Büyüklerin hatalarını çocuklar çekiyor. Ben genellikle bayramları da evimde geçiriyorum. Eskiden kentler daha tenhalaşırdı şimdi kalabalık devam ediyor.
Bayram çocuklar için bir kez daha tekrarlamak isterim benim ilk kitabımın adı Bayram Gömleği idi, Hulki Aktunç’un bir öyküsünden esinlenmiştim.
Yıllar önce gayrimüslimlerin de olduğu bir semtte otururdum, sabahleyin onlar kutlamaya gelirlerdi. İkram da çikolata ve badem şekeriydi, eskiden aynı şehirde yaşayanların akraba ziyaretleri otobüs duraklarda görülürdü. Şimdi şehir içi ziyaretlerden çok çalışanlar tatile çıkıyor, dinleniyorlar. Eskiden bayram kartları vardı, herkes birbirine bu tebrik kartlarından gönderirlerdi, kurumları çalışanları için bu özel kartlardan basarlardı.
Mevki ve yaş bu kartlardaki üslubu belirlerdi. Genellikle gönderene cevaben yazılırdı.
Bayram şekeri göndermek de ihmal edilmezdi.
Eski bayram kartları şöyleydi:
“Iydiniz sâid, ömrünüz mezîd her rûzunuz bir ıyd olsun. Bayramınız mutlu, ömrünüz uzun ve her gününüz Bayram olsun.”
“Bunların Hepsini Okudunuz Mu?” Metin Celâl’in kitabının adı.
Aslında bazı kitapları hemen okumayız, her kitabın okunma zamanı vardır, bir inceleme için bekleyenler de hemen okunan kitaplardan değildir.
Celâl’in kitabını okurken birçok anımı tazeledim. Çoğu zaman bir yazı size bin çağrışım sunar, eksikliklerinizi tamamlar. Başka açıdan da kitap hoşuma gitti, edebiyat dünyasına bütünsel bir bakış. Deneme türünü çok severim, çünkü bir çırpıda bitirmek zorunda kalmazsınız. Ara ara okuyabilir, başka alanlarda onun aracılığıyla yol alabilirsiniz.
Listeyi vereyim size, okuma sıralamasını yapabilirsiniz.
Her kitabın bir serüveni vardır, Metin Celâl de bunu hepimiz adına ‘Yazı Uçar Kitap Kalır’da yazmış, çoğuna katılıyorum.
İÇİNDEKİLER
Yazı Uçar Kitap Kalır
“Bunların Hepsini Okudunuz Mu?”
İşte sevgili dostum İlber Ortaylı böyle biriydi. Tarih onun için bir yaşama kaynağıydı. Çünkü ona göre hangi alan olursa olsun tarihi geçmişini bilmeden doğru bir kanaate ulaşamazsınız.
Alçakgönüllü kelimesini çok severim, çünkü onlar bildiklerini bölüşmekten, karşısındakini bilgi ortağı yapmaktan hazların en büyüğünü duyarlar.
Onun gibi bilge kimliğine erişmiş olanlar karşısındakini küçümsemezler; aydınlatırken karanlığı boğarlar.
Ülkesini seven bir insan onu eleştirirken yukardan bakmaz, yurttaşlığın onurlu sorumluluğu bölüşmenin can alıcı noktasıdır.
İlber’in konuşma tavrında, tarzında bilgisini hazmetmiş bir tavır dikkatinizi çekmiştir. Öğretirken sizi de öğrenmeye çalışır. Nice öğrenci yetiştirmiştir, onda okuyanlar bilgisini veriş biçiminden övgüyle söz ederler. Sorularınızı cevaplandırırken küçümsemeyen zekice eleştiri kıvılcımını da bir dost sohbeti lezzetinde verir.
Onun kitaplarını okuyanlar bilginin, bir çok yeni yorumun sunuluşunun nasıl yapılacağını fark ederler. Türkiye’nin bütün meseleleri hakkında derin bilgisi vardır, onu okurlarına usta bir yazı kıvamında verir.
Onu dinleyenler, kitaplarını okuyanlar Türkiye’deki meselelerin çözümü konusunda kaynak bilgiler edinirler.
Hiç kuşkusuz bu türlerin başında felsefe geliyor. İnsanlık tarihini, varoluş problemini, yüzyıllara dağılan varoluş serüvenimizi ancak felsefeden öğrenebiliriz.
Felsefe bizim birçok sorumuza cevap verir.
Betül Çotuksöken’in kitabı bugünün okuruna felsefeyi öğretiyor:
Yeni Başlayanlar İçin Felsefeye Kısa Bir Giriş - Betül Çotuksöken
İthaf
“(...) Eskiden insanoğlu bu dünyada
Dertlerden, kaygılardan uzak yaşardı,
Bilmezdi ölüm getiren hastalıkları.
Geçen yıl kaybettiğimiz sahaf Lütfü Seymen için arkadaşları özel bir sayı hazırladı.
Müteferrika Kitabiyat Dergisi, Kış 2025/2
İ. Lütfü Seymen Özel Sayısı
İçindekiler
1.Lütfü Seymen’e Adanan Anı Yazıları
Sahaf Emin Nedret İŞLİ, Eylül Ezgi SEYMEN, Dr. Mustafa DUMAN, Bülent AĞAOĞLU, Salih AKYÜZOL, Mehmet Ö. ALKAN, Şiir ALKAN, Enis BATUR, Ali BİRİNCİ, Raşit ÇAVAŞ, Behçet ÇELİK, Yahya ERDEM, Burçak EVREN, İlker GÖKTEPE, İsmail KARA, Önder KAYA, M. Sabri KOZ, Ümit NAR, Cüneyd OKAY, Dr. Kadri Mustafa ORAĞLI, Selahattin ÖZTÜRK, Kansu ŞARMAN, Murat UNCU, Erol ÜYEPAZARCI.
2. Lütfü Seymen’e Adanan Kitabiyat Yazıları
Türkiye gibi Batı ile Doğu’nun kültürlerinin buluştuğu bir toplum için daha da önemlidir. Gökhan Akçura’nın Geçmiş Zaman Sesleri Müzik Yazıları (Oğlak Yayınları) bu konuda karar vermemizi sağlayacak bir çalışma.
Dönem dönem modalar, elbet Türkiye’deki zevkleri de yönlendirmiştir. Festivallerin olmadığı dönemde kısıtlı buluşmaların öneminin altını çizmek gerekir. Tenha yazlar, müziğin bahçelerde dinlenmesini sağlardı. Bu da sadece Türk müziği için geçerliydi.
Konu başlıklarını okurken ben de çoğuna ses tanıklığı yaptığımı fark ediyorum.
Yerler de kısıtlıydı; Saray Sineması, Şan Sineması, Taksim Belediye Gazinosu Batı ve Türk müziğinin dinlenme mekânlarıydı.
Zamanın ünlü adlarını okuduğunuzda müziğin bizdeki tarihinin kahramanlarını da öğrenmiş olacaksınız.
İçindekiler
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: İstanbul’da Sokak Müzisyenleri
İstanbul’da Sahnelenen İlk Operetlerin Ardındaki Unutulmuş İsim: Cemal Sahir
KÜTÜPHANENİN ADI VE AMACI:
İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi bünyesinde yer alan müzik kütüphanesi, MİAM Dr. Erol Üçer Müzik Kütüphanesi olarak Mayıs 2000’de kurulmuştur. Amaç, müzik alanında lisansüstü eğitim ve araştırmalar yapan öğrenci, öğretim elemanı ve araştırmacıların bilimsel ihtiyaçlarını karşılamaktır.
KOLEKSİYON İÇERİĞİ:
- 10.000’den fazla kitap
- 7.000’den fazla müzik notası
- Yaklaşık 18.000 işitsel ve görsel materyal (CD, DVD vb.)
- Zenginleşmiş kişisel ve kurumsal bağış koleksiyonları (örneğin Borusan Müzik Kütüphanesi arşivi)
- Basılı ve elektronik müzik dergileri (yaklaşık 100 adet)
Türkçenin, yalnızlığın, gönlün yazarıydı.
İnci Enginün, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı kitabında, Necati Tosuner için “sakatlığını hemen hemen bütün eserlerine yansıtmış bir yazardır” diyor.
Kuşkusuz bu doğru bir saptamadır. Yalnızca, daha adından haberci Kambur kitabında ya da çocuklar için yazdığı kitaplardan biri olan ve kambur bir dayıyı anlattığı Dayım Balon Olmuş’ta açıktan işlememiştir bunları Tosuner, o her türden ‘ruh sakatlıklarını’, yalnızlıkları da katarak tüm edebiyatına rota bellemiştir.
Kambur’un arka kapak yazısındaki bir cümle Tosuner’in gerek yazarlığını gerek kişisel acısını dile getiren anahtar bir sözdür: “Dört yaşından beri sakatlığını yaşıyor.”
İşte Tosuner’in dünyası bu tema çevresinde, bunu eksen alarak gelişir.
Necati Tosuner
Gerçekten de sağlıklı insanlar arasında yaşama savaşı veren bir insanın iç dünyası ve toplumdaki gerçeklerle kesişmesi Tosuner’in öykülerini oluşturur. Büyük acılarla, kırgınlıklarla, küçük sevinçler iç içedir. Tosuner’in kimi öykülerinde birdenbire yağan yağmuru ve ardından çıkan güneşi fark edersiniz. Böylece doğanın esirgediklerinin acısını çeken birinin hayatında sevinç hemen parıldayıp bulutlara karışan bir güneş gibidir...
Necati Tosuner