Fulya Soybaş

Diyanet: Yapay et helal değil

17 Haziran 2022
Diyanet İşleri Başkanlık Müşaviri Dr. Muhlis Akar yapay et özelinde devam eden ‘Helal mi, haram mı?’ tartışmalarına noktayı koydu. Yapay ete 3 nedenden ‘helal ve tayyib gıda’ denemeyeceğini söyledi. Nedir o 3 neden? Hem dini hem genetik hem de etik açıdan yapay et tartışmasını sordum.

TARTIŞMANIN ADRESİ DİN DEĞİL BİLİMDİR

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Hayri Kırbaşoğlu, açıklamayı abartılı buluyor: “Meyte ‘Dini emir-kurallara göre kesilmeyen ya da ölmüş, çürümüş hayvan leşidir.’ Dolayısıyla Dr. Akar’ın bu açıklaması abartılıdır çünkü bu et çürümüş değil canlıdır. Kaldı ki İslam’ın bu konuda ne Kuran ne de sünnette doğrudan söylediği bir sözü yoktur çünkü bu çok yeni bir konu, yeni bir olaydır. O nedenle ‘Helal mi? Haram mı?’ tartışmasından ziyade burada tek bir kriter vardır o da: ‘Sağlıklı mı? Değil mi?’ Güvenilir biliminsanları, ‘Laboratuvar ortamında üretilen yapay et insan sağlığına zararlı değildir’ derse tüketmekte sakınca olmadığını düşünüyorum. Kuran’da ve sünnette açıkça belirtilmeyen konularda karar merci ilahiyat hocaları değil tıp dünyası ve biliminsanlarıdır. Diğer açıklamalar şahsi ‘yorumdur.’ Mesela, ülkemizde ‘helal’ kesim yapılıyor ama helal kesimden önce hayvanların beslendiği GDO’lu gıdalar helal mi? O zaman o da düşünülsün.”

İŞTE O ÜÇ NEDEN

1- HAYVAN CANLIYKEN ALINAN ET MEYTE, LEŞTİR: Sığır ya da eti yenen canlı hayvandan alınan bir parça, helal kaynaktan da olsa, Efendimiz. A.S. hadisine göre ‘Canlı bir hayvandan alınan bir parça meytedir, leş hükmündedir’. Haramdır. Helal değildir.

2- BESİ YERİ ÖNEMLİ: İmkân olsa helal kesim yapıldıktan sonra hücre alınabilse ama şu an ‘Öyle bir ortam yok’ dendi. Dolayısıyla laboratuvardaki besi yeri ve hayvanın besleneceği kaynağın da helal olması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Güzel olmak için her şeyi yapar mısınız

16 Haziran 2022
70’e geldiğimde 50, 50’ye geldiğimde 30 gibi göstermek istemediğimi, genç kalmanın sırrını aramadığımı söylemek külliyen yalan olur ancak bunu istemek ile saçma sapan işlere ‘Evet’ demek arasında da ince bir çizgi var bence. ‘Show girl’ Kim Kardashian, genç kalmak için gerekirse ‘dışkı’ bile yiyebileceğini açıkladı. Onun mide bulandıran bu itirafını, genç kalmak için cildine bebeklerin sünnet derisini aşılattığını açıklayan Seren Serengil taçlandırdı. Ki güzelleşmek uğruna hiç ihtiyacı olmadığı halde mide ameliyatı olan ve hayatını riske atan da o değil miydi? Soru şu: Güzelliği ‘takıntı’ haline mi getirdik? Genç kalmak için her şeyi yapar mısınız?

GÜZELLİĞİ ‘TAKINTI’ HALİNE GETİRDİK

Davranış araştırmaları ve terapileri merkezi kurucusu, klinik psikolog Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu sosyal medyadaki haberleri okuduktan sonra arkadaşlarına göndererek, ‘Genç ve güzel kalmak için her şeyi yapar mıydınız?’ diye sormuş: “İnanmayacaksın ama ‘Her şeyi yaparım’ diyenler çoğunlukta” diyor ve şöyle sürdürüyor: “Bahsettiğin bu yöntemin yeni olmadığını, yeni doğan sünnet derisinden alınan hücreler ile hazırlanan bir tedavi olduğunu biliyorum. Uzmanı değilim ama ‘kök hücre tedavisi’ olması sebebiyle mantığını da anlıyorum. Yasal ama etik mi? O tartışmaya açık.”

SOSYAL MEDYA ETKİSİ

Genç ve güzel olmak özellikle de günümüzde büyük bir ‘takıntı’ haline geldi. Tabii ki bu noktaya bir günde gelmedik. Bunda sosyal medyanın payı çok büyük. Sosyal medya bizim dünya ile etkileşime girme şeklimizi değiştirdi. Nereye gitsek ne yesek ya da ne yapsak çekiyoruz. ‘Selfie’ olmazsa olmaz! Dolayısıyla nasıl göründüğümüz büyük önem arz ediyor artık. Öyle ki sadece bundan para kazanan; yüzünüzü, bakışınızı, bedeninizi yani sizi olduğunuzdan farklı gösteren aplikasyonlar var. Kalkık bir burun, pürüzsüz bir cilt, çıkık elmacık kemikleri, çekilmiş gözler... Ve bizler medya, sosyal medya eli ile sürekli olarak bu yeni güzellik standartlarına maruz kalıyoruz. Arkadaşlarınız, takip ettiğiniz ünlü ya da tanınmış simalarda da bu yeni ‘ideal’ yüz, ‘makbul’ beden kavramlarının uygulamalarını göre göre ‘Demek doğrusu bu’ demeye ve kendi bedeninizden nefret etmeye başlıyorsunuz. Dahası onlar gibi olmak istiyorsunuz. Bu çaba da pek çok kişiyi maalesef olmayacak işler yapmaya ve korkarım ki ‘Kim Kardashian yapıyorsa ben de yaparım’ noktasına getiriyor.”

TEDAVİ ŞART

Prof. Dr. Şalcıoğlu, bir insanın güzel olmayı istemesi ve bu uğurda makul bir çaba göstermesinin sağlıklı bir durum olduğunu belirterek, “Sorun ince çizginin aşılmasında. Kadın ya da erkek fark etmez. Kişinin zihni sürekli olarak güzel olmadığı, kusurlu olduğu ve ne yaparsa yapsın fiziksel özelliklerinin yeterli gelmediği gibi takıntılı düşünceler ile dolu ise bir sorun var demektir. Ve bu klinik olarak tedavi edilmesi gereken bir durumdur” diyor.

5 MADDEDE TAKINTIYI YENME YOLLARI

Yazının Devamını Oku

Defalarca çalan sirene rağmen ambulansa neden yol vermiyoruz

14 Haziran 2022
Tam iki dakika boyunca... Hem de önü bomboşken iken... Ne gaza bastı ne de sağa kayıp sirenleri açık halde ısrarla yol isteyen ambulansa yol verdi. Sosyal medyaya düşen görüntüye tepki yağdı yağmasına ama gün geçmiyor ki trafikte benzerini görmeyelim. Ambulans ile inatlaşan, önünü kesen, fiziken saldıran, küfreden ya da ‘İçinde hasta yok, çay içmek için acele ediyorlar’ diyerek bile isteye yavaş giden, yol açıldı diye arkasına takılıp gaza basan binlerce de sürücü var trafikte. Avrupa’da hele de sireni açık bir ambulansa yol vermek için sürücüler birbiri ile yarışırken neden bilmem bizde bu durum ‘enayilik’ gibi görülüyor. Oysa ambulanstaki hasta için değil dakikalar her bir saniye çok kıymetli. Neden mi? O ambulansın içindekiler anlatsın.

CEZASI SADECE 427 TL

İstanbul Arnavutköy’de sol şeritte ilerleyen minibüs sürücüsünün, yan şerit boş olmasına rağmen arkasındaki ambulansa yol vermemesi üzerine polis harekete geçti. Yakalanan minibüs sürücüsüne 427 lira idari para cezası uygulandı.

TÜM EKİP ÖNDE OTURABİLİR

Paramedik Derneği Öğretim Görevlisi Tarık Balcı’yı aradım. ‘Sosyal medyadan kınıyoruz ama trafiğe çıktık mı aslan kesiliyoruz. Belki de yanılıyorumdur, ne dersiniz?’ diye sordum. ‘Keşke yanılsaydınız’ diyor ve günde bir değil onlarca kez benzer duruma maruz kaldıklarını anlatıyor. Peki, neden? Allah korusun ama bizim ya da sevdiklerimizin başına bir iş geldiğinde, hele bir de ambulans geç kalmışsa doğabilecek sonuçlar üzerinden yeri göğü inleten ya da inletebilecek olanlar neden başkası söz konusu olunca empati yapamıyor? Yol isteyen, sireni açık bir ambulans ‘şaka yapıyor’ olabilir mi? ‘Asla’ diyor Balcı, ‘Böyle bir durum söz konusu dahi olamaz.’ Şöyle devam ediyor: “Toplumumuzda ‘ambulansın önünde sağlık personeli oturuyorsa arkada hasta yoktur, siren açmış zevkine gidiyor’ gibi yanlış bir algı var. Geçmiş yıllarda birtakım kişilerin, sahte şirketlerin durumu suiistimal etmesinden kaynaklı oluşan ve kulaktan kulağa yayılan bu algıyı ne yapsak kıramıyoruz.”

“Bir daha söyleyelim: ‘Ambulans sadece içinde hasta varken siren açmaz.’ Bir acil çağrı aldığımızda en kısa sürede hastaya ulaşmak da asli görevimizdir. Bu süreçte sürücünün yanında diğer görevliler de oturur. O görevlilerden biri aktif şekilde hastanın durumunu takip eder, gerekirse hasta yakınları ile iletişime geçer. Diğeri; gidilen vakaya göre alınması gereken malzemeleri hazırlayan ve gerekli stratejiyi kuran sağlık görevlisidir. Tüm ekibin önde oturması lazım ki bir plan yapılabilsin. Ayrıca önde oturmanın bir avantajı da yol ve olaya hâkim olmaktır. Ama dışarıdan nasıl görülüyor? Siren çalıyor, tepe lambaları açık, ekip de önde oturuyor, ‘İşleri bitmiş çaya yetişiyorlar.’ Algı sadece sürücüler özelinde değil maalesef, genel. Geçen hafta sıkışık trafikte, vakaya gidiyoruz. Emniyet şeridine girdik. Trafik polisi yolu kesti, ‘Neden öndesiniz ve sirenleriniz açık?’ diye. Komuta kontrol merkezini aradık ve vakaya gittiğimizi ispat etmek zorunda kaldık. Durum bu kadar vahim.”

USULSÜZ KULLANIMA GEÇİT YOK

Yazının Devamını Oku

37 Kentte alarm verildi: Yazın bu yağmur nereden çıktı

13 Haziran 2022
Çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, bazı mahalleler sular altında kaldı. Evleri, arabaları su bastı. Ankara’da bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi kayıp. Meteoroloji ‘bahar’ yağmuru uyarısı vermişti ama sıcağın kendisini iyice hissettirdiği bir haziran ayında kimse bu kadarını beklemiyordu. Ekim görünümlü haziran günlerini yaşıyoruz âdeta. İyi de bu soğuk ve yağmurlu hava nereden çıktı? Yağışlar ne kadar sürecek? Ve dahası, tüm bu su baskınlarından sadece ‘iklim değişikliği’ mi sorumlu? Bakalım.

SAĞANAK YAĞIŞLAR DEVAM EDECEK

Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmini Uzmanı Abdullah Macit, yurdun kuzeybatıdan gelen yağışlı sistemin etkisi altında olduğunu ve yağışlı havanın önümüzdeki hafta da bazı bölgelerde devam edeceğini belirterek, “Yağışlı sistem hafta sonunda yurdun büyük kesimini etkisi altına adı. Pazartesi, salı günü de özellikle Ankara’da yerel, kuvvetli yağışların devam etmesini bekliyoruz. İç bölgelerde ise Karadeniz ve Akdeniz’in iç kesimleri ile İç Ege, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun kuzey ve batı kesimlerinde de benzer şekilde yerel ve çok kuvvetli yağışlar bekliyoruz. 37 kentte verdiğimiz ‘sarı’ alarm devam etmekte. Vatandaşlarımız su basmalarına karşı lütfen dikkatli olsunlar. Uyarılarımızı dikkat alsın, ‘Bir şey olmaz!’ demesinler. Buradaki en büyük sıkıntı yağışların çok kısa sürede fazlaca düşmesinden kaynaklı. 10-15 kilo (az) yağıyor ama o kadar kısa sürede yağıyor. İstanbul’da ise hafta boyu herhangi bir yağış beklentisi yok. Sıcaklıkların ise yurt genelinde mevsim normallerinde, iç kesimlerde ise 4-5 derece mevsim normalleri altında seyretmesini ön görüyoruz” diyor.

YAZ YAĞMURU DEYİP HAFİFE ALMAYIN

İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve CNN Türk Meteoroloji Danışmanı Prof. Dr. Orhan Şen de katıldığı yayında İstanbul’daki yağışların etkisini kaybettiğini ancak Ankara’da yağışların salı günü akşam saatlerine kadar devam edeceğini duyurdu ve “Bunlar sistem yağışları. İç Anadolu, Akdeniz’in iç kesimleri ve Doğu Anadolu’nun batısında; Ankara başta Çorum, Tokat, Erzurum, Kars, Niğde, Kayseri’de yağışlar birkaç gün daha devam edecek. İstanbul içinse bir yağış beklentimiz yok. Sıcaklıklar yağmur ile 4-5 derece düşmüştü, mevsim normallerinde seyretmeye devam edecek” dedi.

Prof. Dr. Şen 60 santimetreye ulaşan yağmur suyunun bir aracı, 30 santimetreye ulaşan suyun ise bir insanı kaldırıp sürükleyebileceğine de dikkat çekerek ‘Yaz yağmurudur, geçer’ diye beklenmemesi ve su baskını ihtimali olan yerleri hemen terk etmek gerektiği uyarısı da yaptı.

Yazının Devamını Oku

Nedir bu Ramsay Hunt sendromu

12 Haziran 2022
İki Grammy ödüllü, 28 yaşındaki dünyaca ünlü Kanadalı şarkıcı Justin Bieber’ın Ramsay Hunt sendromuna yakalandığı ve yüzünün sağ kısmının felç olduğunu duyurduğu videosu herkes kadar benim de aklıma ‘Nedir bu hastalık?’ sorusunu düşürdü. Zona ve yüz felcini duymuştum ama böyle bir sendromu ilk kez duydum.

 

Peki, saydığım tüm bu hastalıklardan bir farkı var mı bu sendromun? Türkiye’de de görülen bir rahatsızlık mı ve dahası hangi yaş aralığında görülüyor, nelere dikkat etmek gerekiyor? Sordum.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN GÜÇLÜ OLMASI ŞART

RAMSAY Hunt sendromu aslında zona ve yüz felcine kısmi olarak benziyor ama bir farkla! Suçiçeği ve zonaya da neden olan, herpes virüs grubuna ait varicella-zoster virüsü, Ramsay Hunt sendromunda kendini kulak içinde uçuk ve şiddetli ağrı ile belli ediyor. Yani virüs önce kulağı tutuyor. Nöroloji uzmanı Dr. Hale Alpman Gökmen, bu hastalığın 30-50 yaş aralığında sıkça görüldüğünü belirterek, “Bu virüs belirli sinirleri, özellikle de yüz sinirlerini etkilediği için Bieber’da da görülen yüz felci gibi semptomlara neden oluyor. Genellikle kulak çevresinde veya içinde görülüyor. Kulak ağrısı, sürekli çınlama, baş dönmesi ve ağrısı ve hatta işitme kaybına da sebep olmakta. Hasta yüzünün felçli tarafındaki gözünü, ki Bieber’da sağ göz, kapatmakta zorlanıyor. Ağız ve gözler kuruyor. Tat alma yetisinde de değişiklikler olabiliyor. Hasta ağzını kullanmakta da zorluk yaşayabilir. Mesela su içer ama ağzında tutamaz, dökülür. Yemek yiyemez” diyor.

DÖKÜNTÜLERE DİKKAT

Suçiçeği geçiren hastalarda bu hastalığa neden olan virüsün yıllar sonra kendini bu şekilde yeniden gösterebildiğine de dikkat çeken Dr. Gökmen, şöyle devam ediyor: “Çocukken suçiçeği atlattınız diyelim. Sonrasında virüs vücutta uykuya yatar ya da saklanır. Spesifik olarak da sinir dokularına yerleşme eğilimindedir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde bir anda ortaya çıkar. Buradan da ne anlıyoruz? COVID-19 ile adından sıklıkla söz ettiğimiz bağışıklık sistemimizin güçlü olması, birçok hastalığın önlenmesi için çok önemli. Yediğimize, içtiğimize dikkat edeceğiz, hareketi hayatımızdan eksik etmeyeceğiz, stres ve üzüntüyü minimuma indireceğiz ki bağışıklık sistemimizi güçlü tutalım. Bir de bu virüs sinirlere yerleştiği için B vitamini önemli.”

BU

Yazının Devamını Oku

Kanserin sonu mu geliyor

10 Haziran 2022
Kanser geçmişi olan bir gazeteci olarak bu hafta arka arkaya gelen güzel haberler aynı kaderi paylaştığım kanser hastaları ve yakınlarına umut verdi hiç şüphesiz. Yakın bir gelecekte, kemoterapi-radyoterapi almadan ve hatta ameliyata gerek kalmadan sadece basit bir hap ya da aşının tedavi için yeterli olması ihtimalini bir düşünsenize! Muhteşem değil mi? Tüm bu gelişmeler aklıma üç soru düşürdü. Bir, nihayet kanserin sonu geldi mi? İki, bahsedilen hap ya da aşılar ne zaman piyasaya çıkar? Üç, herkese ve her çeşit kanser türüne uygulanabilir mi? Cevapların peşine düştüm.

UĞUR ŞAHİN ÖZLEM TÜRECİ YENİ BİR ÇIĞIR AÇIYOR

Dünya Sağlık Örgütü 2021 yılı verilerine göre ‘en sık görülen kanser türleri’ listesinin başında meme kanseri var. Onu akciğer ve kolorektal kanseri (kalınbağırsak ya da kolon ve rektum kanseri) izliyor. Yine verilere göre 2020 yılında her 6 ölümden birinin sebebi kanser. Tablo her ne kadar karamsar gözükse de umut hep var çünkü bilim var! İlk güzel haber BioNTech kurucuları Özlem Türeci ve Uğur Şahin’den geldi. COVID-19 aşısının da temelini oluşturan mRNA teknolojisi ile geliştirilen aşı, 18 aylık uygulama sonunda 16 hastanın 8’inde pankreas kanserini tamamen yok etti.

mRNA AŞISI BAĞIŞIKLIĞI EĞİTİYOR

Üsküdar Üniversitesi Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güner Sönmez, mRNA teknolojisi ile üretilen bu aşının bağışıklık sistemini eğittiğini söylüyor: “Tümör aslında vücuda yabancı yani antijen bir dokudur. Bazı mutasyonlarla da bağışıklık sisteminden kendini gizleyebilir ve büyür, yayılır. Aşının mantığı şu; tümörden bir parça alınır, o parça laboratuvar ortamında, bağışıklık sistemimizin savaşçıları olarak bilinen T hücrelerine tanıtılır ve sonra da aşı şeklinde hastaya verilir. Geliştirilmiş bu yeni T hücreleri ise tümörleri saklandıkları yerde görüp yakalayıp yok edebilirler.” Peki, ne zaman piyasaya çıkar bu aşı? Çalışmaların henüz faz 1 aşamasında olduğunu belirten Prof. Dr. Sönmez,Daha faz 2 ve faz 3 çalışması var. Aynı etki burada da görülür ve bir sorun çıkmazsa onaylanıp tedavi protokolüne girer. Bunun da birkaç yıl içinde olmasını umut ediyoruz” diyor.

İkinci iyi haber İngiltere’den.

Yazının Devamını Oku

Saadet zincirine insan neden girer

9 Haziran 2022
Nasıl bir dolandırıcılığın içine düştüklerinden habersiz, onlarca insanın büyük bir coşku ile hep bir ağızdan, “Hey, hey, hey” diye bağırdığı partilerin haber bültenlerini süslemesi ile girdi hayatımıza saadet zinciri furyası. ‘Nereden çıktı şimdi bu konu?’ diyeceksiniz. Burak Taşçı dün haberini yaptı: ABD’li bilet şirketi olarak kendini tanıtan ve saadet zinciri esası ile çalışan CT Movies sitesi kapandı, binlerce kişi mağdur oldu. Anlayacağınız, Türkiye’nin 1990’ların sonunda tanıştığı ‘saadet zinciri’ dolandırıcılığı 20 yıl sonra bugün bile onlarca örneğe rağmen para kaybettirmeyi sürdürüyor. Peki, ‘Bir insan bunca örneğe rağmen saadet zincirine neden girer?’ Yanıt aradım.

‘SİSTEM CİDDİ KÂR VAAT EDİYORDU’

Şahin Y. yakın bir arkadaşım, geçtiğimiz yıl o da internet üzerinden kurulan ve saadet zinciri esası ile çalışan HİK Online sistemi üzerinden 180 bin TL dolandırıldı. Sadece özel davet ile girilen (ki onu da ‘Abi iyi para kazandım’ diyen bir arkadaşı sisteme davet etmiş) sistemin işleyişini şöyle anlatıyor: “Platform üzerinden yatırılan para kadar sanal alışveriş yapıp ay sonunda yatırılan meblağ kadar da para kazanıyordunuz. Sistem, garantili ve ciddi bir kâr vaat ediyordu. Dolandırıcılık olabileceğinin farkındaydım. İlk girenlerden olur, kazanır, çıkarım diye düşündüm. Önce bin lira yatırdım. Bir haftada iki bin oldu. Zamanla düşük miktarlarda para yatıranlara yüzde 100 kazandırarak üye sayısını arttırdılar. Yüzlerce farklı whatsapp ve telegram grubu açıldı. Para kazananlar daha çok kazanmak için yüklü yatırımlar yapmaya başladı. Ben de önce 10 sonra 40 bin liraya çıkardım yatırımı. Sistemi cazip hale getirmek için kampanyalar da düzenliyorlardı. Ama üye sayısı bir yerde tıkandı. En son 180 bin liramı çekmek istedim ama olmadı. O an paranın gittiğini ve bir rüyanın bittiğini anladım.”


Titan Saadet Zinciri’nin kurucusu Kenan Şeranoğlu / ‘Tosuncuk’ lakaplı Mehmet Aydın, Çiftlik Bank’la binlerce kişiyi mağdur etti.

AÇGÖZLÜ YATIRIMCI DAHA KOLAY TUZAĞA DÜŞÜYOR

1960’larda Sülün Osman, 1980’lerde Banker Kastelli, 1990’larda Kenan Şeranoğlu, 2000’lerde Jet Fadıl, günümüzde Thodex, Çiftlik Bank derken normal şartlarda ‘ibretlik’ bir öykü olması gereken saadet zincirlerinin günümüzde hâlâ varlığını sürdürmesinin nedeni ne olabilir? Hangi motivasyon ile insanlar bu zincirlere giriyorlar? İstanbul Ticaret Üniversitesi İngilizce İktisat öğretim üyesi Doç. Dr. Oğuz Demir’e göre bunun altında sadece ‘kolay para kazanma isteği’ yok. 3 etken daha var.

Oğuz Demir

YÜKSEK GETİRİ YÜKSEK RİSK DEMEK

Yazının Devamını Oku

Türk mutfağı neden ilk 10’a giremedi

7 Haziran 2022
Dünya yemek trendlerini takip eden Taste Atlas, binlerce kullanıcıyla yaptığı araştırma sonucunda ‘Dünyanın En İyi Mutfakları’ listesini yeniledi. Türkiye de listede kendine ilk 20’de yer buldu. Haberi böyle okuduğunuzda elbette ‘büyük gurur’. Ancak detaylara bakınca; belli bir mutfak kültürü olmayan ABD’nin daha üst sıralarda olması ya da benzer bir mutfağa sahip olduğumuz ‘komşu’ Yunanistan’ın ikinciliğe oturması gibi, ‘Keşke biz de ilk 10’a girebilseydik’ diyor haliyle insan. Sosyal medyada da farklı kafalardan aynı ses çıkınca ben de ‘Bizim neyimiz eksik?’ sorusuna cevap aradım.

YEMEKLERİMİZ ENFES AMA GASTRONOMİ KÜLTÜRÜMÜZ YOK

‘Taste Atlas’ dünya mutfakları listesini güncelleyip yeni listeyi yayınladığında gastronomi dünyası için ‘prestij’ kabul edilen İncili Gastronomi Rehberi’nin baş danışmanı ve gastronomi yazarımız Müge Akgün’ü aradım. Listeye şöyle bir baktık. Dünyanın belki de en köklü ve zengin mutfaklarından birine sahip olan Çin’in 11, mutfak kültürü neredeyse hiç olmayan ABD’nin 13. sıraya yerleşmesine şaşırdık. Yunanistan’ın ikinci, ‘kardeş’ mutfağı Türkiye’nin 17. sırada olmasına ise herkes kadar içerledik. Ama size bir sır vereyim! Şöyle bir araştırdım, sosyal medyada çok konuşulmasına rağmen Taste Atlas gastronomi açısından Michelin, Best 50, Forbes, Zagat kadar (ki bu saydıklarımın da eleştirilecek fazla noktası var) kafaya takılacak ‘önemli’ bir derecelendirme sistemi değilmiş. Yine de gastronomi ve dolayısıyla bu listelerin turizme etkisi düşünüldüğünde ilk 10’a girsek fena olmazdı.

BÜTÜNLÜK GEREKİR

Müge Akgün de benimle benzer görüşte, diyor ki:

“Zengin Anadolu mutfağımız ile bana kalırsa ilk üçte olmamız gerekirdi ama maalesef bizde bir gastronomi kültürü yok! Gastronomi denildiğinde bizler sadece ‘yemek’ anlıyoruz. ‘E, kebabımız’ ya da ‘Lahmacunumuz, içli köftemiz, tarhanamız var.’ Evet, var. Kimseler de bizim kadar güzel yapamaz ama gastronomi; yemek sanatları olarak sadece pişirmenin işçiliğini değil aynı zamanda yemeğin toplumsal yönünü de kapsar. Bizde eksik olan kısım bu. Restoranı, şefi, yemeği, baharatları, içecek çeşitliliği, tarihi ve geçmiş kültürel değerleri ile bir bütünlük yaratmak gerekir. ABD, ki kendilerine ait bir mutfak kültürleri yok, neden 13. oldu sence? Bir ülkeyi iyi yapan sadece yemekleri midir yoksa mutfak kültürüne sahip çıkıp, koruyup başka ülkelerden turist getirecek kadar bu alana yatırım yapmaları mıdır?

ŞEF RESTORANLARI OLMALI

Yazının Devamını Oku