Yapay zekâ sayesinde ‘hasta daha iyi ve güvende hissediyor'

Sağlık Bakanlığı COVID-19 teşhisinde yapay zekâ kullanılması için düğmeye bastı. Bu teknolojinin öncülerinden, yazılımcı ve doktor Levent Çelik’e sürecin nasıl işlediğini sordum: “Uzun yıllardır birlikteyiz. Yapay zekâ sayesinde benim de güven seviyem yükseliyor.”

Yapay zekâ sayesinde ‘hasta daha iyi ve güvende hissediyor
Yapay zekânın hastalıklara teşhis koyması fikri size fütüristik mi geliyor? Uzak değil, yakın gelecekte “Yapay zekâ görmeden ameliyata girmem” diyen hastalarla karşılabilirsiniz. Tıpta yapay zekâ büyük bir potansiyele sahip. Özellikle tomografi, MR gibi tekniklerle ‘makine öğrenmesi’ sürecini mümkün kılıyor, yapay zekâ hızla öğreniyor. En son örneklerden biri COVID-19 teşhisiyle ilgili... Sağlık Bakanlığı tomografi tekniğinin yapay zekâyla desteklenmesini gündemine aldı.  

Yapay zekâ sayesinde ‘hasta daha iyi ve güvende hissediyor

Radyoloji alanında uzman Prof. Dr. Levent Çelik’in en iyi yardımcısı bir yapay zekâ... Birbirlerinden öğreniyor, birlikte gelişiyorlar. Dr. Çelik tıp kariyerinden önce bilgisayar eğitimi almış ve ilk işi de IBM’deymiş.  Yazılımcı doktor, tıp açısından sıradışı bir nitelik... Bu özelliği sayesinde FDA’dan (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onay alan dünyanın ilk teşhis yazılımı Transpara’nın geliştirilmesine büyük katkı sağlamış. 80 binden fazla tomografi filmini veritabanına uygun hale getiren Çelik adeta yapay zekânın hocası... 

Yapay zekâyla çalışan bir doktorun günlük rutini nasıl?

Ben hastaya rapor vermeden önce her mamografiyi iki yapay zekâ incelemiş oluyor. Ben onlardan sonra raporu okuyorum. Uzun yıllardır bir aradayız. Transpara ile çalışıyoruz. Ayrıca Kore menşeli bir yazılımı da test ediyoruz.

Radyoloji, görüntüleme teknikleri sayesinde yapay zekâ için en uygun alan sanıyorum...

Evet, imaj işleme makine öğrenmesi teknolojisinin patlamasıyla hızla yaygınlaştı. Dünyanın en büyük radyoloji kongresinde de konuların yaklaşık yüzde 30’u yapay zekâ oluyor. Tüm doktorlar bu teknoloji kendi alanının neresine eklenecek diye bakıyor.

Hastaların yaklaşımı nasıl, içleri rahat ediyor mu?

Hastalar onu bir yardımcı olarak kabul ediyor. Çok akıllı bir yardımcı... Üstün bir aklı temsil ettiği için mutlu oluyorlar. Güzel bir imajı var yapay zekânın. Pozitif bir sinerjisi... Hasta daha iyi ve daha güvende hissediyor.

Birbirimizi tamamlıyoruz

Siz nasıl hissediyorsunuz?

Aynı şeyi... Görüntüyü tek başına değerlendirmekle bir yapay zekânın yardımıyla değerlendirmek ayrı şeyler. Benim de güven seviyem yükseliyor. En zor şey ‘normal’ yazmaktır. Kanseri bulunca denklemi çözmüş olmanın rahatlığı oluyor. Tedavi  başlayacak demek. ‘Normal’, yani “Bir şeyi yoktur” yazdığın zaman korkarsın... Ya atladıysan! Yapay zekâ ‘normal’ dediği zaman ben de rahatlıyorum, benim de anksiyetemi alıyor.

Yazılımcılık geçmişi olan bir doktorsunuz. Dünyanın ilk yapay zekâyla tanı programına katkıda bulundunuz. Peki süreç nasıl işliyor?

Tüm filmleri ve bulguları dosyalıyorum. “Bu hastada şunu atladı”, “Bunda hata yaptı”, “Şuna ‘kanser’ dedi ama değil” gibi... Hepsini makine öğrenmesi veritabanına kaydediyorum, kendisini geliştirmesini sağlıyorum. En önemlisi çok sayıda, doğru etiketlenmiş veri... Siz öğretiyorsunuz, “Bu filmin sağ memesinde bir kanser var” diyorsunuz.

Yapay zekâ sayesinde ‘hasta daha iyi ve güvende hissediyor

Sizin de öğrendiğiniz şeyler oldu mu?

Mamografi değerlendirmek aslında ‘yedi farkı bulma’ oyunu gibi... Mikrokalsifikasyonları yakalamakta o benden daha başarılı. Buna ayırdığım süreyi artık eski-yeni mamografi karşılaştırmasında kullanıyorum. Yapay zekâysa henüz bu konuda yetersiz. Böylece birbirimizi tamamlıyoruz. En önemli katkısı zaman kazandırması.

Sağlık Bakanlığı’nın yeni projesinde yapay zekâ koronavirüse karşı nasıl bir rol üstlenecek?

Bu projeyle COVID şüphesiyle hastaneye gelmemiş hastalar da yapay zekâ kontrolünden geçecek. Tomografi filmleri arşiv istasyonlarına gittiğinde virüs şüphesi saptanırsa hasta başında duran doktora alarm verilecek. Böylece hem sağlık personeli korunacak hem de hasta için önlem alınabilecek. Dünyada da uygulanan birçok örnek mevcut. Ancak asıl problem COVID çok azaldığında yaşanacak. Çünkü salgın yavaşladığında doktorlar artık akciğer filmlerine o gözle bakmayacak, COVID semptomu aramayacak. İşte o noktada yapay zekâ devreye girecek ve fark edecek.

‘Hiçbiri elinizi sıkıp gözünüze bakarak konuşamaz’

◊ Gelecekte yapay zekâ kontrolü tamamen ele alabilir mi?

Yakın gelecekte bu uygulamalar ikincil okuyucu olacaklar. Karar destek sistemleri olarak hızlı bir şekilde kullanıma girecekler. Önerilerde bulunacaklar. Bence her zaman yapay zekâ ve doktor sinerjisi olacak. Empatiye sahip bir yapay zekâ üretilmesi yakın gelecekte mümkün değil... Sağlıklı olmanın en temel tanımı kendini sosyal, psikolojik ve bedensel olarak iyi hissetme halidir. Fiziksel sağlık verilerinizin tamamen normal olması sağlıklı hissetmeniz için yetmez. Sosyal ve psikolojik bir iyilik hali de gereklidir ki bu da ancak insan ilişkisiyle mümkün. Hiçbir yapay zekâ elinizi sıkıp gözünüzün içine bakarak “Korkulacak bir şeyiniz yok, seneye görüşelim” cümlesini insani sıcaklıkla söyleyemez.

X

Varınızı yoğunuzu satın, astronot kıyafeti alın!

NASA’nın keşif aracı Perseverance, gezegenin yüzeyine indiğinden beri Instagram’da karşıma çıkan beş fotoğraftan biri Mars manzaralı! Stephen Hawking “İnsanlık hayatta kalmak için uzaya yönelmeli” diyerek içimize kurt düşürüp öyle gitmişti. Uzay hayalleri pazarlanıyor ama...

Düşünün; güzel bir Mars sabahı, pencereden içeriye kızıl ışıklar süzülüyor… İç kademedeki camı açıyorsunuz ve tozu filtrelenmiş, karbondioksit dolu mis gibi toksik havayı ciğerlerinize çekiyorsunuz! Hava açık, gezegeni kasıp kavuran amansız kum fırtınaları başlamadan önce dışarıda vakit geçirmek için muhteşem bir gün. Bir de şu düşük atmosfer basıncı olmasa... Dünya’daki evinizi satarak aldığınız radyasyona dayanıklı astronot kıyafetiniz pek havalı... Giyip spor yapmak için dışarı çıkıyorsunuz. 400 faktörlü güneş kreminizi sürmeyi aman unutmayın! Biliyorsunuz, kızıl gezegenin atmosferi çok ince, manyetik alanı kalmadığı için Güneş’ten gelen radyasyonu ve ışıkları süzmeyi beceremiyor. Aslında pek dert edilecek bir şey değil, çünkü bronzlaşmak isterseniz Mars’ta çabucak ‘Gerçeğe Çağrı’daki Arnold (Schwarzenegger) gibi kızarabilirsiniz.

Aktif yaşamayı seviyorsanız spor yapmak için arazi çok uygun. Her yer tartan pist gibi. İndin vadi, tırmandın dağ... Üstelik ayağım takılır düşerim diye dert etmenize de gerek yok. Yerçekimi Dünya’dakinin yüzde 40’ı kadar; istediğiniz basketbol potasına havada takla atıp smaç basabilirsiniz. Tenis veya futbol oynamak için daha geniş sahalara ve filelere ihtiyaç var sadece. Yüzmek isterseniz sizi metan gölleriyle kaplı Titan’a alalım. Zira maalesef Mars’ta son birkaç milyon yıldır sıvı halde hiç su kalmadı. Bolca donmuş suyumuz var, isterseniz şimdi yatırım yapın ya da gelecek yıl Mars suyunun litresi 100 dolara inene kadar idrarınızı arıtmaya devam edin!

‘Mars’tan bize kartpostal geldi!’

Üstelik işinizi Mars’a taşımak isterseniz, paylaşımlı ofislerimizden çağlar boyunca yararlanabilirsiniz. Kızılın her tonuna hâkim, alabildiğine kurak toprak manzaralı ofislerimizde işinize tamamen odaklanıp çalışma veriminizi arttırabilirsiniz. Çünkü dışarıda dikkatinizi dağıtabilecek, ilginizi çekebilecek hiçbir şey yok!

Gazetelerde çıkan ilan-haberleri bilirsiniz. Reklam metinleri yazıyor olsaydım ve gelecekte Mars’ta konut satan bir firma bana başvursaydı bu satırları kaleme alırdım. Mars hayali satan reklam ajansı bildiğim kadarıyla henüz yok. Ancak uzay hayalleri üzerinden prim yapanlar çoktandır var.

Sözüm meclisten dışarı; NASA, ESA, Roscosmos gibi ulusal uzay ajansları bilim, teknoloji ve milli savunma adına uzay araştırmalarını yürütüyorlar. İlk bebek adımlarını atmaya hazırlanan Türk Uzay Ajansı da öyle... İlginç olan, bilhassa Mars’ın etrafında yaratılan heyecan dalgası. NASA’nın keşif aracı Perseverance, gezegenin yüzeyine başarılı iniş yaptığından beri Instagram’da karşıma çıkan beş fotoğraftan biri Mars manzaralı! Hatta tam bu yazıyı kaleme alırken NASA “Mars’tan kartpostal geldi!” diye yeni bir imaj servis etti. 15 senedir uzay haberleri yazıyorum, şimdiye kadar gördüklerimden pek bir farkını idrak edemedim. Tabii yüksek çözünürlüğü dışında... Bir de kadrajdaki makine daha cafcaflı...

Kartpostala, yani paylaşıma “İhtişamlı, tozlu ve onu seviyoruz!” diye yazılmış. Meşhur hamburger sloganını hatırlatıyor, “Bak ve sevdiğini düşün” dercesine... Biraz da çikolata markalarının mutluluk vaatleri gibi... Dikkat edin, mutsuzluktan çikolata yersiniz de “Ay, çok mutluyum şurdan bir çikolata yiyeyim” hiç demezsiniz. Beyin ne verirseniz onu alıyor; zaten illüzyona meyilli bir dünyada yaşıyoruz, konu uzay olunca göz boyamak iyiden iyiye kolaylaşıyor.  

Yazının Devamını Oku

Artık sana sana sana muhtaç değiliz petrol!

Dünyanın beşinci en büyük fosil yakıt üreticisi Shell’in yaptığı açıklama, petrol devrinin sona yaklaştığını gösteriyor. 2035’e kadar yatırımların önemli kısmı yenilenebilir ve temiz enerjiye aktarılacak. Bu önemli bir adım ama iklim krizini durdurmak için daha çok adım atmak gerekiyor.

Ajda Pekkan, dillerden düşmeyen, bol hicivli ‘Aman petrol, canım petrol” sözleriyle bilinen ‘Petrol’ (Beste: Attila Özdemiroğlu, Güfte: Şanar Yurdatapan) şarkısıyla ülkemizi Eurovision’da temsil edeli tam 41 yıl olmuş... Petrolün amansız üstünlüğü ve erişilmezliği karşısında toplumsal çaresizliğimizi aşk diliyle dünyaya duyurması hayranlık uyandırıcı! Sanatçımızın Avrupa’ya yönelttiği protest mesaj günümüzde halen evrenselliğini koruyor... Neyse ki bugünleri gördük. Sonunda Ajda Hanım’ın da rahat bir nefes alma vakti geldi; “Artık sana sana muhtaç değiliz petrol!”

Elbette bu şarkının sözlerini tamamen tersine çevirmek için çok erken. Yine de dünyanın beşinci en büyük fosil yakıt üreticisi Shell’in hafta başında yaptığı açıklama sonun yaklaştığını gösteriyor. Shell yıllık petrol üretimini her sene yüzde 1-2 oranında azaltacağını duyurdu. Düşey ilerleme petrol üretimi tamamen durana kadar devam edecek. Hollanda merkezli firma 2050’de ‘net sıfır emisyon’ hedefini eylül ayında açıklamıştı. Şimdiyse 2035’e kadar yatırımların önemli bir kısmının yenilenebilir ve temiz enerjilere aktarılacağını duyurdu.

Köklü değişimler kaçınılmaz

Üstelik yalnız Shell değil, İngiliz BP ve Fransız Total’in yanı sıra ABD’nin lider akaryakıt şirketleri de sermayelerini temiz enerji üretimi ve arzına aktarmaya başladı. Enerji devlerinin fosil yakıtlarından alternatif kaynaklara yönelmesinin birinci sebebi ‘çaresizlik’. Fosil yakıtların yegâne enerji kaynağımız olmadığını artık tüm dünya idrak etti. Elektrik enerjisine artan talep, iklim değişikliği ve bununla mücadele eden politikalar sektörde köklü değişimlerin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Fosil yakıt rezervlerinin önünde sonunda tükeneceği bir gerçek. Bütün bunlara pandemiyle değişen çalışma ve ulaşım biçimleri de eklenince... Enerji sektöründe değişime ayak uydurmak hayatta kalmayla eşanlamlı hale geldi. Değişimin adıysa ‘elektrik devrimi’.

Araştırma grubu Wood Mackenzie’nin The Guardian’da yayımlanan verilerine göre önümüzdeki 10 yılda akaryakıt şirketleri yatırımlarının en az 5’te 1’ini rüzgâr ve güneş enerjisine yöneltmek zorunda. Aksi takdirde sektörde tutunmak güçleşecek. Benzin ve gaz gelirleri yenilenebilir kaynakların iki katı olmasına rağmen rüzgâr çiftlikleri gibi yatırımlar uzun ömürlü nakit akışıyla avantaj sağlıyor. Wood Mackenzie Araştırma Direktörü Valentina Kretzschmar “Yenilenebilir enerji teknolojilerinin yakaladığı ivme durdurulamaz düzeye erişti. Akaryakıt şirketleri bunun bir ‘mega trend’ olduğunu fark etmeye başladılar; geçici bir heves değil!” diyor.

‘2020’yi özleyeceğiz’

Enerji sektörü için aslında sadece işin rengi ve oyunun kuralları değişiyor. İklim değişikliğine karşı harekete geçmek duyarlılıktan öte bir zorunluluk. Kaliforniya eyaleti ve İngiltere 2030’lu yıllardan itibaren benzinli otomobillerin yasaklanacağını duyurmuştu. Yerini elektrikli araçlar alacak. Paris Anlaşması’na katılan ülkelerin dönüşüme ayak uyduracağı muhakkak. Benzin istasyonları, şarj istasyonları haline gelecek. Shell ve BP gibi şirketler de  temiz enerji sağlayıcısına dönüşecek, üretici vasfını terk edecekler. Hollandalı üreticinin finans direktörü Jessica Uhl, CNN Business’a verdiği demeçte “Yenilenebilir enerji ürünlerini satmak için üreticisi olmanız gerekmiyor” diyerek sektörün yeni vizyonunu ortaya koyuyor. 

Yazının Devamını Oku

‘Bitcoin’ciler’ borsayı değil, sosyal medyayı izliyor

Riskleri nedeniyle pek çoğunun gözünü korkutsa da Bitcoin ve benzeri kripto paralar şu sıra yatırımcıların gözdesi. Dünyanın en zengin adamlarından Elon Musk’ın iki tweet’i Bitcoin yatırımcılarının yüzünü güldürdü. Bakalım, tükettiği elektrik bazı ülkeleri geçen Bitcoin, enerji sıkıntısı yaşanmaya başladığında bu yükselişi sürdürebilecek mi?

Mecidiyeköy’ün vaktiyle dutluk olduğu, Etiler’e kurt indiği hikâyeleriyle büyüdük. Kadıköy’de Moda burnu rüzgârlı olduğundan ‘burada oturulmaz’ diyip arazisini yok pahasına satan bir büyükbabanın hikâyesini hatırlarım... Püfür püfür esen bankta yanımda oturan torunu, arkamızdaki milyonluk dairelere bakıp hayıflanıyordu. Yüz yıl önce yaşamış dede, Kadıköy’ün dünyanın en havalı semtleri arasına gireceğini nereden bilsin? Torunun vaziyeti yine iyi sayılır... Asıl iki hafta önce Bitcoin’i olup da satanlar ne yapsın? Emlak piyasasında onlarca yılda görülen değer artışını kripto paralar artık birkaç haftada kaydediyor...   

Malumunuz teknoloji köşesindeyiz; yatırım uzmanlığımız bulunmuyor. Şayet olsaydı, ilk çıktığı günlerde kenara 300-500 Bitcoin koyar, bugün de yazılarımı Seyşeller’deki malikânemden yazardım. Yazıdaki bilgilerden heyecanlanıp varınızı yoğunuzu Bitcoin’e yatırmayın, yatırırsanız da kendi bileceğiniz iştir diyerek bu ayrıntıları paylaşıyorum.

Bitcoin’in yeniden gündem olmasının sebebi bileceğiniz üzere Elon Musk’ın dev yatırımı... Toprak altından uzaya kadar her taşın altından çıkan Musk, bu kez de iki tweet’iyle Bitcoin’i ihya etti. Pazartesi günü 1.5 milyar dolar değerinde Bitcoin’i elektrikli araç şirketi Tesla’nın aktif varlıklarına kattığını açıklamasıyla değeri yüzde 20-25 oranında yükseldi ve 1 Bitcoin 48.000 dolar seviyelerinde işlem gördü (ocak ayında 30.000 dolar civarındaydı). Elon Musk, yakında Tesla otomobillerini Bitcoin’le satacaklarını ve likidite amacıyla yatırım gerçekleştirdiğini açıkladı.

Dolandırıcılıkla suçlandı

Twitter’ı spekülasyon aracı olarak iyi kullanan Musk, kısa süre önce profil bilgilerine #Bitcoin hashtag’i ekleyerek dijital paranın yüzde 10 değerlenmesini sağlamıştı. Alternatif bir kripto para olan Dogecoin’i de ayrıca destekleyen Musk, para piyasalarını denetleyen kurumların yakın takibine girdi. Geçmişte borsayı etkileyen tweet’leri sebebiyle ABD Sermaye Piyasası Kurulu’nun dolandırıcılıkla itham ettiği Musk, Bitcoin konusunda hassas davranmak zorunda. Tesla kasasında yüklü miktarda Bitcoin bulunduğu için piyasalarda hareket yaratacak her tür açıklamasının manipülasyon sayılabileceği belirtiliyor.

Otomotivde ilk olsa da aktif varlıklarını dijital paraya çeviren ilk şirket Tesla değil. MicroStrategy adlı ABD’li bir yazılım şirketinin ağustos ayında aldığı 250 milyon dolarlık Bitcoin 3.1 milyar dolara ulaşmış durumda. İşin ilginci, Elon Musk’a yatırım fikrini veren kişi, MicroStrategy CEO’su Michael Saylor. İkilinin tweet diyaloğu, bugün piyasayı katlayan yatırımın başlangıcı sayılıyor. 20 Aralık 2020’de Saylor, “Hissedarlarına 100 milyar dolarlık iyilik yapmak istiyorsan $TSLA bilançosunu USD’den #BTC’ye çevir” diyor. Musk “Bu kadar büyük işlem yapmak mümkün mü?” diye sorunca Saylor “Evet. Ben 1.3 milyarlık alım yaptım, istersen oyun kitabımı paylaşmaktan memnun olurum” diyor. Saylor’ın planı elbette sır değil. Musk büyük bir yatırım yaptığında kendi Bitcoin’lerinin değerleneceği aşikâr. Neticede de öyle oluyor...

Musk’ın açıklamasının ertesinde Saylor ‘tüm dünya adına’ memnuniyetini dile getiren bir tweet atıyor... Birkaç tweet’le milyarlarca doların yer değiştirmesi inanılmaz değil mi? Şimdi gerçekten Bitcoin hasadıyla varlıklarını katlayanlara bakıp ‘buralar eskiden dutluktu’ diyebiliriz... 

Yazının Devamını Oku

Yeni süper güç sosyal medya mı?

ABD’nin 45’inci başkanı Trump giderayak sosyal medyanın gölgede kalan ve karanlık sayılabilecek bir gücünü ortaya çıkardı. Sosyal medyanın bir devlet başkanını susturacak derecede güçlenmesi, geçen haftalardaki WhatsApp vakası gibi ‘kimin kime hizmet ettiği’ sorularını da gündeme getirdi.

İfade özgürlüğü ABD toplumunun temel taşıdır. Öyle ki ABD anayasası her vatandaşın sahip olduğu özgürlükleri tanımlayarak başlar. Zaman zaman -bilhassa siyahlar açısından- üzerine gölge düşse de bu özgürlük ABD’lilerin daimi gurur kaynağıydı ve dünyaya ilham veriyordu... Ta ki tarihin dönüm noktası sayılacak bir günde, kendi seçilmiş başkanlarını susturuncaya kadar... 6 Ocak’ta seçim sonuçlarına itiraz eden eski başkan Trump’ın seçmenlerini galeyana getirerek Washington’da başlattığı ayaklanmanın yankıları halen sürüyor. Trump “6 Ocak, büyük protesto. Orada olun, vahşi olacak!” şeklinde attığı tweet’le seçmenlerini ortalığı yakıp yıkmaya çağırmıştı. Aralarında silahlı kişiler de olan  saldırgan bir grup kongre binasını bastı. Sonrasını biliyoruz...

Dünya gündemini sarsan olayın diğer çarpıcı yönüyse ‘daha fazla şiddete yol açma riski’ nedeniyle ABD Başkanı’nın sosyal medya platformları tarafından susturulmasıydı. Trump’ın hesapları kapatıldı. Bugüne kadar süper güç denildiğinde akla ilk olarak ABD hükümeti gelirdi. Şimdiyse adeta ‘derin devlet’ gibi ortaya çıkan daha süper bir güç, gerçek kontrolün kimde olduğunu gösterdi. Twitter’ın öncü olduğu kapatma girişimi Facebook, YouTube, Snapchat gibi mecralar tarafından takip edildi ve Trump’ın sosyal medyadaki sesi ilelebet kesildi...  

Madalyonun iki yüzü

Sonuçta herkes, madalyonun iki yüzü olduğu konusunda hemfikir: Trump’ı susturmak doğru bir girişimdi ancak ifade özgürlüğü küresel ölçekte büyük bir darbe aldı. Alman lider Angela Merkel ve Meksika Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador gibi önemli politik figürler rahatsızlıklarını dile getirdi. Merkel kararı ‘problematik’ bulduğunu belirtti. Trump’tan hiç hoşlanmadığı aşikâr olan Meksika Başkanı Obrador bile “Kimsenin sansürlenmesini istemem” dedi.

Plato, “Toplumda suç varsa adalet yoktur” der... Sansürün olduğu yerde yüzde 100 ifade özgürlüğünden bahsetmek pek mümkün olmaz. The Guardian, yakın zamanda meseleyi masaya yatırarak ifade özgürlüğü konusunda yetkin isimlerden görüş aldı. Gazeteci-yazar Branko Marcetic, sansür ve baskıcılığın her zaman önce antipatik bir bireyin susturulmasıyla başladığını anlatıyor: “Bir kez teamül oluştu mu, neyin kabul edilebilir veya neyin yanlış olduğunun
sınırları genişlemeye başlar.”

Siyaset tarihinde Donald J. Trump kadar antipati toplamış bir politikacının eşine az rastlansa da toplum üzerinde büyük etkisi biliniyor. “Karşıt görüşler gerçeğe ulaşmak için katalizör işlevi görür” diyen PEN America CEO’su Suzanne Nossell,

Yazının Devamını Oku

Yine mesaj yazabilse, ‘Ben de özledim’ diyebilse

Microsoft’un patentini aldığı yeni bir uygulama, insanların öldükten sonra dijtal dünyada yaşamaya devam edebilecekleri iddiasında. Yeterince veriyle beslenen yapay zekânın karakteri ‘o kişi’ye benzeyen bir sohbet botuna dönüşecek ve sevenleriyle hayattaymış gibi mesajlaşabilecek.

Yaşama iz bırakmak... Hepimiz bir gün yalnızca geride bıraktıklarımızla hatırlanacağız. Geçen yüzyıllarda gelecek nesiller tarafından tanınan biri olmak için kayda değer şeyler üretmek gerekiyordu. Günümüzde herkes internette ve sosyal medyada var olduğunu gösteren yığınla bilgi biriktiriyor. Gelecekteyse her insan, en azından sevdiği yakınları için, ‘ölümsüz’ olabilir. Hatta dünyadan ayrıldıktan sonra bile sevdikleriyle ‘konuşabilir’, ‘yazışabilir’.

Yapay zekâ ölenin yerine geçecek

Yakın zamanda Microsoft tarafından alınan bir uygulama patenti insanların öldükten sonra dijital dünyada yaşamasına imkân veren bir algoritma içeriyor. Sosyal medyadaki paylaşım ve kişisel yazışmalarından yola çıkarak herkes için birer sohbet botu (robot yazılım) yaratan uygulama sevdiğini kaybeden insanların yüreğindeki hasreti hafifletmeyi amaçlıyor. Yapay zekâyla kurgulanan sistem kişinin internette bıraktığı erişilebilir tüm verileri işleyerek karakterini tanırken  kişisel yazışmalarından üslubunu ve bildiği, ilgilendiği konuları öğrenecek. Yeterince veriyle beslenen yapay zekânın karakteri o kişiye benzeyen bir sohbet botuna dönüşecek ve sevenleriyle hayattaymış gibi mesajlaşabilecek. Microsoft’un 2017’de başvurup bu ay patentini aldığı fikrin mucitleri Dustin Abramson ve Joseph Johnson...

İlk başta tartışmalı bir fikir gibi görünse de insanların yakınlarının fotoğrafları, videoları ve sesli mesajlarıyla avunduğu gerçeğinden yola çıkan ikili, dijital dünyada ölümsüzlüğün sırrını keşfetmeye yaklaşmış.

Yapay zekâ sayesinde karakteri geliştirilen sohbet botları özel durumlarda üç boyutlu imajlarla ekstra gerçekliğe de kavuşabilecek. Hatta ‘deep fake’ teknolojisiyle hayattan ayrılan kişinin özel video mesajlarını yaratmak bile mümkün. Hologram teknolojisiyle sahnede yeniden ‘canlandırılan’ rap sanatçısı Tupac Shakur ve şarkıcı Whitney Houston gibi örnekler fikrin ilerleyebileceği yönü gösteriyor.

Sevgiliyle farklı, anneyle farklı sohbet

Fenomen dizi ‘Black Mirror’ takipçilerinin hatırlayacağı üzere 2013 yapımı ‘Be Right Back’ adlı bölümde aynı teknoloji işleniyordu. Sevgilisini trafik kazasında kaybeden kadın, onun yapay zekâ kopyasıyla sanal ortamda buluşuyordu. Ama zamanla bir şeylerin eksik kaldığını fark ediyordu.

Yazının Devamını Oku

Derin konu: Siber güvenlik

WhatsApp düne kadar seve seve kullandığımız bir uygulamaydı... Son gizlilik sözleşmesi nedeniyle tadımız kaçtı. Aslında tadımızı kaçıran şey tam olarak güvensizlik ve dayatma. Bunun için topyekûn savunma öneriyorum: Hakkımızda bilgi toplayan reklamlardan kurtulma programları.


Dayatmaların internet kullanıcılarına ‘sökmediğini’ hep birlikte gördüğümüz bir haftaydı. Birken üç oldu, hepimiz WhatsApp’ın yanına Signal ve Telegram ikonlarını ekledik. WhatsApp’taki muhabbetler tabii ki halen sürüyor. Malum, 8 Şubat’a kadar mühleti var. O gün geldiğinde WhatsApp dediğini yapar ve hesapları silerse tam kavimler göçü gerçekleşir. Geri adım atarsa ‘yeni normali’ hep birlikte deneyimleyeceğiz.

“Mesele Güvenlik Meselesi Değil, Güvensizlik ve Dayatma Meselesidir” diyor, İstinye Üniversitesi’nin ‘WhatsApp ve Ötesi’ adlı güncel panelinden bir satır başlığı... Geçen hafta vurguladığım konuyu özetliyor. Gerçekten bu bilinci hep birlikte sahipleniyorsak, WhatsApp’tan Telegram’a taşınmanın ötesini görmemiz faydalı olur.

Kedi-fare oyunu

Ücretsiz internet, reklam demektir. İnternetin artık televizyondan farkı kalmadı. Ücretsiz izleyeyim diyen antenle yetiniyor. Kaliteli ve kesintisiz yayınlar isteyen üyelikler satın alıyor. Gelgelelim internet reklamları, mahremimize girip bilgi toplamaya başladığı anda işin rengi değişiyor. Reklamlardan kurtulmak için adil bir çözüm; ücretli üyelikler. YouTube’a veya Spotify’a premium üye olunca yaşam kalitesinin yükseldiği malum... Mahremiyet söz konusu olduğundaysa çözüm ‘sathı müdafaa’. Yani yalnızca kıyıları değil, topyekûn savunma... 

İnternette tıkladığımız reklamlar ve çerezler bizi takip ederken, gizli kodlar sayfa içindeki hareketlerimizi bile gözetliyor. Örneğin bir satış sayfasında fareyi dışarıya doğru sürüklerseniz, karşınıza hemen bir indirim seçeneği gelebilir. Sayfayı aşağı kaydırma hızınız ürüne ilginizi gösterirken, satın alma butonu üzerinde oyalanırsanız kararsız olduğunuz anlaşılır... Sayfada uzun vakit geçirip ‘satın al’a basmaz veya bastıktan sonra çıkmak isterseniz, fiyatın fazla geldiğini anlayan algoritma size cazip bir indirim sunabilir!

Mahremiyeti içine alan ‘siber güvenlik’ derin bir konu. Gündemimizde olduğu için öncelikle reklamlardan ‘arınmayı’ kolaylaştıracak öneriler paylaşıyorum. Bu yazılımlar sayesinde istemediğiniz reklamları kapatabilir, zararlı sitelerden korunabilir ve takip edilme oranınızı azaltabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Facebook’a sinirlenenler Whatsapp'a patladı

Dünyanın en popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ın veri paylaşımı politikasını güncellemesi kelimenin tam anlamıyla infial yarattı. Her gün yüz binlerce kişi alternatif uygulamalara yöneliyor. Değişiklikler dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Çatı şirket Facebook’un imajı da yaşanan panikte etkili oldu.


Okuduğunuz yazının hazırlandığı günden Hürriyet Pazar’ın elinize ulaştığı zamana kadar en az birkaç yüz bin kullanıcı daha WhatsApp’ı terk ederek Telegram veya Signal’e geçmiş olacak. Aklınızda hâlâ soru işaretleri varsa yanıtlamak isterim:

WhatsApp’ta kalmanız sohbetleriniz ve paylaşılan dosyalarınız açısından bir tehlike arz etmiyor. Uçtan uca şifreleme teknolojisi anahtarı sadece iki kişide bulunan bir kutu gibidir. Mesajı bu kutuya koyar, kilitler ve arkadaşınıza gönderirsiniz. O da mesajınızı kutunun içinden alır, yerine kendi mesajını koyar, kilitleyip size gönderir. Posta şirketi veya aradaki kimse kutunuzu açıp bakamaz. Dijital ortamda bu kutu şifrelenmiş veridir. Şifreyi çözecek anahtar yalnızca gönderici ve alıcıda bulunur. Hacker’lar bile yüzlerce basamaklı bu şifreyi kolayca çözemez. İnternetten güvenli alışveriş yapmamızı sağlayan da aynı yöntemdir.

Dijital hegemonyaya bilinçaltımızda tepkiliyiz

Peki, WhatsApp’ın büyük bir darbe yemesine neden olan neydi? Ortada bir ‘yanlış anlaşılma’ ve panikten daha fazlası var. WhatsApp’ın yeni gizlilik sözleşmesinde, Facebook’a aktaracağını ve kabul etmeyenlerin hesabının silineceğini söylediği veriler genel olarak ticari hesaplarla etkileşimi kapsıyor. WhatsApp ücretsiz bir uygulama olduğu için bir noktada para kazanması gerekiyordu! Çatı şirket Facebook uygulamanın ücretli yapılması ve reklam alması dahil pek çok seçeneği yıllardır inceliyordu. Son yıllarda çevrimiçi alışverişin artmasıyla reklam gelirleri zirve yaptı. Facebook, Instagram dahil tüm uzantılarını kendi ticaret ekosisteminde buluşturma planının parçası olarak WhatsApp kullanıcılarının verilerine ve tercihlerine erişmek istedi. Facebook’un Instagram ve WhatsApp’a da sahip olması bu mecralarda ticaret yapan şirketlere ‘çapraz olanaklar’ yaratıyor. Şayet yeni sözleşmeyi kabul etseydiniz WhatsApp’ta iş hesaplarıyla yapacağınız görüşmelere doğrudan erişilecek ve size Instagram’da ya da Facebook’ta reklamlar sunulacaktı. Ticari anlamda daha ayrıntılı senaryolar da mümkün...

Şayet değişiklikler kullanıcılara dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Ancak ‘devir, takkelerin düşme devri’. Sahte haberlerden veri madenciliğine kadar her yönden sabıkalı ve mahremiyet konusunda antipati yaratmış, tekelleştiği iddia edilen bir şirkete güven duymak kolay olmuyor. ‘Ya kabul et, ya terk et’ üslubu da bardağı taşıran son damla oldu. Bilinçaltında dijital hegemonyaya tepki duyan, attığı her adımın izlendiğini sağlı sollu reklamlardan fark eden kullanıcı adeta WhatsApp’a ‘patladı’.

İşin ilginci, bu patlamayı ilk yaşayanlardan biri WhatsApp’ın kurucu ortağı Brian Acton... Uygulamayı 2012’de Facebook’a satmıştı. Mark Zuckerberg’in kullanıcı mahremiyetini umursamaz tavrına sinirlenip 2017’de şirketten ayrılan Acton, Signal’e ortak oldu ve 50 milyon dolardan fazla sermaye desteğiyle uygulamanın anonim kalmasını sağladı. Signal’in yaratıcısı, gerçek kimliğini gizleyen meşhur güvenlik araştırmacısı Moxie Marlinspike. Telegram’ın yaratıcısıysa geçmişi çok bilinmeyen Rus vatandaşı Pavel Durov... Sosyal medya platformu VKontakte’nin kurucusu Durov vaktiyle muhalefetin sesini bastırma talebini geri çevirdiği için Rus hükümetiyle ters düşmüştü. Telegram’ı da muhalif seslere araç olabilmesi için yarattığını anlatıyor!

Yazının Devamını Oku

Wiki’ye inanma, Wiki’siz kalma!

Kuruluşunun 20’nci yılında Wikipedia’nın tarihine kısa bir yolculuk yapalım. Zaman zaman hakkında sansasyonel haberler de çıkan bu dijital ansiklopedi, her ay 1.7 milyar ziyaretçi ağırlıyor. Belki akademik olarak itibar görmüyor ama dünyada en sık başvurulan kaynakların da başında geliyor...

Pandemi sırasında oluşturulan kapsamlı içeriklerin gelecekte tarihçiler için önemli bir kaynak olacağı öngörülüyor.

Hayatımıza bir kez girdikten sonra onsuz yapamayacağımız şeyler vardır. Wikipedia bunlardan biri. ‘Dünyanın bilgisini’ sade ve kullanışlı bir hale kavuşturan, insanın insana faydasını öne çıkaran ve dileyen herkese katkı sağlama imkânı sunan eşsiz bir platform... Wikipedia, 20 yıl önce tam bugün, ebeveyni sayılan Nupedia adlı öncül sitenin içinde, nur topu gibi bir modül olarak dünyaya geldi. 15 Ocak 2001’de de kendi ismine ve platformuna kavuştu. 55 milyondan fazla makaleyle dünyanın en büyük ansiklopedisi haline gelen Wikipedia, bilgiyi herkes için erişilebilir kılarken ‘teyit edilemeyen bilginin’ ve eleştirilerin de odak noktası haline geldi. Referans alamasak da fikir ve bilgi almak için eşsiz bir kaynağa dönüşen Wikipedia’yı doğum gününde mihenk taşları, özgün yapısı ve hatırda kalan olaylarıyla anıyoruz.

‘Wikipedia Cumhuriyeti’

Halka açık ve herkesin düzenleyebileceği bir ansiklopedi amacını ilk olarak ortaya koyan Jimmy Wales, Wikipedia’nın yaratıcısı. Klasik bir çevrimiçi ansiklopedi olan Nupedia’nın sahibi Wales’e ‘wiki’ teknolojisini öneren Larry Sanger ise Wikipedia’nın isim babası ve eski kurucu ortağı. Wiki, Hawaii dilinde ‘çabuk’ anlamına geliyor. İnternet ortamında kendi okurları tarafından kolektif biçimde düzenlenen ve yönetilen yayınlara ‘wiki’ deniyor. Platform Wikimedia Vakfı tarafından yönetiliyor ve kâr amacı gütmüyor. Yönetim, yapısal faaliyetleri gözetirken içerik kontrolü tamamen kullanıcılarının elinde oluyor.

Wikipedia’nın yaratıcısı Jimmy Wales

Wikipedia’ya düzenli katkıda bulunan dünya çapında elit bir editör grubu var. Bunlara ‘içeridekiler’ deniyor. İsteyen herkes bilgileri düzenleyebiliyor, değişiklikleri geri alabiliyor veya ekleyip silebiliyor. Ara sıra katkıda bulunanlaraysa ‘dışarıdakiler’ deniyor. Wikipedia aynı zamanda bir ‘topluluklar topluluğu’. Dünyanın farklı yörelerinde editörler bir araya gelerek etkinlikler ve paylaşımlar organize ediyor. Tam 1 milyon makale düzenleyen Justin Knapp, en saygın editör unvanını elinde bulunduruyor ve 20 Nisan Knapp Günü olarak kutlanıyor.

Skandallar...

Dünyanın bilgisini içinde barındıran devasa bir bilgi havuzunun zaman zaman sıradışı gündem olaylarına sahne olması elbette kaçınılmaz. İlk büyük Wikipedia skandalı, Seigenthaler olayı şeklinde 2005’te kayda geçti. Amerikan siyasetinin saygın isimlerinden John Seigenthaler’ın biyografisi kasıtlı olarak tahrip edildi ve aylarca fark edilmedi. ABD yerel seçimleri sırasında kampanyacıların rakip adayların biyografilerine yalan bilgiler aşıladığı ortaya çıktı. Her yıl düzenlenen bağış kampanyalarıyla fonlanan Wikipedia, 2015’te büyük ilanlarla dünya çapında kullanıcılarından para yardımı istemişti. Mali krizde olduğu izlenimi yaratan ilanların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkınca topluluğun güvenilirliği sarsıldı.

Yazının Devamını Oku

Konfor değil, ihtiyaç

Sıradışı bir yılı geride bıraktık. 2021’in daha rahat, kolay bir yıl olmasını istiyoruz hepimiz. Gerçekçi olmak gerekirse, ferahlık beklemek yerine uyumlanmaya odaklanmak en hayırlısı... Bilim ve teknoloji dünyası, yeni normale süratle adapte olmak için durmadan güncelleniyor. Pandemi nedeniyle daha fazla kullanılan uzaktan eğitim ya da gelişmiş ev içi eğlence araçları gibi bazı teknolojik gelişmeler hayatımızda kalıcı olacak.


Doğada en çabuk uyumlanan, en kolay yolu bulandır; hayatta kalır ve devam eder... Dünya gezegeni ve insanlık bir dönüşüm süreci içinde. Bilirsiniz, derisini değiştirirken yılan, bedenini taşlara, çakıllara sürter. Dönüşüm, her zaman biraz sancılı ve sürtüşmeli olmuş. İyi olan bir şey de var: Gün geçtikçe daha çok insan yapısal düzende, yaşam tarzında değişim gereği hissediyor. Daha fazla insan duyarlı hale geliyor, farkındalığı artıyor. Bilinç düzeyi yüksek çocuklar dünyaya geliyor. Belli ki gelecek aydınlık. Şu yılları bir atlatalım...

Şimdi birlikte, teknolojik trendlerin 2021’e nasıl uyumlanacağına bakalım...

1. Dünyaya uzaktan bağlanmaya devam

Son yıllarda ofisler merkezi sistemden uzaklaşarak çok lokasyonlu yapıya dönüşmeye başlamıştı. Pandemi ile standart haline geldi. 2021’de dünyaya uzaktan bağlanmaya devam edeceğiz. Uzaktan eğitim, müfredatın kalıcı bir parçası olmaya başlayacak. Telesağlık ve uzaktan muayene uygulamaları artacak. Zoom gibi uygulamalar, sosyal paylaşımların odağında kalacak.

2. Yüksek düzeyde siber güvenlik

Dünyaya uzaktan bağlanırken dışarıya açılan kişisel, kurumsal ve finansal veriler ciddi oranda arttı. Tıbbi veriler, hacker’ların iştahını kabartıyor. Şirket ağlarına evden ulaşılması güvenlik açığı yaratıyor. Yeni normalde siber güvenlik her zamankinden önemli olacak. 

3. 5G amacına ulaşıyor

Yazının Devamını Oku

Bilim karantina dinlemedi

2020’nin büyük bölümünü evde geçirdik ancak hiç de boş geçirmedik! Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler hız kesmeden devam etti. Yeni bir yaşam tarzı şekillenirken hayatın her alanında köklü değişimler başladı. Üstelik bu yıl, insanlık tarihine geçecek 3 önemli olay gerçekleşti... İşte, ömür boyu hatırlayacağımız 2020’de iz bırakan teknolojik gelişmeler...

TARİHİ GELİŞMELER: İLK 3

SpaceX - NASA işbirliği

Uzay yolculuklarının başladığı 50 yıldan bu yana ilk kez sivil bir kuruluş 2020’de uzaya kendi roketiyle insan yolladı. Elon Musk’ın adını insanlık tarihine kaydeden olay, SpaceX’in NASA astronotları Robert Behnken ile Douglas Hurley’i Uluslararası Uzay İstasyonu’na sağ salim taşıyıp geri getirmesiyle gerçekleşti.

COVID-19 Medikal Bilgi Ağı

Koronavirüs’ün insanlığı etkisi altına almasıyla birlikte tıp dünyasında küresel bir bilgi seferberliği başladı. Deneyimlerin ve bulguların hızla paylaşılması hayati önem taşıyordu. Virüsün yapısını analiz edebilmek, tedavi ve aşı geliştirebilmek için teknoloji halen son imkânlarına kadar kullanılıyor. Yeni uygulamalar, sistemler geliştiriliyor. Araştırmacılar ve sağlık çalışanları arasında kurulan Medikal Bilgi Ağı, gelecekte de insanlığa hizmet edecek.

Elektrik devrimi için ilk adım atıldı

Yazının Devamını Oku

En büyük parti çevrimiçi parti!

Yeni yıla nasıl girersek bütün sene öyle geçermiş derler... Öyleyse bu yılbaşını sevdiklerimizle bağlantıda kalmanın, samimi paylaşımların yeni yollarını keşfederek geçirelim. İşte yılbaşını heyecanlı çevrimiçi kutlamalara dönüştüren uygulamalar...


Çağımızın en sıradışı yılbaşı kutlaması yaklaşıyor! Bu yıl sokağa çıkmak, sabahlara kadar çılgınca partilemek yok. Ne varsa evde, sanal âlemlerde! Eskiden yılbaşını kimlerle, nerede geçireceğimiz önemli bir konuydu. Günler, haftalar öncesinden plan yapılırdı. Hem herkesin gönlü olsun hem de en iyi ortam bulunsun! Şimdi, 2021’i karşılayacağımız bu yılbaşı, teknoloji marifetiyle bize hepsini birden sunuyor. İşe iyi tarafından bakın. Sevdiğimiz herkesle bir arada bulunup yeni yılı samimi ve heyecanlı bir şekilde kutlayabileceğiz. Üstelik istediğimiz kadar çok ev partisine ışınlanabilir, hatta birinde partilerken diğerinde yılbaşı oyunlarına katılabilir, uzak diyarlardaki sevdiklerimizin hediye sevinçlerine bile ortak olabiliriz.

VİDEO KONFERANS UYGULAMALARI

Zoom.us o kadar yaygınlaştı ki yakında çeyiz sandıklarına bile girecek. Son güncellemesiyle bir dizi iyileştirmeden geçen Zoom, artık farklı uygulamalara daha kolay entegre olabiliyor. Yılbaşında elinizin altında bulunması şart. Yoğunlukta Zoom yavaşlar diye düşünüyorsanız Google Meet, Skype, Cisco Webex, FreeConferenceCall.com (ücretsiz) gibi alternatifleriniz olduğunu unutmayın.

BİRLİKTE SEYRET VE DİNLE

Yılbaşını sakince geçirmek isteyecekler için uzaktaki sevdikleriyle birlikte bir şeyler izlemek keyifli bir seçenek. Watch2gether’ın kullanımı son derece kolay. YouTube, Vimeo, TikTok gibi kanalları sevdiklerinizle aynı anda izleme imkânı sunuyor. Ayrıca Instagram, Twitter, Pinterest gibi popüler mecralara birlikte bakabilir, SoundCloud ve Mixcloud üzerinden aynı anda aynı müziği dinleyebilirsiniz. W2G.tv

SIKI OYUNCULAR BİLİR

Yazının Devamını Oku

İnternet bir gün ‘canlanır’ mı?

Bilinç, kendinin farkında olma hissi yaşayan varlıklara ait bir nitelik. Ancak nörobilim uzmanı Christof Koch’un farklı bir teorisi var. Koch, internet gibi bilgi işleyen, karmaşık yapılarda bilincin gelişebileceğini söylüyor.


Makine zekâsının insan aklını aşıp dünyanın kontrolünü ele geçireceği çağımızın popüler kaygılarından... Bir anlamda da mantıklı. 20 yıl içinde yapay zekânın insan beyniyle eşleşeceği, ileride geçeceği öngörülüyor. Evet, o sırada dünyanın kontrolünü olmasa bile idaresini büyük oranda yapay zekâya bırakmış olacağız. Peki bu durumda bile kendisinin farkında olacak mı? Büyük olasılıkla hayır. Bilinç yaşayan varlıklara ait bir nitelik. Yapay zekâ, insandan zeki olabilir ancak ‘bilinçli’ olmayacak. Yani varlığını hissetmeyecek. Pekâlâ bilinç dijital anlamda ‘yaşayan’ bir sistemde belirebilir mi? İşte bunun için iyi bir adayımız var: İnternet.

‘Kendiliğinden oluveren güçler’

En gelişmiş teknolojimiz internet zamanla bilince sahip olabilir mi? Olursa bunu nasıl fark ederiz? Nörobilim uzmanı Christof Koch, bu sorulara geçerli bir yanıt bulduğunu düşünüyor. Koch klasik bir nörobilimci değil, Allen Beyin Bilimleri Enstitüsü’nün bilim kurulu başkanı. Microsoft’un kurucularından Paul Allen tarafından desteklenen enstitünün insan beyni ve dijital teknoloji arasındaki geniş bir köprü olduğunu düşünebilirsiniz.

Christof Koch bilgi işleyen bir sistemin içinde bilincin ortaya çıkabileceğini varsayıyor. Wired dergisine konuşan Koch insandan solucana kadar tüm hayvanların bilinçli olduğunu anlatıyor ve internetin bile bilinçli olabileceğini öne sürüyor. Koch’un öngörüsüne göre birbirine entegre olan yeterli unsurlar bir araya gelirse bilinç ortaya çıkar. Pekâlâ bilincin bir anda ortaya çıkması ne demek? Evrende bir şeyler kendiliğinden belirir mi? Koch elektronları örnek veriyor: “Taşıdıkları elektrik yükü maddesel özelliklerinden gelmez, elektrik yüklüdürler, o kadar.” Elektriğin elektrondan geldiğini biliyoruz fakat elektronlar nasıl elektriklendi? Eminim Nikola Tesla’nın yanıtı bile “Bir şekilde” olurdu.

Evrimi ele alalım... Evrim ortam koşullarına en uygun genlerin ‘doğal seçilim’ tarafından seçilip mutasyona uğratılması ve diğerlerinin geride bırakılmasıdır. Evrim aslında doğal seçilimin kendisidir. Peki doğa bu seçimi nasıl yapıyor? Seçen irade kim veya nasıl bir güç? Yaşadığımız evren işte böyle pek çok gizem ve ‘kendiliğinden oluveren’ güçler barındırıyor. Bilhassa kuantum düzeyinde... 

İnterneti insan beyniyle kıyaslıyor

Öyleyse internet gibi bilgi işleyen bir sistem yeterince karmaşıklaştığında bilinç belirebilir mi? “Kendiliğinden oluverme şartları yerine gelirse neden olmasın” diyen Koch bu noktada interneti insan beyniyle kıyaslıyor. Milyarlarca nöron hücresinden oluşan insan beyni bilincin ortaya çıkması için yeterince karmaşık. Daha önemlisi entegre bir yapıya sahip. Koch, bilinci ölçebilmek adına ‘Entegre Bilgi Teorisi’ adlı bir kuramdan yararlanıyor. Teori, beyin veya herhangi bir kompleks sistemin kendisini oluşturan parçalardan daha fazlası olup olmadığıyla ilgileniyor. Tıpkı bir avuç kum tanesinin bir bütünü temsil etmediği gibi beyin hücreleri de tek başlarına bilinci ifade etmiyor. Fakat birbirleriyle entegre oldukları oranda bilinç ortaya çıkıyor. İnsan beyninde kabaca bir katrilyon sinaps (nöron bağlantısı) var. İnternete bağlı yaklaşık 10 milyar bilgisayar ve işlemcilerinde yer alan milyonlarca transistörü beyindeki sinapsler ve nöronlarla kıyaslayan Koch sonucun rakamsal açıdan tutarlı olduğunu söylüyor. Ancak bilincin ortaya çıkması için transistör sayısı değil, birbirleriyle ne kadar entegre oldukları belirleyici.

Yazının Devamını Oku

Hep daha iyiye...

Harun Sarıkaya’nın geçen haftaki yazısı rutinlerimi gözden geçirmemi sağladı. Neyse ki dünyanın birçok ülkesinde vicdani sorumluluk üstlenen biliminsanları ve mucitler var. İşte engellilerin hayatını kolaylaştıran, ilham alınası bazı ürünler...


Temastan sürekli kaçındığımız pandemi günlerinde hayatımız çok zor. Düşünün, alışverişi yapıp torbalarla apartman kapısına vardınız. Poşetleri yere bırakamazsınız. Anahtarı bul, kilidi tuttur, ağır kapıyı it... Daire kapısında bir daha... Eskiden beri benzer deneyimler yaşadığımda “Şu uzvum olmasaydı ne yaparım” diye düşünürdüm. Herkes böyle şeyleri düşünür sanırım. Geçen hafta Hürriyet Pazar yazarı, sevgili Harun Sarıkaya ailesindeki COVID-19 vakası nedeniyle evde tek başına kalacağını yazdı. İzlenimlerini paylaştı. Çamaşır yıkamadan önce makinenin fazla dolu olup olmadığını anlayabilmek için fotoğrafını çekip arkadaşına yollaması, bardağın dolu olup olmadığını üfleyerek anlaması…

Yazıyı okuduktan sonra rutinlerime bir başka ‘bakar’ oldum. Ve Harun’la da konuşmak istedim. Akıllı telefon ve bilgisayarların engelli bireyler için hayati önem taşıdığını söyleyen yazarımız pahalılık yüzünden teknolojiye ulaşamamaktan şikayetçi. “Uygulamalar yenilendikçe onları çalıştırabilmek için daha güçlü cihazlar gerekiyor. İyi bir telefonun en uygunu 4-5 bin liradan başlıyor. Apple bilgisayarlar bizim için en gelişmişi ama 14 bin lira. Otomobillerde olduğu gibi teknoloji ürünlerine de engelliler için ÖTV ve KDV indirimi gelmeli. Yürüme engelli birey arabayla bir yere ulaşabiliyorsa ben de telefonla görüyorum, bilgisayarla yaşıyorum.”

Sevindirici olan, dünyanın dört bir yanından duyarlı girişimcilerin birçok yaratıcı teknoloji geliştirmek için çabalaması. Engelleri kaldıracak vicdani sorumluluk olduktan sonra hep daha iyiye ulaşmak için mücadele verilecek.

Dokunamayanlar için...
SESAME-ENABLE

Dokunmatik ekranlı akıllı telefonların pek çok marifeti var ancak ‘dokunamayanlar’ için fazla işe yaramıyorlar! Parmaklarını kullanamayanlar için tasarlanan Sesame-Enable baş hareketlerini algılıyor. Telefon, tablet ve bilgisayarların ön kamerası sayesinde çalışan uygulamayla kaydırma, tıklama gibi işlemleri yapmak mümkün. Gelişmiş bir sesle komut teknolojisi de mevcut. Uygulama ücretsiz.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya AVM’ye döndü!

Canlı alışveriş kanallarında işi bir adım ileri taşıyanlar, doğrudan satış yapmaya başladı. Tanıtımlar özel platformlarda yapılıyor. Kim Kardashian koluna altın bileziği hemen takanlardan… Çin’deki bir yayında 15 bin şişe parfümü bir çırpıda sattı. Sonunda birileri komple gezegeni Amazon’a koyacak ve zengin uzaylılar alacak diye endişeliyim!

Televizyon kanallarında ürün tanıtımlarının yapıldığı, ilk arayanın ‘büyük indirimleri, eşsiz fırsatları’ kaptığı tele-pazarlama dönemini hatırlıyorsunuz. Tarih tekerrürden ibaret... Şimdilerde sosyal medyada yeni bir ‘telemarket altın çağı’nın başlama sinyalleri geliyor. Elbette ki influencer’lar başrolde...

Çin’de şimdiden trend olan canlı alışveriş kanalları, Batılı internet devlerinin de yakın radarına girdi. Amazon, Google ve Facebook perakende sektörünün geleceği olarak gördüğü bu yenilik için altyapı hazırlıklarını hızla sürdürüyor. Malum, internette bir yerde çok büyük paralar dönüyorsa onları da mutlaka sahnede görüyoruz.

‘Alışverişi bir eğlence yöntemi olarak düşünün’

Günümüzün popüler meslekleri arasına giren influencer’lık, canlı alışveriş konusunun odağında. Influencer, kitleleri etkileme ve fikirleri, mesajları doğrudan yayma, empoze etme gücü olan, nüfuzlu kimse demek; geçmişteki saygın tanımıyla. Bugünse çoğunlukla ürün tanıtım videolarıyla ünleniyorlar. Canlı alışveriş kanallarında işi bir adım ileri taşıyanlar, doğrudan satış yapmaya başladı. Tanıtımlar özel platformlarda yapılıyor. Ekran arayüzü, çevrimiçi satış mağazası gibi ürünü hemen sepete eklemeye imkân veriyor.

Silikon Vadisi’nin devleri yeni satış trendini kucaklamaya hazırlanırken, dünyanın öte yanında işler çoktan yerine oturmuş. Çin’de canlı satış kanallarını kullanan influencer sayısında bu yıl patlama yaşanmış. Pandemi etkisi elbette tartışılmaz. Çin halkı yeni yöntemi çok çabuk benimsemiş ve hatta eğlence aracı olarak görmeye başlamış.

The Verge’e konuşan Instagram alışveriş bölümü sorumlusu Leyla Amjadi, canlı satışın eğlenceye dönüşen bir araç olduğunu anlatıyor: “Alışverişi keyifli vakit geçirme ve eğlence yöntemi olarak düşünün. Ürünü sadece keşfetmiyorsunuz, onu duyabiliyor, hareket halinde görüyorsunuz” diyor. The Verge’ün haberine göre an itibariyle 200 milyondan fazla Çin vatandaşı canlı satış kanallarına angaje olmuş durumda.

‘Meşhur ünlü’ Kim Kardashian West ise koluna altın bileziği hemen takanlardan… Çin’in bereketli influencer’larından biriyle yaptığı ortak yayında 15 bin şişe parfümü bir çırpıda sattığı anlatılıyor. Kardashian’ın para ve şöhret odaklı yaşadığını herkes bildiği için işi daha kolay. Ancak şimdiye kadar sadece ‘tavsiye veren’ bir influencer için öyle değil. Yayın süresi boyunca “Acaba şu an satıyor mu, kaç satıyor?” diye düşünmek samimiyeti azaltabilecek bir unsur. Örneğin Google’un satış platformu Shoploop’un lansmanında ünlü influencer Helene Heath, dokuz canlı satış videosunun hiçbirinden gelir elde edememiş. Amazon Live’da iyi satışlar yapan güzellik influencer’ı Carla Stevenne ise ancak onlarca yayından sonra başarıya ulaşabilmiş...

Yazının Devamını Oku

‘Aşıyla insanlara çip yerleştirileceği haberleri tam bir dezenformasyon örneği’

Bilim iletişimi alanında dünyanın saygın isimlerinden Harvard Halk Sağlığı Okulu profesörü K. ‘Vish’ Viswanath ile konuştuk: “Yalan haberlere inanmada kişilerin önyargıları, inançları etkili oluyor. Ama yalan bilgiler kişileri sağlıklı davranışları benimsemekten alıkoyabileceği gibi hastalığa hatta ölüme neden olabilecek sağlıksız davranışların benimsenmesine de yol açabilir.”



Yaşadığımız bu dönem, 21’inci yüzyıl ‘bilgi çağı’ olarak anılıyor. Bütün devirler kendi tezatlığını da içinde barındırır ya, biz de sanki paralel evrende ‘yanlış bilgi çağı’nı yaşıyoruz. Muazzam teknolojik gelişmeler bile kulaktan kulağa oyununun dinamiklerini değiştiremedi. Halen bilginin kaynağıyla ulaştığı nokta arasında büyük sapmalar görülebiliyor. Sokağa çıkma yasağı saatleri kadar yalın bir bilginin bile ne kadar kafa karıştırabileceğine geçen hafta şahit olduk. Güncelliği bakımından üzerinde durmayı faydalı görüyorum. “10.00-20.00 saatleri dışında sokağa çıkmak yasak” ifadesinin günlük dildeki karşılığı ‘Akşam 8’den sabah 10’a kadar sokağa çıkmak yasak’tır. Resmi açıklama bağlamında ilk ifadenin tercih edilmesi anlaşılabilir; yasak ve serbest olan saatleri bir arada belirtiyor ve konuyu asıl ekseninden kaydırmıyor. Şayet mesele koronavirüs için alınan önlemler olmasaydı, kolay anlaşılabilirlik adına ikinci türden bir ifade daha açık olurdu. Çünkü insanların çoğunun ilgilendiği bilgi -kabul etmek gerekir ki- hafta sonu gece dışarı çıkılıp çıkılamayacağıdır...

İnsanların neyle ilgilendiği, yani algıda seçicilik, bilgi aktarımındaki kilit noktalardan biri. Bilginin dolaşımını hızlandıran bir unsur. Aynı zamanda bozulmasını da kolaylaştırabiliyor. Değersiz bir bilgi, daha fazla ilgi gördüğü için asıl bilginin önüne geçebiliyor. Ayrıca bilgi, aktarım sırasında deformasyona uğrayabileceği gibi art niyetli olarak da çarpıtılabiliyor. Buna dezenformasyon deniyor.

Çarpıtılmış bilgi, tahakküm gücüne dönüşebiliyor

Pandemi süreci, bilgi çağı için iyi bir etüt sahasına dönüştü. Örneğin “Hastalığa ne iyi gelir, nasıl korunurum?” herkesin ilgilendiği bir konu. İlk günlerde yayılan asılsız ‘işkembe çorbası tavsiyesi’ absürt bir dezenformasyon örneği. Benzerleri halen türetiliyor ve ilgi görüyor. İşkembenin pek kimseye zararı yok ancak kasten manipüle edilmiş bilgiler toplum sağlığı için riskli.

Yanlış ve çarpıtılmış bilgi, kötü niyetli ellerde tahakküm gücüne de dönüşebiliyor. Öyle ki spekülasyonlar ekonomiyi çökertebilecek, yalan haberler seçimleri ve ülkenin kaderini değiştirecek, hatta savaş başlatacak kudrete sahip olabiliyor.  

Harvard Halk Sağlığı Okulu profesörü K. ‘Vish’ Viswanath, bilim iletişimi alanında dünyanın saygın isimlerinden. Sabri Ülker Vakfı’nın 17-18 Kasım’daki Beslenme ve Sağlık İletişimi konferansının önemli konuşmacıları arasındaydı. Konferans öncesinde e-posta yoluyla görüştük. Profesör Vish, bilgi ekosisteminin karmaşık yapısı yüzünden bilim iletişiminin zora girdiğini anlatıyor. “Doğruluğu kanıtlanmış haberi tanımlamak için birçok farklı bakış açısı var. Toplumun bilimi anlamasında sosyal ve psikolojik bariyerler bulunuyor” diyor.

Yazının Devamını Oku

Yapay zekâ medyaya el atarsa...

Geleceğin belli başlı mesleklerinde yapay zekânın insanın yerini alacağı epeydir biliniyor. Ancak yaratıcı işlerde insanın yerini dolduramayacağı düşünülüyordu. Son iki yılda ortaya çıkan ‘sentezleme’ teknolojisi hiç hesapta olmayan mesleklerin de yapay zekâ tarafından ele geçirilebileceğini ortaya koydu, üstelik yarın kadar yakın bir gelecekte!


Populer Science dergisinin son sayısında 10 yıl içinde yaşantımızı değiştirecek gelişmeler, ‘Bilimde Çığır Açacak 20 Fikir’ başlığıyla yer alıyor. Birinci sırada ‘Sentetik Medya’ var. Sentetik medya, ses ve görüntü içeren medya araçlarının yapay zekâ tarafından üretilmesi, manipülasyonu ve modifikasyonu anlamına geliyor. En yaygın örneği ‘deepfake’ videoları. Ünlü bir simanın yüzüne başka birinin konuşması montajlanarak, sanki ünlü kişi söylüyormuş gibi gösteren deepfake (derin sahte) videoları iki yılda çok hızlı gelişti. Çoğunlukla iğneleyici mesajlarla absürt ve komik videolar üretmek amacıyla yapılıyor. Ancak seçimleri manipüle etmek, hatta ünlülere şantaj yapmak gibi karanlık bir boyutu da var.

Sentetik medyanın gerçek potansiyeli deepfake’in çok üstünde. İsteyen herkesin video, fotoğraf ve ses içeriği üretebildiği, yayıncı olabildiği bir çağdayız. Dijital içerik artık tüm sektörler için ana tanıtım ve iletişim aracı. Video ve podcast’ler en çok tüketilen içerikler. Düzgün içerik üretmek için prodüksiyon işlerinin yanı sıra oyunculuk, sunuculuk, modellik, seslendirme gibi kabiliyetler gerekiyor.      

Çalışanlar endişelenmeli mi?

Sentetik medya, yazılı içerikle ses ve görüntüyü sentezleyerek, gerçeğe çok yakın karakterler ve sunumlar yaratabiliyor. Gerçekte var olmayan spikerler, oyuncular, fotomodeller hatta müşteri temsilcileri ve mağaza satıcıları yaratılabiliyor. Tam tersi de mümkün. Tanınmış şahsiyetlere normalde söylemedikleri şeyler söyletilebiliyor. Sentetik medyanın gelecekte içerik üretimini demokratikleştireceği düşünülüyor. Örneğin ünlü bir simayı reklam filminde oynatmak büyük bir prodüksiyon maliyeti demek. Sentetik medya, kimseyi yerinden kıpırdatmadan işi yazılım ortamında çözmeyi hedefliyor. Oyuncu oturduğu yerden, az bir uğraşla para kazanırken, etkili tanıtımlar düşük maliyetle kurtarılabilecek.

Sentetik medya, bağımsız içerik üreticilerine de avantaj sağlayacak. Butik bir marka yeni kreasyonunu yapay modellerle tanıtabilecek, bağımsız yayın organları gerçek insanlara ihtiyaç duymadan podcast’ler, video haberler üretebilecek. Hatta düşük bütçeli filmlerde ünlüleri oynatmak bile mümkün olacak.

Pekâlâ medya sektörünün profesyonelleri bu durumdan endişelenmeli mi? Bence hem evet hem hayır... Gelecek sentetikleştikçe, sanatını doğallık ve özgünlükle sergileyenlerin kıymetli hale geleceği kesin! 

Start-up’lar çoktan işe başladı

Yazının Devamını Oku

Mars'ı kadınlar fethedecek!

Bilim ve teknoloji sahnesinde yüzyıllardır erkekler saltanat sürüyor. İlahi adalet... Öyle bir zamana geldik ki en ileri teknolojilerin kullanıldığı, bilimin sınırlarının aşıldığı uzay çağında ilerleyebilmek için artık kadınların üstünlüğüne ihtiyacımız var. Üstelik son derece rasyonel sebeplerle!


Dünyada bilim ve teknolojinin gelişimi büyük oranda savaşlara ve savunma sanayisine bağlı. İnternet örneğin, ABD ordusunun uzak mesafe iletişim ihtiyacıyla keşfedildi.

Uzaydaki ilerleyişimizi de Soğuk Savaş’ın uzantısı olarak ABD ile Rusya’nın uzay yarışına borçluyuz. Yarışın ana fikri, uzayda ilk zaferleri kimin elde edeceğiydi. Sputnik ile ilk uyduyu yörüngeye yollayan ve Yuri Gagarin ile ilk uzay uçuşunu gerçekleştiren Ruslar, uzaya ilk kadın kozmonotu yollamayı başaran ulus oldu. 1963’te tek başına uzaya fırlatılan ve görevi başarıyla tamamlayan Valentina Tereşkova, ‘Sovyetler Birliği Kahramanı’ unvanına ve üstün parlamento üyeliğine layık görüldü. Tereşkova uzaya ikinci defa gitme şansı yakalayamadı ancak dünya çapında ‘üstün kadınların idolü’ olarak sayısız etkinlik ve organizasyonda ülkesini temsil etti.

Uzay yarışında son noktayı koyansa bilindiği üzere ABD olmuştu. Başkan Kennedy’nin vizyonu ve bütün ulusu ‘gaza getirme’ kabiliyeti sayesinde Dünya dışında bir toprağa, Ay’a ilk ayak basan insan Amerikalı bir erkekti; Neil Armstrong. Hikâyenin az bilinen tarafıysa o ayağın Ay’a güvenli bir şekilde basıp tek parça halinde geri dönmesini sağlayanın yine bir kadın olduğudur... Margaret Hamilton, 1969 tarihli efsanevi Apollo görevinin bilgisayar yazılımını tasarlayan kadındı. ‘Yazılım mühendisliği’ terimini ilk türeten ve işin mühendislik olarak tanınmasını sağlayan da yine kendisidir. Amerikan başkanlarının zarif meselelere ilgi duyduğu eski günlerde, Barack Obama’dan Başkanlık Özgürlük Madalyası alan Hamilton, teknoloji çağının önemli figürlerinden biri olarak anılmaya ve ileri görüşlü kadınlara örnek olmaya devam ediyor.

Uzayda yeni faz

Gelelim uzay çağının yeni fazında kadınları öne çıkaran üstünlüklere... Kadınların uzaydaki ilk başarıları kayda değer olsa da eşitliği hemen yakalayamadılar. Kadın-erkek sayısı denk olan ilk astronot ekibinin kurulması 2013 senesini buldu.

Sadece kadınlardan oluşan ilk uzay yürüyüşünüyse ancak geçen yılın ekim ayında müjdelemiştik. Yeni çağda uzay mücadelesi, süper güçler arasında değil, uzayın doğasına karşı gerçekleşiyor... İşte tam da burası, kadınların öne geçtiği yer.

Biliminsanları, Mars görevinde ekibin kadın ağırlıklı olması gerektiği konusunda hemfikir. Hatta sadece kadınlardan oluşması bile gündemde. Öncelikli gerekçeler fizyolojik. Uzayda ağırlık ve enerji tüketimi, milyonlarca dolar maliyet demek. Kadın vücudunun daha hafif olması, esneklik ve küçüklük gibi avantajları ‘maliyeti düşürüyor’. Ayrıca kalori ihtiyaçlarının düşük olması daha az gıda taşınması anlamına geliyor. Karbondioksit ve atık üretimlerinin az oluşu da geri dönüşüm sistemlerinin daha az çalışması demek. Ayrıca erkekler uzayda uzun süre kalınca görevler için hayati önem taşıyan görme ve duyma organlarında problemler baş gösteriyor. Kadınlarda daha çok ürinal sorunlarla bulantı benzeri semptomlar görülüyor. Bunların tedavisi daha kolay.

Yazının Devamını Oku

‘Araba önemli değil, yolda olalım yeter’

Ne Alman’ın hızlısı ne Amerikan’ın kaslısı... Z Kuşağı güce de bakmıyor, estetiğe de! Onlar çevreci bir araçla, sürekli yolda olmak istiyor. Bu tavırlarıyla da koca sektörü değiştiriyorlar!


Z Kuşağı dünya nüfusunun yüzde 30’unu oluşturuyor. Teknoloji dünyasına doğan bu nesil ‘İnsanlık 2.0’ın ilk bireyleri ve ilk küresel jenerasyon. Önceki nesillerin ezberini bozmaya geldiler! Zaten devraldıkları gezegende başka türlü yaşanamazdı! Onların tüketim alışkanlığı tüm sektörleri dönüştürecek. Bundan nasibini alacak ilk sektörse otomotiv... Otomobillere ilgi duymadığı bilinen bu nesil koca sektörü nasıl değişime zorlayabilir? İşte Gen-Z’nin gücünü anlama fırsatı...

Verimlilik, paylaşım, sürdürülebilirlik

Tekerleğin icadı medeniyet için önemli bir dönüm noktasıydı. Keşfetmek ve ilerlemek için var olmuş canlılarız adeta. Yaşayacak yeni yerler bulma arzusuyla gezegenimizdeki kıtaları fethettik. Belki galaksimizdeki yeni dünyaları da aynı merakla keşfedeceğiz... Motorlu araçların icadı dünyayı hızlandıran bir başka önemli dönüm noktasıydı. Zamanla otomobiller prestij araçlarına dönüştü ve refah simgesi oldu. Herkes araba satın alabilmeye başlayınca, estetik ve hız faktörleri devreye girdi. O günden itibaren otomobiller kültüre yön veren cazibe objelerine dönüşmeye başladılar. Ta ki, Gen-Z sahneye girene kadar.

Allison+Partners tarafından yakın zamanda ABD’de yapılan ‘Hareket Kültürünün Doğuşu’ adlı araştırmada Z Kuşağı ilginç bir yönüyle öne çıkıyor. Taşımacılıkta bugüne dek hâkim olan ‘ben odaklı’ kullanım anlayışı onlarla birlikte ‘biz’ anlayışına evriliyor. Katılımcıların yüzde 56’sı otomobilleri sadece bir taşıt aracı olarak görüyor. Yani önceki nesiller gibi otomobil seçimleriyle statülerini sergilemeyi umursamıyorlar. Yüzde 70’i henüz ehliyet sahibi bile değil!

Araba reklamlarında hızlı, çekici, karizmatik gibi havalı -ve çoğunlukla maskülen- sıfatlar görmeye alışkınız. Peki otomobil sektörü bu biçimsel nitelikleri umursamayan Gen-Z’yi nasıl tavlayacak? Tahmin etmek zor değil... Verimlilik, paylaşım, sürdürülebilirlik ve genel deneyim gibi faktörler tasarım ve hızın önüne geçecek. Elektrikli otomobiller benzinli motorları ortadan kaldırdığında zaten belirli normlar kökten değişmiş olacak. (Şimdilerde fahiş fiyata satılan benzinli otomobillerin 10-15 sene sonra ikinci elde yok pahasına satılacağı aklınızda bulunsun.) 

Yolculuk paylaşım uygulamaları ve Uber gibi alternatif sistemleri kullanmaya alışan Z Kuşağı teknolojiye hâkim olduğu için hem sosyal hem de çevresel farkındalığını avantaja çevirmeyi iyi biliyor. Bir araca tek başına sahip olmak yerine, alım güçlerini birleştirerek deneyimi zenginleştirmeye odaklanıyor ve içeriğe önem veriyorlar. Yani otomobilin kendisinden çok, onunla yaşayacakları deneyimi önemsiyorlar ve ilham almak için sosyal medyayı kullanıyorlar.

Gezegenimiz için en hayırlısı bu

Yazının Devamını Oku

Gülümseyin, paranız gidiyor!

Rafların arasında geziyor, sepetinizi dolduruyorsunuz. İhtiyaçlar tamam. Market kasasına gelince tek yapmanız gereken kameraya gülümsemek... Çin’deki ‘gülümse ve öde’ teknolojisi tartışmalı yüz tanıma sistemlerinin son marifeti. Ekstreyi görünce tebessüm devam edecek mi, o da soru işareti.


Gülümsemesiyle her istediğini alan insanlar vardır... Siz bu kadar etkili olduğunuzu düşünmüyorsanız canınızı sıkmayın. Yakında bir tebessümün ne kadar para ettiğini görünce şaşırabilirsiniz. Çin’de yaygınlaşmaya başlayan yeni bir teknoloji, yüz tanıma sistemiyle ödeme yapma imkânı sunuyor. Mağazalardaki ‘Smile and Pay’ (Gülümse ve Öde) kiosklarında, alışveriş mutluluğu yüzünüze yansıyınca hiçbir şeye dokunmadan işleminizi tamamlayabiliyorsunuz!

Son cümledeki ironiyi yakaladığınıza şüphem yok. Şu sıralar market kasalarına gelip de yüzü gülen pek kimse olduğunu sanmıyorum. Zaten Çin halkı da tebessüm etmeyi pek sevmez. Öyleyse nereden geliyor bu neşe?

‘Azınlık Raporu’ filmindeki gibi...

The Guardian’ın haberine göre, başta Alipay olmak üzere Çin’in finans devleri, üç yıl içinde bu yeni teknolojiye yüz milyonlarca dolar yatırmaya hazırlanıyor. Her köşe başındaki gözetleme kameralarına alışan Çin halkı teknolojiyi benimsemiş ve kullanmaya başlamış bile. Banka hesabına bir portre fotoğrafı bağlamak yeterli oluyor. Gülümseme faslıysa muhtemelen sadece işlevsel. Sistemi sabit bir resim veya maskeyle kandırmanın önüne geçiyor.

‘Azınlık Raporu / Minority Report’ filminde başrol oyuncusu Tom Cruise, bir mağazaya girerken interaktif ekrandan tanınıyor ve kişisel önerilerle karşılaşıyordu. Tüketicileri satış noktalarında yüz taramasına alıştırma yaygınlaşacak bu teknolojinin hazırlık adımları olabilir. Malum, yüz tanıma sistemleri tartışmalı. Terazinin bir tarafında güvenlik, diğerinde kullanıcı mahremiyeti var. Çin halkı distopik ortamı kabullenmiş olabilir ancak sayısı artan kameraların batı toplumlarını tedirgin ediyor. Pandeminin fiziki temastan kaçınmayı kolaylaştıran süreçlere hızla adapte olmamızı sağladığıysa bir başka gerçek.

Güvenlikten söz etmişken... Paranın dijitalleşmesiyle gayrimeşru ekonominin önlenebileceğini savunanlar var. Ancak kripto para, karaparanın yerini aldığı için bu olasılık pek gerçekçi değil. Ayrıca paranın tamamen dijitalleşmesi, distopik bir gelecekte tüm maddi birikimlerin kontrole girmesi ve istenildiğinde sıfırlanabilmesi ihtimalini düşündürüyor. Büyük bir elektrik kesintisiyle her şeyin yok olması da korkutucu...

‘Etik yönleri sorgulanabilir’

Yazının Devamını Oku