"Fulya Soybaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fulya Soybaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fulya Soybaş

Türkiye kapıyı neden araladı

29 Şubat 2020

KAOSUN SORUMLUSU AVRUPA’DIR

POLİS Akademisi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Şahin, göç konusunda Türkiye’nin yapmış olduğu açıklamanın bir tercih değil zorunluluk olduğunu söylüyor. Şahin, “Türkiye uzun süredir sorunun tek başına taşınacak boyutta olmadığını anlatmaya çalışıyor. Ancak Avrupa kendi sorumluluğunu almadı. 2016 yılında, Ahmet Davutoğlu döneminde imzalanan mutabakat da dahil verilen sözler tutulmadı. Türkiye de bu noktada ‘Bu artık sadece benim meselem değil. Bu yükü madem paylaşmadınız, madem verilen sözleri tutmadınız, o halde ben de artık kendi sorumluluklarımı yapmıyorum’ dedi. Gevşek kapı uygulamasını böyle okumak lazım” diyor. İdlib’deki sivillerin üzerine Esad rejimi unsurları tarafından kontrolsüzce varil bombaları atıldığını hatırlatan Şahin “Bugüne kadar 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yaptık ancak bu yeni baskı ile ortaya çıkacak göçü taşıyacak durumda değiliz” diyor.

TÜRKİYE’NİN ÖNEMİNİ ANLAYACAKLAR

Şahin, Suriye’de sivillerin teröristler kadar dahi korunmadığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Bu noktada Türkiye hem teröristlerle mücadele etti, hem sivillere ev sahipliği yaptı. Ama artık yetti. Türkiye, özellikle uçuşa yasak bölge ilan edilmesi noktasında AB’den destek bekliyor.” Şahin, Türkiye’nin bugüne kadar durumu sözle anlatamadığını, bu kez tavrıyla durumu ortaya koyduğunu anlatıyor. “Avrupa’daki liderler, Türkiye’nin Suriye konusunda, özellikle mülteciler özelinde sorunların ne kadar ağır olduğunu umarım bu kez anlarlar. Zira göç Avrupa için kâbustur, siyasetin dilini değiştirir. Aşırı sağcıların söylemlerinin zemin bulmasını ve toplum yapısının değişmesini sağlar. Avrupalılar bunu zaten son seçimlerde gördü. Bu nedenle, Avrupa tedirgin olacağı büyük resimle karşı karşıya. Avrupa, kendi toplumsal güvenliği açısından Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu artık anlamak zorunda” diyor.

TÜRKİYE UZUN SÜREDİR ANLATIYOR

GAZETECİ

Yazının devamı...

Av turizmi olur mu

27 Şubat 2020

Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü, ‘av turizmi’ kapsamında belirlenen avlak sahalarında 8 yaş ve üzeri bazı hayvanların avlanmasına müsaade ediyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar Adıyaman Şube Müdürü İsmail Kozan elde edilen gelirlerin yüzde 60’ının avlak alanının bulunduğu köylere aktarıldığını ve cami, taziye evi, Kuran kursu gibi ihtiyaçlarda kullandığını söyledi.

AV SPOR DEĞİL CİNAYET

Haykurder Başkanı Erman Paçalı, adında ‘Doğa Koruma’ geçen bir idarenin ‘ihale’ eliyle böyle bir katliama göz yummasına tepkili. Paçalı “Avcılık spor değildir. Spor kelime anlamı olarak belirli kural ve tekniklere uyularak yapılan ve bedensel gelişime katkı sağlayan bir eğlencedir. Bir canlının katledildiği ortamda eğlenceden bahsedilemez. Romantik olsun diye ‘av sporu’ deyince işin rengi değişmiyor. Bunun karşılığı katliamdır” diyor. Paçalı, devletin kaçak avcılığa 30 bin liradan başlayan cezalar uyguladığına dikkat çekiyor. “Ancak” diyerek parantez açıyor: “Asli görevi doğa korumak olan ekipler, para için ‘avcı’ peşinde geziyor, onlara ekipman sağlıyor. Bir dağkeçisini 50- 60 bin lira karşılığında öldürebilirsiniz. Ancak bunu ‘kaçak’ yolla yaparsanız devlet size cezalar keser.”


ABD Başkanı Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr. da Antalya’ya ava gelmişti.

GELİR KAPISI OLMAMALI

HAYKONFED Genel Sekreteri Timur Ugan, Bakanlığın kasasına ‘av turizmi’ ile her yıl yaklaşık 1-2 milyon lira para girdiğini söylüyor. “En çok Amerikalılar ve Almanlar gelir. Büyük paralar harcar. Oysaki Türkiye’nin av turizminden gelecek böyle bir paraya ihtiyacı yok” diyen Ugan nesli tükenmekte olan bu hayvanların en seçkin, en güzel, en sağlıklı ve en gösterişlilerinin turizm adı altında katledilmesine öfkeli. “Üreteceğinize bitme noktasına gelen yaban hayatını, 3 kuruşa sanki Türkiye’nin ihtiyacı varmış gibi, peşkeş çekerek kötü bir imaj yaratıyorsunuz” diyor. Ugan’a göre yerli avcılar da ayrı bir sorun: “Türkiye’de 250 bin kayıtlı avcı, 2 milyona yakın kayıtsız av tüfeği var. Senede sadece bir kez herhangi bir canlıya bu silahlarla ateş edildiğini düşünün! Kaçak avcılıkla zaten başa çıkılamıyorken bir de yabancı avcılara kapı açmak akıllıca mı?” diyor.

DERHAL YASAKLANMALI

Yazının devamı...

Tribünden atlatan öfkenin ardında ne var

25 Şubat 2020

AİDİYET DUYGUSU ÖFKEYİ POMPALIYOR

Uzman psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş’a Ali Koç gibi iyi eğitimli, donanımlı bir işadamını tribünden atlayacak hale getiren öfkenin nedenini soruyorum. “Öfke sporda var da trafikte yok mu? Evde yok mu? Çocuğa, kadına olan şiddet neyin uzantısı?” diyerek lafa giriyor. Baltaş’a göre, öfke patlamalarının altında aidiyetten doğan engellenme duygusu var. Örnekliyor: “Aşikâr bir faul durumunda seyirci ya da takımın sorumlusu kendini yerden yere atıyor. Oysa ortada faul var. Ancak kişi gerçeği görmek, duymak, bilmek istemiyor. Çünkü bu olmasını istediği sonuca uygun değil. Hakemden tarafsız olması istenir. Oysa asıl istenen hakemin sizin tarafınızda olmasıdır. İşte bu duygu insanın gerçek algısını çarpıtır” diyor.

HAKLI OLMAK DEĞİL, HAKLI KALMAK ÖNEMLİ

Takım içinde sorumluluk sahibi olan insanların kendilerini yerden yere atması, öfke krizleri geçirmesi, karşı tarafa zarar verme eğiliminde olmasını kabul edilebilir bulmadığını belirten Prof. Dr. Baltaş “Bakın, altını çizeyim! Bunu katiyen Ali Koç temelinde söylemiyorum. Bir etrafınıza bakın! Sadece spor da değil, her alanda durum bu. Unutmayın. Bir profesyonel gittiği yere kendi iklimini götürür, kendine yakışanı yapar. Dolayısıyla haklı olmak önemli değil, haklı kalmak önemli. Haklı kalmak için de tepkilerinizi kontrol etmeyi öğreneceksiniz. Bu uygarlaşmak, olgunlaşmaktır” diyor.

ÖFKENİN TEMELİ ‘YETERSİZLİK’

Yazının devamı...

Evlenme oranı niye düştü

23 Şubat 2020

PARA YOKSA EVLİLİK DE YOK

İstanbul Ticaret Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Dr. Oğuz Demir evliliğin yasal ve geleneksel yollarla insanlar arasında bağ kuran ve aile kurumunu oluşturan ilk adım olduğunu söylüyor. Demir “Evlilik kararı farklı sosyoekonomik gruplar açısından birçok motivasyonla verilir”. Bu kararın sosyolojik, psikolojik, duygusal unsurları olduğu gibi ekonomik boyutu da önemli diyor. Son yıllarda genç işsizliği oranlarında bir artış yaşandığını söyleyen Demir, evliliğin yüksek maliyetlerinin gençleri çekimserliğe ittiğini belirtiyor ve ekliyor: “Verilere göre evlenme yaşı 30’ların üzerine çıktı. Çünkü bahsettiğimiz gelir düzeyine ancak bu yaşta erişilebiliyor. Öte yandan evlilik ile birlikte ortaya çıkan ortak yaşam maliyetlerinin karşılanması konusunda da bir güvenceye sahip olmamaları gençleri evlilikten uzak tutuyor”. Yani, geleceğini güvence altında hissetmeyen gençler evliliği biraz da yük olarak görüyor ve uygun ekonomik şartlar sağlanana kadar beklemeyi tercih ediyorlar.

“Yalnız kalmak artık bir zafiyet değil seçilmiş en büyük lüks” C. Bukowski

‘BİZ’ YOK ‘BEN’ VAR

Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim görevlisi Dr. Burcu Türk, günümüzde artan bireyselleşme eğilimi ve bireylerin özgürlüklerinin kısıtlandığı düşüncesinin aile ve evlilik kurumuna olan bakış açısını değiştirdiğini söylüyor. Yani, bireysellik, ilişkilerdeki benmerkezciliği de biledi. Pek çok kimse kendine tam anlamıyla hizmet etmeyen bir ilişki içinde olmak istemiyor. İlişkilerini ‘etkinlik’ mantığıyla yaşayıp sıradakine geçiyor. Bir başkasının sorumluluğu, ortak hayat bütünlüğü, birlikte hedefler gibi uzun vadeli düşüncelere gündelik koşuşturmaca içinde yer yok. Türk “Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadına karşı şiddet olaylarının önüne geçilememesi gibi nedenler de evlilik kurumuna olan güveni sarsmış durumda” diyor. Yani kimsede artık birlikte bir hayatı göze alacak cesaret yok. Haliyle de herkes kendi hayat yolunda.

Yazının devamı...

10 yaşındaki Atakan üzerinden Türkiye eleştirisi

22 Şubat 2020

ÇOCUK HAKLARI İHLALİ

Burcu Meltem Arık, Eğitim Reformu Girişimi’nde eğitim gözlemevi koordinatörü. Atakan özelinde en başından bu yana bir hak ihlali işlendiğini söylüyor. Yani hata aslında en başında. “İyi niyetli olduğu söylenen bir video çekimi var ortada. O videoyu çeken kişilerin gerçekten çocuğu merkeze koyan bir yaklaşımı olsaydı daha farklı bir tutum içinde olmaları gerekirdi” diyor. Örnekliyor: “1- Çocuğun görüntülerini çekiyorsunuz. Ondan izin aldınız mı? 2- Videoyu çektiniz, paylaşırken ailesine sordunuz mu? 3- ‘Çocuğun mutluluğu için’ denilmiş. Nasıl ve nereden bileceğiz? Çocuk bir bireydir. Bireyin yararı gözetilmeden kimlik ve aile bilgileri paylaşılarak videonun yayıma sokulması hak ihlali ve çocuk istismarıdır.”



ÖNCE DÂHİ, ŞİMDİ CANAVAR

Atakan başta olmak üzere birçok çocuğun özellikle sosyal medya eliyle benzer duruma düşürüldüğünün altını çizen Arık, bilinçsizce atılan her adımın çocukları sosyal medya gibi ‘güvensiz’ bir ortamda ekonomik/sosyal/cinsel/siyasi istismara açık hale getirdiğini söylüyor. Arık, “Bunu çeken kişi, çocuğun bu durumundan gerçekten etkilendiyse kamu kurum ve kuruluşlarıyla irtibata geçebilir, sivil toplum örgütlerinden ya da bir uzmandan yardım alabilirdi. Yaptığımız hareketin çocuğa zarar verip vermediğini özenle sorgulamadan asla adım atmamalıyız” diyor. Atakan’ın popülaritesinin artmasıyla doğru orantılı linç edilmeye başlandığını belirten Arık, “Çocuğun hakları, özgürlük alanı, onun da bir birey olduğu, özel ihtiyacı olduğu unutuldu gitti. Çocuk nesneleşti. Önce övüldü, şimdi canavarlaştırıldı. Atakan özelinde çocukların birey oldukları gerçeğini toplumun hatırlaması gerekiyor” diyor.

Yazının devamı...

Hiçlikten gelen güç mü yoksa sahtekârlık mı

20 Şubat 2020

HER ŞEYİ KİTAPTA BİZ KONUŞMAYACAĞIZ

Spritüel danışman olarak kendini tanıtan Tuğçe Işınsu’yu kitabını ve iddia ettiği tılsımı sormak için arıyorum. Danışmanı “Her şey kitapta. Haber falan istemiyoruz” diyerek telefonu suratıma kapatıyor. Bu arada hanımefendinin bir de bloğu var. En az kitabı kadar ilginç. Her soruna bir tılsım, bir reçete bulmak mümkün. Stresli misiniz? “Sirkeli suda ışık ritüeli”, Muradınız olsun mu istiyorsunuz? “3 mum ve dilek suyu”, Cüzdanınızda para mı yok? “Mucize cüzdan ritüeli” size göre. Ritüel varsa çözülemeyecek dert yok! 

ORTADA RESMİ BİR DOLANDIRICILIK YOK 

Sosyal medyada Tuğçe Işınsu’nun insanları boş hayal ve umutlarla kandırdığı, dahası ‘modern bir dolandırıcı’ olduğu iddiası var. Tüketici Başvuru Merkezi avukatlarından Murat Emergen, “Ortada bir kitap satışı var. Bu nedenle buna dolandırıcılık denmez. İsteyen alır, istemeyen almaz” diyor. Emergen yazarların kitaplarını istediği sloganla satabileceğine dikkat çekiyor. Ancak ortada vicdani bir sorun olduğunun da farkında. Bu nedenle şikâyet etmek isteyen tüketicilerin Kültür Bakanlığı ilgili birimleri ile Ticaret Bakanlığı Tüketiciyi Koruma birimlerine ‘vaat edileni alamadım’ diyerek başvurabileceğini söylüyor. 

SONU DAHA BÜYÜK TRAVMA 

Psikolog Özge Yıldız sonunda yaşanabilecek travmalara dikkat çekiyor: “Bu tür danışmanlık hizmetleri almak falcı- üfürükçü hocalara gitmekten farksız. Maddiyat, sağlık ve aşk üçgeni ile alakalı her türlü sorunuza bu tür seans ya da kitaplar aracılığıyla doğrudan yanıt veriliyor. Kişiliğiniz hakkında analizler yapılıyor; ne yapmanız ya da yapmamanız gerektiği söyleniyor. Duymak istediklerinizi duyuyorsunuz. Bu nedenle ‘Beni çok iyi anladı’, ‘Gördün mü bak tüm istediklerim oldu” sanrısı hızla gelişiyor. Oysa bunlar bizim psikoterapi sürecinde çok dikkatli olduğumuz, zamana yaydığımız ciddi değerlendirmeler. Zira, sonrasında olmasını beklediğiniz her neyse ve olmaz ise daha büyük bir travma yaşamanız söz konusu. İnancınızı kaybedebilir, bunalıma düşebilirsiniz. ” 

UMUT TACİRLERİ İŞ BAŞINDA 

Yaşam Koçu ve Spritüel Danışman Tuğbay Domaç’a göre Işınsu’nun yaptığı umut tacirliği. Domaç, “Yaşam koşulları nedeniyle; ekonomik ve ruhsal anlamda, kendilerini boşlukta ve umutsuz hisseden binler var. Bir çıkış noktası arıyorlar. Ve olabilecek her güzel gelişmenin ‘hemen, şimdi, en kısa zaman ve yoldan’ olması arzusundalar. Bu nedenle de reçetelerle mutlu olma peşindeler. Umut tacirleri de işte bu duyguları sömürüyor” diyor. Yaşamda kadersel döngüler, enerjiler olduğuna sonuna kadar inanan Domaç bir de ‘muallak kader’ olduğunu söylüyor: “Endişe etmeyin! Olacak olan, vakti ve yeri geldiğinde olur. Kaderiniz çabanıza ve emeğinize bağlı, inancınızdan başka bu tarz kitaplara ihtiyacınız yok.” 

Yazının devamı...

Kitaba imza yerine kaşe basılır mı

18 Şubat 2020

Bazı okurları tarafından ıslak imza atmak yerine kaşe bastığı için ‘saygısız’ ilan edildi. Ahmet Ümit “Sağlık sorunlarım var” diyor. Peki ya okurları ve diğer yazarlar?

Eleştiri oklarının hedefinde Ahmet Ümit olunca ‘nedir işin aslı’ öğrenmek istedim. “Benim iki kolumda da iki dirseğimde de lateral epikondilit var. Tedavi görüyorum. Parmaklarımın arasında da yastık tabir edilen bölge çok yazmaktan erimiş. Bir buçuk yıldır tedavi altındayım. Doktorum ‘Kolunu kullanmaya devam edersen daha büyük sıkıntıların olacak’ dedi” diyerek yaşadığı hastalığı anlatıyor. Yani, Ahmet Ümit için imza atmak aslında doktor tarafından yasaklı. O nedenle de mühür, yani ‘kaşe’ ile soruna çare bulmuşlar. Ümit “Aslında imza günü yapmak istemiyorum ancak o kadar büyük bir talep var ki. Çok büyük bir okur kitlesi var. Ya imza yapmayacağım ya da bu şekilde yapacağım. Zorunlu olarak kaşe yapıyorum. İstemeyen de gelmesin” diyor. Sosyal medya üzerinden kendini eleştirenlere ise bir çift lafı var. “Kötü bir şey söylemek istemiyorum. Vicdan ve merhamet diliyorum.”

İMZA ATAMIYORUM DİYE  OKUYUCUMLA BULUŞMAYAYIM MI

Ümit’e yöneltilen eleştirilerden biri tam da bu. “Hastaysa imza günü yapmasın” diyenler var. Ümit ise okurlarıyla buluşmaktan memnun. “Sosyal medya hesaplarımdaki afişlere bir bakın. Hepsinde de imza değil ‘kaşe-imza günü’ ibaresi var. Ben oraya insanları imzaya davet etmiyorum. Kaşe olduğunu bile bile geliyor insanlar. Benim okuyucularım saatlerce orada bekliyor. Kırmıyorum, sohbet edip fotoğraf çektiriyorum. Bu yorumları yapanlar fazlaca kıskançlar. Türkiye’de bir yazarın bu kadar çok okuyucusu olmasından niye rahatsızlık duyulur, anlamıyorum” diyor.

OKUYUCU YORUMLARI

Ahmet Ümit, ‘Aşkımız Eski Bir Roman’ isimli yeni romanının imza günü için Ankara’daydı. Bir okuyucusu bu fotoğrafı çekti. Sosyal medyada “Ahmet Ümit’e bak, imza yerine tapu kadastro memuru gibi kitaplarına mühür basıyor” notuyla paylaştı. Kısa sürede de binlerce etkileşim aldı. Tartışmanın fitili de buradan ateşlendi:

*Bir yazarın okuruna yapıp yapabileceği en büyük ‘terbiyesizlik’ budur. İmza atmaya üşenmiş de kaşe yaptırmış.

Yazının devamı...

Bu millet darbeye karşı ne yapacağını iyi biliyor

17 Şubat 2020

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyla ilgili soruya verdiği yanıt çok netti: “Böyle bir şey olursa milletimiz ‘Kapıdan dışarı çıkalım mı, çıkmayalım mı’ demez. Elinde neyi var neyi yok herkes meydanlara dökülür.” Konunun uzmanları da Cumhurbaşkanı ile aynı görüşte...

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: EN GÜZEL CEVAP 15 TEMMUZ’DA VERİLDİ

“Bunlar özellikle 15 Temmuz’da zaten gerekli cevabı aldılar. Ve milletimiz de bu konularda artık çok ciddi bir deneyimi şu anda kazanmış durumda. Yani böyle bir şey olduğu anda artık bizim milletimiz ‘Kapıdan dışarı çıkalım mı, çıkmayalım mı’ demez. Elinde neyi var neyi yok herkes meydanlara dökülür. Bunun en güzel cevabını 15 Temmuz’da verdik. Bundan sonra da ben milletimin aynı şekilde karşılık vereceğine olan imanım kesinlikle tamdır. Kaldı ki biz, Marmaris’ten Hande Hanım’ın bizimle telefon bağlantısına verdiğimiz cevapla beraber herkesi meydanlara davet ettik. Milletimizi meydanlara davetimize hakikaten milletimiz aynı kararlılıkla cevap verdi ve meydanlara döküldü. Bana göre bu millet artık bu darbelere ve bu tür gelişmelere karşı çok daha kararlıdır. İnanıyorum ki darbe heveslilerine milletimiz gereken cevabı da meydanlarda farklı bir şekilde verebilecek bir güce, bir potansiyele, bir imana sahiptir.”

CESARET EDEMEZLER

ESKİ Emniyet Müdürü Hanefi Avcı:

Yazının devamı...