20 metre tavan yüksekliğiİlk durağımız, yıllarca süren inşaatın ardından Mayfair’in tam da göbeği diyebileceğimiz bir noktada hayata geçen Restoration Hardware.
Kısaca RH diye adlandırılan ve aslen mobilya ile dekorasyon ürünleri sunan marka, bu üç katlı dev mağazada adeta bir şov yapmış.
1979 yılında bir hırdavatçı olarak başlayan markanın hikâyesi bugün sekiz ülkede devam ediyor.
Tasarım dünyası ile gastronomiyi birleştiren binada, Amerikan mutfağı sunan, tavanı 20 metre yükseklikte bir ana restoran konumlanmış. Tam anlamıyla göz alıcı.
Terasta The Perch isimli, temsili kuş kafeslerinden oluşan açık hava restoran yine benzer bir Amerikan mutfağı menüsü sunuyor.
HERKESİN GELİŞ SEBEBİ AYNI
İngiltere’nin hakettiği değeri görememiş en güzel yeri neresidir’ diye sorsanız, ‘kesinlikle Cornwall bölgesi’ derim. İngiliz zenginler ve dünya jet setinin önemli aileleri bu durumdan memnun.
Onlar için paparazzilerin ve kalabalıkların olmadığı ama geniş sahillerin, lüks otellerin ve berrak bir denizin olduğu yer tam da burası.
Bölgedeki Newquay şehrine Londra’dan 50 dk’lık bir uçuşla vardım. Bu kadar kısa sürede ulaştığım ortam o meşhur kasvetli İngiltere havasıyla hiç alakası olmayan bir enerjideydi.
Geniş sahilleri, sörfçüleri, sörf malzemesi satan dükkanları ve dalgalı koylarıyla Kaliforniya’yı anımsatan şehir, tarihi ve lüks otelleri, Michelin yıldızlı restoranları, tek şerit sahil yolları, şehir merkezindeki eski pastaneleriyle Fransız rivierası ruhunu taşıyor.
Keza dingin ve berrak koylarıyla yine bir o kadar Avrupa sahilleri havasında. Gece hayatı ise durgun. Yerel turist dışında Paris, Monaco ve New York’tan ailelerle tanıştım.
Herkesin ortak geliş sebebi aynıydı.
Avrupa’daki ilk şube Türkiye’de
Yıllarca ABD ve İngiltere’de yaşamış bir gazeteci olarak Burger and Lobster markasının Türkiye’de açılmasını merakla bekliyordum.
6 ülkede restoranları olan İngiltere kökenli marka, Türkiye’nin genç nüfusu ve gastronomi dünyasındaki yükselişine dayanamamış olacak ki Zorlu Center’da eskiden Zanzibar olan yerde Avrupa’daki ilk şubesini, dünyadaki 21’inci lokasyonu eylül ayında açmaya karar vermiş.
Her zaman derim gastro şehir olmak aslen yemeğin çıktığı şehir değil, yemeğin yendiği şehir olma olgusuna dayanır. Bu nedenle global markaların İstanbul’u tercih etmesi şehrin gerçek bir gastro şehir olma özelliğini pekiştiren adımlar.
Diğer taraftan markayı Türkiye’ye getirme vizyonunu ortaya koyan YKT Gıda’nın gururu kadar yükü de bence büyük. Çünkü beklentiler yüksek.
Eminim markayı benim gibi yurtdışından bilen herkesin aklındaki soru, restoranın lokomotif ürünü olan ıstakozların diğer ülkelerde yediğimiz büyüklükte olup olmayacağı, fiyatı ve tazeliği.
Eğer ıstakozun pahalılık algısını kırabilir ve özellikle gençlerin de ulaşabileceği bir fiyatta tutarlarsa, kalıcı bir marka olabilir ve sadece burgerlerin sipariş edildiği bir mekân haline gelmezler.
ÜNLÜ OYUNCUDAN ANLATIM
Londra’nın ünlü fuar alanı Excel’deki Immerse LNDN’da geçen hafta açılan The Time Walk (Zamanda Yürüyüş) isimli yeni nesil müzeye ilgi büyüktü.
DEM müzecilik tarafından hayata geçirilerek, dünyadaki 5 kadim uygarlık olan Mısır, Babil, Maya, Rapa Mui ve Göbeklitepe’nin tarihini görsel bir şölenle aktaran müze alanında kurulan dev pavilyonlar ışık ve ses efektleriyle ziyaretçileri zamanda yolculuğa çıkarır nitelikteydi. Bu teknolojik şova eşlik eden, dönemin kıyafetlerini giyen oyuncular da anlatımlara bir o kadar inandırıcılık katmıştı doğrusu.
Anlatım demişken... Müzede dağıtılan kulaklıklarda Türkçe anlatımların ünlü oyuncu Selçuk Yöntem’e ait olduğunu fark ettim.
Yöntem’in o derin sesi, tarihin derinliklerindeki hikâyelere açıkçası çok yakışmıştı. Dinlediğim tüm müzikler ise bu dijital müzedeki sunumlar özelinde orkestralara canlı olarak kaydettirilmiş, her bir uygarlığın kültürüne ait enstrümanlarla özel besteler hazırlanmıştı.
Tüm bu emekleri, detayları Londra’nın merkezinde görünce 23 milyon pound’luk (yaklaşık 1.5 milyar TL) yatırım bütçesinin nereye gittiğini kısmen anladım.
KUŞAKLAR ARASI SERGİ
Ressam ve küratör Renk Erbil, 2026 yazında yeni solo sergisi “Colours of Renk” ile Bodrum Marina Yacht Club bünyesinde yer alan Merqez Art’ta sanatseverlerle buluşmaya başladı.
2 Temmuz’da kapılarını açan ve 1 Ağustos’a kadar ziyaret edilebilecek sergi, yeni eserlerden oluşan seçkisiyle ışık, hareket, özgürlük ve Akdeniz yaşamını ortaya koymuş.
İstanbul’da doğan, Londra’da eğitimi ve kariyerini devam ettiren, diğer yandan Bodrum ile bağlarını hiçbir zaman koparmayan Renk Erbil’in bu sergisinde babası Devrim Erbil ile birlikte tasarladığı “Baba Kız” koleksiyonundan seçilmiş eserler de yer alıyor.
Sergi öncesi Londra’da inceleme fırsatı bulduğum eserler, iki kuşak arasında kurulan güçlü sanatsal diyaloğu görünür kılarken, her iki sanatçının bağımsız yaratıcı kimliklerini de ortaya koyuyor. Açıkçası özellikle yabancı misafirlerinizi Bodrum’da götürmenizi önereceğim bir sergi olmuş.
YENI BİR GLOBAL YATIRIM
Konfor biraz eksik
Wimbledon Tenis Turnuvası dünyanın en gözde spor müsabakalarından biri olarak adlandırılsa da, ülkenin Royal Ascot at yarışları gibi globalde ses getiren diğer etkinliklerine kıyasla turnuvadaki bazı standartları düşük buldum doğrusu.
Sosyal medyada dolaşan o görkemi, VIP bir davetiyem olmasına rağmen gözlemleyemedim.
Gördüğüm aşırı kalabalık, her bir kortun, her bir yemek alanının önündeki o uzun kuyruklar halkın tenise ilgisini gösterse de, mevcut düzenin bu ilgiye yetmediğinin de bir kanıtıydı.
Keza 1922’den beri kullanılan tribünlerde loca sisteminin olmayışına şaşırdım açıkçası.
Kortun eskiliğinden kaynaklı bir sebeple loca eklentisi yapamamışlar. Sadece tek bir kraliyet locası mevcut.
8 MİLİMETRELİK ÇİMDE REKABET
Tenis tutkunlarının merakla beklediği Wimbledon turnuvası geçen hafta İngiltere’de başladı. Dünyanın dört bir köşesinden sporseverlerin, jet-set misafirlerin ve ünlülerin akın ettiği turnuva yine renkli görüntülere sahne oldu. Annesiyle katılan David Beckham dışında, Bad Bunny, Ben Stiller bu yılın ilk günü turnuvada göze çarpan isimlerdi. 1877 yılından beri düzenlenen turnuva dünya spor tarihinin en eski müsabakalarından.
1884 yılına kadar kadın tenisçilerin yer almadığı turnuva aslında ilk Wimbledon’da değil, bu bölgeye yakın Worple Road denilen yerde başlıyor.
1992’de ise bugünkü Wimbledon merkezine taşınıyor. Wimbledon, Avustralya Açık, Fransa Açık ve Amerika Açık ile beraber 4 büyük Grand Slam tenis turnuvasından biri.
Bu ünlü tenis turnuvasını diğerlerinden ayıran ise çim kortta oynanması.
Çim dediğime bakmayın. Turnuvadaki teknik detayları belirleyenler, çimin yüksekliğini dahi düşünmüş. 8 mm olacack şekilde. Yani bir halı inceliğinde.
Lolium perenne dedikleri yüzde 100 kaymaz dokudaki bir çim türünden halı üretmekteler. Bu standart için İngiltere’nin o ünlü bahçıvanlık ve çim biçme geleneğinin en çılgın örneğini dememiz sanırım yanlış olmaz.
YENİ GLOBAL MARKALAR
Açıkçası Bodrum’un güzelliğine alıştığımız için her şey bize normal geliyor. Ama inanın Bodrum’un yabancıları gözünde, bizim algılayabileceğimizin çok ötesinde bir değeri var. Bu kıymeti oluşturan şeylerin başında da global markalar geliyor.
Bu yaz da bu anlamda heyecan verici gelişmeler var. Fundemental Hospitality girişimi olan, grubun başındaki Evgeny Kuzin’in amiral markası GAIA’nın Dubai ve Londra’dan sonra Bodrum’da açılması bunlardan biri.
Diğer yandan Paris Society bünyesinde Slav mutfağını Fransız mimarisiyle buluşturan Maison Revka’nın gelişi de iddialı bir gelişme.
Mandarin Oriental Bodrum’da açılan mekânla beraber otel bu yaz Gigi’s markasının beach konseptini de hizmete açtı. Geçen yıl Türk turizm pazarına giriş yapan markanın restoran sonrası beach konseptini de Bodrum’a taşıması heyecan verici.
PADEL TRENDİ
Global turizm bölgelerindeki padel trendi Bodrum’a da sıçramış. Turistlerin gözdesi olan bu sporu sahiplenen