"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

Erdoğan’ın davası niye sonuçlanmıyor

17 Şubat 2020

15 Temmuz’da FETÖ darbesini püskürten Cumhurbaşkanı Erdoğan ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından FETÖ’nün siyasi ayağı olmakla itham edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İlker Başbuğ hakkında soruşturma izninin işleme konulmamasına karar vermesi üzerine Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla dosyayı inceleyip davanın düşmesine karar verdi. Ergenekon davasında ise beraat kararı çıktı. FETÖ’nün en büyük siyasi kumpaslarından biri olan Selam-Tevhid soruşturmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefonları yasadışı bir şekilde dinlenmişti. FETÖ, Erdoğan’la birlikte Cemil Çiçek, Binali Yıldırım, Bülent Arınç, Ali Babacan, Mehmet Şimşek, Recep Akdağ, Ahmet Davutoğlu, Beşir Atalay, Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ, Taner Yıldız, Lütfi Elvan, Mehdi Eker, Fatma Şahin, Yalçın Akdoğan, İsmet Yılmaz, Efkan Ala, Numan Kurtulmuş, Mustafa Varank, Abdulhamit Gül ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da yer aldığı 1706 kişiyi dinlemişti. CHP, MHP ve BBP’den milletvekillerinin de yer aldığı Selam-Tevhid dosyasında işadamları ve gazeteciler de vardı.

Bunları üzerinden çok zaman geçtiği için hatırlatmak istedim. Selam-Tevhid kumpasının ortaya çıkması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere 1050 kişi FETÖ’cüler hakkında dava açtı. FETÖ’cü polisler Ömer Köse ve Yurt Atayün gibi isimlerle birlikte yasadışı dinlemelere izin veren FETÖ’cü hâkim ve savcılar hakkında şikâyetçi olundu. 2016 açılan dava, hâkim ve savcıların yargılaması Yargıtay’da yapıldığı için Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde devam ediyor. Ama FETÖ’cü hâkim ve savcıların bir kısmı firari olduğu için her yakalananla birlikte dosyaya yeni bir bilgi giriyor. Ama daha da önemlisi, FETÖ’cü hâkim ve savcılar özellikle davanın uzaması için ellerinden gelen tüm imkânları kullanıyorlar. Erdoğan ülkenin en güçlü insanı ama açtığı dava 4 yıldır bir türlü sonuçlanamıyor. Çünkü FETÖ’de oyun bitmiyor.

ABD’NİN DARBE RAPORU NASIL ALGILANDI?

FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmasıyla Pentagon bağlantılı Rand Corporation’ın Türkiye’de 2020’de darbe olacağı yönündeki kehaneti üst üste gelince kıyamet koptu. Darbe tartışması yeniden siyasi kulislerin konusu olmaya başladı. 15 Temmuz’da FETÖ-NATO darbesinin püskürtülmesinden bu yana herkes o ayıplı sözü ağzına almaya çekiniyordu. Ama her nedense habis bir ruh gibi yeniden gündem maddesi olmayı başardı. Ankara’da zaman zaman bu tür söylentiler tedavüle sokulur. AK Parti’nin Kıbrıs’ta açılım yaptığı dönemde yine böyle bir hava oluşmuştu. Kıbrıs’ta Annan Planı’nın referanduma götürüleceği 24 Nisan 2014 tarihinden önce darbenin tarihi konuşulmaya başlamıştı. AK Parti’nin yeni iktidar olduğu, “denetimli serbestlik” altında siyaset yapıldığı günlerdi. Referandumdan 4 gün önce, yani 20 Mart’ta darbe olacağı havası üfleniyordu.

28 Şubat günlerinde ise darbe olacak diye haber merkezinde nöbetçi “darbe muhabiri” tutuluyordu. Askerin baskısıyla Erbakan’ın istifaya zorlandığı günlerdi. Erbakan direniyor, havada ikmal formülü geliştiriliyor, Erbakan’ın istifasından sonra görevi koalisyon ortağı Çiller’in üstlenmesi için çaba gösteriliyordu. O dönemde Refahyol’u tasfiye etmekte kararlı olan askerler baskıyı iyice arttırmıştı. Erbakan’ın direncini kırmak için 16 Haziran gecesi darbe olacağı söylentisi yayıldı. Zaten 28 Şubat tam anlamıyla bir korku yönetimiydi. Genelkurmay’da asker, Cumhurbaşkanlığı’nda Demirel, Meclis’te Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Cindoruk’un liderlik ettiği muhalefet, sokakta ise TOBB, TİSK, TÜRK-İŞ, DİSK ve TESK işbirliği yapmıştı. Sözcülüklerini ise medya yapıyordu. Erbakan’ın istifası geciktikçe baskı arttırılıyordu. 16 Haziran’ı 17 Haziran’a bağlayan gece darbe olacağı kulaklarına üflendiği için haber merkezlerinde nöbetçi ekip tutulmuştu. Türk basını darbeyi bir an önce verebilmek için yarış halindeydi. Erbakan 2 gün sonra istifasını vermek zorunda kaldı.

Bir kez daha darbe korkusuyla sonuç almaya çalışıyorlar. Darbe iklimi oluşturarak siyasi kaosa neden olmayı ve askeri vesayetin yeniden hortlamasını amaçlıyorlar. Ama Türkiye eski Türkiye değil. 15 Temmuz’da darbeye karşı darbe yapmış bir Türkiye var.

O nedenle Rand Corporation’ın raporu, darbe olacağı yönündeki bir değerlendirme olarak değil, ABD’nin

Yazının devamı...

Hani CHP’nin haberi yoktu?

14 Şubat 2020

Liderler birbirini FETÖ’nün siyasi ayağı olmakla suçlarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 500 bin liralık tazminat davası açtı.

AK Parti, FETÖ’nün siyasi ayağı tartışması üzerinden askeri vesayetin yeniden güçlenmeye çalıştığı kanaatinde. İlker Başbuğ ve Kılıçdaroğlu’nun aynı merkez tarafından harekete geçirildiğine inanıyorlar. Askeri vesayet yeniden güçlenmek için hamle yaparken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne pahasına olursa olursun mücadele etmekte kararlı olduğu anlaşılıyor. Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişimine karşı direnen, 27 Nisan e-muhtırasını geriye çeviren ve darbelerin yargılanmasını sağlayan lider.

FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili tartışma, yeni bir siyasi iklimin oluşmasına neden oldu. Rejim tartışması yeniden gündeme geldi. Askeri vesayetle mücadele yeniden gündem maddesi oldu. Hem bu iklim hem de Pentagon bağlantılı ABD düşünce kuruluşu RAND Corporation’ın Türkiye raporunda yer alan “TSK’nın orta seviyedeki askerlerinin mevcut komutadan rahatsız oldukları, bu rahatsızlığın bir darbe girişimine dahi yol açabileceği, Erdoğan’ın da bu tehlikeyi ciddiye aldığı” yönündeki ifadeler nedeniyle darbe tartışmaları yaşanmaya başladı. Darbenin konuşulmasını dahi tehlikeli buluyor ve bundan utanç duyuyorum.

CHP “Haberimiz yoktu” diyor ama askeri mahkemelerle ilgili düzenleme CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın 23 Haziran 2009 tarihinde yaptığı çağrı üzerine başlıyor. O sırada AK Parti, 12 Eylül darbesini yapanların yargılanması için Anayasa’nın geçici 15. maddesinin değiştirilmesini gündeme getirmiş. Baykal, CHP grubunda Erdoğan’a “Eğer 12 Eylül’le ilgili bir hesaplaşma istiyorsa elini tutan mı var? Anayasa’nın 15. maddesini getirsin değiştirelim” diye meydan okuyor. Baykal’ın çağrısı Erdoğan’a soruluyor. Başbakan, “Ciddilerse grup başkanvekillerimiz görüşsün. Bize sulu şaka yapmasınlar, biz sulu şakayı sevmeyiz” diye karşılık veriyor. Baykal, “Başbakan’ın sözlerini üzüntüyle karşıladım. Başbakan’ın buna sululuk demeye hakkı yok” diye karşılık veriyor. “Grup başkanvekillerimiz randevu aldılar. Bu konudaki kararlılığımızı resmen ifade ediyorlar” diye ilave ediyor. Böylece 25 Haziran günü süreç başlıyor.

Saat saat o günün hikâyesini aktarıyorum.

11.00: CHP grup başkanvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Hakkı Süha Okay, AK Parti grup başkanvekilleri Bekir Bozdağ ve Mustafa Elitaş’ı ziyaret ediyorlar. AK Parti geçici 15. maddenin değişmesi önerisini getiriyor. CHP grup başkanvekilleri ile Baykal’ın önerisi doğrultusunda 12 Eylül’le hesaplaşma ve bundan sonra darbelerin olmaması adına daha geniş düzenlemeler yapılmasını istiyor.

13.00: Adalet Bakanı Sadullah Ergin, CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay ve MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır’ı ziyaret ederek, AB ilerleme raporunda sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına yönelik eleştiriler olduğunu belirtip bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu anlatıyor.

13.30:

Yazının devamı...

Askeri vesayetin güçlenme hamlesi

13 Şubat 2020

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine AK Parti milletvekilleri, Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulundu.

Ama tartışma kısa sürede siyasetin en önemli gündem maddesi oldu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu FETÖ’nün siyasi ayağı olmakla suçladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın FETÖ’nün siyasi ayağı olduğunu iddia etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu FETÖ’nün siyasi ayağı olarak ilan etti.

Dün AK Parti grubunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı izledik. Açtı ağzını yumdu gözünü. Baykal’ın kaset operasyonuyla düşürülmesinden girip, Kılıçdaroğlu’na “Seni oraya getiren FETÖ’dür FETÖ” mü demedi, “Kılıçdaroğlu FETÖ’ye diyet borçludur” diye mi konuşmadı, “FETÖ’nün siyasi ayağı Bay Kemal’in yatak odasına girmiş, haberi yok!” diye mi gürlemedi... Erdoğan konuşmasını bitirmiş, Meclis’ten ayrılıyordu. AK Parti’nin önemli isimlerinden birine, neden bu kadar öfkeli olduklarını sordum. “Bunun altında kalmamamız lazımdı” karşılığını verdi.

Kılıçdaroğlu, 2 hafta önce “FETÖ’nün siyasi ayağını açıklayacağım” diye bir açıklama yaptı. Van’daki çığ felaketi nedeniyle bir hafta erteledi. Aynı zaman diliminde İlker Başbuğ, bir yayında askerin sivil mahkemelerde yargılanmasıyla ilgili değişiklik önergesini veren AK Parti milletvekillerini, FETÖ’nün siyasi ayağı olmakla suçladı.

Bu tartışma henüz buzdağının görünen yüzü. Bu iş büyüyecek. Çünkü AK Parti, CHP hakkında; CHP, AK Parti hakkında bilgi ve belge topluyor.

Yazının devamı...

CHP’de ambargo rahatsızlığı

12 Şubat 2020

CHP’nin CNN Türk’le ilgili olarak aldığı ambargo kararı hakkında olduğunu tahmin etmişsinizdir.

CHP MYK’da böyle bir karar alındı. Ama CHP milletvekillerinin bir bölümü bundan rahatsız.

“Basın özgürlüğünü savunan bir parti olarak, bir yayın kuruluşu hakkında ambargo kararı alınmasını içimize sindiremedik” dedi bir milletvekili.

Bir başka milletvekili ise “CNN kararı sorulduğunda ağzımızı açmadan ‘Siz de yarın iktidar olursanız demek ki daha yasakçı olacaksınız’ diye eleştiriliyoruz” şeklinde konuştu.

Tecrübeli milletvekillerinden biri, “İsmet Paşa zamanında dahi CHP milletvekilleri emir komuta ile hareket etmemiştir. CHP’yi CHP yapan farklı fikirleri savunmamızdır” diye konuştu.

Tüm bunları niye yazdım?

AK Parti bazı yayın kuruluşlarına çıkmama kararı aldığında da yanlış bulmuştum. Erdoğan, manşetlerle çarpışa çarpışa gelen bir liderdi. Basının muhalif olması onu siyasi bir önder haline getirmişti. İktidar olunca yayına çıkmama, ambargo uygulama gibi eğilimler bana doğru gelmemişti.

İğneyi partilere batırırken, çuvaldızı da kendimize batırma yanlısıyım. Eleştirmek başka, hakaret etmek başka. Geçmişte AK Parti’ye yapılan saldırıları doğru bulmadığım gibi, CHP’nin ekranlarda saldırı konusu haline getirilmesini de hiçbir zaman onaylamadım.

Yazının devamı...

Erdoğan ve Erbakan’la mücadele ettiler FETÖ’yle değil

11 Şubat 2020

Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 25 Haziran 2009 tarihli yasal düzenlemenin AB müktesebatı kapsamında gerçekleştirildiğini açıkladı. Ergin, CHP dahil partilerin ziyaret ederek bilgilendirildiğini, Meclis’teki görüşmeler sırasında herhangi bir tartışma yaşanmadan kabul edildiğini söyledi. Zaten Meclis tutanakları ve Meclis TV’nin görüntüleri de bunu doğruluyor.

10 Nisan 1994’te SHP’li 25 milletvekili, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmamasıyla ilgili yasa teklifi vermişti. Asker-sivil ilişkilerinin düzenlenmesi ve demokratikleşme denilince yazılacak ilk üç maddeden biri bu düzenlemeydi.

GAZETECİLER ASKERİ MAHKEMEDE YARGILANDI

Yasa değişikliği iki sütun üzerine inşa edilmiş.

1- Sivillerin hiçbir şekilde askeri mahkemelerde yargılanmaması.

HBB TV’den Erhan Akyıldız ve Ali Tevfik Berber gözaltına alınıp askeri mahkemede yargılanmışlardı.

Gazeteci Mehmet Ali Birand ve Deniz Arman, askeri mahkemede yargılanıp cezaya çarptırılan gazetecilerdi.

2-

Yazının devamı...

FETÖ’yle değil, AK Parti’yle mücadele ettiler

10 Şubat 2020

İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde FETÖ’yle değil, AK Parti ile mücadele etti. Askerler AK Parti ile mücadele edeceklerine FETÖ’nün askeri ayağını ortaya çıkarsalar 15 Temmuz olmazdı.

- AK Parti iktidar olduğunda askerin bakışı olumsuzdu. Başbakan Abdullah Gül’e katıldığı ilk YAŞ toplantısında, MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç“Yerinde olsam karının başörtüsünü çıkarırım” demişti.

- Başbakan’ın eşi başörtülü diye GATA’ya alınmamıştı. ErdoğanNejat Uygur’u ziyaret etmek istemişti. Ancak Emine Hanım’ın başı kapalı olduğu için ziyaret etmesine izin verilmemişti.

Erdoğan’ın katılacağı ilk YAŞ toplantısı öncesinde yapılan hazırlık toplantısında hükümete uyarı verilmesi tartışılmış, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök“Muhtıra vermeye niyetim yok” demek zorunda kalmıştı.

- AK Parti iktidarının ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminde asker, eski dönemlerde olduğu gibi sürece müdahale etmişti. Meclis’te 12 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başladığı gün, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt“Laikliğe sözde değil özde bağlı bir Cumhurbaşkanı” profili çizmişti.

- Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur oylamasının yapıldığı 27 Nisan günü, asker hükümete karşı muhtıra verdi. Aynı gün Meclis’te 367 tartışması açıldı. Muhtıranın verildiği gece Başbakan Erdoğan’ın aramasına rağmen Genelkurmay Başkanı Büyükanıt telefonlarına dönmedi.

- Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ergenekon operasyonları sırasında boş lav silahını elinde tutarak basın toplantısı düzenledi. “Borudur, boru” ve “kâğıt parçasısözleriyle hafızalarda yer alan basın toplantısında hükümeti hedef aldı.

- Askerin sivil mahkemelerde yargılanmasıyla ilgili düzenlemeye 

Yazının devamı...

Erdoğan milletvekilleriyle ne konuştu?

7 Şubat 2020

İMAMOĞLU’NUN ADI GEÇMİŞ

AK Parti’nin toplantısında elbette ki Ekrem İmamoğlu yoktu ama belli ki ruhu dolaşmış. Bir milletvekili, Erdoğan’a “İmamoğlu’nun ismini konuşmayın, ona cevap vermeyin” deyince Cumhurbaşkanı, “Nerede onun ismini kullanmışım” diye karşılık vermiş.

Bir kadın milletvekili, “Başörtüsü yasağını siz kaldırdınız, sayenizde daha görünür olduk. Bu işin mimarısınız” deyince “Ben mimariden anlamam, ekonomiden anlarım” diye espri yapmış. Başörtülülere hakaret ettiği iddia edilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Yeşim Meltem Şişli rahat olsun, o konu gündeme gelmemiş.

Motor sporlarında dünya şampiyonlukları bulunan AK Parti Sakarya Milletvekili Kenan Sofuoğlu, motor sporlarının sorunları hakkında konuşmuş. Gençler, yaşadınız.

Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Söylemek istediğim, seçimlerin hemen ardından yapılan toplantıya milletvekillerinin şikâyetleri damgasını vurmuştu. AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç, bakanlara ulaşamadıklarını belirterek “Köyü elinden alınmış Züğürt Ağa’ya döndük” demişti. Bu kez hava dönmüş. Sadece bir milletvekili, bürokratların milletvekillerinin verdiği notları yerine getirmediğini söylemiş.

ERDOĞAN’IN İMAM HATİP İLGİSİ

Bir milletvekili eğitim konusunda kapsamlı değerlendirmeler yapmış. Yabancı öğrencilerin diplomasiye yumuşak güç sağlaması için yurtdışından gelen öğrenciler konusunda bir “strateji eylem planı” hazırlanmasını önermiş. Bir de “uluslararası öğrenciler ajansı”nın kurulmasını teklif etmiş. Ancak benim asıl paylaşmak istediğim nokta ise imam hatiplerle ilgili yapılan değerlendirme. Cumhurbaşkanı Erdoğan imam hatip kökenli olduğu için imam hatiplere ayrı bir önem veriyor. 28 Şubat’ta hedef haline getirildiği için de imam hatip liselerinin AK Parti siyasetinde önemli bir yeri var. Eğitim kökenli milletvekili, “İmam hatiplerde bir doyuma ulaşıldı. Ama imam hatipler akademik başarıda istenilen seviyede değil. Bunun üzerinde durmamız gerekiyor” demiş. Erdoğan dikkatle dinledikten sonra Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’a dönerek, bu işle ilgilenmesini söylemiş. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki “Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu”nda ele alınması talimatını vermiş. Erdoğan da Kurtulmuş da imam hatip eğitimi almış isimler. İmam hatiplerin eğitim seviyesiyle ilgili değerlendirmeleri dikkate almaları önemli.

 İLKER BAŞBUĞ’A SUÇ DUYURUSU

Yazının devamı...

Yeni Suriye politikasının parametreleri

6 Şubat 2020

Erdoğan, savaş ilan etmeden bir önceki aşama olanı yaptı; Suriye’ye sert bir ültimatom verdi. Putin’e “Şubat ayı içerisinde rejimin gözlem noktalarımızın gerisine çekilme işleminin bitirilmesini umut ediyoruz. Rejim bu sırada geri çekilmezse, Türkiye bu işi bizzat yapmak mecburiyetinde kalacak” dediğini açıkladı. İlk kez tarih verdi. Sınırımızda PKK koridoru oluşturulurken de Erdoğan uyarıyor ve “Bir gece ansızın gelebiliriz” diyordu. Bunu anlamadılar, hatta bir blöf olduğunu düşündüler. Ta ki Barış Pınarı harekâtı başlayıncaya kadar... O zaman önce ABD, sonra Rusya, bizimle anlaşma yapmak zorunda kaldı.

Erdoğan’ın açıklamaları ışığında Suriye’de kontrol noktaları aşamasından “alan hâkimiyeti” noktasına geçildiğini söyleyebiliriz. Erdoğan, Barış Pınarı bölgesinin sağa, sola ve derinliğine genişleyeceğini söyleyerek bunun işaretini verdi.

Erdoğan’ın “Önceki gün askerlerimize yapılan saldırı, Türkiye açısından Suriye’de yeni bir dönemin miladıdır” sözleri Suriye politikamızda köklü bir değişikliği gösteriyor. Konuyla ilgili bir bakana yeni politikanın parametrelerini sordum. İki kelime ile özetledi. “Kararlılık ve alan açma” dedi.

Erdoğan bu süreci Putin’le ipleri koparmadan yürütmek istiyor. “Putin’le verimli ve kapsamlı bir görüşme yaptıklarını” üstüne basa basa vurguladı. Ama Putin Türkiye’nin kararlığını dikkate almazsa Erdoğan’ın kararlı olduğu anlaşılıyor.

Zaten Putin’le görüşmeden önce AK Parti MYK toplantısında “Amerika’ya karşı ne kadar kararlıysak, Rusya’ya da o kadar kararlıyız. Rusya bize yamuk yaptı” demiş.

Suriye’deki krizi takip eden AK Parti yöneticilerinden biriyle konuştum. “Sıkıntı büyük. Allah’tan Cumhurbaşkanımız sağlam duruyor. Rusya ile o kadar işbirliği yaptığımız alanlar var. Onu da koparmak istemiyor. Sıkıntı hiç bu kadar büyük olmamıştı. Ama kararlıyız, sonu ferah olacak” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, grup toplantısından çıkarken ayaküstü selamlaştık. Putin’le görüşmesinin önemli, Suriye konusundaki mesajlarının da kararlı olduğunu söyledim. Onayladı. “Hayrolsun inşallah” dedi.

Erdoğan

Yazının devamı...