Görevini yerine getiriyor

Hande Yener’in son teklisi ‘Aşk Tohumu’, bende yüksek tempolu bir şarkı olmalıymış duygusu yarattı. Orta tempolu olarak düzenlenen parça adeta radyolar daha çok çalsın diye düşünülmüş bir versiyon gibi.

Hande Yener’in geçen yıl yayımladığı ‘Beni Sev’, güçlü nakaratı ve düzenlemesiyle bana göre 2018’in en iyi pop şarkılarından biriydi. Yolunu şaşırmış bir aşkın tohumlarının tükenişinden söz eden yeni teklisi, kalibre olarak bir ‘Beni Sev’ olmasa da Hande Yener standardı düşünüldüğünde görevini yerine getiriyor diyebiliriz. ‘Aşk Tohumu’; bende yüksek tempolu, ‘eller havaya maksatlı’ bir şarkı olmalıymış duygusu yarattı. Orta tempolu olarak düzenlenen parça adeta radyolar daha çok çalsın diye düşünülmüş bir versiyon gibi. Bu durumda bir remiks gerekiyor sanki. Şarkı böylece bambaşka bir potansiyele ulaşabilir. Yener’in eşzamanlı yayımlanan Faydee ve Rebel Groove eşliği ‘Gravity’den de söz edelim. Kendisi İngilizce sözlerle dış piyasalara açılma hedefi olan bir şarkıcı. ‘Evrensel olmak için önce yerel olmayı başarmak gerekir’ mottosundaki önkoşulu da yerine getirmiş bir isim. Ancak İngilizce şarkı söylemekle ilgili olarak yaşadığı telaffuz sorunlarını aşmak için biraz daha çaba göstermeli.

Görevini yerine getiriyor
Aşk Tohumu (Tekli) Hande  Yener Poll Production


Bu sorun, ‘Dili bu kadar dönüyor’ diyerek geçiştirilecek bir sorun değil ve şarkıların dış pazarda kabul görmesi için hızla çözülmeli çünkü bu durum, kendi teklisi ‘Love Always Wins’ için de geçerliydi. Hatırlatmak isterim; Ajda Pekkan mükemmel bir aksanla Fransızca şarkı okuduğunda tek kelime Fransızca bilmiyordu ama çok çalıştı. Hande Yener’inse İngilizce iletişim kurabildiğine eminim. Şarkının da ilgili coğrafyadaki potansiyeline aynı iletişim mesajını vermesi gerekiyor ve Hande Yener’in ses rengi o sound’lara çok yakışıyor.

Görevini yerine getiriyor

Başarılı bir solo kariyerinin başında

Yaklaşık 11 yıldır müzikle uğraşan ve yeni jenerasyonun dikkat çeken kadın vokallerinden Eda Baba (Güney Marlen’le birlikte Eski Bando günlerinden beri takip ederim) YouTube’da solo kariyeri için kendi kitlesini oluşturduktan sonra ilk albümüne odaklandı. ‘Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları 2’ projesi kapsamındaki ‘Senden Kalan Her Şey’ eşliği de yerinde bir hareketti. İyi bir yorumcu kendi YouTube kanalını açarak doğru cover ve eşliklerle yüzbinlerce kez izlenip yaklaşık 250 bin aboneye ulaştığında bir ekosistem yaratmaya başlıyor.
Kanalını kendi yöneten Eda Baba da bunun farkında ve belki bu nedenle ilk albümünün yapımcılığını üstlenmeyi tercih etmiş. Dün yayımlanan ‘Bir Küçük Tebessüm’ün öncü teklisi ‘Her Dakika Bir Saat’e bakacak olursak Akdenizli ruh halindeki hatta Ege’nin diğer kıyısına göz kırpan Eda, 90’lar göndermeli ve hatta bir dönem filminden fırlamış hissi veren sound’u; kemençesi, tamburuyla başladı ‘Kendi şarkılarımla varım’ demeye. Albümü oluşturan sekiz parçanın biri Cem Adrian (‘Sonbahar’), biri Üner Demir (‘Masa’) imzalı olmak üzere altısının yazarı Eda Baba olduğu için ayrıca memnun oldum. İlk tekli biraz ayrışsa da düzenlemeleri yapan Fırat İkisivri, Eda’nın cover’larıyla yarattığı etkiyi kendi şarkılarıyla bütünleyecek özgün bir albüm sound’u yaratmayı, Eda’nın vokalini parlatarak başarmış.
Hem musikişinas hem akustik, hem retro hem modern duygular uyandırıyor sound. Sözlerin samimiyeti de dinleyiciye hızla geçecektir. Şimdi Eda’nın yapması gereken, sık aralıklarla hemen her şarkısı için iyi video fikirleri düşünmek. ‘Gün Geceye Varınca’, ‘Bir Küçük Tebessüm’, ‘Sonbahar’ ve ‘Ezbere Biliyorum’a öncelik tanıyabilir. Bağımsız yapımcı olarak birçok engeli aşmak zorunda kalacak olsa da beni başarılı bir solo kariyerin başında olduğuna inandırmakta hiç zorlanmadı.

Görevini yerine getiriyor
EDA BABA Bir Küçük Tebessüm  Anonim Yapım

X

Dijital çağın pop yıldızı

Cardi B’nin agresif tavrı, tartışmalı sözler ve mizah duygusu içeren samimi bir rap tarzıyla buluşunca ortaya hibrit bir şöhret çıkmış oldu. Şu an ABD’nin en güçlü kadınlarından biri. Yeni teklisi ‘Up’ ise bu başarıyı devam ettireceğinin kanıtı.

Kısa sürede Grammy’ler, Billboard ve Amerikan Müzik Ödülleri alan, Guinness düzeyinde tescil edilmiş çok sayıda rekora hem müzisyen, hem kadın hem de bir rap’çi olarak imza atan Cardi B yeni çağın pop yıldızına güzel bir örnek. Vine ve Instagram’da yayımladığı videolarla büyük bir viral ilgi yakalayan Cardi B’nin alameti farikası olan agresif tavrı, tartışmalı sözler ve mizah duygusu içeren samimi bir rap tarzıyla buluşunca ortaya hibrit bir şöhret çıkmış oldu. Birçok önemli mecranın da onayladığı gibi Cardi B bugün ABD’nin en güçlü ve etkili kadınlarından biri... Önemli olan prestijse, Billboard tarafından ‘2020’nin Kadını’ seçilerek şov yaptı diyebiliriz. Bugün küresel anlamda zirveye tırmanmış durumda...

Geçen yıl, Megan Thee Stallion’la yaptıkları ve jet hızıyla yayılan ‘WAP’ şarkısı Cardi B için yeni bir eşikti. Ondan önce yaptığı iyi şarkıları tenzih eder, VH1 kanalı için hazırladığı reality show ‘Hiphop&Love’ı da kariyerinin dönüm noktalarından biri sayarım.

Ebeveynlere göre ‘ağzı pis’ bir kadın

Öte yandan ‘WAP’in başarısının ardından ne yapacağı önemliydi. ‘Up’ı dinleyince durmaya niyeti olmadığını iyice anladım. ‘Up’, ‘Güney sound’unda güçlü bir rap şarkısı. Parçanın geneline yayılan nakaratın etkisi yüksek.

Yeri gelmişken, şarkıdaki hiphop ritmi son derece basit ama gerisini oya gibi işlemiş Cardi B. Söz yazma başarısıyla da turnayı gözünden vurmuş. Ebeveynler onu ‘ağzı pis’ bir kadın olarak göredursun bugün kendi kuşağının en popüler rol modellerinden biri Cardi B... Çünkü rap’çimiz samimi, dobra ve hızlı... Dijital devrimin arzu ettiği gibi...

YENİ POP İÇİN KAZANIM

Yazının Devamını Oku

‘Tekrar tekrar’ dinliyorum

Mustafa Sandal ile Doğu Demirkol’un düeti ‘Tekrar’ı görünce ‘Şakalı bir şarkı değildir umarım’ demiştim içimden. Dinleyince 2021’in en iyilerinden biri olacağına inandım. Neyse ki Demirkol’un şakası şarkıda değil, klipte...

Türk popüler müzik tarihinin önemli şarkı yazarı ve figürlerinden Mustafa Sandal’ın kendini tekrar etme dönemi sürerken birkaç yazı yazmıştım. Özeti şuydu: İçindeki şarkı yazarına güvenmeli, ezber ettiği pop formüllerinden değil, ona 90’larda büyük başarı getiren samimiyetinden yola çıkarak şarkı yazmalıydı. O zaman dijital tüketiciden istediği tepkiyi alacak, görünümüyle olduğu kadar müzisyen kimliğiyle de her dem taze kalacaktı.

Sandal uzun süredir albüm yapmıyor. Teklilerle ilerleyişini bir tercih olarak görebiliriz. Vitesini de 2018’den beri arttırdı. ‘Aşk Kovulmaz’ ve Eypio ile yaptığı ‘Reset’, ardından ‘Gel Bana’ yeni bir Mustafa Sandal’ın başlangıcı oldu ancak bence iş zirvesine Zeynep Bastık’lı ‘Mod’la ulaştı. Önceki yıl yayımladığı ‘Masum Gibi’ ve salgın yılının ‘Damar’ıysa solo tekli olarak 90’lar ya da 2020’lerde yayımlaması fark etmeksizin ticari diyebileceğimiz birer Sandal şarkısıydı.

İddialı bir şarkı

2021’e geldiğimizde... Doğu Demirkol’la söylediği teklisi ‘Tekrar’ı dinlemeden önce önyargılıydım.  Öyle ya yeni nesle sempatik görünmek için genç ve başarılı bir komedyenle düet yapmak da neyin nesiydi... ‘Şakalı bir şarkı değildir umarım’ dedim içimden, dinlemeye koyuldum. Ve şimdiden 2021’in en iyilerinden olacağına inandığım çok iddialı bir pop şarkısıyla karşılaştım. Doğu Demirkol’un yazdığı sözlere ve ses rengine bayıldım. Beste ve düzenlemeye imza atan Hakan Kara’ya da buradan selam yollayayım. Doğu Demirkol’un şakası nerde peki? Olması gerektiği gibi Berk Karan’ın çektiği videoda... Sözün kısası ‘tekrar tekrar’ dinliyorum.

İSPANYOLCA ZORUNLULUĞU!

Billie Eilish’in ünlü İspanyol şarkıcı ROSALIA ile ortak çalışma içine girdiğini biliyorduk. Zira iki yıl kadar önce stüdyodan bir fotoğraf paylaşmışlardı. O iki yılda Eilish’in olduğu gibi dünyanın gündemi de öyle bir değişti ki... “ROSALIA’lı bir şarkı olacaktı; ne oldu o?” diye sormak aklımıza gelmedi.

Yazının Devamını Oku

Bir Teoman daha gelmez

Örnek aldığı isimlerinki gibi bir saygınlığa ulaşamadığını, ‘popçu gibi bir şey’ olduğunu düşünerek müziği bırakmıştı. Oysa bana göre kariyeri bir başarı hikâyesidir. 1996-2006 arasında yayımladığı 10 şarkıdan oluşan ‘Teoman ve Piyano’ albümünü çok beğendim.

Teoman’ın kendinden memnuniyetsizliği 2010’lu yılların başında zirveye ulaştı. Kariyeri boyunca yağmur gibi konser vermiş, sayısız hit şarkıya imza atıp üslubunca söylemiş, sözü ayrı bestesi ayrı ilgiyi hak eden bir rockstar olmayı başarmış bir kişiden söz ediyoruz. Peki, neydi bu memnuniyetsizliğin sebebi? Sevdiği işi iyi yaparak herkese nasip olmayacak bir başarı kazanmıştı. Ancak yaptığı hiçbir şey onu tatmin ve mutlu etmiyordu artık. Kendi kendisinin karikatürüne dönüştüğünü düşünüyordu. Acısını hafifletmek, zihnini yormamak için pansuman niyetine rock’n roll hayatına sığındı. Öte yandan bu hayat sık sık magazin kameralarına yakalanıyor, Teoman’ın mutsuzluğunu büyütüyordu. Teoman gelecekte bir magazin figürü olarak hatırlanmaktan korkmuştu.

Bir gün bir mektup yazarak müziği bıraktığını açıkladı dosta düşmana. O mektubu yazmasa söylediğine kendisi de inanmayacaktı. Yani biraz nefes almak, yüklerinden kurtulmak için Teoman’dan Teoman’a yazılmıştı mektup. Bir süre öylece durdu. Müziğin yerine bir şeyler koyma çabası sonuç vermedi ve geri döndü. Kafasında pişire pişire, kademe kademe döndü.

Bu yıl yeni albüm de yapabilir

Baba olmaya karar verdi, bir süre sonra da rock’n roll hayattan emekliliğe... Derken eski şarkılarına taktı kafayı. Hayranlarına ‘Aslında o şarkılar öyle değildi, siz eğlenin diye öyle yapmıştım. Bir de böylesi var’ demek istiyordu. ‘Koyu Antoloji’ böyle çıktı ortaya. Aradan iki yıl geçti ve ‘Teoman ve Piyano’ ile karşı karşıyayız.

Bana sorarsanız tüm bu çabanın temelinde ‘Örnek aldığım ozan müzisyenler Leonard Cohen, Tom Waits’inki gibi bir saygınlığa ulaşamadım, popçu gibi bir şey oldum’ inanışı ve huzursuzluğu vardır. Oysa gerçek öyle değil. Ben kendi adıma bir Teoman daha gelme ihtimalini çok düşük görüyorum. Kariyeri bir başarı hikâyesidir. Popüler olmuş ancak asla pop yıldızı gibi görülmemiştir.

‘Koyu Antoloji’yi de beğenmiştim ama Sabri Tuluğ Tırpan’ın piyano için düzenlediği, Teoman’ın 10 yıllık (1996-2006) döneminden seçilen ve iki günde tamamen canlı kaydedilen 10 şarkılık ‘Teoman ve Piyano’yu daha çok beğendim. İki çalışmanın ruhları aynı olsa da piyano için yapılan şarkı seçimleri ve bütünlük bu işi daha ilginç kılıyor. Teoman, 2015’ten beri yeni albüm yapmıyor. Bir rivayete göre bu yıl içinde o da olacak. “Hem olgunluk hem son albümüm olacak” diyor Teoman. İnanıp inanmamaksa sizin bileceğiniz iş.

LİSELİ KIZIN DOMİNO ETKİSİ

Yazının Devamını Oku

Aşk sayesinde yolunu buldu

One Direction’dan 2015’te ayrıldığından bu yana müzikal çizgisini yükseltmek için kafa yoran bir isim Zayn Malik. Tek bir romantik hikâyeyi parça parça anlatan son albümü, uzun süredir birlikte olduğu ünlü model Gigi Hadid’le aşklarının bir yansıması gibi...


11 şarkılık yeni albümden bir hafta önce ‘Vibez’ teklisini yayımladı ZAYN. One Direction gibi çok başarılı olmuş bir boyband’den gelip ayrıldıktan sonra solo kariyerinin müzikal çizgisi hakkında kafa yoran, bana göre her albümde içerik açısından güç kazanan nadir müzisyenlerden biri o. Böyle düşünmemin öncelikli sebebiyse üçüncü solo albümü ‘Nobody Is Listening’de kaydettiği ilerleme... ZAYN, sound’unu her albümde R&B’ye biraz daha yakınlaştırdı. Kadifemsi ses rengi ve vokal üslubu da 90’lar ve 2000’lerde başarılı olmuş boyband’lerin mayasındaki ana unsurlardan R&B’yle bütünleşiyor ve aşk şarkılarına pek yaraşıyor.

ZAYN’in ‘Nobody Is Listening’de bir albüm bütünlüğü kaygısı olduğunu, hatta albüm boyunca tek bir romantik hikâye anlattığını söylemek gerek. Bunu hem sözler açısından hem de şarkıların ruh hallerine bakıldığında açıkça görebiliyoruz. Dijital çağda, ne ince davranış... Şarkılar adeta bir aşk ilişkisinin geçtiği evreleri simgeliyor. Reddedilme, hüzün, kavuşma, arzu, hatta şehvet... Şehvet demişken ZAYN’in önceki iki albümünde belirgin olan ‘seksilik’ bu albümde sadece ‘Sweat’ ve ‘Windowsill’ adlı şarkılara yüklüyor misyonu.

Aşk dediysek gerçek bir aşktan söz ettiğimizi de ekleyelim. Malumunuz ZAYN’in uzatmalı partneri Gigi Hadid. Kendisinin ünlü modele olan büyük aşkı ve bunun şarkılara samimiyetle yansıması sanatsal başarısının temelindeki sır bana kalırsa. Tabii hikâye anlatma becerisinin de altını çizelim.

Sanatçının ‘Mind Of Mine’ ve ‘Icarus Falls’ albümlerini kısmen beğenmiştim. Çünkü tutarlılık ve yön bulma problemi yaşayan bir Zayn Malik vardı ilk iki albümde. Bu noktadan hareketle ‘Nobody Is Listening’ bütünüyle ilgimi çekti diyebilirim.

BİR DAHA DA GÖRMEDİK ÖYLE YAZI

Sertab Erener’in ikinci stüdyo albümü olan, Erekli-Tunç ve Attila Özdemiroğlu stüdyolarında kaydedilen ‘La’l’, Türk popüler müzik tarihinin önemli albümlerindendir. Erener’in ilk albümü ‘Sakin Ol’ ile sonrasındaki ‘Sertab Gibi’ arasında bir olgunlaşma köprüsü olma vazifesi de vardır. Bir diğer tanımla sanatçıyı tam anlamıyla Sertab gibi olmaya götüren albümdür.

Yazının Devamını Oku

Kadın ve aşk hikâyelerinin şahidi

Melisa Uzunarslan’ın yeni şarkılarında ne yaptığını bilen, içinden geleni özgürce ifade eden bir müzisyen görüyorum. Bazen ilk ağızdan anlatır gibi, bazen de tanıklık etmişçesine kadın ve aşk hikâyeleri sunuyor.


Keman ve kompozisyon eğitiminde burslar ve birincilikler aldı. Klasik müzik orkestralarının yanı sıra Sezen Aksu, Sertab Erener, mor ve ötesi ile çalıştı. Teoman’ın orkestrasında keman çaldı ve vokalistik yaptı. Tüm bunları sıralayınca Melisa Uzunarslan’dan söz ettiğimi anlayacağınızı düşünüyorum.

Ancak kendisini en mutlu edecek olanın bizzat yazıp söylediği şarkıları dinleyip sahip çıkmanız olduğunu gayet iyi biliyorum. Kendisi solo kariyerine başladığından beri bu amaç için çabalıyor. Bu çabanın hedefinde ‘popüler’ şarkılar kadar, Uzunarslan’ın yeni dalganın doğal bir parçası olarak kendi üslubuyla alternatif işler üretmesi, klasik kemancılığı kadar rock’çılığı da var...

Kafası karışıktı ama...

2017’de yaptığı ‘Bir Aşk Şarkısı’ ve ‘Bu Gece Kaç Kadeh’ adlı şarkılarında doğru yolda olduğunu düşünmüştüm. Ancak albümü ‘Tanıdığım En Güzel Deli’de düzenlemeler açısından bir kafa karışıklığı vardı. Sonra gelen tekli ‘Kendimi Kaybettim’de taşlar yerine oturur gibiydi. Can Algeç’le Yavuz Çetin şarkısı ‘Sadece Senin Olmak’ ve Serkan Ferat’la iki şarkılık ‘Öyle Ya da Böyle’ eşlikleri gitar-vokal ağırlıklı ve akustik kafalı ama dikkat çekiciydi. Şimdi yeni EP, ‘Büyük Buhran’daysa ne yaptığını daha iyi bilen, içinden geleni özgürce ifade eden bir müzisyen görüyorum. Bunda düzenlemelerin ve gözettiği bütünlüğün etkisi büyük.  Gerçek olduklarını düşündürecek güçte kadın ve aşk hikâyeleri üzerine kurduğu, bazen tanıklık etmişçesine, bazen de ilk ağızdan anlatır gibi samimi bulduğum şarkı sözleri de etkiyi arttıracaktır. ‘Öksüz’ ve ‘Süheyla’ ile başlayıp tümünü dinleyin... 

ÖMÜR BOYU TEKLİ Mİ YAPACAK!

Yüzyüzeyken Konuşuruz’un solist ve gitaristi Kaan Boşnak solo albüme doğru hızla koşuyor gibi bir süredir. Anıl Piyancı ile yaptıkları ‘Varsın’ ve ‘Demos’ adlı EP’sini saymayalım; ‘Bırakma Kendini’, ‘Bebeğim’ ve ‘Seni Buldum Ya’ ile birlikte ‘Barbar’, 2020’de yayımladığı dördüncü tekliydi. Ömür boyu tekli yapsa şaşar mıyız? Bence hayır. Ancak müzikte dijital çağın sunduğu avantajlardan biri olarak görünen tekliler ve ‘her şarkıda başka bir sound kafası’ bazı durumlarda çalışmayabilir. Örneğin; ticari başarılardan azade olarak ‘Bırakma Kendini’, Yüzyüzeyken Konuşuruz şarkısından ayırt edilemedi. ‘Bebeğim’se dans altyapısı ve nakaratıyla en ilginç Kaan Boşnak şarkısıydı belki. ‘Seni Buldum Ya’da ikisinin ortası bir yerdeydi. Şimdi ‘Barbar’la iyi şarkıyla kendi sound’unda tertemiz bir noktaya ulaşmış. YYK hayranları ne der bilmem ama müzisyenlik ve solo kariyer düzleminde değerlendirince yorumum bu. Mesele sadece tekli/albüm meselesi değil. ‘Niye Yüzyüzeyken Konuşuruz’a ek olarak Kaan Boşnak da dinliyoruz’ sorusuna bir cevap.

Yazının Devamını Oku

Atipik bir işbirliği enerjisi

İrem Derici yeni yılın ilk gününde Sagopa Kajmer’in bir şarkısıyla çıktı karşımıza: ‘Vazgeçtim İnan’. Derici, parçayı kendi üslubuyla icra etmeyi başarmış. Demek ki rap’çiler artık şarkı yazarı olarak anaakımın radarına girebiliyor.

İrem Derici, Sinan Akçıl ve Mustafa Ceceli ile birlikte söyledikleri ‘Çok Sevmek Yasaklanmalı’ adlı aşk şarkısını geçen yıl Sevgililer Günü’nden bir gün önce yayımlamıştı. Henüz karantinaya girmemiştik. Derici, bir remiks içeren iki şarkılık (‘Senin Hastan’ ve ‘Güz Dönümü’) solo teklisi için kasıma kadar bekleyecekti. 1 Ocak’taysa ‘Vazgeçtim İnan’ı yayımladı ve büyük ilgi gördü. YouTube’da iki günde 1 milyon izlenmeyi aştı.

‘Vazgeçtim İnan’, söz ve müziği Türkçe rap’in duayen ismi Sagopa Kajmer’e ait ve kendisinin 2019 tarihli ‘Sarkastik’ EP’sinde yer alan bir şarkı. Öte yandan Derici’nin yorumundaki künyede Sagopa Kajmer eşliğiyle ilgili bir bilgi yok. Sebebine gelince, Alper Atakan tarafından ustalıkla yapılmış düzenlemede parçada yer alan kısa rap bölümünün üstesinden de İrem Derici geliyor. Rap matematiği gözetilerek yazılmış sözler içeren şarkıyı kendi üslubuyla icra etmeyi başarmış Derici. Parçanın en önemli mesajı derseniz, ‘birçok rap müzisyeninin artık şarkı yazarı olarak da anaakım şarkıcılarının radarına girmesi gerektiğidir’ derim. İrem Derici’nin şarkı hakkındaki ifadesi aynen şöyle: “İlk dinlediğimden beri ciğerimi söken bir şarkıydı.”

Video, rap’e uygun değil

Sözün kısası, şarkıya damgasını vuran İrem Derici ve eser sahibi Sagopa Kajmer’in bakış açılarından atipik diyebileceğimiz bir işbirliği enerjisi çıkmış ortaya. Yönetmenliğini; klasik simgesel bir anlatımla (Denize girmeli, caddede tek başına koşmalı, sahilde salınmalı, sandalye yakmalı) Murat Joker’in üstlendiği (ki kendisi Türkiye’nin ilk b-boy/break dansçılarından olup hiphop camiasının içindendir) videoda da keşke daha yalın ancak rap ruhuna uygun bir görsel ifade tercih edilseydi. Sonuç daha çarpıcı olabilirdi.

Eğlenceye devam!

Kylie Minogue’un ‘DISCO’ albümü bana kalırsa karantina ruh haliyle mücadele eden şahsiyetli albümlerden biriydi. Lady Gaga, Dua Lipa, Ariana Grande, BLACKPINK, Elton John, Gwen Stefani, Madonna ve Angele gibi isimlerle zenginleşmişti.

Yazının Devamını Oku

Bu yıl müzikseverleri neler bekliyor?

Zor bir yılı geride bıraktık, yenisinden de beklentimiz sınırlı. Sevdiğimiz müzisyenleri ne zaman canlı canlı izleyeceğiz bilmiyoruz ama birçok isim yeni yıla yeni şarkı ve albümleriyle hazır! Kimisi eserlerini yayımlamak için gün sayıyor, kimi son dokunuşları yapıyor.

Pandemi birçok sanat dalını olumsuz etkiledi. Ancak küresel konser ekonomisinin çapını düşününce müzik endüstrisi üzerindeki etkisi daha yıkıcı oldu. Bu, neredeyse tüm geliri canlı performans üzerine kurulu Türk müzisyenlerini açlık sınırına kadar getirdi.

2020’den çıkarılan dersler 2021’e ışık tutacak. Türk müzisyenlerin öncelikle kayıt altında çalışıp proje ve sorunları için ortak dil oluşturmalarını diliyoruz. Şarkı yazarlığı ve yorumculuktan doğan telif haklarına ek olarak yapım hakkından (dijital dinlenme ve izlenme gelirleri) da paylarına düşeni almaları hayati...

Her yerde Kenan Doğulu

2021’de konserlere, turnelere dair beklentimiz sınırlı. Bu nedenle üretken olmak, fark yaratacak şarkı ve projelere imza atmak bir zorunluluk... 

Kenan Doğulu, beş şarkılık bir albüm hazırlığında. Ayrıca eşi Beren Saat’in ilk albümünün prodüktörlüğünü de üstlenecek. Bade Karakoç’unsa ilk albümünü yapacak. Bu yıl çıkacak Ozan Doğulu, Erdem Kınay, İskender Paydaş albümlerinde de birer şarkısı olacak. Doğulu, Yeni Türkü’nün 40’ıncı yılı için hazırlanan albümde ve Şehrazat saygı projesinde yorumlarıyla yer alacak. Sevgililer Günü haftasında da ‘Boğazımdan Geçmiyor’ adlı şarkısının özel bir videosu yayımlanacak.

İki yıllık konsept albüm

Yalın ve Sıla ise cuma günü ortak teklilerini yayımladılar. Yalın’ın ‘Deliler Okulu’ adlı teklisi sırada... Gripin, Alpay’a saygı albümünde yer alıp tekli ve düetlerle ilerleyecek.

Yazının Devamını Oku

Amatör DJ’lere tavsiyeler ve çalma listeleri

Bu kez ünlü DJ’leri ve müzisyenleri dinlemeye gidemeyeceğiz. Ama müziksiz de olmaz. Biri elbet sorumluluğunu yüklenecek. “Ne dinleyeceğiz” sorusundan sonra bakışların yöneldiği ‘arkadaş’ sizseniz dersinizi çalışın, tavsiyelere kulak verin.

DİNLEYİCİNİN NABZINI TUTUN, YUMUŞAK GEÇİŞLER YAPIN

- Eğlence odaklı olmak istiyorsanız orta tempolu parçalardan başlayıp temponuzu kademe kademe yükseltin. En yüksek tempoya yeni yıla geri sayımdan hemen sonra ulaşmanız gerektiğini unutmayın.

- Slow ya da balad türü şarkıların ne zaman devreye gireceğini dinleyicilerin ruh hali ve enerji potansiyeli belirleyecek. Bu seçkiler gecenin bitişe yaklaştığı anlamına geldiği için zamanlamaya dikkat edin.

- Dinleyicinin nabzını tutmaya, istek şarkısı olan birkaç kişinin değil genelin beklentilerini dikkate almaya özen gösterin. Her yeni şarkıda tepkileri ölçün. İstek parçalar akışınıza uygunsa, çalın. Çalmak istemiyorsanız kibar bir bahane üretmeyi unutmayın.

- Hazırladığınız listeleri Spotify, Apple Music, YouTube Music, Fizy, iTunes gibi platformlardan çalacaksanız ‘çapraz geçiş’ ayarını 10-12 saniye seviyesine getirin ki geçişleriniz yumuşak olsun.

BU UYGULAMALAR FAYDALI

- Kendi dijital arşivinizden çalmak istiyorsanız Traktor DJ, Virtual DJ vb. bir uygulamayı edinmeniz faydalı olacaktır.

- Manuel geçişlerde çalacağınız parçayı önceden başlatıp ses kanalını kapalı tutun. Geçiş sırasında çalmakta olan parçayı hafifçe kısarken çalacağınız parçanın ses kanalını yine hafifçe açın.

Yazının Devamını Oku

Kulaklara derin kazınanlar

Sadece albümler değil; tekliler, serilerin devamları, ortak işler ve düetler... 2020 korkulduğu kadar verimsiz bir yıl olarak geçmedi. Bu yıl dinlediklerimizi belli başlıklar altında toplayacak olursak karşımıza aşağı yukarı şöyle bir tablo çıkıyor...

KADIN GÜCÜ KAZANDI

Dua Lipa

Dua Lipa’nın Blessed Madonna’lı remiksleri dahil ‘Future Nostalgia’, Lady Gaga’nın ‘Chromatica’, Kylie Minogue’un ‘DISCO’, Miley Cyrus’ın ‘Plastic Hearts’ ve Ariana Grande’nin ‘Positions’, Alicia Keys (Alicia), Selena Gomez (Rare), Katy Perry (Smile) albümleri karantinadayken dansa davet etti dinleyenleri. 2019 albümüyle Grammy’leri silip süpüren ve 2021 adaylarından Billie Eilish ise ‘Therefore I Am’ teklisiyle bu ekibe dahil oldu. Beyoncé ‘Black Parade’le yine ses getirdi. Taylor Swift pırıltılı pop bir çalışma yerine karanlık, piyano odaklı bir albümle geldi. Ancak ‘Folklore’, kariyerinin en iyi siydi. Yılın son günlerinde yayınlanan ‘Evermore’ ise ‘Folklore’un yedekleri değil, devamıydı. İki deneyimli müzisyen kadın, Roisin Murphy (Roisin Machine) ve Fiona Apple (Fetch The Bolt Cutters) yeni albümleriyle çıtayı çok yükselttiler. HAIM’in ‘Women In Music Pt. III’ albümü yılın en iyilerindendi. BLACKPINK, ‘The Album’de K-Pop yaparak dünyanın en ünlü kız grubu oldu.

ROCK'ÇILARIN DÖNÜŞÜ

Deep Purple

Rock/metal dünyasının eskileri Rolling Stones (Living In A Ghost Town), AC/DC (Power Up), Deep Purple (Whoosh!), Pearl Jam (Gigatone), Ozzy Osbourne (Ordinary Man), The Strokes (The New Abnormal), Sepultura (Quadra), Smashing Pumpkins (Cyr), Bush (The Kingdom), Deftones (Ohms), Coldplay (Everyday Life), Green Day (Father of All), Nine Inch Nails (Ghosts 5-6) albümleriyle ses getirdiler.

HIP-HOP CAMİASINDAN...

Yazının Devamını Oku

Bu ‘kardeş’ daha iyi!

Tam 2020’yi temmuzda yayımladığı ‘Folklore’la kapattı derken Taylor Swift doğum gününde yeni bir albüm yayımladı: ‘Evermore’. Bu albümlerin kız kardeş olduğunu söyleyen Swift’in ne demek istediğini dinledikçe anladım. Bence yenisi eskisinden daha iyi.

Taylor Swift, 2020’ye damga vuran albümlerden ‘Folklore’u temmuzda yayımlamıştı. Sade ve içtenlikli, biraz karanlık ama duygusal ve ilginç hikâyeler anlatan, şarkı yazarlığı seviyesi açısından yüksekti.  Küresel anaakımın hedeflerine büyük oranda uygun bir diskografiden sonra Swift’in kendine has ‘alternatif’ bir kulvar yarattığı iş oldu ‘Folklore’... Adı üstünde, Amerikan folkundan yola çıkıyordu ama ‘gotik’ bir tavrı vardı.

Taylor Swift, kariyeri boyunca birçok müzik türünden beslendi. Öte yandan ticari sonuçlar için formüllere başvurarak değil, kendini ararken iyi şarkılar üreterek başarı kazandı. ‘Folklore’u 30’lu yaşlarının başındaki Swift’in başyapıtı olarak görüyordum. Karantina döneminden sanatçı olarak kârlı çıktığını ve yılı böyle kapatacağını düşünüyordum. ‘Folklore’un ‘deluxe’ versiyonunun ardından (‘The Lakes’ adlı ekstra şarkıyla) albümden farklı konseptler üreterek yayımladığı EP’leri ve kasım sonunda kendi yönettiği ‘Folklore: The Long Pond Studio’ belgesel konser filmini paylaştı. Belli ki bu albümle çok sıkı bir bağ kurmuştu ve kopmakta güçlük çekiyordu.

Özen göstererek dinleyin

2020’yi geride bırakmamıza sayılı gün kalmışken Swift büyük bir sürpriz yaparak doğum gününde ‘Evermore’ adlı bir albüm daha yayımladı. Önce ‘Folklore’ albümüne giremeyen, ‘B Yüzü’ diye tabir ettiğimiz ya da yedek şarkılardan oluşan bir albüm olduğunu düşündüm. Ancak dinledikçe ‘Evermore’un ‘Folklore’un kız kardeşi olduğunu söyleyen Swift’in ne kastettiğini anladım. Aynı şemsiyenin altına girebilecek sound ve güçte o kadar çok hikâye ve şarkı biriktirmişti ki...

‘Evermore’un çıkışını 2021’e erteleyebilirdi ancak yapmadı. Çünkü 13 yaşından beri 31’inci yaş günüyle ilgili hayaller kuruyordu. 13; uğurlu sayısı olduğu için tersten uğuruna inandığı 31’inci yaşını 13 Aralık’ta ‘Evermore’la taçlandırmayı uygun gördü. Tahmin edebileceğiniz üzere albüm ‘Folklore’ gibi Swift ile Jack Antonoff ve The National’dan Aaron Dessner ortak imzasını taşıyor. ‘Evermore’u sonradan bir remiksini de yayımladığı ‘Willow’; ‘Gold Rush’; HAIM eşliğiyle ‘No Body, No Crime’; The National eşliğiyle ‘Coney Island’ ve Bon Iver eşliğiyle albüme adını veren şarkıyı ilk sıraya alıp 15 şarkıya ayrı ayrı özen göstererek dinleyin. Bana sorarsanız ‘Folklore’dan da iyi.

ŞARKI YAZARKEN SORUN YAŞAMIYOR

Birden fazla sanat alanında ürün verirken tarzı, müzisyen kimliği, şarkıları, sound’u ve yorumuyla ortağı Can Saban’la oluşturdukları pop-rock kulvarının hakkını veriyor Can Bonomo. ‘Ruhum Bela’ albümü sonrası ilk tekli olan ‘Sen Bunları Duyma’ ile martta başladığı 2020 serisine melodik yanı güçlü şarkılarla devam edeceğini temmuzda yayımladığı ‘Güneş’ teklisiyle belli etmişti. Ve yıl biterken 2020’nin üçüncü ve son teklisi ‘Yine Karşılaşırsak’la karşılaştık. Görüyoruz ki güçlü melodiler ve iyi sözler yazma konusunda büyük sıkıntı yaşamayan müzisyen bu anlamda gönlünden geçen sound’u daha olgun bir bakış açısıyla hayata geçirip tarzının altını çiziyor. Şunu da belirtmek isterim, ‘Yine Karşılaşırsak’ orta tempolu ve etkili bir nakarata sahip ‘Türk pop-rock’ bir şarkı olarak benim gelecek Can Bonomo albümüyle ilgili beklentilerimi ilk iki tekliden daha net simgeliyor.

Yazının Devamını Oku

O artık çok mutlu

Bugüne kadar 150 milyona yakın fiziksel albüm satmayı başarmış, defalarca platin plakla ödüllendirilmiş, Grammy sahibi olma onuruna erişmiş; inişli çıkışlı dönemleri geride bırakmış, önayak olduğu yardım projeleri sayesinde ‘hayırseverler kraliçesi’ olarak anılmaya başlamış, hayatından memnun 39 yaşında bir müzisyen: Britney Spears


Bir süre önce ‘Mood Ring’i (daha önce bir Japonya baskısında yer alan) yayımlayan Britney Spears, 2016 tarihli albümü ‘Glory’ye girmeyen ancak ilgiye değer şarkısı ‘Swimming In The Stars’ı 39’uncu yaş günü olan 2 Aralık’ta hem kendine hem de hayranlarına hediye etti. Şarkının 45’lik plak formatıysa
4 Aralık’ta ve özel bir sunumla ‘Urban Outfits’ mağazalarından hayranlara ulaştı. Spears, doğum günü için sevgilisi Sam Asghari’yle Hawaii’ye uçtu. Kendisi aşk tatilinin tadını çıkarırken sözlerinde ‘Haydi gidelim/Yıldızlar arasında yüzelim bu gece/Dünya bizim’ dediği ‘Swimming In The Stars’a genel olarak pırıltılı bir ‘synth’ atmosferi hâkim. Spears’ın nerede duysanız ayırt edeceğiniz güçlü vokali ve parçanın yumuşak akan düzenlemesini, nakaratını seveceğinizi sanıyorum.

Dün yayımlanan 2020 model ‘Glory’ delüks versiyon albümde yer alan ve Spears’a, çağdaşı ünlü boyband Backstreet Boys’un eşlik ettiği ‘Matches’a da dikkat.

ESKİNİN YENİSİ

‘Yüzünü doğuya çevirmiş psikedelik rock’ın harika çocukları’ diye nitelememize sebep olacak güçte bir grup King Gizzard & The Lizard Wizard. Açıkçası ‘K.G.’nin yerinde sayan bir albüm olduğunu söylemek istemem. Öte yandan pek yeni bir şey söyleyemeyen, Ortadoğu coğrafyasında gereğinden fazla dolaşan ama hayranları mutlu edecek bir albüm bu.

ŞARKININ HAKKINI VERMİŞ

Yazının Devamını Oku

JLO ‘Seni her daim seviyoruz’

‘In The Morning’ teklisi, seksi fotoğraflarıyla bugünlerde yine dünyayı konuşturan Jennifer Lopez’in beklenen albümünün göstergesi gibi... Şarkı, sizi hemen yakalayan bir hit adayı.


Jennifer Lopez, geçen yıl French Montana ile yayımladığı ‘Medicine’ teklisi ve remiksleri sonrası Dayvi ve Victor Cardenas’la ‘Baila Commigo’yu çıkarmıştı. Sanatçı karantina selamınıysa bu yıl haziranda, ’99 tarihli hit şarkısı ‘If You Had My Love’ın remiksiyle verdi.

Ancak Lopez açısından 2020’nin en kayda değer işi kuşkusuz Maluma’yla yaptığı iki şarkı ‘Pa’Ti’ ve ‘Lonely’ oldu. Bu şarkılar salgın koşulları izin verirse 2021’in mayısında vizyona girecek ‘Marry Me’ (Evlen Benimle) filminde paylaşılacak. Bobby Crosby’nin aynı adlı çizgi romanından uyarlanan ve Kat Coiro’nun yönettiği romantik komedide Maluma ve Jennifer Lopez dışında Owen Wilson da rol alıyor. J-Lo, filmden kareleri sosyal medya hesaplarında paylaşmaya başladı. Latin müziğini kitlesel hale getirerek 80’lerin ortasından beri gündemde kalmayı başarmış Lopez, son dönemde üç-dört yıllık aralıklarla albüm yapmaktaydı. Son albümü ‘A.K.A.’in üzerinden altı yıl geçtiğini ve şu sıralar yeni albüm için çalıştığını da söyleyeyim. Geçen günlerde sosyal medyadan ‘pek yakında’ kıvamında bir fotoğraf da paylaştı kendisi. OneRepublic’in Ryan Tedder’ıyla görünen Lopez, ‘Çok az kaldı’ dedi. Ancak prodüktör ve şarkı yazarı Tedder’le bir düetten mi yoksa birlikte çalıştıkları yeni albümden mi söz ettiği anlaşılamadı.

Beklenen albümle ilgili en önemli gösterge olduğunu düşündüğüm yeni tekliyeyse geçen günlerde kavuştuk. ‘In The Morning’ sizi dinler dinlemez yakalayan bir hit adayı. Kapağındaki 51’lik Jennifer Lopez’in estetik ve nü fotoğrafıyla sosyal medyayı konuşturmayı da başardı. Sözün kısası Lopez büyük sürprizlere hazırlanıyor sanki.

‘In The Morning’in çıkışını Maluma ile sergiledikleri sahne şovu sonrası Amerikan Müzik Ödülleri’ni takiben açıklayan Lopez, 10 Aralık’ta da ‘Müzikte Kadınlar’ etkinliğinde ‘İkon Ödülü’nü alacak. Zaten kendisiyle ilgili tartışılmayacak bir gerçek varsa o da ikonluğu kanımca. Meraklısı için not: Şarkının ‘Beni sevdiğini sabahları da söyle, sadece vücudumu istediğin akşam saatlerinde değil’ sözleri, evrensel bir erkek cinsi eleştirisi olabilir.

KENDİ YOLUNDA EMİN ADIMLAR ATIYOR

Gökhan Türkmen’in büyük hit’ler yaratabilmiş bir popüler müzik sanatçısı oluşu bir yana kendisini Gökhan Türkmen yapan bazı kıymetli özellikleri var. Piyasa beklentilerine kulak tıkayıp kendi inandığı müziği yapmak bunlardan en önemlisi. Son albüme de adını veren ‘romantik’ duruşu; yarattığı akustik pop-rock sound’u; cazla flört eden hali, Fransızca şarkı yapmaktan çekinmeyişini de sayabiliriz bu özellikler arasında.

Yazının Devamını Oku

Yeni suç ortakları

Miley Cyrus’ın bir diğer cesur ve yenilikçi kadın Dua Lipa ile bir araya gelişi büyük ikramiye gibi... Aralarındaki enerjinin ‘suç ortaklığı’ enerjisi olduğu ‘Prisoner’ adlı şarkının her halinden belli.


İlk bakışta ‘sabun köpüğü pop’ gibi görünen ancak kadın vokallerinin içindeki rock/metal enerjisiyle şahlanan şarkıların sayısı arttıkça benim umutlarım artıyor. Bu bağlamda, hem tarz hem de sound ve şarkılarıyla bendeki yeri ayrı olan Miley Cyrus’ın bir diğer cesur ve yenilikçi kadın Dua Lipa ile bir araya gelişiyse büyük ikramiye gibi oldu!

Miley Cyrus’ın son albümü ‘Plastic Hearts’ın ilk teklisi ‘Midnight Sky’ için beklediğimize değmişti. 1980’lerin pop-rock şarkılarını disko ortamıyla harmanlayıp özlediğimiz kadın vokallerin nostaljisini yaşatmıştı. Joan Jett, Debbie Harry gibi isimlere selam duruyor, Stevie Nicks’in ‘Edge Of Seventeen’inden alıntı yapıyor, sonra 72’sindeki Nicks’in de eşlik ettiği bir remiks yayımlıyordu.

‘Slide Away’de biten ilişkinin hicranını yaşayıp dövünen kadın ‘Midnight Sky’da özgürlük bayrağını açmıştı. İşte o bayrağı dalgalandırmak üzere Dua Lipa ile ‘Prisoner’ı yaptılar diyebiliriz kısa yoldan.

Bir nevi ‘ısıran’ pop

Şarkının videosunda iki kadın punk-rock solisti rolündeki müzisyenler şarkının punk zeminine oturmuş sert 80’ler diskosu kıvamlı sound’unu destekliyor. Bir nevi ‘ısıran’ pop! Görsel dilde de ‘Thelma ve Louise’ filminin havasını yakalamayı başarmışlar. ‘Plastic Hearts’ın bütününde gözlemlendiği üzere (daha önce konserlerinde icra edip yayımladığı Blondie cover’ı ‘Heart Of Glass’, The Cranberries cover’ı ‘Zombie’ gibi şarkıların varlığıyla) 2020’lerin popüler ve rocker ‘kötü kızı’ olmaya en yakın kadının Miley Cyrus olduğu apaçık. Daha önce Metallica, Nine Inch Nails, Pearl Jam gibi grupların şarkılarını söylediğini, hatta bir Metallica cover albüm hazırlığında olduğunu da unutmayalım tabii.

‘Plastic Hearts’ albümünün alameti farikası diyebileceğimiz ‘Prisoner’ kendi duygularının pususuna düşüp bir ilişkiye hapsolmuş özgür kadınlardan söz ediyor. Videodaysa şarkıyı tüm eski sevgililerine adayıp ufak bir küfür sallamaktan da geri durmuyorlar. Dua Lipa, ‘Future Nostalgia’daki şıkır şıkır vokalini bu şarkıya transfer etmeyi başarmış. Bunu yaparken de Miley Cyrus’tan rol çalmamış. Aralarındaki enerjinin ‘suç ortaklığı’ enerjisi olduğu, şarkının her halinden belli. İkili bu dengeyi gözettiği bir albüm yapsa ayrıca dinlenir ama siz yine de Miley Cyrus’ın ‘Plastic Hearts’ına odaklanıp 15 parçalık bir ziyafet çekin.

Yazının Devamını Oku

Doğduğu ‘bağımsız’ toprağa geri dönüyor

Kalben, ‘Perişahı’nın Kızı’ teklisiyle kadın ruhu, bedeni ve aklı üzerinde kurulan baskıyı bir baba-kız ilişkisi aracılığıyla anlatıyor. Şarkı ticari açıdan kaygısız yani özgürce yapılmış. Kalben’in ‘bağımsızlığının’ ispatı!


Kalben ile yeni teklisi üzerine konuştum ve yeni bir eşiğe geldiğini hemen anladım. Artık kendini daha özgürce ifade etmek istiyor. Dijital dünyanın zaten sunduğu bu olanağın yanı sıra pandeminin sonucu olarak yaşadığımız, en çok da sanatsal üretim yapan insanların ezberini bozan yeni dönem herkes için yeni kararlar anlamına geliyor.

Kendi babası ve tüm babalara...

Kalben artık şarkılarını bir müzik yapım şirketiyle değil bizzat yayımlama kararı almış. Şirketinin adı: Hoş Bir Seda. Hoş olan Seda Hanım, Kalben’in rahmetli anneciği. Şarkının kapak fotoğrafında Seda Hanım’ın çektiği bir ‘baba-kız’ fotoğrafı var. Kalben, ‘bu kubbede baki kalacak hoş sada’ya da böylece selam duruyor. “Annemin adı Seda olduğu için, onunla hatıra üretmeye devam etmenin bir yolu olarak bağımsızlığa dair adımlarımda sesinin olmasını istedim” diyor.

‘Perişahı’nın Kızı’ formu ve düzenlemesiyle farklı. Kalben’in ‘ozan kadın’ özelliğini öne çıkararak türküye yakın bir üslupla okunmuş, ticari açıdan kaygısız yani özgürce yapılmış. Yapılırken de hissedilmiş... Şarkıda Kalben’e divanıyla İsmail Elgün eşlik ediyor.

Türkiye’nin kadın meselelerine ilişkin hassasiyetini gerektiğinde aktivist bir tavırla ifade eden Kalben, şarkısında bir ‘baba/otorite’ figürü olarak üstün konumlanmış kişi ve kurumların açtığı yaralar ve kadın cinayetleri gerçeğiyle baş etme halinden ilham alıyor. Erkek egemen bir toplumda kadın ruhu, bedeni ve aklı üzerinde kurulan baskıları bir baba-kız ilişkisi üzerinden anlatıyor. Başta kendi babası, tüm babalara mektup yazıyor.

Özgürlükten söz etmişken Kalben’in bundan sonra kaydedeceği teklisi, sözleri tamamen İngilizce yazılmış ‘Hey Stella’ olacak. Parçanın düzenlemesi henüz bitmemiş  ama geçen günlerde Youtube’daki İpek Atcan’ın sunduğu ‘Sesini Aç’ programında ilk kez canlı olarak okudu şarkıyı. ‘Hey Stella’nın Kalben’in ağzından hikâyesiyse şöyle: “Şarkı aynı ağaçtan yapılmış bir gitar ve tekneden söz ediyor. Gitar tekneye âşık oluyor ama birlikte olmaları imkânsız. Satılabilir herhangi bir değere; maddeye, eşyaya, başarıya bağımlı olan birine âşık olmanın imkânsızlığını anlatmaya çalıştım.”

Dilerim bir sürü dilde şarkı söyleriz

Yazının Devamını Oku

Hazinesi disko topu

Efsane döndü, Kylie Minogue yeniden aramızda... ‘Disco’ adlı yeni albümü birlikte dans edebileceğimiz gelecek günlere atfen yazılmış. Albümdeki şarkılar size dünya dertlerini kısa süreli de olsa unutturacak.



Nick Cave; nasıl sadece Avustralya’ya değil yerküreye ait bir kültürel hazineyse Kylie Minogue da aynen öyle. Ancak hazine olma durumunu sürdürülebilir kılma açısından Minogue’un işi biraz daha zor. Cave için, müzik endüstrisi trendleri zerre kadar önemli değil mesela. Hatta kendisinin hazine olma nedeni bu trendlerden uzak durmasıyla ilgili. Kylie ise yaşı ilerlerken o denli özgür değil. Beni etkileyen en son albümü ‘Aphrodite’ın üzerinden 10 yıl kadar geçmişken arada yaptığı country gezmesi ‘Golden’ gibi işleri görmezden geliyordum.

Onun da hazineye sahip çıkmak için yapması gerekenin, özündeki disko divasına dönerek yeni nesil şarkılar üretmesi olacağına inanıyordum.  Geçen günlerde ‘Disco’ albümünün ilk iki teklisi olma özelliğini taşıyan ‘Say Something’ ve ‘Magic’ sonrası Kylie’nin kayıt sürecinde olduğu karantina günlerinde iç dünyasına daldığı ve oradaki cevheri çıkardığını hemen anladım. Bu cevher; dünyanın içinden geçtiği karanlık dönemle Kylie usulü baş ederken diğer yandan sanatçının kariyerine yeni bir ivme kazandırabilirdi. Ticari sonuçlarını bilemem ancak ‘Disco’ albümünün bu ihtiyaca net bir yanıt verdiğini sevinerek görüyorum.

Bu disko modern ve olgun

Birlikte dans edebileceğimiz gelecek günlere atfen yazılmış şarkıları; temeli 70 ve 80’lere dayalı; ‘modern ve olgun disko’ diyebileceğimiz sound’uyla derin bir nefes aldırıp dünya dertlerini kısa süreli de olsa unutmamızı sağlayacak bir albüm olmuş.

Kylie’nin pozitif dalgalar yayan samimi ve ölçülü ‘Disco’su hem disko kraliçeliğini sürdürmesine hem de kariyerinin bu döneminde haklı bir başarı kazanmasına vesile olacak gibi.

Yazının Devamını Oku

Özgüveni yüksek, tek bir şarkı gibi

Ariana Grande’nin son albümü ‘Positions’, melodik anlamda güçlü bir R&B-pop örneği. Bu albümde sanatçı, son 10 yılının özetini yapmış gibi. İçinde hem sanatçıyı bugünlere taşıyan müzikal unsurlar hem de geleceğin Grande’sinin ne yöne evrileceğine dair tüyolar var.


Karantinanın ilk döneminde müzisyenlerin uzaktan eşliklerle cover’lar kaydetmek ya da sosyal medyadan ev tipi performanslarla öne çıkmak gibi seçimleri oldu. Ancak Grande, Justin Bieber’la mayısta yayımlanan teklileri ‘Stuck With U’da yepyeni bir şarkıya imza atıp 10 günde 40 milyon civarı izlenmeye ulaştı YouTube’da. ‘Kapıyı kilitle ve anahtarı dışarı fırlat; sadece ikimiz kalalım!’ diyen bu aşk şarkısı zamanın ruhunu yakalamıştı.

Aynı dönemde Lady Gaga’nın ‘Chromatica’ adlı enfes geri dönüş albümünde ‘Rain On Me’ adlı lokomotif şarkıya eşlik eden Grande; dört yıl önce Manchester konserindeki bombalı saldırıda hayranlarının ölümüne tanık olmuş; bir yıl sonrasında eski eşi ve ortağını kaybetmişti. Bu nedenle Lady Gaga’nın travmatik hayatıyla bu ortaklık üzerinden kurduğu duygusal bağ iyi sonuç verdi. Birlikte ‘Hayat karanlıktan doğar’ dediler. Şarkı yazın kendinden söz ettiren işlerinden biri oldu.

Grande’nin yeni albümünün çıkış şarkısı ‘Positions’ ise seçim iklimindeki ABD’de, sanatçının Donald Trump’a karşı duruşunu da netleştirdi. Sadece kadın olmanın bile Trump’a karşı durmak için yeterli olduğunu söylüyor gibiydi Ariana Grande. Herhangi bir kadının mevcut yönetimden çok daha başarılı olacağını vurguluyordu albümde.

Sound olaraksa Lady Gaga’yla yaptıkları ‘Rain On Me’den daha sade, melodik anlamda güçlü bir R&B-pop örneği olan ‘Positions’, bir diğer ‘kadın muhalif’ şarkıcı olan Demi Lovato’ya ait ‘Commender In Chief’le birlikte Beyaz Saray’ın tozunu attırdı.

Grande’nin üç yıl içindeki üçüncü, toplamda altıncı stüdyo kaydı olma özelliğine sahip ve ilk teklisiyle aynı adı taşıyan albümünün geneline baktığımızda ne görüyoruz? En genel tanımıyla son 10 yılının özetini yapmış Grande. İçinde onu hem bugünlere taşıyarak var eden müzikal unsurlar mevcut hem de geleceğin Grande’sinin ne yöne evrileceğine dair tüyolar... Hafiften ‘funky’ bir albüm olan ‘Sweetener’dan daha tutarlı, ‘Thank You, Next’ten ise daha az dağınık bir albüm. Ariana Grande’nin kendini ispatlamasını gereksiz kılan şöhretinden bekleneceği üzere her yönüyle profesyonel bir pop-R&B yapıtı. Bütünü dinlediğinizde belirli bölümlerinde ilginizi yükseltip belirli bölümlerde sizi dingin bırakan; başka bir işle meşgulken de ilginizi yüksek tutacak tek bir şarkı gibi.

İç huzurunu arıyor

Yazının Devamını Oku

Kutlama mı erken final mi?

‘Acı’ ile başlayan dört EP’lik serisinin son halkasını bekliyorduk ama Sıla’dan bir tekli geldi. Kariyerinin 13’üncü yılında yayımlanan ‘İnandım’ bağımsız bir Sıla teklisi olarak düzeyli bir kutlama. Eğer serinin acele edilmiş bir finaliyse üzücü.

Sıla geçen yıl martta yayımladığı ‘Acı’ gibi üç EP daha yayımlayacaktı. Bu hareketi, dijital racona uygun ve akıllıca bulmuştum. Çünkü albüm bütünlüğünü dört bölüm halinde ve en güzeli, dört ayrı gündem yaratarak sağlayacaktı. Her bir EP’nin adı birleştiğinde ortaya bir cümle çıkacaktı. Ben kendisinin ‘Acı’yla başladığı bu cümleyi iyileşmeyle bitireceğine inanıyordum. Zor günlerin üstesinden gelmek için zamana güvenmek gerekiyordu.

Mümkünse açıklasın

‘Acı’nın devamı nitelikli ikinci EP’si ‘Meşk’te müziğin terapi etkisinin o müziği üreten ya da ileten kişi için de geçerli olduğunu gördüm. Diğer bir deyişle Sıla kötü günleri bir nebze geride bırakıp meşk etmeye başlamıştı. EP’den ‘Karanfil’ yaz şarkısı gibi görünse de akustik ruha ve güçlü bir nakarata sahipti, ticari başarı yakalamakta zorlanmadı.

Sıla’nın yeni çalışmasının 23 Ekim’de yayımlanacağını biliyorduk. Zira bu tarih kariyerinin 13’üncü yılını kutlayacağı tarihti. Öte yandan serinin üçüncü EP’sini bekliyorduk ancak öyle olmadı. Sıla, ‘İnandım’ adlı tekliyle geldi. Öncelikle cümle tamamlayan dört EP’lik seri havlu mu attı, ‘İnandım’ bir erken final mi onu öğrenmek isteriz kendisinden. Mümkünse sosyal medyasından bir açıklık getirsin.

13 yıl önce ilk albümünün ‘selam’ yazısına “İçinde inandığın yola varacağına dair bir güç varsa sakın vazgeçme, çünkü bundan vazgeçmek kendinden vazgeçmek demektir” yazan Sıla ‘İnandım’ın sözlerindeyse “Bugün iyi bi’ yerindeyim hayatın / Kırılmış olabilirim/ Dökülmüş olabilirim / Mevsimlerden kış öncesi bi’ baharın... / Durulmuş olabilirim / Üzülmüş olabilirim / Toplarım.../ İnandım sonuna kadar...” diyor.

Müziğinde Efe Bahadır, düzenlemesinde Ozan Bayraşa imzası olan ‘İnandım’ın videosuysa Bodrum’dan ve Bedran Güzel’in gözünü Sıla’dan almadan çektiği bir iş yine... Bağımsız bir Sıla teklisi olarak baktığımda düzeyli bir kutlama. Eğer acele etmiş bir finalse üzücü.

YILLARA MEYDAN OKUYAN ENERJİ

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil bir popülerlik

Mabel Matiz’in yeni teklisi ‘Toy’ sanatçının ‘pişme’ yolunda olduğunu anlatıyor. Bana göreyse Matiz; şarkıları, albümleri, videolarının hikâyesiyle kalite çıtası yüksek yeni nesil bir popülerlik tanımlıyor.

Bir gerçek varsa o da Mabel Matiz’in kariyer çizgisi boyunca hep daha cesur ve iddialı işlere imza attığı. Bunu sansasyon peşinde koşmadan, derinleşip kendini arayarak, bulduğunu anlatarak yapıyor. Şarkıları, konsept albümleri, özen gösterdiği videolarının hikâyesi ve görsel dili, kalite çıtası yüksek yeni nesil bir popülerlik tanımlıyor.

‘Toy’un bizzat yazdığı sözlerinde Sufi mutasavvıfların izini süren bir ‘ham’lığa gönderme yapıyor. ‘Hallarım toy ama/Sevdadır çiçeğim/Açmadım ki daha/Kendimden geçeyim/… Yol benim yüreğim/ Yol verin gideyim’ dediğinde ‘pişme’ yolunda olduğunu anlıyoruz. İnsanın kendini bulması için gereken kuvvetin özde olduğunu bir kez daha söylüyor Mabel Matiz. Şarkının bestesine Mabel Matiz’le birlikte imza atıp aynı zamanda müzik prodüktörlüğünü üstlenen DJ Artz’a da dikkatinizi çekmek isterim. Çok başarılı olmuş parçalarının gizli kahramanı... Sadece beat’ler yazan bir hiphop DJ’i olmadığını ‘Toy’da daha net görüyoruz. Hem Mabel’i hem de DJ Artz’ı bu sinerjiye inandıkları için tebrik ederim. Sonuç başarılı.

‘Toy’un mesajıyla bütünleşip güçlü bir görsel hikâye anlatan yönetmen Osman Özel’in katkılarını unutmamak gerek. Elektronik altyapıya sahip ilahi duygusu yaratan bir şarkıya modern zikir imgeleri katmış, etnik unsurları beslemiş. ‘Yücelik’ vurgusunu detaylar, geniş alanlar ve drone kamerası yardımıyla gerçekleştirmiş. Sözün kısası ‘Toy’, olgun bir ekip çalışması, söyleyecek sözü olan bir şarkı.

SİHİRLİ BİR ŞARKI

Lana Del Rey hem sofistike hem gerçek, hem samimi hem derin şarkılar yazıyor. Albümleri bir bağlam üzerine gelişiyor. Son albümü ‘Norman Fu….g Rockwell’ bana göre bir başyapıttı ve Del Rey’in Amerika’nın en iyi çağdaş kadın şarkı yazarlarından olduğunu kanıtladı. ‘NFR’nin nostaljik radyolardan çalıyor gibi duyulan ve kederli olduğu kadar pozitif hisler geçiren şarkıları insan gibi yaşamaya çalışırken aldığımız yaralardan ve özgürlük arayışımızdan söz ediyordu. Kendine has vokaliyle caz, psikedelik rock, trip hop gezmeleri yapıyordu. Duygusaldı ve dinleyeni buna inandırıyordu.

Şimdi bir sonraki albümü ‘Chemtrails Over The Country Club’ın tadım gününü yaparak ilk tekli ‘Let Me Love You Like A Woman’ı yayımladı. Sevinerek görüyorum ki Lana Del Rey artık ‘NFR’deki çizgisinde yürüyecek. Yine Kaliforniya hikâyeleri dinleyeceğiz ve Del Rey kamyonetiyle tepelerden, vadilerden geçip gördüklerini anlatacak. Yeni tekli bu anlamda ‘NFR’ye girecekken dışında kalmış bir yedek gibi görünüyor sanmayın. Zaten Lana Del Rey de bu parçanın kendisine heyecan verdiğini ve albümle ilgili bir sihir yarattığını belirtiyor.  Jack Antonoff’un piyano ve gitar tınıları, fısıldayan geri vokaller, davuldaki fırça baget dokunuşları ve Del Rey’in hüzünlü sesi güçlü bir şarkıda birleşmiş.

Yazının Devamını Oku

Dünyaya heveslenme biçimi yeni nesle ilham veriyor

Ceyl’an Ertem’in iki yeni şarkıdan oluşan ‘Dünya Heveslisi’ kaydının tadı damakta kalıyor. İlki, düzenlemesi güçlü, 1990’ları sahiplenen bir şarkı. İkincisiyse içe dokunan bir balad. Dinledikçe rüştünü ispat ediyor.

Ceyl’an Ertem’in iki yeni şarkısı damakta kalan tadıyla ‘Keşke albüm olsaymış’ dedirtiyor. Bu dijital racona uygun işlerden geri kalmadan ‘albüm insanı’ olma tavrını koruyabilen müzisyenlerde ve ne yazık ki artık nadiren rastlanır bir durum.

‘Dünya Heveslisi’ndeki iki parçadan ‘Datlım Gıymatlım’, Ceyl’an Ertem’in hem cover’larını söyleyerek hem de bir mentor olarak beslendiği Sezen Aksu’ya ait. Ceyl’an’ı Sezen Aksu’nun vârisleri sıralamasında kendine haslığı ve çizgisiyle en tepeye koyuyorum. Aksu’nun da buna bir itirazı olacağını sanmıyorum.

Düzenlemeyle kotarılmış...

‘Datlım Gıymatlım’ın en önemli özelliği dinler dinlemez 1990’ların Sezen Aksu’sunu anımsatması. Esas kıymetiyse o yıllardan medet ummak yerine döneminin ruhunu sahiplenip çıtası yüksek ve güçlü bir düzenlemeyle kotarılmış olmasında. Tam bu noktada düzenleme ve miksin altına imzasını atan Serhat Şensesli’ye hakkını teslim etmek gerek. Müzisyen bir aileden gelen, özellikle de babası Ruhat Şensesli’nin (Yıldız Tilbe’nin sözlerini yazdığı ve bana göre en iyi Tarkan şarkısı olan ‘Kış Güneşi’nin bestecisi, Laço Tayfa ve İBB Kent Orkestrası’ndan bildiğimiz basgitarist) genetik mirasına layık bir prodüktör/müzisyen olduğunu gösteriyor.

İkinci parçanın düzenleme ve miksiyse Yelda Karataş’ın şairane sözleriyle ve Ertem’le birlikte besteyi yapmış Cenk Erdoğan’a ait. İçe dokunur bir balad ve Alanson’un ‘Yalnızlık Ömür Boyu’suna selam çakarak ‘Yalnızlık Ölüm Boyu’ adıyla hemen merak uyandırıyor. Dinledikçe de rüştünü ispat ediyor. En güzeli, iki ayrı telden çalsa da ‘Datlım Gıymatlım’la oluşturduğu bütünlük. İki şarkılık tekli de yapsa bu bütünlüğe dikkat eden de kalmadı. Sözün kısası, Ceyl’an Ertem’in dünyaya heveslenme biçimini yeni nesil için ilham verici buluyorum.

ANADOLU RAP’E DOĞRU...

Eypio, diğer adıyla Apo, Burak King’le yaptıkları ‘Günah Benim’le iddialı bir başlangıca imza atmıştı. Başlangıç dediğime bakmayın, kendisi hiphop âlemimizin bildiği, tanıdığı ‘ağabey’lerden biridir aslında. Diğer bir deyişle ‘Günah Benim’ onu yeraltından çıkarıp popüler isimlerin şarkılarına eşlik etmesi için peşinde koştukları bir konuma taşıdı. Bu durumun müzisyenliği ve kariyeri açısından olumlu etkileri olduğu gibi sırtına yükledikleri de oldu. Ancak Eypio dünkü çocuk değil. Onun için en riskli alanın ‘arabesk rap’in melez olamayan ‘piyasa’ tavrı yerine arabeskten beslenen özgün bir Anadolu rap sound’u yaratmak olduğunu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Şarkılara bak, konsepte takılma

Hande Yener’in yeni albümü ‘Carpe Diem’i incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ama keşke ‘konsept’e fazla takılmak yerine 20 yıllık başarılı kariyerinin gerçek mucizesinin sadece kendisi olduğunu unutmasa ve yeniliği ‘dışarda’ aramasa...


Hande Yener dünya trendlerini yakından takip etti, etkilendi, denedi; kimi zaman başarılı oldu, kimi zamansa umduğunu bulamadı. Ancak kendisini Hande Yener yapan en önemli özelliği cesaretiydi ve sahip olduğu şöhretin hakkını verdi. Yaşadığı kafa karışıklıkları, düzenlemeleri ya da görsel tavrı açısından esinlenme sınırları dışına taşan seçimleri, kendini tekrar etmesi falan çok da önemli değil. Önemli olan kariyerinin 20’nci yılı şerefine ‘Carpe Diem’ gibi bir albüm yapabiliyor ve azımsanmayacak bir beklenti yaratabiliyor olması.

‘Carpe Diem’ 10 yeni şarkı içeren (son tekli ‘Bela’ dışında) Yener’in uzun süredir üzerinde Misha ve Berksan’la (Mete Özgencil’i de unutmayalım) çalıştığı ve pandemi koşulları nedeniyle ertelenen bir 20’nci yıl kutlaması.

Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez

Albümle aynı adı taşıyan ilk video için Milano’ya giden, stilist Gabriele Papi’yle çalışan, Le Corbusier’nin meşhur şezlong sandalyesini kullanan, İtalyan bir model seçen ve sosyal medyada havalı şapkalarıyla konuşulan Hande Yener’e öncelikle söyleyeceğim şu: Bu görsel çağda dijital teknolojiler sayesinde oluşan sınırsız video fikri var. Görsel albüm dediğimiz şey de sadece styling, saç, makyaj ve aksesuarların ‘havalı’ olması anlamına gelmiyor. Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez, yönetmen Aytekin Yalçın’ın yaratıcı fikirlerini yansıtabildiği bir videoyu yeğlerdim.

İkinci olarak; Yener bir dönem İngilizce söz kullanmakla kazanabileceğine inandığı yurtdışı başarısının asıl sırrı olacak; ‘bizden’ unsurlar kullanmayı unutuyor. 1980’ler pop sound’uyla ya da çağdaş dans altyapılarıyla bizim ezgileri buluşturarak yeni bir Hande Yener sound’u yaratmak yerine Berksan ya da Mete Özgencil şarkılarına Misha tarafından falanca yabancı şarkıyı anımsatan altyapılar yazılmasına göz yumuyor. Belki bizzat öyle istiyor. Bence onun kıvamında bir müzisyenin aracıya ihtiyacı yok.

Üzüldüğüm nokta şu; tek tek incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ancak Hande Hanım ‘konsept’e gereğinden fazla takılıyor. Ya da 20 yılın gerçek mucizesinin sadece  ‘Hande Yener konsepti’ olduğunun farkında değil ki yeniliği ‘dışarda’ arıyor.

Yazının Devamını Oku