"Tolga Akyıldız" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Akyıldız" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tolga Akyıldız

Tolga Akyıldız

Dünya bizden o kadar uzakta ve ulaşılamayacak bir yer değil aslında

13 Ekim 2019

Böyle bir müzikal yapmak, her zaman aklınızda olan bir şey miydi?
- Aslında büyük bir müzikal yapma fikriyle yola çıkmadım. Bizim bir tane Harbiye Açıkhava Tiyatromuz var. Orada havamızı attığımız konserler yapıyoruz. Her yıl yeni ne yapabiliriz diye düşünüyoruz. Tohumlar orada atılmaya başladı. Önce bir yarısında Beyhan Murphy’nin benim için koreografi yaptığı, diğer yarısında oda müziği olan bir konser yaptık. Sonra dedik ki Beyhan’la oda müziği bölümünü kaldıralım, diğer bölümü dansçılarla geliştirelim. Sonra bunu bir tiyatro sahnesine taşıma fikri oluştu kafamızda. Uniq İstanbul’la anlaştık. Akış değişti, şarkılar değişti, danslar değişti. İlk yarıyı 90’lar, ikinci yarıyı 2000’ler olarak kurguladık. Ardından isim düşünmeye başladık. ‘Sertab’ın Müzikali’; hoşumuza gitti.
◊ Sürekli değişen ve gelişen bir proje mi ‘Sertab’ın Müzikali’?
- Evet, mesela Uniq istanbul’dan Zorlu PSM’ye taşınırken büyük evrim geçirdi proje. Şu an yaptığımız şeyi dört yıl önce yapmaya kalksaydık yüzümüze gözümüze bulaştırırdık. Birçok şeyi deneyip yanılarak öğrendik. Çok şükür her gösterimiz ‘kapalı gişe’; bugünlere geldik.

◊ İki yıl önce babanızı kaybettiniz. Şimdi Zorlu PSM’deki dev ekranda ‘İncelikler Yüzünden’ şarkınızın videosu varken, sahnede ne hissediyorsunuz?
İnsan sevdiklerini kaybettiğinde; hazırlıklı bile olsa zor. Çok değerli insanlar hayatımdan çıkıp gittiler. Uzay ’da (Heparı),

Yazının devamı...

Aşk kadını büyüdü

28 Eylül 2019

Bu yıl içinde, ‘Panic! At The Disco’dan Brendon Urie ile ‘ME!’, ‘You Need To Calm Down’, ‘The Archer’ ve ‘You Need To Calm Down’ın Clean Bandit remiksini tekli olarak yayımlayan Taylor Swift; bu şarkılarla birlikte toplamda 18 şarkılık ve bir saati aşan yedinci albümü ‘Lover’ı sonunda çıkardı.
Yeri gelmişken bir noktanın da altını çizeyim; teklilerin ve EP’lerin cirit attığı dijital gezegenimizde eğer albüm yapacaksak böyle çok şarkılı ve uzun süren ve yine de bir bütünlük arz eden albümler yapılmalı diye düşünüyorum.
Albümün bütününe baktığımızda müzikal anlamda gayet aklı başında ve olgun bir işle karşı karşıyayız diyebilirim. Bunlara ek olarak anlattığı hikâyeler itibariyle ve sound olarak da gayet samimi.
Hikâyeler demişken aşk yine başrolde; Taylor’ın annesi yine ana karakterlerden biri. Uzak mesafelere rağmen süren bir ilişkinin, ilişkide dürüst olmanın ve hatta af dilemenin önemine de dikkat çekiyor kendileri. Taylor’ın söylemiyle, dram dozajı yüksek olmasına karşın abartılı da değil üstelik.



Yazının devamı...

Kraliçe aslan!

21 Eylül 2019

(BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ YILDIZ)
The Lion King: The Gift
Beyoncé
Parkwood
Entertainment LLC

Beyoncé ve Jay-Z’nin Louvre Müzesi’nde ‘Apeshit (Everything Is Love)’ adlı parçalarına çektikleri videonun birkaç simgesel anlamı vardı. Bunlardan ilki, ‘beyaz’ olmaya dair kültürün en üst düzey simgelerinden biri olan müzede, iki siyahi ve dev yıldızın, kimseler alamazken video çekim izni alması ve siyah kültürün zirveden, göğsünü gererek meydan okuması olarak tanımlanabilir. Videonun çekildiği 2018’de Louvre’un ziyaretçi rekoru kırdığının açıklanması bu iddiamı doğruluyor sanki...

Bir güç gösterisi

Yazının devamı...

Müzikle iyileşmeye vesile olmak istiyorum

14 Eylül 2019

Her şeyden önce ‘All Melody’ muhteşem... Bir yandan derinlikli ve detaycı; diğer yandan son derece basit ve çabasız. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
- Böyle düşünmene çok sevindim. Ama bunu nasıl yaptığımı ben de bilmiyorum. Belki boş bir tuval için seçilen renklere ya da insanların içgüdüsel olarak boş bir odayı doğru eşyalarla dekore etmesine benzetilebilir. Müzik üretirken de odadaki eşyaların yerini uzun süre değiştirmeye devam edebiliyorsun ama her şey yerli yerine geldiğinde bunu hissediyorsun ve oldukları yerde bırakıp unutuyorsun.

Eski albümlerle kıyasladığında ve hem duygusal hem de yaratıcılık boyutuyla bu albümün farkı nedir?
- Özünde büyük bir fark göremiyorum. İçsel yolumda ilerlemeye devam ediyorum. Belki şu söylenebilir: 2017’den beri ayrıntılarla uğraşıp derinlere dalabileceğim ön çalışma zamanları yaratamıyordum kendime. Bu albümde bunu başardım. Ana stüdyom, kurulum ve enstrümanlar açısından bambaşkaydı. Hatta farklı ülkelerde, küçük ev stüdyolarında, ilginç atmosferlerde çalıştığım oldu süreç içinde. Bunu uzun süredir hayal ediyordum. Varsa, farkı yaratan budur.
‘All Melody’ yayımlandıktan sonra 2 EP’lik ‘Encores’ adlı bir seriyle devam ettiniz. Hatta ardından, ağustosta ‘All Armed’ adlı tekli geldi. Albümde söyleyemediğiniz şeyler mi vardı yoksa bu son işler ‘All Melody’ ile ten uyuşmazlığı mı yaşıyordu?
- İkisi de doğru. Özellikle bu EP konsepti, kendi içinde müzikal fikirler olan bağımsız ve bağlantısız mini albümler üretme hayalimden doğdu. Biri akustik, diğeri elektronik göndermeli olsun diye, düşünmeden yaptığım işler ve bence ‘All Melody’ ile aynı çatı altına girmemeleri gerekiyordu.

Yazının devamı...

Lana Del Rey yeni albümüyle karşımızda! Amerika’ya isyan

7 Eylül 2019

BEŞ ÜZERİNDEN DÖRT YILDIZNORMAN F**KING ROCKWELL(Lana Del Rey-Universal Music)Tek tek şarkılar açısından baktığımızda Lana Del Rey’in Amerika’nın en iyi şarkı yazarlarından biri olduğunu kanıtlar nitelikte bir albüm olduğunu söylemek mümkün. Albümün genel hissi; eski radyolardan süzülen hüzün ve umuda dair... En çok da özgürlüklerden ve ‘insan olup’ yaşamaya çalışırken enkaza dönüşme trajedimizden söz ediyor Lana. Yine caz, trip hop, psikedelik rock gezintilerini yapıp, o kendine has vokal ve şarkılarıyla samimi duygusallığına inandırıyor.

Vatanseverlik klişelerine bir son vermiş

Lana Del Rey bundan bir süre önce ‘Amerikan bayrağı önünde şarkılar söyleyeyen kız’ olmaktan, diğer bir deyişle Amerikan usulü vatanseverlik klişelerine sığınmaktan vazgeçti.

Bu albümde de ismiyle cismiyle Norman Rockwell’e, yani Amerikan gündelik hayatına dayalı sevimli, sıcak ve mizahi resimleri ile 40 yılı aşkın süre The Saturday Evening Post dergisinin kapaklarını hazırlaya, Amerikan popüler kültürüne damga vuran simge bir ismin yüzüne karşı ‘küfürlü konuşarak’ isyan bayrağını açıyor diyebiliriz.

Amerika’da yeni bir şarkı yazarlığı dönemi başlamaktaysa ve tarih bunu gelecekte yazacaksa Lana Del Rey’den uzun uzun ve derinlemesine söz edecektir diye düşünmekteyim. Belki de gelmiş geçmiş en komplike, en gerçek, en derin yıldızla karşı karşıyayız ve gelecekte yıldız olmak böyle bir şey olacak.

Daha önce yayımlanmış 6 tekli sonrası öncelikle albüme adını veren şarkı ve ‘Cinnamon Girl’le devam ederek dinleyin net bir bütünlük arz eden kıymetli ‘Norman F**king Rockwell’i...

 

 

Yazının devamı...

Zeynep Bastık’ın sırrı ne?

31 Ağustos 2019

Şu sıralar Zeynep Bastık’a bir önceki teklisine gönderme yaparak ‘Her Yerde Sen’ şeklinde selam yollasam abartılı olmaz. Çünkü bir süredir kelimenin tam anlamıyla her yerde Zeynep Bastık var. Mekânlar, konser organizatörleri kendisinin peşinde. Açıkhava Tiyatrosu dahil doldurmayı, üstelik konserlerine gelenleri hem eğlendirip hem de duygusal derinliklere sürüklemeyi başarıyor.
Zeynep’in ilk ikisi 2014 ve 2017’de yayımlanmış ve sonradan geriye dönük bir ilgi görmüş (‘Fırça’ ve ‘Şahaneyim’), sonuncusu da rap âleminin en başarılı bulduğum isimlerinden Anıl Piyancı’yla yapmış oldukları ‘Bırakman Doğru mu?’ olmak üzere, yasal platformlarda bulunan dört teklisi var sadece (Özellikle üçüncü tekli ‘Her Yerde Sen’i, gerek belirlediği sound gerek melodik yapısı itibariyle çok başarılı bulduğumu da ekleyeyim). Peki, bu hızlı yükselişin sebebi, işin sırrı nedir?


Rengi ve kalitesiyle
farklı bir ses
Her şeyden önce Zeynep; son derece doğal, güzel enerji yayan, kendine güvenli bir genç kadın. Mücadeleci ve hedefine kilitlenmiş durumda. Elbette rengi ve kalitesiyle farklı bir ses; bir solist olarak kolayca ayrıştırılabilecek, bir gün kendi kulvarını yaratabilecek bir vokal. Bana sorarsanız büyük bir pop star namzedi olmasına karşın çok iyi rock ve caz da söyleyebilir biraz çalışırsa. Yüksek volümlü yani güçlü bir ses ve istediğinde gayet küçük küçük ve sakince de şarkı söyleyebiliyor.

Yazının devamı...

Alaçatı’da SunJazz Festivali’ni düzenleyen müzisyen Alp Ersönmez: İyi müzik orada... Uzanıp alması insanlara düşüyor!

24 Ağustos 2019

Bir müzisyen olarak festival düzenleme fikri nasıl doğdu, bize SunJazz’ın hikâyesini anlatır mısın?

- Düğünümüzü Çeşme’de festival gibi bir organizasyonla yaptık. Herkesin orada çok mutlu olduğunu görünce kafamızda, “Gerçekten bir festival yapsak becerebilir miyiz” sorusu belirdi. Bazı girişimlerde bulundum ama bu konudaki bilgim kısıtlıydı. Bu noktada sevgili dostum Aytunç Peksev yardımıma koştu, “Madem bu kadar istiyorsun, beraber yapalım” dedi. Ben sanatçı ve sahne tarafıyla ilgilendim, o da diğer işleri üstlendi.

 Sen festival sahnesinde ‘İlhan Erşahin’s Istanbul Sessions’ ve FOURinthePOCKET’la yer alıp aynı zamanda kendi projen ‘Cereyanlı’yı çalacaksın... Bize festivalde yer alan diğer isimleri ve sana göre o sahnede olma nedenlerini anlatır mısın?

- Bilal Karaman, son albümü ‘Manouche ala Turc’ ile güzel bir dil yakaladı. Vokalde Ülkü Aybala Sunat ve kemanda İlker Görgülü ile ‘Gypsy swing’ havalı Türk standartları çalacaklar. Erkan Oğur’u ve 30 yıllık grubu Telvin’i anlatmaya gerek yok. Hepimiz için ufuk açıcı büyük bir müzisyen Erkan Abi. Anadolu müziğinin farklı boyutlarını duyacağız kendilerinden. Sibel Köse geniş repertuvarı ve şahane sesiyle mest edecek. FOURinthePOCKET sadece kendi sevdiğimiz R&B, soul, hiphop parçalarını çalmak için kurduğumuz bir grup. Elif Çağlar, Çağrı Sertel, Toygun Sözen ve Mert Önal sahnede olacak. Su İdil bu yıl albümünü çıkarıyor. Çok güzel bir ses. BeBop Project, Şenova Ülker’in ‘all star’ ekibi. Benim için en özel konserse kendi konserim; yani Erik Truffaz’lı ‘Cereyanlı’. Volkan Öktem, Çağrı Sertel ve Engin Recepoğulları’ndan oluşan şahane bir takımımız var. ‘İlhan Erşahin’s Istanbul Sessions’ da festivalin kapanışını, seyirciyi Çeşme’den alıp coşkulu bir yolculuğa çıkararak yapacak.

Türk cazını kararlılıkla pazarlayacak yapımcılar ve organizatörler de yaratmalıyız

Bir İzmirli olarak, İzmir’in sanat yaşantısının köreldiğini düşünüyor musun? Ege’nin, Akdeniz’in ‘beach’lerine iyi müzik uğruyor mu sence?

Yazının devamı...

Acı, meşk ve sonrası

17 Ağustos 2019

Özel hayatta yaşanan zor günlerin duygusal anlamda üstesinden gelmek zor ve her şeyin ilacı zaman... Sıla da bu sürecini üç-dört şarkılık tekliler halinde parçalara ayırarak anlatmaya çalışıyor. İlk çalışma ‘Acı’nın devamı nitelikli ve Sıla’nın yeni üç şarkılık teklisi ‘meşk’e baktığımızda müzik üzerinden gerçekleşen bir iyileşmenin o müziği üreten ya da ileten kişi için de geçerli olduğunu görebiliyoruz. Örneğin; lokomotif olarak seçilen şarkı ‘karanfil’; Sıla’nın dramatik ve damar şarkı kurgusunun bir miktar dışında, yaz şarkısı gibi görünse de genel formülle ilgili tuzağa düşmemiş, orta tempolu, akustik ruhlu, duygu sömürüsü yapmadan dinleyene samimiyetle geçen yani şırıl şırıl akan bir parça. Düzenlemede Gürsel Çelik iyi iş çıkarmış.

Geride kalan bir aşkın muhatabına ‘Hiç olmazsa yılda bir kez an beni / Yakana bir karanfil tak’ diyen şarkının Bedran Güzel tarafından çekilen videosu Sıla’nın ‘üstesinden gelmiş’ yazlık doğal hallerine ve genel performansa odaklı (denizde çekilmiş kostümlü sahneleri daha çok değerlendirmesini tercih ederdim) olarak şarkının ‘renkli ve umutlu’ duygusunu bütünlüyor. Şarkının söz-müziğine olduğu gibi vokaline de katkıda bulunan Umut Yaşar Sarıkaya, Sıla ve Efe Bahadır’la uyum yakalamış.
Diğer iki iyi şarkının (Her ne kadar Sezen Aksu-İlker Bayraktar şarkısı olan ‘zeybek’ olsa da) ortak özelliğinin, Aksu’nun Egeli ve musikişinas yaklaşımını benimsemiş olmaları diyebilirim. ‘haytalar dükkânı’nda eski yakın dostların birer birer kayboluşunu anlatırken ‘Gerçi biz de eskisi gibi değiliz / Akşamcı sohbetleri geride kaldı / Hayat şekilden şekle girince / Haytalar dükkânı da kapandı’ diyerek on ikiden vuruyor Sıla. ‘zeybek’te ise Sezen Aksu’nun ‘Bana akşam gibi baktın güpegündüz’ deyişi şarkıyı pek güzel özetliyor. Şahsen; Sıla’nın kılcal damarlara girip bazen kendini tekrar ettiği kimi şarkılarıyla kıyasladığımda bu tekliler eşliğinde daha güzel meşk ettiğimi belirtmek isterim. Bakalım acıyla başlayıp meşkle devam eden süreç nasıl tamamlanacak...

Eski günlere yeni ağıt
‘Patron’umuz Bruce Springsteen’in 2016’da yayımlanan ‘Born To Run’ (1975 tarihli üçüncü stüdyo albümünün de adıdır) adlı otobiyografisini okumanızı öneririm (Doğan Kitap). 2009’da grubu E Street Band’le birlikte Superbowl’da muhteşem bir konser veren Springsteen duygusal olarak o denli yükselmiş ki o gecenin sonunda bu kitabı yazmaya karar vermiş.

Yazının devamı...