"Fulya Soybaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fulya Soybaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fulya Soybaş

Hiçlikten gelen güç mü yoksa sahtekârlık mı

20 Şubat 2020

HER ŞEYİ KİTAPTA BİZ KONUŞMAYACAĞIZ

Spritüel danışman olarak kendini tanıtan Tuğçe Işınsu’yu kitabını ve iddia ettiği tılsımı sormak için arıyorum. Danışmanı “Her şey kitapta. Haber falan istemiyoruz” diyerek telefonu suratıma kapatıyor. Bu arada hanımefendinin bir de bloğu var. En az kitabı kadar ilginç. Her soruna bir tılsım, bir reçete bulmak mümkün. Stresli misiniz? “Sirkeli suda ışık ritüeli”, Muradınız olsun mu istiyorsunuz? “3 mum ve dilek suyu”, Cüzdanınızda para mı yok? “Mucize cüzdan ritüeli” size göre. Ritüel varsa çözülemeyecek dert yok! 

ORTADA RESMİ BİR DOLANDIRICILIK YOK 

Sosyal medyada Tuğçe Işınsu’nun insanları boş hayal ve umutlarla kandırdığı, dahası ‘modern bir dolandırıcı’ olduğu iddiası var. Tüketici Başvuru Merkezi avukatlarından Murat Emergen, “Ortada bir kitap satışı var. Bu nedenle buna dolandırıcılık denmez. İsteyen alır, istemeyen almaz” diyor. Emergen yazarların kitaplarını istediği sloganla satabileceğine dikkat çekiyor. Ancak ortada vicdani bir sorun olduğunun da farkında. Bu nedenle şikâyet etmek isteyen tüketicilerin Kültür Bakanlığı ilgili birimleri ile Ticaret Bakanlığı Tüketiciyi Koruma birimlerine ‘vaat edileni alamadım’ diyerek başvurabileceğini söylüyor. 

SONU DAHA BÜYÜK TRAVMA 

Psikolog Özge Yıldız sonunda yaşanabilecek travmalara dikkat çekiyor: “Bu tür danışmanlık hizmetleri almak falcı- üfürükçü hocalara gitmekten farksız. Maddiyat, sağlık ve aşk üçgeni ile alakalı her türlü sorunuza bu tür seans ya da kitaplar aracılığıyla doğrudan yanıt veriliyor. Kişiliğiniz hakkında analizler yapılıyor; ne yapmanız ya da yapmamanız gerektiği söyleniyor. Duymak istediklerinizi duyuyorsunuz. Bu nedenle ‘Beni çok iyi anladı’, ‘Gördün mü bak tüm istediklerim oldu” sanrısı hızla gelişiyor. Oysa bunlar bizim psikoterapi sürecinde çok dikkatli olduğumuz, zamana yaydığımız ciddi değerlendirmeler. Zira, sonrasında olmasını beklediğiniz her neyse ve olmaz ise daha büyük bir travma yaşamanız söz konusu. İnancınızı kaybedebilir, bunalıma düşebilirsiniz. ” 

UMUT TACİRLERİ İŞ BAŞINDA 

Yaşam Koçu ve Spritüel Danışman Tuğbay Domaç’a göre Işınsu’nun yaptığı umut tacirliği. Domaç, “Yaşam koşulları nedeniyle; ekonomik ve ruhsal anlamda, kendilerini boşlukta ve umutsuz hisseden binler var. Bir çıkış noktası arıyorlar. Ve olabilecek her güzel gelişmenin ‘hemen, şimdi, en kısa zaman ve yoldan’ olması arzusundalar. Bu nedenle de reçetelerle mutlu olma peşindeler. Umut tacirleri de işte bu duyguları sömürüyor” diyor. Yaşamda kadersel döngüler, enerjiler olduğuna sonuna kadar inanan Domaç bir de ‘muallak kader’ olduğunu söylüyor: “Endişe etmeyin! Olacak olan, vakti ve yeri geldiğinde olur. Kaderiniz çabanıza ve emeğinize bağlı, inancınızdan başka bu tarz kitaplara ihtiyacınız yok.” 

Yazının devamı...

Kitaba imza yerine kaşe basılır mı

18 Şubat 2020

Bazı okurları tarafından ıslak imza atmak yerine kaşe bastığı için ‘saygısız’ ilan edildi. Ahmet Ümit “Sağlık sorunlarım var” diyor. Peki ya okurları ve diğer yazarlar?

Eleştiri oklarının hedefinde Ahmet Ümit olunca ‘nedir işin aslı’ öğrenmek istedim. “Benim iki kolumda da iki dirseğimde de lateral epikondilit var. Tedavi görüyorum. Parmaklarımın arasında da yastık tabir edilen bölge çok yazmaktan erimiş. Bir buçuk yıldır tedavi altındayım. Doktorum ‘Kolunu kullanmaya devam edersen daha büyük sıkıntıların olacak’ dedi” diyerek yaşadığı hastalığı anlatıyor. Yani, Ahmet Ümit için imza atmak aslında doktor tarafından yasaklı. O nedenle de mühür, yani ‘kaşe’ ile soruna çare bulmuşlar. Ümit “Aslında imza günü yapmak istemiyorum ancak o kadar büyük bir talep var ki. Çok büyük bir okur kitlesi var. Ya imza yapmayacağım ya da bu şekilde yapacağım. Zorunlu olarak kaşe yapıyorum. İstemeyen de gelmesin” diyor. Sosyal medya üzerinden kendini eleştirenlere ise bir çift lafı var. “Kötü bir şey söylemek istemiyorum. Vicdan ve merhamet diliyorum.”

İMZA ATAMIYORUM DİYE  OKUYUCUMLA BULUŞMAYAYIM MI

Ümit’e yöneltilen eleştirilerden biri tam da bu. “Hastaysa imza günü yapmasın” diyenler var. Ümit ise okurlarıyla buluşmaktan memnun. “Sosyal medya hesaplarımdaki afişlere bir bakın. Hepsinde de imza değil ‘kaşe-imza günü’ ibaresi var. Ben oraya insanları imzaya davet etmiyorum. Kaşe olduğunu bile bile geliyor insanlar. Benim okuyucularım saatlerce orada bekliyor. Kırmıyorum, sohbet edip fotoğraf çektiriyorum. Bu yorumları yapanlar fazlaca kıskançlar. Türkiye’de bir yazarın bu kadar çok okuyucusu olmasından niye rahatsızlık duyulur, anlamıyorum” diyor.

OKUYUCU YORUMLARI

Ahmet Ümit, ‘Aşkımız Eski Bir Roman’ isimli yeni romanının imza günü için Ankara’daydı. Bir okuyucusu bu fotoğrafı çekti. Sosyal medyada “Ahmet Ümit’e bak, imza yerine tapu kadastro memuru gibi kitaplarına mühür basıyor” notuyla paylaştı. Kısa sürede de binlerce etkileşim aldı. Tartışmanın fitili de buradan ateşlendi:

*Bir yazarın okuruna yapıp yapabileceği en büyük ‘terbiyesizlik’ budur. İmza atmaya üşenmiş de kaşe yaptırmış.

Yazının devamı...

Bu millet darbeye karşı ne yapacağını iyi biliyor

17 Şubat 2020

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyla ilgili soruya verdiği yanıt çok netti: “Böyle bir şey olursa milletimiz ‘Kapıdan dışarı çıkalım mı, çıkmayalım mı’ demez. Elinde neyi var neyi yok herkes meydanlara dökülür.” Konunun uzmanları da Cumhurbaşkanı ile aynı görüşte...

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: EN GÜZEL CEVAP 15 TEMMUZ’DA VERİLDİ

“Bunlar özellikle 15 Temmuz’da zaten gerekli cevabı aldılar. Ve milletimiz de bu konularda artık çok ciddi bir deneyimi şu anda kazanmış durumda. Yani böyle bir şey olduğu anda artık bizim milletimiz ‘Kapıdan dışarı çıkalım mı, çıkmayalım mı’ demez. Elinde neyi var neyi yok herkes meydanlara dökülür. Bunun en güzel cevabını 15 Temmuz’da verdik. Bundan sonra da ben milletimin aynı şekilde karşılık vereceğine olan imanım kesinlikle tamdır. Kaldı ki biz, Marmaris’ten Hande Hanım’ın bizimle telefon bağlantısına verdiğimiz cevapla beraber herkesi meydanlara davet ettik. Milletimizi meydanlara davetimize hakikaten milletimiz aynı kararlılıkla cevap verdi ve meydanlara döküldü. Bana göre bu millet artık bu darbelere ve bu tür gelişmelere karşı çok daha kararlıdır. İnanıyorum ki darbe heveslilerine milletimiz gereken cevabı da meydanlarda farklı bir şekilde verebilecek bir güce, bir potansiyele, bir imana sahiptir.”

CESARET EDEMEZLER

ESKİ Emniyet Müdürü Hanefi Avcı:

Yazının devamı...

Özel günlerin unutulması boşanma sebebi mi

16 Şubat 2020

‘AMAN MAHCUP OLMAYAYIM’ KAYGISI
Uzman psikolog Yeşim Akıncı: “Her insanın eşinden psikolojik beklentileri vardır. Sevgi hissetmek, ilgi görmek, fark edilmek, onaylanmak, değerli bulunmak, birlikte güzel ve etkin vakit geçirmek gibi. Özel günlerin hatırlanması işte bütün bu duyguları kapsar. Özel günlerde unutulan eş, kendini kötü hissederken, eşi tarafından sevilmediğini düşünebilmekte, çevresine ve akrabalarına karşı ‘mahcup’ olabilmektedir. Bu da çatışmaları daha çok körükleyebilir. Buzdağının görünmeyen bir yüzü de eşler arasında yaşanan bu çekişmenin ‘asıl’ sebebi ne? Ona bakmak gerekir. Önerim, boşanmadan önce, eşler mutlaka uzman psikolog eşliğinde, ilişki dinamiğindeki çatışmayı bulup çözmeli. Bu şekilde belki de evliliklerine mutlu bir şekilde devam edebilirler.”

YERİNDE BİR KARAR 

Avukat Dr. Mehmet Erkan Akkuş, Yargıtay kararının yerinde olduğunu söylüyor ve evlilikte yükümlülükler ve haklar olduğunu hatırlatıyor. Peki nedir o yükümlülükler ve haklar? Örnekliyor: “Ekonomik yükümlülükler, sadakat yükümlülüğü, eşi önemseme, kişiliğine saygı duyma yükümlülüğü. Bir de ‘haklar’ var. Hatırlanmak, ilgi ve sevgi görme hakkı. Buradan hareketle, karıkoca arasında ‘özel’ ve ‘anlamlı’ sayılan herhangi bir günü atlamak hak ihlali sayılabilir” diyor. Ancak boşanmak için bu unutkanlık halinin 1-2 kereye mahsus olması yeterli değil. “Süreklilik arz edecek şekilde olursa ancak boşanma için haklı neden sayılır” diyor.

HER AİLE İÇİN DURUM FARKLI

Akkuş, bu nedenle yaşanan boşanmaların Türkiye gerçeğini de yansıtmadığının farkında. “Her ailenin sosyokültürel yapısı farklıdır. Daha modern, şehirde yaşayan genç evli bir çift için bu durum başkayken,

Yazının devamı...

Sarı kantaron zehir mi şifa mı

15 Şubat 2020

HAP YERİNE ‘SARI KANTARON’
Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, “Verdiğim tarifi depresyon tedavisini destekleyen çay olarak tanımlıyorum. Lavanta ve yeşil çayın da içinde yer aldığı bu kür de sarı kantaron bitkisi bir tatlı kaşığı kullanılmalı” diyor. Bunun hiçbir ilaç ile etkileşim sağlamayacak bir miktar olduğu ve yan etki yapmayacağı iddiasında.

FİTOTERAPİ BİLİMDİR

“Fitoretapi, hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için bitkilerden faydalanan bir bilim dalıdır” diyor Dr. Ümit Aktaş. Ama “Tüm dünyada yükselişte olmasına rağmen Türkiye’de ‘aktar tıbbı’ diye küçümseniyor” diyor. Aktaş’a göre, Almanya’da doktorların %66’sı, Japonya’da %70’i hasta tedavisinde bitkisel ürünler reçete ediyor.

İLAÇTAN ÖNCE BİTKİLER VARDI

Dr. Aktaş kendisine yöneltilen eleştirilerin çoğunun ‘ezber bozduğu’ için olduğunu söylüyor ve birçok meslektaşının fitoterapiye kulaklarını tıkadığını belirtiyor. “Halen tıbbi ilaç kullanımı en etkin çözüm olarak görülüyor” diyor. Aktaş “Kimyasal ilaçlar ortaya çıkmadan önce eczacılık bitkiler vasıtasıyla gerçekleştiriliyordu. İlaç kartellerinin oluşturduğu algı, korku ve endişe kampanyaları insanları bilinçsiz ilaç kullanımına yöneltti” diye ekliyor.

BU İŞTEN KAZANCIM YOK

Yazının devamı...

Cinayet mi meşru müdafaa mı

11 Şubat 2020

Ev yolunda başına geleceklerden habersizdi. Parktan geçerken bir kadının bir erkek tarafından dayak yediğini gördü, ‘müdahale’ etti. Sonrası malum. Kadir Şeker’in tutuksuz yargılanması için başlatılan imza kampanyası 65 bine ulaştı. Asıl soru ise şu: Cinayetten mi meşru müdafaadan mı yargılanacak? Hukukçular tartışıyor.

3. KİŞİ LEHİNE MEŞRU MÜDAFAA OLMAZ

AVUKAT Üsame Ceran, dosyayı incelemeden net bir yorum yapmaktan kaçınıyor. “Ayşe D.’nin ifadesine göre maktulün elinden kurtulduktan sonra, yani illiyet bağı kesildikten sonra Kadir Şeker maktulle boğuşmaya devam ediyor. Burada 3. kişi lehine meşru müdafaadan bahsedilemez. Kendi adına meşru müdafaa gündeme gelebilir. Salt verdiği ifadeye bakarak hüküm verilecek olsaydı neredeyse ülkede yargılanan tüm sanıklar beraat ederdi” diyor.

‘TWITTER CEZA MAHKEMESİ’ KURULDU

Peki Kadir Şeker neye göre ceza alacak? Eylem meşru müdafaa olarak değerlendirilirse, önce meşru müdafaa sınırı aşıldı mı ona bakılacak. Sınır aşılmışsa mazur görülebilecek bir ‘heyecan, korku veya telaş’ var mı, o değerlendirilecek. Kanaat olduğu yönündeyse ceza almayacak, değilse alacak. Eğer cebinden çıkardığı bıçak arbede sonucu maktulun kalbine saplandıysa bu kez de ‘taksirle öldürme’ gündeme gelecek. Avukat Ceran şöyle örneklendiriyor: “İri yarı, güçlü ama bıçaksız bir saldırganın boğazınızı sıkarak sizi nefessiz bırakmasından kaçarak kurtulma ihtimaliniz yok diyelim, bu meşru müdafaadır. Burada bıçak, saldırıya karşı orantılı bir araç. Ama ‘bıçağı kalbine saplayarak öldürmeniz’ meşru müdafaa sınırın aşılmasıdır. Çünkü öldürerek saldırıyı defetmek akla gelebilecek ve başvurulabilecek son yoldur” diyor. Bir tepkisi de sosyal medyaya. “Dosya görmeden, temel hukuk bilgisine dahi sahip olmadan ‘Twitter ceza mahkemeleri’nde yargılamalar yapılır, hükümler verilir oldu. Olayının iç yüzünü henüz bilmiyoruz. Daha kamera kayıtları incelenecek, tanık ifadelerine başvurulacak. Yorum yapanlar neye göre bu yorumları yapıyor? Bir hukukçu olarak anlamakta güçlük çekiyorum” diyor.

Yazının devamı...

Kadınları kim öldürdü

9 Şubat 2020

BU NASIL BİR ‘NEFRET’ NASIL ‘ERKEKLİK’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim son yıllarda işlenen kadın cinayetlerinde yaş aralığının düştüğüne dikkat çekiyor. Babası tarafından 16’sında, hayatının baharında öldürülen Şeyma Yıldız onlardan biri. Ataselim “Kadın evlenene kadar ‘baba’, evlendikten sonra ‘koca’ ama mutlaka bir erkeğe ait görülüyor ve kendilerine biçilen ‘kadınlık’ rolünü yerine getirmedikleri, kendi hayatlarına kendileri karar vermek istedikleri için öldürülüyorlar” diyor. Sorulması gereken soru ise net! “Bu nasıl bir nefret, nasıl kin, nasıl erkeklik?”

ŞİDDETİN ‘BAHANE’Sİ YOK

Kadının ‘mal’ gibi görüldüğünü söyleyen Ataselim, kadınların baskıya boyun eğmediklerinde ölümle yüzleştiğine dikkat çekiyor ve “Bir erkeğin kız arkadaşı olması nasıl normal ise tersi de mümkün. Hangi yüzyıldayız! Bir kadının hayatını sonlandırmanın gerekçesi olamaz. Şiddeti gelenek görenekle açıklayamazsınız. Bahanesi neymiş? Bu sorular cinayetleri meşrulaştırmak için zemin yaratma çabası” diyor. Çözüm ise basit. Devletin ‘namus’ cinayetlerine karşı net, tavizsiz bir tutum alması gerekli.

5 MADDEDE KADINLARIN TALEPLERİ

Yazının devamı...

Dünya Karatay'a karşı mı

8 Şubat 2020

50 YILLIK HEKİMİM İSTEDİĞİMİ SÖYLERİM

İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay “Polemik benim işim değil” diyor. Bilimsel verilerin ışığında konuştuğunun altını çizen Karatay, kendisine yöneltilen eleştirilere “Herkes kendi fikrini söylemekte özgürdür” diyerek yanıt veriyor.

REYTİNG İÇİN Mİ YOKSA TOPLUM İÇİN Mİ?

Koruyucu sağlık uzmanı Prof. Dr. Oğuz Özyaral bu konuda hayli sinirli. “Çıldırıyorum” diyerek açıyor telefonu. “Bizim ağzımızdan çıkan her söz çok önemli. ‘PR’ yapacağım, ‘reyting’ alacağım diye toplum sağlığına zarar getirecek laf duydunuz mu benden?” diye soruyor. Prof. Dr. Karatay’a yönelik en büyük eleştirisi, bilimsel gerçeklikten uzak oluşuna. Örnekliyor: “Ekmek yemeyin’ dedi, oysa dünya tıp literatürüne göre ‘ekmek yemezsen kaslarını yersin’. Bir profesör bunu söyleyebilir mi? ‘Sentetik malzeme koymayın, GDO’lu undan uzak durun’ demek başka, popülerlik için ‘Ekmek yeme’ demek başka! Bu yanlış yönlendirmedir.”

BİZ BUCKINGHAM’DA MI DOĞDUK

Yazının devamı...