Fuat Bol

Batı gözündeki merteği görmüyor!

10 Temmuz 2021
Batı, kendi gözündeki merteği görmüyor lakin bizim gözümüzdeki çöpü ayyuka çıkarıyor. İşte ABD, yine bir ilke imza attı ve hazırladığı raporda NATO üyesi ve sözde dostu ve müttefiki olan Türkiye’yi ‘Çocuk Asker’ kullanan ülkeler listesine dahil etti.

Türkiye, Suriye’de sözde çocuk yaştakileri silah altına alıp askeri eğitime tabi tutuyormuş.

ABD aynı raporda, Türkiye’yi insan kaçakçılığı ile mücadelede, ‘ikinci kategorideki’ ülkeler arasında göstermiş.

Pişkinliğin, pervasızlığın ve utanmazlığın bu kadarına da pes doğrusu!

Batı’nın çocuklara yaklaşımını Kanada’da çıkarılan siyahi çocukların toplu mezarlarında görüyoruz. Yine aynı Batı’nın çocuk yaklaşımının nasıl olduğunu papazların, kiliselerde çocuklara yaptıkları iğrenç tacizlerinde görüyoruz.

Batı, tüm bu vahşetlerin ve iğrençliklerin hiçbirisinde sesini çıkarmıyor.

‘En iyi savunma hücumdur’ diyerek, başkalarına, bu arada Türkiye’ye saldırıyor. Böyle yaparak, kendi suçlarının görülmeyeceğini ve kendilerinden hesap sorulmayacağını zannediyorlar.

Daha da mühimi ise, avuçlarının içinden kayıp giden Türkiye’nin son hali ve tavrı ABD’yi deli divaneye çevirdi ve bu akıl almaz, iftira dolu raporları hazırlattı.

Aklı sıra Türkiye’yi hizaya çekecek ve ona, eskiden olduğu gibi vasilik yapacak.

Yazının Devamını Oku

Eğitim ama nasıl? -2-

7 Temmuz 2021
Dil, kâinatın planıdır. Evrendeki tüm olaylara dil ile nüfuz edebilir, onları dil ile ifade eder, dil ile yorumlayabilirsiniz.

Dil, bir milleti meydana getiren en önemli öğelerden biridir. Dilde birlik, haysiyetli her milletin şiarıdır, kimliklerinin sembolüdür.

Gerçek bağımsız olan her milletin eğitim dili, elbette ki kendi anadili olmalıdır. Bir ülkede yabancı dille eğitimin yaygınlaştırılması, o ülke insanını başkalarına, başka kültürlere uşak yapar.

Bize dilimizi kaybettirdiler, diğer bir deyişle evrenin planını kaybettik. Nereye, nasıl nüfuz edebileceğimizi bilmiyoruz ki, eşya ve olaylara tesir edebilelim ve onları hükmümüz altına alabilelim?

Batı, Batı diye yırtınıyoruz; Batı’nın hangi ülkesinde, kendi dillerinin dışında bir dille eğitimin yaygınlaştırıldığını görürsünüz?

Bir Alman’a ya da Fransız’a, İngilizce bir şey sorun bakalım; size cevap verirler mi? Bildikleri halde, asla İngilizce cevap vermezler. Almancanın ve Fransızcanın üzerine titrerler.

Biz ise, dilde tasfiyecilik diye bir ucubenin peşinde giderek güzel Türkçemizi mahvettik. Asırlar boyu oluşmuş medeniyet dilimizi köreltip kaybettik.

Sonunda utanmadan ne dedik biliyor musunuz, Türkçe bilim dili değildir; Türkçe ile bilim yapılamaz!

Elin oğlu (baskın kültür) kendi dilini sana dayatır ve sonunda seni böyle maskara yapar; kendi dilinle alay ettirir.

Yazının Devamını Oku

Eğitim ama nasıl? -1-

5 Temmuz 2021
Eğitim, eğitim, eğitim...

Asıl olan eğitim diyor ve bütçenin aslan payını eğitime ayırıyoruz lakin sittin senedir, istenilen hedefin yakınına bile yaklaşamıyoruz.

Her kademedeki eğitim kurumlarının sayılarını çoğaltıyoruz, yıllarca ihmal ettiğimiz öğrenci yurtlarını da telafi etmeye başladık. Yurtsuzluğun ceremesini çok ağır bedeller ödeyerek çektik. Buradaki boşluğu, yıllar yılı FETÖ doldurdu ve çocuklarımızı bizden koparıp aldı.

Devlet bu işe uyandığında ise, ba’de harabil-Basra!

Dikkat edilirse, eğitimde dış görünüşü, yani okul ve yurt binalarını güzel şekilde yapmamıza rağmen, eğitimin içini bir türlü dolduramadık. Eğitimi eskilerin ifadesiyle tanımlarsak; zahir (dış) mamur, batın (iç) haraptır.

Eğitimin amacı, nesilleri kendine, ailesine, toplumuna, milletine ve insanlığa faydalı bireyler yetiştirmek olmalıdır.

Eğitimde en büyük yanlışımız, üretken nesiller yerine ezberci nesiller yetiştirmemiz oldu.

Eğitim için, boşuna ‘milli’ demiyoruz, aksi halde kuru kalabalıklar yetiştirmiş oluruz ki, bunların ne kendilerine, ne ailelerine, ne toplumlarına ve ne de insanlığa bir faydaları olmaz.

‘Milli’

Yazının Devamını Oku

Siyasette ilkeli olmak

3 Temmuz 2021
Devlet ve siyaset insanları, ülke yönetimine talip olan öncü kişilerdir.

Bu kişiler, söylem ve eylemleriyle topluma yön verecek ve kalabalıkları peşinden sürükleyebilecek kıraatta olmalıdır.

Kısaca, liderlik vasfı taşımayan, o ruha sahip olmayan kişiler, bu arenada boy göstermemelidir. Hele Türkiye gibi, halkı büyük ekseriyetiyle başa bağlı bir milletin önüne düşecek kişinin, üstün vasıflarla donanımlı olması şarttır.

Aksi halde genel başkan olunabilir lakin lider olunamaz.

Siyasi partiler demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. 2021 itibarıyla Türkiye’de 105 siyasi parti aktif haldedir. Biz gazeteciler bile, bunlardan 100’ünün ismini bilmiyoruz.

Belli ki, birileri siyasi partiyle derneği birbiriyle karıştırmış ve ortaya bu absürd manzara çıkmıştır. Zira bunların ülke yönetimine talip olma gibi bir arzuları yok, parti kurmak için parti kurmuşlar.

Halkın peşine takılacağı liderde aradığı en önemli vasıflardan biri de, kişinin ilkeli olmasıdır.

Özü-sözü bir, samimi, açık fikirli, seven ve sevilen, dava sahibi ve davasının yılmaz savunucusu, söylem ve eylemleriyle güven veren olmalıdır.

Hepsinden önemlisi, asla yalancı olmamalıdır!

Yazının Devamını Oku

Bu nasıl muhalefet?

30 Haziran 2021
AK Parti’nin yirmi yıla yakındır iktidarda kalmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi de, Türkiye’de aklı başında, güven veren, tutarlı ve istikrarlı muhalefetin olmayışıdır.

Şu veya bu şekilde AK Parti’den bıkanlar bile, güvenip oy verebilecekleri bir siyasi lider veya parti göremedikleri için; ya hiç sandığa gitmiyor ya da ‘kerhen’ de olsa, gidip oyunu Erdoğan’a ve AK Parti’ye veriyor, vermek zorunda kalıyor.

Zira bir Sayın Erdoğan’a, bir de diğer, sözüm ona siyasi ‘lider’lere baktığında, mukayesenin bile mümkün olmadığını görüyor. Süleyman Demirel’in yerinde olan tabiriyle, bu ‘lider’ bozuntularına beş keçi emanet edip derenin karşına geçirmelerini isterseniz, karşıda iki keçiyle karşılaşırsınız; onları da yaralı bereli halde bulursunuz.

Allah aşkına! Kendi ülkesini yabancılara jurnalleyen ve ‘Sakın Türkiye’ye gitmeyin, orada can ve mal güvenliği yoktur’ diyen, diyebilen kişi ya da kişilerden bu memlekete ne hayır gelir? Bu ana muhalefet ‘lider’inin hali, gerçekten yürekler acısıdır. Ağzından çıkanı kulağı duymadığı gibi, nerede, hangi ülkede yaşadığının bile farkında değil.

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni adeta ilkel kabile devletçikleriyle bir tutuyor ve ‘Biz gelirsek, Kanal İstanbul Projesi’nde çalışmakta olan müteahhitlerin paralarını ödemeyiz’ lakırdısını edebiliyor.

Daha devlette devamlılığın asıl olduğunun bilincinde bile olmayana değil devlet idaresi, keçi çobanlığı bile verilmez, verilemez.

Bu kafa yarın kalkıp; ‘Ey bütün memurlar ve hatta emekliler! Sakın Erdoğan’a oy vermeyin! Bizi dinlemeyip AK Parti’ye oy verirseniz, yarın iktidara geldiğimizde maaşlarınızı keseriz!’ derse, hiç şaşırmayın!

Erdoğan düşmanlığı bunların akıllarını örtmüş; gözleri, hak ve hakikat namına hiçbir şeyi görmüyor ve algılayamıyor.

Yalan ve iftira üzerine kurdukları hayal dünyalarında günlerini gün ediyorlar, sözde muhalefetçilik oynuyorlar. Asla iktidara gelmek gibi bir niyetleri yok. Şayet olsaydı, AK Parti’nin uzun iktidar yıllarında, rakibinin onca yıpranmışlığına ve hatta zaman zaman metal yorgunluğuna karşı, insan, partisinin oylarını, bir milim olsun artırmaz mı?

Yazının Devamını Oku

Aydın ihaneti!

28 Haziran 2021
Öncellikle teşhisi doğru koymak gerekir; bizde gerçek aydın yani münevver çok azdır.

Bizde, ne okuduğuna bakmadan, okumuş insana (gazete ve hatta Tommiks-Teksas okuyana bile) aydın denmiştir. Zira kültür adına samyeli estirilen bizden başka bir ülke gösteremezsiniz!

Bizde aydın olmanın şartı kurulu düzene karşı olmak, halkının değerlerini bilmemek ve onlara, biliyormuş gibi yapıp düşman olmak, bir fikre saplanıp kalmak ve kendi doğrusundan başka doğru tanımamak.

Bakınız Attila İlhan, bizim aydınımızı nasıl tanımlıyor: “...Bizim aydınlarımızın önemli bir kesimi, kesinlikle cahildir. Dünyada ne oluyor, ne bitiyor, kesinlikle okumazlar, izlemezler. İkincisi muhakemeden yoksundurlar. Olay gözüne giriyor, onu doğru değerlendirip doğru sonuç çıkartamıyorlar. Aydınlarımızın büyük bir kısmı, inanışlarından önce menfaat peşindedirler. İşin püf noktası bu... Türkiye’nin toplumsal dinamiğinin çok hareketli, çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Avrupa’nın en dinamik ülkesi. Bu dinamizmi büyük ölçüde halkta görüyorum. Aydınlar bitti. Aydın diye bir şey yok Türkiye’de. Çok ciddi bir ‘Kuvayımilliyeci’yim. ABD emperyalizmine bu platformda karşı çıkıyorum.”

Aydının (münevver) ilk işi, kendi medeniyetini, kendi medeniyetinin dinamiklerini bilmek ve bunları sindirmektir. Bundan başka diğer medeniyetleri de bilecek ve bunları, kendi medeniyeti ile kıyaslayıp sentez üretebilecektir.

Aydın (münevver) kendisi aydınlandığı gibi, başkalarını da aydınlatabilecektir.

Günümüzde aydın geçinen tiplere bakınız; hemen hepsinin ortak özelliği, kendi köklerine ihanet etmek ve kurtuluşu, Batı taklitçiliğinde buldum zannetmektir.

Bu yüzden kendilerini ya Amerikan, ya İngiliz, ya Fransız, ya Alman vb. ekolü olarak görürler.

Bu aydın tipinin düsturu

Yazının Devamını Oku

El insaf!

26 Haziran 2021
İnsaf kelimesi Arapçadır, ‘nısf’ (yarım, yarısı, yüzde 50’si) kökünden gelir.

İngilizcede fifty fifty, elli elli manasına. Dikkat edilirse, kelimenin yapısında bile bir denge, bir adalet duygusu var.

İlaç bile, yüzde 51 faydasına karşılık, yüzde 49 zararına rağmen kullanılır.

İnsanları değerlendirirken insaflı olmak gerektir. Hiçbir insana, baştan başa kapkaradır, ya da kar beyazıdır denemez. Yüzde elliden fazlasına göre hüküm verilmesi, adaletin, diğer bir deyişle insafın gereğidir.

Hatasız kul olmaz, zira insan melek değildir; hataları ve sevaplarıyla insandır. Değerlendirmede bulunurken, hataları fazlaysa kötü, sevapları fazlaysa iyi denir. Ne kadar iyi, ne kadar kötü olduğu ise yüzde 51’den yukarıya doğru gösterdiği, iyi veya kötünün durumuna göre değerlendirilir.

Siyasette ve devlette görevli olanlar da birer insandır ve hiçbirisi hatasız değildir.

Bir insan partili olabilir ancak partici olmamalıdır. Partici demek, kendi partisinde, parti mensuplarında ve liderinde asla hata görmeyen; her söyledikleri ve her yaptıklarını doğru gören kişi demektir. Objektif olamayan bu kişilerin sözlerine itibar edilmez, edilmemelidir.

Particilik, iflah olmaz bir hastalıktır, bu illete uğrayanlar asla sağlıklı düşünemezler.

Partili olmakta bir sakınca yoktur. Partili, hangi görevde olursa olsun, doğruya doğru, eğriye eğri demelidir. Partici bunu diyemez.

Yazının Devamını Oku

FETÖ biter mi?

23 Haziran 2021
FETÖ’nün belini kırdık, artık darbe marbe yapamazlar; dışarıdakiler Türkiye’ye gelemez, hapistekiler de çürüyüp giderler diye kimse umutlanmasın.

Zira FETÖ, alışageldiğimiz terör örgütlerinden hiçbirine benzemez, kendine özgü, evrensel bir yapısı vardır. Ve üstelik sahte de olsa din temellidir. Bu yüzden, Hasan Sabbah’ın Haşhaşilerini andırırlar. Beyinleri yıkanmış, hedefe kilitlenmiş; ne derseniz anlamaz, mankurt tipler bunlar.

Bu yapı, kendisine, Osmanlı’nın devşirme sistemini model almıştır. Aynı yöntemle, bu kez Osmanlı’nın torunlarından intikam alınmaktadır. Osmanlı’nın devşirdikleri Müslüman oluyor ve küffara karşı savaşıyordu.

FETÖ’cüler ise, devşirildikleri devlete ve devlette yaşayan Müslümanlara karşı savaşmaktalar.

Sözde işledikleri tüm bu cinayetleri İslamiyet adına yaptıklarını söylüyorlar lakin yapıp ettiklerinin İslamiyet’le yakından ve uzaktan bir ilgisi bulunmamaktadır.

Öyle ya; herhangi bir kurum veya kuruluşa giriş sınavlarının sorularının çalınıp yandaşlarına verilmesi, hırsızlık ve kul hakkını gasp değil de nedir? Bu denli alçaklıkları, İslamiyet adına işlemek ise, o dine yapılabilecek en büyük ihanettir.

Bakınız; tekrar tekrar belirtmek isteriz ki, FETÖ denilen zehirli aşta tuzu biberi olmayan tek siyasi lider merhum Necmettin Erbakan’dır. O da, bunların gerçek yüzünü bildiğinden değil, vaktiyle ihanetlerine uğrayıp, partisini (MSP) bölmelerinden dolayıdır.

Sivil olsun, asker olsun; hangi yönetim F. Gülen haininin elinden tutmadı ki?

Belli ki, bizim devlet ve millet hayatımızın tüm kurum ve kuruluşları, yerin altındakileri üstündekilerle birlikte seneler senesi, bizden habersiz sürülmüş.

Yazının Devamını Oku