Fuat Bol

Felaket üstüne felaket!

16 Ağustos 2021
Ülkemizin bir kısmı yangınlarla, diğer bir kısmı da sel felaketleriyle boğuşuyor.

Art arda gelen bunca felaket, can ve mal kayıpları, olayların bizzat yaşayanı veya dışarıdan gözlemcisi olalım hepimize zor günler yaşatıyor. Sosyal medyada tarananlar ile kaostan medet uman bir kısım nadanlar hariç tabii ki. Zira onlar, oh olsun dercesine avuç ovuşturuyor ve felaket tellallığı yapıyorlar. Kaplarında olanı sızdırıyorlar!

Devletimiz tüm imkânlarıyla, anında olay mahallinde olup selzedelerin imdadına koştu. İlgili bakanlıklar, seferberlik ruhuyla, gece gündüz demeden hummalı bir çalışmayla vatandaşın yaralarını sarıyor.

Haftalardır Ankara’ya gidemeyen bakanlar, bir felaket mahallinden diğerine koşuyor.

Allah için söylemek gerekirse; felaketlerden sonraki işleri, özenle ve büyük gayretlerle sürdürebiliyoruz. Ölenleri elbette geri getiremiyoruz ancak kalanları sahipsiz bırakmıyoruz.

Bizim asıl sorunumuz, felaket öncesindeki gerekli tedbirleri almayışımızdadır. Diğer bir ifadeyle felaketlere davetiye çıkarmamızdadır.

İnsanoğlunun kendi elleriyle meydana getirdiği ve adına ‘global iklim değişikliği’ dediği olgu sonucunda, dünyanın birçok ülkesi benzer felaketlerle baş etmeye çalışıyor ancak nafile!

Zira tüm bu felaketlerin geleceğini insanoğlu biliyor lakin gerekli önlemleri almakta ayak sürüyor. Buna da insanoğlunun kişisel hırsları ve bencilliği neden oluyor.

Karadeniz Bölgemiz iklim yapısı ve jeolojik özelliklerinden dolayı, şiddetli yağmurlara ve dolayısıyla sellere maruz kalıyor.

Yazının Devamını Oku

Türkiye kötü dost sarmalında!

14 Ağustos 2021
Devletlerarası ilişkilerde, bilinen manasıyla bir dostluktan bahsedilemez. Zira mahut dostluk (!) menfaat üzerine kurulmuştur.

Menfaat denilince, bunun, karşılıklı olduğu anlaşılır değil mi? Bu denli karşılıklı çıkar ilişkilerinde bir denge de olmayabilir. Yani taraflardan birinin az, diğerinin çok menfaati olabilir.

Ama gelin görün ki özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, Türkiye’nin dahil olduğu hemen tüm ittifak ortaklıklarında amaç, Türkiye’yi çırak çıkarmaktır.

Daha açık ifadesiyle dost (!) ve müttefiklerimiz (!), malı hamutuyla götürmüş, Türkiye ise tabiri caizse nal toplamıştır.

İşin en vahim yanı ise Türkiye’nin dostları ve müttefikleri olduğuna inanması ve onlara güvenip bel bağlamasıdır.

1947 yılında ABD ile yaptığımız ikili anlaşmalar ile iki ülke arasında münasebetlerde kantarın topuzu kaçırılmış ve bilahare NATO’ya girdikten sonra ise ülke, tamamen ABD’nin güdümüne sokulmuştur.

Uluslararası ilişkilerde ilk düğme yanlış iliklenince, ondan sonraki tüm iliklemeler de, aynı yanlışı tekrarlayarak devam etmiştir.

Dışarıdan bakınca; NAT bir ittifak görüntüsü veriyor lakin içine girince, bunun bir ittifaktan ziyade; irili ufaklı hissedarlardan oluşan bir anonim şirketi olduğu görülür.

ABD patronajındaki bu şirketin yüzde 50’den fazla hissesi ve ayrıca altın hisse, bu büyük ortağın elinde bulunuyor. Diğer ortakların hepsi bir araya gelse bile bir karar alamıyor.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Özal’ın açtığı kapıdan girdi!

11 Ağustos 2021
Demokrasi tarihimiz hep statükoyla mücadeleyle geçti. Sistem vesayete endekslendiğinden, tek başına iktidar olanlar bile muktedir olamadan çekip gittiler.

Horozu çok olan köyün sabahı geç oluyor; oysa eşkıyanın gece ne yapacağı belli olmuyordu!

Erken kalkan eşkıya darbeyi yapıyor; emeklemekte olan demokrasimizle birlikte memleketimiz de onlarca yıl geriye götürülüyordu.

Özal, 60, 71 ve 80 darbelerini yaşayarak ve onlardan gerekli dersleri çıkararak siyaset sahnesine atıldı. Dersler çıkardığını, partisini ‘dört eğilim’ üzerine kurmasından anlıyoruz.

Hemen herkesin dışlandığı bir zamanda, o, herkesi kucaklamasını bildi.

Zira son darbe (12 Eylül 1980), mevcut olan siyasi dört eğilimi de içeri tıkmıştı. Bu oluşumların liderlerine de siyaset yasağı getirmişti.

Demokratik açıdan işte böylesine kaotik bir ortamda Özal, siyaset sahnesine çıkmıştı.

Darbecilerin kurdurduğu Bülend Ulusu hükümetinde, Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Böylece hem eski işine (özellikle Demirel hükümetine aldırdığı ekonomik kararlara) sahip çıktı ve hem de darbeci generalleri yakından tanıma fırsatı buldu.

Nitekim o, bu tanışıklığı; başbakan olduğunda, törende Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Dertleri demokrasi değil, hâlâ anlamadınız mı?

9 Ağustos 2021
Tunus’taki son darbe girişiminden sonra ‘Arap Baharı’ da kışa döndü.

Ne ABD’nin ve ne de AB’nin derdi demokrasi değildir. İslam ülkeleri veya haklarının çoğunluğu Müslüman olan ülkeler, en totaliter, en baskıcı ve en zalim rejimlerle bile idare edilebilirler; yeter ki bu ülkelerin ipleri kendi ellerinde olsun. Onları diledikleri gibi sömürdükten sonra, rejimlerinin gayriinsani olmasının hiçbir kıymeti yoktur. Zira onların gözünde, bu ülkelerdekiler insan bile değildir.

Batı’nın İslam ülkeleri için prensibi şudur: Bu ülkelerdeki halklar, kendi idarecilerinin (kral, başkan, sultan, şah vb.) elinde tutsak, bütün bu zalim yöneticiler de kendilerinin elinde tutsaktır.

Böyle olmalıdır; böyleyse, rejimlerinin gayriinsani olmasının hiçbir sakıncası yoktur.

Tunus’taki darbe adeta bağırarak geldi. Batı ile müşterek hareket eden Suudi Arabistan, Mısır, BAE bu darbenin mimarlarıdır ve tamamen Libya’ya ve daha doğrusu Türkiye’ye dönük bir darbedir.

Dünya üzerinde Çin ile ABD’nin başını çektiği kıyasıya bir ekonomik savaş var.

Malum 2. Büyük Savaş’tan sonraki taksimin miadı sona erdi; dünya yeni bir taksimin eşiğinde.

Pandemi bile bu savaşı durduramadı; tüm sömürgeci güçler, nüfuz alanlarını genişletmek için çalışıyorlar.

Bu arada yükselen ve bölgesel güç haline gelen Türkiye’yi de kendi saflarına çekmek için adeta çırpınıyorlar. ABD, Türkiye’nin kolunu kanadını kırarak NATO’ya mahkûm hale getirmek istiyor. Türkiye’nin NATO’dan bağımsız hareket etmesi ABD’yi çıldırtıyor.

Yazının Devamını Oku

Bu yangınlar söner lakin...

7 Ağustos 2021
Yalnızca Türkiye’yi değil, tüm dünyayı kasıp kavuran küresel ölçekteki yangınlarla karşı karşıyayız.

Sosyal medyadaki felaket çığırtkanlarına bakmayın; onların hemen hepsi belli merkezlerden idare edilen, bizi birbirimize düşürmek ve ülkemizi çökertmek için yapılan manipülatif hareketler.

Malum tipler için, dün de (Gezi olayları) mesele ağaç meselesi değildi; bugün de maksatları asla orman değildir. Öyle olmasaydı, koro halinde yangına körükle gitmezlerdi.

Her cepheden kuşatılmak istenen Türkiye, şimdi de orman yangınlarıyla da silkelenip hizaya sokulmak isteniyor.

Artık yeni savaş konsepti terör ve terörün bin bir çeşididir. Yangın da bunların en önemlilerinden biridir. İşte gördük; on iki, on altı yaşındaki çocuklara azmettirilerek koskoca ormanlar kül haline gelebiliyor.

Meslektaşımız Bercan Tutar Bey’in işaret ettiği gibi: ‘Ülkemizde de ormanlar ve diğer doğal varlıklar en stratejik milli savunma konsepti içerisine dahil edilerek terörizme karşı savaş anlayışıyla muhafaza edilmelidir. Bu çerçevede orman yangınları artık bir doğal afet sayılmamalı. Yangınlar birer ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri saldırı silahına dönüşmüş halde...’

Her daim pusuda bekleyen şer odakları, yangınlarla birlikte batarya ile ateşe başladılar. Sekiz milyona yakın sosyal medya hesabı açılarak (bunların çoğu sahte hesap) hükümete veryansın ediyor.

Felaket üzerinden bin bir çeşit yalan ve iftiralarla algı oluşturmaya çalışıyorlar.

Ülkemizin muhtelif yerlerindeki yangınlara karşı canhıraş bir mücadele yapılmasına ve eldeki tüm imkânlar seferber edilmesine rağmen her daim olduğu şekliyle, öküzün altında buzağı arayan birileri de, THK’yı dillerine dolayarak tüm çirkefliklerini sergiliyorlar.

Yazının Devamını Oku

Ateşe körükle gidenler!

4 Ağustos 2021
Covid-19 belasını atlatamadan, felaket boyutuna varan yangınlara maruz kaldık. Yalnız biz değil, başta ABD olmak üzere Rusya, İspanya, İtalya, Yunanistan, Makedonya, Kanada vb. yangınlarla boğuşuyor.

ABD’deki yangınlar üç aydır devam ediyor, Rusya’nın Sibiryasında bir buçuk aydır devam eden yangınlarda beş Fransa büyüklüğündeki orman alanı kül oldu.

Başta ormancılarımız olmak üzere, belediyelerimiz ve hemen tüm kurum ve kuruluşlarımızla beraber vatandaşlarımız cansiperane bir mücadele veriyorlar.

Şimdiye kadar sekiz canımız gitti; onlarca itfaiye çalışanımız ve en az bir o kadar da vatandaşımız ateş çemberinden kurtarıldı. Ormanlarımızda yitirdiğimiz yabanın sayısını kimse bilmiyor.

Milli felaket denecek bir durumla karşı karşıyayız.

Böylesi tasalarda bir araya gelmeyeceğiz de ne zaman geleceğiz?

Yangınları PKK üstlendi; bu aşağılık örgüt, durumdan vazife çıkararak da böyle demiş olabilir! Eğer iddia edildiği gibiyse; Erdoğan’ın dediği gibi, onlar bizim ciğerlerimizi yakıyorlar, onların da ciğerlerini sökmek bizim boynumuzun borcudur.

Pusuda bekleyen her cinsten aşağılık mahluklar, yangınlara paralel olarak, sosyal medyada psikolojik savaş başlattılar. Milleti moral olarak yıkmak için ellerin gelen tüm adilikleri sergiliyorlar.

Tam bir psikolojik savaşla karşı karşıyayız.

Yazının Devamını Oku

Bu kafa yangından daha tehlikeli

2 Ağustos 2021
Günlerdir ciğerlerimiz yanıyor, milletçe kan ağlıyoruz. Yurdumuzun çeşitli yerlerinde aynı anda çıkan veya çıkartılan yangınlar, aşırı sıcaklar ve rüzgârın da etkisiyle korkunç boyutlara ulaştı.

Devlet, tüm imkânlarını seferber ederek yangınla mücadeleyi sürdürürken, yangından etkilenen alanlar, ‘Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi’ ilan edildi.

Ne hazindir ki bu denli milli felaket günlerimizde bile bir araya gelemiyor, yangından, acıdan, ıstıraptan, gözyaşından bile siyasi rant devşirmeye çalışıyoruz.

Sorumsuz davranış ve beyanlarımızla, canları pahasına mücadele eden kahraman itfaiye ekiplerimizin ve onlara destek olan vatandaşlarımızın moral ve motivasyonlarını bozuyoruz.

Yangında, evvelemirde yapılması gereken şey yangını söndürmektir. Yangın esnasında birbirini suçlamanın kimseye faydası olmadığı gibi yangının söndürülmesine zararı vardır.

İnsanlar, canlarını dişlerine takmış alevlerle boğuşurken, had bilmez birileri maalesef taranmanın derdinde!

Kör siyaset vicdanları dumura uğratmış, bir kısım kendini bilmez aşağılık tipler, ‘ülke yansa da olur, yeter ki iktidar gitsin!’ diyecek kadar çukurlaşmıştır.

Kendi pislikleri içinde debelenen sosyal medyadan bahsetmiyorum; bu ve buna benzer nice hezeyanları, toplumun önündeki, anlı-şanlı medya mensuplarından, sanatçılardan, akademisyenlerden ve siyasetçilerden duyuyoruz.

Tam da böylesi bir kara günde, Konya’da iki aile arasında eski bir husumetten dolayı cinayet işleniyor ve yedi kişi öldürülüyor.

Yazının Devamını Oku

Besleme basın!

31 Temmuz 2021
İçerisinden insanların devşirildiği ülkelerin başında geliyoruz. Şu hususun üstünü kalın çizgiliyle çizip belirtmeliyiz ki, dünyanın diğer tüm ülkelerinde insanlar, birer ikişer, bilemediniz beşer onarlı adetler şeklinde devşirilirken, bizim ülkemizde bu rakam binlerle ve hatta on binlerle ifade edilir.

Düşman, ülkemizin tarlalarını o kadar verimli gördü ki onlar sürmekten, bizler de devşirilmekten bıkmadık, usanmadık; utanmadık.

Hele de güç, kuvvet ve kudretten düşmeye başladığımız ve zayıfladığımız dönemlerdeki bu insan avı tüm ufkumuzu tutmuştu. Son dönem Osmanlı paşalarımız bile uşağı oldukları ülkelerle anılır olmuştu. Mahmut Nedim Paşa’nın “Nedimof”, Enver Paşa’nın “Enverland” (kölelik, kendisini ülke sahibi şeklinde isimlendirmeye kadar çıkarmıştı!) olarak anılması gibi.

Mustafa Reşit Paşa, mensubu bulunduğu İskoç Locası masonluğundan öylesine mutlu ve kendinden öylesine emindi ki, Osmanlı’nın Hariciye vekilliği ve Sadrazamlık görevlerini ifa ederken, kendine ikamet yeri olarak Londra’yı seçmişti.

Kurtuluş Savaşı’ndan önce de İngiliz, ve Amerikan muhipleri olduğunu ve bu kişilerin anılan ülkelerin mandalığını savunduklarını unutmayalım.

Ta Sultan Abdülhamit devrinde, Kraliçe’nin altınlarıyla beslenen Derviş Vahdeti isimli türedi de, tıpkı bugünkü F. Gülen gibi, sözde dini amaçlı bir örgüt kurmuştu. “Volkan” diye bir mecmua çıkarıyor, padişahı ve gidişatı telin ederek şeriat istiyordu!

Onun satılmış dergisinde, o günün sözde din adamları padişah Abdülhamit Han aleyhinde makaleler döşeniyordu.

Besleme basın, yalnızca bugünün sorunu değil; dünün karanlık dehlizlerinden gelen bu kirli ırmak, bugün çağıldayarak ve üstelik aleni olarak her kanaldan akıyor.

Tüm bu kirli kanalların çıkışı bir, akış yönleri farklıdır. Nitekim kâh milliyetçilik, kâh dincilik ve hatta mezhepçilik, kâh ilericilik, kâh özgürlük, kâh solculuk vb. kısaca geçer akçe ne varsa hepsinin adına, gürül gürül akıtılır.

Yazının Devamını Oku