GeriSavaş ÖZBEY 10 yıl yattım, kimse benim için bir şey yapmadı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

10 yıl yattım, kimse benim için bir şey yapmadı

Bu sözleri dinleyen Pınar Deniz’in mimiklerinden anlıyoruz ki o sırada rol falan yapmıyor. Kadir Şeker’den bunları gerçek hayatta dinlese ne tepki verecekse, aslında o anda onu sergiliyor.

Kanal D’nin fenomen dizisinde Kadir Şeker’e yapılan gönderme, “Yargı”yı birkaç başlıkta birden sosyal medyanın gündemine taşıdı.

Kadına şiddeti önleyeceğim derken hayatı kararan Kadir Şeker’in başına gelenler, o kadar sembol bir   olay ki...

Sadece adalet, hakkaniyet gibi duygularımızı sarsmadı...

Aynı zamanda kitlelerin bakış açısını, davranış biçimini etkiledi.

Koca bir toplum travma yaşadı aslında:

Şiddet durumunda müdahale etmeli miyim, yoksa hiç karışmamalı mıyım?

Dizinin son bölümü işte bütün bunları aldı, tekrar önümüze getirdi.

Bambaşka bir hikâyeymiş gibi, Kadir Şeker vakasıyla tekrar yüzleşmeye bıraktı bizi.

Senaryoyla seyirci arasında yaşanan inanılmaz etkileşimin altında da bu yatıyor.

Fakat işin ilginç yanı, senaryo sadece seyirciyle değil, oyuncularla da etkileşime girdi.

Karakter diyor ki: “İyilik yaptığım için 10 yıl yattım ben. Parkta dövülen bir kadını kurtarmaya çalıştım. Yardım çığlıklarına koştum. Adam, kadını bildiğin öldürüyordu. Sırf kadını kurtarmak için iyilik için yerden taş alıp vurdum. Öldürmek için vurmadım, kurtarmak için vurdum. 10 yıl yattım, kimse benim için bir şey yapmadı...

Karşısında bu sözleri dinleyen Pınar Deniz’in mimiklerinden anlıyoruz ki...

O sırada rol yapmıyor.

Kadir Şeker’den bunları gerçek hayatta dinlese ne tepki verecekse...

O anda onu sergiliyor.

Haklı olarak dizileri çeşitli yönlerden eleştiriyoruz ya...

Bunu da kurgu-gerçek uyumunun güzel bir örneği olarak kenara not düşelim.

Yeşil sahne mümkün mü?

Zuhal Olcay, sahne kostümlerini 4-5 kere giyme çağrısı yaptı meslektaşlarına:

Sahne kıyafetlerine bu kadar çok para harcamak yerine, kostümleri defalarca kullanmak zorundayız. Hem maddi olarak hem de dünya gezegenine saygı gereği bunu yapmamız gerekiyor. Bir kumaşın beyaza boyanmasında korkunç litrelerce su gidiyor. Nasıl ki evimizdeki musluğu gerektiği zaman açıp kapatıyoruz, bu da aynı mantık.”

Vardığımız yer, “Bülent Ersoy kürk giysin mi, giymesin mi?” tartışmasından çok ötede artık.

İngiliz müzik grubu Coldplay’in konserde dinleyicilerin zıplamasıyla elektrik elde edilen turne projesi var mesela.

Kendi içlerinde çelişki barındırmıyor da değiller, çünkü bu konserlere özel jetleriyle gitmeye devam ediyorlar, bu yüzden eleştiriliyorlar. 

Türkiye’de de benzer girişimler mevcut. Mersin’deki Soli Fest... Güneş enerjisinden elde edilen elektriği kullanıyor bütün cihazlar.

Çevre hassasiyeti eğlence sektörünü de dönüştürüyor. Bunların kısa zaman içinde artıp çeşitleneceğini göreceğiz. 

Ama Zuhal Olcay’ın bu çağrısına sahne kostümleriyle bilinen Hadise, Hande Yener, Gülşen, Demet Akalın gibi meslektaşları nasıl yaklaşır, orası biraz karışık.

Çünkü seyirciden böyle talep, tabandan böyle bir baskı gelmiyorsa sanatçının bunu kendi gücüyle yapabilmesi için...

Yılların Zuhal Olcay’ı olması lazım işte.  

Sen ne güzel bir insansın

Hastanede kemoterapisi süren şarkıcı Şimal’e geçirdiği operasyonun ardından yüzük takan nişanlısı Necati Arıcı...

Şimal yüzüğü fark edince narkoz sersemliğiyle önce anlamıyor ne olduğunu. “Benim yüzüğüm değil bu” diyor.

Sonra sonra Necati Arıcı’nın taktığını anlayınca “Bana sarılır mısın?” diyor videoda.

Bir an önce sağlığına ve sahnelere kavuşsun, çok da güzel bir evlilikleri olsun.

 

 

X

Serdar Ortaç’ın sarışınlarla derdi

İki lafından biri: “Annem sarışından hayır gelmez demişti.” Bakın sayın Ortaç... Bu bir değil, iki değil. Bir çeşit espri falansa biliniz ki çok ayrımcı bir espri. Biz duymamış olalım, siz de artık tekrarlamayın.

Kasım ortası kendisi açıkladı: Bankaya 10 milyon, eski eşi Chloe Loughnan’a ise 600 bin lira borcu vardı.
Aradan daha 2 ay geçti. Önceki akşam sahne aldığı Yeni Gazino’da gazetecilere “Bütün borçlarımı kapattım, pamuk gibiyim” dedi.
Oh, geçmiş gitmiş olsun, bir daha da başına böyle iş gelmesin. Borç zor şeydir bilirim. Evimin kredisi bitene kadar gözüme uyku girmemişti.
Fakat aklıma takılan bir şey var: Bir insan 2 ayda 10 milyon 600 bin liralık borcu nasıl öder?
Evini sattı deseniz... Olmaz, banka ipotekli. Geriye iki olasılık kalıyor.
Birincisi, yeniden kumara başladı ve bu sefer şansı yaver gidiyor.
İkincisi de ayda 5 milyon 300 bin lira kazanıyor. Vergisini ödedikten sonra Allah artırsın tabii.

Yazının Devamını Oku

Ses teşhirim hepsine bin basar

13 yaşından beri sahne alıyor, aradan geçen sürede konser sayısı 1500’e yaklaştı. Şarkı söylediği gibi onlarca söz ve bestesi var. İkilemli soruların bu haftaki konuğu Burcu Güneş’le müzikal yolculuğundan girdik, en son meslektaşlarına yönelttiği sahne kostümü eleştirisinden çıktık: “Doz çok önemli. Sanatçının bir ‘iç çamaşırı modeli’ olmadığını unutmamak gerek. Bunu başaramazsan iş avamlaşır. Karşınızda sizi seven bir kitle varsa çuval da giyseniz olur. Nasıl cesurca ‘sergilendiğinizin’ pek de bir önemi yok.”

İlk kez 13 yaşınızda gitarist babanızla sahneye çıktınız. Bu meslekte müzisyen kızı olmak avantaj mı, dezavantaj mı?

- Müzik aşkıyla doğup müzisyen olmayan aileye mensup birine göre avantajları çok elbette. Ama benimki baskın bir baba olduğu için, bazı küçük dezavantajları da olmadı değil. (Gülüyor)

1500’e yakın konser verdiniz. Yurtiçi konseri mi, yurtdışı konseri mi?

- Konserlerin her biri özel. Ayırt etmek haksızlık olur. Şunu söyleyebilirim: Benim adrenalin beklentimi en çok kalabalıkta tüm şarkıları beraber söylediğimiz konserler karşılıyor.

Şarkı söylediğiniz gibi beste de yapıyorsunuz. Hangisi daha zevkli: Sahne önü mü, sahne arkası mı?

- Bak burada seçim yapamam. İkisinin tadı o kadar başka ki. Birinde ruhun derinlerinde sanki anne rahminde gibisin: Sessiz, güvende ve tek başına. Diğerinde herkesin önünde bir başına... Ama dünyada nefes aldığın en vazgeçilmez yerdesin. Bilmiyorum bu duyguları başka nasıl tarif edebilirim.

Sizce hangi şarkınız kitleler üzerinde daha etkili oldu: “Alimallah” mı, “Biz Aşkı Meleklerden Çaldık” mı?

- “Biz Aşkı Meleklerden Çaldık” tabii... Sihirli ve artık kült bir eser. Nice çiftleri evlendirdi biliyor musun? Yuva kurduran bir saflığı var...

Yazının Devamını Oku

Alişan anlamamakta ısrar ediyor

Kendisi de oyuncu olduğu halde, “Dizide öpüşmüş insanla evlenmem” tartışması başlattı durduk yere. İşte Pandora’nın kutusu gibi bir şey bu. Bir kere açınca dönüp seni nereden vuracağı belli olmuyor bu “püriten” hallerin.

Alişan, eğer oynadığı dizilerde öpüşmüş olsaydı, eşi Buse Varol ile evlenmeyeceğini açıkladı.
Hem de bayağı kaba dille: “Karım olamazdı.”
Zaten sevmişsin, beğenmişsin, kendine uygun bulup evlenmişsin.
Geçmiş, bitmiş.
Şimdi durduk yere ne manası var, şu olsaydı böyle olurdu, bu olmasaydı şöyle olurdu demenin?
Kendisi de farkında başına açtığı işin, “Bu mesele neden bu kadar büyütüldü, anlamıyorum” diyor.
Olur mu hiç?

Yazının Devamını Oku

Saatlik kiralık bar

Birçok mekânda ana salonun yanında özel davetler için ayrılmış VIP bölümleri var. Bu yeni bir uygulama değil. Karaköy’de açılan Zebra Lounge’un farkı, bu bölümleri saatlik olarak kiralayabilmeniz. Bütün gece kapatmaktan çok daha ekonomik tabii.

Karaköy’deki Tonight otelin terasında açılan Zebra Lounge iki katlı bir mekân. Galataport’a tepeden bakan bir Boğaz manzarası var. Servis 9.00’da organik serpme kahvaltıyla başlıyor. Süt reçeli, muhlama gibi farklı lezzetleri bulabileceğiniz bu kahvaltı iki kişi için 330 lira. Kahvaltıdan sonra gece 2.00’ye kadar sürecek normal servise geçiyorlar: Çorbalar 28, karamelize keçi peynirli gibi çeşitleri olan salatalar 28, 750 gramlık dana pirzola gibi ana yemekler 108 liradan başlıyor.

DJ DOKTOR OLURSA...

Her akşam ağırlıkla deep house çalan DJ Ömer Güneş aslında bir doktor. Eğlence sırasında fenalaşan bir kadın müşteriye anında müdahale edip hayatını kurtarmışlığı var. Pazar gecelerini 23.00’ten itibaren R&B ve hiphop’a ayırmış. Müşterilerin yüzde 70’i turist. Çoğunlukla Alman, Hollandalı, İsviçreli ve Katarlılar. Fotoğrafçı arkadaşım Emre’yle tek tabanca nargilesini içen, bereli, cool genç kadının Doğulu mu Batılı mı olduğu konusuna epey bir mesai harcadık.

4, 6 VEYA 12 KİŞİLİK ODALAR

Birçok mekânın ana salonun yanında özel davetler için ayrılmış VIP bölümleri var. Bu yeni değil. Doğum günü gibi özel etkinlikler için kapatıyorsunuz, misafirlerinizi ağırlıyorsunuz. Zebra Lounge’un alameti farikasıysa bu bölümlerin saatlik olarak kiralanabilmesi. 4, 6 ve 12 kişilik üç VIP oda için saat başına 250 lira ödüyorsunuz. Bütün gece kapatmaktan çok daha ekonomik tabii. Yemek ve içki servisini aynı şekilde buraya da yapıyorlar. Evlilik teklif eden de varmış, önemli maçları seyretmek için kiralayan da... (0536) 275 80 80

45 LİRA

Yazının Devamını Oku

İşte benim ‘Süperstar’ım

Kuşaklar değişiyor, Ajda Pekkan kendi rayında “hızlı tren” gibi ilerlerken biz “bakakalıyoruz”. Sırrı tam da burada: Kendiyle yarışabilmesinde, gerekirse dönüp eski Ajda’yla kavga edebilmesinde. Sıfır kompleksle. Kürk meselesinde takındığı tavır aslında tam da bu işte.

Katıldığı bir düğünde kürk giymekle suçlandı Ajda Pekkan. Kürk giymenin nesi suç ki? Mesela Bülent Ersoy’a sorsanız şıklık, asalet, zenginlik sembolü.
Diva hiç haksız değil. Yakın zamana kadar da öyleydi. Ama şimdi birçok insana göre, nesli tükenmenin eşiğine gelmiş hayvan türlerinin yok edilmesinin nedeni bu.
Böyle giderse gelecek kuşaklar o canlıları sadece Bülent Ersoy’un fotoğraflarından tanıyabilecek.
Ajda Pekkan, hakkında çıkan olumlu ya da olumsuz eleştirilere kayıtsızlığıyla bilinir.
Oturup sosyal medyadan ona buna cevap yetiştirmez, şununla bununla polemiklere girmez. Kendisi yapmadığı gibi, imkânı hepsinden yüksek olmasına rağmen bu işleri yapacak bir trol ordusu da beslemez.
Tenezzül etmez.
Ama bu olayda anında reaksiyon gösterdi. Hemen savunmaya geçti:

Yazının Devamını Oku

Sahne kostümü tartışmasında nerede durmalı?

Hepsinin yeri, kıymeti, alıcısı, hayranı farklı farklı. Biri şovuyla ön plana çıkacak, öbürü sesiyle, bir başkası besteleriyle, bir diğeri kimliği, kişiliğiyle. Zaten normali de bu. Bütün sanatçıları tek tip bir yer düşünebiliyor musunuz? Kuzey Kore mi burası?

Tartışmanın fitilini üç ay önce bir modacı ateşledi: Raşit Bağzıbağlı. Hande Yener, Demet Akalın, Hadise, Gülşen gibi popçular için “Giydikleri iç çamaşırına benziyor.
Bu da kalite algısını aşağıya çekiyor, basitleştiriyor” dedi.
Fakat yaklaşık bir ay sonra Defne Samyeli için öyle bir transparan sahne kıyafeti tasarladı ki birçok kişi benzer şeyleri ona da söyleyebilirdi.
Tartışmaya geçen hafta şarkıcı Burcu Güneş de katıldı:
“Sapkınlık. Şatafatla boyanmaların, sapık ruhları. Kese dolduranların karşılıklı oyunlarını, pişkin egolarını izliyoruz.”
Burcu Güneş’i anlamakta zorluk çektiğimi belirten bir yazı yazdım.
Çünkü Google’a ismini yazdığınızda bahsettiği meslektaşlarını aratmayacak kıyafetleri olduğunu görüyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Kim Jong-un’a açık mektup

Bak KimJong efendi! Uzak denizlerde yaptığın roket denemeleri falan umurumda değil. Ama elini bizim dönerimizden çek... Kib. Bye.

Yunanların yoğurttan dolmaya her yemeğimizi sahiplenmesi yetmez gibi Kuzey Kore de dönerimize göz dikti.

Ülkede yayınlanan bir propaganda videosunda döner dürümün şimdiki başkan Kim Jong-un’un babası Kim Jong-il tarafından bulunduğu iddia edildi.

İngiliz basınına göre videoda gösterilen yiyecek, Meksikalıların “burrito”sundan çok, Türklerin döner dürümü.

Döner kesen makineler falan gösteriliyor videoda.

Kuzey Kore’ye gitmiştim.

1 hafta kadar kaldım, geleneksel yemeklerinin çoğunu da tattım.

Ne dönere... Ne de dürüm, pilav üstü, iskender gibi hallerine denk geldim.

Bildiğiniz, bol keseden üfürüyor devlet medyası.

Yazının Devamını Oku

Eftalya’yla çok iyi komşu olurduk

Bu spora biraz geç başladı ama farkı çabuk kapattı milli dalgıç Birgül Erken. Ulusal ve uluslarası madalyalarının yanında en son Boğaz’da 50 metreye tüpsüz inerek yeni bir rekor kırdı. Rekor kırdığı yetmezmiş gibi yurtiçi ve yurtdışından geleceğe binlerce mesaj içeren bir de kapsül bıraktı zemine. Çünkü bu işin bir felsefesi var ona göre: “Serbest dalış insanın kendine meydan okuması. Kendine doğru bir yolculuk. Bu yüzden özgür insanlar yaratır. Nefesinizi tuttuğunuz için en belirgin özelliği nefis terbiyesi...”

Nefesinizi tutup maviliklere daldığınızda kendinizi şu akciğerli su canlılarından hangisine daha çok benzetiyorsunuz: Deniz kaplumbağası mı, yunus mu?

- Deniz canlısına benzemekten öte, yepyeni bir tür gibi. İnsanımsı bir balık gibi. Yunusa benziyor bu yönüyle. Nefesimi tutup daldığımda iç alanıma doğru bir yolculuk başlıyor. Anlatılmaz bir duygu. Hem hiçlik hem de bir bütünlük. Derine indikçe hisler, vücudumdaki fizyoloji değişiyor. Orada artık basınç var, narkoz kafası var, başka türlü bir hal. Dalışın sonunda yüzeyde aldığım her nefes yeniden doğmak gibi.

11 yıldır milli forma giyiyorsunuz. Bilerek mi geç kaldınız, kaderin cilvesi mi?

- Kader diyelim ama serbest dalışın mazisi yeni zaten ülkemizde. Bu spora ilk kez 2004’te tesadüfen başladım ve başarılı oldum. Beni dalışa başlatmaya çalışan bir antrenörümüz vardı. Yeteneğimi görmüş, altı yıl boyunca yarışmalara davet etmişti. Kısmet diyelim, zamanı 2010’da geldi. Evet, altı yıl kadar geciktim. Çünkü sualtı fotoğrafçılığıyla tutkulu bir aşk yaşadık öncesinde.

Tuzlu su mu, tatlı su mu?

- Her türlü su! (Gülüyor) Meditatif olan tuzlu. Ama tatlı suyun da berraklık gibi eşsiz güzellikleri var. Bunları ayıramam, ikisinin de yeri ayrı bende.

Yazının Devamını Oku

AŞK-İLİŞKİLER-HAYAT

“Flörtöz pazar”ınız nasıl geçti?

Ocak ayının ilk pazarına bu isim veriliyormuş. 2 Ocak’ı kaçırdık tabii ama ocak uzun. Daha bunun 9’u, 16’sı, 23’ü, 30’u var... Var, var da çöpçatan siteleri bunu söylerken astrologlar tam tersini salık veriyor.

Yılın en çok flört edilen ayının ocak olduğunu biliyor muydunuz? Bunun nedeni, yalnızların yeni bir yılla birlikte yeni bir ilişkiye başlama isteğiymiş.
Üfürme değil, sayılar konuşuyor: Arkadaşlık sitesi OkCupid’in verilerine göre; 2 Ocak’ta kullanıcı etkinliğinde yüzde 70’lik bir artış yaşanmış.
Ocak ayının bu ilk pazarına “flörtöz pazar” adı veriliyormuş.
2 Ocak’ı kaçırdık tabii ama ocak uzun.
Daha bunun 9’u, 16’sı, 23’ü, 30’u var...
Var, var da çöpçatan siteleri bunu söylerken astrologlar tam tersini salık veriyor.

Yazının Devamını Oku

Bodrum 2022’ye nasıl girdi?

Yaz halini görüp kışın nasıldır diye merak edenler için yılbaşı notları eşliğinde küçük bir Bodrum turu: Mevsim trendleri, nokta atışı adresler, küçük dedikodular ve fiyatlardan son haberler...

- Belediye yeni yıla sıkı hazırlanmıştı. Kutlamalar 18 Aralık’ta bandolarla başladı, meydanlarda DJ ve müzisyen performanslarıyla devam etti. Bazı yağmurlu akşamlara rağmen hepsi kalabalıktı. Yeni yıl gecesi Sertab Erener konseri vardı. Saat tam 00.00 olunca gökyüzüne 2022 ışıklı balon bırakıldı.

- Mekânlar yazı aratmayacak kadar cıvıl cıvıl ve kalabalıktı. Gekko’da kokteylciler, Zazu’da sirtakiciler, Gemibaşı’nda balıkçılar, Bohemia’da iki ayrı sahne ve particiler... Maçakızı’nda 8.500 liralık konaklamalı paket alan sosyetikler... Levent Kızıl parti için Bursa’nın ünlü dönercisi Cemal Usta’yı getirtmiş.

Surfer (solda) ve Yula

- Kışın gündüz trendi sahildeki Yula, Surfer Caravan, Müdavim gibi yerlerin plajına masa atmak. Bir önceki gece Gülsüm Sağlamer’in bahçe partisinde tanıştığınız insanlar gelip yan masanıza oturuveriyor mesela. Buralarda dress code (kıyafet zorunluluğu): Güneş gözlüğü. Müzik az, deniz sesi kâfi. Güzel havalarda yüzen çok.

İKİ YENİ PARTİ KONSEPTİ

Dükkân buluşmaları

Yazının Devamını Oku

Burcu Güneş’in hiyeroglifleri

Teşhircilik ve sapıklıkla suçladığı kişiler Gülşen, Hande Yener, Hadise gibi meslektaşları olabilir mi? Yoksa sektörün bütün pespayeliklerinden Atiye mi sorumlu?

Burcu Güneş sosyal medya hesabından müzik dünyasını topa tuttu. Sapıklık, sapkınlık, teşhircilik, pespayelik... Ne ararsanız var açıklamada:

“Kadının değerini ve özgür ruhunu ortaya çıkaracak duruş; çıplaklık, teşhir, seksi fotoğraflar ve şovlar değildir. Hatta aksine, değerini düşüren bu yaklaşımlardır. Sapkınlıktır. Şatafatla boyanmaların, sapık ruhlarıdır. Ha bir de popu siz kurtarmayın biraz n’olur...”

Bu sözlerin kimlere olduğu belli değil. Uzun yazısında hiç isim vermemiş.

Çıplaklık, seksi şovlar denince akla sahne kostümleriyle gündem olan Hande Yener, Hadise, Gülşen gibi meslektaşları geliyor.

Ama bunu kastettiğini sanmam. 

Mantıksız çünkü. Google’a “Burcu Güneş” yazdığınızda süper minilisinden bikinilisine, transparanından derin dekoltelisine bir sürü fotoğrafı düşüyor önünüze.

En sondaki “Popu siz kurtarmayın” lafı da “Popu kurtarmaya geldim” diyen Atiye’yi çağrıştırıyor biraz ama...

Onu da sanmam.

Yazının Devamını Oku

Uzaylıların kaçırdığı ünlüler

Van’da bir kişi 112 Acil Servis’i bir yılda tam 18 bin 500 kere aradıktan sonra para cezası kesilerek durdurulabildi. Böyle şeyleri hesaplamayı seviyorum:

365 güne bölersek:

Günde ortalama 50.6 kere aramış.

8 saat uykuyu düş:

Saatte ortalama 3.1 kere. Yani bir yıl boyunca cumartesi-pazar, bayram-seyran demeden, yaklaşık 20 dakikada bir 112’yi aramış. Çok tuhaf değil mi?

İnsanın işi bu olsa aksatır yahu. Arada hastalanır, izin kullanır... Belki kullanıyordu da, sonra telafi ediyordu eksik kalanı.

Yetkililerin açıklamasına göre gelen ihbarların yüzde 80’i böyle boş beleş işlermiş.

İnsanoğlu yanılabilir tabii. Şüpheli bir paket görürsün. Yahut hiç olmaması gereken bir yerde şüpheli biri dolaşıyordur... Sonradan bir şey çıkmaz, amenna.Düşünsenize, kaç tane ünlümüz uzaylı gördüğünü, hatta kaçırıldığını iddia etti.

Bakınız: Reyhan Karaca.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Ali Erbil’in 5 affedilmez faulü

Şovmen Mehmet Ali Erbil, kendisine “Sapık, tacizci, ahlaksız” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla şarkıcı Ece Ronay’a 100 bin liralık tazminat davası açtı. Keşke yapmasaydı. Zaten dört büyük faulü vardı, bu sonuncu kırmızı kart gibi oldu.

◊ FAUL 1:

Daha 6 ay olmadı. Durduk yere bir sosyal medya tezgâhı kurup Seda Sayan’a saldırdı. Karşı taraf çetin ceviz tabii. Eski defterleri bir açtı, Mali’nin ne tacizciliği, ne yalancılığı kaldı. Geri vites yaptı Mehmet Ali Erbil. Hastalığına sığındı, kullandığı ilaçlar yüzünden böyle bir şey yaptığını, özür dilediğini açıkladı. Tahminimce hatırlı kişilerin araya girmesiyle konu kapandı.

◊ FAUL 2:

Bu kez sosyal medya fenomeni ve şarkıcı Ece Ronay çıktı, Erbil tarafından taciz edildiğini açıkladı. Erbil önce reddetti, “Tuzağa düşürüldüm” dedi. Sonra apar topar Ece Ronay’ın nişanlısını buldu, yan yana fotoğraf çektirip, “Biz kardeşimle anlaştık, sorun kalmadı” mesajı verdi. Sanki nişanlıyla anlaşınca sorun kalmayacakmış gibi... O nişanlı oraya niye gitti, ayrı mesele tabii.

◊ FAUL 3:

Mahkemeleri oldu. Mali duruşmaya tekerlekli sandalyede geldi. Ronay’ın “vicdan sömürüsü yapıyor” suçlaması tamamen asılsız değildi. Çünkü aynı dönemde Belarus’ta sandalyesiz, tekerleksiz, gününü gün ederken fotoğrafları var. Sahneye çıktı, sunuculuk yaptı. Yaptığı esprilerle izleyenleri güldürdü. 24 yaşındaki Belaruslu sevgilisi Kristina’yı görmeye gittiği de yazıldı.

◊ FAUL 4:

Son olarak Ece Ronay’a iftira ve kişilik haklarını zedelemekten 100 bin liralık karşı dava açtı. Ece Ronay’ın açık saçık kıyafetlerle kendisine kumpas kurduğu iddiasını yineledi. Bir kadını en çaresiz bırakan saldırı biçimi bu. Çünkü sonu yok, neye göre, kime göre açık? Ama cevap gecikmedi. Ece Ronay kıyafet konusunda “

Yazının Devamını Oku

Yaptığım şeylere ‘sihir’ diyorlar, ben de öyle olmadığını anlatmaya çalışıyorum

Sadece Türk bilardosunun değil, dünya bilardosunun gelişimine katkısı var. Literatüre “Semih Saygıner’in Sihirli Vuruşları” olarak geçmiş 42 özel tekniğe sahip. 7.5 yıl gibi uzun bir süre ara verdikten sonra, son olarak Mısır’da, 57 yaşında, yedinci kez 3 Bant Dünya Kupası şampiyonu oldu. Kariyerini ti’ye almayı seviyor: “Dünyanın en masa başı işi bizimki...”

◊ Dünyada size verilen isimlerden hangisi daha çok hoşunuza gidiyor: “Mr. Magic” (Bay Sihir) mi, “The Turkish Prince” (Türk Prensi) mi?
- Çok takılmam bunlara. Açıkçası en çok Semih denmesi hoşuma gidiyor. “Mister Magic” teknik bir şeye denk geldiği için daha makul belki. Yaptığım şeylere sihir diyorlar, ben de öyle olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

◊ Abiniz size masa başı bir iş ararmış. Sonuçta dünyanın en masa başı işlerinden birini yapıyorsunuz. Kaderin cilvesi mi, abinizi yanlış mı anlamışsınız?
- (Gülüyor) Ben bunu espriyle anlatıyorum. Bir işim olsun istiyorlardı. Bilardo da neymiş? Benim başladığım dönemde böyle bir algısı yoktu Türkiye’de. Bilardo oynayana serseri gözüyle bakılırdı. Aileler iyi para kazanılan meslekleri istiyor. İyi ama o zaman kim heykeltıraş olacak bu memlekette? Ben de bunu ti’ye alıyorum. Evet, en masa başı iş bizimki.
◊ Diğer bütün sporcuların yanında bilardocuların papyona, smokine düşkünlük gibi bir “007” halleri var. Bilardo mu böyle yapıyor, yoksa salon insanları mı bilardoyu seçiyor?
- Avrupa’da ilk başta kılık kıyafet bir kod oluyor. Hatta ceketle oynanırmış. Salon insanlarının, aristokratların sporu gibi bir algı varmış. Sportif kıyafetlerle oynuyoruz artık ama başlangıcı böyle.

Yazının Devamını Oku

Kuruçeşme yılına hoşgeldiniz

Yan yana yeni mekânların sıralandığı semtte akşamları kapılarda kuyruklar oluşuyor, kalabalık sokaklara taşıyor. Bugünlerde eğlenmek için Kuruçeşme’yi tercih edenler “Burası artık yeni Arnavutköy oldu” diyor.

Hande Yener, Two’da arkadaşı Aylin Coşkun’un doğum günü partisine gidiyor, Saba Tümer’in Korto Live’daki doğum gününeyse Beren Saat ve Kenan Doğulu birlikte katılıyor. İrem Sak, Birce Akalay, Hazal Kaya, Zeynep Bastık öteden beri Alafçı. Hacı Sabancı’nın müdavimi olduğu komşu Goose’daysa rezervasyonlar bir ay sonrasına veriliyor.

Sadece ünlüler mi? Yan yana yeni yerlerin sıralandığı Kuruçeşme’de kalabalık, akşamları mekânlardan dışarı taşıyor, ortam bahçe sobalarının altında sokak partisine dönüşüyor. Nothing Cocktail ve Old School da güzel müzik yapıyor ama bu konuda en büyük rağbet, hepsinin tam ortasında duran Scatola’ya. Açılalı henüz üç hafta olan Ruud’da indigo kokteylini yudumlayan müdavim Filiz Türkmenoğlu “Burası artık yeni Arnavutköy oldu” diyor.

Bunlar yoldan geçerken görebilecekleriniz. Bir de içini göremeyip kapısında kuyruk oluşan Oligark, Sortie, Ena, Boaz gibi ‘dışarıya kapalı’ mekânlar var. Ezcümle Kuruçeşme yıllar süren ıssızlığından kurtuldu, yeni yıla kentin en popüler semti olarak girmeye hazırlanıyor.

BİLMEMİZ GEREKEN DİĞER TRENDLER

CANLI MÜZİK...

Yazının Devamını Oku

Sonradan yorumlamalı yeni yıl kararları

Karar almak kolay. Mühim olan uygulamak. Biz ‘Oğlak’lar yeni bir yıl ile yeni bir yaşın muhasebesini aynı dönemde yaptığımızdan işimiz çifte kavrulmuş oluyor. Aldığım yeni yıl kararlarını sonra bir de salim kafayla okudum.

Geçen seneden bakiyeler

İnsanlarımı daha sık arayıp soracağım... Daha vefalı bir dost, daha hayırlı akraba, daha yardımsever bir komşu, vatandaş olacağım. (Kolay)

Bayramları tatil değil, sosyalleşme zamanı olarak kullanacağım... Jenerik tebrik mesajlarına sinirlenmeyip tek tek cevap yazacağım. (Biraz yaş)

Afetlerde, felaketlerde “Ah ah, vah vah” paylaşımları yerine sahada olacağım...

Mesela AFAD gönüllüsü olmak için kursa katılacağım. (Yap artık!)

Paçama yapışanlar

Halletmediğim mezuniyet işlemlerimi, el konulan ehliyetimi, süresi dolan pasaport ve vizelerimi, unuttuğum şifrelerimi yeniden çıkaracağım. (Şimdiden ya sabır...)

Yazının Devamını Oku

5 başlıkta 2021 kent hayatı

Eğlencenin eski formülü olan ‘önce ocakbaşı, sonra eller havaya’, yerini ‘yemek, müzik, dans, üçü bir arada’ya bıraktı. Sahneler yerli DJ ve şarkıcılara kaldı, Lübnan lokantaları Beyrut’u aratmadı...

KAZANAN SEMT: KURUÇEŞME

Sortie, Oligark, Alaf zaten vardı. Ama son bir senede bunlara Korto, Boaz, Ena, Novikov, Nothing Coctail gibi yenileri katıldı. İşin ilginç tarafı Kuruçeşme eskiden içine kapalıydı. Yani yüksek duvarlı bir eğlence mekânına girerdiniz. Şimdi trafik ışıkları mevkisindeki yan yana mekânlarda dışarı masalar atılıyor,  kalabalık gece caddeye taşıyor.

ÜÇÜ BİR ARADA!

Eskiden bir konsere gidileceği akşam, öncesinde bir yerde yemek yenir, sonrasında eğlenmek için bir mekâna geçilirdi. Bu üç ayak artık birleşti. Trafik, fiyat ve salgın gibi nedenlerle insanlar tek ortamda yemek, müzik, dans, hepsini halletmek istiyor. Yeni konseptler ortaya çıkmaya başladı. Örnek mi? Çeşme’de akşam ocakbaşından gece Reina’ya dönen Cabbar... Yahut Taksim’de fine dining ile konseri birleştiren Private...

BEYRUT’A HOŞGELDİNİZ

Hem damak tadımıza yakın, hem maliyeti düşük, hem yükselen vejetaryenlik gibi akımlara uygun hem de rakı gibi alternatif içkilerle uyumlu... İstanbul yakında Lübnan mutfağının başkenti ilan edilirse şaşırmayın. Taksim’in ara sokaklarından otellerin roof’larına her segmentte Lübnan lokantaları açılıyor. Karaköy’deki Ajda Club işi iyice abarttı; fettuş, tabule gibi lezzetlerin üstüne dansözlü, zenneli eğlence de yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Dövizin düşmesi en çok SMA’lı bebeklere yarayacak

SMA, tedavisi çok pahalı bir hastalık. Yurtdışında yapıldığından her şey dövizle. Herhangi bir ailenin tek başına altından kalkması imkânsız. Bu yüzden kampanyalar yürütülüyor. Kurların düşmesi belki de en çok SMA’lı bebeklere yarayacak. Mesela 5 yaşındaki Duru’nun kampanyası bir gecede ilerledi, biletler alındı, Dubai’ye gidiyor.

Ne yalan söyleyeyim, SMA hastalığından bundan 2 yıl önce bu illete yakalanmış bebekler için başlatılan kampanyalardan sonra haberim oldu. Omurilikteki sinir hücrelerini etkileyip hareket kabiliyetini yok eden nadir bir kas hastalığı.

Dünyada görülme oranı 10 bin kişide bir. Türkiye’de oran daha yüksek: 6 binde bir.

Tedavisi çok zor bir hastalık.

Daha doğrusu tedavi zor değil, bebeğe altı üstü yarım saatlik bir serum bağlanıyor ama bu serumlar çok pahalı.

Çocukların tedavi için ya Dubai’ye, ya Almanya’ya ya da ABD’ye gitmesi gerekiyor.

Ve rakamlar milyonlarla ölçülüyor.

Daha önce farklı SMA kampanyaları yürüten gönüllüler en sonunda bir araya geldi ve “Elim Sende Platformu”nu kurdu.

Bu bir dernek ya da vakıf değil.

Yazının Devamını Oku

Bülent Ersoy’un filmi

Hayatını anlatacak film için “Eskileri yeniden yaşayacağım. Bunları kaldırabilecek miyim, merak ediyorum” dedi Bülent Ersoy. Çünkü bazen bir sünger çekersiniz maziyle aranıza. Aslında kendinizle aranıza.

Bazen eski bir fotoğrafa bakarsınız, o zamanki ruh halinize ışınlanırsınız.
O dönem yaşadıklarınız, hissettikleriniz, özlemleriniz, kaygılarınız...
Kimse, en yakınlarınız bile sizden daha iyi bilemez o halinizi.
Bir şefkat duygusu gelir içinize.
“Keşke konuşabilsem, söyleyebilsem, ‘Korkma bu kadar, hepsi geçecek’ diyebilsem o zaman olduğum kişiye” diye düşünürsünüz...
Tek teselli, bugün artık her şeyin geçip bittiğini bilmenizdir.
Günümüze dönersiniz ve bir sünger çekersiniz maziyle aranıza.

Yazının Devamını Oku

Romantik-komedi olamazdı benim hayatım dram-macera

Oyuncu Hafsanur Sancaktutan “ama”sı çok bir kadın... Rizeli ama çaya intoleransı var. Mantığa inanıyor ama içgüdülerine kulak veriyor. Aşkta alıcı kuş olduğunu söylüyor ama “Belli de olmaz” diyor: “Aşkı hiç tadamamak, karşılıksız sevginin ne olduğunu çözememekle eşdeğer...”

◊ Rize kızısınız. Peki çaycı mısınız, kahveci mi?
- Çaya âşıktım. Ta ki intoleransım olduğunu öğrenene kadar. (Gülüyor)
◊ 20 Mart, Balık kadını. En çok nesi zorluyor sizi: Sulu gözlülük mü, bazen aşırı hayalperestlik mi?
- Aslında Koç burcuyum. Çocukken “Hiç Balık’a benzemiyorsun” derlerdi, şimdi anlayabiliyorum. Ama yükselenim Yengeç. Sulu gözlülüğüm de yok sayılmaz yani.

◊ Lisedeyken tiyatro koluna girmek için bir arkadaşınızla yalandan kavga ederek öğretmeni kandırmışsınız. Sonra da “Kulübe kabul edildim mi?” diye sormuşsunuz. Hocanın yerinde siz olsaydınız... Kabul eder miydiniz, kızar mıydınız?
- Kesinlikle kabul ederdim. Çünkü yaptıkları role eğer gerçekten beni inandırırlarsa, bir saniye düşünmez öğrencimi alırdım kulübe.

Yazının Devamını Oku