Fuat Bol

Besleme basın!

31 Temmuz 2021
İçerisinden insanların devşirildiği ülkelerin başında geliyoruz. Şu hususun üstünü kalın çizgiliyle çizip belirtmeliyiz ki, dünyanın diğer tüm ülkelerinde insanlar, birer ikişer, bilemediniz beşer onarlı adetler şeklinde devşirilirken, bizim ülkemizde bu rakam binlerle ve hatta on binlerle ifade edilir.

Düşman, ülkemizin tarlalarını o kadar verimli gördü ki onlar sürmekten, bizler de devşirilmekten bıkmadık, usanmadık; utanmadık.

Hele de güç, kuvvet ve kudretten düşmeye başladığımız ve zayıfladığımız dönemlerdeki bu insan avı tüm ufkumuzu tutmuştu. Son dönem Osmanlı paşalarımız bile uşağı oldukları ülkelerle anılır olmuştu. Mahmut Nedim Paşa’nın “Nedimof”, Enver Paşa’nın “Enverland” (kölelik, kendisini ülke sahibi şeklinde isimlendirmeye kadar çıkarmıştı!) olarak anılması gibi.

Mustafa Reşit Paşa, mensubu bulunduğu İskoç Locası masonluğundan öylesine mutlu ve kendinden öylesine emindi ki, Osmanlı’nın Hariciye vekilliği ve Sadrazamlık görevlerini ifa ederken, kendine ikamet yeri olarak Londra’yı seçmişti.

Kurtuluş Savaşı’ndan önce de İngiliz, ve Amerikan muhipleri olduğunu ve bu kişilerin anılan ülkelerin mandalığını savunduklarını unutmayalım.

Ta Sultan Abdülhamit devrinde, Kraliçe’nin altınlarıyla beslenen Derviş Vahdeti isimli türedi de, tıpkı bugünkü F. Gülen gibi, sözde dini amaçlı bir örgüt kurmuştu. “Volkan” diye bir mecmua çıkarıyor, padişahı ve gidişatı telin ederek şeriat istiyordu!

Onun satılmış dergisinde, o günün sözde din adamları padişah Abdülhamit Han aleyhinde makaleler döşeniyordu.

Besleme basın, yalnızca bugünün sorunu değil; dünün karanlık dehlizlerinden gelen bu kirli ırmak, bugün çağıldayarak ve üstelik aleni olarak her kanaldan akıyor.

Tüm bu kirli kanalların çıkışı bir, akış yönleri farklıdır. Nitekim kâh milliyetçilik, kâh dincilik ve hatta mezhepçilik, kâh ilericilik, kâh özgürlük, kâh solculuk vb. kısaca geçer akçe ne varsa hepsinin adına, gürül gürül akıtılır.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın sağlığı

28 Temmuz 2021
Politika sayesinde, ahlaki yönden ne kadar kötü sıfatlar varsa, hemen hepsini şiar edindik. Bu halimiz, inanç değerlerimizin ne denli erozyona uğradığının tipik göstergesidir.

Birbirimiz için yaşadığımız dönemlerde her şeye malik iken, bencilleşip yalnızca kendimiz için yaşadığımız bu dönemde neye malikiz ki?

İyilik yapmak zorunda olmasak da, kimselere kötülük yapmamak zorundayız.

Kimsenin kötülüğünü isteyemeyiz.

Bizim kültürümüzde bir başkasının uğradığı kötülüğe, sıkıntıya, hastalığa vb. asla sevinilmez. Zira kişi bilir ki, o sevindiği musibet kendi başına gelmeden ölmez!

“Gülme komşuna, gelir başına” diye boşuna söylememişler.

Politika, gözlerimizi öylesine kör etmiş ki ne herhangi bir değer tanıyoruz ve ne de gerçeği görebiliyoruz. Herhangi bir hadiseyi, politik olarak değerlendirmemizin özeti şudur: Ya iftira atıyor, ya olduğundan çok büyük gösteriyoruz ya da olduğundan çok küçük değerlendiriyoruz

Yani politik bakış açımız, şaşı.

Sayın

Yazının Devamını Oku

Yazar sorumluluğu!

26 Temmuz 2021
Yazarlık, kamu sözcülüğü görevidir. Gazetecilikte haber kutsal, yorum hürdür. Buradaki hürlük, yazarın, sorumsuzca önüne geleni çalakalem yazması demek değildir.

Sorumluluk bilincinde, halkın sesi olmaktır yazarlık. Yazarın da elbette bir siyasi görüşü vardır lakin partici olamaz, olmamalıdır. Partici olmak demek, bir siyasi partinin her yaptığına ve her dediğine, şeksiz şüphesiz peki demektir.

Gazeteciliğin ve yazarlığın olmazsa olmazı doğruluktur. Bundan dolayıdır ki, gazeteci ve yazar doğruyu araştırıp bulmak zorundadır. İletişim fakültelerinde, haberin ‘5 N 1 K’ kuralı öğretilir.

Yazar da yorumunu doğru haberler üzerine yapar. Dedikoduyla haber üretilemeyeceği gibi, yalan habere dayalı da yorum yapılmaz, yapılmamalıdır.

Teknolojinin gelişmesiyle iletişim çağına girdik; artık haberlere ulaşmak çok kolaylaştı. Teknolojideki bu baş döndürücü ilerleyiş, beraberinde tembelliği ve bir o kadar da vurdumduymazlığı getirdi.

Sosyal medya denilen Gayya Çukuru’nu görüyorsunuz; kimse kimseyi dinlemiyor ve önüne gelen, muhatabını pervasızca kendi arenasında sırtlanlarına parçalattırıyor.

Yazarlık da, eski ciddiyetini ve hatta hüviyetini kaybetti. Bilmeden, okumadan, sorup araştırmadan; duyduğu veya okuduğu şey kendi ideolojisine uygunsa, onu sütununa alıp, sorumsuzca savunan yazarlar var.

Bir kısım yazarlarımızda, siyasilere karşı anlaşılmaz bir kin var. Halbuki siyaset, dünyanın en zor işidir. Dürüst ve kendini milletine ve devletine adayan siyasetçiye değer biçilemez.

Hal böyleyken; kötüleri örnek alarak, bütün bir siyaset dünyasını karalamak ve hatta bizdeki gibi aşağılamak yazarlık olmasa gerektir.

Yazının Devamını Oku

Şimdi onlar düşünsün!

24 Temmuz 2021
Kıbrıs konusunda onca iyi niyetli girişimlerimize rağmen, sürekli oyalandık ve çözüm konusunda bir arpa boyu yol alamadık.

Başkan Erdoğan’ın dediği gibi, bir elli yıl bekledik, yeni bir elli yıl daha beklemeye tahammülümüz yok.

Bu duruma, Kıbrıs Rumunun şımarıklığı yanında, Yunanistan’ın küstahlığı, ABD ve AB’nin tamamen haksız ve hukuksuz tutum ve davranışları sebep oldu.

Kıbrıs Türkü Annan Planı’na evet dedi; Rumlar ise hayır dediler.

Bu durum karşısında AB ne yaptı? Kıbrıs Rumunu cezalandıracağına mükâfatlandırdı. Ve AB müktesebatına aykırı olmasına rağmen, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni AB’ye dahil etti.

Ve üstelik tüm bu hukuksuzlar yapılırken, adanın kuzeyi resmen ve alenen dışlandı ve ambargoya tabi tutuldu.

Cenevre’deki müzakerelerde de masayı terk eden yine Rumlar oldu.

Artık bu saatten sonra tak sepeti koluna, herkes yoluna!

Kıbrıs, taksim olmuş iki egemen devletten ibarettir. Bundan sonra konuşulacak veya tartışılacak her şey, iki ayrı, bağımsız devletin varlığı kabul edilerek konu edilebilecektir.

Yazının Devamını Oku

Bayram lakin...

21 Temmuz 2021
Öncelikle sevgili okuyucularımın Kurban Bayramlarını tebrik ediyorum ve bu kutsal günlerin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Ağız tadıyla bayram kutlayamadığımız uzun zaman oldu. Zaten son Peygamber Muhammed aleyhisselamdan bin yıl sonrası ‘Ahir zaman’ olarak belirtilmiştir.

Bu zamanda Cenab-ı Hak, daha çok ‘Celal’, ‘Kahhar’, ‘Cebbar’, ‘Mütekebbir’ sıfatlarıyla tecelli edecek ve tüm insanlık sıkıntıya düşecektir.

Zaten bu günlere, yevm-ül beter diye boşuna denilmemiştir. Her gelen yeni gün, geçen günü aratacaktır. Bundan dolayıdır ki, inançlı insanların ağzında; ‘Allah beterinden korusun’ duası eksik olmaz.

Allahü teala kullarını çok sevdiği ve onlara çok acıdığı için, bazı günlere kıymet vermiş ve bu kıymetli zamanları kullarının affedilmesi için vesile kılmıştır. Kullar da, bu günlere değer verir ve günahlarına tövbe ederse (pişman olup bir daha yapmamaya azmederse) affedilirler.

Kullar, ibadetleriyle (her hayırlı iş ibadettir; yeter ki o bilinçle yapılsın) arınır ve Allah’a yaklaşırlar.

Hac ve Kurban ibadetleriyle de Mümin; dünyadan soyutlanır, Arş’ın etrafındaki melekler gibi Rablerini zikreder ve kendilerini, var eden ve her an varlıkta durduran Allah’a adarlar.

Böylece; melekler gibi ve hatta meleklerden daha üstün olarak Cenab-ı Hakk’a yakın olurlar.

Allahü teala, kudsi hadiste (manası Allah’tan, sözleri Peygamberden olan kutsal metin);

Yazının Devamını Oku

Kontrollü siyaset!

19 Temmuz 2021
Bunca badireden sonra; benim ülkemin insanı hâlâ cambaza baktırılıyor ve boş yere kendisine, FETÖ’nün siyasi ayağı arattırılıyor.

Yahu! Hâlâ anlamadınız mı; FETÖ devlete talip, yani o, kendisini hancı görüyor, ne yapsın siyaseti? Siyaset en fazla iktidar olur; olur da muktedir olabilir mi? Şimdiye kadar olabilmiş mi?

Hükümetler yolcu kabilinden, bugün varlar, yarın yoklar. Oldukları dönemlerde de asla devlete nüfuz ettirilmezler. Hükümetçilik oynayıp giderler.

Bundan dolayıdır ki, daha işin başında F. Gülen melunu; benim siyasetle işim olmaz, benim işim devletle-bürokrasiyle deyip yolunu yordamını belirlemiş hedefini çizmişti.

Nitekim başardı; zira iktidara kim gelirse gelsin onun borusu öttü, gerçek muktedir hep o oldu. Çünkü bu sistem, tam manasıyla bürokratik oligarşiydi.

AK Parti’nin tek başına iktidarında; 81 ilin 76’sının Emniyet müdürleri ve hepsinin İstihbarat müdürleri FETÖ’cüydü.

Adam, CIA’nın güdümünde olarak; 70 yıldır kadro yetiştiriyor. Dünyanın 165 ülkesinde yapıyor bu işi. Dolayısıyla FETÖ’nün (ABD) arabası durakta beklemez, giden araca biner ve yönetimde kim varsa onunla iş tutar, onun istediği gibi yönlendirir.

Daha açık ifadesiyle, elindeki devasa kadrolarıyla siyaseti de kontrol eder.

Askeri ve sivil tüm istihbarat kanalları ellerinde bulunduğundan, yolcunun (hükümet üyelerinin) gerçek bilgiye ulaşması imkânsızdır. Bu yapı, onlara ne derse, inanmak zorundadırlar.

Yazının Devamını Oku

Afganistan’a dikkat!

17 Temmuz 2021
Afganistan’I önce Sovyet Rusya işgal etti, daha doğrusu işgal etmek istedi; boyunun ölçüsünü alarak geri döndü.

Akabinde ABD ve yandaşları çullandı bu İslam diyarına; onlar da tutunamadılar ve arkalarına bakmadan terk ediyorlar Afganistan’ı.

ABD, her ne kadar kuyruğu dik tutmaya çalışsa da, Afganistan’daki durumları tam bir hezimettir. Zira bu durumu kendi medyaları ve kamuoyları da dillendirmektedir.

ABD Başkanı Biden, kendilerinin çekilmeleri durumunda Kabil Havalimanı’nın güvenliğinin Türkiye tarafından sağlanmasını Erdoğan’a teklif etti.

Halbuki çekilme öncesi, Amerikalılar Taliban’la onca görüşme ve müzakere yaptılar. Bu görüşmeler esnasında Kabil Havalimanı’nın güvenliğinin ve akıbetinin görüşülmemesi mümkün mü?

Erdoğan da, şartlara bakarız ve ona göre adım atarız diyerek; ne evet ve ne hayır demeye getirdi. Ayrıca Pakistan’ı ve Macaristan’ı da Türkiye ile birlikte zikrederek, bu işin yalnız başına yapılamayacağını da söylemiş oldu.

İki süper gücün tutunamadığı yerde, Türkiye oyuna mı çekilmek isteniyor?

Türkiye, ne ABD ve ne de Rusya gibi bir işgal gücü değil ancak bu durumu anlatacağınız ve anlayacak yetkili ve sorumlu muhatabınız var mı?

Merkezi hükümetin söz sahibi olduğu alanlar sınırlı. Taliban, her geçen gün yeni bir bölgeyi işgal ederek genişliyor.

Yazının Devamını Oku

Acıma; acınırsın!

14 Temmuz 2021
Yarın 15 Temmuz; aşağılık darbe girişiminin üzerinden beş yıl geçmesine rağmen, FETÖ tehlikesi bitmiş değil. Dünyanın bu en sinsi terör örgütünün öyle kolay biteceğini beklemeyelim.

Takiyeciliği hayat düsturu olarak benimsemiş bu örgüt, bukalemun gibidir; her renge, her kılığa kolayca girer ve kendini gizler.

Sahte de olsa din temelli oluşu, masonluğu çağrıştırmaktadır. Masonluğa da girilir ama çıkılamaz. Aktif olmayan mason birader, ‘uyuyan’ olarak ilan edilir ve ancak zamanı gelince kendinden istifade edilmeye bakılır.

Destansı çapta verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’nın sonucunu Batı, zoraki kabul etti ve aklı sıra bizim için bir plan yaptı. Bu plana göre, Türkiye’nin en iyi hali, Batı’nın gerisinde olacaktı. Hepsinden önemlisi, hemen her hususta devamlı kendilerine muhtaç olacaktık.

En ufak bir kıpırdanışta, kendimize gelişimizde, kendi ayaklarımız üzerine doğrulmaya yeltenişimizde tepemize bindiler.

Bu yüzden zaten vesayetle hastalıklı olan demokrasimizi, envaı çeşit darbelerle kuşa çevirdiler.

Her şeye rağmen direndik ve demokraside ısrar ettik. Lakin üzerimize çullanan dışarıdaki vesayet odaklarının derdi asla ve kata demokrasi değildi.

Onların kendi dışındaki ve özellikle Müslüman ülkeler için demokrasiden anladıkları, Afganistan’a ve Irak’a götürdüklerinden başkası değildir.

15 Temmuz’daki, onlara göre

Yazının Devamını Oku