Fulya Soybaş

Normalleşmede 1 Mart dönemeci

1 Mart 2021
Ne zaman ‘normalleşmeden’ söz edilse uzmanların onca uyarısına rağmen hepimizde hâlâ eskiye dönecekmişiz gibi bir algı oluşuyor. Oysa öyle değil işte! Bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısından ne karar çıkarsa çıksın, bu “Virüsle savaş bitti” demek değil. Kademeli normalleşmeden ne anlamalı, neye, ne kadar dikkat etmeli? En önemlisi de bugünden sonra hayatımızda ne değişmeyecek? Uzmanlara sordum.

ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Necmettin Ünal, “Normalleşme ancak hastalık bitince olur. Bizim yaptığımız normalleşmeye giden yoldur” diyor ve yolun nasıl olacağını ise hastalığın şiddeti, sıklığı, aşı gibi kriterlerin belirleyeceğini hatırlatıyor. ‘Data in World’ verilerine göre son haftalarda Türkiye’deki vaka oranlarında yüzde 15-20 arası artış söz konusu olduğunu belirten Prof. Dr. Ünal, “Böyle bir artış söz konusu iken normalleşmeye giden yolda oluruz ama beklenilen normale kavuşamayız. Bunun için henüz çok erken” uyarısı yapıyor.

‘AÇILSIN’ BEKLENTİSİ YÜKSEK

Prof. Dr. Ünal sağlık açısından açılma için henüz erken dese de toplumdaki ekonomik ve psikolojik yıpranmanın da gayet farkında, şöyle devam ediyor: “Komisinden garsonuna, aşçısından patronuna kadar yeme-içme sektöründe çalışanlar, evde oturmaktan daralan insanlar haklı olarak ‘normalleşme’ istiyor ama şartlar, hele de bu rakamlarla buna maalesef elvermiyor. Okullar için de aynı şey geçerli. ‘Açılsın’ diyoruz ama kriterler ne olacak? Bizler bu kriterlere gerçekten uyacak mıyız? Bu soruların cevabını veremiyoruz.”

ACİL BİR YOL HARİTASI LAZIM

Peki ne yapılmalı? Prof. Dr. Ünal, bu noktada devletin atacağı en uygun adımın acil bir yol haritası belirlemek olduğunu belirterek il bazında vaka sayılarının nüfusa oranı doğrultusunda düşük, orta, yüksek, çok yüksek riskli olarak ayrılmasının çok doğru bir hareket olduğunu söylüyor, şöyle devam ediyor: “Şimdi buna ek olarak, bir yer açılacaksa (restoran, kafe, okul, kıraathane vs) açılacak yerin hangi kriterlerle açılacağı acil olarak belirlenmeli. Mesela restoranlar kapasitesinin yüzde kaçı ile açılacak? Kurallara uyulmadığı takdirde ne ceza verilecek? Havalandırması nasıl olacak? Çalışanların uyması gereken şartlar neler? Aşılanmada öncelikliler mi yoksa değiller mi? Okullarda da durum aynı. Eğitime katiyen ara verilmemeli. Bir an önce açılmalı. Ancak kriter ne olacak? Aynı sınıfa 50 çocuk koyduğunuz bir okul ile 5-10 çocuk koyduğunuzu aynı kategoride eritemezsiniz. Yol gidilirken neye göre ve nasıl hareket edeceğimiz belirlenmeli ki yolun neresinde frene basıp neresinde gaza basacağımızı bilmeliyiz. Bu da ancak toplumsal uzlaşı ve katılım ile sağlanır. Bu noktada tüm verilerin paylaşılması, herkesin görüşünün alınması önemli. ‘Okullar 1 Mart’ta açılacak’ dendi ama 1 gün öncesi vazgeçildi. Bu kritersizliktir. Bize bir yol planı lazım” diyor.

BİREYSEL ÖNLEMLERDEN VAZGEÇMEYİN

Yazının Devamını Oku

Hayvanseverleri reklam için mi üzüyor

28 Şubat 2021
Servetinin hatırı sayılır bölümünü gerçek kürklere harcayan Türk sanat müziğinin güçlü sesi Bülent Ersoy, 55 tilki kürkünün kullanıldığı özel tasarım paltosuyla yine eleştiri oklarının hedefinde. Siparişin zamanlaması ise manidar! Bu da akıllara kürkleri Ersoy’un hayvanseverleri kızdırıp gündemde kalmak için alıp almadığı sorularını getiriyor.

55 TİLKİNİN BEDELİ 450 BİN LİRADaha önce de defalarca kürkleri sebebiyle tepki çeken Bülent Ersoy, alışkanlığından vazgeçmiyor. Ersoy bu kez de 55 tilkinin kürkü kullanılan, özel üretim palto için 450 bin lira ödedi. 2. Sayfa hesabındaki habere göre Ersoy ‘rönar arjante’ cinsi gümüş tilki kürkü, 4 ay önce sipariş etti. Hemen hemen aynı tarihlerde üzerinde tilki kafaları bulunan, tanesi 60 bin liraya iki kürk aldığı için günlerce eleştirilmişti Ersoy. Tepkiler üzerine de kürklerini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne (ÇYDD) bağışlayacağını duyurmuştu.



DERNEK BAĞIŞI KABUL ETMEDİ

Dernek ise “ÇYDD, tüzüğü gereği doğa, çevre ve canlı haklarına saygılı olmayı ilke edinmiştir, efsane genel başkanımız Prof. Dr. Türkan Saylan’ın ‘Hayvanlar ve Çocuklar’ adlı kitabı ile can dostları olan köpeği ve kedilerine duyduğu sevgi derneğimizin hayvan haklarına verdiği önemin önemli sembollerindendir” açıklaması yaparak bağışı kabul etmediğini açıklamıştı.

HAYVANLARIN ÖLÜMÜNE NEDEN OLUYORSUN

Yazının Devamını Oku

Akıllardaki soru: Pandemi ne zaman biter

23 Şubat 2021
Bugüne kadar hekimler-uzmanlar-aşı üreticileri “Salgın ne zaman biter?” sorusunun yanıtını hep boş bıraktı. Ta ki düne kadar... Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Müdürü Dr. Hans Kluge, iyimser bir tahminle COVID-19 salgınının 2022 yılının başlarında biteceğini söyledi. Ben de aynı soruyu bu kez pandeminin başından beri canla başla çalışan hekimlerimize sordum. Bakın neler dediler...

KADERİMİZ AŞI ŞİRKETLERİNE BAĞLI

HÜRRİYET gazetesi başyazarı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na aynı soruyu, daha 2 gün önce, Hürriyet YouTube kanalında başlayan ‘Hürriyet Bizimle’ köşesinde sormuştum. Neden ve niçinlerini uzun uzun anlattı. Tıklayıp izleyebilirsiniz de ama kısaca özetleyecek olursak ‘Salgının ne zaman biteceği aşı şirketlerinin ne hızda aşı üreteceğine bağlı’ diyor, şöyle devam ediyor: “Pandemi demek ‘küresel sorun’ demektir. Yani bu salgını dünya çapında kontrol altına almadığınız müddetçe ‘Maskeler havaya, hurra!’ diyemezsiniz. Küresel bir sorun sadece ülkesel bazda çözülmez. BM’nin açıklamasına göre dünya genelinde 130 ülkeye aşı gitmiş değil. Daha çok aşıya ve yeni aşılara ihtiyacımız var. Ama şunu söylemeden de geçmeyeyim. Türkiye aşılamayı bugün ki hızla götürebilir, mayıs ayı sonunda Sağlık Bakanlığımızın hedeflediği 100 milyon aşılamayı yakalayabilirsek bizi geçen yıla oranla daha iyi bir yazın beklediğini söyleyebilirim. Maskeyi çıkarmak içinse çok erken. Toplumsal bağışıklığı aşılama ile sağlayabilirsek, maskeleri çıkaramasak da önümüzdeki sonbahar daha medeni bir toplum haline yeniden dönüşebiliriz.”

TARİH VERMEK ÇOK İYİMSERCE

SAĞLIK Bakanlığı Toplum Bilimleri Kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, ‘Zor yerden sordun?’ diyor ve aynı zamanda DSÖ’deki görevi nedeniyle arkadaş olduğu Dr. Hans Kluge için de ‘Yaktı bizi!’ diyerek, espriyi patlatıyor. Peki, bu soruyu yanıtlamak, net bir tarih vermek neden zor? Prof. Dr. İlhan şöyle özetliyor: “Büyük bir motivasyon ile umut dolu bir açıklama yapmış Dr. Kluge. Bir tarih vererek iyimser davranmış. Bir kere bitecek ne demek? Nasıl bitecek? Burada kasıt günlük-sosyal hayatın bir şekilde devam edeceği ise... Belki bu olabilir ama şahsi fikrim rahatlama demek maske-mesafe-hijyenden uzaklaşmak demek değil. Bu savaşı hayatımızdan 3 temel prensibi; maske-mesafe-hijyeni çıkararak kazanamayız. Çünkü salgın devam ediyor. Virüs mutasyonlara uğruyor. Evet, virüsü artık daha iyi tanıyoruz ama bir tarih vermek çok iddialı olur. Ama şunu diyebilirim: “Bu salgının ne zaman sona ereceği aşılamayla beraber global gelişmelerle de doğru orantılı olacak...

2022’DE CİDDİ BİR KIRILMA OLABİLİR

İSTANBUL Florence Nightingale Hastanesi’nden enfeksiyon uzmanı Dr. Gökçe İnan: “Net bir tahmin mümkün değil. Hiçbir sağlık otoritesi ‘Kesin şu tarih’ diyemez. Dr. Kluge’de ‘Benim kişisel tahminim’ dedi. Katılıyor muyum? Evet. Açıkçası ben de 2022 başlarında ciddi düzeyde bir kırılma olabileceğini düşünüyorum. Beni endişelendiren şeyse mutasyonlar. Gerçi çok sıkı takip altında. Türkiye’de de Cerrahpaşa’da mutasyonların genetik analizleri yapılıyor. Aşıların mutant virüslere kısmi etkili olacağı öngörüsü de var. Ayrıca aşılar çeşitlenir ve herkes kendi ülkesinde üretmeye başlarsa aşıya ulaşım da kolaylaşacak. Bu çerçeveden bakarsak gelecek yıl, bu yıl ve önceki yıla göre daha rahat olabilir. Kısıtlamalar kalkar mı? Bir süre daha devam edeceği aşikâr. Çünkü şu ana kadar dünya genelinde 100 milyon kişi aşılandı. Toplumun yüzde 60’ı bağışıklık kazanmadan sürü bağışıklığından söz edemeyiz. Herkesin aşıya ulaşabildiği ve belli bir antikor seviyesi yakalandığı gün bu iş biter.”

DÜNYA ORTAK MALIMIZ DERSEK BİTER

Yazının Devamını Oku

Akran zorbalığı out, ekran zorbalığı in

22 Şubat 2021
Sizce de bilgisayar, akıllı telefon ve tabletler hele de pandemiyle neredeyse vücudumuzun bir uzvu haline dönüşmedi mi? Yolda, evde, işte ve hatta yatakta bile elimizden düşürmediğimiz bu dijital aletler artık eğitim-iş-sosyalleşmenin olmazsa olmazları. Geçtiğimiz yıllara oranla son 1 yıldır dijital kullanımın hızla artması, çocuklar ve gençleri de iki büyük tehlikeyle karşı karşıya bırakmış durumda: Siber zorbalık ve zararlı içeriklere kolay erişim. Öyle ki şimdi akran zorbalığı ‘out’, ekran zorbalığı ‘in’.

SİBER ZORBALIK İNTİHARA SÜRÜKLEYEBİLİR

ÇOCUK ve genç psikiyatristi Doç. Dr. Veysi Çeri, okul ve aile yaşantısı dört dörtlük olmasına rağmen arkadaşları tarafından siber zorbalığa uğrayan, depresyona giren, sonrasında da intihara kalkışan 7-8 danışanı olduğunu ve sürecin maalesef ki gençleri intihara kadar sürükleyebileceğini söylüyor. Yani ‘siber zorbalık’ da en az akran zorbalığı kadar tehlikeli. Hele de sistematik bir hal aldıysa! Doç. Dr. Çeri “Bu noktada en büyük görev ebeveynlere düşüyor. Mücadelenin en önemli anahtarı çocuk ile ebeveynleri arasında kaliteli bir iletişim. Anne-babasının her durumda yanında olduğunu bilen çocuk, başına bir şey geldiğinde durumu ilk olarak onlarla paylaşacaktır. Bu noktada aşırı baskıcı ya da aşırı zayıf; her olumsuzluktan etkilenip üzülen, çözüm yolu aramaktansa sadece kendini parçalamak ile yetinmek yerine çözüm odaklı, sevgi dolu ebeveynler olunmalı. Ki zorbalığa uğrayan çocuk ya da gençte ‘Babam duyarsa ya beni ya arkadaşımı döver/öldürür’ ya da ‘Anneme anlatsam kahrolur’ gibi düşüncelere kapılmamalı” diyor.

DİJİTAL OKURYAZARLIK ÖNEMLİ

Amerikan Pediatri Derneği’nin 18 yaşına kadar ‘ekran gözlemlemesi’ önerisinde bulunduğunu belirten Doç. Dr. Veysi Çeri, sanılanın aksine ergenlik dönemindeki çocukların değil 10-15 yaş arasının ekran zorbalığından daha çok etkilendiğini söyleyerek, şöyle devam ediyor: “Aileleri olarak sizler çocuğunuzun tabletinde, bilgisayarında ya da telefonunda neler döndüğünü bileceksiniz. Yalnız dikkat! Bunu yaparken siz de bir zorbaya dönüşmeyin. Onun yerine dijital okuryazarlık, teknoloji konularında kendinizi geliştirin ki çocuğunuz ‘Hangi sitelerde dolanıyor? Ne okuyor? Kimlerle yazışıyor/konuşuyor? Kullandığı cihaz ne? Hangi oyun tehlikeli?’ gibi konuları rahatlıkla takip edin. Ayrıca eğitimciler-okul yöneticileri de bu konuda bilinçlendirilmeli. Çünkü bu konu ‘Arkadaşın sana şaka yapmıştır’ deyip geçilemeyecek kadar önemli. Farkındalık çalışmaları yapılmalı.”

SOSYAL MEDYAYA DİKKAT

“Zorbalar, mağdurların psikolojisinin çökmesiyle zorbalığın şiddetini daha da artırırlar. Zaman zaman cinsel tacize kadar varan süreçler de yaşanabilir. Yöneltilen zorbalığın menşei ve şiddetine bakılmaksızın her durum gerekli yerlere (savcılık-polis) bildirilmeli. Zorbalığı yapan, yaptığının yanına kalmayacağını bilmeli. Ayrıca çocuklar adına açılan sosyal medya hesaplarının ya da ‘masum’ denilerek paylaşılan fotoğrafların da siber zorbalığı tetikleyebileceği unutulmamalı. Bugün birçok ebeveyn güvenli olmadığı gerekçesiyle çocuklarının sokakta oynamasına izin vermiyor. Oysa kimin ne olduğunun belli olmadığı sosyal medya o sokaklardan daha tehlikeli.”

SİBER ZORBALIK NEDİR

Yazının Devamını Oku

Dikkat dikkat! Yılın ikinci dolunayı kapıda

21 Şubat 2021
4 gün önce astrologların son 1 yıldır bağıra bağıra seslendirdiği Satürn-Uranüs kare açısı gerçekleşti. Merkür ise bugün itibarıyla gerilemesini bitirdi, düz seyrine başlayacak. Ve dahası 27 Şubat’ta yılın ikinci dolunayı var. Tüm bunlar ne demek mi? İnanmazsınız ama uzun zaman sonra astrologlar ilk kez müjdeli haberler veriyor. ‘Büyük güç mücadeleleri yaşansa da aklını kullanana şans, bolluk, bereket getirecek.’

MAKSİMUM POTANSİYELİNİZİN ORTAYA ÇIKACAĞI BİR DÖNEM
Uranyen astrolog Sevilay Eriçdem bu dolunayın insanlardaki maksimum potansiyeli açığa çıkaracağını, kolları sıvayıp işe koyulmanın tam zamanı olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Müjde! Kova burcunda gerçekleşen Merkür gerilemesi sonlandı. Ne demek bu? Merkür gerilerken, kişiler, zihnen daha rasyonel bir bakış açısı içinde bulunur ve konulara daha ziyade duygu katmadan bakar. Kova ise düzeni temsil eder. O nedenle de bu süreçte kişiler kendilerine ‘İçinde bulunduğum düzen doğru ve sağlıklı mı?’, ‘Böyle mi devam eder?’ yoksa ‘Bitmek zorunda mı?’ gibi sorular sordu ve yaşamları ile alakalı kararlar aldı. İlişkiler, ailevi durumlar, çocukların eğitimi, mesleki anlamda, bir işe girmek-ayrılmak, şirket açmak- kapatmak gibi konular masaya yatırıldı. Yani birçoğumuz sosyal-toplumsal statülerimiz ile alakalı kararlar aldık. Retro bittiğine göre şimdi alınan kararları uygulama zamanı.”

MASRAF ENERJİSİNE DİKKAT

“17 Şubat’ta ise Uranüs-Satürn karesi yaşandı, biri Boğa diğeri Kova’da. Boğa para ile alakalıdır. Yani der ki: ‘Düzen değiştirmek istiyorum ama maddi koşullarımın da beni desteklemesi lazım.’ İşte bu noktada kişiler maddi anlamdaki konulara çözüm üretmek zorunda kalacak. Kredi yapılandırmaları, borç alma ya da var olan tasarruf kaynaklarını kullanarak bir düzen değişimine gitme gibi durumlar söz konusu olabilir. Bir tür ‘masraf enerjisi’ diyelim. Ama unutmayalım Satürn-Uranüs karesi, bize her zaman yeni olana gitmemiz gerektiğini söyler. Mevcut düzeni korumaya çalışmak işe yaramaz.”

DEĞİŞİM RÜZGÂRLARI ESİYOR

“Yani ‘Yeniliklere gidin’ diyor size hayat! Değişim rüzgârları esiyor. Ancak, insanlar, hele de bizim toplumumuz değişimden korkar, gelecek kaygılıdır ki kaygılar özellikle bu dönemde ayyuka çıkmış durumda. 27 Şubat dolunayı Balık-Başak hattında olacak ki Balık-Başak endişe, kuruntu, büyük hayal kırıkları, depresyon demek. Önümüzdeki 5-6 günlük süreçte birçok kişi duygusal değil ama zihinsel depresyona girebilir. Gelecek korkusu, kaygısı ile ‘Acaba ne olacak?’, ‘Beni ne bekliyor?’ soruları kafa karıştırır. Güneş ve Ay’ın karşı karşıya geldiği durumlarda kadın-erkek ilişkileri de öne çıkar. Yani hem toplum önündeki statülerimiz hem de ilişkilerimiz etkilenecek. Ayrılmalar, boşanmalar veya tam tersi ani kararla alınan evlenmeler, beklenmedik barışmalar potansiyeli var. Burada önemli olan verilen kararın mutlaka uygulanmasıdır. Korkmak hiçbir şeye çözüm olmaz.”

GÜÇ MÜCADELELERİ KAPIDA

“İçinde bulunduğumuz düzen içerisinde bizi kışkırtan, zorlayan insanlarla ciddi anlamda zihin savaşı vereceğiz.

Yazının Devamını Oku

‘Sağlıklı olmak’ mutluluğa yetti

19 Şubat 2021
Türkiye’de mutsuz olanların sayısı mutlu olanlara göre hâlâ geride olsa da geçen yıla kıyasla mutsuzların sayısı artışta. Bunu ben değil, TÜİK araştırması söylüyor. Ankete göre evliler evli olmayanlara, kadınlar erkeklere, eğitimsizler eğitimlilere oranla daha mutlu. Pandemi süreci ankete de yansıdı. 2020’de bireyleri en mutlu eden durum ‘sağlıklı olmak’ oldu. Peki, mutluluğu çoğaltmanın bir formülü var mı? Mutsuzluk sebeplerimiz neler? Araştırdım.

MUTLULUK NEYİ NASIL YAPTIĞIMIZLA ORANTILI

KLİNİK psikolog Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu’na göre ‘mutluluk’ genel hayattan memnuniyet halidir ve kıstasları var. Neler o kıstaslar? Prof. Dr. Şalcıoğlu “Romantik bir birlikteliği var mı? Ekonomik durumu ne? Sağlık sorunları bulunuyor mu? Sosyal ilişkileri; aile-arkadaş-çevre nasıl? Sorulara verilecek olumlu cevaplar kişinin mutlu hissedip hissetmediği üzerinde hayli belirleyicidir. Yani kişi romantik ya da diğer sosyal ilişkilerinden birinde mutsuz, ekonomik gücü istediği ölçüde iyi değilse ‘mutlu’ diyemeyiz” diyor.

PANDEMİNİN ETKİSİ

TÜİK verilerine göre 2020’de insanları en çok sağlıklı olmak -yüzde 70.9 oranla mutlu etti. Bunu sevgi, başarı ve para takip etti. Prof. Dr. Şalcıoğlu “İnsanların herhangi bir fiziksel soruna sahip olmadan yaşaması elbette çok önemli. Ama böyle bir oran ilk kez çıktı. Demek ki sağlık paradan bile kıymetliymiş” diyerek hayatımızda pandemi ile öncelik sıralamamızın da değiştiğine dikkat çekiyor.

65 YAŞ ÜSTÜ NEDEN MUTLU

Yaş gruplarına göre ise en mutlular 65 ve üzeri grubu. Prof. Dr. Şalcıoğlu sonucun bilimsel literatür ile uyumlu olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Genç iken mutsuzlar, yaşlandıkça birden mutlu olmuyorlar elbette ama büyük olasılıkla yüklerden, sorumluluklardan kurtuldukları için daha özgür ve mutlu hissediyorlar. İstedikleri gibi bir hayat yaşayabilmenin keyfini sürüyorlar.”

“Araştırmaya göre evli olanlar olmayanlara oranla daha mutlu. Bu da literatürde mevcut.

Yazının Devamını Oku

Kadından mühendis bal gibi de olur

16 Şubat 2021
Kadına yönelik şiddet sadece aile içinde değil, çalışma yaşamında da kendini gösteriyor. Daha geçtiğimiz günlerde maden mühendisi Canan Tosun, Marmara Adası’nda çalıştığı mermer ocağının sahibi tarafından yumruklu saldırıya uğradı. Kadınlar işyerinde şiddetin önlemesi ve işyerinde şiddete uğrayan kadınların korunması için yasaların uygulanması talebinde. Bir de erkek egemen olduğu düşünülen mühendislik gibi mesleklerde “Biz de varız, alışın” diyorlar...

İŞYERİNDE ŞİDDET SON BULSUN

TMMOB Maden Mühendisleri Odası İkinci Başkanı Banu Kekeç Saçın öncelikle Canan Tosun’a yönelik saldırının kabul edilebilir olmadığını belirterek, “Şiddetin her türlüsüne karşıyız. Toplumsal cinnet hali öyle bir noktaya vardı ki kadınlar artık işyerinde de güvende değil. Tosun’un yaşadıkları basına yansıdı. Bir de yansımayan, duyulmayan durumlar var. ‘Cezasızlık’ erkeklere güç veriyor. İstanbul Sözleşmesi’nde de yer alan işyerinde şiddetin önlemesi, işyerinde şiddete uğrayan kadınların korunması maddelerinin uygulanmasını talep ediyoruz. Bu tarz olaylar cezasız kalmamalı” diyor.

Maden mühendisi Saçın, sorunların aslında daha eğitim görürken başladığını belirterek, şöyle devam ediyor:

SORUNLAR STAJDAN BAŞLIYOR

“Daha yolun başında kadın mühendisleri staja kabul etmeyen şirketler var. Şantiye ortamı tamamen erkeklere yönelik. Ne kadın soyunma odası, ne tuvalet ne de yatakhane var. Profesyonel yaşamda ise erkeklerin tercih etmediği işler için daha az ücretle çalışma koşuluyla iş bulabiliyoruz. Erkekler ne kadar hata yaparsa yapsın göze batmazken biz ilk hatamızda ‘Kadın işte, bu işi yapamıyor’ diyerek öteleniyoruz. Mühendislik fiziksel olarak değil, beyinle yapılan bir meslek olmasına rağmen bambaşka kıyaslamalar yapılıyor. Fiziksel ve sözlü tacize uğrayan çok kadın arkadaşımız var. Patron da aynı çalışan da aynı. Bunlara kulaklarımızı tıkayıp büyük çabalarla işimize devam ediyoruz. Kadın mühendisler olarak çalışma grupları oluşturduk. Çözüm örgütlenmede. Biz mücadele etmezsek kimse bize bu hakları kimse vermez. Vazgeçmeyeceğiz. Varız ve hep olacağız.”

TÜRK Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 2019 sonu verilerine göre odaya kayıtlı 446 bin 824 erkek (yüzde 77) 133 bin 44 kadın (yüzde 23) var. Kadınların sayısı geçtiğimiz yıllara oranla artmış olsa da sayıca üstünlük mesleğin ‘erkek işi’ olduğu algısına sebep oluyor.

VAR OLMA SAVAŞI VERİYORUZ

Yazının Devamını Oku

Gara’da teröre büyük ‘Pençe’

15 Şubat 2021
Terör örgütü PKK’nın 3’ü personel, 13 sivil vatandaşımızı canice şehit ettiği, 48 teröristin öldürüldüğü, 2’sinin ise sağ yakalandığı Gara’da Pençe-Kartal 2 Harekâtı tamamlandı. ‘Son derece özel ve kritik’ olarak nitelendirilen bu harekât ile terör örgütüne ağır bir darbe vuruldu. Peki, operasyon neden önemliydi? Sincar’a uzanır mı? İşte yanıtları...

AMAÇ, TERÖRÜ SINIR İLERİSİNDE BERTARAF ETMEK

İSTANBUL Aydın Üniversitesi öğretim üyesi ve emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu, Irak’ın kuzeyinde Türkiye sınırından yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta, Kandil ile Sincar arasındaki Gara’nın, Kandil Dağı’na uzak ancak arazisinin dağlık olması sebebiyle terör örgütü PKK’nın kalbi Kandil kadar önemli ve stratejik bir konuma sahip olduğunu söylüyor. PKK’nın bu bölgede 1990’lardan bu yana yuvalandığını belirten Dr. Babüroğlu “TSK, bugüne kadar adı konulmayan birçok operasyonla aslında burada ‘güvenli bir bölge’ oluşturdu. Amaç, sınırı ‘ileriden’ korumak. Çünkü PKK, 1984’ten bu yana her bahar sınırdan sızar, eylemlerine başlar, yaza doğru da eylemlerini arttırır. Kışın ise belirli alanlarda toplanır, hazırlık yapar, eğitimlerini tamamlarlar. Türkiye, iklim-doğa şartları ne olursa olsun, örgütün hiç beklemediği bir zamanda baskın tarzında böylesi bir operasyon yaparak, PKK’nın mühimmat depoları ile kamplarının ve yeraltı mağaralarının bulunduğu Kuzey Irak’ta örgütün varlığını ortadan kaldırmak, eylem yapmasını engellemek, sınırların güvenliğini sağlamak adına önemli bir adım attı” diyor.

KUZEYDEN SİNCAR’IN KONTROLÜ SAĞLANDI

Sincar’ın Türkiye sınırına Nusaybin’e 90, Silopi’ye 100 kilometre uzaklıkta, Türkiye-Irak sınırının kesiştiği stratejik bir noktada olduğunu belirten Dr. Babüroğlu, Gara’nın ise Sincar’ın kuzeyinde olduğunu hatırlatarak, şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla TSK burayı kontrol ederek, bir noktada Sincar’ın da kontrolünü sağlamış oldu. Fırat’ın doğusu, Suriye’nin kuzeydoğusunda var olan PYD/PKK terör örgütünün Gara’ya geçiş imkânları sınırlandı.”

SİNCAR’A OPERASYON OLMAZ

“Biliyorsunuz, Gara’ya yapılan bu operasyonu ABD’nin Türkiye büyükelçisi destekledi,

Yazının Devamını Oku