Fulya Soybaş

Dünya liderlerine ne oluyor

19 Nisan 2022
ABD Başkanı Biden ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron... Dünyanın önde gelen liderleri arasındalar ancak her ikisi de son günlerde siyasetlerinden çok gafları, tutumları, verdikleri pozlar ile gündemde. Biden’ın Kuzey Carolina’da bir üniversiteyi ziyareti sırasında ‘hava’ ile tokalaşması, Meksika sınırında imzaladığı belgeyi kime vereceğini unutarak, boş gözlerle etrafa bakması 78 yaşındaki liderin hasta olduğu iddialarını gündeme taşırken, Macron’un ise önce Ukrayna Başbakanı Zelenski’ye benzeyen sonrasında da ‘bağrı açık’ pozlar vermesi, ‘Güçlenen sağdan oy almak için ne yapacağını şaşırdı’ yorumlarına sebep oldu. Her iki lideri de mercek altına aldık.

DEMANSİYEL BİR SÜRECİN BAŞLANGICINDA

Amerikan Başkanı iddia edildiği gibi hasta mı değil mi? Washington Post gazetesi Biden’a ‘alternatif’ 10 isim başlıklı bir makale yayınladı. Alzheimera yakalandığı iddiaları da var. BEYİNDER Kurucu Başkanı, nörolog Prof. Dr. Derya Uludüz’ü aradım. Videolarını beraber izledik, şöyle diyor: “Elbette uzaktan kesin bir yorum yapmak çok zor ancak izlediğimiz bu tablo beyin ile alakalı dejeneratif (yaşlılığa bağlı) bir süreçte olduğunu gösteriyor. Bu süreçteki hastaların halüsinasyon görmesi, karşısında biri olduğunu sanması ya da istemsiz olarak hareketler yapması olasıdır. ‘Kesin alzheimer’ demek yanlış olur ancak alzheimer da demansın (unutkanlık) bir parçasıdır. Demansiyel bir sürecin başlangıcında olma ihtimali yüksek. Hatta Biden’ın hareketleri ‘frontotemporal demans’a -ilerleyici sinir hücresi kaybına bağlı bozukluk- da hayli benzemekte.”

YAŞI HİÇBİR ZAMAN SAKLANMADI

Global stratejist Hakan Akbaş, ABD’de bir başkanın görevini yerine getirip getiremediği ile alakalı kongre ve temsilciler meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin de içinde olduğu süreçlerin işletildiğine dikkat çekerek, “2024’teki seçime demokratların Biden’ı yeniden aday gösterip göstermeyeceğine bu bahsedilen fotoğraflar değil işletilen süreçler ve alınacak tıbbi raporlar ışığında karar verilecektir” diyor. Biden’ın gafları ya da garip diyebileceğimiz tutumlarına ilişkin ise şu yorumu yapıyor: “Birçok liderin uyuklarken, sendelemiş ya da düşmüş halde birçok fotoğrafı-videosu var, ki Biden zaten yaşlı bir adaydı. Yaşı hiçbir zaman saklanmadı. Kaldı ki partisi açısından da yaşının avantajını kullandı ve birleştirici olduğu için aday gösterildi. Dolayısıyla ABD seçmeni için yaşa bağlı sorunların büyük bir anlamı yok. ABD basınında, marjinal yayınlar hariç ana akım medyada bu durum haber olmadı.”

ABD’Yİ MÜESSES NİZAM YÖNETİYOR

Nişantaşı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, ABD’nin, başkan kim olursa olsun, güvenlik ve dış politikalarının temel çizgisinin pek değişmediğini belirterek, “ABD Başkanı olmanın kendi içinde özel koşulları vardır ve Biden da o koşullarla örtüşmekte. Biden yönetiminin Obama yönetiminin devamı olduğunu düşünüyorum ki kendisi zaten Obama döneminde başkan yardımcısıydı. Şöyle bir bakınca politikalarında pek bir fark yok aslında. O da İran nükleer anlaşmasını bir an önce toparlama derdinde. 90’larda ABD hegemon bir güçtü ama şimdi değil, müttefikler önemli. ABD, Ukrayna krizini iyi kullandı. NATO’yu Ukrayna üzerinden birleştirdi, bu büyük başarı ama bunu Biden kendisi mi yaptı? Hayır. Dolayısıyla ABD’yi müesses nizamı yönetiyor demek yanlış olmaz” diyor. ABD Başkanı’nın bize tuhaf gelen hareketlerinin Amerikalılar tarafından, yaşı olması sebebiyle, pek tuhaf karşılanmadığını da belirten Prof. Dr. Güney, “Yaşı var, ayağı tökezliyor, gaf yapıyor ama günün sonunda bu bir ‘ekip’ işi. Buna bakmak lazım. Şu an Rusya’yı daraltmak, Avrupa’yı bir masada toparlamak, içeride de benzin fiyatlarını düşürmek ve enflasyona çare bulmak ABD yönetimi ve seçmen için daha önemli gündem maddeleri” hatırlatması da yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Doktora dava açmak 'kolay para' mı

18 Nisan 2022
Bakanlık verilerine göre doktorlara 10 yılda 6 bine yakın ‘tıbbi hata’ yani malpraktis davası açıldı ve davalar sonucunda 172 milyon lira tazminat ödenmesine hükmedildi. En çok dava edilen branşlar ise acil, kadın hastalıkları ve doğum ile genel cerrahi oldu. Diyeceksiniz ki bir hata varsa hatayı yapan bedelini ödesin. Sonuna kadar katılıyorum ancak Türkiye’de bu durum da maalesef suiistimal ediliyor. Bazı avukatlar aile ‘avına’ çıktı, ‘İyi para’ vaadi ile aileleri dava açmaya teşvik ediyorlar, ilan verenler bile var.

AVUKATLAR DAVA İÇİN TEŞVİK EDİYOR

Bu davaların 1084’ü kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına açıldı. Hürriyet’in başarılı sağlık muhabiri Buse Özel, Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği ikinci Başkanı, Prof. Dr. Mete İtil ile görüştü. Prof. Dr. Mete İtil bu tazminat konusunun bazı avukatlar tarafından suiistimal edildiğini doğruluyor ve “Bu avukatlar, özellikle bebeği down sendromu ile dünyaya gelen aileleri bularak dava konusunda teşvik ediyorlar. 2010’dan beri ‘Mesleki Sorumluluk Sigortası’ her hekime zorunlu. Sigortalar 800 bin liraya kadar olan tazminatı karşılıyor, 800 bin lirayı aşan kısmını doktorlar kendi ödüyor. Birçok doktor yüklü tazminatlar nedeniyle evini, arabasını satmak zorunda kaldı” diyor.

RİSK HEP VAR

Prof. Dr. İtil, şöyle devam ediyor: “Down sendromu riskini anlamak için ultrasonda ense kalınlığı ölçülür. Eğer riskli görülürse 2’li, 3’lü ya da 4’lü test yaptırılır. Ancak DNA testleri yapılsa dahi bunlar kesin olarak sonuç vermez. Bir tek anne karnından amniyosentez yapılması down sendromu riski konusunda kesin sonuç verir. Bunlar da her hamilelikte uygulanabilir yöntemler değildir. Dolayısıyla bebek tüm testlerde sağlıklı görünse dahi down sendromu ile doğma riski vardır. Hekimler üstlerine düşen her şeyi yapsa dahi, testlerin binde 1 bile olsa yanlış çıkabileceği konusunda yazılı bilgi verip imza almadığı için davalarda suçlu bulunabiliyorlar.”

ADETA KAZANÇ KAPISI

ÖZELLİKLE sosyal medyada ‘Doktorunuzun hekim sigortasından tazminat hakkınız var. Zaman aşımı 10 yıl’ yazılı hukuk bürosu ilan ve tanıtımlarına kolayca ulaşmak mümkün. O ilanlardan birini aradım. Avukat olduğunu söyleyen Ebru isimli kişi, daha önce benzer davaları, ‘kolaylıkla’ kazandıklarını ve dava sonucunda aileye ‘yüklü’ bir miktar kaldığını belirtiyor. Tüm masrafları dava sonuçlanana kadar üstleneceklerini ve davayı da Türkiye’nin kabul ettiği Avrupa Biyotıp Sözleşmesi’ndeki ‘yapılan tıbbi işlemlerde alınan onamlar yazılı olmalıdır’ maddesini gerekçe göstererek açacaklarını, hekimlerin anne adaylarına yaptığı sözlü bilgilendirmelerin, ‘yazılı olarak kayıt altına alınmadığını’ söylüyor. Yani anladığım hukuk büroları hekimleri ortada net bir yanlış olduğu için değil, ‘İleri tanı tetkikleri konusunda aileyi aydınlattıklarını ispat edemedikleri’ gerekçesiyle suçluyor ki işte bu fırsatçılıktır!

Yazının Devamını Oku

Hamile kadın göbeğini gererek gezemez mi

17 Nisan 2022
Amerikalı rap şarkıcısı Asap Rocky ile ilk çocuğunu kucağına almaya hazırlanan dünyanın en ünlü ve en zengin kadın müzisyeni Rihanna, Amerikan Vogue dergisi için, efsane fotoğrafçı Annie Leibovitz’e birbirinden güzel pozlar verdi. Hamile bir kadın için ‘edepli’ olmadığı düşünülen, göbeğini yani bebeğini açıkta bırakan stili hakkındaki eleştirilere ise “Vücudum şu an harika şeyler yapıyor. Bundan utanacak değilim. Bu süreç kutlanmalı. Neden hamileliğini saklayasın ki?” yanıtını verdi. Rihanna’nın tarzı kadar olmasa da bizde de hamilelik döneminde göbeğini göstermekten çekinmiyor artık ünlü kadınlar... Hem Rihanna’nın stilini hem de hamile kadınların beden manifestosunu masaya yatırdık.

EZBER BOZAN BİR STİL

Sadece Türkiye’den değil, dünyanın farklı yerlerinden birçok insan hamilelerin göbeklerini açık bırakacak şekilde poz vermesini ‘ayıp’ buluyor. İngiltere’de yaşayan stil danışmanı Gabrielle Sibel Duran bunun kadın bedenine bakış açısı ile alakalı bir durum olduğunu söylüyor.


Gabrielle Sibel Duran

Instagram’ın meme ucu gözüktüğü için Rihanna’nın sayfasını komple kapattığını da hatırlatan Duran, “Söz konusu erkek bedeni olduğunda bunu bir festivale dönüştürüp kutluyoruz. Sünnet düğünleri mesela... Fakat söz konusu kadın bedeni olunca bir anda konu aile yapısı, örf ve adetlere kadar geliyor. Erkek bir model ya da oyuncu vücut kaslarını gösterdiğinde, ‘Helal olsun nasıl da kol, karın yapmış’ gibi iltifatlar alırken mesela Gülşen örneğinde de olduğu gibi, ‘Sen annesin!’, ‘Sahne adabı var’ gibi öfkeler, kınamalar, telaşlar... Kadın bedeni ve kadına dair her şeyden korkuluyor. Avrupa’da belki bir derece ama Amerika’da da benzer bir muhafazakârlık yükselişte. Cinsiyetçilik geniş bir skaladan oluşuyor, coğrafi ve kültürel durumlara göre sıfırdan ona kadar da değişiyor. Kadının dekoltesinin ya da hamilelikte giydiği kıyafetin memleket meselesine dönüşmesinin bir sebebi de çevre baskısı. O nedenle Rihanna ezber bozan stili ile kalıpları kırıyor, çevre baskısını yıkıyor” diyor.

ANNELİK AĞIR BİR STATÜ

Yazının Devamını Oku

Erkek kadının soyadını alamaz mı

15 Nisan 2022
Şu sıralar magazin alemi dünyanın en ünlü çifti Beckham’ların büyük oğulları Brooklyn’in, milyarder işinsanının kızı, oyuncu Nicole Anne Peltz ile düğününü daha doğrusu Brooklyn’in ‘sevgi göstergesi’ olarak eşinin soyadını alma kararını konuşuyor. Z kuşağı belki hatırlamaz ama şimdilerde yeniden siyaset sahnesinde gördüğümüz, Türkiye’nin ilk kadın Başbakanı Tansu Çiller sayesinde 90’larda bu konuyu bitirdik biz ama madem konu yeniden açıldı, erkeğin kadının soyadını alması meselesinde neredeyiz? Gelin bakalım.

BECKHAM’LARDAN KARŞI ATAK

1990’lı yıllara damgasını vuran Spice Girls müzik grubunun ‘Posh’ lakaplı üyesi anne Victoria ve İngiliz eski futbolcu David Beckham, oğullarının gelinin soyadını almasına fena halde bozulmuşa benziyor. Victoria-David Beckham bu durumdan duydukları rahatsızlığı sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla açıkça dile getirdi. Her ikisi de fotoğrafların altına Mr&Mrs. Beckham notunu düştü.

ŞAHANE HAREKET

ŞARKICI Edis, oğul Beckham’a sosyal medyadan destek çıktı, “Brooklyn Peltz Beckham’ı kutluyorum, şahane bir hareket olmuş. Çok asil ve doğru bir bakış açısı ve belki de olması gereken bir zaman sonra” yazdı.

ÜNLÜ İSİMLERİN SOYADI TERCİHİ NE

Hürriyet Kelebek yazarı Sinem Vural

Yazının Devamını Oku

Bir pazarlama aracı kuantum: İsimler farklı yöntem aynı

14 Nisan 2022
Sosyal medyayı sallayan, yüzünü saklamak için peçe takan, ayetler ile ‘kuantum’ ve ‘bilinçaltı’ seminerleri ile milyonlarca lira kazanan ve hayli lüks arabası ile gündem olan Eylem Amine Altunbilek’i hatırlayacaksınız. Tıp ya da psikoloji eğitimi olmayan Altunbilek Yeni Şafak’a konuştu, ‘Sosyal medyadaki şaşaanın amacı, ‘keşfet’e’ düşüp daha çok insana ulaşmak...’ dedi. Bu bahane karşısında diyecek söz bulamasam da Altunbilek’in tek olmadığını biliyorum. Geçen yıl ‘tılsımlı’ olduğu iddia edilen kitap çıkaran bir başka kuantumcu, Tuğçe Işınsu gündemdi. Ondan önce de bir başkası. İsimler değişiyor, yöntem değişmiyor. Nedir bu kuantum? Sordum.

FİZİK TERİMLERİNİ KULLANIYORLAR

Kuantum aslında psikoloji değil fiziğin ana dalı. Nükleer Teknolojiler Bilgi Platformu Koordinatörü, fizik yüksek mühendisi Adil Buyan’ı aradım, konuyu anlattım ve ‘Kuantum nedir?’ diye sordum. Kuantuma girmeden önce hayli ilginç bir örnek verdi Buyan: “Bugün piyasada en yeni model elektronik aletler hangi isimle satılıyor? Plazma TV, plazma süpürge. Peki, plazma nedir? Maddenin 4. halidir. Katı, sıvı, gaz ve bu üç özelliği de üstünde taşıyan plazma. Piyasada plazma diye satılan aletler ‘plazma’ mıdır peki? Hayır, değildir. Demem o ki bizim fizik jargonu fazlaca süslü ve karışık olduğundan sanırım pazarlamacıların eline düşmüştür. Bu kuantum işi de aynen böyledir.”




KUANTUM ÇARPITMA UZMANLARI

Yazının Devamını Oku

2 yıl sonunda pandemi bitiyor mu

12 Nisan 2022
COVID-19 salgınında açıklanan son vaka sayılarının ardından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan esprili bir paylaşım geldi. Bakan Koca, azalan vaka sayılarına işaret ederek, “Fahrettin Koca’yı tanımadığımız günlere dönüyoruz. Bugünkü vaka sayısı: 5.609” dedi. Sayın Koca, bir memnuniyetsizlik gibi algılamayın lütfen ama o kadar haklısınız ki! Gerçekten de sizi bu nedenle tanımak hiç istemezdik! Ben de size Aşk-ı Memnu’daki Bihter karakterinin dillere pelesenk olan repliği ile katılıyorum: “Hiç yaşamamış olmayı dilerdim bu (2) seneyi. Unutana kadar acıyla, nefretle hatırlayacağım.” Konumuza dönecek olursak vaka sayılarının düşmesi neye işaret ediyor? 2 yıl sonunda hasret ile beklenen ‘o’ yaz bu yaz mı? Yolun sonuna mı geldik? Uzmanlarla konuştum.

ARTIK DAHA DÜŞÜK BİR TEHDİT

Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, ‘Salgın henüz bitmiş sayılmaz’ diyor. Tam, yılgın bir ses tonu ile ‘Aman, yapmayın!’ diyecektim ki ‘Merak etme, tünelin sonundayız’ diyerek, yüreğime su serpti. Dünyada günde yaklaşık 1 milyon vaka, 5-6 bin civarında da ölüm kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Özlü şöyle devam ediyor: “Salgında 2020 ve 2021 ile kıyaslanamayacak bir noktayız. Dünyada ama özelikle Avrupa’da hayat neredeyse normale döndü. Bizde de durum benzer. Genel itibarı ile salgının daha düşük bir tehdit haline geldiğini söylemek mümkün. Bu da COVID-19 virüsünün diğer solunum yolları virüsleri; grip, soğuk algınlığı, nezle gibi, sıradanlaştığını gösteriyor. Başından beri bu virüsün epidemik bir virüse dönüşmesini bekliyorduk ki bu beklenti 2 yıl sonunda gerçekleşmiş görünüyor. Virüs bundan sonra belki hep hayatımızda olacak ama bizler normal hayatımıza devam edeceğiz.

VAKA SAYILARI ÖNEMSİZ

Ne oldu da 2 yıl boyunca ortalığı kasıp kavuran bu virüs birden daha düşük bir tehdit haline geldi? Prof. Dr. Özlü diyor ki: “Bunda aşılamanın etkisi büyük. Elbette geçirilen enfeksiyonlar da toplumsal bağışıklığın oluşmasında etkili oldu. Ayrıca virüs geçirdiği mutasyonlar ile ağır hastalık yapma etkisini yitirdi. Pandemiden önce yapıp bugün yapamadığımız pek de bir şey kalmadı. Büyük oranda normalleştik. Bu noktada vaka sayıları da önemini yitirdi. Bunun üzerinden konuşmak anlamlı değil çünkü artık hastalık daha hafif atlatıldığı için test yaptıranların sayısı hayli düşük. Onun yerine hastane yatış ve yoğun bakım dolulukları daha önemli veriler ki o noktada da salgının eskiye göre oransal olarak hafiflediğini söyleyebilirim. Dileğimiz, ölüm sayısının da bir an önce sıfırlanması.”

RİSK GRUPLARI

“Risk azalmış görünüyor dedim ama virüsün tehdit ettiği riskli gruplar da var tabii.

Yazının Devamını Oku

Cem Garipoğlu yaşıyor mu - Mezarı açılabilir mi

11 Nisan 2022
Z kuşağı hatırlamayabilir; bundan 13 yıl önce 17 yaşındaki lise öğrencisi Münevver Karabulut, Cem Garipoğlu tarafından başı kesilerek, hunharca katledilmişti. 24 yıl hapis cezasına çarptırılan cani 2014’te cezaevinde intihar etti. İntiharından hemen önce cezaevinden çıktıktan sonra, Çin’e gidip yeni bir hayat kurma hayalini anlattığı röportaj, ailesinin çok zengin olması ve delilleri karattıkları iddiaları, dahası olay günü Garipoğlu’nun evinde 700 bin dolar bulup tutanağa geçirmedikleri iddiasıyla 6 polise dava açılması Garipoğlu’nun ölmediği, hapishaneden kaçırıldığı iddialarını gündeme getirmişti. O iddia 8 sene sonra bir kez daha gündemde.

8 YILDIR KÂBUSUN İÇİNDEYİM

İDDİALARI yeniden gündeme taşıyan Münevver’in kalbi acılarla dolu babası Süreyya Karabulut oldu. SABAH’tan Gül Kireklo’ya konuşan baba, “8 yıldır kâbusun içindeyim. O celladın cesedini görseydim belki ikna olurdum. Ama cesedini göstermediler. İntihar ettiğine inanmıyorum çünkü böyle bir celladın kendi canına kıyabileceğine inanmıyorum. Bayramdan sonra mezarın açılmasını talep edeceğim. Yoksa bu kâbus bitmeyecek” dedi.

AİLE İSTERSE HUKUKİ YOLLARA BAŞVURACAĞIZ

Karabulut ailesinin avukatı, Dr. Rezan Epözdemir’i aradım. Müvekkili, baba Süreyya Karabulut’un kafasında ciddi soru işaretleri olduğunu ve bayramdan sonra katilin mezarın açılmasını isteyeceğini o da gazeteden okumuş. Akabinde de iletişime geçmiş. Devamını kendisi anlatsın: “Kendisi telefonda biraz duygulandı ve bayramdan sonra konuyla ilgili bana döneceğini söyledi. Şayet müvekkillerden bu yönde bir talep gelirse Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 87. madde 4. fıkrası uyarınca, mezarın açılarak fethi kabir işlemi yapılması, doku ve DNA örneği alınarak, yeniden inceleme yapılması yönündeki talebimizi hemen Başsavcılığa sunacağız. Burada önemli olan müvekkillerin talebidir, avukat olarak görevimiz ise hak arama özgürlüğü kapsamında gerekli hukuki yollara başvurmaktır. Bayram sonrası, aileden bu yönde bir talep gelmesi durumunda, maddi gerçeğin ortaya çıkması, adaletin tecellisi için tarafımızca gerekli tüm hukuki yollara başvurulacaktır.”

ACIYI TETİKLEYEN O FOTOĞRAF

9 ay önce, vahşi cinayetin işlendiği evdeki kanepe üstünde, Garipoğlu ailesinin gülerek poz vermesi, o fotoğrafın sosyal medyada yayılması üzerine müvekkili Nagihan Karabulut’un kendisi ile iletişime geçtiğini belirten avukat, Dr. Epözdemir anne Karabulut’un mezarın açılması düşüncesini ilk kez o gün dillendirdiğini söylüyor ve “Benden hukuki süreç ile ilgili bilgi aldı. Sonuçları ve olası etkileri ile ilgili kendisine etraflıca bilgi verdim ama sonrasında, kendisi bu talep nedeniyle kamuoyunda yanlış bir algı uyanması ve insanların yıllar sonra bu konu üzerinden gündeme geliyormuş gibi düşünmesini istemediğini söyledi. Durumun kendisi ve ailesini üzebileceği ve yeniden böyle bir süreç yaşamak istemediğini de belirterek, mezarın açılmasını istemediğini söyledi” diyor.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyayı sallayan kuantum uzmanı

10 Nisan 2022
Kendini ‘bilinçaltı ve kuantum uzmanı’ olarak tanıtan, lüks restoranlarda seminerler veren, piyasa değeri bir buçuk milyon liralık son model bir lüks araba ile arzıendam eden Eylem Amine Altunkaynak’ın videoları sosyal medyayı salladı. Bu sözde uzmanın psikoloji ya da psikiyatri alanında hiçbir eğitimi olmamasına rağmen tek bir semineri 57 bin lira. Akademisinde 8 bin 250 liraya kuantum eğitimi veriyor, miraç hakikati ile 7 bin 250 liraya bilinçaltı temizliyor. Uzman hocalar ‘Daha ne üçkâğıtçılıklar göreceğiz acaba?’ diyerek, ‘kuantum’ ve ‘bilinçaltı temizleme’ diye bir şeyin olmadığını söylüyor. Bir not da benden. Rengârenk kıyafetlerini peçe ile süsleyen sözde uzman, gerçek hayatta peçeli değil. Lüks yaşantısını göstermekten de aşırı zevk aldığını söylüyor.

GERÇEKTE PEÇELİ DEĞİLİM

EYLEM Amine Altunkaynak, ‘Gelişim devam ediyor’ sitesinde yaptığı işi şöyle tanıtıyor: ‘Spiritüel konuları Kuran-ı Kerim ışığında sünnetullaha uygun anlatımla ele alıyoruz.’ Verdiği bazı eğitimler ise: “Besmelenin sırrını çözmek ve his yüklemesi”, “Seçilmiş özel surelerin his yüklemesi”, “Çakraların biyoenerjisiyle, esmalar ile, Fatiha suresiyle açılım.” Lüks aracı ile gittiği lüks restoranlarda ise ‘Miraç hakikatiyle bilinçaltı temizliği’, ‘Kuantum eğitimi’ gibi ‘kendi geliştirdiği’ eğitimler veriyor. Akademisinde en ucuz ders bin 300 liradan başlıyor, bilinçaltı temizliği, kuantum eğitimleri ise 57 bin liraya kadar çıkıyor. Kuantum fiziğinin ‘babası’ Albert Einstein ile bilinçaltı teorisyeni Freud bile işin ekmeğini böyle yememiştir. Altunkaynak, hakkındaki tepkilere 33 dakikalık YouTube videosu ile cevap verdi, “Meyve veren ağaç taşlanır” diyor.

‘NO PROBLEM’

Altunkaynak, sadece kadınlara eğitim verdiği için kendisine takva atfedildiğini belirterek diyor ki: “Kendimi takvalı görmüyorum ama iman sahibiyim. Tesettürüme dikkat ediyorum ama modern giyimliyim. Güzel giyinirim, güzel giyinmeyi de severim. Bu konuda, ‘No problem’. Bir cemaati temsil etmiyorum, bir medrese uzantısı değilim. Hoca değilim, eğitmenim. Bana hoca denmesini de sevmiyorum. Peçeyi mahremiyetimi korumak için takıyorum. (Yüzünün medyada görünmesini istemiyor.) Normal hayatta peçeli değilim.

LÜKS YAŞANTIMI GÖSTERMEYİ SEVİYORUM

“LÜKS yaşantımı göstermeyi çok seviyorum. Bayılıyorum bunu göstermeye. Niye mi? Çünkü sırtımı ne babama ne kocama dayadım. Hepsi benim alınterim. Bu nedenle de göstermeyi çok seviyorum. Aslında vermek istediğim mesaj şu: “Yatmayı, ağlamayı bırakırsan sen de başarabilirsin.” O yüzden de ‘Mercedes’imi gösteriyorum, çok da keyif alıyorum. Rabb’im nasip etti de yiyorum. Şükrü Allah’a, yapıyorum ki o da bana yağdırıyor.” Altunkaynak derslerinin ücretleri ve eğitimi konularında ise konuşmuyor, sadece “3 çocukla başardım, kimse bana el uzatmadı, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor, karşılıksız kelam vermiyordu benim zamanımda ama ben isteyene el uzatıyorum” diyor.

RESMEN ÜÇKÂĞITÇILIK

Yazının Devamını Oku