GeriRamazan Başan Restoranlar için bir devrim: Bulut Mutfak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Restoranlar için bir devrim: Bulut Mutfak

Pandemi nedeniyle gastronomi sektöründe üç temel konu gelişti. Birincisi hijyen ve düşük temaslı hizmet, ikincisi gastronomi sektörünün dijitalleşmesi , üçüncüsü paket servis hizmetinin büyümesi ve kalitesinin artması.

 

Hijyen hem bireyselde hem kurumsalda önem kazandı; ellerin hijyeni ve maske kullanımı, tek kullanımlık malzemeler, mesafeli oturma düzeni bildiğimiz ve alışageldiğimiz konular artık.
Zincir restoran ve kafeler, pandemi nedeniyle hem maliyetlerini düşürmek maksatlı hem de hizmet kalitesini pandemi şartlarına uyarlayarak arttırmaya yöneldi. Kare kodlar, tabletler, sipariş ve uydu takip sistemleri sektöre özel çözümler sunuldu.
Pandeminin kazananlarından biri olan paket servis, kalabalık mekanlara girmeden, riski azaltarak evde ve iş yerinde yemek hizmetini almak suretiyle gelişti. Bu gelişimi teknolojiyi kullanarak daha verimli hale getirdi. Paket servisler hızlandı, servis kalitesi ve müşteri memnuniyeti arttı.

GASTRONOMİDE ‘MAVİ OKYANUS’

Son dönemlerde Gastronomi sektörü paket servis hizmetinde ‘mavi okyanusu’ keşfederek bambaşka bir boyuta taşındığını gördük. ‘Bulut Mutfak’ fikri ile hayat bulan paket servis yarınlarının restoranlarını hem büyütecek hem daha karlı hale gelmelerini sağlayacak.
Bir restoranın en büyük hayali nedir? Çok şubeli zincir olmak ve daha karlı hale gelebilmektir. Şube açmanın riskleri yanında maliyetleri nelerdir?
Pahalı AVM ve cadde dükkan kiraları.
Masa, sandalye, dekorasyon, masa üstü ekipmanlar vs.
Restoran yöneticisi, kasiyeri, garsonu, bulaşıkçısı gibi personel maliyetleri,
Alt yapı maliyetleri, güvenlik, kurye, sipariş, teslimat maliyetleri.
Artık büyümek ve zincir restoran haline gelmek için yukarıdaki maliyetlere katlanmanıza gerek kalmayacak.
Dünyada Filipin merkezli bulut mutfak girişimi CloudEats, Endonezya merkezli Yummy , Türkiye’de ise Paket Mutfak ve Xkitchen markaları yukarıdaki maliyetleri üstlenerek size hem şubeleşmenizin yolunu sağlarken hem de daha verimli çalışmanızı sağlayarak karlılığınızı arttırıyor.
Tali Şalhon ve Eytan Nahmiyas tarafından kurulan Paket Mutfak, yeni bir paket servis şubesi açmak isteyen müşterilerin mutfaklarını onlar için temin ediyor. Bunun yanı sıra; kurye operasyonu, sipariş yönetimi, tahsilat, güvenlik ve bakım gibi operasyon yüklerini de üstleniyor. Paket Mutfak, İstanbul’un yüksek nüfuslu bölgelerinde bulunan boş alanları ve depoları sadece paket servis hizmeti veren paket mutfaklara dönüştürüyor. 10-15 adet mutfağın tek bir binayı paylaştığı bu konseptte, bina içerisindeki mutfaklardan her biri farklı bir restoranı temsil ediyor. Bu restoranlar sadece paket servise odaklandığı için, içerilerinde müşterilerin oturabileceği masalar bulunmuyor. Restoranlar siparişlerini Yemeksepeti, GetirYemek, Zomato gibi online sipariş platformları veya telefon yoluyla alıyorlar.

İLK RESTORAN 3200 PAKET SATTI

2021 sonuna kadar İstanbul genelinde 5 lokasyon ile 50 adet restoran 2021 sonuna kadar İstanbul genelinde 5 lokasyon ile en az 50 adet restoran açmayı hedefliyor. Uzun dönemde ise tüm Türkiye’ye ve yurt dışına yayılarak büyüme hedefleri var. Döner Plus, Akali ve Untwoin markalarıyla Ataşehir şubesi faaliyetine başlayan Paket Mutfak’ta, kısa süre içerisinde Chopt ve 400 Derece Pizza gibi markaların mutfakları da operasyonlarına başlayacak. 2020 yılı içerisinde Avrupa Yakası’nda faaliyetlerini başlatmayı; 2021 senesi sonuna kadar ise Maslak, Kadıköy, Bostancı ve Etiler şubelerini açmak istiyor.

‘YERLİ BULUT ABD’DE

Bulut mutfak girişimlerde yatırım yaparak yurt dışına da açılan Tinkon Group CEO’su Atilla Bingöl bu konuda bizlere şu bilgileri veriyor:
‘Eve yemek söyleyenlerin oranının artması ile bulut mutfak odaklı girişimler şu anda ABD, Latin Amerika ve Asya başta olmak üzere özellikle şu an Türkiye ve tüm dünyada ciddi bir ilgiyle karşılanıyor. Yüzde 100 yerli sermayeli olan Xkitchen markamız, Amerika Miami’de ve tüm dünyada genişliyor. İstanbul’da şu anda bölgesel anlamda Maslak 1453 ve Ataşehir’de yer almakta olan markamız, yapılanmasına Miami ve Dubai’de devam ediyor. Bu da demek oluyor ki, Türk markaları artık tüm dünyaya rahatça paket servis alanında açılabilecek ve sürece göre kendilerinin restoranlarını hızlıca kurabileceklerdir.’

K. MARKS: RESTORANLAR BİRLEŞİN!

Endonezya’nın bulut mutfak girişimi Yummy, SoftBank Ventures Asia’nın liderliği üstlendiği B Serisi yatırım turunda 12 milyon dolar yatırım aldı. Yummy, SoftBank Ventures Asia’nın liderliği üstlendiği B Serisi yatırım turunda 12 milyon dolar yatırım aldı. Yatırım turuna Intudo Ventures ve Sovereign’s Capital ile yeni yatırımcılar Vectr Ventures, AppWorks, Quest Ventures, Coca Cola Amatil X ve Palm Drive Capital katıldı. B Serisi ile birlikte Yummy’nin bugüne kadar aldığı toplam yatırım miktarı 19,5 milyon dolara ulaştı.

Filipinler merkezli bulut mutfak girişimi CloudEats, 1.4 milyon dolar yatırım aldığını duyurdu. Aldığı ilk yatırımın miktarı 1.4 milyon dolar olarak kayıtlara geçen CloudEats, bu fonu hem Filipinler’de hem de Güneydoğu Asya pazarında genişlemek amacıyla kullanacak. CloudEats’in kurucu ortağı ve CEO’su Kimberly Yao, bulut mutfak sayılarını artırmayı hedeflediklerini açıklıyor. Şu anda girişimin 5 bulut mutfağı bulunuyor ve bu ortak mutfaklarda, 70 farklı restoran markası barındırılıyor. Yani tüm farklı restoranlar, tek bir bulut mutfağı ortak kullanarak müşterilerine erişebiliyor. Dünya yeniden kuruluyor. Yeni iş modellerine, iş birliklerine gebe. Bu yeni iş modelini Karl Marks’ın meşhur çağrısındaki gibi ‘Tüm dünya restoranları birleşin’ şeklinde uyarlayabiliriz.

X

Kuzu çevirmeden dönere yolculuk

İstanbul’dan İzmir’e giderken otoyoldaki ‘Lezzet Yolculuğu’muz devam ediyor. Bursa ve Manisa’da mola verdiğimizde benzer iki yemek türü bizi düşündürdü:Orta Asya’dan bu yana devam edegelen kuzu çevirme ile tarihi 1867 yılına kadar dayanan ‘İskender’ markasıyla anılan Bursa’nın meşhur ‘Döner Kebabı’ arasında bir bağ var mıyd

Düğünlerin, kalabalık buluşmaların ve ziyafetlerin geleneksel yemeği kuzu çevirme ile Bursa’nın dünyaya nam salmış tarihi lezzeti döner kebabı arasında nasıl bir akrabalık vardı?

BİR ÇOBAN GELENEĞİ

Ağırlıklı olarak çobanlık yapan kişilerin dedelerinden, babalarından gördükleri bir uygulama olan kuzu çevirme bir ata geleneğidir.

Kuzu çevirmenin hem göze hem de damağa hitap eden bir pişirme şekli vardır. Bütün karkas şeklinde işleme alınan etin öncelikle derisi yüzülerek iç organları temizlenir. Derisi yüzülürken etine zarar vermemek önemlidir. İç kısmına tuzlama yapılan karkas ete bir uçtan diğer uca sırık denilen bir sopa geçirilir. Bu nedenle bazı bölgelerde buna ‘sırık kebabı’ da denilmektedir.
Burada hayvanın incikleri ayrılmakta ve ayrılan incikler iyi pişmesi için etin boyun kısmına geçirilmektedir. Boyun ve ayak uçlarından telle birbirine bağlanarak sırığa tutturulan etin karın kısmı özel olarak hazırlanmış fındık veya çam şişlerle dikilmekte ve böylece et, ateşe koymaya hazır hale gelmektedir.

USTALIK GEREKTİRİR

Kuzu çevirme ilk ateşe konulduğunda ocaktan 40-50 cm uzaktan yanmaya başlar, ateş köz oldukça ocağa yanaştırılır. Ortalama 20-30 cm. uzaklıkta tutulur. Etin pişme anı yaklaştıkça, kuzu aynı oranda ateşe yaklaştırılır. Bu yaklaştırma olayını ayarlayamama durumunda et haşlanarak içi çiğ kalabilir. Burası işin püf noktalarından birisidir. Bu nedenle pişirme ustalık gerektirir.

Yazının Devamını Oku

Susurluk’ta bir mola

İngilizce ‘toast’ kelimesinden dilimize yerleşen tost, ara öğün, atıştırmalık olarak kullanılsa da ‘Susurluk Tostu’ veya ‘Ayvalık Tostu’ adıyla klasikleşmiştir.

 

Önceleri dilimlenmiş ekmekler ızgaraya konur kızartılırdı. Daha sonraları geliştirilen ‘tost makineleri’ ile kızartılan ekmek dilimleri arasına peynir, çeşitli etler, yumurta, yeşillikler vb. konularak hazırlanan yiyeceklerle oluşan lezzet zamanla ‘tost’ diye anılmaya başlandı.
İngilizce’deki ‘toast’ sözcüğü, Latince ‘torrere’ fiilinden türetilmiş ve kızartılmış anlamına gelen ‘tostus’tan gelmektedir.

İyi bir tost için iyi bir ekmek, içine konulacak güzel bir malzeme, ısıyı görünce eriyecek güzel bir peynir, güzel ısınan bir tost makinesi gereklidir.

Susığırlık’tan Susurluk’a

Bu hafta tostuyla ünlenen Susurluk’taydım. Osmanlı zamanından bu yana İstanbul -İzmir hattının kervansaray durağı, günümüz yolculuklarının vazgeçilmez mola noktası olan Susurluk, yüzyılların ağırlama geleneği ile kendi kültürünü oluşturmuş. Susurluk’un hikayesi; Karesi döneminde bataklık bir araziyken ıslah edilmesiyle başlıyor. Burada kurulan çiftlik, su sığırı da denilen mandaların çokluğu nedeniyle ‘Susığırlık Çiftliği’ olarak ünleniyor. Tarihte Mürt, Fart, Kozluca, Gökçedere gibi farklı isimlerle adlandırılan bölge zaman içinde kayıtlara ‘Susurluk’ olarak geçiyor.

Yazının Devamını Oku

Menemen aşkına

İtalyan mutfağının babası Antonio Carluccio Türkiye’yi ve Türkleri çok severdi. Bu nedenle olsa gerek İstanbul’da 5 restoran açtı. Çok kez Türkiye’ye geldi. Hayat hikayesi film tadındadır ünlü şefin.

Antonia Caruccio, Torino’da muhabirlik yaparken, İngiltere’ye yerleşmeye karar verir. Restoranlarda garsonluk yapmaya başlar. Bir süre sonra İngiltere’nin en büyük restoran zincirlerinin sahibi Terrance Conran’ın ‘Neal Street’ isimli restoranında müdür olur. Bu arada Terrance Conran’ın kız kardeşiyle evlenir. Kısa bir süre sonra da Neal Street’in önce ortağı, sonra sahibi olur. Popülerliği artar. Televizyonda yemek programları yapmaya ve kitap yazmaya başlar. Aynı zamanda kendi adını verdiği ‘Carluccio’s’ isimli İtalyan malzemeleri ve yemekleri satan restoran zincirinin temellerini atar. Günümüzün en popüler şeflerinden Jamie Oliver da mesleğe Antonio’nun yanında başlamıştır. Yirminin üzerinde yemek kitabı yazar Caruccio . 2005’de restoran zincirindeki hisselerini satar ve burada danışman olarak devam eder. 2011’de hayattaki en başarılı projesi olan ‘Two Greedy Italians’ (İki Huysuz İtalyan) isimli televizyon programı başlar.
Gerçek İtalyan mutfağını, basitin güzel olduğunu ve doğru malzemenin iyi bir yemek için en önemli unsur olduğunu her fırsatta söylemesiyle ünlüdür.

80 yaşındaki Carliccio Türkiye’ye konuşmacı olarak çağırılır.
Elinde konuşacağı kağıt ile kürsüye çıkar.
Bir süre izleyicilere baktıktan sonra: “Ne konuşacağımın bir önemi yok. Az evvel kahvaltıda otel aşçıları ile birlikte kahvaltı yaptık. Sizinkiler bana domates, biber ve yumurtadan oluşan bir yemek yaptılar. Siz ona ‘menemen’ diyormuşsunuz. Size bir şey söyliyeyim bu menemenin basit bir yemek olduğunu düşündüğünüz için önemsemiyor olabilirsiniz. Ama kıymetini bilmediğiniz inanılmaz lezzetli bir yemeğiniz var. Sizin yerinizde olsam bu yemeği otellerde daha çok öne çıkarır, dünya mutfağına armağan ederdim’ diye konuşur. İzleyiciler alkışlarla ustayı uğurlar.
2016 yılında 80 yaşında vefat eden bu değerli şef Carliccio bize göremediğimiz bir mücevherimiz olduğunu hatırlatıyor.

Menemen kah öğrenci evlerinde, kah evde yemek olmadığında ilk çare olarak yapılan sıradan bir yemek olsa da bu kıymetli lezzet Türk mutfağının basit ama lezzetli bir yemeği.

Yazının Devamını Oku

Lezzet yolculuğu başlasın

Tarihte önemli bir yeri olan ticaret yollarından ‘İpek Yolu’ ve ‘Baharat Yolu’ şimdilerde yerini otoyollara, yollardaki konaklama mekanları kervansaraylar da yerini yol tesislerine bıraktı


İpek Yolu sadece tüccarların değil, aynı zamanda doğudan batıya ve batıdan doğuya bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu olmuş. Doğu’nun ipeği ile baharatının kervanlarla batıya taşınması, Çin’den başlayıp Avrupa’ya ulaşan ticaret ve seyahat yollarını oluşturmuştur.

Baharat Yolu, eski çağlarda, Uzakdoğu’yu Batı’ya bağlayan ticaret yollarından biriydi. Baharat günümüzden binlerce yıl önce Doğu ülkelerinde kullanılıyordu. Orta Çağ Avrupası’nda soyluların sofralarına da girince çok önemli bir ticaret ürünü haline geldi, ama pahalı olması nedeniyle ancak varlıklı kimseler satın alabiliyordu.

Tarihteki ticaret ve lezzet yolları

Baharat Yolu Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan bir ticaret yoludur. Baharat, Doğu’dan Avrupa’ya iki ayrı yoldan gelirdi. Bunlardan biri Orta Asya üzerinden geçen İpek Yolu’ydu. Ama İpek Yolu asıl olarak eski çağlarda Çin ipeğinin Roma’ya taşındığı yoldu; diğer yol ise, Hindistan ve Seylan’dan Basra Körfezi’ne gelen deniz yoluydu. Bu kıyılardaki limanlarda gemilerden boşaltılan baharat kara yoluyla Fenike ve Filistin kıyılarına, Mısır’da İskenderiye’ye oranan da Karadeniz’e ulaştırılırdı. Sonra yine deniz yoluyla Avrupa’ya taşınırdı.
Zamanla baharat üreten ülkelere doğrudan ulaşmanın yolları arandı. Sonunda Vasco da Gama 1498’de Ümit Burnu’nu dolaşarak Hindistan yolunu açtı. Kolomb ve Macellan Güney Amerika’yı dolaşarak Doğu Hint Adaları’na vardı. Böylece baharat üreten ülkelere yeni yollar açıldı. Bunun sonucunda baharat ticaretinde Venedik tekeli kırılırken, tarihsel ’Baharat Yolu’ da önemini yitirdi.

Şimdilerin otoyolları da bir çeşit ticaret ve seyahat yoludu aslında..

Yazının Devamını Oku

Nesli tükenmekte olan meyveler

X ve bir miktar Y kuşağı hatırlıyor olabilir; ama Z kuşağının gördüğünde bu nedir diyeceği meyveler var... Sonbahar ile birlikte şimdilerde pazarlarda tezgahlarda yerini almış durumda. Anneler babalar, aynı zamanda şifa kaynağı olan bu meyveleri hem siz, hem çocuklarınız için tüketmeye çalışın; çocuklarınız da bu meyveleri tanısın, böylelikle kuşaktan kuşağa aktarılsın...

Çocukluğumuzun meyvelerindendir.
Okul önlerinde ve manavlarda satılırdı.
Boynumuza tesbih gibi astığımız bu meyvenin adı alıç…
Anadolu’da her yerde yetişen çok sifalı ve nostaljik meyvesidir alıç…
Şimdi günümüzde pek bilen yok alıçı…

Alıç genellikle kısa boylu kırmızı, pembe sarı veya beyaz renkli çiçeği ve 6-10 mm çapında, 1-3 tohumlu, lezzetli, meyveleri hafif ekşimsi ve yenilmektedir. Gülgiller familyasına ait olup yaklaşık olarak 280 tane türünün olduğu sanılmaktadır. Kurak koşullara uyum sağlayabilen, kumlu taşlı topraklarda yetişebilen uzun ömürlü bir türdür. Alıç ağaçları mayıs ayında çiçeklenir ve meyveleri sonbaharda toplanır. Türkiye’nin birçok bölgesinde özellikle dağlık alanlarda ve hatta toprağın fakir olduğu yerlerde bile fazla miktarda yetişmektedir.

ALIÇ TESBİH GİBİ BOYNA ASILIR

Orta Çağ’dan bu yana dikenli alıç sığırları meralarda tutmak ve yabancıları özel arazilerden uzak tutmak için kullanılmıştır. İngiltere’de ve Almanya’nın bazı bölgelerinde alıçın yoğun dikenleri hâlâ çit olarak ekilmektedir. Alıç’ın cins ismi olan Crataegus, Yunanca’da “sertlik” ya da “dayanıklılık” anlamına gelen kratos kelimesinden gelir, bunun nedeni bitkinin aşırı ölçüde sert ve dayanıklı odunudur. Alıçla ilgili bazı batıl inançlar da geliştirilmiştir.  

Yazının Devamını Oku

Daha az atık, daha temiz bir çevre

Kahvaltı masalarındaki ‘serpme kahvaltı’ modeli, otellerdeki ‘açık büfe’ uygulamaları pandemi önlemleri nedeniyle bir süre ara verse de, şimdilerde yine uygulanıyor... Kimse kusura bakmasın; ama bu uygulama ülkemizdeki gıda israfının en büyük nedenlerinden biridir diyebiliriz.


İnsan tabiatı gereği arzularını doyuramaması, ‘önce gözün doyacak, sonra karnın’ mantığıyla sofraları donatması, kültürel alışkanlıklara, görgüsüzlük de eklendiğinde gıda israfında üst limitleri zorladığımız zamanlar oluyor.

Son dönemlerde bu sebeplerden dolayı, sürdürebilirlik ve sıfır atık kavramlarını her geçen gün daha sık duymaya başladık. Yaşadığımız gezegene karşı sorumluluğunun farkında olan kurumlar da bu sorumlulukları kapsamında çeşitli faaliyetlerle, atığın değerlendirilmesi ve azaltılmasını sağlayarak toplumda bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

GIDAYA ERİŞİM ZORLAŞACAK

Gıdaya erişim ve israfın genel bir özetini yapacak olursak;
Bugün 7,6 milyar olan dünya nüfusunun 2050 yılında 9,8 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için küresel gıda üretiminin 2050’ye kadar yüzde 60 oranında artması gerektiği hesaplanıyor.

Her yıl üretilen gıdanın üçte biri israf ediliyor. 1,3 milyar tonluk bu israfın yaklaşık %60’ı evlerden çıkarken %26’sına yemek yerleri sebep oluyor.

Restoranlarda gıdaların ortalama %4 ila %10’u daha tüketiciye ulaşmadan kendini çöpte buluyor. Çevresel boyutuna baktığımızda gıda atıklarının küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %11’inden sorumlu olduğunu görüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Gastronomi Buluşmaları Başladı!

Bursa Gastronomi Turizmi Derneği olarak düzenlediğimiz Gastronomi Buluşmaları’na Bursa’da alanında uzman gastronomi profesyonelleri, iş insanları, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu önderleri, basın ve medya yöneticileri ile gastronomiye ilgi duyanlar davet edildi.


İlkini Gastro Akademi’de gerçekleştirdiğimiz Gastronomi Buluşmaları’na Gastronomi Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri ve seçkin davetliler katıldı. Eğitmen Şef Sezer Özdemir yönetiminde lezzetli yemeklerini kendileri yapma keyfini yaşayan davetlilerin eğlenceli saatler yaşadığı bu gece, adeta Mutfağın Zirvesi gibiydi.
Her ay gerçekleştirilecek Gastronomi Buluşmaları yine değerli konukları ağırlamaya devam edecek.

YÜZDE 5 FAKTÖRÜ


Dünyada turist sayısı 1 milyar kişiyi aşarken, bu turistlerin yüzde 88.2’si ‘Destinasyon tercih etmede yemek çok önemli’ diyor. Böyle olunca dünyada seyahatlerini lezzet duraklarına göre yapanların sayısı hızla artıyor. Türkiye’de turizm gelirlerinin 5’te biri yeme içmeden geliyor.
Dünyada yemek turizmiyle ilgili faaliyette bulunan kuruluşların yüzde 80’e yakını yemek etkinliklerine yönelik ürün ürettiklerini söylüyor. Bunu yemek turları ve aşçılık workshop’ları izliyor. Türkiye’de yemek turizmiyle ilgili faaliyette bulunan kurum, şirket, toplulukların sayısı sadece 94. Bu rakamla dünya sıralamasında 23’üncü olabilen Türkiye dışına baktığımızda bu sayı birinci ABD’de 17 bin 879 ikinci İsveç’te, 5 bin 345, üçüncü Kanada’da 3 bin 441, dördüncü İngiltere’de bin 88, beşinci Yeni Zelanda’da 612, altıncı Avustralya’da 520, yedinci Danimarka’da 388. Dolayısıyla gastronomi ve turizmi alanında daha çok dernek, şirket kurulmalı ve daha örgütlü olmalıyız.


Yazının Devamını Oku

Kuzulara fısıldayan kadın

Kasaplık zor meslektir. Yirmi yirmi beş kiloluk kuzular, dört yüz kiloluk danalar arasında satırla iş yapmak kolay değildir.Kadın eliyle kasaplık nasıl yapılır gösterdi bize Burcu.

Yeni nesil yeme içme işine merak sararak gençlere güzel örnek oldu.
Burcu Güneş, Bursa’nın yetenekli, meraklı ve sevilen kasaplarından…
Etin dilinden çok iyi anlıyor, ‘kuzulara fısıldayan kadın’ demek yanlış olmaz.

‘ET TEKNİKERİ OLARAK MEZUN OLDUM’

Kasaplık mesleğini seçmesini gelin Burcu’dan dinleyelim:
“Her şey babamın yüzünden oldu.

Yazının Devamını Oku

Kızılcıklar oldu mu? Selelere doldu mu?

Sonbaharın bir diğer habercisi kızılcıktır. Kızılcık meyvesine tarihi bir efsane ile giriş yapalım. Gordion düğümünü bilir misiniz?

 

Yeni bir lider arayışında olan Friglere bir kahin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. Bu kişi kağnısıyla kente giren yoksul bir köylü, Midas’ın babası, Gordios olur. Gordios, kral ilan edildikten sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios tapınağına adar.

Araba ‘kızılcık dallarından bir düğümle’ tapınağa bağlanmıştır ve bu düğümü çözecek kişinin Asya’nın hakimi olacağı söylentisi ile ünlenir.

Büyük İskender, Gordion’a geldiğinde (M.Ö. 334) düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. İskender, gerçekten de Pers İmparatorluğu’nun fatihi ve Asya’nın hakimi olma yolundadır. Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü bilgelerce İskender’in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının cezası olarak yorumlanır.
Bu arada Gordion Frigya’nın tarihî başkenti olan antik kent. Sakarya Nehri ile Porsuk Çayı’nın birleştiği noktanın yukarısında kurulu bulunan kent günümüzde Ankara’ya 94 kilometre uzaklıkta, Polatlı’nın nın 29 kilometre kuzeybatısında yer alan Yassıhöyük’te bulunmaktadır.

 Böyle bir efsaneye konu olan kızılcık, Bursa’nın da çok değerli bir meyvesi. Hatta Hasanağa köyünün eski adı Kızılcıklı’dır. Orhaneli, İnegöl, Harmancık, Kemalpaşa İznik gibi ilçelerde de kızılcık yetişir.

Bazı yörelerde ‘kiren’ denilen kızılcık adeta ilaç gibi... Gövdesi, çiçeği ve yaprağıyla tam bir şifa deposu…

Yazının Devamını Oku

Eylül Bursa'ya iyi geldi

Eylül ayı Bursa’ya iyi gelir. Nasıl gelmesin ki? 11 Eylül Bursa’nın kurtuluş yıl dönümü.

8 Temmuz 1920’de de Yunan askerleri tarafından işgal edilen Bursa, Türk ordusu, silahlı milislerin de büyük desteği ile ‘2 yıl, 2 ay, 2 gün’ süren mücadelenin ardından 11 Eylül 1922’de Yunan askerini Bursa topraklarından çıkartıldı. Böylelikle, Bursa’nın işgali ile TBMM’de kürsü üzerine konulan siyah örtü kaldırılmış, 11 Eylül, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan yolda özgürlüğün ve bağımsızlığın günü olarak tarihe destansı bir zafer olarak yazılmıştır.

Eylül ayı Bursa’ya uğurlu geldi. Turfood tarafından bu sene 3’üncüsü düzenlenen Gıda Fuarı kapılarını profesyonel gıda üreticilerine, gıda markalarına, gıda profesyonellerine açtı. Bursa Gastronomi Turizmi Derneği olarak biz de 3 etkinlik planlayarak fuara destek olduk. İstanbul’da, Ankara’da, Antalya’da fuar yapılabilir, ancak Bursa gibi Anadolu şehirleri İstanbul’un gölgesinde kalabiliyor. Bunu tersine çevirmek, üreticileri ikna ederek fuara dahil olmalarını sağlamak çok zor. Bu zorluğu başaran Turfood ve Network Fuar çalışanlarını tebrik etmek lazım.
Bursa GTD Rüzgarı Esti
Fuara, Bosna Hersek, Karadağ, Sırbistan, İngiltere ve İsveç’ten 25 kişilik bir alım heyeti de katılarak ihracat bağlantıları için üretici ve satıcılarla görüştüler.
Zeytinyağı konusunda tadım ve farkındalık etkinliğini 2 gün boyunca, aynı zamanda Bursa GTD Bilim Kurulu üyemiz Uludağ Üniversitesi Karacabey MYO Gıda İşleme Bölüm Başkanı Öğretim Görevlisi Dr. Kader Çetin yaptı. Moderatörlüğünü yaptığım ‘Hayallerin peşinden Koşanlar’ paneli ile gastronomi sektöründe başarılı olmuş marka sahibi, işletmeci ve şefleri davet ettim. Bu panelde önemli isimler bir araya geldi:
-EMİR TOPUK (AŞÇI-ARAŞTIRMACI-FASÜLYELİ KURUCUSU)
-AYTEN ÇETİN (ŞEF-YAZAR-AYTEN USTA KURUCUSU)

Yazının Devamını Oku

Elma zamanı

Sonbaharın habercisidir elma. Eylül denildiğinde elma akla gelir.

Apple’ın kurucusu Steve Jobs, dünyayı üç elmanın değiştirdiğini söylemiş:
1-Dünyayı ilk olarak Hz. Adem’in yediği elma değiştirdi. Yasak elmayı yedi ve cennetten dünyaya gönderildi.
2- Dünyayı değiştiren ikinci elma, Newton’un başına düşen elma. Ağaçtan düşen elma sayesinde yer çekimini buldu.
3- Dünyayı üçüncü olarak değiştiren elma ise bilgisayar ve telefon oldu.

Murat Belge ise insanoğlunun ilk ‘günahı’nın gastronomi alanında bir ‘yemek yasağı’nın çiğnenmesi ile olmasını işaret eder. Bu aynı zamanda meyveye verilen değeri de göstermekte bizlere.
Biz bu hikayeyi hep ‘elma’ olarak biliriz. Oysa Tevrat ‘elma’ demiyor sadece ’meyve’diyor. Nasıl olmuş da meyve elmaya dönmüş. Meyvenin Latince’si ‘pomum’ ama bu Fransızca’ya ‘pomme’ olarak geçerken ‘elma ‘anlamını alıyor.

 Edebiyatta elma

Yazının Devamını Oku

İncirler olana kadar

Bir zamanlar Bursa’nın ‘yeşili’ meşhurdu. Şimdilerde ise Bursa ‘Bursa Siyahı’ diye bilinen siyah inciri ile anılıyor.


Romalıların prima ficus dedikleri zamanı yaşıyoruz, yazın bittiği, güzün başladığı zaman, incir zamanıdır. Bursa’da yer gök incir..Bursa. dünya gastronomisine incir ile adını yazıyor.

BURSA SİYAHI

İngiltere Kraliçesi Elizabeth Alexandra Mary, Bursa’ya gelerek Bursa Siyahı diye bilinen incirini tattı ve çok beğendi. Arkasından Düşes Kate Middilton da hamilelik döneminde bulantılarına şifa olsun diye siyah inciri tüketti. İngiliz Kraliyet ailesinin Bursa Siyahı incirine olan ilgisi ürünün tanıtımını uluslararası bir alana taşınmasına ve ihracatta rekor kırılmasına vesile oldu.
Uludağ İhracatçılar Birliği İngiliz Kraliyet ailesine bir mektup yazarak teşekkür etti ve Bursa Siyahı inciri gönderdi.

Uzun raf ömrü, iriliği ve tadı nedeniyle dünyanın en kaliteli incirlerinden biri kabul edilen “Bursa siyahı” için üreticiler 16 Ağustos’ta hasada başlarken, ilk ihracat da yapıldı. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 28 bin ton üretimimiz vardı, bunun 20 bin tona yakını ihraç edildi. Bu yıl da 31 bin 500 ton siyah Bursa inciri üretimi bekleniyor.

İyi tarafından baktığımızda harika, üretici hiç olmazsa yılda 1 ay para kazanıyor, Bursa inciri sayesinde Bursa tanıtılıyor. Yaklaşık 32 bin ton üretimin yüzde 70’i ihracata gidiyor. Pazarda bile incir 20 TL’den satılıyor.

Yazının Devamını Oku

Bir yaz daha bitiyor

Şu günlerde ağustos böceği şarkı söyleyip saz çalmaya devam ederken, kışa hazırlık yapan karıncalar gibi bir hamaratlık başlar tüm evlerde… Sonbaharın habercisidir turşu. Turşu; yazın sona erdiğinin, kışa yönelik hazırlıklarının başladığını hatırlatır bana…

Sevgili İlhan Şeşen’in şarkısının sözleri yazın bitimini bizlere ne güzel anlatır:
‘Bir yaz daha bitiyor
Umutlar umutsuzluklar gizlice
Biraz daha doyumsuz
Biraz daha aşklar ümitsizce’
Yazın bitimini semt pazarlarında görürsünüz. Pazarlarda turşu için kornişonlar, biberler, havuçlar, sarımsaklar, lahanalar kilo kilo alınır, kavanozlar, turşu bidonları sıraya dizilir.

Turşunun tarihi

Yazının Devamını Oku

Küresel kıyamette menünüz ne olsun?

Yemek kültürü savaşta, barışta, tarihin her döneminde yaşanılan siyasal, sosyal ve çevresel olaylara göre etkilenmiştir. Nasıl ki, Covid-19 salgınından etkilen yemek kültürü yaşadığımız iklim değişikliklerinden de etkileneceği aşikar. Dünya üzerindeki nüfus arttıkça, üretim biçimleri ve tüketim alışkanlıkları da değişmekte.

Özellikle küresel ısınma, karbon ayak izi, su tüketimi artarken kuruyan nehirler, belli ürünlerde baş gösteren kıtlık ve çevresel felaketler geleceğe dair bizleri kara kara düşündürüyor. İşte bu noktada bizler de Uludağ Üniversitesi Çevre Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Efsun Dindar ile yaşanan bu küresel kıyamette gastronominin nasıl etkileneceğini konuştuk, kendisinden önemli bilgiler aldık. Köşeme konuk ettiğim Efsun Dindar›ın gelecek için önemli uyarılarını satırbaşlarıyla sizlere aktarmak istiyorum:

YÜZDE 50-90 ARASINDA ARTACAK

Doç. Dr. Efun Dindar; doğal kaynakları bolca tüketen ve karbon emisyonu oluşumuna sebep olan sektörlerden birinin gıda endüstrisi olduğunu hatırlatırken tarımsal açıdan bakıldığında, küresel sera gazı salımında tarımın ortalama yüzde 24’lük bir payı bulunduğunu vurguluyor ve son verilere göre bu sektörden kaynaklanan salımn 2050 yılına kadar yüzde 50-90 oranında artacağını bizlere aktarıyor. İşte Dindar’ın verdiği bilgiler ışığında dünyanın gıda durumu ve yapılabilecekler...

FAO VERİLERİNE GÖRE

Ayrıca, gıda üretimi karbondioksit emisyonlarının da üçte birini oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre hayvancılık ise sera gazı emisyonlarının yüzde 15’inden sorumlu. İnsanların beslenme alışkanlıklarını değiştirmediği sürece, Paris İklim Zirvesi hedeflerini tutturmanın mümkün olmadığı belirtilerek, beslenme alışkanlıklarında değişim çağrısı yapılıyor. İşte bu noktada ‘Sürdürülebilir Gastronomi’ kavramı ile bu konuda belli önlemler alma vaktinin geldiğini görüyoruz.

DOĞAYA SAYGILI ÜRETİM

Sürdürülebilir Gastronomi, yemeğin hazırlanma aşamasında hiçbir doğal kaynağın boşa harcanmamasını, bilinçli ürün seçimini ve üretimin gelecekte de çevreye ve sağlığa zararlı olmayacak şekilde devam ettirilmesi anlamına geliyor. Doğaya saygılı yollarla üretilen, sağlıklı ve yerel kültüre uygun gıdayı tercih etmeyi teşvik ediyor. Bu maddeleri hayata geçirebilecek noktaya gelmemiz için de geleneksel gastronomi mirasını koruyup yöresel ürünleri gün yüzüne çıkarmamız gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Bursa’da bir Türk bir Fransız

Bir şehrin gastronomide dünya şehri olabilmesi için o şehrin gastronomi turizminde öne çıkabilmesi, çok kültürlü zenginliği ile, o şehirdeki yabancı mutfak sayısıyla, restoran sayısıyla ölçülür. New York, Paris, Londra, Tokyo, İstanbul, Ankara, İzmir de olduğu gibi..

İstanbul ve Ankara elçilikler nedeniyle bu konuda çok zengin olduğunu söyleyebilirim. Saymaya bile gerek yok, bu iki şehirde tüm dünya restoranları var.

İzmir Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı Fatih Özfatura’dan aldığım bilgiye göre İzmir’de Çin, Kore, Azerbaycan, İsviçre, İtalyan ve Lübnan mutfaklarının sergilendiği restoranların olduğu bilgisini aldım. Bu çeşitlilik şehre ayrı bir mutfak zenginliği getiriyor, yabancı konuklara seçme özgürlüğü veriyor.

Peki Bursa’da durum ne?

Bursa, gastronomi turizmi konusunda bir şeyler yapmak istiyor. Sanayisiyle, tarihi ve kültürüyle bunu başaracak potansiyele sahip bir şehir.

Bursa sadece Tofaş Fiat ve Renault fabrikasında çalışan yabancılar, gelip giden teknisyen ve misafirler bile birkaç restoranı her gün doldurup boşaltacak bir potansiyelde…

Sadece bu iki otomobil fabrikası ile sınırlı değil, onlarca daha büyük yabancı ortaklı, uluslararası çalışan fabrika ve şirket var Bursa’da…

Gelen yabancı misafirlere, bir gün Bursa kebabı yedirdiniz, bir gün İnegöl Köfte yedirdiniz, onlarca gün kalan misafir kendi ülkelerinin yemeklerini de yemek isteyecektir. Ona kaldığı şehirde yemek konusunda bir tercih hakkı sunmak zorundasınız.

Sadece yabancı konuklar için değil, şehirde yaşayan herkes için çok kültürlü, yabancı mutfak arayışı ve tercihi söz konusu. Yabancı mutfakları şehrinizde kuramazsanız nasıl dünya insanı olacaksınız? Bunu başaramazsanız nasıl dünya şehri olacaksınız? Kendi kabuğunda yaşayan, dar bakışlı insan türü sona ermek üzere..

Yazının Devamını Oku

Bursa kafası

Bu hafta Kafa Radyo’da sevgili dostum Deniz Dikkaya’nın programı Turizm Kafası’nın konuğu oldum.

Deniz Dikkaya, Bursa nedir? Bursa Kafası nedir deyince sıraladım ben de….
Bursa Zeki Müren’dir.
Bursa Sabiha Gökçen’dir.
Bursa Müzeyyen Senar’dır.
Bursa Ata Demirer’dir.
Bursa döner kebaptır.

Yazının Devamını Oku

Bir yanımız bahar bahçe bir yanımız yaprak döker

Bu hafta bir yandan yanan ormanlarımıza üzüldük, çaresizliğimize ağladık, bir yandan Tokyo’daki olimpiyatlarda Türk kadınının ve Atatürk’ün her defasında referans gösterdiği gençlerimizin neleri başarabileceğini görüp gelecekten umutlandık.

Bu iki farklı duygu durumu bana çok sevdiğim Selda Bağcan’ın şarkısını hatırlattı:

Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe
Dostum dostum, güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge

Olimpiyatlarda göğsümüzü kabartan ‘Filenin Sultanları’nın başarısındaki en büyük pay kuşkusuz Gıovanni Guidetti’dir. Spordan gastronomiye ‘yabancı ‘diye literatüre giren aslında bizi bizden daha çok seven kişiler var ülkemizde.

Yazının Devamını Oku

Gastronominin çılgın Türkleri

Bu hafta, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasından gerçekleştirilen Erzurum Kongresi’nin 102’nci yıl dönümü kutlandı.

 Manda ve himayenin reddedildiği, ‘milli sınırlar’ ifadesinin ilk kez kullanıldığı kongre ‘Gastronominin Erzurum Kongresi’nin ne zaman ve nerede yapıldığı sorusunu aklıma getirdi.
Yerel ve milli gastronominin sınırları çiziliyor. Geleneksel mutfak, atadan gelen lezzetler, coğrafi işaretli ürünler ithal ve sentetik gıdalarla önemli bir mücadele veriyor.

Milli ve yerli mutfağın öne çıktığı bu günlerde ‘Gastronominin çılgın Türkleri’ yaptıklarıyla ve sundukları lezzetleriyle haklı bir gururu bizlere yaşatıyor. Bu Çılgın Türkler ürünlerinde mutlaka yerel ürün, coğrafi işaretli ürünler kullanıyor, glikoz ya da katkı maddesi kullanmıyorlar, yerel değerlere ve bulundukları coğrafyaya önem veriyorlar.
Kim bu çılgın Türkler? Bu hafta onları konuşacağız.

Sami Kervancıoğlu:

10 yaşında aile işletmelerindeki pastanesinde çırak olarak dondurmacılığa başlamış. Şimdi 170 bin ton dondurma üreterek dondurma pazarında yerel ve doğal dondurma ile adından söz ettiriyor. Kahramanmaraş dondurmasının coğrafi işaret almasında büyük rol oynadı. Dondurma pazarında milyon dolar bütçeli uluslararası markalarla savaştı, onların süt tozuyla yaptıkları dondurmaya mis kokulu Maraş dağlarından gelen keçi sütleriyle yapılmış hakiki dondurmayla karşılık verdi. 22 ülkeye ihraç ettiği meşhur Maraş dondurmasını dünyaya tanıtmaya çalışıyor. Günde 135 ton dondurma üretiyor ve 160 bin noktada satışını gerçekleştiriyor. Milyon dolar bütçeli uluslararası markalarla savaş vererek, Kahramanmaraş dondurmasını tüm dünyaya tanıtmak için çabalıyor.

Şef Ömür Akkor:

Yazının Devamını Oku

Meyve ve tatlı şehri Bursa

Eminim ki geçtiğimiz bayramda tatlıların baş tacı olan baklavaya doymuşsunuzdur.

Bu hafta baklavanın haricinde sevilen tatlılardan birini konu edeceğiz. Son günlerde çok sıkça gördüğümüz, yeni trend tatlılardan ‘ekler’ neden bu kadar çok tutuldu? Bu tatlının atası veya kardeşi var mı? Bursa lezzetlerini bu tatlı ile buluşturma fikrini hayat geçirenler var mı? Gelin bu soruların cevaplarını birlikte arayalım.
Ekler hakkında bilinen tek gerçek, 1800’lü yılların sonlarında Fransa’da çıktığıdır. Birçok yemek tarihçisi eklerin ilk olarak Fransız kraliyet ailesinin ünlü hamur işi aşçısı Marie-Antoine Careme tarafından yapıldığını ileri sürmektedir.
*
‘Éclair’, Fransızca’da şimşek patlaması anlamına gelmektedir. Adını bir lokmada kolayca yenilmesinden ağızda patlayan lezzetinden almıştır.
Ekler, yumuşak hamurlu bir tatlıdır. Genel olarak içinde vanilyalı krema vardır ve üstü çikolata kaplıdır. Bazen  kahve, rom aromalı muhallebi, meyveli dolgular veya kestane püresi ile de doldurulur.



Yazının Devamını Oku

Türklerin binlerce yıllık temel besini

Kurban bayramıyla birlikte akıllarda takılan en önemli soru; Dana mı? Kuzu mu? sorusudur. Her ikisi de dini ritüellere göre uygun olduğuna göre Kurban Bayramı’nda kesilecek hayvanın cinsini ne belirliyor? Ekonomik tercihler, damak tadı, sağlık gibi sebeplerle keseceğimiz kurbanın dana veya kuzu olmasını bizler belirliyoruz.

Kurban Bayramında kesilen hayvanın etinin büyük bölümü dağıtılmalıdır dini inançlarımıza göre. Ama aksine derin dondurucular alınır, muhafaza etmek için bin türlü çaba sarf edilir. Ben kurban konusuna girmeyeceğim, Allah ile kul arasındaki bu konunun dışında olan hangisinin diğerine göre sağlık, lezzet ve gastronomi anlamında üstünlükleri var, bunlara değineceğim.

Kırk yaşına kadar kuzu

‘Kırk yaşına kadar kuzu etini yemelisin, kırk yaşından sonra kuzunun yediklerini’ diyerek atalar bizlere yol gösterici olmuşlar aslında. Bana kalırsa da her zaman kuzu etini tercih ederim. Türk mutfağı da tarih boyunca tercihini kuzu etinden yana kullanmıştır.
Osmanlı döneminde de saray mutfağının en çok tercih edilen et türü olan koyun ve kuzu eti özel davetlerin vazgeçilmezi olmuştur. Selçuklu mutfağında da tüketimi en yaygın olan et koyun ve kuzu eti olmuştur.

Orta Asya’dan bu yana kuzu

Koyun ve kuzu eti, Türklerin binlerce yıllık temel besinidir. Çin kaynakları, Türklerin savaş erzakının onların koyun ve atları olduğunu belirtmektedir. Koyun ve kuzu eti Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar Türklerin en çok tercih ettiği et türü olmuştur. İslamiyet’in kabulü ile tek tırnaklı etlerden uzaklaşılmıştır.

Yazının Devamını Oku