GeriSavaş ÖZBEY Abdala malum oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Abdala malum oldu

Küba geliştirdiğini iddia ettiği Abdala aşısıyla gündemde. Madem bahanesi oluştu: Bu sıcakkanlı halkın bize beslediği sempatiyi aktarmayı borç bilirim.

Küba Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji Merkezi, koronaya karşı beş aşı geliştirdiklerini, bunlar arasında “Abdala”nın yüzde 92 etkili olduğunu açıkladı.

Hiç şüphe etmedim.

Çünkü imkânsızlık içindeki bu küçük ülke sağlık konusunda benim diyenlerden ileride.

Hatta kanserden kaybettiğimiz bir müzisyen arkadaşımız için (artık son ümit) onların geliştirdiği kanser iğnelerinden getirtmeye uğraştığımızı hatırlıyorum.

Aşı konusunda Ruslarla işbirliği yapıyoruz ya...

Mesela keşke Küba’yla da daha ileri seviyede yapsak.

Şu yüzden söylüyorum:

Bize nasıl desem... Sempatiyle bakan nadir toplumlardan Kübalılar. Bizzat şahit oldum.

Üstelik dünyanın ta öbür ucundan ülkemizi inanılmayacak kadar iyi tanıyorlar.

Başkentlerinde Atatürk’ün heykeli bile var.

Doğum tarihine 19 Mayıs yazmışlar. Atatürk’ün doğum tarihi bilinmiyor. Bir gün kendisine sorulduğunda ‘Neden 19 Mayıs olmasın?’ deyivermiş... Ona bile vakıflar. Ölüm tarihine de sonsuzluk işareti koymuşlar.

Yakın tarihimiz, eski tarihimizle, sporumuzla ilgililer. Bir de dizilerimize, ünlülerimize bayılıyorlar. Madem gündeme gelip bahanesi oluştu: Bu sıcakkanlı halkın bize beslediği sempatiyi aktarmayı borç bilirim.

Do you speak Demetçe?

Pandemiden dolayı müzik ve eğlence sektörü krizde, saatlerin 24.00’e çekilmesinin koşulları daha da ağırlaştıracağı söyleniyor.

Müzik dünyasının önemli isimlerinin sosyal medyada yaptıkları paylaşımlarsa gündemler arasına giriyor. 

O isimlerden biri de Demet Akalın... Şöyle yazmış:
 “???? Anlamadık.”
Evet, soru işareti yine yanlış yerde. “Demetçe”, Türkçe’nin ayrı bir lehçesi yolunda hunharca ilerliyor...

Sen ne güzel bir insansın

“Hayatımda sadece doğruları söyleyip, başkalarının haklarını da koruyacağıma dair babama verdiğim sözü yerine getirdiğim doğrudur” diyen müzisyen Hakan Altun... Geçirdiği bir ton sağlık badiresinin ardından tekrar rahatsızlanıp dinlenmeye çekildi.

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde arıcılık yaparak 3 doktor, 3 öğretmen, 2 mimar, 1 mühendis çocuk yetiştiren baba Hamza Onat...

En küçüğü de tıp fakültesine girmeye hazırlanıyor.

Yalnız 10 çocuk biraz fazla değil mi?

Çok bayılacağınız iki güzel laf

◊ BUTİK TIMARHANE: Barış Manço şarkılarından yaptığı yeni albümü için Kelebek’ten Sinem Vural’a konuşan Cenk Eren, düşmanları için kullanmış bu sözü:

“Küçük butik bir tımarhanem var. Hepsini oraya koydum, izliyorum. İyi niyetliyim, ilaçlarını da düzenli veriyorum...”

Düşmanı olsak da bizi de alsa.

Biz bildiğiniz avam, açıkhava tımarhanesinde yaşıyoruz.

◊ HELAL BRAD: Kıvanç Tatlıtuğ’un uzun saçlı son halini gördünüz mü?

Uzun saç her erkeğe yakışmaz; belirgin çene kemiği ister, delici bakış ya da zıpkın gibi göz rengi ister...

Yoksa kadınsı olur.

Malum hepsi mevcut Kıvanç’ta. Brad Pitt’le yarışır.

Zaten Yılmaz Erdoğan da onu yurtdışında “Helal Brad” olarak tanıttığını söyledi.

Yaza iddialı giren 5 Bodrum mekânı

1. The Galliard - Yalıkavak

Bir başka İstanbul markası Kun ile işbirliği yaptılar, ortaya mükemmel bir beach çıktı.

Daha şantiyeyken bile iş insanı Levent Kızıl rezervasyon yaptırıyordu. Mykonos kafası. Zaten oradan 50 kişilik çok özel partiler için DJ’ler getirecekler.

Fransız asıllı, Barselonalı, siyahi ve karizmatik şef Georges Pierre bu yaz herkesin dilinde.

2. Lucca by the Sea-Yalıkavak

3. Deli Mama şarküteri-Konacık

4. Rakıjı salaş meyhane-Bardakçı

5. Mânâ meyhanesi-Gölköy

 

 

X

Afgan endişesi, Suriyeli endişesinden daha mı büyük?

Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki. Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı. Afganlara ise daha ilk andan itibaren “Ülkesine dönsün, savaşsın” tavrı sergileniyor.

Plajda, kafede, sosyal medyada herkes bunu konuşuyor. Gazeteler, televizyonlar...

Biz konuşmasak bile Avusturya Başbakanı Kurz gibilerin beyanlarıyla gelip tekrar gündemimize giriyor.

Nilgün Belgün gibi bir sanatçının “Sınırları kapatın” çağrısı geniş karşılık buluyor.

Sosyal medyada “Ülkemde mülteci istemiyorum” başlıkları açılıyor.

Caddebostan, Yeşilköy sahilinden “yabancı istilası” fotoğrafları paylaşılıyor.

Paralel olarak toplumda sığınmacı karşıtlığı da yükseliyor.

Üstelik Suriyelilere ilk başta gösterilen muameleyle şimdi Afganlar karşısında yaşananlar biraz daha farklı sanki.

Suriyeliler çoluk çocuk sınırı ilk geçmeye başladıklarında rejimin bombalarından kaçan mazlumlar olarak algılanıyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Selda Bağcan narsist mi?

Durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor. Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle. Yılların deneyimli sanatçısı olarak artık gaza maza gelmemesi, söyleşinin şevkine kapılıp sonradan kendini izah etmesi gereken laflar söylememesi gerekiyor.

Posta’dan Oya Çınar’la yaptığı söyleşide “Sizce hanginiz daha büyük starsınız? Tarkan mı, siz mi?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Şimdi bak; benim şarkılarımın modası hiç geçmiyor. Şarkıları tüm dünyada bilinen, en çok dinlenen bir ben varım. (...) Özetle bütün dünyada şarkıları bilinen bir tek ben oldum. Her yerde, her ülkede varım.

Selda Bağcan’ın mütevazı kişiliğini hepimiz biliyoruz.

Tanıyorum da söylüyorum bunu...

Ama durup durup gerçek hayattaki sindirmiş kişiliğini yansıtmayan, böyle kolayca cımbızlanabilecek laflar ediyor.

Çok sevip toz konduramadığımız için şaşırıyoruz haliyle.

Bundan bir süre önce de BBC Türkçe’ye verdiği röportajında “Sesim çok enteresan. Bulunmayan, hemen fark edilen, duyar duymaz insanların ‘İşte bu Selda Bağcan’dır’ diyebildiği bir ses, çok farklı. Kendi sesimi dinlediğim zaman da tüylerim diken diken oluyor” demişti.

Sonra da “

Yazının Devamını Oku

Irina Shayk’tan daha kolaydı

Albüm kapaklarında, afişlerde gördüğümüz ünlü fotoğraflarının birçoğunda onun imzası var. Sadece yerlilerle değil, yabancı starlarla da çalışıyor. Bu hafta ikilemli sorularla hayata bir fotoğrafçının objektifinden bakıyoruz. Cem Talu, “Çirkinliği düzeltmek fakirliğin üstesinden gelmekten daha kolay” diyor.

Ankaralısınız. Hangi dönem daha şamatalıydı: ODTÜ’de mühendislik mi Boğaziçi’nde doktora dönemi mi?

- İkisinde de yedişer sene geçirip kendimi keşfettim, o yüzden ikisinin de yeri eşit bende.

◊ Siyah-beyaz fotoğraf mı, renkli mi?

- Siyah beyaz fotoğrafı daha çok seviyorum ama işimden dolayı çoğunlukla renkli kullanıyorum. Ben de kendi stilimi geliştirdim, çekerken ve seçerken siyah-beyaz bakıyorum, fotoşoplarken renklendiriyorum.

◊ Mimar Sinan’da sanat yönetimi hocalığı yaptınız. Hangi öğrenci daha makbul: Derste soru soran mı, ödevini vaktinde sunan mı?

- Derste soru soran öğrenciyi tercih ederim, zaten çok ödev veren bir hoca değildim.

◊ Filtreler, fotoşoplar... Günümüzde fotoğrafın yüzde 51’i: Sanat mı, teknoloji mi?

Yazının Devamını Oku

“Zeki Müren’in Öpücüğü” yakışıklı prense çevirir mi?

Haluk Bilginer’in canlandıracağı Zeki Müren’i Özdemir Erdoğan ile seyretmek istiyorum. Bakalım üzerinde ne tür etkileri olacak bu filmi izlemenin.


Ezel Akay, Haluk Bilginer ve Levent Kazak’ı 15 yıl sonra yeniden bir araya getiren “Zeki Müren’in Öpücüğü”nün hazırlıkları bitti, çekimleri ekimde başlayacak. ‘Sanat Güneşi’ni Haluk Bilginer canlandıracak.
Sırf bu bile film için heyecanlanmaya kâfi.
Kaldı ki Ezel Akay benim en sevdiğim yönetmen.
Senarist Levent Kazak, senaryoyu iki kere çöpe attıktan sonra üçüncüde doğru anlatımı yakaladığını söylüyor.
Göreceğiz, şimdiden başarılar dileriz.
Yalnız ben bu filmi durup durup “Zeki Müren karşıtlığı”yla gündeme gelen Özdemir Erdoğan’la izlemek isterdim.

Yazının Devamını Oku

Zeytinlikler arasında bir ‘alternatif’: Bohemia

Gelen insanların kılık kıyafetlerine, danslarına, tiplerine bakınca Bohemia alternatif Bodrumcuların haritasında yerini almış bile diyorsunuz... Büyük, yeşil, elektronik, organik, çim üzeri halı falan, biraz da saykodelik bir seçenek.

Bodrum’un gözlerden uzak mevkisi Ortakent. 12 dönüm arazi içinde üç katlı bir villa. Önü havuz...

Burası Şeniz ve Murat Bengüer’in evi aslında. Murat ressam. Şeniz’iyse gece hayatı insanları yakından tanır. Taksim Club 19, Maslak 2019, Seventh House gibi efsane kulüplerin işletmecisi.

Bu sene yanlarına sanatçı Ahmet Ağaoğlu’nu alıp evlerini etkinlik alanına çevirdiler.

Zeytinliklerin ortasında; en yakın bina, karşı tepedeki malikâneler. Ne onların sesi size ne de sizin patırtınız onlara ulaşabilir.

Villanın ilk katı ve önündeki havuz parti mekânı. Partiler sırasında isteyen gece havuza girebilecek.

Yan tarafta 1.500 kişilik bir konser alanı var. Bu tür alanlar özel organizasyonlar için kiralanabiliyor. Mesela yurtdışı bağlantılı bir parti grubu üç günlük, Burning Man’vari özel bir parti yapacak.

Burası aynı zamanda sanat etkinliği alanı. Murat Bengüer’in atölyesi burada. Galerici Çağla Çabaoğlu açık hava heykel sergileri yapacak. Sanatçıların heykelleri sergilenecek koca avluda. 

Yazının Devamını Oku

İdeal tatile kaç kişiyle çıkılır?

Yıllar yıllar sonra geçen hafta ilk kez aile tatili yaptık. Üç kuşak, yedi kişi bir arada. Kalabalıktan, kalabalığın yavaşlığından darlanan tezcanlı gitti, yerime anın tadını çıkaran biri geldi. Aile ve bayram gibi geleneksel konforlar bu tip rahatsızlıkları iyileştirmeye birebir.

Ben tek başıma seyahat etmeyi severim. Tek tabanca. Çin’den Hindistan’a birçok coğrafyayı böyle dolaştım.
“Sıkılmıyor musun?” diye soran oluyor.
Tam aksine, tek başına olunca gittiğiniz coğrafyaya daha açık oluyorsunuz, insanlarla daha fazla iletişim kuruyorsunuz.
Bazen şöyle olduğu doğrudur: O kadar tuhaf bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki, bunu kendi kültürünüzden, kendi bakış açınızdan biriyle paylaşmak istiyorsunuz.
O zaman da sosyal medya var. Çek-koy, bütün memleket okusun...
Bir tek kafamın çok uyuştuğu bir tanıdığım ya da sevgilim olursa ona tahammül edebiliyorum seyahatte.
Üçüncü bir kişi beni yavaşlatan ayak bağına dönüşüyor. Onun çıkması, bunun girmesi, birinin susaması, öbürünün tuvaleti derken yavaşlayıp zaman kaybediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Parti güzel miydi?

Bozcaada Belediyesi’nin sosyal medyadan yaptığı paylaşım bu. Plajın mahvolmuş görüntüleri eşliğinde yayımladılar: “Parti güzel miydi? Yazık, çok yazık...”

Hakikaten “yazık” denecek kadar var. Etrafı bir görseniz, ateş yakmışlar, şezlongları kırıp parçalamışlar, her taraf çöp, şişe, poşet...
Emin olun durum üç aşağı beş yukarı bütün Ege ve Akdeniz sahillerinde benzer.
Belediyelerin yetişmesi imkânsız. Bodrum’da suyu bile çeşitli bölgelere ikişer saat tanzim ediyorlar. Mesela Gümüşlük bu halde.
Türkbükü’nde sadece su değil, elektrik de gidiyor. Bu sıcakta klimalar, buzdolapları çalışmıyor.
Bunca yıldır Bodrum’a gider gelirim, hayatımda ilk kez böyle bir şey gördüm:
Havaalanından sonra trafik, ta Güvercinlik’ten başladı. Hani yol üstünde denizi ilk gördüğümüz yer.
50 dakikalık yolu 2.5 saatte aldık. O da tepeden, arkadan, gizli yollardan dolaşarak.

Yazının Devamını Oku

Artık kel hakları istiyoruz bütün filmlerde ya tetikçiyiz ya kötü adam

Elektronik müziğin Türkiye’deki öncülerinden. Tarzı, dansı, stiliyle hep farklı oldu, kendi sularında boy verdi Bedük. Sadece Türkiye’de değil, yabancı listelerde de başarılara imza attı. Şimdi ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor. İsminin çok geçtiği Eurovision için “Birinciliği tekrar Türkiye’ye getirmek güzel olur” diyor.

◊ Müziğinizde hangisi daha önemli nirengi taşı: İlk yüklemeleri yaptığınız MySpace mi, ilk ciddi konserlerinizi verdiğiniz Juice grubu mu?
- Juice grubu. Çünkü ilk gerçek sahne deneyimlerimi kan, ter, gözyaşı olarak orada yaşadım. Şimdiki sahne performansımı o günlere borçluyum.




◊ Bilkent Grafik’te hem öğrenci hem müzisyen olmanın nesi zordu: Uykusuzluk mu, sosyalleşme zorluğu mu?
- Okurken düzenli sahneye de çıktığım için sosyalleşmekte sorun yoktu da uyku işi pek uğramazdı bize. (Gülüyor)

Yazının Devamını Oku

Siz istediğiniz gibi yazın

Ünlülerle duygusal ilişki, bütün toplumun gözü önünde cambazlık gerektiren zor bir şey. Her babayiğidin altından kalkabileceği bir baskı değil, besleyici olduğu kadar tüketici de olabiliyor. Mehmet Dinçerler, Hadise ile oynadığı oyuna, kurallarına ve rolüne uygun başlamış görünüyor: Mesafeli, ketum, umursamaz...

Tam da ayrıldığı sevgilisi Kaan Yıldırım’ın adının Çağla Şıkel’le anılmaya başladığı 24 saat içinde Hadise’nin de yeni sevgilisi ortaya çıktı:
Mehmet Dinçerler.
Gençlik fotoğrafları falan kaç gündür sosyal medyanın dilinde.
Zaten popüler bir genç iş insanıydı.
Şimdi semi-celebrity.
Fotoğrafları gibi her şeyi didik didik edilecek.
Hadise’nin 12 milyon takipçisi yeter...

Yazının Devamını Oku

“Ama”sız, “fakat”sız

Gülşen’in giydiği transparan pantolon sadece tartışmaya değil, bir ilke de neden oldu, iki rakibesi çıkıp destek verdi meslektaşına. Keşke devamı da gelse...

Alaçatı’da sahne alan Gülşen’in giydiği transparan pantolon, 2021 yazı denince artık akla gelecek ikon parçalardan.
Pantolondan ziyade kalın telli bir külotlu çorap gibi.
Ben “Çok iyi taşımış“ diyenlerin tarafındayım.
Fakat sosyal medyada çok tartışılması bir yana, bir ilke de neden oldu bu seçim.
Gülşen’in bir rakibi Hande Yener çıktı “ama”sız, “fakat”sız destek oldu meslektaşına:
“Sosyal medyanın gazına gelmeyelim, herkes özgürlüğünü yaşasın. Zaten ‘Sarışınım’ klibinde de öyle giyinmişti, unutuldu. Ben de bazı konserlerimde böyle şeyler yapmıştım. Tabii dünya starları bunu yapıyor ama Türkiye’de pek alışıldık bir durum değil.”
Gerçi onun üstünde de gayet tasarruflu bir kıyafet vardı.

Yazının Devamını Oku

Yağmur Tanrısevsin’in diplomat sakinliği

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. “Sonradan öğrendim” demiyor. Peki ne diyor? “Aldatıldıysam bu benim suçum değil” diyor. “Vicdanım temiz, bende yara oluşmadı, oluşmaz” diyor.

Oğuzhan Koç’la ilişkisinin Demet Özdemir nedeniyle bittiği söylenen Yağmur Tanrısevsin, şöyle konuşarak hem hiçbir şey söylemedi hem çok şey dedi:

Bazı ilişkiler bittikten sonra daha önce aldatıldığını öğrenenlere tanık oluyoruz. Aşka emek harcarım. Vicdanen elimden gelen her şeyi yaptığıma inanırsam bende herhangi bir yara oluşmaz.

Ne demiyor bu paragrafta?

“Benim başıma geldi” demiyor. 

“Şu şu şu oldu, aldatıldım” demiyor. 

“Sonradan öğrendim” demiyor.

Peki ne diyor?

“Ben elimden geleni yaptım, vicdanım temiz” diyor.  

Yazının Devamını Oku

Lale Mansur: Kazığı yiyene kadar herkesi iyi zannediyorum

Balede zaten başarılıydı. 20 yaşında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin başbalerini olacak kadar. 36 yaşında oyunculuğa geçmeye karar verdi, aynı yıl Altın Portakal aldı: 1992, “Düş Gezginleri”. Bunlar tartışılmayan tarafları. Fakat Lale Mansur aynı zamanda siyasi faylarda dans etmekten geri durmayan bir aktivist. Hayatı boyunca takdir kadar tepki de topladı. Bu yönü sorulduğunda “İnandığım bir şey yaptığımda başkalarının ne söylediğine asla aldırmam” diyor.

◊ Asker kızı olmanın nesi daha zor: Disiplin mi, hayata bakış farklılıkları mı?
- Hayata bakış konusunda babamla bir görüş ayrılığımız olmadı. Üç oğlandan sonra gelen kız çocuğu olduğum için malum, disiplin de bana hiç sökmedi.
◊ Müzisyen Şanar Yurdatapan abiniz. Evde kim avantajlı: Büyük kardeş mi, küçük mü?
- Ben küçükken Şanar Abim üniversitede okuyordu. Sadece tatillerde birlikte olabiliyorduk. Eve gelmesini dört gözle beklerdim.
◊ Sahnede hangisi daha keyifli: Oyunculuk mu, başbalerinlik mi?
- İkisi de âşkla yaptığım işler. Tercih etmem imkânsız.
◊ Hangi ödül sizin için daha anlamlı: Ankara Uluslararası Film Festivali’nde aldığınız en iyi kadın oyuncu ödülü mü, Antalya Film Festivali’nde aldınız mı?

Yazının Devamını Oku

Tel sarar Aleyna tel sarar

İki mühendis yolda giderlerken araba bozulmuş. Makine mühendisi yatmış hemen otomobilin altına fakat uğraş uğraş, bir türlü yapamamış.


Bilgisayar mühendisi olan dayanamamış, en sonunda sormuş: “Acaba bir kapatıp yeniden mi açsak...”
Aleyna Tilki’ninki de o hesap.
Artık asistan kaprisiyle uğraşamayacağını açıklayıp onun yerine dadı aradığını duyurdu sosyal medyadan.
Bilgisayar mühendisi haklı.
Bazen her şeye en baştan tekrar başlamak iyi fikir olabilir.
Aradığı dadı İngilizce ve Rusça bilmeliymiş.

Yazının Devamını Oku

Kahvaltıcı gece kulübüne, kebapçı Reina’ya dönüşüyor

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar...

Sadece İstanbullu olup bu yaz Bodrum’da yazlık açanların sayısı 20’ye yakın: Lucca, Must, Topaz, Galliard, Mânâ, 25 sene sonra ilk kez Papermoon, 27 sene sonra Sunset...

Çeşme bariz geri kaldı, böyle bir hareketlilik yok. ‘Sezonun yenileri-merak edilenleri’ dediğinizde üç-beş yer arasında adı geçenlerden biri Cherie.

Kahvaltıda kahvaltıcı: Taze kruvasanlar. Öğle brasserie: Provensal ızgara enginar. Akşam restoran: Odun ateşinde kaburga. Gece bar: Sakızlı riz au lait. Sabah 10.00’dan 1.00’e kadar kendi içinde bir döngüsü var. Ve kahvaltıda gördüğünüz biriyle ya akşamüzeri ya da gece tekrar karşılaşıyorsunuz.

Pandeminin sosyal hayatımıza kattığı en önemli şeylerden biri de bu bence. Fazla yer değiştirmeden aynı mekânda, aynı insanlarla, aynı personelle birkaç işi birden çözebilmek: Hem ‘happy hour’, hem akşam yemeği hem de bar... Hem kahvaltı mekânı hem gece kulübü şeklinde bütün güne yayılan servisiyle pandemi tipi yeni işletme tarzının bir öncüsü sayılabilir Cherie. Benim işime gelir. Çünkü Çeşme’nin normalde sürekli mekân değiştirmek üzerine kurulu bir düzeni var. Sabah kalk, arabaya bin, koştur koştur meşhur kahvaltıcılardan birine. Dön otele hazırlan, sahil uzak olduğu için yine arabayla sahile. Güneşlendin, yüzdün, ‘happy hour’ için başka ‘beach’e. Dön otele, giyin, balıkçıya... Eğleneceğiniz yer yemekten uzaktaysa, bin tekrar, gece kulübüne... Gün ağarırken o senenin popüler ‘after mekân’ına. Dön otele. Her gün aynı turnike...

Çeşme izlenimlerimin devamı, haftaya...

Çamlık Yolu’ndaki Cherie’de gündüz kahvaltı edilen rahat masalar akşam stantlaşıyor, birkaç küçük neon numarasıyla ortam seksileşiyor. Bu kabuk değiştirmeye paralel olarak DJ performansı yabancıdan Türkçelere dönmeye başlıyor.

KİTLESİ DE REINA KİTLESİ

Yazının Devamını Oku

Sertab haklı mı haksız mı?

Bodrum’da bir çevre etkinliğine katılan Sertab Erener’in, “Artık çocuk doğurmamamız gerekiyor. Biraz duralım gerçekten, çoğalmamamız gerekiyor. Fareden beter olduk, onlar bizden az ürüyor olabilirler” açıklaması tartışılıyor.

HAKSIZ ÇÜNKÜ:

Fare benzetmesi çok talihsiz olmuş. İnsanların çocuklarına fare yavrusu der gibi. Sertab’ın çocuğu yok. 56 yaşından sonra da yapacağını zannetmiyorum. Belki de kendisi çocuk yapmadığı için kuramadı bu empatiyi, farkında olmadan çok çocuğu olan aileleri incitti.

HAKLI ÇÜNKÜ:

Dünya, sonsuz kaynakları olmayan, orta büyüklükte bir gezegen. 2 bin yıl önce 300, 1600’lerde 600 milyon olan insan nüfusu, şu anda 8 milyara dayanmış durumda. 2100’de 11 milyarı geçecek. Bu kadar boğaza can mı dayanır?

HAKSIZ ÇÜNKÜ:

Gezegendeki kaynakları hızla yok etmemizin tek nedeni nüfus artışı değil. Aşırı tüketim de bir o kadar önemli. Eskiden insanlar tek bir kıyafetle ömrünü geçirirmiş. Sertab’ın sadece kostüm odasını gözünüzün önüne getirsenize... 

HAKLI ÇÜNKÜ:

Dünyanın bazı bölgeleri için ciddi planlamalar gerekiyor. 30 yılda nüfusu en çok artacak 10 ülke arasında Kongo, Bangladeş, Etiyopya gibi kaynakları kıt, halkı fakir ülkeler yer alıyor. Bu toplumlar göç vererek başka coğrafyalar üzerinde de baskı oluşturacaklar. 

Yazının Devamını Oku

Evlenmeden çocuk

Model Didem Soydan, sevgilisi Burak Deniz’den ayrıldı. Artık evleneceğinden ümidi kesen ailesi “Bari çocuk yap” demiş.

Valla güzel polemik.
Bana çok acayip geldi.
Öbür yandan da çocuğunun mürüvvetini görmek gibi torun sevmek de her ebeveynin hakkı.
Öyle de evlenmiyor, böyle de.
Bari torun bakalım kafası...
Düşündüm taşındım, şuna karar verdim:
Baba çocuğu nüfusuna aldıktan sonra sorun yok bence.

Yazının Devamını Oku

Bodrum ve Çeşme’nin fiyatları kime ucuz kime pahalı?

Yine yılın o dönemi. Yani Bodrum’dan ve Çeşme’den aşırı pahalı lahmacun ve harburger haberleri mevsimi... Her sene, her sene bıkmadan, sıkılmadan aynı geyik. Demek alıcısı var ki her yaz başı ısıtılıp ısıtılıp yeniden önümüze konuyor.

Aslında bir-iki kere ben de yazmıştım denk geldiğim fahiş fiyatları.
Çeşme’deki bir beach’te 3 sene öncesinin parasıyla 500 liralık pizza falan... Artık elim gitmiyor.
Yazmaktan da duymaktan da fena halde sıkıldım. Kendimi, “zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış” dizisinde figüran gibi hissediyorum.
Oralar, bölüm başına 75 bin lira alan oyuncuların, 50 metrelik yatlarıyla gelen Arap şeyhlerinin, Rus oligarkların takıldıkları yerler. Gitmezsin, yemezsin olur biter.
Üç tarafı denizlerle çevrili memleket. Yalıkavak Marina’dan, Alaçatı Port’tan başka yer mi yok? Hem de ne âlâları var.
Ama yok ille de “Can Yaman’ın yan şezlonguna uzanıp milkshake höpürdeteceğim”, “Abromoviç’in yatına nazır lahmacun ezeceğim” dersen de bedelini gözden çıkaracaksın tabii.
Hayatta nelerden “beslendiğinle” ilgili bir şey.

Yazının Devamını Oku

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

Ekranın sabah şekeri, akşam yakışıklısı. Ben demiyorum, dünya üçüncüsü seçildi. Ama o taraklarda bezi yok artık, “Gece hayatını evlenince bıraktım” diyor, artık bir aile babası. İkilemli sorularda bu hafta sunucu, model ve oyuncu Alp Kırşan’ın Bodrum’daki yaşamına, Çeşme’de üşümesine, balık avı turnuvalarına, motosiklet merakına, Acun’la ilişkisine, zenginlikle ilgili düşüncelerine konuk oluyoruz.

Hangisi daha büyük pişmanlık: Çocukken üçüncü kattan atlayıp sakatlanmak mı, “Survivor”da yarışmacıyken fazla mızıklanmak mı?

- Üçüncü kattan atlamak! Doğru şekilde atlarsam hiçbir sorun olmayacağını düşünmüştüm. Yere inene kadar çok heyecan vericiydi. Ama sonuç büyük pişmanlık oldu tabii.  

Büyük balık avı turnuvalarına katılıyorsunuz. Hangisi mühim: Şans mı, strateji mi?

- Şans önemli ama o şansı kendin yaratman lazım. İyi futbol oynamak için sahanın güzel olması gibi düşünebilirsin bunu.

3 Kasım, Akrep burcu... Hangi yönü daha zor: Aşırı sahiplenmecilik mi, zaman zaman bencillik mi?

- Valla bende ikisi de yok. Benim problemim disiplinle. En zor olan yanı bu. Benim için zevk ama etrafımdakiler için tam bir eziyet. (Gülüyor)

Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?

- İkisi de. Yani bir macera-romantik-komedi olurdu. Çünkü her anım öyle geçiyor. 

Yazının Devamını Oku

Elini ayağını soframdan çek

Kısa süre önce süt küvetinde banyo yapan, turşuların üzerinde çıplak ayakla dans edenlerin görüntülerini izlemiştik. En son ekmek hamuruyla futbol düştü ekranlara. Hepsi gıda sektöründe mi toplaşıyor bunların?

En son, Van’daki bir fırında ekmek hamuruyla futbol oynayan çalışanların görüntüsü düştü ekranlara.
Kahvaltıdan önce izlemeyin, eliniz ekmeğe gitmez. Bir de videoda utanmadan “Ustaya bakın. Şimdi onu ekmek yapıp millete satacak” diyorlar.
Normalde yerde ekmek görsek “nimet”e saygıdan bir kenara kaldıran bir kültürümüz var bizim.
Kısa süre önce süt küvetinde banyo yapan, turşuların üzerinde çıplak ayakla dans edenlerin görüntülerini izlemiştik.
Nasıl bu hale geldik?
Yoksa hep böyleydi de şimdi teknoloji gelişince, cep telefonları ortaya çıkınca mı haberimiz olmaya başladı?
Acaba kameraya çekilmemiş, hiç haberimiz olmayan başka şeyler de var mı?

Yazının Devamını Oku

Burası neresi?

Beyoğlu’nun göbeğinde Hayriye Caddesi... Gelenler bir köşeye çantasını attığı gibi açıyor müziğini, ister tek başına, ister kendi grubu içinde eğleniyor, dans ediyor... Tam festival havası, epeyce Berlin kafası.

Üstünde tişörtü olan sayısı, olmayandan daha az. Şort üstü bikinililer, mini üstü büstiyerliler, yelekliler, dövmeliler, dövmesizler, Cihangirliler, Cihangir’e parası yetmeyen Kadıköylü, Beşiktaşlı genç beyaz yakalılar, ekspatlar, fenomenler, DJ’ler, modeller, LGBTİ bireyler, ‘cool’ çocuklar, onlardan daha ‘cool’ kızlar, mısırcılar... Ve nereden duyup öğrenmişlerse turistler...

Panayır yeri gibi. “Bu insanlar nereden gelmiş, İstanbul’da mı yaşıyorlar” diyeceğiniz bir profil. Bir ara Şokopop’u da (Ekim Acun) gördüm sanki.

Yok yok, plaj değil, sokak arası burası. Beyoğlu’nun göbeğinde Hayriye Caddesi.

Fotoğraf: Uygar Taylan

Galatasaray Lisesi’ni bildiniz, işte onun İstiklâl yüzü değil, tam arka tarafı. Hani otopark vardır ya lisenin bittiği yüksek duvarlar, tam orası. Fransız Sokağı’nın girişi.

Saat 15.00 gibi insanlar toplaşmaya, lisenin yanından inen merdivenlerde sanki amfitiyatro gibi yerlerini almaya başlıyorlar. Saat 19.00 olduğunda artık göz alabildiğine insan...

Burası eskiden sakin bir yerdi. Kaburgadan hamburger yapan üç-beş masalı Markus Tavern vardı. Hemen yanında botanik-kafe Müz. Pek de iş yapmazlardı. Şimdi bırakın mekânlarda, ayakta bile yer bulmak imkânsız.

ARABAYLA GEÇMEYİN

Yazının Devamını Oku