Doğan Hızlan

Bekir Coşkun’un ardından

20 Ekim 2020
Sevgili Bekir Coşkun’dan belleğimde kalan son görüntü.

Yıllar önce, Hürriyet’in Ankara Bürosu’na gittiğimde, bir odadan keman sesi geliyordu. Odaya yöneldim, kapıyı açtım, Bekir Coşkun keman çalıyordu.

Halk arasında yaygın bir görüş vardır, keman çalanların hassas olduğuna dair. Bence bu görüş onun için geçerliydi.

Günlük yazıların çoğunun ömrü 24 saattir, bazıları silinip gider bazıları ise iz bırakır. Ne zaman o konu aklınıza düşse yazıyı da anımsarsınız.

Siyasi yazılara ruh katmak ayrı bir ustalık ister, Bekir Coşkun bu tarz yazının ustasıydı.

En muhalif yazılarında bile ironinin varlığını hissederdiniz. Böylece o yazının etkisi daha da artar.

İnandığını yazan, ilkelerinden ödün vermeyen bir kalemdi. Atatürk ve Cumhuriyet, ülkeye, dünyaya bakışının belirleyici öğeleriydi.

Güneydoğu’yu anlattığı yazılar, benim için ustaca yazılmış denemelerdi.

Hayvan sevgisinin insan sevgisiyle eşdeğer olduğunu her zaman savundu, kitabını yazdı. Yazılarında bir fazlalık yoktu. Görüşün bittiği yerde yazı da biterdi. Günlük yazının önemli bir formatı.

Yazının Devamını Oku

Bir opera sanatçısının yaşamı

18 Ekim 2020
Müzisyenlerin hayatı, sanatı üzerine kitaplar iki açıdan önemlidir.

Birincisi çoksesli müziğin tarihi içinde operanın yeri üzerine bilgi ediniriz, ikincisi usta bir sanatçıyı yakından tanır, sahne ötesindeki çalışmalarını öğreniriz.

Seyit Töre’nin hazırladığı ‘Mesut İktu–Cumhuriyet’in 50 Yıllık Sesi’ kitabı bu iki gerekçeyle beni ilgilendirdi.



Önsözde İktu, yurtiçindeki ve dışındaki çalışmalarından kesitler sunuyor.

Opera sanatı için ne demişti:

Yazının Devamını Oku

Haldun Taner Ödülü Nurhan Suerdem’in

17 Ekim 2020
Milliyet gazetesinin düzenlediği Haldun Taner Öykü Ödülü bu yıl Nurhan Suerdem’in ‘Maruzatım Var’ adlı eserine verildi. İnsanın hem ironik hem trajik hallerini başarıyla anlatan bir öykü kitabı.

Nurhan Suerdem, bireysel özgürlüğün altını çizen yalnızların öyküsüne ağırlık veren bir yazar. Kahramanları, mutsuz, bireysel ve toplumsal olarak kırgınlar.

Bu türde 10 öyküye yer verdiği ‘Maruzatım Var’ kitabı Haldun Taner Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Öykülerin isimleri şöyle: Sabah Sesi, Asliye Hukuk Hâkimliği’ne,  Tenes’in Baltası, Eşik, Aziz Bey, Bir Sokak, Talih Kuşu, Oturan Mavi Bulut’un Eksik Listesi, Koş Sevil Koş! ve Yetişkin Oyunları.

İletişim Yayınları

Her birinde dışarıdan bütün müdahalelere karşı, yalnızlığın tadını çıkaran insanlar var.

Kahramanların bir amaçları yok, bir hedefe varmak için çaba göstermiyorlar, yardım elini de reddediyorlar.

Mesela birisi, çocuklarını bırakıp Fransa’ya giden bir annenin ölüm döşeğinde oğlunu görme isteği üzerine...

Oğlu affetmekte gönülsüz. Ama gene de gidiyor.

Bir başka kahraman asliye hukuk mahkemesine dava açıyor.

Yazının Devamını Oku

Son zamanların çok kullanılan kavramı: Tasarım

15 Ekim 2020
Birçok mağazanın vitrininde tasarım sözüne rastlıyoruz. Kuaförlerin bile kullandığı bir kavram tasarım.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, VitrA sponsorluğunda ve Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen 5. İstanbul Tasarım Bienali, bugün başlıyor.

Bienal bu sene, sergiler, kamusal alanda yer alan açık hava yerleştirmeleri ve dijital video serileri olmak üzere üç farklı formatta izleyicilerle buluşuyor.

Sergi mekânlarındaki projeler 15 Kasım tarihine kadar ziyarete açık olurken; şehirdeki müdahaleler, araştırma projeleri ve video serileri ise 30 Nisan 2021’e kadar gelişerek devam edecek.

Bienalin teması Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım ne anlama geliyor?

Günümüzde empati sözcüğünü başka insanlarla kurulan bir bağı anlatmak için kullanıyoruz. Oysa terimin orijinal anlamı hislerin nesnelere ve doğal yaşama aktarılmasını vurguluyordu. 5. İstanbul Tasarım Bienali de bu anlamdan aldığı ilhamla tasarım için yeni bir rol tanımlamayı hedefleyen fikirlere ve projelere ağırlık veriyor.

Bu bienal tasarımı çevremizdekilerle aramızda bir arabulucu gibi konumlandırıyor. Aynı zamanda dünyayı ve içinde yaşayan sayısız canlıyı algılamak için bir araç olarak görüyor.

PANDEMİ ŞARTLARINAUYUM SAĞLAYAN PROGRAM

5.İstanbul Tasarım Bienali Ekim 2020’den Nisan 2021’e dek yavaş yavaş değişen ve gelişen bir bienal olacak.

Yazının Devamını Oku

Sözle değil fotoğrafla anlatılan hikâyeler

13 Ekim 2020
Bülent ECZACIBAŞI’nın fotoğraflarından oluşan ‘Yoldan’ başlıklı albümü seyrettim/okudum.

Kitap bir sözle başlıyor:

“Yolculuk, insanı önce sözsüz bırakır, sonra bir hikâye anlatıcısına dönüştürür.”

İbn Battuta

Ve başka bir sözle bitiyor:

“Tüm yolculukların gizli bir hedefi vardır, yolculuk eden de farkında değildir onun.”

Martin Buber

Sizi yönlendiren, fotoğrafları değerlendiren bir önsöz yok. Görene sunulan bu özgürlük, bireysel yorumların geniş alanını açıyor. Önsözler bir kısıtlamadır, onun izinden gitmeye kalkışırsınız, esastan uzaklaşırsınız. Ben şehir rehberlerinden de hoşlanmam. Kitabı sevmemin bir gerekçesi de sözü bana bırakması.

Yazının Devamını Oku

Andel’in konçertoları

11 Ekim 2020
Tango bestecisi olarak tanıdığımız Necip Celâl Andel’in keman ve viyolonsel konçertolarını dinledim.

‘Mazi kalbimde yaradır’ın bestecisinin bir başka yanını tanıdım.

50 yıldır bir bavulun içinde bulunan, sonra ortaya çıkan bestelerin hikâyesini Nisan Özdoğan Aşkın’dan okuyalım:

“Aslında bu CD’nin hikâyesi, Necip Celâl Andel’in kız kardeşi olan babaannemin, bana içi nota dolu kahverengi eski bir bavulu vermesi ile başladı. ‘Bunların kıymetini sen ve Cihat bilirsiniz, en iyi şekilde değerlendirirsiniz’ demişti.

Bavulu açtığımızda, içinde basılı tango notalarının yanı sıra birçok da elyazısı nota bulmuştuk. Ancak içlerinde bizi en çok heyecanlandıran, daha önce hiçbir yerde çalınmamış, yayınlanmamış hatta varlığını kimselerin bilmediği keman ve çello konçertolarının elyazısıydı.

Necip Celâl, Keman Konçertosu’nu tamamlamış, ancak Çello Konçertosu’nu maalesef bitirememişti.

Cihat, bu iki eserin  de orkestrasyonunu yaptı. Eserlerin ilk seslendirilişini Cihat ile sevgili Rahşan Apay beraberce Eskişehir’de gerçekleştirdiler. Babaannem maalesef bunu göremedi.

Ben 1957 tarihinde vefat etmiş olan Necip Dayı’ya yetişemedim ama babaannemden dinlediğim  hikâyeleriyle ve bestelediği tangolarla büyüdüm.

Babaannemin anlattığına göre, eserlerini bestelerken önce kemanıyla çalar, gözlerindeki ağır katarakt yüzünden notaları kendi yazamaz, ancak yanından hiç eksik olmayan arkadaşları bu notaları kâğıda aktarırlarmış.

Yazının Devamını Oku

‘Bugün posta günü canım sıkılır’

10 Ekim 2020
Dali’nin, Frida’nın, Picasso’nun ailelerine, sevgililerine, dostlarına yazdıkları satırlar, onların eserlerini, fikirlerini ve ruh hallerini daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Mektup, bir zamanlar ruhsal dengemizi sağlayan bir belgeydi. Beklediğimizden haber alamazsak cehennem azabı çekerdik. Hele o uzaklardaysa, asker ocağındaysa...

Çok bilinen, söylenen bir türküydü:

Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır

 Bugün posta günü canım sıkılır

Türk yazarları ve sanatçıları arasındaki mektuplaşmaların pek çoğu daha önce kitap haline getirildi.

“Sanatçı Mektupları – Leonardo da Vinci’den David Hockney’e”
Hayalperest Yayınları

Michael Bird’ün “Sanatçı Mektupları – Leonardo da Vinci’den David Hockney’e” kitabında birçok ünlü sanatçının çalışmalarının ardındaki yaşamlarını, yaratıcılık sürecindeki ruh hallerini bu mektuplardan öğreniyoruz. Böylece bu bilgilerin ışığında bu sanatçıların yapıtlarını da daha geniş açıdan değerlendirebiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Meslek müzelerinin önemi ve Basın Müzesi

8 Ekim 2020
Her mesleğin müzesi, o alana emek vermiş olanların hatırlanmasını sağlar.

Birçok alanda meslek sahipleri kitap yazmamışlar, anılarını, izlenimlerini kaleme almamışlardır. Yaşadıkları ülkeye kazandırdıkları, mesleğine verdikleri emekler unutulur gider.

Oysa meslek müzeleri, kuşaktan kuşağa devrolunması gereken bilgileri, eşyayı aktarır.

Hâlâ bir genel edebiyat müzesi kuramadık. Müzik aletleri müzesi de öyle.

İstanbul’da Tevfik Fikret’in, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Sait Faik Abasıyanık’ın müzeleri yaşadıkları evlerdir. Bir de Haldun Taner Müzesi açılmıştır.

Ben yerel yönetimlerin, özellikle müze/ev çalışmalarına yatırım yapmalarını öneriyorum.

Hürriyet, aylar önce yazar evleri üzerine bir araştırma yayınlamış, yerel yönetimlere  çağrıda bulunmuştu.

Gazetecilik mesleği için büyük bir önem taşıyan Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’nden söz edeceğim bugün.

ÖNEMLİ GAZETECİLERİN ANI EŞYALARI YER ALIYOR

Yazının Devamını Oku