Çünkü seçilmeden önce ve sonra şu başlıkları atmıştım:
Seçimlerden hemen önce: “Uyuyan başkana karşı, kanlı dövüşü izleyen rakip.”
Seçimlerden sonra: “Başkanlığını en kanlı arenada kutladı...”
Bu başlıkları neden atmıştım?
Çünkü bir anlamı vardı. Çünkü Trump’ın ruh durumunu anlatmak istemiştim. Nasıl bir liderlik yapacağını göstermek istemiştim.
MMA kafes dövüşleri dünyanın en kanlı dövüşleridir.
Çıplak ellerle, ince eldivenlerle çağımızın gladyatörleri arasında yapılır. Vahşidir. Her şey serbesttir. Kafa, yumruk, diz, tekme ve her türlü dövüş tekniği uygulanır. Ölümler, felçler yaşanır. Dövüş süresince kafesin zemini kan içinde kalır.
1- Yine Brezilya’dan Akdeniz’e doğru rota tutan bir başka gemi.
Panama’dan sabaha karşı ayrılan bir konteyner gemisi daha. Kamerun bayraklı geminin okyanusa çıkışı... Ve Kolombiya’dan Karayipler’e doğru açılan bir gemi daha...
Bütün bu gemiler haftalar farkıyla açılıyorlar denize.
2- İLK GEMİ
Brezilya’dan ayrılan gemi okyanusu aşıp Kanarya Adaları’na doğru yaklaşırken ara ara kimliğini gösteren AIS sistemini kapatıyor.
Böylece güvenlik kuvvetlerinden kaçacak. Ama ABD, İngiliz, Brezilya ve İspanyol polisi takipte. Tıpkı filmlerdeki gibi. Ve ani bir baskın.
İspanyol polisi, Kanarya Adaları açıklarında gemiyi kuşatıyor.
-İran’daki gerilime karşı ABD Başkanı Trump’ın “vururuz, cezalandırırız” türünden açıklamaları.
-İsrail’in İran’da üst düzey askerleri yatak odalarında vurması.
-ABD’nin İran’ın nükleer tesislerini vurması.
-Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu bir askeri operasyonla sarayından aldırtması.
-Rusya-Ukrayna arasında havadan ve denizden süren İHA savaşları.
-El konulan tankerler.
Yani;
-Cephesiz savaşlar.
Gerek üslup gerekse içerik açısından KCK/PKK/Kandil kaynaklı açıklamalar keskin ve direnişten yana.
SDG yönetiminden gelen açıklamalar ise daha “uzlaşmacı” ve anayasal statüden yana gözüküyor.
Dahası SDG yönetimi, ABD ve Türkiye ile temasta olmayı tercih ediyor.
Örnek mi?
İşte SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin açıklaması: “Uluslararası tarafların arabuluculuğuyla Halep’teki halkımızın haklarına yönelik saldırıları ve ihlalleri durdurmak için bir anlaşmaya vardık. Bu anlaşma, ateşkesin sağlanmasını ve şehitlerin, yaralıların, mahsur kalan sivillerin ve savaşçıların Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden Kuzey ve Doğu Suriye’ye güvenli bir şekilde çıkarılmasını öngörmektedir.”
SDG’den gelen bu açıklamaya karşı PKK/KCK’dan gelen açıklama çok sert ve farklı: “Halep’te DEAŞ’ı yenen Kürtlere, Suriye rejimi ve Türk devletinin yeni ortak planıyla saldırması ikinci bir DEAŞ saldırısıdır. Bu saldırıları cihadist saldırı olarak görmek ve Halep Halk Meclisi’nin kararını DEAŞ’a karşı direniş iradesi olarak görmek gerekir.”
DİKKAT ÇEKEN FARKLAR
Dikkat edilince PKK/KCK, Suriye ordusunu DEAŞ olarak tanımlıyor. Türkiye’yi destek olmakla suçluyor.
1-Çatışmalar şimdilik durdu. Görünen odur ki;
Halep’teki SDG/YPG güçleri, artık orada yoklar.
Dün bu haberleri okurken gelen fotoğraflara, videolara bakıyorum;
Halep’in Nil Caddesi’nden Kale’ye doğru harap olmuş o hali karşısında tutulup kalıyorum.
Yıllar önce gittiğim Halep’teki o harika yapılar, o Akdeniz/İslam mimarisi yok olmuş.
Dünya mirası perişan...
O an, savaşın “sert haberleri”ni sonraki yazıya ertelemek geldi içimden.
Direnç var. Dahası “tahrik” var.
İran’da protestolar yayılıyor.
Ben bu satırları yazarken sürekli açıklamalar geliyor.
Her açıklama yeni bir soru işaretine dönüşüyor.
Soruları sırasıyla soralım.
Örneğin;
-İran ve Halep’teki çatışmalar Türkiye’yi etkiler mi?
-Türkiye’deki “
Önümüzdeki yılların enerji için “stratejik savaş” yılları olacağını anlatmıştım.
2026’nın daha ilk haftasında gerçek bütün sertliğiyle ortaya çıktı.
Trump’ın Venezuela baskını ve petrole el koyma kararı olayın artık stratejik değil, “açıktan savaş” noktasına geldiğinin işareti oldu.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile enerji savaşlarını ve hedeflerini konuştuk.
Çağrı Bey’in “Somali Seferi” konu olunca ilk soruyu şöyle soruyorum:
Somali, Libya derken önemli gelişmeler yaşıyoruz. 2026 ve sonrasında Türkiye dışarıda ne yapacak? Hedeflerimiz nedir? Mesela neden Somali’deyiz?
Bakan Bayraktar çok net bir cevap veriyor:
“
1)- Yol dediğim de öyle basit bir deniz trafiğinden ibaret değildir.
Muazzam bir mücadeleye doğru dümen tutacak.
Derinden ve açıktan süren stratejik bir savaşın tam cephesine gidiyor.
Enerji savaşlarından söz ediyorum.
Karadeniz’den Ege’ye, Doğu Akdeniz’den Suriye ve Kıbrıs’a...
Oradan Afrika Boynuzu’na, Aden Körfezi ve Süveyş Kanalı’na kadar muazzam bir enerji ve lojistik savaşının rotasıdır bu.
Anlatayım...