Umut Fırat Eroğlu

Artık sana sana sana muhtaç değiliz petrol!

21 Şubat 2021
Dünyanın beşinci en büyük fosil yakıt üreticisi Shell’in yaptığı açıklama, petrol devrinin sona yaklaştığını gösteriyor. 2035’e kadar yatırımların önemli kısmı yenilenebilir ve temiz enerjiye aktarılacak. Bu önemli bir adım ama iklim krizini durdurmak için daha çok adım atmak gerekiyor.

Ajda Pekkan, dillerden düşmeyen, bol hicivli ‘Aman petrol, canım petrol” sözleriyle bilinen ‘Petrol’ (Beste: Attila Özdemiroğlu, Güfte: Şanar Yurdatapan) şarkısıyla ülkemizi Eurovision’da temsil edeli tam 41 yıl olmuş... Petrolün amansız üstünlüğü ve erişilmezliği karşısında toplumsal çaresizliğimizi aşk diliyle dünyaya duyurması hayranlık uyandırıcı! Sanatçımızın Avrupa’ya yönelttiği protest mesaj günümüzde halen evrenselliğini koruyor... Neyse ki bugünleri gördük. Sonunda Ajda Hanım’ın da rahat bir nefes alma vakti geldi; “Artık sana sana muhtaç değiliz petrol!”

Elbette bu şarkının sözlerini tamamen tersine çevirmek için çok erken. Yine de dünyanın beşinci en büyük fosil yakıt üreticisi Shell’in hafta başında yaptığı açıklama sonun yaklaştığını gösteriyor. Shell yıllık petrol üretimini her sene yüzde 1-2 oranında azaltacağını duyurdu. Düşey ilerleme petrol üretimi tamamen durana kadar devam edecek. Hollanda merkezli firma 2050’de ‘net sıfır emisyon’ hedefini eylül ayında açıklamıştı. Şimdiyse 2035’e kadar yatırımların önemli bir kısmının yenilenebilir ve temiz enerjilere aktarılacağını duyurdu.

Köklü değişimler kaçınılmaz

Üstelik yalnız Shell değil, İngiliz BP ve Fransız Total’in yanı sıra ABD’nin lider akaryakıt şirketleri de sermayelerini temiz enerji üretimi ve arzına aktarmaya başladı. Enerji devlerinin fosil yakıtlarından alternatif kaynaklara yönelmesinin birinci sebebi ‘çaresizlik’. Fosil yakıtların yegâne enerji kaynağımız olmadığını artık tüm dünya idrak etti. Elektrik enerjisine artan talep, iklim değişikliği ve bununla mücadele eden politikalar sektörde köklü değişimlerin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Fosil yakıt rezervlerinin önünde sonunda tükeneceği bir gerçek. Bütün bunlara pandemiyle değişen çalışma ve ulaşım biçimleri de eklenince... Enerji sektöründe değişime ayak uydurmak hayatta kalmayla eşanlamlı hale geldi. Değişimin adıysa ‘elektrik devrimi’.

Araştırma grubu Wood Mackenzie’nin The Guardian’da yayımlanan verilerine göre önümüzdeki 10 yılda akaryakıt şirketleri yatırımlarının en az 5’te 1’ini rüzgâr ve güneş enerjisine yöneltmek zorunda. Aksi takdirde sektörde tutunmak güçleşecek. Benzin ve gaz gelirleri yenilenebilir kaynakların iki katı olmasına rağmen rüzgâr çiftlikleri gibi yatırımlar uzun ömürlü nakit akışıyla avantaj sağlıyor. Wood Mackenzie Araştırma Direktörü Valentina Kretzschmar “Yenilenebilir enerji teknolojilerinin yakaladığı ivme durdurulamaz düzeye erişti. Akaryakıt şirketleri bunun bir ‘mega trend’ olduğunu fark etmeye başladılar; geçici bir heves değil!” diyor.

‘2020’yi özleyeceğiz’

Enerji sektörü için aslında sadece işin rengi ve oyunun kuralları değişiyor. İklim değişikliğine karşı harekete geçmek duyarlılıktan öte bir zorunluluk. Kaliforniya eyaleti ve İngiltere 2030’lu yıllardan itibaren benzinli otomobillerin yasaklanacağını duyurmuştu. Yerini elektrikli araçlar alacak. Paris Anlaşması’na katılan ülkelerin dönüşüme ayak uyduracağı muhakkak. Benzin istasyonları, şarj istasyonları haline gelecek. Shell ve BP gibi şirketler de  temiz enerji sağlayıcısına dönüşecek, üretici vasfını terk edecekler. Hollandalı üreticinin finans direktörü Jessica Uhl, CNN Business’a verdiği demeçte “Yenilenebilir enerji ürünlerini satmak için üreticisi olmanız gerekmiyor” diyerek sektörün yeni vizyonunu ortaya koyuyor. 

Yazının Devamını Oku

‘Bitcoin’ciler’ borsayı değil, sosyal medyayı izliyor

14 Şubat 2021
Riskleri nedeniyle pek çoğunun gözünü korkutsa da Bitcoin ve benzeri kripto paralar şu sıra yatırımcıların gözdesi. Dünyanın en zengin adamlarından Elon Musk’ın iki tweet’i Bitcoin yatırımcılarının yüzünü güldürdü. Bakalım, tükettiği elektrik bazı ülkeleri geçen Bitcoin, enerji sıkıntısı yaşanmaya başladığında bu yükselişi sürdürebilecek mi?

Mecidiyeköy’ün vaktiyle dutluk olduğu, Etiler’e kurt indiği hikâyeleriyle büyüdük. Kadıköy’de Moda burnu rüzgârlı olduğundan ‘burada oturulmaz’ diyip arazisini yok pahasına satan bir büyükbabanın hikâyesini hatırlarım... Püfür püfür esen bankta yanımda oturan torunu, arkamızdaki milyonluk dairelere bakıp hayıflanıyordu. Yüz yıl önce yaşamış dede, Kadıköy’ün dünyanın en havalı semtleri arasına gireceğini nereden bilsin? Torunun vaziyeti yine iyi sayılır... Asıl iki hafta önce Bitcoin’i olup da satanlar ne yapsın? Emlak piyasasında onlarca yılda görülen değer artışını kripto paralar artık birkaç haftada kaydediyor...   

Malumunuz teknoloji köşesindeyiz; yatırım uzmanlığımız bulunmuyor. Şayet olsaydı, ilk çıktığı günlerde kenara 300-500 Bitcoin koyar, bugün de yazılarımı Seyşeller’deki malikânemden yazardım. Yazıdaki bilgilerden heyecanlanıp varınızı yoğunuzu Bitcoin’e yatırmayın, yatırırsanız da kendi bileceğiniz iştir diyerek bu ayrıntıları paylaşıyorum.

Bitcoin’in yeniden gündem olmasının sebebi bileceğiniz üzere Elon Musk’ın dev yatırımı... Toprak altından uzaya kadar her taşın altından çıkan Musk, bu kez de iki tweet’iyle Bitcoin’i ihya etti. Pazartesi günü 1.5 milyar dolar değerinde Bitcoin’i elektrikli araç şirketi Tesla’nın aktif varlıklarına kattığını açıklamasıyla değeri yüzde 20-25 oranında yükseldi ve 1 Bitcoin 48.000 dolar seviyelerinde işlem gördü (ocak ayında 30.000 dolar civarındaydı). Elon Musk, yakında Tesla otomobillerini Bitcoin’le satacaklarını ve likidite amacıyla yatırım gerçekleştirdiğini açıkladı.

Dolandırıcılıkla suçlandı

Twitter’ı spekülasyon aracı olarak iyi kullanan Musk, kısa süre önce profil bilgilerine #Bitcoin hashtag’i ekleyerek dijital paranın yüzde 10 değerlenmesini sağlamıştı. Alternatif bir kripto para olan Dogecoin’i de ayrıca destekleyen Musk, para piyasalarını denetleyen kurumların yakın takibine girdi. Geçmişte borsayı etkileyen tweet’leri sebebiyle ABD Sermaye Piyasası Kurulu’nun dolandırıcılıkla itham ettiği Musk, Bitcoin konusunda hassas davranmak zorunda. Tesla kasasında yüklü miktarda Bitcoin bulunduğu için piyasalarda hareket yaratacak her tür açıklamasının manipülasyon sayılabileceği belirtiliyor.

Otomotivde ilk olsa da aktif varlıklarını dijital paraya çeviren ilk şirket Tesla değil. MicroStrategy adlı ABD’li bir yazılım şirketinin ağustos ayında aldığı 250 milyon dolarlık Bitcoin 3.1 milyar dolara ulaşmış durumda. İşin ilginci, Elon Musk’a yatırım fikrini veren kişi, MicroStrategy CEO’su Michael Saylor. İkilinin tweet diyaloğu, bugün piyasayı katlayan yatırımın başlangıcı sayılıyor. 20 Aralık 2020’de Saylor, “Hissedarlarına 100 milyar dolarlık iyilik yapmak istiyorsan $TSLA bilançosunu USD’den #BTC’ye çevir” diyor. Musk “Bu kadar büyük işlem yapmak mümkün mü?” diye sorunca Saylor “Evet. Ben 1.3 milyarlık alım yaptım, istersen oyun kitabımı paylaşmaktan memnun olurum” diyor. Saylor’ın planı elbette sır değil. Musk büyük bir yatırım yaptığında kendi Bitcoin’lerinin değerleneceği aşikâr. Neticede de öyle oluyor...

Musk’ın açıklamasının ertesinde Saylor ‘tüm dünya adına’ memnuniyetini dile getiren bir tweet atıyor... Birkaç tweet’le milyarlarca doların yer değiştirmesi inanılmaz değil mi? Şimdi gerçekten Bitcoin hasadıyla varlıklarını katlayanlara bakıp ‘buralar eskiden dutluktu’ diyebiliriz... 

Yazının Devamını Oku

Yeni süper güç sosyal medya mı?

7 Şubat 2021
ABD’nin 45’inci başkanı Trump giderayak sosyal medyanın gölgede kalan ve karanlık sayılabilecek bir gücünü ortaya çıkardı. Sosyal medyanın bir devlet başkanını susturacak derecede güçlenmesi, geçen haftalardaki WhatsApp vakası gibi ‘kimin kime hizmet ettiği’ sorularını da gündeme getirdi.

İfade özgürlüğü ABD toplumunun temel taşıdır. Öyle ki ABD anayasası her vatandaşın sahip olduğu özgürlükleri tanımlayarak başlar. Zaman zaman -bilhassa siyahlar açısından- üzerine gölge düşse de bu özgürlük ABD’lilerin daimi gurur kaynağıydı ve dünyaya ilham veriyordu... Ta ki tarihin dönüm noktası sayılacak bir günde, kendi seçilmiş başkanlarını susturuncaya kadar... 6 Ocak’ta seçim sonuçlarına itiraz eden eski başkan Trump’ın seçmenlerini galeyana getirerek Washington’da başlattığı ayaklanmanın yankıları halen sürüyor. Trump “6 Ocak, büyük protesto. Orada olun, vahşi olacak!” şeklinde attığı tweet’le seçmenlerini ortalığı yakıp yıkmaya çağırmıştı. Aralarında silahlı kişiler de olan  saldırgan bir grup kongre binasını bastı. Sonrasını biliyoruz...

Dünya gündemini sarsan olayın diğer çarpıcı yönüyse ‘daha fazla şiddete yol açma riski’ nedeniyle ABD Başkanı’nın sosyal medya platformları tarafından susturulmasıydı. Trump’ın hesapları kapatıldı. Bugüne kadar süper güç denildiğinde akla ilk olarak ABD hükümeti gelirdi. Şimdiyse adeta ‘derin devlet’ gibi ortaya çıkan daha süper bir güç, gerçek kontrolün kimde olduğunu gösterdi. Twitter’ın öncü olduğu kapatma girişimi Facebook, YouTube, Snapchat gibi mecralar tarafından takip edildi ve Trump’ın sosyal medyadaki sesi ilelebet kesildi...  

Madalyonun iki yüzü

Sonuçta herkes, madalyonun iki yüzü olduğu konusunda hemfikir: Trump’ı susturmak doğru bir girişimdi ancak ifade özgürlüğü küresel ölçekte büyük bir darbe aldı. Alman lider Angela Merkel ve Meksika Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador gibi önemli politik figürler rahatsızlıklarını dile getirdi. Merkel kararı ‘problematik’ bulduğunu belirtti. Trump’tan hiç hoşlanmadığı aşikâr olan Meksika Başkanı Obrador bile “Kimsenin sansürlenmesini istemem” dedi.

Plato, “Toplumda suç varsa adalet yoktur” der... Sansürün olduğu yerde yüzde 100 ifade özgürlüğünden bahsetmek pek mümkün olmaz. The Guardian, yakın zamanda meseleyi masaya yatırarak ifade özgürlüğü konusunda yetkin isimlerden görüş aldı. Gazeteci-yazar Branko Marcetic, sansür ve baskıcılığın her zaman önce antipatik bir bireyin susturulmasıyla başladığını anlatıyor: “Bir kez teamül oluştu mu, neyin kabul edilebilir veya neyin yanlış olduğunun
sınırları genişlemeye başlar.”

Siyaset tarihinde Donald J. Trump kadar antipati toplamış bir politikacının eşine az rastlansa da toplum üzerinde büyük etkisi biliniyor. “Karşıt görüşler gerçeğe ulaşmak için katalizör işlevi görür” diyen PEN America CEO’su Suzanne Nossell,

Yazının Devamını Oku

Yine mesaj yazabilse, ‘Ben de özledim’ diyebilse

31 Ocak 2021
Microsoft’un patentini aldığı yeni bir uygulama, insanların öldükten sonra dijtal dünyada yaşamaya devam edebilecekleri iddiasında. Yeterince veriyle beslenen yapay zekânın karakteri ‘o kişi’ye benzeyen bir sohbet botuna dönüşecek ve sevenleriyle hayattaymış gibi mesajlaşabilecek.

Yaşama iz bırakmak... Hepimiz bir gün yalnızca geride bıraktıklarımızla hatırlanacağız. Geçen yüzyıllarda gelecek nesiller tarafından tanınan biri olmak için kayda değer şeyler üretmek gerekiyordu. Günümüzde herkes internette ve sosyal medyada var olduğunu gösteren yığınla bilgi biriktiriyor. Gelecekteyse her insan, en azından sevdiği yakınları için, ‘ölümsüz’ olabilir. Hatta dünyadan ayrıldıktan sonra bile sevdikleriyle ‘konuşabilir’, ‘yazışabilir’.

Yapay zekâ ölenin yerine geçecek

Yakın zamanda Microsoft tarafından alınan bir uygulama patenti insanların öldükten sonra dijital dünyada yaşamasına imkân veren bir algoritma içeriyor. Sosyal medyadaki paylaşım ve kişisel yazışmalarından yola çıkarak herkes için birer sohbet botu (robot yazılım) yaratan uygulama sevdiğini kaybeden insanların yüreğindeki hasreti hafifletmeyi amaçlıyor. Yapay zekâyla kurgulanan sistem kişinin internette bıraktığı erişilebilir tüm verileri işleyerek karakterini tanırken  kişisel yazışmalarından üslubunu ve bildiği, ilgilendiği konuları öğrenecek. Yeterince veriyle beslenen yapay zekânın karakteri o kişiye benzeyen bir sohbet botuna dönüşecek ve sevenleriyle hayattaymış gibi mesajlaşabilecek. Microsoft’un 2017’de başvurup bu ay patentini aldığı fikrin mucitleri Dustin Abramson ve Joseph Johnson...

İlk başta tartışmalı bir fikir gibi görünse de insanların yakınlarının fotoğrafları, videoları ve sesli mesajlarıyla avunduğu gerçeğinden yola çıkan ikili, dijital dünyada ölümsüzlüğün sırrını keşfetmeye yaklaşmış.

Yapay zekâ sayesinde karakteri geliştirilen sohbet botları özel durumlarda üç boyutlu imajlarla ekstra gerçekliğe de kavuşabilecek. Hatta ‘deep fake’ teknolojisiyle hayattan ayrılan kişinin özel video mesajlarını yaratmak bile mümkün. Hologram teknolojisiyle sahnede yeniden ‘canlandırılan’ rap sanatçısı Tupac Shakur ve şarkıcı Whitney Houston gibi örnekler fikrin ilerleyebileceği yönü gösteriyor.

Sevgiliyle farklı, anneyle farklı sohbet

Fenomen dizi ‘Black Mirror’ takipçilerinin hatırlayacağı üzere 2013 yapımı ‘Be Right Back’ adlı bölümde aynı teknoloji işleniyordu. Sevgilisini trafik kazasında kaybeden kadın, onun yapay zekâ kopyasıyla sanal ortamda buluşuyordu. Ama zamanla bir şeylerin eksik kaldığını fark ediyordu.

Yazının Devamını Oku

Derin konu: Siber güvenlik

24 Ocak 2021
WhatsApp düne kadar seve seve kullandığımız bir uygulamaydı... Son gizlilik sözleşmesi nedeniyle tadımız kaçtı. Aslında tadımızı kaçıran şey tam olarak güvensizlik ve dayatma. Bunun için topyekûn savunma öneriyorum: Hakkımızda bilgi toplayan reklamlardan kurtulma programları.


Dayatmaların internet kullanıcılarına ‘sökmediğini’ hep birlikte gördüğümüz bir haftaydı. Birken üç oldu, hepimiz WhatsApp’ın yanına Signal ve Telegram ikonlarını ekledik. WhatsApp’taki muhabbetler tabii ki halen sürüyor. Malum, 8 Şubat’a kadar mühleti var. O gün geldiğinde WhatsApp dediğini yapar ve hesapları silerse tam kavimler göçü gerçekleşir. Geri adım atarsa ‘yeni normali’ hep birlikte deneyimleyeceğiz.

“Mesele Güvenlik Meselesi Değil, Güvensizlik ve Dayatma Meselesidir” diyor, İstinye Üniversitesi’nin ‘WhatsApp ve Ötesi’ adlı güncel panelinden bir satır başlığı... Geçen hafta vurguladığım konuyu özetliyor. Gerçekten bu bilinci hep birlikte sahipleniyorsak, WhatsApp’tan Telegram’a taşınmanın ötesini görmemiz faydalı olur.

Kedi-fare oyunu

Ücretsiz internet, reklam demektir. İnternetin artık televizyondan farkı kalmadı. Ücretsiz izleyeyim diyen antenle yetiniyor. Kaliteli ve kesintisiz yayınlar isteyen üyelikler satın alıyor. Gelgelelim internet reklamları, mahremimize girip bilgi toplamaya başladığı anda işin rengi değişiyor. Reklamlardan kurtulmak için adil bir çözüm; ücretli üyelikler. YouTube’a veya Spotify’a premium üye olunca yaşam kalitesinin yükseldiği malum... Mahremiyet söz konusu olduğundaysa çözüm ‘sathı müdafaa’. Yani yalnızca kıyıları değil, topyekûn savunma... 

İnternette tıkladığımız reklamlar ve çerezler bizi takip ederken, gizli kodlar sayfa içindeki hareketlerimizi bile gözetliyor. Örneğin bir satış sayfasında fareyi dışarıya doğru sürüklerseniz, karşınıza hemen bir indirim seçeneği gelebilir. Sayfayı aşağı kaydırma hızınız ürüne ilginizi gösterirken, satın alma butonu üzerinde oyalanırsanız kararsız olduğunuz anlaşılır... Sayfada uzun vakit geçirip ‘satın al’a basmaz veya bastıktan sonra çıkmak isterseniz, fiyatın fazla geldiğini anlayan algoritma size cazip bir indirim sunabilir!

Mahremiyeti içine alan ‘siber güvenlik’ derin bir konu. Gündemimizde olduğu için öncelikle reklamlardan ‘arınmayı’ kolaylaştıracak öneriler paylaşıyorum. Bu yazılımlar sayesinde istemediğiniz reklamları kapatabilir, zararlı sitelerden korunabilir ve takip edilme oranınızı azaltabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Facebook’a sinirlenenler Whatsapp'a patladı

17 Ocak 2021
Dünyanın en popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ın veri paylaşımı politikasını güncellemesi kelimenin tam anlamıyla infial yarattı. Her gün yüz binlerce kişi alternatif uygulamalara yöneliyor. Değişiklikler dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Çatı şirket Facebook’un imajı da yaşanan panikte etkili oldu.


Okuduğunuz yazının hazırlandığı günden Hürriyet Pazar’ın elinize ulaştığı zamana kadar en az birkaç yüz bin kullanıcı daha WhatsApp’ı terk ederek Telegram veya Signal’e geçmiş olacak. Aklınızda hâlâ soru işaretleri varsa yanıtlamak isterim:

WhatsApp’ta kalmanız sohbetleriniz ve paylaşılan dosyalarınız açısından bir tehlike arz etmiyor. Uçtan uca şifreleme teknolojisi anahtarı sadece iki kişide bulunan bir kutu gibidir. Mesajı bu kutuya koyar, kilitler ve arkadaşınıza gönderirsiniz. O da mesajınızı kutunun içinden alır, yerine kendi mesajını koyar, kilitleyip size gönderir. Posta şirketi veya aradaki kimse kutunuzu açıp bakamaz. Dijital ortamda bu kutu şifrelenmiş veridir. Şifreyi çözecek anahtar yalnızca gönderici ve alıcıda bulunur. Hacker’lar bile yüzlerce basamaklı bu şifreyi kolayca çözemez. İnternetten güvenli alışveriş yapmamızı sağlayan da aynı yöntemdir.

Dijital hegemonyaya bilinçaltımızda tepkiliyiz

Peki, WhatsApp’ın büyük bir darbe yemesine neden olan neydi? Ortada bir ‘yanlış anlaşılma’ ve panikten daha fazlası var. WhatsApp’ın yeni gizlilik sözleşmesinde, Facebook’a aktaracağını ve kabul etmeyenlerin hesabının silineceğini söylediği veriler genel olarak ticari hesaplarla etkileşimi kapsıyor. WhatsApp ücretsiz bir uygulama olduğu için bir noktada para kazanması gerekiyordu! Çatı şirket Facebook uygulamanın ücretli yapılması ve reklam alması dahil pek çok seçeneği yıllardır inceliyordu. Son yıllarda çevrimiçi alışverişin artmasıyla reklam gelirleri zirve yaptı. Facebook, Instagram dahil tüm uzantılarını kendi ticaret ekosisteminde buluşturma planının parçası olarak WhatsApp kullanıcılarının verilerine ve tercihlerine erişmek istedi. Facebook’un Instagram ve WhatsApp’a da sahip olması bu mecralarda ticaret yapan şirketlere ‘çapraz olanaklar’ yaratıyor. Şayet yeni sözleşmeyi kabul etseydiniz WhatsApp’ta iş hesaplarıyla yapacağınız görüşmelere doğrudan erişilecek ve size Instagram’da ya da Facebook’ta reklamlar sunulacaktı. Ticari anlamda daha ayrıntılı senaryolar da mümkün...

Şayet değişiklikler kullanıcılara dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Ancak ‘devir, takkelerin düşme devri’. Sahte haberlerden veri madenciliğine kadar her yönden sabıkalı ve mahremiyet konusunda antipati yaratmış, tekelleştiği iddia edilen bir şirkete güven duymak kolay olmuyor. ‘Ya kabul et, ya terk et’ üslubu da bardağı taşıran son damla oldu. Bilinçaltında dijital hegemonyaya tepki duyan, attığı her adımın izlendiğini sağlı sollu reklamlardan fark eden kullanıcı adeta WhatsApp’a ‘patladı’.

İşin ilginci, bu patlamayı ilk yaşayanlardan biri WhatsApp’ın kurucu ortağı Brian Acton... Uygulamayı 2012’de Facebook’a satmıştı. Mark Zuckerberg’in kullanıcı mahremiyetini umursamaz tavrına sinirlenip 2017’de şirketten ayrılan Acton, Signal’e ortak oldu ve 50 milyon dolardan fazla sermaye desteğiyle uygulamanın anonim kalmasını sağladı. Signal’in yaratıcısı, gerçek kimliğini gizleyen meşhur güvenlik araştırmacısı Moxie Marlinspike. Telegram’ın yaratıcısıysa geçmişi çok bilinmeyen Rus vatandaşı Pavel Durov... Sosyal medya platformu VKontakte’nin kurucusu Durov vaktiyle muhalefetin sesini bastırma talebini geri çevirdiği için Rus hükümetiyle ters düşmüştü. Telegram’ı da muhalif seslere araç olabilmesi için yarattığını anlatıyor!

Yazının Devamını Oku

Wiki’ye inanma, Wiki’siz kalma!

10 Ocak 2021
Kuruluşunun 20’nci yılında Wikipedia’nın tarihine kısa bir yolculuk yapalım. Zaman zaman hakkında sansasyonel haberler de çıkan bu dijital ansiklopedi, her ay 1.7 milyar ziyaretçi ağırlıyor. Belki akademik olarak itibar görmüyor ama dünyada en sık başvurulan kaynakların da başında geliyor...

Pandemi sırasında oluşturulan kapsamlı içeriklerin gelecekte tarihçiler için önemli bir kaynak olacağı öngörülüyor.

Hayatımıza bir kez girdikten sonra onsuz yapamayacağımız şeyler vardır. Wikipedia bunlardan biri. ‘Dünyanın bilgisini’ sade ve kullanışlı bir hale kavuşturan, insanın insana faydasını öne çıkaran ve dileyen herkese katkı sağlama imkânı sunan eşsiz bir platform... Wikipedia, 20 yıl önce tam bugün, ebeveyni sayılan Nupedia adlı öncül sitenin içinde, nur topu gibi bir modül olarak dünyaya geldi. 15 Ocak 2001’de de kendi ismine ve platformuna kavuştu. 55 milyondan fazla makaleyle dünyanın en büyük ansiklopedisi haline gelen Wikipedia, bilgiyi herkes için erişilebilir kılarken ‘teyit edilemeyen bilginin’ ve eleştirilerin de odak noktası haline geldi. Referans alamasak da fikir ve bilgi almak için eşsiz bir kaynağa dönüşen Wikipedia’yı doğum gününde mihenk taşları, özgün yapısı ve hatırda kalan olaylarıyla anıyoruz.

‘Wikipedia Cumhuriyeti’

Halka açık ve herkesin düzenleyebileceği bir ansiklopedi amacını ilk olarak ortaya koyan Jimmy Wales, Wikipedia’nın yaratıcısı. Klasik bir çevrimiçi ansiklopedi olan Nupedia’nın sahibi Wales’e ‘wiki’ teknolojisini öneren Larry Sanger ise Wikipedia’nın isim babası ve eski kurucu ortağı. Wiki, Hawaii dilinde ‘çabuk’ anlamına geliyor. İnternet ortamında kendi okurları tarafından kolektif biçimde düzenlenen ve yönetilen yayınlara ‘wiki’ deniyor. Platform Wikimedia Vakfı tarafından yönetiliyor ve kâr amacı gütmüyor. Yönetim, yapısal faaliyetleri gözetirken içerik kontrolü tamamen kullanıcılarının elinde oluyor.

Wikipedia’nın yaratıcısı Jimmy Wales

Wikipedia’ya düzenli katkıda bulunan dünya çapında elit bir editör grubu var. Bunlara ‘içeridekiler’ deniyor. İsteyen herkes bilgileri düzenleyebiliyor, değişiklikleri geri alabiliyor veya ekleyip silebiliyor. Ara sıra katkıda bulunanlaraysa ‘dışarıdakiler’ deniyor. Wikipedia aynı zamanda bir ‘topluluklar topluluğu’. Dünyanın farklı yörelerinde editörler bir araya gelerek etkinlikler ve paylaşımlar organize ediyor. Tam 1 milyon makale düzenleyen Justin Knapp, en saygın editör unvanını elinde bulunduruyor ve 20 Nisan Knapp Günü olarak kutlanıyor.

Skandallar...

Dünyanın bilgisini içinde barındıran devasa bir bilgi havuzunun zaman zaman sıradışı gündem olaylarına sahne olması elbette kaçınılmaz. İlk büyük Wikipedia skandalı, Seigenthaler olayı şeklinde 2005’te kayda geçti. Amerikan siyasetinin saygın isimlerinden John Seigenthaler’ın biyografisi kasıtlı olarak tahrip edildi ve aylarca fark edilmedi. ABD yerel seçimleri sırasında kampanyacıların rakip adayların biyografilerine yalan bilgiler aşıladığı ortaya çıktı. Her yıl düzenlenen bağış kampanyalarıyla fonlanan Wikipedia, 2015’te büyük ilanlarla dünya çapında kullanıcılarından para yardımı istemişti. Mali krizde olduğu izlenimi yaratan ilanların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkınca topluluğun güvenilirliği sarsıldı.

Yazının Devamını Oku

Konfor değil, ihtiyaç

3 Ocak 2021
Sıradışı bir yılı geride bıraktık. 2021’in daha rahat, kolay bir yıl olmasını istiyoruz hepimiz. Gerçekçi olmak gerekirse, ferahlık beklemek yerine uyumlanmaya odaklanmak en hayırlısı... Bilim ve teknoloji dünyası, yeni normale süratle adapte olmak için durmadan güncelleniyor. Pandemi nedeniyle daha fazla kullanılan uzaktan eğitim ya da gelişmiş ev içi eğlence araçları gibi bazı teknolojik gelişmeler hayatımızda kalıcı olacak.


Doğada en çabuk uyumlanan, en kolay yolu bulandır; hayatta kalır ve devam eder... Dünya gezegeni ve insanlık bir dönüşüm süreci içinde. Bilirsiniz, derisini değiştirirken yılan, bedenini taşlara, çakıllara sürter. Dönüşüm, her zaman biraz sancılı ve sürtüşmeli olmuş. İyi olan bir şey de var: Gün geçtikçe daha çok insan yapısal düzende, yaşam tarzında değişim gereği hissediyor. Daha fazla insan duyarlı hale geliyor, farkındalığı artıyor. Bilinç düzeyi yüksek çocuklar dünyaya geliyor. Belli ki gelecek aydınlık. Şu yılları bir atlatalım...

Şimdi birlikte, teknolojik trendlerin 2021’e nasıl uyumlanacağına bakalım...

1. Dünyaya uzaktan bağlanmaya devam

Son yıllarda ofisler merkezi sistemden uzaklaşarak çok lokasyonlu yapıya dönüşmeye başlamıştı. Pandemi ile standart haline geldi. 2021’de dünyaya uzaktan bağlanmaya devam edeceğiz. Uzaktan eğitim, müfredatın kalıcı bir parçası olmaya başlayacak. Telesağlık ve uzaktan muayene uygulamaları artacak. Zoom gibi uygulamalar, sosyal paylaşımların odağında kalacak.

2. Yüksek düzeyde siber güvenlik

Dünyaya uzaktan bağlanırken dışarıya açılan kişisel, kurumsal ve finansal veriler ciddi oranda arttı. Tıbbi veriler, hacker’ların iştahını kabartıyor. Şirket ağlarına evden ulaşılması güvenlik açığı yaratıyor. Yeni normalde siber güvenlik her zamankinden önemli olacak. 

3. 5G amacına ulaşıyor

Yazının Devamını Oku