mahkemelik oldu. Elbette hukuk doğru kararı verdi.
Hepimiz Maraş dondurması diye bildiğimiz, şimdilerde dünyanın bile tanıdığı eşsiz bir lezzet olan, lezzetinin kaynağı Kahramanmaraş’ın meşhur keçi sütü ve bu sütün kaynağı olan bölgedeki eşsiz bitki örtüsü, çiçeği, havası, suyunun olduğu dondurma!
Eskiden her şey mübahtı. Ama şimdi İtalya’da Parma şehrinin haricinde Parmesan Peyniri üretemeyeceğin gibi, Ezine haricinde de aynı isimle Ezine Peyniri üretemezsin. Tek bir şartları var, ‘coğrafi işaret’ denilen standartlarda üretmeleri. Maraş dondurmasını diğerlerinden ayıran özellik işte bu ; sahlep, keçi sütü ve şeker..
Ne süt tozu, ne glikoz, ne de başka katkı maddeleri olmamalı Maraş dondurmasında...
İşte Maraş dondurması üretecekler de bu standartlara uyacaklar...

MARAŞ DONDURMA MARAŞ’INDIR

Yazının Devamını Oku

Sütten ağzınız yanmasın

Siz de sokaktan süt alanlardan mısınız?Sokak sütünün gerçeklerini biliyor musunuz?

Evde yoğurt yapmak riskli mi? Hazır yoğurtlar güvenilir mi?
Bu sorular sizin de kafanızı karıştırıyorsa buyurun yazımıza bir göz atın…

Önce süt ile ilgili sorulardan başlayalım.
Çeşitli isimlerle karşımıza çıkan sütlerin birbirinden farkları nedir?
Neden hepsinin raf ömrü aynı değil?
Katkı maddesi konuluyor mu? Günlük olan tazeyken diğerleri bayat mı? Hangisi daha sağlıklı? En iyisi çiğ sütü alıp evde kaynatmak mı?

ISIL İŞLEM EVDE YAPILABİLİR Mİ?

Yazının Devamını Oku

Müşküle’nin gayreti Bursa’ya örnek olmalı

İznik’in Müşküle Köyü’nü yürekten alkışlıyorum.Bu şirin ve güzel köy örnek proje ve girişimlerle hem Bursa’yı, hem İznik’i hem de kendi köylerini ne güzel tanıtıyor:

 

Geçenlerde Müşküle ile ilgili Türkiye gündemine düşen iki önemli haber vardı.
Birincisi; İznik Belediyesi ve İznik ticaret Odası ‘Müşküle üzümüne’ coğrafi işaret belgesi almak için çalışmalara başladığı haberi ajanslara düştü.
Nedir Müşküle üzümünün bu ünü? Coğrafi işarete kadar uzana hikayesi nedir sahiden?

MÜŞKÜLE ÜZÜMÜNÜN HİKAYESİ

Müşküleli Halil İbrahim Ağa, 1923 yılında Atatürk’e buradan giderken hediye olarak üzüm götürür. Üzümün tadı, rengi, görüntüsü, Atatürk’ün çok hoşuna gider. Bunun ne üzümü olduğunu sorar. ‘Müşküle’den gelen Halil İbrahim Ağa’nın üzümü’ derler. Atatürk, bu üzümden tekrar getirilmesini ister. Bir başka bilgiye göre de 1930’lu yıllarda Libya kökenli ‘Arap kaymakam’ olarak bilinen İznik Kaymakamı Sadullah Koloğlu, o dönemlerde Müşküle üzümünü çok sever ve gittiği her yere hediye olarak götürdüğü, gittiği yerlerde de çok rağbet gördüğü için meyve yaygınlaşmaya başlar. İşte böyle Müşküle üzümünün hikayesi..


Yazının Devamını Oku

Su biterse herkes susar

ASUD (Ambalajlı Süt Ürünleri Derneği)’nin #subiterseherkessusar etiketiyle sütçülük sektöründe yer alan tüm paydaşlara su kullanımı konusundaki rolünü göstermek, su kullanım durumunun gözden geçirilmesini sağlamak ve suyun verimli kullanımı için olanakların araştırılmasında itici güç olmak için bir proje hayata geçirdi.

Projenin içeriği ve su konusu bana Bursa’nın su ile markalaşmasını, suyun gastronomik bir içecek olarak nasıl sunulması gerektiğini ve önemini hatırlattı.
Türkiye’de ‘Suyun başkenti’ hangi şehir olmalı? diye sorsak anketlerden Bursa çıkar. Türkiye’deki su markalarının birçoğunun kaynağı Bursa ve Uludağ’dır. Bursa çeşmelerinden ağzınızı dayayıp kana kana su içebileceğiniz bir şehirdir.

ASUD’un su ile ilgili projesi bizlere su ile ilgili önemli konuları hatırlattı.
*
Türkiye’de su varlığı ve su riskleri dünyada su kaynakları hızla tükenir ve su kalitesi azalırken ülkemizde de durum kaygı verici noktaya doğru ilerlemektedir.

Türkiye›de su talebi geçen yüzyılın ikinci yarısında kabaca iki katına çıkmıştır. Son raporlar ve bilimsel çalışmalar Türkiye›nin önümüzdeki yıllarda ciddi su kıtlığı çekebileceğini göstermektedir. Ülkemizdeki mevcut tatlı suyun %70’i tarım sektörü tarafından kullanılmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Gastro Show başlasın

2019 yılında Türkiye’nin her bir köşesinde bir etkinlik vardı; Festivaller, gastronomi şölenleri, şef yarışmaları, tedarikçi buluşmaları, zirveler... Ta ki 2020 Mart ayı ile birlikte başlayan pandemi belasına kadar...

Şimdilerde dillendirilen ‘normalleşme’ sinyalleri ile birlikte mayıs, haziran aylarından itibaren gastronomi festivalleri gündeme gelmeye başladı.
Sektörün bu kadar soğumaya bırakılması, ara verilmesi ‘yeter artık’ dedirtiyor. Turizm açılmalı, restoranlar belli doluluklarla çalışmaya başlamalı, önlemse önlem, tedbirse tedbir, hijyense hijyen olmalı ama ‘gösteri de devam etmeli’
Yılın ilk güzel haberi
İşte yılın ilk gastronomi festivali haberi de bu işin profesyonellerinden, bu işlerin erbabından geldi: Türkiye ve Global MICE sektörünü bir araya getiren, toplantı, fuar ve etkinlik ajans ve kuruluşlarını buluşturan CE of MICE’ın başarılı Başkanı Volkan Ataman ile Türkiye’de gastronomi sözcüğünü literatüre sokan, gastronomi turizmi denilince akla gelen Gastronomi Turizmi Derneği’nin kurucusu hiper enerjik adam Gürkan Boztepe öncülüğünde 2-4 Haziran 2021’de İstanbul Kongre Merkezi Açık Alan- ICC’de düzenlenecek.
Açık alan olması ve Türkiye’nin en en iyi ekibiyle bu işin yapılacak olması güven veriyor açıkçası. Bu festival bu işin zirvesi olacaktır. İki büyük kurum bu işe soyunmuş ve her şeye rağmen ‘en iyisini’ yapacağız diyorlar.
7 şehir 7 bölge 7 ülke

COVID-19 gelişmeleri titizlikle takip edilerek organize edilecek ve tüm misafirlerin sağlığı-güvenliği ek önlemlerle korunmaya alınarak, değerli bir gastronomi fuarı ve konferansı yapılması hedefleniyor.

Yazının Devamını Oku

Paket paket mutluluk taşıyoruz

Yaşadığımız pandemi döneminde restoran ve cafeler kapalıyken sadece paket servis ve gel-al hizmeti verebiliyorlar.

Bu zor dönemde paket ve gel-al yapan işletmeler hizmet veriyor ve çok emek harcıyor.
İşletmeler müşterilerinin bu ihtiyaçlarını en hızlı en mükemmmel şekliyle karşılamaya çalışıyorlar. Ancak her iki tarafın birbirinden beklentileri farklı…
Biz de bu beklentileri ve paket servisin durumunu merak ettik.
Bursa’nın ve Türkiye’nin en çok takip edilen gastronomi sayfalarından biri olan @pisboğazlar 20 bini aşkın takipçilerine paket servisten beklentilerini sordu. Çıkan sonuçlara göre; müşterilerin işletmelerden taleplerini aşağıdaki başlıklarda özetledik:

PİSSBOĞAZLAR SORDU

Hijyen: Standart bir hijyen anlayışının olması lazım. İşletme sahibinden mutfağa, garsondan kuryeye kadar herkeste aynı titizlikte bir hijyen anlayışı olmalı. Maske sürekli uygun bir şekilde kapalı olmalı, eller sürekli yıkanmalı ve paketleme için kullanılan malzemelerde virüs, bakteri alabilecek bir ortamda durmamalı.

2. Paketleme: Yine hijyenle bağlantılı ancak paketin yemeğin tipine göre seçilmesi çok önemli. Örneğin sıcak bir hamur işi ise pizza kutuları gibi gıdaya uyumlu kartondan üretilmiş kutularda servis edilmeli. Sıcağa dayanıklı olduğu söylenen köpük veya naylon malzemelerle değil. Eğer sıvı, çorba vb. ürün varsa yine sağlıklı ürünler seçilmeli, mesela cam kavanoz gibi.

Yazının Devamını Oku

Kazan kaynayacak Bursa kazanacak

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş Hürriyet Bursa’ya bir ziyaret gerçekleştirdi.

Hürriyet Gazetesi Bursa Bölge Temsilcisi Burcu Başar’ın davetlisi olarak gerçekleştirilen ziyarette Başkan Alinur Aktaş ile Bursa’yı ve gastronomi turizmini ele aldık.

Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Ferhat Murat ile Basın ve İletişim Daire Başkanı Ahmet Bayhan’ın da katıldığı toplantıda; her fırsatta dile getirdiğimiz gastronominin Bursa’ya olan katkısını, turizme ve ekonomiye olan etkisini ve yeni projeleri konuştuk.

Unesco’nun Birleştirici EtkisiBursa, Tarihi Çarşı, Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ve Cumalıkızık ile UNESCO Dünya Mirası Listesi›nde yer almaktadır.

Şimdi de Zanaat ve Halk Sanatları ile UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na dâhil olmayı hedefleri arasına koydu.
Tarihi ve kültürel değerleri, doğal zenginlikleri ve turizm potansiyeli ile Bursa’nın turizmden aldığı payı artırmak için yoğun çaba harcayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, bu sayede kentin uluslararası alanda tanıtımını da yapma imkanı bulabilir.

Zanaat ve Halk Sanatları ile UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na dahil olmakla, çinicilik, ipekçilik, Karagöz gölge oyunu, bıçakçılık, havluculuk ve çömlekçiliğin şehir turizmine katkısı büyük olacaktır. Bu sayede son yıllarda tüm dünyada çok popüler olan ‘deneyimsel turizm’ alanında fark yaratacak projeler hayata geçirilerek şehrimizin tanıtımına ve ekonomisine büyük katkılar sağlanabilir.

Yazının Devamını Oku

Elbet bir gün buluşacağız

‘Zeki Müren’in söylediği gibi;Bu böyle yarım kalmayacakElbet bir gün kavuşacağız.;

Mart ayında başlayan bir kabus ; bir aç bir kapa ve kasım ayından bu yana kapalı binlerce cafe, restoran, bar ve lokanta…
Binlerce çalışmayan garson, aşçı, komi, bulaşıkçı, ızgaracı, dönerci ustası, mezeci, barmen… Hatta valeler bile bu süreçten etkilendi.
Müzisyenleri unutmayalım, eğlence mekanlarında kulaklarımızın pasını gideren, çalgıcısıyla, solistiyle, orkestrası ile açılmayı bekliyorlar…

‘BURSA'DA BULAMADIM’

Garsonların, müzisyenlerin seslerini duyuracak

bir oluşumları bir dernekleri de yok. Garsonlar Derneği var mı diye araştırdım. Bursa’da bulamadım.

Yazının Devamını Oku

Sabret gönül bu hasret biter

Bilindiği gibi, restoranlar, kafeler ve lokantalar koronavirüs salgını kısıtlamalarından etkilenmiş ve yalnızca paket servis ile ‘gel al’ hizmeti zorunluluğuna tabi tutulmuştu.

Özellikle 20 Kasım’dan bu yana kapalı olan restoran, kafe, bar vb. işletmeler ve çalışanları çok zor durumda. Sadece paket servise mahkum edilen sektör zor bir dönemden geçiyor.

Son dönemde alınan önlemler etkisini gösterdi ve kısa bir süre içinde günlük vaka sayısı 30 binlerden 6 bin seviyelerine kadar geriledi. Aşılama sürecinin de devreye girmesi ile birlikte bunların çok daha aşağı inmesi bekleniyor. Önümüzdeki ayın başlarına kadar 10-15 milyon kişinin aşılanması ile önemli bir rahatlama sağlanacağı belirtiliyor.

Böyle olunca, restoranların, lokantaların ve kafelerin açılacağı tarih de merak konusu oldu. Peki, lokantalar, kafeler ve restoranlar ne zaman açılacak, sektör ne zaman normale dönecek?
Bizler de Bursa’da sektör temsilcilerinden, önemli Bursa markalarından pandemi süreçlerini değerlendirmelerini istedik. İşte verdikleri cavaplar:

 

RESTORANLARIMIZ OTOBÜS VE METROLARDAN DAHA GÜVENLİ

Yazının Devamını Oku

Ha Napoli ha Bursa

Napoli güney İtalya’nın Campania Bölgesi’nde bulunan, yaklaşık bir milyon nüfusuyla Roma ve Milano’dan sonra üçüncü büyük şehridir.

Napoli pizzası başka adıyla Neapolitan pizzasının, diğer İtalyan pizzalarından en önemli farkı ‘’mayalı hamur’ kullanılarak yapılmasıdır. 2007 yılında UNESCO, Napolili pizzacılarının yaptığı işi bir ‘sanat’ olarak kabul ederek, Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne aldı.
Aşağıda mücadelesini ve hikayesini anlatacağım Napoli Pizzası’nın yerine Bursa’nın meşhurlarını; cantığı koyun, İnegöl köftesini koyun, Bursa döner kebabını koyun, tahinli pideyi koyun öyle okuyun.

2007 yılında Güney Kore’nin başkenti Seul’de toplanan, 24 ülkenin oluşturduğu Hükümetlerarası Komite, “Art of Neapolitan Pizzaiuolo (Napolili Pizza Yapımcılarının Sanatı)” başlığıyla Napoli Pizzası’nı Somut Olmayan Kültürel Miras listesine aldı.  

Komite oy birliği ile aldığı kararda, pizza şeflerinin hamuru işleme becerisi ve onu odun fırınında pişirmesi ile sunumu, onu havada döndürmesi, bu işi yaparken yerel şarkılar ile yerel argo sözler dile getirerek müşterisiyle kurduğu bağ, yaptığı işi “sosyal bir törene” dönüştürmesi gibi unsurları da göz önüne aldı. Komite ayrıca, onların bu sanatı nesilden nesle aktarma becerisini de ödüllendirdi.

Komite karar verirken suç oranı ülke geneline göre yüksek olan Napoli, büyük mafya yapılanmalarına da ev sahipliği yaptığından Napoli’de birçok pizza yapımcısı gencin, “sosyal marjinalleşmeyi önlemek için bu mesleği seçtiğinin de altını çiziyor. Napolili pizzacılar da, sadece birer aşçı olmadıklarını savunarak, aynı zamanda bir geleneği gelecek nesillere sabırla ve doğru bir şekilde aktardıklarını söylüyorlar.

ŞEHİR BUNA İNANDI 

Bunun değerini tescillemek adına da, UNESCO’da bu kararın alınmasına etki etmek için Napolili Pizzacılar Derneği öncülüğünde sokaklarda ve dijital ortamda kampanyalar yaptılar.

Yazının Devamını Oku

Bursa’nın UNESCO ile imtihanı

Geçen hafta ajanslara Bursa’yı ilgilendiren bir haber düştü:Bursa, 4 Nisan tarihinde taleplerin alınacağı ve Türkiye’den iki şehrin kabul edileceği UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı için başvuru konusunu belirledi.

UNESCO’ya ‘Zanaat ve Halk Sanatları’ alanında dahil olmak için girişimde bulunacaklarını belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, “Gastronomi alanında da güçlüyüz fakat zanaat ve halk sanatları konusunda fark oluşturacağımız inancındayız. Mayıs ayında Türkiye’den 2 aday şehir belirlenecek. Kasım ayı gibi de hak kazanan şehirler ilan edilecek. İnşallah hedeflediğimiz noktaya ulaşacağız” dedi.
Aslında Bursa, bir süredir gastronomi ile ilgileniyor, hatta gastronomi festivali kararını almış, Masterchef programına konuk olmuş, Gastronomi Çalıştayı’nı planlanmış, UNESCOYaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi şehri olmak için hazırlıklara da başlamıştı. Ama ne oldu da birden eksen kayması mı oldu? Fikirler mi, öncelikler mi değişti? Bunu biraz inceleyeceğiz. Baştan başlayalım, UNESCO nedir? Burada amaç nedir?

UNESCO NEDİR?

UNESCO kelimesi, İngilizce “United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization” kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuş ve dilimizde “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu” biçiminde karşılığı vardır.
UNESCO Misyonunu insanlığın zihninde barışı eğitim, doğa bilimleri, sosyal ve beşeri bilimler, kültür ve bilgi ve iletişim aracılığıyla inşa etmek olarak tanımlamaktadır.

UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Programı (Creative Cities Network), UNESCO tarafından 2004 yılında yaratılmış olup, çeşitli bölgelerden, farklı gelir seviyeleri, kapasite ve nüfusa sahip şehirleri yaratıcı endüstriler alanında çalışmak üzere bir araya getiren bir girişimdir.

Şehirler tarihi ve kültürel geçmişleri ve çeşitli kültür aktörlerini bir arada bulunduran dinamik yapılarıyla yaratıcılığın yeni boyutlarını üretmeye ve keşfetmeye muktedirdirler. Program, yerel aktörler tarafından yürütülen kültürel endüstrilerin yaratıcı, ekonomik, sosyal potansiyelini geliştirmeyi amaçlamakta ve bu sebeple UNESCO’nun kültürel çeşitlilik ideallerini desteklemektedir.

Yazının Devamını Oku

2020’de iyi yedik ama

Koca bir sene daha bitti. Gastronomik bir özet yapacak olursak yedik, içtik sofrayı kuran kaldırsın..

2020 yılında televizyonda ne futbol, ne siyaset ne de survivor izlendi, genç ama yetenekli aşçı adaylarının usta şeflerle olan maceraları izlendi. Resmen herkes evde master chef oldu..

Televizyonda yemek ve seyahat programları pandemi nedeniyle aksayınca televizyonlar bile önceki yayınlarını ekrana koyduğu gibi, bizler de #tbt yaparak ne zaman, nerde, ne yedik? arşivden derlediğimiz fotoları sosyal medyalarımızdan servis ettik.

*

#Evdekal diyerek evde kaldığımız bu sene, home ofis çalışan babalar evde anne rolünü kapmaya çalışırcasına, yemek yapmaya başladılar. Ev dışı tüketim azalırken, ev tüketimi arttı. Pijama satışları tavan yaptığı bu sene, evde atıştırmalık ürünlerde talep patlaması oldu.
Pandemi nedeniyle ‘bağışıklık sistemi’ önem kazandığı için suya daha fazla limon katık, kelle paça, ilik suyu, propolis takviyeleri, E vitamini, D vitamini, Çinko, Demir, Fosfat derken, hangi gıdada ne var araştırır olduk.

Mutfaklarda hijyen hiç bu kadar önemli olmamıştı. Ateş ölçmeden, eldiven ve maske takmadan mutfağa girmedik. İş yeri hijyeni ve sertifikalı işletmeler önem kazandı.

Yazının Devamını Oku

Yılbaşı eve sığar

Yine aylardan aralık... Yine bir dünya krizi..

2008 yılında Amerika’da iflasını açıklayan Lehman Brothers 628 milyar dolar borçla batarken, global bir krizin etkilerini ülkemizde de görmeye başladık. Yoldan geçen araba sayısı bile azalmıştı. Yılbaşını o dönemde otellerde restoranlarda kutlayanların azalırken, evde yılbaşı kutlayacakların sayısı birden yükseldi.

Yılbaşı rezervasyonlarının çok azaldığını gören Anadolu Et Lokantası sahibi Vahit Ertan, bir çıkış yolu aradığını bana söylediğinde, dedim ki: “Vahit Bey yarın yerel gazetelere ‘Yılbaşını Evde Geçireceklere’ başlığıyla , 20-30 çeşit meze ile birlikte fırında bir ana yemek menüsüyle x fiyatla evinize teslim edelim” diyerek ilan verin’. 2008 yılbaşı akşamı büyük çoğunluk evde yeni yılını geçirdi. Evlere ‘paket servisin’ en yoğun yaşandığı ilk yılbaşı 2008 yılbaşı akşamıydı diyebilirim. Yılbaşı sonrası gördüğüm Vahit Bey bana çok teşekkür etmiş ‘’Sayende bir günde 300‘ün üzerinde paket ve meze sattım’’ demişti. Sonra her yıl buna devam ederek, sürdürülebilir başarıyı yakaladı.

Paket servisin yükselişi

2020 yılbaşı programları otellerde yasaklandı. Restoranlar, kafeler, barlar, eğlence yerleri ilk defa kapalı, restoranlar sadece paket servis yapabilecekler. Herkes evinde 2021 yılına merhaba diyecek. 2021 yılına girerken kendinize bir iyilik yapın, Korona illetine yakalanmadıysanız, hatta iyileşerek evinizde sevdiklerinizle birlikteyseniz en büyük mükafatı hak ettiniz. Sultanlara layık bir sofrayı kurmak hakkınız. Bu mükemmel sofrayı kurmak için kendinizi yormayın. Yılın en son yemeğinde her yer kapalıyken dışarıya gidemeyeceğinize göre, sipariş verin getirsinler…
Restoran işletmeleri bu konuda çok önemli hazırlıklar yapmaya başladılar. Yılbaşında onlarca meze, her bölgemizin birbirinden güzel lezzetleri, kebaplar, fırın yemekleri, kazlar, ördekler, tavuklar, hatta balık çeşitlerini paketleyerek, sıcak sıcak kapınıza kadar getiriyorlar.. Yarı kapalı restoranlara sipariş verdiğinizde hem kendinize hem de bu süreci atlatmaya çalışan işletmelere destek vermiş olacaksınız. Bir siparişten çok şey çıkar, bir çok aileye ve kapalı işletmelere can suyu çıkar, iş yerinin kirası çıkar, kapalı dükkanların kepenkleri yukarı çıkar, çalışanların maaşları çıkar..

Yazının Devamını Oku