BURUN NEFESİ ALMAK İSTERKEN NEFESSİZ KALIP BOĞULABİLİRSİNİZ
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş, Boyun Cerrahı, Prof. Dr. Mustafa Akarçay, kendisine attığım, viral olan videoları izledikten sonra, “Cehaletin komedisi” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Uyurken ağız bantlamak hayati tehlikeler yaratabilir. Ya ağız ya da burundan, ama mutlaka oksijene ihtiyacımız var. Elbette en doğrusu burun nefesidir. Ancak septum deviasyonu (burnun sağa ya da sola eğik olması), geniz ya da burun eti büyüklüğü gibi nedenlerle burnundan nefes alamayan kişi yaşamak için ağzından nefes almalıdır. Ağzı açmak, vücudun kendini koruma mekanizmasıdır. Ama ağız bantla kapalıysa o zaman kişi hava alamaz ve boğulabilir. Ayrıca gece uykuda rahat nefes alamamak kalbi yorar, kalp krizi riskini de arttırır.
UYKU SORUNUNUZU DOKTORA DANIŞIN
Yanı sıra ‘daha iyi uyumak için gece ağız bantlamak’ gerektiğine dair bilimsel bir veri yok! Oysa horlayan ya da apnesi olan kişilerde kilo kontrolü önemlidir mesela. Burun tıkanıklığı, yumuşak damak problemleri olanlar veya dili-bademcikleri büyük, çenesi geride olan hastaların ise solunum yolu mutlaka cerrahi olarak açılmalıdır.
Yani herkesin her şeyi söyleyebildiği sosyal medyada, bu ve benzeri önerilere
SOSYAL MECRALARDA GÖRDÜĞÜNÜZ HER TANITIM VE ÖNERİYE KANMAYIN
Bakanlığın denetimlerinde özellikle internette, sokakta vs. satılan ruhsatsız, “merdiven altı” ürünler hedef alınırken, uygunsuz bulunan ürünler arasında sadece makyaj ürünleri değil kolonya, nemlendirici, şampuan ve saç kremleri de vardı. Bakanlık, uygunsuzluk tespit ettiği işletmelere toplam, 4 milyon 266 bin 643 TL idari para cezası keserken, denetimler de yoğun şekilde sürüyor.
BAŞTA KANSER OLMAK ÜZERE CİDDİ SAĞLIK SORUNLARI YARATIYOR
“Denetimlerin yoğun olması çok kıymetli. Ancak bir yandan da aynı hızla sağlığa zararlı bu ‘sahte’ ürünler piyasaya sürülmeye devam ediliyor” diyor Dokuz Eylül Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu. Ekliyor: “Dolayısıyla tüketicinin bilinçli olması şart. Zira bu ürünler, içerikleri açısından kanser başta çok ciddi sağlık riskleri doğurabilir. Sağlık Bakanlığı onaylı, barkodlu Ürün Takip Sistemi’ne (ÜTS) kayıtlı ürünlerin ve içinde hangi maddeler olduğu, ne kadar konulduğu, raf ömürleri gibi her detayını biliyoruz. ‘Uygunsuz’ ürünlerin içinde ise ne olduğu bilinmiyor; kanserojen maddeler, çeşitli toksik kimyasallar ve türevleri olabilir. Bu maddeler saç kaybından tutun da deride lekelenme ve yanıklara kadar her türlü sorun ve hastalığa yol açmaktadır.”
MAKYAJ YAŞI 12-13’LERE DÜŞTÜ
Peki tüketici ne yapmalı? Yanıtı şu: “Bir kere Instagram, TikTok gibi sosyal mecralarda gördüğünüz her tanıtıma inanmayın, her influencer her tanınmış simanın önerdiklerini yapmayın. Ona iyi gelmiş olabilir ama size gelmeyebilir. Bu açıdan özellikle ergenlik dönemindeki genç kızlar ciddi risk altında. Bugün sosyal medyanın da etkisiyle, makyaj yaşı 12-13’lere kadar düştü, kaldı ki bu ürünlerin içeriğindeki kimyasal maddeler o yaş grubu için çok tehlikeli olabilir.”
ÜTS VE BARKOD KAYITLARINA BAKIN
TEK DOZ AŞI YAPILMASI VE PANDEMİ FAKTÖRÜ ETKİLİ OLDU
Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, bazı çocukların hastalığı evde, kolay atlattığı için ‘Bakanlığa bildirim zorunluluğu’nun düzenli işlemediğini fakat alandan gelen bilgiler ışığında suçiçeğinin arttığı ve ilkokul çağında da görüldüğünü doğruluyor. Nedir artışın sebebi? Cevabı şu:
“Önemli nedenlerinden biri, Türkiye’de çocuklara tek doz aşı yapılması. Normali 2 aslında. İlki 12 aylıkken -aşı takvimimizde de olduğu gibi- yapılıyor. İkincisi 4-6 yaş aralığında. Tek doz yüzde 80-85, iki doz yüzde 95 ve üstü koruma sağlıyor. Ancak biz 13 yıldır sadece tek doz yapıyoruz.”
13 YILDIR TEK DOZ UYGULANIYOR
Neden dünyada iki de biz de bir? Diyor ki: “2011’de ben, Bağışıklama Danışma Kurulu’ndayken, bakanlığımız bizden hangi aşıların takvime girmesi gerektiği yönünde görüş istedi. Ancak o dönem bütçe biraz dardı. Biz de su çiçeğinin önemli olduğunu, ilk doz ile başlanıp, 2-3 yıl içinde de 2. dozun eklenebileceği tavsiyesi verdik. Tavsiyemiz dinlenildi, 2013’te önce Hepatit A, sonra su çiçeğinin ilk dozu takvime eklendi. Ücretsiz aşılama başladı. Fakat bugün üzerinden 13 yıl geçmiş olmasına rağmen 2. doz takvime girmiş değil. Konuyu birkaç kez gündeme taşıdık ama yanıt alamadık. Hal böyleyken de yıllar içinde suçiçeği, küçük çocuklardan ilkokul çağı çocukluk dönemine kadar kaydı ve vakalar artmaya başladı. Dolayısıyla 2. doz aşılar takvime mutlaka eklenmeli.”
KIŞ AYLARINDA ÇOK SIK GÖRÜYORUZ
2015-2024 yıllarını kapsayan Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre, uyuşturucu suçları içinde “en hızlı” artış satışından çok, “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” (TCK madde 191) suçunda yaşandı. 2015’te 100 kabul edilen bu suç türü, 2024’te 407 oldu. Yani uyuşturucu kullananların (kullanmak için satın alanların) sayısı 10 yılda 4 kat arttı.
Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre ise Türkiye’de 2023 yılında 251 bin 851 uyuşturucu olayı kayda geçti. Bu sayının 207 bin 971’i yani yüzde 82’si “kullanma amaçlı uyuşturucu madde satın almak/kabul etmek/bulundurmak” suçundan. Peki ne kadarı kokainle bağlantılı: “2023’te müdahale edilen kokain olay sayısı, 2022’ye oranla yüzde 21.5’lik artışla 4 bin 650 olurken bunun yüzde 57’si yani yarısından fazlası ise yine TCK 191 yani kullanma suçundan oldu.”
Bir veri daha paylaşayım. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Adli Tıp Enstitüsü araştırmacıları tarafından, 14 Atık Su Arıtma Tesisinde 2019’da yapılan “uyuşturucu madde kullanımına yönelik çalışmada” en çok kullanılan maddelerin esrar ve kokain olduğu belirlendi. Esrar satış ve kullanımının legal olduğu Amsterdam, New York gibi şehirlerin yer almadığı listeye İstanbul, Barcelona’dan sonra 2. sıradan girdi. İstanbul’da kokaini en çok kullanan ilçelerse: Beylikdüzü, Esenyurt, Arnavutköy’ün neredeyse tamamı, Başakşehir’in önemli bölümü, Avcılar, Büyükçekmece sahil kısmı, Eyüpsultan, Sarıyer, Kağıthane, Beşiktaş, Şişli ve Beyoğlu.
Tüm bu veriler, Türkiye’de uyuşturucunun son 10 yılda nicelik ve nitelik bakımından dikkat çekici bir dönüşüm geçirdiği ve magazinden çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermekte. TÜRKİYE ARTIK UYUŞTURUCUNUN SADECE GEÇTİĞİ DEĞİL KULLANILDIĞI ROTADA
Peki tüm bu verilerin sahadaki karşılığı ne? Yanıtını Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel verdi: “Artış, son 4-5 yıldır belirgin. Hem başvuruların hem başvuranların beyanlarına bakınca salgın gibi demek mümkün. Özellikle pandemide, eve kapanılan o dönem ciddi bir sıçrama oldu. Hatırlayın! Dışarı sadece kuryelerin çıkmasına izin veriliyordu ve işte o dönem temin etmenin şekli de değişti. Haberlerde okuduk hep bunları: ‘Uyuşturucu tacirleri ‘evlere servis’ yapmaya başladılar.’ Bu, artışın önemli bir nedeni. Çünkü insanlar çok daha kolay ulaştılar. Hastalardan gelen bilgiye göre eskiden her torbacıda kokain gibi ‘pahalı’, pek bilinmeyen uyuşturucu maddeler kolay bulunmazken şimdi her tür uyuşturucu bulabiliyormuşsunuz, demek artık biliniyor ve talep var, ki satıcılar riskleri göze alıyor. Türkiye artık uyuşturucunun sadece geçtiği değil kaldığı ve kullanıldığı bir rotada.”
HER KESEYE GÖRE
Türkiye’de esrar kullanımının kabul gördüğü bir zemin olduğunu da belirten
İNGİLTERE’DEN TEHDİT ENDONEZYA’DAN İLK ENGEL GELDİ
Çevrimiçi Güvenlik Yasası kapsamında erişim engelleme ve şirketlere, küresel cirosunun yüzde 10’u oranında cezai yaptırım talep edebilen İngiliz Medya- İletişim Denetleme Ofisi Ofcom, Grok ve X hakkında resmî inceleme başlattı. Teknoloji Bakanı Liz Kendall da X’in İngiliz yasalarına uymaması halinde hükümet olarak, engellenmesini destekleyeceklerini açıkladı ve “Kadınlar ve çocukların görüntülerinin cinsel amaçla manipüle edilmesi iğrenç ve kabul edilemez” dedi.
Tepkiler sonrası Grok, izinsiz, cinsel içerikli görsel düzenlemeye izin veren özelliğini “yalnızca ücretli kullanıcılar”a açtığını duyurdu. Ama bu hamle, “Grok’un yasa dışı içeriği engellemek yerine parayla sınırlandırdığı” gerekçesiyle tartışmaları durdurmadı. Üstelik bağımsız testler, Grok’un algoritmadaki açıklar sebebiyle ücretsiz kullanıcılar tarafından da hâlâ görsel üretebildiğini ortaya koydu.
Fransa ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu ise konu hakkında bir değerlendirme sürecinde olduklarını duyurdu.
Endonezya Grok’u engelleyen ilk ülke olurken, Malezya ve Hindistan da sorumluluğun X’te olduğu vurgusuyla, inceleme başlattı.
Türkiye’
YASA ŞART AMA UYGULANABİLİRLİĞİ VE TAKİBİ İYİ HESAPLANMALI
“Yasaklamalarla bir yere varılmayacağını düşünenler olsa da ben, düzenlemenin çocukların yararına olacağı kanaatindeyim. Zira çocukların haklarının aynı zamanda devletin koruması altında olduğu unutulmamalı” diyor İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi üyesi, avukat Süreyya Kardelen Yarlı, “Ancak” ile parantez açıyor: “Bu sorun ‘özgürlükçülük’ penceresinden bakarak çözülemeyeceği gibi sadece ‘yasak’ ile de çözülemez. Yasanın içeriği ne olacak? Nasıl uygulanacak? Ebeveynlere ve çocuklara nasıl anlatılacak? Bunlar önemli. Zira, yeni kuşak zaten internetin, sosyal medyanın içine doğdu. ‘Arka kapıları’ bizden iyi biliyorlar. Başka şekillerde bir güvenlik açığı oluşturup; mesela VPN açarak ya da chat grupları kurarak, istedikleri sitelere yine de erişebilirler. Dolayısıyla söz konusu yasayla TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, Reddit, Facebook, Threads, Twitch ve X dahil olmak üzere sosyal medya platformlarına da ceza ya da sorumluluk atfedilmesi gerekir. Aile ve çocuklara sosyal medya okuryazarlığı verilmesi gibi koruyucu- önleyici çalışmalar da çok kıymetli.”
TÜM BAKANLIKLAR ORTAK ÇALIŞMALI
“Çocukların bu uygulamalara niye meylettikleri, niye başında bu kadar zaman geçirdikleri, kendilerini sanal ortamda koruma, kollama, dijital taciz ve zorbalık konusunda ne kadar bilgili oldukları ve dijital dünyadaki haklarını bilip, bilmedikleri gibi noktalar sorgulanmalı ve çözümler yasaya da dahil edilmeli. Millî Eğitim Bakanlığı başta, tüm bakanlıkların da içinde olduğu topyekûn bir farkındalık- eğitim çalışması yürütülmeli.”
ÇOCUĞUNUN ZEKÂSINI DİJİTAL BECERİLERİ İLE ÖLÇEN AİLELER VAR HÂLÂ
Yasa
TRUMP İÇERİDE SIKIŞTIĞI NOKTADA DIŞ POLİTİKADAKİ GENİŞ YETKİLERİNE SIĞINDI
Trump yönetimi, 2025 yılında toplam 2.5 milyon göçmeni göndererek seçim vaadini tutmuş olsa da son anketler gıdadan kiralara, ulaşımdan, faturalara ve hatta günlük harcamalara kadar pek çok alanda, yüksek fiyatlar için Amerikalıların Trump’ı suçladığını gösteriyordu. Kasım ayında Public First tarafından yapılan ankete göre, Amerikalıların yüzde 46’sı, Trump’a oy verenlerin yüzde 37’si de ABD’deki maliyetlerin “hatırladıkları en kötü seviyede” olduğu görüşündeydi. Maduro operasyonu iç siyasette kan kaybeden Trump’a bir soluk olabilecek mi peki?
DEMOKRATLARIN ALACAĞI TAVIR ÇOK ÖNEMLİ
Cevabını Hukukçu, ABD siyaseti araştırmacısı Yunus Emre Erdölen verdi: “Venezuela ve Kolombiya’daki sol otokrat hükümetlerden kaçarak, ABD’ye sığınan göçmenler ve Kübalı göçmenler hükümetlerine çok öfkelilerdi. Açıkça ülkelerinin ABD tarafından işgal edilmesini istediler. Trump’ın zaferinde kritik rol oynayan kilit gruplardan biri de unutulmasın ki bu, Hispanik göçmenler. Fakat bu operasyon, tabanda bir hareket yaratır mı? Hispaniklerde karşılığı olur mu? ‘Bir ihtimal.’ Çünkü bir yandan da Meksika ve Kolombiyalı göçmenler aşırı milliyetçilerdir. Trump, Meksika’yı açıkça tehdit ederek, Latin Amerika’yı aşağılayarak, kongre onayı olmadan, hukuksuzca bir operasyon yaparak çizgiyi aştı! Bu, Hispaniklerin onurunu zedeleyebilir, ters de tepebilir. Teksas gibi, Kaliforniya gibi Hispaniklerin yoğun yaşadığı diğer eyaletlerde seçmenin tepkisi önemli. Bu, biraz da Demokratların bu durumu nasıl göğüsleyecekleri, nasıl bir siyaset yürütecekleri ile alakalı olacak.”
EPSTEIN DAVASI İKİNCİ PLANDA KALDI
Trump’ın başı ne zamandır Epstein davası yüzünden dertte. O üzerini örtmeye çalıştıkça yeni belgeler çıkıyor. Sadece Demokratlar değil Cumhuriyetçiler de Epstein meselesinin arka planını merak ediyor olacak ki Trump’a en sert eleştiri yakın müttefiklerinden Marjorie Taylor Greene’den gelmiş ve kasım ayında Kongre’den istifa etmişti.
Erdölen, Trump’ın da diğer başkanlar gibi içeride sıkıştığı noktada dış politikadaki
ABD’NİN MADURO OPERASYONU HUKUKA AYKIRI BİR SAVAŞ EYLEMİDİR
Birleşmiş Milletler (BM) kararı olmadan, senatodan onay almadan bir operasyon yapabilir mi? Yanıtını Marmara Üniversitesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selami Kuran verdi.
BU RESMEN ‘ADAM KALDIRMAK’
“Amerika’nın operasyonu, uluslararası sistemin dayandığı normatif bir metin olan BM Antlaşması’na açıkça aykırı, bir savaş eylemidir. ABD, anlaşmanın 2. maddesi; bir ülkenin egemenlik hakkı, toprak bütünlüğü ve iç işlerine karışmama ilkesini ağır şekilde ihlal etmiştir. Venezuela’nın ekonomik ya da rejim sorunları ayrı bir tartışma konusu. ‘İyi bir lider değildi’, ‘Ülkesinde ekonomik kriz vardı’ gibi ‘Ama’lar ile uluslararası hukuka aykırı bir eylemi meşrulaştırmaya çalışmak yanlış bir okumadır. Devlet başkanlarının dokunulmazlık hakları vardır. Bazen iyi bazen kötü ancak günün sonunda işleyen uluslararası bir sistem vardı. Fakat ABD, bu operasyonuyla bunu paramparça etti. Maduro’nun ‘Adam kaldırma’ denilebilecek bir yöntemle evinden eşiyle beraber alınıp Amerika’ya götürülmesi, mahkemeye çıkarılmak istenmesi kaotik bir düzenin başlangıcıdır, güç kimdeyse onun sözünün geçmesi anlamına gelir, ki bu, tüm dünya devletleri için çok tehlikelidir.”
‘GÜCE’ DAYALI BİR DÜZEN KABUL EDİLEMEZ
O zaman bu, Rusya’nın Azerbaycan, Çin’in Tayvan’a benzer operasyon yapabileceği anlamına mı geliyor? “Tam olarak” diyor Prof. Dr. Kuran, “Bu, küresel güçlerin, dünyanın herhangi bir yerinde istemedikleri bir yönetici, istemedikleri bir rejim, çıkarlarına ters düşen bir durum varsa askeri bir operasyonla buna müdahale edebilmelerinin yolunu açıyor. ‘Güce’ dayalı böyle bir sistem kabul edilemez. Hiçbir devlet küresel jandarma değildir. Evrensel yargı yetkisi de yoktur” cevabını veriyor.