Kâinatın merkezi

Birkaç gün önce James Webb Uzay Teleskobu’ndan gönderilen o muhteşem fotoğrafları gördünüz mü? Hani, uçsuz bucaksız galaksilerin birer nokta gibi kaldığı...

Haberin Devamı

Yıldızların, nebulaların hayranlık uyandıran görüntülerine bakarken bir yandan da dünyamızın küçüklüğünü fark etmemek mümkün mü?

UZAYDA BİR NOKTA

Düşünsenize... 13.5 milyar ışık yılı yaşında bir evren; içinde milyarlarca galaksi; her galakside yüz milyarlarca yıldız sistemi... O sistemlerden sadece biri olan güneş ve onun gezegenlerinden birisi... İşte o küçük dünya üzerinde, taş çatlasa yüz yıl yaşayan biz insancıklar... Uzaydaki yerimiz ve geçirdiğimiz zaman ne kadar da önemsiz görünüyor değil mi?

Kâinatın merkezi

*

Ne var ki kadim bilgeler meseleye tam tersinden bakmışlar. “Gökyüzünde gördüğün küçük kâinattır”; “Kâinatta ne varsa insanda, insanda ne varsa kâinatta da o var” demişler. Hz. Ali’nin ifadesiyle “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir”. Peki ama kalıbı bu kadar küçük bir varlığa böylesine değer atfetmenin manası nedir?

Haberin Devamı

Kâinatın merkezi

DÜNYANIN MERKEZİ NERESİ?

Nasreddin Hoca’nın fıkrasını çoğumuz duymuşuzdur... Dünyanın (kimi anlatılara göre kâinatın) merkezinin neresi olduğunu soranlara Hoca Nasreddin, muzip zekâsıyla, “Tam ayağımın bastığı yer” cevabını verir. Ve ekler, “İnanmazsanız ölçün, hesaplayın!”. Aslında Hoca’nın cevabında derin bir mana gizlidir: “Dünyanın hakiki merkezi bir yer değil, insandır.” Elbette Nasreddin Hoca’nın bu cevabı, özünü İslam’dan ve Kuran’dan alır.

Kâinatın merkezi

EN ÜSTÜN VE EN SEFİL

İslam inancına göre tüm alemleri (Fatiha, 2), “dengi ve benzeri olmayan (İhlas, 4)” Allah yaratmıştır. Yaradan, insana da kendi ruhundan üflemiş (Secde, 9; Hicr, 29), ona özvarlığı (zat) dışındaki sıfatlarını nakşetmiştir. Buna göre her insan, kendi ölçeğinde ilahi sıfatlara sahiptir. Yani insanın kalıbı, uzay ölçeğinde bir zerredir ama ruhu alemleri keşfedip onu idrak edecek yüceliktedir.

*

Haberin Devamı

İnsana düşen, kendisine “emanet verilen (Ahzab, 72)” üstün vasıfları en güzel şekilde değerlendirmektir. Bunu başaran bir insan, gök katmanlarını kolayca aşan meleklerden üstün konuma çıkarken, hayatını kibir ve cehaletle tüketenlerse “sefilden de sefil (Tin, 5)” olurlar. Tercih kişinin kendisindedir... Tüm alemlerin kaynağını tek bir Yaradan bilen; bu şuurla her mahlukata iyilikle davranan olgun bir insan, “kâinatın merkezi” konumundadır.

YÜREKTEN BAKINCA

Çağdaş bilim, evrenin merkezi neresidir sorusuna “Gözlemcinin bulunduğu noktadır” yanıtını verir. Yani diğer bir deyişle, biz neredeysek ve nereden bakıyorsak kâinatın merkezi orasıdır. Tam da Nasreddin Hoca’nın dediği gibi! Gelin bizler o merkezi, daha güzel bir yer yapmaya çalışalım. İçimizdeki kâinata da uzaya baktığımız heyecanla bakalım. Birbirimize hırsla, kibirle, mülkiyet tutkusuyla değil, tevazu, merhamet ve muhabbetle yaklaşalım. Bakarsınız “yürek teleskobu” ile bize yol gösterecek yepyeni mana yıldızları keşfederiz.

Haberin Devamı

GÖKBİLİMİN ÖNCÜLERİ

“GÖKLERİN ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır (Al-i İmran, 190)”. Kuran’a göre insan, içinde bulunduğu âlemi incelemeli, tanımalı, anlamı üzerinde düşünmelidir: “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık? (Kaf, 6)”. Yani gökbilim (astronomi), yerbilim (jeoloji) gibi bilim dallarıyla ilgilenmek sadece bir merak konusu değil, aynı zamanda her Müslüman için dini bir görevdir.

Kâinatın merkezi

*

İslam medeniyeti gökbilim alanındaki gelişmelere uzun bir dönem öncülük etti. Harizmî, Sâbit b. Kurre, el-Bettânî, İbni Heysem, Birunî, Nasîrüddîn-i Tûsî ve Uluğ Bey gibi isimler yaşadıkları dönemin en etkili gökbilimcileri oldular. Bu isimlere, İbnü’ş-Şâtır’ı da eklemek gerek. Günümüzde adı çok fazla bilinmese de İbnü’ş-Şâtır, Copernicus’tan bir yüzyıl öncesinde onunkilerle aynı gezegen modellerini geliştirmiştir.

Haberin Devamı

Kâinatın merkezi
Matematikçi ve astronomi bilgini Uluğ Bey

*

Müslüman gökbilimcilerin eserleri ve tabii matematik çalışmaları, Batı’daki bilimsel gelişime doğrudan katkı sağladı. Öte yandan bugün astronomi dendiğinde Müslüman ülkelerin önemli bir rolünden söz etmek mümkün değil. Bilgisayarları ve uzaya yolculuğu mümkün kılan “Algoritma” adı bile Al-Harizmî’den geliyor... Ama mesele sadece nereden geldiğiniz değil, aynı zamanda nereye gittiğiniz. Bilimin lüks değil, bir varoluş gayesi olduğunu idrak etmedikçe hakiki ilerleme sadece bir hayal.

Yazarın Tüm Yazıları