Bu ziyarette yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile yaptığımız görüşmede dikkatimi çeken ilk şey, güvenlik politikalarına bakışta kullanılan dil ve üslup oldu.
SUÇ SKORU PAYLAŞMAYACAK
İlk izlenimim, sakin ama kararlı. Sadece bu değil, bakanlığın çalışma yöntemlerinde dikkat çeken değişiklikler var:
* Yeni dönemde güne operasyon haberleriyle başlanmayacak.
* Çok önemli olaylar haricinde sosyal medya hesabından “Suç skoru” paylaşımı yapılmayacak.
İran’ın Damgan Semnan Eyaleti’nde bulunan Tahran ile Meşhet arasındaki Damgan kentinden Türkiye’ye doğru balistik füze ateşlendi. Balistik füze Irak ve Suriye’yi geçti, NATO ülkelerinin güvenliği için görevlendirilen ve Antalya açıklarında bulunan ABD gemisi tarafından vuruldu, parçası ise Hatay Dörtyol’da bulunan bir yazlığın yapay gölüne düştü. Rotayı göz önüne getirirseniz hedef belliydi. Peki İran Türkiye’yi nasıl karşısına almaya kalktı?
- İran’da artık bir merkezi komuta sistemi bulunmuyor.
- Yetkiler valilere dolayısıyla yereldeki güçlere verildi. Bir anlamda merkezde kimse olmadığı için gruplar tek başına karar verip, füze atıyorlar.
- Ankara tam da bu nedenle şimdilik soğukkanlı bir tavır takındı.
- Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı ile birden fazla görüşme yaptı. İran Dışişleri Bakanı, Fidan’a, Türkiye’ye atılan füzeden haberdar olmadığını söyledi.
- Şimdilik bir anlamda beyan esastır denildi ancak İranlı yetkililer sert bir dille uyarıldı.
- Ankara’nın gözardı etmediği ihtimal ise İran’ın da savaşı bölgeye yayma amacı olabileceği... Bu Ankara açısından yeni ve kritik değerlendirmeleri beraberinde getirecek bir olasılık.
RADAR GÖRÜR, GEMİ VURUR: KÜRECİK’İN İŞLEVİ
İsrail’in baskısı hatta bizzat tehdidi dünya başkentlerinde konuşulurken, yapılan açıklamalar nedeniyle herkes bir umutla yapılacağı açıklanan bir sonraki görüşme turunu bekliyordu. Müzakere masası bombalarla dağıldı. Herkesin bildiği sırrı ABD Dışişleri Bakanı Rubio, kameraların karşısında açıkladı; “İsrail zaten vuracaktı, ABD bekleseydi daha fazla kayıp ve ölüm yaşardık” sözüyle... Peki masa bombardımanla dağılmadan ne yaşandı:
- Aslında ABD Başkanı Trump hızla sonuç almak istiyordu. İlk adım olarak da nükleer konusunda bir an önce sonuca varmak istedi. Trump, İsrail baskısıyla kuşatılmıştı.
- İran, ABD’nin yaşadığı kıskacı göremedi. Üstelik masadaki görüşmelerde tüm yaptırımların kaldırılmasını istedi.
- İran bu şartı öne sürünce, İsrail baskısı altındaki Trump’a göre masada görüşme tıkandı.
ANKARA’NIN ÖNCELİĞİ: SAVAŞI BÜYÜTMEMEK... ERDOĞAN’IN TARİHİ UYARISI
Savaş başlayınca ABD Başkanı Trump’ın aradığı liderlerden biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı. O görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’a “Diplomasiye fırsat verilsin. Eğer iç savaş çıkarsa ya da mülteci akını olursa artık bölge kaldırmaz!” dedi. Trump da konuşmasında hak verdi ama dile getiremediği engeli İsrail idi.
- Ankara’nın diplomasi trafiğine bakıldığında Türkiye’nin bir süredir yoğun bir temas yürüttüğü görülüyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bölgede büyük kriz yaşanırken gazetecilerle bir araya gelerek, önce Türkiye’nin temel isteğini açıkladı: “Karşılıklı saldırılar bir an önce dursun ve yeniden diplomasiye dönülsün. Bunu da bütün görüşmelerimizde açık şekilde vurguluyoruz...”
Türkiye’nin bu temel prensibine rağmen süreci ve yaşananları anlattığı tespitler hem dikkat çekiciydi hem de savaşın ne kadar sürebileceğine ilişkin dikkat çeken ipuçları içeriyordu:
- “Netanyahu hem bugün hem de gelecek için İran diye bir tehdidin tamamen ortadan kalkmasını istiyor. Tehdidi İran’ın sahip olduğu yetenekler olarak tanımlıyordu. Şimdi yeteneklerin de ötesine geçip rejimin kendisi olarak tanımlıyor. Rejim değişikliği hedefi var.
- Savaş, olmasın diye uğraştığımız husustu. Bunun mücadelesini verdik. Yaratıcı çözümler de sunduk açıkçası. Hatta savaşın başlangıcını geciktirmiş de olduk.
- İsrail ve ABD, İran’ı ilerisi için de tehdit oluşturacak İran olmaktan çıkartmak isteyeceklerdir.
- İran’ın bölgedeki Arap ülkelerinde bulunan ABD üslerini doğrudan hedef alması, atılan adımların daha büyük bir bölgesel güvenlik krizine dönüşme ihtimalini artırıyor. Körfez ülkeleri resmi olarak deklare etmiyor ama İran’a karşılık verdiklerine dair bazı iddialar var.
- Bir başka başlık da Hürmüz Boğazı. Boğazın kapanması, küresel finans ve enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabilir. Bu da ABD’yi kısa sürede bir şekilde sonuç almaya zorlayabilir.
- İran halkı içinde, “rejim değişikliği sonucunu doğuracak” ölçekte bir dalgalanma ise şu an için görünmüyor.
Donald Trump’ın siyasi kariyerini taşıyan slogan belliydi: “Amerika’yı yeniden büyük yap.” Bu slogan Amerikan seçmenine dönüktü.
İç ekonomi, sınır güvenliği, küresel yüklerden kurtulma vaadi... Ancak bugün Ortadoğu’daki tabloya bakınca şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
- Bu savaş gerçekten Amerika’yı mı büyütüyor, yoksa Amerika’yı yeniden Ortadoğu’nun merkezine mi bağlıyor?
- Washington’da alaycı bir espri dolaşıyor: “Bibi yine şehirde... Peki ne zaman şehirde değil ki?”
- İsrail Başbakanı’nın son ve yedinci ABD ziyareti sonrası bu operasyonun gerçekleşmiş olması zamanlamayı daha da dikkat çekici kılıyor.
- Bu savaş bir gecede çıkmadı. Aylar süren hazırlık, yoğun diplomasi ve olağanüstü istihbarat çalışmasının ürünü.
- Bu ölçekte bir operasyon haftalar içinde planlanmaz. Uydu takibi, hedef analizleri, lider izleme, siber hazırlık... Bu, uzun süreli ve sistemli bir stratejik planlamadır.
Ukrayna vardı.
Rusya tehdidi vardı.
NATO’nun geleceği vardı.
Ama hepsinin üzerinde dolaşan daha büyük bir tartışma vardı:
Küresel düzen çözülüyor mu?
Salondaki hava, teknik bir güvenlik toplantısından çok, bir sistem muhasebesini andırıyordu.
RUBİO’NUN ÇERÇEVESİ: ‘BATI BİR MEDENİYETTİR’
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio kürsüye çıktığında savunma bütçeleri ya da askeri planlardan önce bir kavram inşa etti:
1- ‘TERÖRSÜZ Türkiye’ sürecinde TBMM Komisyonu’nun raporunu açıklamasının ardından gözler yasal düzenlemelere çevrildi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Hürriyet gazetesine özel yaptığı açıklamada, sürecin Meclis çatısı altında yürütüldüğüne dikkati çekerek, özellikle “umut hakkı” ile af algısı tartışmaları konusunda şu mesajları verdi:
‘OLASI DÜZENLEMELERİN GENEL AFFA DÖNÜŞMESİ SÖZKONUSU DEĞİL’
- “En kritik eşik, örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesi. Bu tespiti de devletin güvenlik birimleri yapacaktır ve takipçisi olacak. Yapılacak çalışmaların hukuki altyapısı da büyük oranda bu tespit ve teyit sürecinin sonuçlarına göre olacak.
- Yasal düzenleme yapılacaksa bunun adresi elbette ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Adalet Bakanlığı olarak biz de bu sürece teknik olarak destek veririz ama sürecin ana aktörü Meclis.
- Net ifade edeyim; yapılacak olası düzenlemelerin genel affa dönüşmesi sözkonusu değil.
‘YAPILACAK DÜZENLEMELER CEZASIZLIK ANLAMINA GELMEMELİDİR’
- Yapılacak olası düzenlemeler cezasızlık anlamına gelmeyecek. Kapsamın ne olacağına da yine Meclis karar verecek. Süreç şeffaf, hukuka uygun ve toplumsal hassasiyetler gözetilerek yürütülecek.
İki yıl bitti.
Şimdi ikinci yarı başlıyor.
Siyaseti biraz futbola benzetirsek...
Teknik direktör soyunma odasına girer, ilk 45 dakikayı değerlendirir, eksikleri görür ve ikinci yarıya farklı bir enerji dağılımıyla çıkar.
Burada teknik direktör Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Ve ikinci yarının ilk hamlesi Adalet ve İçişleri üzerinden geldi.
Bu değişiklik “başarı–başarısızlık puanlaması” üzerinden okunmamalı.