Üsküdar Tavrında, Bir “İçlenme” Hikâyesi...

“İzmir’de neresiyle mukayese edebilirim ?”, diye düşündüm Üsküdar’ı... “Aman dikkatli ol” dedi; sonra iç sesim, “Bu Barselona ile İzmir’i karşılaştırmaya benzemez...”

Haberin Devamı

 

Geçen hafta,
“Feyzi Aslangil’e Mektuplar”ı, Mülkiyeliler’e, Kuzguncuk’ta okumak ve çalmak için, yine İstanbul’daydım. Tesadüfen davet edildiğim “Hezarfen San'at Atölyesi”nin kapısından girdiğimde, Üsküdar - Aziz Mahmud Hüdayi Mahallesi’ndeki Atölye’de, “her ay düzenlenen Mûsikî Akşamları”ndan da, cuma akşamının bu ayki konuğu olan, İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu Ses Sanatçısı Güzin Değişmez Hanımefendi’nin, Birol Yayla’nın Tanbur’u, Yağmur Damla Bilgin’in Klâsik Kemençe’si ve Alper Akaryıldız’ın Kanun’u refakatindeki, “sohbet ve tadımlık konseri”nden de haberdâr değildim. Neyzen(başı) Salih Bilgin’in takdimi ile başladı akşam...

Güzin Hanım’ın ,
"Bir gün birilerinin yaşam öykümü dinleyeceğini aklımdan geçirmemiştim" cümlesi,
samimi olmasına samimiydi ama, Sabite Tur Gülerman’dan bahsederken,
“önümdeki notaya bakıyordum; hiçbir yere sığmıyordu bu okuyuş”
demesine kadar, pek sıradan gibiydi...
Sanatçıyı ilk defa “rû be rû” dinliyordum.
Ve dinledikçe anlıyorduk ki, ilk cümlede, kendisine karşı hayli hoyrat davranmıştır.
Çünkü, “meşk silsilesi” ile giyindiği tavır, “dem aldıkça, hepten sığmaz olmuştu buhûrdana”
ve “hiçbir yere sığmayan okuyuşu ve yorumu” ile “öyküsü merak edilen” olmayı
fazlasıyla hak ediyorlardı...

Haberin Devamı

Önce, Şeyh Galip’in “âşinâ redif”lerinde buluştuk; “Dede”nin, “Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü / Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü” diye avâzelenen ve uhrevî telkinler fısıldayan “Mahûr Yürük Semaii”nde...

Ardından, “dünyevî” diye horlanan Nihâvend’inden tomurcuklanmış ve hepimizi, Ahmet Hâşim’in “âşina değiliz” diye sitem ettiği ruh haline yaklaştıran bestesi ile yüzleştik Cevdet Çağla’nın; “Baharda bu yıl bir melâl var, neden ? / Bülbülde ses gülde renk açmaz olmuş, neden ?”

Daha bu “meçhul”ün manâsını fikredemeden, Rakım Elkutlu’nun Nihâvend sorusuyla çevrelendik... Neyse ki, “Emîr Sultan” meşrebiyle, bu kez cevabı kendi veriyordu bestekâr: “Mümkün mü unutmak güzelim, neydi o akşam ? / Rûya gibi, hülya gibi bir şeydi o akşam...”

Haberin Devamı

“Semâlardan Güneş Hala İnmiyor” feryadı ile Mısırlı İbrahim Efendi’yi, “Dinlendi başım dün gece bir parça dizinde / Bir gözleri ahû ki tamam onsekizinde” diyerek, Ferahfezâ bir mâzide, Lemî Atlı’yı ağırladık...

“Sâzendeler”in, “Hânende”ye refakatindeki naiflik ve nezaketten bahsetmemek ise, “akşamı hepten inkâr etmek” olur. Telâşsız, dingin ve huzurlu bir icranın “uçan halısı”nda, “usta olduğunu ispat girdabı”ndan arınmış bir şark terbiyesinin, mütevazı kudretini hissettik...

4 sanatçı, Mûsikîmizin, “zamane halleri”ndeki, “tarzı var ama tavrı” yok sığlığına hiç yüz vermeden, aksine, kâdim mangalları yelpazeleyen bir tutku ile, hep beraber ve dakikalarca “seviye bahçeleri”nde dolaştırdılar dinleyenleri.

Haberin Devamı

Zaman ve mekânda, evsahibi ve misafirlerinin, “Hezarfen” olduklarını resmeden zerreler uçuşuyordu. “Bolahenk” bir renk paletinden, “nasibimiz kadarını alarak” uzaklaştık. Umarım öyle olmuştur !

 

Biz de hâlâ, İzmir’e, “Rakım ELKUTLU”yu anlatalım diye uğraşıyoruz.

Yazarın Tüm Yazıları