GeriUmut Fırat Eroğlu VR bizi seyahate çıkar!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

VR bizi seyahate çıkar!

Kısıtlamalar, sanal gerçeklik (VR) teknolojisini keşfedenlere vız geliyor! Bu teknoloji bulunduğumuz yerden tamamen başka bir gerçekliğe geçişi sağlıyor. Bu dönemde özellikle ailenin en büyüklerinin ve en küçüklerinin çok işine yarar...

VR bizi seyahate çıkar
Evde kal 2.0 dönemi geçen salı resmen başladı. Geçen yılın başındaki ilk yüklemeye nazaran daha ılımlı bir atmosferdeyiz...

Yine de dikkat etmezsek iki hafta sonra yeni bir sistem güncellemesi geleceğini biliyoruz.

O yüzden evde kalma pratiğimizi sistemin gereksinimlerine göre geliştirmemizde fayda var. Kastettiğim sağlık sistemi, zira bütün çabalar sisteme aşırı yüklenmeyi engellemeyi amaçlıyor... En nihayetinde bir gün herkesin koronavirüsü kendi DNA portfolyosuna katacağını -ister aşıyla, ister doğrudan- biliyoruz. Şimdi madem yeni bir güncelleme geldi, öyleyse evde kalma deneyimimizi nasıl ‘yükseltebiliriz’ bakalım...

Sanal gerçeklik (Virtual Reality-VR) teknolojisi, tamamen başka bir gerçekliğe geçişimizi sağlıyor. Pandemiyle gelen seyahat kısıtlamaları VR için eşsiz bir fırsat yarattı. Sanal seyahat uygulamaları çok yatırım almaya başladı.

VR setleri üreten öncü marka Oculus’un Facebook himayesine girmesiyle teknolojisi hızla gelişti. Öne çıkan diğer üreticiler Sony ve Vevo ise sektörü büyütmeye devam ediyor.

Teknolojiye meraklı değilseniz, VR’ı bir ihtiyaç gibi görmeyebilirsiniz. Ancak hayat kalitesini yükseltebilecek iki kesim var. 18 yaş altı ve 65 yaş üstü bireyler kısıtlamalar başladığında ilk eve kapatılanlar oluyor maalesef. Oysa bir kesimin sağlıklı bir psikolojiyle büyüyebilmesi, diğerinin uzun ömür sürebilmesi için daha fazla dışarıda bulunmaları gerekiyor. Açık hava kadar olmasa da VR deneyimleri, beyni gerçekçi simülasyonlarla etkileyebiliyor. İnsanın iyi hissetmesini sağlayan serotonin ve dopamin hormonları aktive oluyor...

Teknolojinin gelişmesiyle kaliteli VR setleri son derece gerçekçi deneyimler sunabilir hale geldi. The Guardian’a konuşan bir kullanıcı, YouTube VR ile gökyüzünden dünyanın kürvatörünü (eğriliğini) izlediği yolculuğunu
“Başlığı çıkarınca bir süre kendime gelemedim. Hemen tüketebileceğiniz bir deneyim değil, mola vermeniz gerek” diye anlatıyor.

Sanal gerçeklik, seyahatin ötesinde spor, eğitim ve kültür alanında seçenekler de sunuyor. İmkânlarınız el veriyorsa ailenizin küçüklerini ve büyüklerini düşünerek bir VR seti edinebilir, önce kendiniz tadını çıkarıp sonra da onlara gerçekten anlamlı, hayatı zenginleştiren bir armağan verebilirsiniz.

SANAL YOLCULUKLARLA DÜNYAYI KEŞFEDİN

Sanal seyahatlere katılabilmek için bilgisayarınıza seyahat programlarının olduğu yazılım ve uygulamaları yüklemeniz yeterli. Dünyanın dört bir yanına rehberli turlarla ziyaret edebilirsiniz. İşte birkaç örnek:

TROPİK ADALARDAN TARİHİ YERLERE

Alcove

Alcove, özellikle aileleri hedefleyen; seyahat ve oyun, eğlence, eğitim ve sağlıklı yaşam seçenekleri sunan bir VR platformu. Tropik adaları, ünlü zirveleri ve tarihi yerleri rehberler eşliğinde gezebiliyor, sıcak hava balonuyla gökyüzü ve denizaltı dalış deneyimleri yaşayabiliyorsunuz.

BELGESELİN İÇİNE GİRMEK GİBİ

National Geographic

Ünlü belgesel kanalının VR uygulamasıyla Antarktika’yı bir kâşifin gözünden izleyebilir, buzul maviliklerde kano turlarına katılabilir, buzdağlarına bile tırmanabilirsiniz. Başka bir deneyimde Machu Pichu’nun tarihini geçmiş zaman öğeleriyle keşfedebilirsiniz.

IŞIK HIZIYLA DÜNYANIN HER YERİNE

Wander

Dünyanın her yerine ışık hızından süratli ulaşabileceğiniz Wander uygulaması, Google Street View altyapısını kullanıyor. Gitmek istediğiniz şehri, hatta adresi yazabilir veya ‘rastgele’ tuşuyla dünyanın herhangi bir yerine ışınlanabilirsiniz. Arkadaşlarla seyahat deneyimi de sunuyor.

ETKİLEYİCİ TUR DENEYİMLERİ

When We Stayed Home

Türkçesi ‘Evde kaldığımızda’ anlamına gelen WWSH, dünyanın gözde şehirlerinden Paris, Venedik, Tokyo ve Kudüs’te sanal seyahat için özel planlanmış, görselliğiyle etkileyici tur deneyimleri sunuyor.  

ANTİK ŞEHRİ REHBERLE DOLAŞIN

Özel Turlar

Travel Mag dergisinin önerdiği, ilgi çekici bazı turlar şöyle: Kenya, Borneo, Raja Ampat gibi lokasyonlarda vahşi doğanın keşfedildiği Ecosphere VR; antik şehrin rehberlerle dolaşıldığı Rome Reborn: The Pantheon; arkeoloji alanında uzman Lithodomos yapımı Olympia in VR.

PİLOTLUK BECERİNİZİ GELİŞTİRİN

Microsoft Flight Simulator

Ünlü uçuş simülasyonu artık VR destekli. Dünyayı gökyüzünden keşfederken pilotluk becerilerinizi geliştirmek isterseniz MS Flight Simulator eşsiz bir deneyim olabilir. Bu arada, tam bir deneyim için kokpit kontrol ünitesi de ayrıca satılıyor.

VR SETLERİ

Kumandalı model

Rift modeli piyasadaki popüler başlıklardan. İnternet mağazalarında fiyatı 4.600 ile 5.900 lira arasında seyrediyor. Oculus’un en gelişmiş modeli Quest 2, ABD’de 300 dolardan başlıyor, Türkiye’ye yurtdışından getirtilebiliyor, Hepsiburada fiyatı 64GB 6.005 lira, 256GB 6.780 lira. Kumandalar da fiyata dahil.
VR bizi seyahate çıkar
Başa rahat oturuyor

PS üniteleriyle kullanılan Sony VR setleri performans konusunda en iyilerden. Başa rahat oturuyor ve oyun sırasında etkileyici bir deneyim sunuyor. 5.700 lira.
VR bizi seyahate çıkar
Telefonla birlikte...

Cep telefonunuzu kullanarak VR deneyimi yaşayabileceğiniz Samsung VR başlıkları Oculus tarafından üretiliyor. Fiyatları 500-900 lira aralığında.
VR bizi seyahate çıkar
Ergonomik

WebTekno’nun değerlendirip önerdiği VR Shinecon, fiyat-performans dengesiyle ve ergonomik rahatlığıyla öne çıkıyor. Akıllı telefonunuzu içine takarak sanal deneyim yaşayabilirsiniz. 250 lira.
VR bizi seyahate çıkar

X

Sosyal medya interneti ele geçirdi!

Önemli bir global araştırma, internetin yavaş yavaş sosyal medya tarafından domine edildiğini gösteriyor. Günümüzde sosyal medya profilleri, bir markanın normalde internet sitesiyle karşıladığı ihtiyaçlarını fazlasıyla gideriyor.


İnternet trendlerinin nabzını tutan büyük araştırmalardan ‘Digital 2021 Global Statshot Report’ her yıl dört çeyrek boyunca yayımlanıyor. Bu yılın ilk çeyreğinde ilginç bilgiler ortaya çıktı. ‘Pandemili dünya’nın dijital âlemde vardığı son nokta, internetin yavaş yavaş sosyal medya tarafından ele geçirildiğini gösteriyor. Geçen 12 ayda yarım milyardan fazla insan sosyal medyaya dahil oldu. Günümüzde sosyal medya profilleri, bir firma veya markanın normalde internet siteleriyle karşıladığı ihtiyaçlarını fazlasıyla gideriyor. Ürünün karakterinde otomobiller veya takılar gibi göz alıcı veya etkileyici olmak yoksa, sadece Instagram işinizi kurmanız, WhatsApp da yürütmeniz için yeterli. Bir de ara sıra Facebook’a işe yaramayan reklamlar verirseniz âdet yerini bulur.

Dünyanın en popüler sosyal medya platformu halen WhatsApp.
KADIN-ERKEK FARKI

Sosyal medyanın internete nasıl nüfuz ettiğini anlamak için ‘Global Statshot’ olarak adlandırılan internet kullanım oranlarına göz atalım:

Dünyanın yüzde 60’ı çevrimiçi. Geçen yıla göre çevrimiçi kullanıcı sayısı 332 milyon artıp 4.7 milyara ulaşmış. Günde ortalama 6 saat

Yazının Devamını Oku

Yapay zekâyla romantizm

10 yıl içinde çiftlerin yarısı çevrimiçi tanışacak. Yapay zekâ birbirine uygun çiftleri buluşturacak mı? ‘Android’ler ideal sevgili olmayı öğrenecek mi? Bu yeni romantizm bir ilişkiden beklentileri anlayıp çözmeye yeter mi? Kırılan kalpleri tamir eder mi, ne dersiniz?

İki flörtöz yapay zekâ buluşursa ne olur? Yanıtı merak edenler, bir çift ‘chatbot’u romantik bir sohbet için programlayıp “Acaba birbirlerini etkileyebilecekler mi” diye gözlemlemeye koyuluyor. Yapay zekâları romantik ortamda buluşturan, tanınmış bir tekila markasının yakında yayına girecek dijital kampanyası...

Pandemide çevrimiçi tanışan çift adaylarının başta fazlaca ‘robotik ve formülize’ diyaloglara maruz kalmaları, kampanyanın içgörüsü. Reklam ajansı eş bulma uygulamalarından toplanan yüzlerce klişe açılış cümlesini iki sohbet botuna (robot) yüklemiş. Reklam filminde barda buluşan robot ikilinin arasında pek bir kimya olmadığı izleniyor; kuru sohbetler, taca giden espiriler...

Erkek robot, muhabbete “Bekârım ve ilişkiye açığım” klişesiyle başlıyor, “Her tür müziği severim; rap, hiphop, rock” diye devam ediyor. Dişi robot “Salsa sever misin” dediğinde “İyi bir dansçı değilim” diyor. Dişi olan “Yemeği kastetmiştim” karşılığını verince “Salsa yemek eğlencelidir, salsa dansı değildir” esprisiyle kurtarmaya çalışıyor. Dişi robot gözlerini deviriyor. Nihayetinde “Robot gibi flört etmek istemiyorsanız onlardan olmayın” mesajı veriliyor.

Malum, kontrollü bir kurgu... Ama ilginç olan botların konuştuğu cümlelerin gerçek diyaloglardan alınmış olması. Yani insanların sözde sıcak bir ilişkiye başlamak için sarf ettiği cümleler robotlara daha çok yakışıyor! Eş bulma uygulamalarındaki robotik diyalogların ardında ilginç bir sebep seziyorum. Bilgisayar algoritmalarında her şey bir sorguyla başlar ve yanıtlar 0 veya 1 şeklindedir. Olumlu ya da olumsuz...

EN DOĞRU EŞİ BULMA VAADİ

Şayet iki insan buluştuğunda derin bir ilişki arayışındalarsa bu, bilgisayar için sofistike bir sistem haline gelir. Kodun tanımlayamayacağı hisler, kokular, sezgiler ve duygular devreye girer. Akıl ve zihinden çok, derin bilince ait olan bu kavramlar, bilgisayara çözümlemesi olanaksız görünür. Gelgelelim insani ihtiyaçlar tensel ve onaylanma düzeyine indiğinde bilgisayar için işler kolaylaşıyor. Çünkü yalnızca tensel beklentiyle varılacak sonuç çok net: 1 veya 0. Yani olur ya da olmaz... İşte şimdi, pandemi dönemindeki ilk buluşmaların neden robotik başladığına dair bir tahminde bulunabiliriz. Hedef çok net olduğunda, iki insan arasında bile sonuca kestirmeden varacak bir algoritma yeterli bulunabilir.

Yani yapay zekânın aşk ve derinlik ihtiyacını giderme olanağı pek yok. Ancak insanın ‘öncelikli’ arzularını karşılayabileceğini anlıyoruz.

Elbette bunu ben keşfetmedim... Yapay zekâ sektörünün insan ilişkileriyle ilgili kanadı uzun zamandır araştırmalara büyük yatırımlar yapıyor. Çevrimiçi eş bulma sektörünün global değeri 3 milyar doların üzerinde. 2031’de çiftlerin yüzde 51’inin çevrimiçi ortamda tanışacağı öngörülüyor. Bunu mümkün kılabilmek adına eş bulma uygulamaları giderek daha fazla yapay zekâ modelleri kullanmaya başladı. Kimi uygulamalar yapay zekâ desteğiyle 70’ten fazla kriteri değerlendirerek en doğru insanı bulmayı vaat ediyor. Üyelerin dürüstlüğünü ölçmek, ilk görüşme ve randevu sırasında destek olmak, geri bildirim vermek için yapay zekâ kullananlar da var. Benzeri pek çok yöntem, iki insan arasındaki ilişki başlangıcını kolaylaştırmaya, güvenilir hale getirmeye hizmet ediyor.

Yazının Devamını Oku

Yaşadığımız dönüşüm bir sosyal mutasyon sayılırsa...

İnternet ve cep telefonsuz dünyayı hiç tanımamış kuşak bizi sanki masal anlatıyoruz ya da tarih dersi veriyoruz gibi dinliyor. Çoğu ‘disket’in ne olduğunu bile bilmiyor. Bu nesil de elbette teknoloji devrimleri yaşayacak ancak onların yakından şahit olacağı devrim, cep telefonu gibi icatlarla değil, değişen yaşam alışkanlıklarıyla gerçekleşecek.

Genç, 20’li yaşlarında bir yakınımla havadan sudan muhabbet ederken koca bir dünya gerçeğinin yüzüme çarpacağını hiç beklemiyordum... Söz dönüp dolaşıp ‘disket’ kelimesine gelmişti. Z kuşağının genç üyesi, “Disket neydi ya” diye sorunca sarsıldım. 20 yıl evvel bilgisayar bölümünde okurken sınavda kâğıt yerine ‘disket’ teslim eden ilk nesillerden biriydik. Kendimizi modern çağın öncüleri olarak görüyorduk! Bir gün karşıma disketin ne olduğunu bile hatırlamayan birilerinin çıkacağını hiç düşünemezdim. Yetmezmiş gibi, aynı günlerde karşıma bir internet mimi çıktı. Floppy disket’i okul arşivinde ilk kez gören küçük çocuk “Aa! Kaydet düğmesini üç boyutlu mu bastınız” diye soruyordu.

Şükür, henüz dinozor olmadık ancak çağın ilelebet değiştiği açık. Bugün internet ve cep telefonsuz dünyayı hiç tanımamış nesiller yetişiyor. Dünya onların dünyası oldu bile! Günün birinde internetsiz ve mobilsiz dünyada yaşamış son neslin mensubu olacağımı biliyorum. Geleceğin çocukları, öğrencileri, o günleri bizlerden masal veya tarih dersi gibi dinleyecekler belki de…

Sadece 20 dakika konuşma

İşte o günleri hatırlamak için bu hafta sonu oldukça anlamlı. Kaderin cilvesi olarak, dün yani 3 Nisan, teknoloji tarihinden iki büyük kilometre taşını takvimlere kaydediyor. Birincisi, dünyada cep telefonuyla yapılan ilk görüşme… 3 Nisan 1973’te, Motorola mühendisi Martin Cooper, kamyon takozundan hallice bir mobil telefonla ilk aramayı yapmıştı. Cep telefonunun mucidi ve patent sahibi Cooper, 1.1 kilogram ağırlığındaki prototip cihazla New York’taki ofisinden New Jersey’deki Bell Laboratuvarı’nı aramıştı. Sadece 20 dakika konuşulabilen telefonun bir sonraki görüşmeye kadar tam 10 saat şarj olması gerekiyordu. Martin Cooper, bireysel telefon numarası fikrini ortaya atan kişi olarak tarihe geçti. Kendisinin bugün 600 milyon dolar net serveti var.    

Bilgisayar dünyasının öncü markası IBM’in ilk dizüstü bilgisayarıysa 13 yıl sonra aynı gün sektöre tanıtılacaktı. PC Convertible adlı, 1986 tarihli IBM modeli kendi başına pille çalışan, katlanır ekranıyla türünün ilk örneklerindendi. Teknik limitasyonları nedeniyle uzun süreli başarı getiremedi ama tarihe geçmeyi başardı. Satış fiyatı 1.995 dolar olan bilgisayar, 256 KB’lık RAM’e sahipti. 6 kilo ağırlığındaki modelin önbelleği, şimdiki dizüstülerden 32 bin kat daha düşük kapasitedeydi.

Yüzde 100 ofis ihtimali sıfır!    

Günümüzde cep telefonları, tabletler, akıllı saatler, giyilebilir cihazlar ve ‘şeylerin interneti’yle her an her yandan ağlara ve internete bağlı bir dünyada yaşıyoruz. İnsanın teknolojik uzuvlarına dönüşen cihazlar, fütüristlere göre modern insanı çoktan cyborg’lara (yarı robot) dönüştürdü bile. Navigasyonsuz yolunu bulamayan, akıllı telefonsuz sosyalleşemeyen, hatta bilgisayarsız geçimini sağlayamayan herkes, teknik olarak cyborg sayılabilir. Geri dönüşü olmayan dijital bir dünyada yaşıyoruz. Arttırılmış ve genişletilmiş gerçeklik teknolojileri hemen köşe başında, yeni yaşam standartlarımızı belirlemek için bekliyor. Bir sonraki teknoloji devrimini cep telefonu gibi icatlar değil, değişen yaşam alışkanlıkları gerçekleştirecek. En güçlü örneği pandemi...

Yazının Devamını Oku

‘Tanrılardan çaldığımız bu ateşle ne yapacağız?’

Tartışmalı CRISPR teknolojisi kes-kopyala-yapıştır yöntemiyle her tür genin modifiye edilmesine imkân sağlıyor. Tekniği geliştiren, Nobel ödüllü Jennifer Doudna’nın biyografisini yazan Walter Isaacson çekinceleri olduğunu anlatıp Prometheus benzetmesiyle başlıktaki soruyu soruyor...

Henüz anne rahmindeyken genetik müdahaleyle üstün nitelikler kazandırılmış bebekler hayal edin. Daha zeki, daha güçlü ve kusursuz güzelliğe sahip... Etkileyici ama etik anlamda rahatsız edici değil mi? Peki ya sadece HIV, kanser gibi ölümcül veya kalıtsal hastalıklara karşı DNA’sı düzenlenmiş olsa? CRISPR’ın mucizevi ve tartışmalı dünyasına hoş geldiniz... Kes-kopyala-yapıştır yöntemiyle her tür genin modifiye edilmesine imkân sağlayan CRISPR, ‘tasarım bebekler’ ihtimaliyle insanın tanrılaşmasını sorgulatan, tartışmalı bir teknoloji.

Ahlaki bir ikilem...

CRISPR doğru ellerce kullanılırsa insanlığın ve ekosistemin sağlıklı bir geleceğe kavuşması için önemli potansiyele sahip. 2020 Nobel Kimya Ödülü’nü alan Jennifer Doudna, CRISPR teknolojisini keşfeden biliminsanı. Ünlü biyografi yazarı Walter Isaacson’ın 9 Mart’ta yayımlanan ‘Code Breaker’ (Kod Kıran) adlı kitabıyla gündeme geldi. Doudna’nın hikâyesini kaleme alan Isaacson’a göre modern dünyayı şekillendiren üç büyük teknoloji devrimi var: Atom, bilgisayar bitleri ve genler. Ortak özellikleri ilgimi çekiyor, her biri kendi yapılarındaki en küçük birimler... Atomlar fiziki maddelerin, bitler dijital dünyanın ve genler yaşayan organizmaların yapıtaşları... Büyük devrimler için gereken en küçük zerrelerin sırrını çözmek.

Jennifer Doudna, biliminsanı olmaya küçük yaşlarda karar vermiş. ‘Çift Sarmal’ adlı bilimsel dedektif romanından etkilenmiş. Okuldaki akıl hocası ona “Kadınlar biliminsanı olmaz” dediğinde işi inada bindirmiş. Bugün ismi Albert Einstein, Steve Jobs gibi efsanelerle birlikte anılıyor. Dahası, insanlığın geleceğini şekillendiren bir kadın olarak tanınıyor.       

Doudna’nın geliştirdiği yöntem, hücrenin DNA’sına yönelen, ‘makas ve yapıştırıcı’ görevi gören proteinlerle çalışıyor. Bunlar DNA kodunda A,G,T, C harfleriyle ifade edilen bazların yerini değiştirebiliyor. CRISPR’ın kısa sürede yaygınlaşması, bilim dünyasında ‘altına hücum’ misali bir patent yarışı başlatmıştı. Ancak pandemi süreci bilim dünyasını birleştirdi ve ortak çalışmalara yöneltti. Isaacson, sözü geçen ahlaki ikilemin insan genetiğine ve doğmamış bebeklere müdahalenin Doudna dahil herkes için zorlayıcı olduğunu anlatıyor. Ancak kalıtsal hastalıklar, ilerleyen körlük, alzheimer, kanser ve daha pek çok hastalığa çare potansiyelini fazlasıyla motive edici buluyor.

Wired’a konuşan Isaacson halen iki çekincesi olduğundan bahsediyor: Biri, teknolojinin yalnızca zenginlere özel sunulması... Diğeriyse insan ırkındaki çeşitliliğin giderek tekdüze hale gelmesi ve kaybolması... Isaacson sözlerini şu anlamlı Prometheus benzetmesiyle noktalıyor: “Molekülleri mikroçip programlar gibi düzenleyebildiğimiz zaman, merak ediyorum, tanrılardan çaldığımız bu ateşle ne yapacağız?”

Yazının Devamını Oku

Yeni kripto çılgınlığı: NFT

Son günlerin en çok konuşulan konularından biri NFT. Beeple adlı sanatçının ‘Everyday’ adlı dijital eserinin 69 milyon dolara satılması şaşkınlık yarattı. Blockchain teknolojisi, sanat dünyasını da etkisi altına aldı. Bu noktada eserin değerini kripto para camiasının trendleri belirliyor. Sosyal medyası kuvvetli, top 10 listelerine giren sanatçılar daha yüksek satış rakamlarına ulaşıyor.

Bitcoin’in akıl almaz yükselişini hazmedemeden, yeni bir kripto çılgınlığı internet ekonomisini çalkalamaya başladı. NFT adlı yeni popüler teknoloji, herhangi bir dijital eserin veya varlığın eşsiz olarak tescillenmesini, bir anlamda tapulanmasını sağlıyor. Non-fungible tokens (değiştirilemez jetonlar) anlamına gelen NFT, bitcoin gibi blockchain altyapısını kullanıyor. NFT alım satımlarında kripto para olarak Ethereum tercih ediliyor. Ancak halen “Bu bitcoin de ne ola ki, bir türlü anlayamadık” diyenlerdenseniz NFT’yi anlamak iyice güç, onu baştan söyleyelim. Ancak gidişat o ki, herkesin internetin para birimi kriptolara alışması gerekecek.

NFT’ye dönersek... Dijital sanat eserlerine üreticinin orijinal imzasını, son maddi değerini, eserin ayrıntılı geçmişini meta veri olarak bağlayan NFT’ler, blockchain (Kripto paraların, şifrelenmiş işlemlerin takibini yapan veritabanı sistemi) marifetiyle sadece birer defa üretilebiliyor ve bir daha kopyalanamıyor. Bu sayede internette gördüğümüz dijital eserler, videolar, fotoğraflar, hatta tweet’ler biricik hale geliyor ve açık arttırmalarda alınıp satılabiliyor. İlk olarak 2017’de ortaya çıkan, 2020’de anaakıma ulaşan NFT, geçen hafta Christie’s müzayedesinde kaydedilen rekor satışla dünya gündemine düştü. Beeple adlı sanatçının bir JPG resminden ibaret ‘Everyday’ adlı eseri 69 milyon dolara alıcı buldu.

69 milyon dolara satılan ‘Everyday’ (üstte), Elon Musk’ın NFT’lediği tweet’i (altta, solda) ve Mesut Özil’in animasyon klibi (altta, sağda).

KRİPTO SANAT TOPLULUĞU

NFT hakkında genel bilgileri kripto para ticaret platformu Huobi’nin Türkiye genel müdürü Alphan Göğüş’ten aldım. Türkiye’de sanat camiasının yaklaşımlarını da CI Plugin Küratörü ve Direktörü Esra Özkan’a sordum. Özkan, teknolojinin Türkiye’de yeni olmadığını, yerli dijital sanatçılarımızın uzun zamandır NFT üretiminde bulunduğunu anlattı. “Sosyal medyada buluşan NFT Turkey, özgürce üreten sanatçıların ve sürekli bilgi akışının olduğu bir platform (Instagram@nftturkey). Sanat sektöründe hem ekonomi hem de yapı olarak alışılagelmiş kalıpları yıkıyor” diyen Özkan’a göre şu andaki NFT çılgınlığı durulduğunda gerçekten üretim yapan sanatçılar kendi sektörünü oluşturacak ve ‘kripto sanat’ topluluğu yerine oturmuş olacak.

NFT’ye yeni adım atmayı düşünenler içinse Alphan Göğüş tavsiyelerde bulunuyor: “Yatırımcılar öncelikle ne beklediklerini belirlemeli. İşin al-sat kısmında eserin içeriğinden çok üreticisine ve kripto para camiasının trendlerine odaklanmak gerek. Sadece kendiniz içinse beğendiğiniz bir eseri alabilirsiniz. Sanatçılar tarafında sosyal medyası kuvvetli olanların daha yüksek satış rakamlarına ulaştığını görebiliyoruz. Ayrıca galeri platformlarından doğrulanmış profil rozetini kazanmak oldukça önemli.”

Yazının Devamını Oku

Rüyadayım, öyleyse varım!

Düşünün ki çok derin bir uykudasınız, rüya görüyorsunuz ve dışarıdan sorulan soruları anlayabiliyor, doğru yanıt verebiliyorsunuz. Merak etmeyin, bilinçaltınızdaki sırlar hemen ortaya dökülmüyor. Çalışmalar oldukça başlangıç düzeyinde... Yine de bilimsel ortamda rüyaların içine ilk kez girilmesi önemli bir adım.

Rüyada olduğunuzun farkına varıp bilinçli hareket etmeye başladığınız, rüyayı istediğiniz şekilde yönlendirdiğiniz bir deneyim yaşadınız mı? ‘Lusid rüya’ adı verilen bu fenomen, bilim çevrelerinde etkileşimli rüya deneyimi olarak tanımlanıyor. Rüyalar hakkında pek az şey bilindiği malum. Kimi insanların rüyalarında bilinçlenerek kontrolü ele alması bilim dünyasında her zaman ilgi çeken bir konuydu. Önceki hafta Current Biology’de yayımlanan bir makale bu alanda nihayet bir ilkin gerçekleştiğini duyurdu. Biliminsanları derin uykudaki insanlarla lusid rüya gördükleri sırada iletişime geçmeyi başardı.

Northwestern Üniversitesi’nin öncülük ettiği uluslararası deney; ABD, Hollanda, Fransa ve Almanya’daki laboratuvarlarda gerçekleşti. Toplam 36 deneğin katıldığı çalışmada lusid rüya deneyimi olanların yanı sıra bu tip rüyalara fazla aşina olmayan denekler de yer aldı.

Araştırmayı yürütenler arasından doktora öğrencisi Karen Konkoly, Vice’a verdiği röportajda lusid rüya görebilenler üzerinde daha önce farklı deneyler gerçekleştirildiğini anlatıyor. Bazılarının rüyalarında birbiriyle iletişim kurabildikleri ve önceden belirlenen görevleri hatırlayabildikleri kaydedilmiş. “Bizi şaşırtan, derin rüya gören birinin ilk defa söylediğimiz bir cümleyi anlayabilmesi ve doğru yanıt vermesi oldu” diyen Konkoly, bilimsel ortamda rüyaların içine ilk kez girildiğini ifade ediyor. 

Uyanınca da hatırlıyor

Düşünün ki çok derin bir uykudasınız, rüya görüyorsunuz ve sorulan sorulara doğru yanıt verebiliyorsunuz. Merak etmeyin, bilinçaltınızdaki sırlar hemen ortaya dökülmüyor. Çalışmalar oldukça başlangıç düzeyinde...

Rüyadakilerle iletişime geçmek için ilginç bir yöntem seçilmiş. Denekler gözbebeklerini belli yönde hareket ettirerek yanıt veriyor. Derin uykuya geçen 19 yaşındaki ABD’li bir denek rüya gördüğü sırada sekizden altıyı çıkarması istendiğinde gözbebeklerini soldan sağa iki kez hareket ettirerek doğru yanıtlamış. Bu şekilde yapılan deneylerin yüzde 18’inde doğru yanıtlar verilmiş. Yüzde 17’sinde yanıtlar anlaşılamamış. Yüzde 3’ünde yanlış yanıtlar alınırken yüzde 60’ında herhangi bir yanıt kaydedilememiş. Oranlar yetersiz görünmesin; bu tip deneylerde tek tük doğru yanıtlar bile yeterli sayılıyor. Araştırma görevlisi Konkoly “Sonucunu hemen veren bir deney. Verileri analiz etmenize gerek yok. Denekler karşınızda uyurken soru soruyorsunuz ve uykusunda yanıt veren insanlar var!” diyor. Doğru yanıt veren denekler yaşadıkları deneyimi gayet net hatırladıklarını anlatıyor.

Geliştirilen yöntem, okyanusu keşfetmek için kıyıdan gözlükle suyun altına bakmaya benziyor. Ancak ilk defa suyun altındaki bir canlı, izlendiğini fark edip gözlemciye yanıt veriyor. İşte bu andan itibaren olasılıklar katlanarak artıyor. Suyun altındaki ile iletişim gelişirse kim bilir bizi hangi derinliklere götürüp neler neler gösterebilir...

Yazının Devamını Oku

Varınızı yoğunuzu satın, astronot kıyafeti alın!

NASA’nın keşif aracı Perseverance, gezegenin yüzeyine indiğinden beri Instagram’da karşıma çıkan beş fotoğraftan biri Mars manzaralı! Stephen Hawking “İnsanlık hayatta kalmak için uzaya yönelmeli” diyerek içimize kurt düşürüp öyle gitmişti. Uzay hayalleri pazarlanıyor ama...

Düşünün; güzel bir Mars sabahı, pencereden içeriye kızıl ışıklar süzülüyor… İç kademedeki camı açıyorsunuz ve tozu filtrelenmiş, karbondioksit dolu mis gibi toksik havayı ciğerlerinize çekiyorsunuz! Hava açık, gezegeni kasıp kavuran amansız kum fırtınaları başlamadan önce dışarıda vakit geçirmek için muhteşem bir gün. Bir de şu düşük atmosfer basıncı olmasa... Dünya’daki evinizi satarak aldığınız radyasyona dayanıklı astronot kıyafetiniz pek havalı... Giyip spor yapmak için dışarı çıkıyorsunuz. 400 faktörlü güneş kreminizi sürmeyi aman unutmayın! Biliyorsunuz, kızıl gezegenin atmosferi çok ince, manyetik alanı kalmadığı için Güneş’ten gelen radyasyonu ve ışıkları süzmeyi beceremiyor. Aslında pek dert edilecek bir şey değil, çünkü bronzlaşmak isterseniz Mars’ta çabucak ‘Gerçeğe Çağrı’daki Arnold (Schwarzenegger) gibi kızarabilirsiniz.

Aktif yaşamayı seviyorsanız spor yapmak için arazi çok uygun. Her yer tartan pist gibi. İndin vadi, tırmandın dağ... Üstelik ayağım takılır düşerim diye dert etmenize de gerek yok. Yerçekimi Dünya’dakinin yüzde 40’ı kadar; istediğiniz basketbol potasına havada takla atıp smaç basabilirsiniz. Tenis veya futbol oynamak için daha geniş sahalara ve filelere ihtiyaç var sadece. Yüzmek isterseniz sizi metan gölleriyle kaplı Titan’a alalım. Zira maalesef Mars’ta son birkaç milyon yıldır sıvı halde hiç su kalmadı. Bolca donmuş suyumuz var, isterseniz şimdi yatırım yapın ya da gelecek yıl Mars suyunun litresi 100 dolara inene kadar idrarınızı arıtmaya devam edin!

‘Mars’tan bize kartpostal geldi!’

Üstelik işinizi Mars’a taşımak isterseniz, paylaşımlı ofislerimizden çağlar boyunca yararlanabilirsiniz. Kızılın her tonuna hâkim, alabildiğine kurak toprak manzaralı ofislerimizde işinize tamamen odaklanıp çalışma veriminizi arttırabilirsiniz. Çünkü dışarıda dikkatinizi dağıtabilecek, ilginizi çekebilecek hiçbir şey yok!

Gazetelerde çıkan ilan-haberleri bilirsiniz. Reklam metinleri yazıyor olsaydım ve gelecekte Mars’ta konut satan bir firma bana başvursaydı bu satırları kaleme alırdım. Mars hayali satan reklam ajansı bildiğim kadarıyla henüz yok. Ancak uzay hayalleri üzerinden prim yapanlar çoktandır var.

Sözüm meclisten dışarı; NASA, ESA, Roscosmos gibi ulusal uzay ajansları bilim, teknoloji ve milli savunma adına uzay araştırmalarını yürütüyorlar. İlk bebek adımlarını atmaya hazırlanan Türk Uzay Ajansı da öyle... İlginç olan, bilhassa Mars’ın etrafında yaratılan heyecan dalgası. NASA’nın keşif aracı Perseverance, gezegenin yüzeyine başarılı iniş yaptığından beri Instagram’da karşıma çıkan beş fotoğraftan biri Mars manzaralı! Hatta tam bu yazıyı kaleme alırken NASA “Mars’tan kartpostal geldi!” diye yeni bir imaj servis etti. 15 senedir uzay haberleri yazıyorum, şimdiye kadar gördüklerimden pek bir farkını idrak edemedim. Tabii yüksek çözünürlüğü dışında... Bir de kadrajdaki makine daha cafcaflı...

Kartpostala, yani paylaşıma “İhtişamlı, tozlu ve onu seviyoruz!” diye yazılmış. Meşhur hamburger sloganını hatırlatıyor, “Bak ve sevdiğini düşün” dercesine... Biraz da çikolata markalarının mutluluk vaatleri gibi... Dikkat edin, mutsuzluktan çikolata yersiniz de “Ay, çok mutluyum şurdan bir çikolata yiyeyim” hiç demezsiniz. Beyin ne verirseniz onu alıyor; zaten illüzyona meyilli bir dünyada yaşıyoruz, konu uzay olunca göz boyamak iyiden iyiye kolaylaşıyor.  

Yazının Devamını Oku

Artık sana sana sana muhtaç değiliz petrol!

Dünyanın beşinci en büyük fosil yakıt üreticisi Shell’in yaptığı açıklama, petrol devrinin sona yaklaştığını gösteriyor. 2035’e kadar yatırımların önemli kısmı yenilenebilir ve temiz enerjiye aktarılacak. Bu önemli bir adım ama iklim krizini durdurmak için daha çok adım atmak gerekiyor.

Ajda Pekkan, dillerden düşmeyen, bol hicivli ‘Aman petrol, canım petrol” sözleriyle bilinen ‘Petrol’ (Beste: Attila Özdemiroğlu, Güfte: Şanar Yurdatapan) şarkısıyla ülkemizi Eurovision’da temsil edeli tam 41 yıl olmuş... Petrolün amansız üstünlüğü ve erişilmezliği karşısında toplumsal çaresizliğimizi aşk diliyle dünyaya duyurması hayranlık uyandırıcı! Sanatçımızın Avrupa’ya yönelttiği protest mesaj günümüzde halen evrenselliğini koruyor... Neyse ki bugünleri gördük. Sonunda Ajda Hanım’ın da rahat bir nefes alma vakti geldi; “Artık sana sana muhtaç değiliz petrol!”

Elbette bu şarkının sözlerini tamamen tersine çevirmek için çok erken. Yine de dünyanın beşinci en büyük fosil yakıt üreticisi Shell’in hafta başında yaptığı açıklama sonun yaklaştığını gösteriyor. Shell yıllık petrol üretimini her sene yüzde 1-2 oranında azaltacağını duyurdu. Düşey ilerleme petrol üretimi tamamen durana kadar devam edecek. Hollanda merkezli firma 2050’de ‘net sıfır emisyon’ hedefini eylül ayında açıklamıştı. Şimdiyse 2035’e kadar yatırımların önemli bir kısmının yenilenebilir ve temiz enerjilere aktarılacağını duyurdu.

Köklü değişimler kaçınılmaz

Üstelik yalnız Shell değil, İngiliz BP ve Fransız Total’in yanı sıra ABD’nin lider akaryakıt şirketleri de sermayelerini temiz enerji üretimi ve arzına aktarmaya başladı. Enerji devlerinin fosil yakıtlarından alternatif kaynaklara yönelmesinin birinci sebebi ‘çaresizlik’. Fosil yakıtların yegâne enerji kaynağımız olmadığını artık tüm dünya idrak etti. Elektrik enerjisine artan talep, iklim değişikliği ve bununla mücadele eden politikalar sektörde köklü değişimlerin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Fosil yakıt rezervlerinin önünde sonunda tükeneceği bir gerçek. Bütün bunlara pandemiyle değişen çalışma ve ulaşım biçimleri de eklenince... Enerji sektöründe değişime ayak uydurmak hayatta kalmayla eşanlamlı hale geldi. Değişimin adıysa ‘elektrik devrimi’.

Araştırma grubu Wood Mackenzie’nin The Guardian’da yayımlanan verilerine göre önümüzdeki 10 yılda akaryakıt şirketleri yatırımlarının en az 5’te 1’ini rüzgâr ve güneş enerjisine yöneltmek zorunda. Aksi takdirde sektörde tutunmak güçleşecek. Benzin ve gaz gelirleri yenilenebilir kaynakların iki katı olmasına rağmen rüzgâr çiftlikleri gibi yatırımlar uzun ömürlü nakit akışıyla avantaj sağlıyor. Wood Mackenzie Araştırma Direktörü Valentina Kretzschmar “Yenilenebilir enerji teknolojilerinin yakaladığı ivme durdurulamaz düzeye erişti. Akaryakıt şirketleri bunun bir ‘mega trend’ olduğunu fark etmeye başladılar; geçici bir heves değil!” diyor.

‘2020’yi özleyeceğiz’

Enerji sektörü için aslında sadece işin rengi ve oyunun kuralları değişiyor. İklim değişikliğine karşı harekete geçmek duyarlılıktan öte bir zorunluluk. Kaliforniya eyaleti ve İngiltere 2030’lu yıllardan itibaren benzinli otomobillerin yasaklanacağını duyurmuştu. Yerini elektrikli araçlar alacak. Paris Anlaşması’na katılan ülkelerin dönüşüme ayak uyduracağı muhakkak. Benzin istasyonları, şarj istasyonları haline gelecek. Shell ve BP gibi şirketler de  temiz enerji sağlayıcısına dönüşecek, üretici vasfını terk edecekler. Hollandalı üreticinin finans direktörü Jessica Uhl, CNN Business’a verdiği demeçte “Yenilenebilir enerji ürünlerini satmak için üreticisi olmanız gerekmiyor” diyerek sektörün yeni vizyonunu ortaya koyuyor. 

Yazının Devamını Oku

‘Bitcoin’ciler’ borsayı değil, sosyal medyayı izliyor

Riskleri nedeniyle pek çoğunun gözünü korkutsa da Bitcoin ve benzeri kripto paralar şu sıra yatırımcıların gözdesi. Dünyanın en zengin adamlarından Elon Musk’ın iki tweet’i Bitcoin yatırımcılarının yüzünü güldürdü. Bakalım, tükettiği elektrik bazı ülkeleri geçen Bitcoin, enerji sıkıntısı yaşanmaya başladığında bu yükselişi sürdürebilecek mi?

Mecidiyeköy’ün vaktiyle dutluk olduğu, Etiler’e kurt indiği hikâyeleriyle büyüdük. Kadıköy’de Moda burnu rüzgârlı olduğundan ‘burada oturulmaz’ diyip arazisini yok pahasına satan bir büyükbabanın hikâyesini hatırlarım... Püfür püfür esen bankta yanımda oturan torunu, arkamızdaki milyonluk dairelere bakıp hayıflanıyordu. Yüz yıl önce yaşamış dede, Kadıköy’ün dünyanın en havalı semtleri arasına gireceğini nereden bilsin? Torunun vaziyeti yine iyi sayılır... Asıl iki hafta önce Bitcoin’i olup da satanlar ne yapsın? Emlak piyasasında onlarca yılda görülen değer artışını kripto paralar artık birkaç haftada kaydediyor...   

Malumunuz teknoloji köşesindeyiz; yatırım uzmanlığımız bulunmuyor. Şayet olsaydı, ilk çıktığı günlerde kenara 300-500 Bitcoin koyar, bugün de yazılarımı Seyşeller’deki malikânemden yazardım. Yazıdaki bilgilerden heyecanlanıp varınızı yoğunuzu Bitcoin’e yatırmayın, yatırırsanız da kendi bileceğiniz iştir diyerek bu ayrıntıları paylaşıyorum.

Bitcoin’in yeniden gündem olmasının sebebi bileceğiniz üzere Elon Musk’ın dev yatırımı... Toprak altından uzaya kadar her taşın altından çıkan Musk, bu kez de iki tweet’iyle Bitcoin’i ihya etti. Pazartesi günü 1.5 milyar dolar değerinde Bitcoin’i elektrikli araç şirketi Tesla’nın aktif varlıklarına kattığını açıklamasıyla değeri yüzde 20-25 oranında yükseldi ve 1 Bitcoin 48.000 dolar seviyelerinde işlem gördü (ocak ayında 30.000 dolar civarındaydı). Elon Musk, yakında Tesla otomobillerini Bitcoin’le satacaklarını ve likidite amacıyla yatırım gerçekleştirdiğini açıkladı.

Dolandırıcılıkla suçlandı

Twitter’ı spekülasyon aracı olarak iyi kullanan Musk, kısa süre önce profil bilgilerine #Bitcoin hashtag’i ekleyerek dijital paranın yüzde 10 değerlenmesini sağlamıştı. Alternatif bir kripto para olan Dogecoin’i de ayrıca destekleyen Musk, para piyasalarını denetleyen kurumların yakın takibine girdi. Geçmişte borsayı etkileyen tweet’leri sebebiyle ABD Sermaye Piyasası Kurulu’nun dolandırıcılıkla itham ettiği Musk, Bitcoin konusunda hassas davranmak zorunda. Tesla kasasında yüklü miktarda Bitcoin bulunduğu için piyasalarda hareket yaratacak her tür açıklamasının manipülasyon sayılabileceği belirtiliyor.

Otomotivde ilk olsa da aktif varlıklarını dijital paraya çeviren ilk şirket Tesla değil. MicroStrategy adlı ABD’li bir yazılım şirketinin ağustos ayında aldığı 250 milyon dolarlık Bitcoin 3.1 milyar dolara ulaşmış durumda. İşin ilginci, Elon Musk’a yatırım fikrini veren kişi, MicroStrategy CEO’su Michael Saylor. İkilinin tweet diyaloğu, bugün piyasayı katlayan yatırımın başlangıcı sayılıyor. 20 Aralık 2020’de Saylor, “Hissedarlarına 100 milyar dolarlık iyilik yapmak istiyorsan $TSLA bilançosunu USD’den #BTC’ye çevir” diyor. Musk “Bu kadar büyük işlem yapmak mümkün mü?” diye sorunca Saylor “Evet. Ben 1.3 milyarlık alım yaptım, istersen oyun kitabımı paylaşmaktan memnun olurum” diyor. Saylor’ın planı elbette sır değil. Musk büyük bir yatırım yaptığında kendi Bitcoin’lerinin değerleneceği aşikâr. Neticede de öyle oluyor...

Musk’ın açıklamasının ertesinde Saylor ‘tüm dünya adına’ memnuniyetini dile getiren bir tweet atıyor... Birkaç tweet’le milyarlarca doların yer değiştirmesi inanılmaz değil mi? Şimdi gerçekten Bitcoin hasadıyla varlıklarını katlayanlara bakıp ‘buralar eskiden dutluktu’ diyebiliriz... 

Yazının Devamını Oku

Yeni süper güç sosyal medya mı?

ABD’nin 45’inci başkanı Trump giderayak sosyal medyanın gölgede kalan ve karanlık sayılabilecek bir gücünü ortaya çıkardı. Sosyal medyanın bir devlet başkanını susturacak derecede güçlenmesi, geçen haftalardaki WhatsApp vakası gibi ‘kimin kime hizmet ettiği’ sorularını da gündeme getirdi.

İfade özgürlüğü ABD toplumunun temel taşıdır. Öyle ki ABD anayasası her vatandaşın sahip olduğu özgürlükleri tanımlayarak başlar. Zaman zaman -bilhassa siyahlar açısından- üzerine gölge düşse de bu özgürlük ABD’lilerin daimi gurur kaynağıydı ve dünyaya ilham veriyordu... Ta ki tarihin dönüm noktası sayılacak bir günde, kendi seçilmiş başkanlarını susturuncaya kadar... 6 Ocak’ta seçim sonuçlarına itiraz eden eski başkan Trump’ın seçmenlerini galeyana getirerek Washington’da başlattığı ayaklanmanın yankıları halen sürüyor. Trump “6 Ocak, büyük protesto. Orada olun, vahşi olacak!” şeklinde attığı tweet’le seçmenlerini ortalığı yakıp yıkmaya çağırmıştı. Aralarında silahlı kişiler de olan  saldırgan bir grup kongre binasını bastı. Sonrasını biliyoruz...

Dünya gündemini sarsan olayın diğer çarpıcı yönüyse ‘daha fazla şiddete yol açma riski’ nedeniyle ABD Başkanı’nın sosyal medya platformları tarafından susturulmasıydı. Trump’ın hesapları kapatıldı. Bugüne kadar süper güç denildiğinde akla ilk olarak ABD hükümeti gelirdi. Şimdiyse adeta ‘derin devlet’ gibi ortaya çıkan daha süper bir güç, gerçek kontrolün kimde olduğunu gösterdi. Twitter’ın öncü olduğu kapatma girişimi Facebook, YouTube, Snapchat gibi mecralar tarafından takip edildi ve Trump’ın sosyal medyadaki sesi ilelebet kesildi...  

Madalyonun iki yüzü

Sonuçta herkes, madalyonun iki yüzü olduğu konusunda hemfikir: Trump’ı susturmak doğru bir girişimdi ancak ifade özgürlüğü küresel ölçekte büyük bir darbe aldı. Alman lider Angela Merkel ve Meksika Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador gibi önemli politik figürler rahatsızlıklarını dile getirdi. Merkel kararı ‘problematik’ bulduğunu belirtti. Trump’tan hiç hoşlanmadığı aşikâr olan Meksika Başkanı Obrador bile “Kimsenin sansürlenmesini istemem” dedi.

Plato, “Toplumda suç varsa adalet yoktur” der... Sansürün olduğu yerde yüzde 100 ifade özgürlüğünden bahsetmek pek mümkün olmaz. The Guardian, yakın zamanda meseleyi masaya yatırarak ifade özgürlüğü konusunda yetkin isimlerden görüş aldı. Gazeteci-yazar Branko Marcetic, sansür ve baskıcılığın her zaman önce antipatik bir bireyin susturulmasıyla başladığını anlatıyor: “Bir kez teamül oluştu mu, neyin kabul edilebilir veya neyin yanlış olduğunun
sınırları genişlemeye başlar.”

Siyaset tarihinde Donald J. Trump kadar antipati toplamış bir politikacının eşine az rastlansa da toplum üzerinde büyük etkisi biliniyor. “Karşıt görüşler gerçeğe ulaşmak için katalizör işlevi görür” diyen PEN America CEO’su Suzanne Nossell,

Yazının Devamını Oku

Yine mesaj yazabilse, ‘Ben de özledim’ diyebilse

Microsoft’un patentini aldığı yeni bir uygulama, insanların öldükten sonra dijtal dünyada yaşamaya devam edebilecekleri iddiasında. Yeterince veriyle beslenen yapay zekânın karakteri ‘o kişi’ye benzeyen bir sohbet botuna dönüşecek ve sevenleriyle hayattaymış gibi mesajlaşabilecek.

Yaşama iz bırakmak... Hepimiz bir gün yalnızca geride bıraktıklarımızla hatırlanacağız. Geçen yüzyıllarda gelecek nesiller tarafından tanınan biri olmak için kayda değer şeyler üretmek gerekiyordu. Günümüzde herkes internette ve sosyal medyada var olduğunu gösteren yığınla bilgi biriktiriyor. Gelecekteyse her insan, en azından sevdiği yakınları için, ‘ölümsüz’ olabilir. Hatta dünyadan ayrıldıktan sonra bile sevdikleriyle ‘konuşabilir’, ‘yazışabilir’.

Yapay zekâ ölenin yerine geçecek

Yakın zamanda Microsoft tarafından alınan bir uygulama patenti insanların öldükten sonra dijital dünyada yaşamasına imkân veren bir algoritma içeriyor. Sosyal medyadaki paylaşım ve kişisel yazışmalarından yola çıkarak herkes için birer sohbet botu (robot yazılım) yaratan uygulama sevdiğini kaybeden insanların yüreğindeki hasreti hafifletmeyi amaçlıyor. Yapay zekâyla kurgulanan sistem kişinin internette bıraktığı erişilebilir tüm verileri işleyerek karakterini tanırken  kişisel yazışmalarından üslubunu ve bildiği, ilgilendiği konuları öğrenecek. Yeterince veriyle beslenen yapay zekânın karakteri o kişiye benzeyen bir sohbet botuna dönüşecek ve sevenleriyle hayattaymış gibi mesajlaşabilecek. Microsoft’un 2017’de başvurup bu ay patentini aldığı fikrin mucitleri Dustin Abramson ve Joseph Johnson...

İlk başta tartışmalı bir fikir gibi görünse de insanların yakınlarının fotoğrafları, videoları ve sesli mesajlarıyla avunduğu gerçeğinden yola çıkan ikili, dijital dünyada ölümsüzlüğün sırrını keşfetmeye yaklaşmış.

Yapay zekâ sayesinde karakteri geliştirilen sohbet botları özel durumlarda üç boyutlu imajlarla ekstra gerçekliğe de kavuşabilecek. Hatta ‘deep fake’ teknolojisiyle hayattan ayrılan kişinin özel video mesajlarını yaratmak bile mümkün. Hologram teknolojisiyle sahnede yeniden ‘canlandırılan’ rap sanatçısı Tupac Shakur ve şarkıcı Whitney Houston gibi örnekler fikrin ilerleyebileceği yönü gösteriyor.

Sevgiliyle farklı, anneyle farklı sohbet

Fenomen dizi ‘Black Mirror’ takipçilerinin hatırlayacağı üzere 2013 yapımı ‘Be Right Back’ adlı bölümde aynı teknoloji işleniyordu. Sevgilisini trafik kazasında kaybeden kadın, onun yapay zekâ kopyasıyla sanal ortamda buluşuyordu. Ama zamanla bir şeylerin eksik kaldığını fark ediyordu.

Yazının Devamını Oku

Derin konu: Siber güvenlik

WhatsApp düne kadar seve seve kullandığımız bir uygulamaydı... Son gizlilik sözleşmesi nedeniyle tadımız kaçtı. Aslında tadımızı kaçıran şey tam olarak güvensizlik ve dayatma. Bunun için topyekûn savunma öneriyorum: Hakkımızda bilgi toplayan reklamlardan kurtulma programları.


Dayatmaların internet kullanıcılarına ‘sökmediğini’ hep birlikte gördüğümüz bir haftaydı. Birken üç oldu, hepimiz WhatsApp’ın yanına Signal ve Telegram ikonlarını ekledik. WhatsApp’taki muhabbetler tabii ki halen sürüyor. Malum, 8 Şubat’a kadar mühleti var. O gün geldiğinde WhatsApp dediğini yapar ve hesapları silerse tam kavimler göçü gerçekleşir. Geri adım atarsa ‘yeni normali’ hep birlikte deneyimleyeceğiz.

“Mesele Güvenlik Meselesi Değil, Güvensizlik ve Dayatma Meselesidir” diyor, İstinye Üniversitesi’nin ‘WhatsApp ve Ötesi’ adlı güncel panelinden bir satır başlığı... Geçen hafta vurguladığım konuyu özetliyor. Gerçekten bu bilinci hep birlikte sahipleniyorsak, WhatsApp’tan Telegram’a taşınmanın ötesini görmemiz faydalı olur.

Kedi-fare oyunu

Ücretsiz internet, reklam demektir. İnternetin artık televizyondan farkı kalmadı. Ücretsiz izleyeyim diyen antenle yetiniyor. Kaliteli ve kesintisiz yayınlar isteyen üyelikler satın alıyor. Gelgelelim internet reklamları, mahremimize girip bilgi toplamaya başladığı anda işin rengi değişiyor. Reklamlardan kurtulmak için adil bir çözüm; ücretli üyelikler. YouTube’a veya Spotify’a premium üye olunca yaşam kalitesinin yükseldiği malum... Mahremiyet söz konusu olduğundaysa çözüm ‘sathı müdafaa’. Yani yalnızca kıyıları değil, topyekûn savunma... 

İnternette tıkladığımız reklamlar ve çerezler bizi takip ederken, gizli kodlar sayfa içindeki hareketlerimizi bile gözetliyor. Örneğin bir satış sayfasında fareyi dışarıya doğru sürüklerseniz, karşınıza hemen bir indirim seçeneği gelebilir. Sayfayı aşağı kaydırma hızınız ürüne ilginizi gösterirken, satın alma butonu üzerinde oyalanırsanız kararsız olduğunuz anlaşılır... Sayfada uzun vakit geçirip ‘satın al’a basmaz veya bastıktan sonra çıkmak isterseniz, fiyatın fazla geldiğini anlayan algoritma size cazip bir indirim sunabilir!

Mahremiyeti içine alan ‘siber güvenlik’ derin bir konu. Gündemimizde olduğu için öncelikle reklamlardan ‘arınmayı’ kolaylaştıracak öneriler paylaşıyorum. Bu yazılımlar sayesinde istemediğiniz reklamları kapatabilir, zararlı sitelerden korunabilir ve takip edilme oranınızı azaltabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Facebook’a sinirlenenler Whatsapp'a patladı

Dünyanın en popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ın veri paylaşımı politikasını güncellemesi kelimenin tam anlamıyla infial yarattı. Her gün yüz binlerce kişi alternatif uygulamalara yöneliyor. Değişiklikler dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Çatı şirket Facebook’un imajı da yaşanan panikte etkili oldu.


Okuduğunuz yazının hazırlandığı günden Hürriyet Pazar’ın elinize ulaştığı zamana kadar en az birkaç yüz bin kullanıcı daha WhatsApp’ı terk ederek Telegram veya Signal’e geçmiş olacak. Aklınızda hâlâ soru işaretleri varsa yanıtlamak isterim:

WhatsApp’ta kalmanız sohbetleriniz ve paylaşılan dosyalarınız açısından bir tehlike arz etmiyor. Uçtan uca şifreleme teknolojisi anahtarı sadece iki kişide bulunan bir kutu gibidir. Mesajı bu kutuya koyar, kilitler ve arkadaşınıza gönderirsiniz. O da mesajınızı kutunun içinden alır, yerine kendi mesajını koyar, kilitleyip size gönderir. Posta şirketi veya aradaki kimse kutunuzu açıp bakamaz. Dijital ortamda bu kutu şifrelenmiş veridir. Şifreyi çözecek anahtar yalnızca gönderici ve alıcıda bulunur. Hacker’lar bile yüzlerce basamaklı bu şifreyi kolayca çözemez. İnternetten güvenli alışveriş yapmamızı sağlayan da aynı yöntemdir.

Dijital hegemonyaya bilinçaltımızda tepkiliyiz

Peki, WhatsApp’ın büyük bir darbe yemesine neden olan neydi? Ortada bir ‘yanlış anlaşılma’ ve panikten daha fazlası var. WhatsApp’ın yeni gizlilik sözleşmesinde, Facebook’a aktaracağını ve kabul etmeyenlerin hesabının silineceğini söylediği veriler genel olarak ticari hesaplarla etkileşimi kapsıyor. WhatsApp ücretsiz bir uygulama olduğu için bir noktada para kazanması gerekiyordu! Çatı şirket Facebook uygulamanın ücretli yapılması ve reklam alması dahil pek çok seçeneği yıllardır inceliyordu. Son yıllarda çevrimiçi alışverişin artmasıyla reklam gelirleri zirve yaptı. Facebook, Instagram dahil tüm uzantılarını kendi ticaret ekosisteminde buluşturma planının parçası olarak WhatsApp kullanıcılarının verilerine ve tercihlerine erişmek istedi. Facebook’un Instagram ve WhatsApp’a da sahip olması bu mecralarda ticaret yapan şirketlere ‘çapraz olanaklar’ yaratıyor. Şayet yeni sözleşmeyi kabul etseydiniz WhatsApp’ta iş hesaplarıyla yapacağınız görüşmelere doğrudan erişilecek ve size Instagram’da ya da Facebook’ta reklamlar sunulacaktı. Ticari anlamda daha ayrıntılı senaryolar da mümkün...

Şayet değişiklikler kullanıcılara dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Ancak ‘devir, takkelerin düşme devri’. Sahte haberlerden veri madenciliğine kadar her yönden sabıkalı ve mahremiyet konusunda antipati yaratmış, tekelleştiği iddia edilen bir şirkete güven duymak kolay olmuyor. ‘Ya kabul et, ya terk et’ üslubu da bardağı taşıran son damla oldu. Bilinçaltında dijital hegemonyaya tepki duyan, attığı her adımın izlendiğini sağlı sollu reklamlardan fark eden kullanıcı adeta WhatsApp’a ‘patladı’.

İşin ilginci, bu patlamayı ilk yaşayanlardan biri WhatsApp’ın kurucu ortağı Brian Acton... Uygulamayı 2012’de Facebook’a satmıştı. Mark Zuckerberg’in kullanıcı mahremiyetini umursamaz tavrına sinirlenip 2017’de şirketten ayrılan Acton, Signal’e ortak oldu ve 50 milyon dolardan fazla sermaye desteğiyle uygulamanın anonim kalmasını sağladı. Signal’in yaratıcısı, gerçek kimliğini gizleyen meşhur güvenlik araştırmacısı Moxie Marlinspike. Telegram’ın yaratıcısıysa geçmişi çok bilinmeyen Rus vatandaşı Pavel Durov... Sosyal medya platformu VKontakte’nin kurucusu Durov vaktiyle muhalefetin sesini bastırma talebini geri çevirdiği için Rus hükümetiyle ters düşmüştü. Telegram’ı da muhalif seslere araç olabilmesi için yarattığını anlatıyor!

Yazının Devamını Oku

Wiki’ye inanma, Wiki’siz kalma!

Kuruluşunun 20’nci yılında Wikipedia’nın tarihine kısa bir yolculuk yapalım. Zaman zaman hakkında sansasyonel haberler de çıkan bu dijital ansiklopedi, her ay 1.7 milyar ziyaretçi ağırlıyor. Belki akademik olarak itibar görmüyor ama dünyada en sık başvurulan kaynakların da başında geliyor...

Pandemi sırasında oluşturulan kapsamlı içeriklerin gelecekte tarihçiler için önemli bir kaynak olacağı öngörülüyor.

Hayatımıza bir kez girdikten sonra onsuz yapamayacağımız şeyler vardır. Wikipedia bunlardan biri. ‘Dünyanın bilgisini’ sade ve kullanışlı bir hale kavuşturan, insanın insana faydasını öne çıkaran ve dileyen herkese katkı sağlama imkânı sunan eşsiz bir platform... Wikipedia, 20 yıl önce tam bugün, ebeveyni sayılan Nupedia adlı öncül sitenin içinde, nur topu gibi bir modül olarak dünyaya geldi. 15 Ocak 2001’de de kendi ismine ve platformuna kavuştu. 55 milyondan fazla makaleyle dünyanın en büyük ansiklopedisi haline gelen Wikipedia, bilgiyi herkes için erişilebilir kılarken ‘teyit edilemeyen bilginin’ ve eleştirilerin de odak noktası haline geldi. Referans alamasak da fikir ve bilgi almak için eşsiz bir kaynağa dönüşen Wikipedia’yı doğum gününde mihenk taşları, özgün yapısı ve hatırda kalan olaylarıyla anıyoruz.

‘Wikipedia Cumhuriyeti’

Halka açık ve herkesin düzenleyebileceği bir ansiklopedi amacını ilk olarak ortaya koyan Jimmy Wales, Wikipedia’nın yaratıcısı. Klasik bir çevrimiçi ansiklopedi olan Nupedia’nın sahibi Wales’e ‘wiki’ teknolojisini öneren Larry Sanger ise Wikipedia’nın isim babası ve eski kurucu ortağı. Wiki, Hawaii dilinde ‘çabuk’ anlamına geliyor. İnternet ortamında kendi okurları tarafından kolektif biçimde düzenlenen ve yönetilen yayınlara ‘wiki’ deniyor. Platform Wikimedia Vakfı tarafından yönetiliyor ve kâr amacı gütmüyor. Yönetim, yapısal faaliyetleri gözetirken içerik kontrolü tamamen kullanıcılarının elinde oluyor.

Wikipedia’nın yaratıcısı Jimmy Wales

Wikipedia’ya düzenli katkıda bulunan dünya çapında elit bir editör grubu var. Bunlara ‘içeridekiler’ deniyor. İsteyen herkes bilgileri düzenleyebiliyor, değişiklikleri geri alabiliyor veya ekleyip silebiliyor. Ara sıra katkıda bulunanlaraysa ‘dışarıdakiler’ deniyor. Wikipedia aynı zamanda bir ‘topluluklar topluluğu’. Dünyanın farklı yörelerinde editörler bir araya gelerek etkinlikler ve paylaşımlar organize ediyor. Tam 1 milyon makale düzenleyen Justin Knapp, en saygın editör unvanını elinde bulunduruyor ve 20 Nisan Knapp Günü olarak kutlanıyor.

Skandallar...

Dünyanın bilgisini içinde barındıran devasa bir bilgi havuzunun zaman zaman sıradışı gündem olaylarına sahne olması elbette kaçınılmaz. İlk büyük Wikipedia skandalı, Seigenthaler olayı şeklinde 2005’te kayda geçti. Amerikan siyasetinin saygın isimlerinden John Seigenthaler’ın biyografisi kasıtlı olarak tahrip edildi ve aylarca fark edilmedi. ABD yerel seçimleri sırasında kampanyacıların rakip adayların biyografilerine yalan bilgiler aşıladığı ortaya çıktı. Her yıl düzenlenen bağış kampanyalarıyla fonlanan Wikipedia, 2015’te büyük ilanlarla dünya çapında kullanıcılarından para yardımı istemişti. Mali krizde olduğu izlenimi yaratan ilanların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkınca topluluğun güvenilirliği sarsıldı.

Yazının Devamını Oku

Konfor değil, ihtiyaç

Sıradışı bir yılı geride bıraktık. 2021’in daha rahat, kolay bir yıl olmasını istiyoruz hepimiz. Gerçekçi olmak gerekirse, ferahlık beklemek yerine uyumlanmaya odaklanmak en hayırlısı... Bilim ve teknoloji dünyası, yeni normale süratle adapte olmak için durmadan güncelleniyor. Pandemi nedeniyle daha fazla kullanılan uzaktan eğitim ya da gelişmiş ev içi eğlence araçları gibi bazı teknolojik gelişmeler hayatımızda kalıcı olacak.


Doğada en çabuk uyumlanan, en kolay yolu bulandır; hayatta kalır ve devam eder... Dünya gezegeni ve insanlık bir dönüşüm süreci içinde. Bilirsiniz, derisini değiştirirken yılan, bedenini taşlara, çakıllara sürter. Dönüşüm, her zaman biraz sancılı ve sürtüşmeli olmuş. İyi olan bir şey de var: Gün geçtikçe daha çok insan yapısal düzende, yaşam tarzında değişim gereği hissediyor. Daha fazla insan duyarlı hale geliyor, farkındalığı artıyor. Bilinç düzeyi yüksek çocuklar dünyaya geliyor. Belli ki gelecek aydınlık. Şu yılları bir atlatalım...

Şimdi birlikte, teknolojik trendlerin 2021’e nasıl uyumlanacağına bakalım...

1. Dünyaya uzaktan bağlanmaya devam

Son yıllarda ofisler merkezi sistemden uzaklaşarak çok lokasyonlu yapıya dönüşmeye başlamıştı. Pandemi ile standart haline geldi. 2021’de dünyaya uzaktan bağlanmaya devam edeceğiz. Uzaktan eğitim, müfredatın kalıcı bir parçası olmaya başlayacak. Telesağlık ve uzaktan muayene uygulamaları artacak. Zoom gibi uygulamalar, sosyal paylaşımların odağında kalacak.

2. Yüksek düzeyde siber güvenlik

Dünyaya uzaktan bağlanırken dışarıya açılan kişisel, kurumsal ve finansal veriler ciddi oranda arttı. Tıbbi veriler, hacker’ların iştahını kabartıyor. Şirket ağlarına evden ulaşılması güvenlik açığı yaratıyor. Yeni normalde siber güvenlik her zamankinden önemli olacak. 

3. 5G amacına ulaşıyor

Yazının Devamını Oku

Bilim karantina dinlemedi

2020’nin büyük bölümünü evde geçirdik ancak hiç de boş geçirmedik! Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler hız kesmeden devam etti. Yeni bir yaşam tarzı şekillenirken hayatın her alanında köklü değişimler başladı. Üstelik bu yıl, insanlık tarihine geçecek 3 önemli olay gerçekleşti... İşte, ömür boyu hatırlayacağımız 2020’de iz bırakan teknolojik gelişmeler...

TARİHİ GELİŞMELER: İLK 3

SpaceX - NASA işbirliği

Uzay yolculuklarının başladığı 50 yıldan bu yana ilk kez sivil bir kuruluş 2020’de uzaya kendi roketiyle insan yolladı. Elon Musk’ın adını insanlık tarihine kaydeden olay, SpaceX’in NASA astronotları Robert Behnken ile Douglas Hurley’i Uluslararası Uzay İstasyonu’na sağ salim taşıyıp geri getirmesiyle gerçekleşti.

COVID-19 Medikal Bilgi Ağı

Koronavirüs’ün insanlığı etkisi altına almasıyla birlikte tıp dünyasında küresel bir bilgi seferberliği başladı. Deneyimlerin ve bulguların hızla paylaşılması hayati önem taşıyordu. Virüsün yapısını analiz edebilmek, tedavi ve aşı geliştirebilmek için teknoloji halen son imkânlarına kadar kullanılıyor. Yeni uygulamalar, sistemler geliştiriliyor. Araştırmacılar ve sağlık çalışanları arasında kurulan Medikal Bilgi Ağı, gelecekte de insanlığa hizmet edecek.

Elektrik devrimi için ilk adım atıldı

Yazının Devamını Oku

En büyük parti çevrimiçi parti!

Yeni yıla nasıl girersek bütün sene öyle geçermiş derler... Öyleyse bu yılbaşını sevdiklerimizle bağlantıda kalmanın, samimi paylaşımların yeni yollarını keşfederek geçirelim. İşte yılbaşını heyecanlı çevrimiçi kutlamalara dönüştüren uygulamalar...


Çağımızın en sıradışı yılbaşı kutlaması yaklaşıyor! Bu yıl sokağa çıkmak, sabahlara kadar çılgınca partilemek yok. Ne varsa evde, sanal âlemlerde! Eskiden yılbaşını kimlerle, nerede geçireceğimiz önemli bir konuydu. Günler, haftalar öncesinden plan yapılırdı. Hem herkesin gönlü olsun hem de en iyi ortam bulunsun! Şimdi, 2021’i karşılayacağımız bu yılbaşı, teknoloji marifetiyle bize hepsini birden sunuyor. İşe iyi tarafından bakın. Sevdiğimiz herkesle bir arada bulunup yeni yılı samimi ve heyecanlı bir şekilde kutlayabileceğiz. Üstelik istediğimiz kadar çok ev partisine ışınlanabilir, hatta birinde partilerken diğerinde yılbaşı oyunlarına katılabilir, uzak diyarlardaki sevdiklerimizin hediye sevinçlerine bile ortak olabiliriz.

VİDEO KONFERANS UYGULAMALARI

Zoom.us o kadar yaygınlaştı ki yakında çeyiz sandıklarına bile girecek. Son güncellemesiyle bir dizi iyileştirmeden geçen Zoom, artık farklı uygulamalara daha kolay entegre olabiliyor. Yılbaşında elinizin altında bulunması şart. Yoğunlukta Zoom yavaşlar diye düşünüyorsanız Google Meet, Skype, Cisco Webex, FreeConferenceCall.com (ücretsiz) gibi alternatifleriniz olduğunu unutmayın.

BİRLİKTE SEYRET VE DİNLE

Yılbaşını sakince geçirmek isteyecekler için uzaktaki sevdikleriyle birlikte bir şeyler izlemek keyifli bir seçenek. Watch2gether’ın kullanımı son derece kolay. YouTube, Vimeo, TikTok gibi kanalları sevdiklerinizle aynı anda izleme imkânı sunuyor. Ayrıca Instagram, Twitter, Pinterest gibi popüler mecralara birlikte bakabilir, SoundCloud ve Mixcloud üzerinden aynı anda aynı müziği dinleyebilirsiniz. W2G.tv

SIKI OYUNCULAR BİLİR

Yazının Devamını Oku

İnternet bir gün ‘canlanır’ mı?

Bilinç, kendinin farkında olma hissi yaşayan varlıklara ait bir nitelik. Ancak nörobilim uzmanı Christof Koch’un farklı bir teorisi var. Koch, internet gibi bilgi işleyen, karmaşık yapılarda bilincin gelişebileceğini söylüyor.


Makine zekâsının insan aklını aşıp dünyanın kontrolünü ele geçireceği çağımızın popüler kaygılarından... Bir anlamda da mantıklı. 20 yıl içinde yapay zekânın insan beyniyle eşleşeceği, ileride geçeceği öngörülüyor. Evet, o sırada dünyanın kontrolünü olmasa bile idaresini büyük oranda yapay zekâya bırakmış olacağız. Peki bu durumda bile kendisinin farkında olacak mı? Büyük olasılıkla hayır. Bilinç yaşayan varlıklara ait bir nitelik. Yapay zekâ, insandan zeki olabilir ancak ‘bilinçli’ olmayacak. Yani varlığını hissetmeyecek. Pekâlâ bilinç dijital anlamda ‘yaşayan’ bir sistemde belirebilir mi? İşte bunun için iyi bir adayımız var: İnternet.

‘Kendiliğinden oluveren güçler’

En gelişmiş teknolojimiz internet zamanla bilince sahip olabilir mi? Olursa bunu nasıl fark ederiz? Nörobilim uzmanı Christof Koch, bu sorulara geçerli bir yanıt bulduğunu düşünüyor. Koch klasik bir nörobilimci değil, Allen Beyin Bilimleri Enstitüsü’nün bilim kurulu başkanı. Microsoft’un kurucularından Paul Allen tarafından desteklenen enstitünün insan beyni ve dijital teknoloji arasındaki geniş bir köprü olduğunu düşünebilirsiniz.

Christof Koch bilgi işleyen bir sistemin içinde bilincin ortaya çıkabileceğini varsayıyor. Wired dergisine konuşan Koch insandan solucana kadar tüm hayvanların bilinçli olduğunu anlatıyor ve internetin bile bilinçli olabileceğini öne sürüyor. Koch’un öngörüsüne göre birbirine entegre olan yeterli unsurlar bir araya gelirse bilinç ortaya çıkar. Pekâlâ bilincin bir anda ortaya çıkması ne demek? Evrende bir şeyler kendiliğinden belirir mi? Koch elektronları örnek veriyor: “Taşıdıkları elektrik yükü maddesel özelliklerinden gelmez, elektrik yüklüdürler, o kadar.” Elektriğin elektrondan geldiğini biliyoruz fakat elektronlar nasıl elektriklendi? Eminim Nikola Tesla’nın yanıtı bile “Bir şekilde” olurdu.

Evrimi ele alalım... Evrim ortam koşullarına en uygun genlerin ‘doğal seçilim’ tarafından seçilip mutasyona uğratılması ve diğerlerinin geride bırakılmasıdır. Evrim aslında doğal seçilimin kendisidir. Peki doğa bu seçimi nasıl yapıyor? Seçen irade kim veya nasıl bir güç? Yaşadığımız evren işte böyle pek çok gizem ve ‘kendiliğinden oluveren’ güçler barındırıyor. Bilhassa kuantum düzeyinde... 

İnterneti insan beyniyle kıyaslıyor

Öyleyse internet gibi bilgi işleyen bir sistem yeterince karmaşıklaştığında bilinç belirebilir mi? “Kendiliğinden oluverme şartları yerine gelirse neden olmasın” diyen Koch bu noktada interneti insan beyniyle kıyaslıyor. Milyarlarca nöron hücresinden oluşan insan beyni bilincin ortaya çıkması için yeterince karmaşık. Daha önemlisi entegre bir yapıya sahip. Koch, bilinci ölçebilmek adına ‘Entegre Bilgi Teorisi’ adlı bir kuramdan yararlanıyor. Teori, beyin veya herhangi bir kompleks sistemin kendisini oluşturan parçalardan daha fazlası olup olmadığıyla ilgileniyor. Tıpkı bir avuç kum tanesinin bir bütünü temsil etmediği gibi beyin hücreleri de tek başlarına bilinci ifade etmiyor. Fakat birbirleriyle entegre oldukları oranda bilinç ortaya çıkıyor. İnsan beyninde kabaca bir katrilyon sinaps (nöron bağlantısı) var. İnternete bağlı yaklaşık 10 milyar bilgisayar ve işlemcilerinde yer alan milyonlarca transistörü beyindeki sinapsler ve nöronlarla kıyaslayan Koch sonucun rakamsal açıdan tutarlı olduğunu söylüyor. Ancak bilincin ortaya çıkması için transistör sayısı değil, birbirleriyle ne kadar entegre oldukları belirleyici.

Yazının Devamını Oku

Hep daha iyiye...

Harun Sarıkaya’nın geçen haftaki yazısı rutinlerimi gözden geçirmemi sağladı. Neyse ki dünyanın birçok ülkesinde vicdani sorumluluk üstlenen biliminsanları ve mucitler var. İşte engellilerin hayatını kolaylaştıran, ilham alınası bazı ürünler...


Temastan sürekli kaçındığımız pandemi günlerinde hayatımız çok zor. Düşünün, alışverişi yapıp torbalarla apartman kapısına vardınız. Poşetleri yere bırakamazsınız. Anahtarı bul, kilidi tuttur, ağır kapıyı it... Daire kapısında bir daha... Eskiden beri benzer deneyimler yaşadığımda “Şu uzvum olmasaydı ne yaparım” diye düşünürdüm. Herkes böyle şeyleri düşünür sanırım. Geçen hafta Hürriyet Pazar yazarı, sevgili Harun Sarıkaya ailesindeki COVID-19 vakası nedeniyle evde tek başına kalacağını yazdı. İzlenimlerini paylaştı. Çamaşır yıkamadan önce makinenin fazla dolu olup olmadığını anlayabilmek için fotoğrafını çekip arkadaşına yollaması, bardağın dolu olup olmadığını üfleyerek anlaması…

Yazıyı okuduktan sonra rutinlerime bir başka ‘bakar’ oldum. Ve Harun’la da konuşmak istedim. Akıllı telefon ve bilgisayarların engelli bireyler için hayati önem taşıdığını söyleyen yazarımız pahalılık yüzünden teknolojiye ulaşamamaktan şikayetçi. “Uygulamalar yenilendikçe onları çalıştırabilmek için daha güçlü cihazlar gerekiyor. İyi bir telefonun en uygunu 4-5 bin liradan başlıyor. Apple bilgisayarlar bizim için en gelişmişi ama 14 bin lira. Otomobillerde olduğu gibi teknoloji ürünlerine de engelliler için ÖTV ve KDV indirimi gelmeli. Yürüme engelli birey arabayla bir yere ulaşabiliyorsa ben de telefonla görüyorum, bilgisayarla yaşıyorum.”

Sevindirici olan, dünyanın dört bir yanından duyarlı girişimcilerin birçok yaratıcı teknoloji geliştirmek için çabalaması. Engelleri kaldıracak vicdani sorumluluk olduktan sonra hep daha iyiye ulaşmak için mücadele verilecek.

Dokunamayanlar için...
SESAME-ENABLE

Dokunmatik ekranlı akıllı telefonların pek çok marifeti var ancak ‘dokunamayanlar’ için fazla işe yaramıyorlar! Parmaklarını kullanamayanlar için tasarlanan Sesame-Enable baş hareketlerini algılıyor. Telefon, tablet ve bilgisayarların ön kamerası sayesinde çalışan uygulamayla kaydırma, tıklama gibi işlemleri yapmak mümkün. Gelişmiş bir sesle komut teknolojisi de mevcut. Uygulama ücretsiz.

Yazının Devamını Oku