Türk sözlükçülüğünün üzerinde pek durulmayan bir alanı olan mizah sözlükçülüğü ve bu alanda türünün ilk örneği olan karikatür sözlük Belgin Tezcan Aksu’nun çalışmaları sonucunda kapsamlı bir yayınla gün ışığına çıkarıldı. Türk Mizah Sözlükçülüğü ve Lügat-nâme-i Zâhir Çelebi adlı kitap; hem Türk mizah sözlükçülüğünü ilgi çekici, güldürücü ve düşündürücü örneklerle ortaya koyuyor hem de Zahir Güvemli’nin Akbaba sayıları arasında kalmış olan karikatür sözlüğünü kültürümüze kazandırıyor.
Yalnızca güldürmeyi değil; yerleşik düşünceleri yıkmayı, olaylara ve kavramlara farklı açılardan bakmayı amaç edinen mizahi sözlüklerdeki tanımlar, genel sözlüklerin aksine herkesçe bilinen anlamlar yerine dikkat çekilmemiş ayrıntılarını iğneleyici bir dille sunar. Mizahi sözlükler toplumsal eleştirinin, yerginin bir başka türüdür. Bu sözlükler mizah metni olmanın ötesinde; her biri yayımlandıkları dönemin günlük yaşamına, siyasi atmosferine ve insan ilişkilerine dair başka hiçbir yerde bulunamayacak ayrıntıları barındıran zengin birer kültürel, sosyolojik arşiv ve tarih kayıtlarıdır.
Türk Dil Kurumu Uzmanı Belgin Tezcan Aksu’nun Türk Mizah Sözlükçülüğü ve Lügat-nâme-i Zâhir Çelebi’nin ilk bölümünde, alanın en bilinen mizahi sözlükleri olan Lügat-i Mizâh ve Lehcetü’l-Hakâyık’ın ötesinde Sevda Lügati ve Kâmûs-ı Aşk gibi eserlerin de bulunduğu, ayrıca 19. yüzyılın ortalarından Cumhuriyet dönemine kadar uzanan geniş dönemde Türk basınındaki mizahi sözlük geleneği ve bu geleneğin zirve noktalarından biri olan Zahir Güvemli’nin eseri kapsamlı bir şekilde incelenmektedir. Bu çalışma, Türk mizah tarihinin az bilinen bir yönünü aydınlatırken Zahir Güvemli’nin sanatını modern bir sözlük bilimi perspektifiyle yeniden konumlandırmaktadır.
Yayın yönetmenliğini Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın’ın yaptığı kitapta mizahi sözlüklerin Tanzimat döneminde modernleşme sorunlarına, Meşrutiyet döneminde siyasi hayal kırıklıklarına, Milli Mücadele döneminde bağımsızlık kavgasına, Cumhuriyet’te ise yeni toplum yapısındaki uyumsuzluklara ayna tuttuğu görülmektedir. Aksu XIX ve XX. yüzyılda Diyojen, Hayal, Kara Sinan, Çaylak, Curcuna, Geveze, Şakacı, Edep Yahu, Yeni Geveze, Eşşek, Gece Kuşu, Züğürt, Akbaba gibi gazete ve dergilerde çeşitli adlarla yayımlanmış mizahi sözlük bölümlerinden ilgi çekici örnekler vermektedir:
Bitaraflık: Hangi taraf ağır basarsa o tarafa kavanço. (Curcuna)
Fırka: Feryat eden fakirler topluluğu. (Kâhya Kadın)
Gazete:
Türler arası bağlantılar çoğu zaman metni zenginleştirir. Özellikle felsefenin etkileyici gücüne dair çalışmalar yorum zenginliği getirir.
Hâle Seval -Mustafa Günay’ın hazırladığı Roman ve Felsefe, birçok edebiyat okuruna farklı bir değerlendirme olanağı sunuyor.
Sunuş’ta kitabın amacı belirtilmektedir:
“Disiplinler arası geçiş her zaman ilgi odağı olmuştur. Edebiyat ve felsefe disiplininin örtüşen ve çatallanan yönleri farklı şekillerde ortaya konulurken, eleştirmen edebiyat kuramı için felsefeden beslenmiş, yazar ise bazı kavramların ışığında hem romanı işlemek hem de kavramı estetik bir yapı içinde okuyucuya sunmaya çalışmıştır. Edebiyat tarihinde iz bırakan önemli yazarların eserlerinde, felsefi temalarla karşı karşıya kalırız. Felsefe ve edebiyatın birbirini beslediğini, etkilediğini söylemek mümkündür. Çeşitli romanlar ışığında felsefe-edebiyat ilişkilerini ele almak ve edebiyatın içindeki felsefeyi incelemek söz konusudur. ÖZNE’nin hazırladığı bu kitapta ve felsefe ilişkilerini çeşitli yönleriyle ele aldı.”
Sıralama şöyle:
Hegel ve Lukács’da Roman Kuramı – Allen Speight (Çev. Erdem Baykal)
Felsefe Romanı (Bir Taslak) – Fatih Tepebaşılı
Modern Romanda Özne (Hermenötik Bir Yaklaşım) – Cemal Sakallı
Ben burada emeğin es geçmesinden yakınıyorum. Bu adlar verilse ben müzik kitaplarımı açıyorum, onlar hakkında bilgi tazeliyorum, bazılarını o konserden öğreniyorum.
Sadece Türk müziği için geçerli bir hatırlatma değil. Batı müziği örnekleri için de bu geçerli. Bestecinin adı, şefin, solistin icracısı ekranda gözüküyor. Besteci ve icracı hakkında tek cümle yok.
Türkülerde bu konuda biraz daha dikkat gösteriliyor; kimin derlediği, nereden alındığı belirtiliyor.
Böylece yörenin ruhunu da öğrenmiş oluyoruz.
Eskiden Türkiye’nin çeşitli yörelerinden müzisyenler, bilginler türküleri derlerdi; özellikle Sarısözen’in derledikleri halk türkülerini bugün öğrenerek dinliyoruz.
Mesut Cemil’in türküleri tanıtan programları benim kuşağım hâlâ hatırlar. Çünkü türkülerin ardında bir öykü vardır, yaşanmışlık vardır.
Radyo dönemlerinde şair Baki Süha Ediboğlu eski besteleri bugünkü dile aktarır, tanıtırdı. İyi bir müzik dinleyicisi Batı müziğinden bir besteyi de dinlerken onun yaşamını, dönemini de bilmelidir.
Ne yazık ki bugün internetten müziği dinlerken bunları öğrenmek mümkün değil.
Suyun Tarihi kitabı benim dikkatimi çekti. Suyun serüvenini merak ettim, insanların da bu kitapla meraklarını gidereceği kanısındayım.
Kitabı tanıtayım önce:
Suyun Tarihi
Su, Uygarlığı Nasıl Yarattı
Brian Fagan
Çeviren: Ekin Duru
Say Yayınları
İçerik sıralaması şöyle:
Kitabın adı nereden geliyor:
“Kitabın adı da tam olarak bu vesileyle doğdu. Kaknus küllerinden doğmayı bilen Şark’ı, İkarus da yükselme hırsına yöneldiğinde balmumu kanatları eriyen Batı’yı sembolize ediyor. Bu kitaptaki yazılar düşünüldüğünde, çatışmayı ve uyuşmayı içinde barındıran, mânidar bir isim olacağı fikriyle Kaknusla İkarus koydum. Ömrü mezid olsun.”
Sıralama şöyle:
Söz başı
Çıkın-Mektup Yahut “Bir Mâniniz Yoksa...”
Dağı Yuttu Bir Yılan...
İntihâl’den Çalıntı’ya, İntikal’den Alıntı’ya
Demir Asâ Demir Çarık...
Eskişehir ve çevre illerdeki kitapseverlerin ilgisini çekecek Eskişehir Kitap Fuarı, düzenlendiği ilk günden bu yana yazarlarla okurunu buluşturdu.
Eskişehir Ticaret Odası -Tüyap Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek fuar, ziyaretçilere yeni yayınları sunacak.
Bölgenin kültürel yaşamını canlandıran Eskişehir Kitap Fuarı, bu yıl 126 yayınevi, marka ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecek. Fuar kapsamında panel, söyleşi, şiir dinletileri ve çocuk etkinliklerinden oluşan 100’ün üzerinde kültür etkinliği gerçekleştirilecek.
KİMLER KATILACAK
Bu yıl edebiyat ve yayıncılık dünyasını Eskişehir’de bir araya getirecek olan fuara;
Murat Yetkin,
Eray Hacıosmanoğlu,
Yiğit Hadi İrde,
Onun ve Zerrin Özer’in söyledikleri şarkılar belleğimden hiç gitmediler.
Fatih’teki evimizde onları art arda dinlerdik, Selim çok severdi. Sanatçı da Selim de nur içinde yatsınlar.
Türkiye’nin bütün kentlerinde sanat etkinlikleri yapılacağını Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy açıkladı.
Türkiye’yi bir bütün olarak kapsayan bu projeye çok önem veriyorum. Hiç kuşkusuz benim için bu etkinliklerde müziğe ağırlık verilmesini arzu ediyorum.
Çünkü Türkiye’nin çeşitli illerinde opera temsillerine ağırlık verilmesini öneriyorum. Diğer etkinlikler belki her zaman yapılabilir ama Klasik Türk Musikisi, Batı müziği konserleri bu sürelerde verilebilir. Operayı da bu listeye eklemek lazım.
Özellikle Cumhurbaşkanlığı’na bağlı topluluklar buralarda görev almalı. Yaz tatili bu konserlerin yapılmaması için bir gerekçe olmamalı.
Batı’da birçok orkestralar uzun tatil yapmıyorlar, aksine tatil turneler için bir olanak sayılıyor.
Genç sanatçılar da bu kampanyada yer almalı.
Dergiler gerçekten bu açıdan çok önemli bir işlevi yerine getiriyorlar. Onlarla ilgili anılarımı bir başka yazıda tamamlayacağım.
* Sözcükler, İki Aylık Edebiyat Dergisi, Mayıs- Haziran 2026.
Unutamayacağımız Bir Dost: Selahattin Hilav - Cevat Çapan
“Ben onun kitaplarını yeniden karıştırırken, bunu gördüm: Onun yabancılaşma kavramıyla ilgili yazılarında çok başka ülkelerde de bazı insanların farkına vardığı bir çarpıcı gerçeğin üzerinde durduğuna tanık oldum. Bunun ne kadar önemli olduğunu yeniden düşündüm. Birçok toplumda, bugün dünyada kendi olabilen insan çok az. Kendi gibi düşünen, kendi aklı ile düşünen insanın çok az olduğunu görüyoruz. Bu bana başka bir toplumbilimciyi hatırlattı. David Riesman adlı Amerikalı bir sosyoloğun, ‘Yalnız Kalabalık’ diye Türkçe’ye çevirebileceğimiz bir kitabı vardı. The Lonely Crowd. Şikago Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan bu sosyolog Amerikan toplumu ile ilgili araştırma sonucunda şöyle bir sınıflandırma yapmış. İki türlü insan var diyor: Kendi içinden yönlenebilen insan, başkalarının yönlendirildiği, dıştan yönlendirilen insanlar. Aslında bu sadece Amerikan toplumu ile ilgili bir olgu değil. Bizim toplumumuzda da dünyanın birçok toplumunda da birçok insanın, denebilir ki dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğunun hep başkalarının yönlendirdiği, başkasının değerlerine, başkalarının kalıplarına göre düşünen, değer yargıları kendi öznel yargıları olamayan insanlar. Selahattin hem yabancılaşma konusunda hem de genel olarak edebiyat eserlerini değerlendirirken hangi yazarların, temel insan sorunlarına, insan gerçeklerine bakıp bakmadığını, nasıl evrensel bir dille anlatıp anlatamadığına önem veriyor.
Bu yüzden de çok sağlıklı bir eleştirel çıkış noktası sağlıyor. Gene bu nedenle Nâzım Hikmet’i değerlendirirken, Kemal Tahir’i, Can Yücel’i, Metin Eloğlu’nu değerlendirirken, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı değerlendirirken, bu yazılar sıradan bir eleştiri yazısı olmuyor. Bu incelemelerinde hâlâ işimize yarayan, bize yön veren, birçok eleştirel araçlar veren ilkeleri saptamış oluyor.”
*
Selahattin Hilav - Ömer Uluç
“