CHP’de yaşanan mutlak butlan tartışması artık tam da böyle bir noktaya geldi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Yargıtay’ın süreci hızlandırması gerektiğine yönelik çağrısını önemli bulduğumu söylemiştim.
Mahkeme kararıyla CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısı yapacağını açıklamasıyla başlayan süreç yeni bir aşamaya geçti.
Neyse ki sağduyu galip geldi; grup toplantısı gerçekleşmedi derken bu kez de partiden ihraç talepleri ile gerilim daha da arttı.
Siyasette bazen asıl tehlike kriz değildir.
Bugün CHP’de yaşanan mesele artık yalnızca kimin genel başkan olacağı meselesi değildir.
Partinin kurumsal bütünlüğüyle ilgili bir sınava dönüşmüştür.
Bulutcu’nun söylediği şu cümle aklımda kaldı.
“Bugün hastaneye gelen her beş hastadan en az birini hastaneye gelmeden yönetmek mümkün olacak.”
Bir zamanlar banka işlemleri için şubeye gitmek zorundaydık. Sonra internet bankacılığı geldi. Çoğu insan bankaya artık gitmiyor. Şimdi aynı dönüşüm sağlıkta yaşanıyor.
Erhan Bulutcu’nun anlattığı gelecek senaryosunda hastane artık sadece bina değil.
Kalp hastasının evindeki tartı doktor kadar bilgi üretecek.
Grip olan kişi hastaneye gitmeden teşhis ve
reçetesini alabilecek.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin CHP’deki mutlak butlan tartışmasına ilişkin yaptığı son açıklamayı okurken bunu düşündüm.
Bahçeli, Yargıtay’ın itiraz sürecini bir an önce sonuçlandırması gerektiğini söyledi.
Türkiye siyasetinde son 30 yıla baktığımızda, Bahçeli’nin kritik dönemeçlerde yaptığı çıkışların çoğu zaman yalnızca bir görüş açıklaması olarak kalmadığını görüyoruz. Kimi zaman siyasi dengeleri değiştirdi, kimi zaman yeni bir sürecin kapısını araladı.
Bu nedenle söyledikleri her zaman dikkatle okunuyor. Hatta bazen söylediklerinden çok, söylemediklerinin satır araları yorumlanıyor.
Bugün de Türkiye’nin önünde önemli bir mesele var.
Demokrasi sadece seçim kazanmaktan ibaret değil.
Güçlü bir iktidar kadar güçlü ve işleyebilen bir muhalefet de demokrasinin temel şartlarından biri.
CHP’nin geleceğine ilişkin belirsizliğin aylar boyunca sürmesi; ne partiye ne siyasete ne de Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu normalleşme iklimine katkı sağlar.
Türkiye’de muhalefetin en büyük rakibi gerçekten iktidar mı?
Yoksa zaman zaman kendi içindeki mücadeleler mi?
Türk siyasetinin son elli yılına baktığınızda benzer örnekleri çok görürsünüz.
Muhalefet bazen iktidarın yaptıkları nedeniyle değil, kendi içinde ürettiği krizler nedeniyle güç kaybeder.
Seçmeni iyi anlamak gerekir. Bir yandan değişim ister; diğer yandan istikrar arar, bir yandan da yeni bir hikâyeye ihtiyaç duyar.
Ama aynı zamanda o hikâyeyi anlatanların direksiyona geçtiğinde ne yapacağını da görmek ister.
İşte bu nedenle siyaset sadece haklı olma değil; güven verme meselesidir de.
Özgür Özel İzmir’de büyük bir kalabalığa konuşmuştu.
Meydanda Kılıçdaroğlu’na yönelik sloganlar da atıldı.
Ama dikkat çekici olan şu oldu.
Kılıçdaroğlu doğrudan hiçbir polemiğe girmedi.
Sadece Özel’e tahsis edilen otobüs üzerinden ince bir eleştiri yaptı.
Asıl dikkat çekici cümleyi ise Genel Merkez’de yaşanan görüntüler için kurdu.
“İçim burkularak izledim...”
Sanırım siyaseti yakından takip eden herkes o görüntüler karşısında benzer bir duygu yaşadı.
“Siyasette bazen kazanmanın yolu geri çekilmeyi bilmektir.”
Türkiye uzun süredir çok yüksek tansiyonla yaşıyor.
Sadece iktidar, muhalefet arasında değil; kurumlar arasında, partilerin kendi içinde de bu gerginliği hissediyoruz.
O yüzden CHP’deki mesele artık yalnızca bir kurultay tartışması olmaktan çıktı.
Mahkemenin bir kararı var. Beğenirsiniz, eleştirirsiniz.
İtiraz yolları açık...
Ama siyasetin alanı sadece mahkeme salonları değil.
Daha sakin bir hayat; kısa mesafeler...
Pandemiden sonra bu hayal daha da büyüdü.
Evden çalışma modelleri, hibrit sistemler, “Ofise haftada bir geliriz” cümleleri derken İstanbul’dan Ege’ye doğru görünmez bir göç başladı.
Ve en büyük dalga İzmir’e vurdu.
Bir arkadaşım geçen gün şöyle dedi: “Eskiden İstanbul’da trafikten sıkılıp İzmir’e gelirdik. Şimdi İzmir’de trafikten sıkılıp nereye kaçacağımızı bilmiyoruz.”
İzmir artık eski İzmir değil.
Bunu sadece rakamlarda değil, gündelik hayatın ritminde hissediyorsunuz.
Eskiden Alsancak’ın ara sokaklarında yürümek bir şehir ritüeliydi.
Şimdi birçok konuda olduğu gibi Eurovision da; siyasetin malzemesi oldu. Öyle olunca takip bile etmez oldum. Bu yılki Eurovision’u Bulgaristan kazandı ama tartışmalar da bitmedi. Nedeni İsrail’in katılması...
En sert tepkilerden birini de İspanya Kültür Bakanı Ernest Urtasun verdi.
Urtasun, Eurovision organizatörlerini Gazze’deki savaşı “aklamak” için kültürü kullanmakla suçladı.
Urtasun, “İnsanları bölen şey müzik değil” dedi ve ekledi. “Müzik bir kutlama anıdır. Eurovision her zaman bir kutlama anı olmuştur.”
Urtasun kültürel etkinliklerin, İsrail’in Gazze’deki askeri harekatıyla ilgili uluslararası çatışmaları ve suçlamaları göz ardı edemeyeceğini söyledi.
Darina Nikolaeva Yotova birinciliği Bulgaristan’a taşıdı.
Urtasun’un yorumu şöyle...