Kara Harekatı ve Askeri Vesayet

Yoksa Suriye’ye mi giriyoruz?

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hiç kimse Türkiye'nin meşru müdafaa hakkını kullanmasına engel olamaz" sözü bir anda kuşkuları arttırdı.

 

Ancak aynı gün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Şu anda çok somutlaşmış birşey henüz söz konusu değil” diyerek şüpheleri şimdilik rafa kaldırdı.

 

*

 

Zaten Ankara ancak ABD öncülüğünde bir kara operasyonuna katılacağını defalarca vurguladı.

 

ABD ise bu opsiyonu kesinlikle düşünmüyor.

 

Dahası Türkiye’nin şu anda asker göndermesini de istemiyor.

 

Haberin Devamı

Bunun asıl sebebi ise hem Esad rejimi, hem Rusya ile çatışma riski.

 

1. KÖRFEZ SAVAŞI: ASKER DİRENDİ

 

Oysaki 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak işgalinde durum çok farklıydı.

 

91’de Cumhurbaşkanı Özal ve Başkan Bush son derece sıkı fıkıydı.

 

O dönem Türkiye’nin stratejik konumu ise tehdit altındaydı. Soğuk Savaş’ın bitmesi, Türkiye’nin ABD nezdindeki askeri ve stratejik önemini bir anda azaltmıştı. Dolayısıyla Özal koalisyona katılmayı, ABD ile ilişkileri güçlendirmek için bir fırsat olarak gördü.

 

O zamanın Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir’in sözleriyle, “Zaten ABD’de o günlerde ‘Washington ne istese Türkiye yapar’ düşüncesi hakimdi.”

 

*

 

Ne var ki Türk Silahlı Kuvvetleri Irak’a girmek istemedi. Hatta Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay bu yüzden istifa etti. O yüzden tezkere, askerin Irak’a Özal’ın istediğinden çok daha kısıtlı girmesine izin verecek şekilde hazırlandı.

 

Haberin Devamı

Ve tezkere Meclis’te 2. kez oylandıktan sonra, askerin istediği şekilde geçti.

 

Her ne kadar sonunda Özal’ın “bir koyup üç alacağız” öngörüsü gerçekleşmemiş olsa da, hakikaten ABD ile ilişkiler perçinlendi.

 

1 MART: ASKERİN SESSİZ DİRENCİ

 

2003 Irak işgali sırasında da koşullar benzerdi. Başkan olan oğul Bush, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçenlerde söylediği gibi, bizzat Erdoğan’dan yardım istedi. O günlerde siyasi yasaklı olan Erdoğan da, aynen Özal gibi tezkereyi savunuyordu.

 

TSK’da ise durum yine karışıktı. Her ne kadar askerin Pentagon’a yeşil ışık yaktığı söylense de, kendi içinde görüş ayrılıkları ayyuka çıkmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök tezkereyi desteklerken, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman Milliyet gazetesine o meşhur “asker rahatsız” manşetini attırmıştı.

 

Haberin Devamı

Zaten asker bu yüzden 1 Mart’ın hemen öncesindeki 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında sessiz kaldı. O dönem Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener’le konuştuğumda şöyle demişti: “Asker olumlu beyanda bulunup MGK’da tavsiye kararı alsaydı, bu devlet politikası haline geleceği için tezkere geçerdi.

 

*

 

Zaten daha sonra ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’in, "Türk ordusu tezkerenin geçmesi için gereken liderlik rolünü yerine getirmedi" diye suçlaması da bu yüzden. Malum, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de meydana gelen meşhur “çuval olayı” da buna bağlanır.

 

Dolayısıyla aynen 91’de olduğu gibi, 2003’te de askerin tutumu belirleyici oldu. Dahası AKP hükümeti 1 Mart’tan sadece birkaç ay önce, Kasım 2002’de iktidara gelmişti. Ve ordu AKP hükümetine karşı son derece mesafeliydi. Askeri vesayet de henüz kalkmamıştı. Bu yüzden Erdoğan -siyasi yasağı yeni kalkmış bir lider olarak- bu anlaşmazlığı su yüzüne çıkarmadı.

 

Haberin Devamı

Ancak 91’den farklı olarak, dönemin Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’la görüştüğümde söylediği gibi, “Türkiye ilk kez ABD’den bağımsız hareket etmişti. 1 Mart bu bakımdan bir kırılma noktasıydı.”

 

ASKERİ VESAYET KALKTI

 

Bugün ise koşullar tamamen farklı. Herşeyden önce ABD Türk askerini istemediği gibi, kendisi operasyon yapmaktan kaçınıyor.

 

İçeride de dengeler tamamen farklı. 1991 ve 2003’ten farklı olarak, AKP iktidarında askeri vesayet kalktı. Dolayısıyla bugün asker, sivil iktidarın aldığı her kararı –her demokratik ülkede olduğu gibi- uygulayacaktır.

 

Ancak bugün hükümet -her ne kadar 1 Mart tezkeresi sırasında ve sonrasında zaman zaman ABD’den bağımsız hareket ettiğini göstermiş olsa da- ABD’nin desteklemediği bir hamlede bulunmayacağını vurguluyor.

 

Haberin Devamı

O yüzden bu sefer asker göndermememizin asıl sebebi ordu değil, ABD. Ki bu da –sebebinden bağımsız olarak- hayrımıza.

 

 Not: Yukarıda ismi geçen isimlerin daha geniş yorumlarını, 4-14 Ekim 2014 arasındaki yazılarımda bulabilirsiniz.

Yazarın Tüm Yazıları