Fuat Bol

Batı zulme doymuyor ama...

10 Ağustos 2022
Her şey en ince yerinden, zulümse en kalın yerinden kopar. Ayyuka çıkan Batı zulmü altında inleyen milyonlarca insanın ahı Arş’ı titretiyor!

Malum; Komünizm, işçi hakları adına iktidara geldi; işçi haklarını yok eden ve işçiyi köleleştiren bir sistem olarak yapmadığı zulüm kalmadı. Sonunda, kangrenleşen sistem, kendi içinden infilak ederek yıkılıp gitti.

Yine malum; insan hakları, hürriyet diye gelen Batı sistemleri de insan haklarını yok ederek (hayat hakkı dahil) ve insanları maddede ve manada köleleştirerek zulmünü icra etti ve etmeye devam ediyor.

Sular bulanmadan durulmaz; bize şer görünen pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı, tıpkı turnusol kâğıdı gibi, dünyanın örtülü gerçeklerini (hemen hepsi de iğrenç ve pislikten ibaret) tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Mızrağın çuvala sığmayacağı görüldü. Batı (ABD ve AB), zoru görünce (kıtlık ve pahalılık) kendi derdine düştü. Küçük şeytanların her birisi, büyük şeytanın güdümünden çıkmak ve ayrıca onun zulmüne ortak olmamak için çırpınıyor. Zira iş başa düştü!

Rusya’ya karşı uyguladıkları ambargolar ters tepti; Rusya doğalgazı kesince hemen hepsi kalın battaniye arayışına girdi. Yakında birbirlerinin battaniyelerini çalarlarken görürseniz şaşırmayın. Malum dün de birbirlerinin maskelerini çalıyorlardı.

ABD Başkanı’nın Ortadoğu ziyareti fiyasko ile bitti. Buna mukabil aynı dönemde gerçekleşen Türkiye, Rusya, İran zirvesi ve ayrıca Erdoğan-Putin görüşmesi, yeni bir dünyanın doğuşunun sinyallerini verdi. Aralarındaki ticareti milli paralarıyla yapma kararları, Batı’nın zulüm düzenine atılacak en önemli şamardır.

Ve bu daha başlangıçtır.

Açlıkla karşı karşıya kalan ve yarınlarından emin olmayan, olamayan ülkelerin gözleri Türkiye’de. Batı, körelmiş vicdansızlığıyla; sebep oldukları Ukrayna-Rusya savaşının devamını istiyor. İstiyor ki, silahları Ukrayna’ya boca ediyorlar.

Yazının Devamını Oku

Değişmez kural

8 Ağustos 2022
Dünyada her kuralın istisnası olabilir, bir kural hariç; o da “Hüküm, güçlü olanındır” kaidesidir.

Güçlü iseniz kural koyabilirsiniz, güçlüyseniz koyduğunuz kuralları uygular ve uygulatırsınız.

Amerikan Doları’na, dünyadaki dolaşımına, değerine ve etkisine bakın; ne demek istediğimizi anlarsınız.

Dünya üzerinde güç, adillerin elindeyse adalet, huzur ve sükûn vardır; güç zalimlerin elindeyse fitne, kaos, kan, zulüm, gözyaşı, işkence ve vahşet vardır.

Dünyanın bugünkü haline bakıp gücün kimin ya da kimlerin elinde olduğunu söyleyebiliriz.

Bizim medeniyetimizde; iki günü eşit olan ziyandadır ve düşmanın silahlarıyla silahlanmak ve her bakımdan daha üstün olmak vardır. Diğer bir deyişle namuslu olmak ve haklı olmak yetmiyor; namusu ve hakkı koruyabilmek için güçlü olmak mecburiyeti vardır.

Dünyanın son taksimi 2. Büyük Savaş’tan sonra yapıldı (1945). Güçsüz devletler, güçlülerin hegemonyalarına sokuldu. Sovyetler tehdidi karşısında Türkiye, ABD’ye boyun eğmek zorunda bırakıldı.

Geçen bu 75 yıl zarfında ABD, Türkiye ile, kedinin fare ile oynadığı gibi oynadı ve halen daha oynamak istiyor.

ABD, sivil ve askeri sistemimizi (NATO ile) vesayet altına alarak, güçlenmesi konusunda Türkiye’ye adım attırmadı.

Yazının Devamını Oku

Etrafımız ateş çemberi

6 Ağustos 2022
ABD diye hepi topu iki asırlık bir devletten bahsediyoruz. Bu devleti Avrupa’nın kaçkınları (her türlü suça bulaşmış, memleketinde yaşayacak yüzleri kalmamış azgın tipler) kurmuş.

Kovboy (sığır çobanı) filmlerini (Western) izleyin; oradaki vahşeti görün, ne demek istediğimizi anlarsınız. ABD, tarihi, kültürü ve medeniyeti olmayan köksüz bir devlet.

Ama güçlü.

Gücünü alınteriyle çalışarak değil, zorbalıkla sömürdüğü ülkelerden elde etmiş.

Aynı emperyalist anlayışı bugün de sürdürüyor; yaptığı hemen her hareket ve davranışıyla, tabiri caizse zücaciye dükkânına fil gibi girip, ortalığı tarumar edip bırakıyor.

Şu Irak’ı getirdiği hale bakar mısınız? Bütün dünyanın gözlerinin içine bakıp yalan söyleyerek; uydurduğu bu büyük yalanı bahane ederek Irak’a girdi. Girerken de utanmadan, ‘Ya benimlesiniz ya karşımda!’ diyerek tüm dünyaya meydan okudu.

Güçlü olduğu için de hiç kimse delinin zoruna bakmadı, bakamadı.

Yalanı bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmasına rağmen, ne kendi yüzü kızarıp özür diledi ne de herhangi bir ülke bu yalanını yüzüne vurabildi.

O gün bugündür Irak kan ağlıyor; paramparça olmuş ülkenin birleştirilmesinin imkân ve ihtimali yok. Aynı Irak, yine aynı güçler tarafından, daha önceleri İran’la sekiz yıl boyunca savaştırıldı.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın karizması

3 Ağustos 2022
Sayın Erdoğan alışılagelen siyasetçilere benzemiyor zira yanar-döneri yok; ne ise o. Açık sözlü ve hasbi. Ondaki bu hal, siyasette pek tasvip edilmez; siyaset daha ziyade içten pazarlıklı olanların işi. Daha çok karnından konuşup ne dediği belli olmayanların işi.

Erdoğan’a kadar hep böyleleri siyasette söz sahibi oldu; geriden gelenler de ister istemez onları takip etti ve böylece siyaset de şirazesinden çıkmış oldu.

Tarihler, Sayın Erdoğan’ı ‘Tabuları yıkan adam’ ve Türkiye’de demokrasiyi rayına oturtan diye yazacak. İlk yıktığı tabu da, siyaset insanındaki anlaşılmaz, muamma, karanlık olan bu haldir.

Siyaset, nefislerin ayyuka çıktığı ve kişiyi zıvanadan çıkaran bir meslek olup öyle her babayiğidin harcı değildir. Bunun için de, kişilerin maddeten ve manen temiz ve örnek şahsiyetler olmaları gerekir. Malum şöhreti ve parayı herkes taşıyamaz.

Partiyi kur, bir sene sonrasında seçimlere gir, tek başına iktidara gel ve bunu 20 yıl boyunca sürdür. Partin ve kendin dimdik ayakta kal ve halen aranan kişi ve parti olmaya devam et.

Bu arada milletimizin kadirşinaslığını unutmayalım; milletimiz engin öngörüsü ile kendisine sevdalı liderini buldu; ona ve davasına kendisini ölümüne adadı. Demokrasi tarihimizde, bu denli bir teveccühe layık olabilen bir lider hatırlamıyoruz.

Sayın Erdoğan’dan önceki liderlere de (Menderes-Demirel- Erbakan) darbeler yapılmış lakin bunlardan hiçbirisi milleti arkasına alamamış, milletin emanetine gerektiği gibi sahip çıkamamıştır.

İlk defa, Sayın Erdoğan ‘Ölümüne!’ diyerek, milleti sokaklara dökmüş ve yapılmak istenen onca darbe girişimleri ‘lider-millet el ele’ vererek durdurulabilmiştir.

Sayın

Yazının Devamını Oku

Fetvayı dile dolamak

1 Ağustos 2022
Diyanet, ‘İslamiyet’te kâr haddi var mıdır?’ şeklindeki soruya cevap verirken; konuyu açıklayıcı şu hadis-i şerifi de yazmış: “Elbette ki, fiyatları tayin eden, darlık ve bolluk veren, rızıklandıran ancak Allahü Teâlâ’dır.”

Diyanet’in bu açıklamasını, ismi lazım olmayan bir gazete manşetine taşıyarak, üstbaşlık ve anabaşlıkta şu ifadelere yer verdi: (‘Fiyatları tayin eden Allah’tır’ fetvasıyla sorumlulukları sakladı; DİYANET’in işi AKP’Yİ AKLAMAK)

Bu hadis-i şeriften böyle bir mana çıkarabilmek için, insanın ya dinle imanla bir alakasının olmaması ya da son derece art niyetli, habis bir ruha sahip olmak lazım.

İnanan bir insan için her şeyi yaratan ve her an varlıkta durdurup yok olmaktan koruyan Allahü Teâlâ’dır. Allahü Teâlâ’nın yegâne yaratıcı olması, kulları sorumluluktan kurtarmaz. Zira cenab-ı Hak, kula irade-i cüziye vermiş; kul kendi seçim ve tercihiyle, bir işin yapılmasını veya yapılmamasını ister, Allah da yaratır.

Mesela başka hadis-i şeriflerde; ‘Emirleriniz amellerinizdir’ ve ‘Nasıl iseniz (neye layıksanız) öyle idare edilirsiniz.’ Unutmamak gerekir ki, Allahü Teâlâ kullarına zulmetmez; peki, bunca zulümleri niye yaratıyor? Elbette kulları istediği için yaratıyor.

Kulların fiilinde bir zorlama yoktur, kendi hür seçimleriyle hayrı veya şerri istiyorlar, Allah da onların istekleri doğrultusunda yaratıyor. Dolayısıyla kul, hür iradesiyle ortaya koyduğu isteğinden ve fiilinden sorumludur.

Evrende cereyan eden her şey cenabı Hakkın külli iradesi ve yaratmasıyla oluyor. Bundan dolayıdır ki, yaratmak yalnızca Allah’a mahsustur.

Kullar fiillerinden sorumludurlar; zira akılları ve fiilleri isteyecek hür iradeleri ve onları eyleme döndürecek güçleri vardır.

Allahü Teâlâ İbrahim Suresi’nde mealen şöyle buyurur: “

Yazının Devamını Oku

Bunlardan ne köy olur ne kasaba

30 Temmuz 2022
Dün ve bugün, siyaseti kör nefisleri ve şahsi çıkarları uğruna yapan bir yığın insan tanıdık. Bunlar, kendi menfaatlerini devlet ve millet çıkarlarının üstünde tutan, zavallı, küçük insan tipleridir.

Zira bilmezler ki devlet ve milletlerinin olmadığı yerde, kendileri de çıkarları da yoktur.

Yalnızca Sayın Erdoğan ve AK Parti’nin serencamına bakalım ve küçük dilimizi yutalım.

AK Parti’yi temelde kuran dörtlü sacayağına ve kurucu olup sonradan milletvekili olan yığınla insana bakın. Bunlardan Sayın Erdoğan dışındakilerin her biri ayrı telden çalıyor ve hemen hepsi, davamız dediği AK Parti’den ve liderimiz dediği Erdoğan’dan yollarını ayırdı.

Hani AK Parti, yüzyılın davasıydı, bunlar da şaşmaz neferleriydi? Hani ölmek var, dönmek yoktu? Öyle deyip milletten oy almadılar mı?

Liderliğin ne kadar zor olduğunu anlayın; insan ülkeyi mi idare etsin, dış dünyayı mı, bu tipleri mi?

Evet, insanlar evlatlarını seçemez, arkadaşlarını seçebilir ama inanın malzeme budur. Sadece siyasette değil, hemen her yerde malzeme bu kalitededir; liderler bu malzemelerle işlerini yürütmek zorundadırlar.

Mahut tipler, Erdoğan’ın şahsında icraatlarına ve dolayısıyla bizzat kendilerine hakaretin ve aşağılamanın binlercesini yapmaktan geri kalmıyorlar.

Halbuki onların her birinin,

Yazının Devamını Oku

Yumuşak atın çiftesi pek olur

27 Temmuz 2022
Delikli demir çıkalı beri mertlik zaten bozulmuştu. Günümüzde ise, bu durumun daniskası yaşanmaktadır. Zira savaşlar ‘er meydanı’ olmaktan çıkmış, teröristlerin kullanıldığı vekâlet savaşlarına döndü.

Her renk, desen ve ideolojiden teröristlerin kullanıldığı yeni savaş konseptinde, düşmanın şekli-şemaili, kimliği de değişti. Artık dost ve müttefik bilinen veya öyle gözüken ülkeler, düşmanlığın en alçakçasını pervasızca icra edebiliyor; bütün bu terör örgütlerini kuruyor, besliyor, yetiştiriyor, eğitiyor, silah ve mühimmata boğuyor ve ardından da, hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorlar.

Tüm bu melanetleri işlerken de, gözümüzün içine baka baka, biz, sizinle dostuz/müttefikiz diyebiliyorlar.

Murat Suyu’nun kenarında meftun Terzi Baba’nın (Vehbi Hayati) yerinde bir tespiti var: ‘Fesad-ı ümmet oldu aşikâre; müdara etmeden yok gayrı çare!’. Yani değil düşmanlar arasında, dost ve kardeşler, dindaşlar arasında bile fesatlar çoğaldı, artık dostlara bile müdara etmekten (onları güler yüz tatlı dille idare etmekten) başka çare yoktur.

Normalde, dostlara karşı açık olunur ve mertçe davranılır, düşmanlar idare edilirdi. At izinin it izine karıştığı günümüz dünyasında, hemen herkese nasıl davranılması gerektiği güneş gibi meydandadır.

Biri dostumuz ve müttefikimiz olan ABD ile, bir diğeri komşumuz ve dostumuz gözüken İran’la münasebetlerimiz tek kelime ile ‘müdara’ yöntemiyle sürdürülmektedir. Bu her iki ülke liderlerinde, Putin’deki mertliğin, dürüstlüğün ve sözünün eri olmanın zerresini göremezsiniz.

Putin de sütten çıkmış ak kaşık değil lakin, adamcağız, hiç olmasa sözünün eri; ne ise o; diğerlerini gibi kaypak değil.

Hele İranlılar; öylesine mübalağalı, sözde şirin, sevecen ve sizden gözükürler ki sanırsınız sizi sizden çok düşünüyorlar. Halbuki bunları söylerken bile, sizin hakkınızda en dipsiz kuyuyu kazmaktadırlar!

İran’ın dini lideri

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ı tanımak anlamak ve anlatmak

25 Temmuz 2022
Siyasi tarihimizde bir ilke şahit olduk, doğrusu, biz de duyduğumuzda kulaklarımıza inanamadık. Zira bu şekildeki bir konuşmayı yapabilmek için, insanın kendini aşması ve gerçekten hakka ram olması gerekir. Bu durum ise, özellikle siyasilerin harcı değildir. Çünkü her birisi, diğerini yemek için aportta beklemektedir.

Evet, bu durumun müthiş bir istisnası oldu ve MHP lideri Sayın Bahçeli: “Bu memleketin evladı, bir siyasi partinin sorumluluğunu taşıyan bir vatan evladı olarak sizlere diyorum. Bunu yanlış anlamayınız, yanlış yorumlamayınız. Ama dikkatinizi çekmek için söylüyorum; Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı tanıyınız! Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı anlayınız! Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı anlatınız!’ dedi.

Bu sözleri, daha AK Parti’nin içinde bulunan ikbal sahipleri bile söylemedi; belki kendi aralarında söylemişlerdir ama böyle on binlerce kişinin huzurunda alenen hiç kimse söylemedi.

Peki, nasıl oluyor da rakip bir partinin lideri bu şekildeki cümleleri sarf edebiliyor? Hiç düşündünüz mü?

Bunun iki sebebi olabilir ve bu iki sebep de bugün tam manasıyla mevcuttur. Bunlardan birincisi, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durum, her yanından kuşatılmışlığı ve dört bir yanının ateşle çevrili olmasıdır.

Yani Türkiye’nin beka meselesidir; ‘Ya devlet başa ya kuzgun leşe!’ özdeyişiyle; Devlet’in (Bahçeli) başa geçmesi ve devletiyle ete-kemiğe bürünmesidir.

Bu durumu diğer liderler görmüyorlar mı? Görmez olurlar mı? Ama onların kinleri dinleri olmuş, kalpleri mühürlenmiş ve açılmayan (kör) gözlerini hırs bürümüştür.

İnsanda zerre kadar utanma, arlanma hissi olsa, Sayın Bahçeli’nin bu sözleri karşısında titrer ve erir.

Başını iki elinin arasına alarak derin derin düşünür:

Yazının Devamını Oku