GeriSavaş ÖZBEY Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

Ekranın sabah şekeri, akşam yakışıklısı. Ben demiyorum, dünya üçüncüsü seçildi. Ama o taraklarda bezi yok artık, “Gece hayatını evlenince bıraktım” diyor, artık bir aile babası. İkilemli sorularda bu hafta sunucu, model ve oyuncu Alp Kırşan’ın Bodrum’daki yaşamına, Çeşme’de üşümesine, balık avı turnuvalarına, motosiklet merakına, Acun’la ilişkisine, zenginlikle ilgili düşüncelerine konuk oluyoruz.

Hangisi daha büyük pişmanlık: Çocukken üçüncü kattan atlayıp sakatlanmak mı, “Survivor”da yarışmacıyken fazla mızıklanmak mı?

- Üçüncü kattan atlamak! Doğru şekilde atlarsam hiçbir sorun olmayacağını düşünmüştüm. Yere inene kadar çok heyecan vericiydi. Ama sonuç büyük pişmanlık oldu tabii.  

Büyük balık avı turnuvalarına katılıyorsunuz. Hangisi mühim: Şans mı,
strateji mi?

- Şans önemli ama o şansı kendin yaratman lazım. İyi futbol oynamak için sahanın güzel olması gibi düşünebilirsin bunu.

3 Kasım, Akrep burcu... Hangi yönü daha zor: Aşırı sahiplenmecilik mi, zaman zaman bencillik mi?

- Valla bende ikisi de yok. Benim problemim disiplinle. En zor olan yanı bu. Benim için zevk ama etrafımdakiler için tam bir eziyet. (Gülüyor)

Hayatınız bir film olsa macera mı olurdu, romantik komedi mi?

- İkisi de. Yani bir macera-romantik-komedi olurdu. Çünkü her anım öyle geçiyor. 

Peki kim çekerdi filmi: Çok sevdiğiniz Acun Ilıcalı mı, çok benzetildiğiniz Jim Carrey mi?

- Hayatta beni en iyi anlayan Acun Abim çekerdi diye düşünüyorum. Hiç zaman zaman kaybetmez, 3-5 günde çeker, şak diye bitirirdik filmi.

İzmirlisiniz ama Bodrum’da yaşıyorsunuz. Bodrum mu, Çeşme mi?

- 12 ay yaşamak için Bodrum, çünkü daha sıcak. Biz ailece sıcağı seviyoruz. Çeşme kışın bizim için çok soğuk.

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

EN BÜYÜK ZAAFIM KİTAP OKUMAMAK 

Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor... Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız?

- Kafamda hâlâ kim olduğunu bulmaya çalışırken o kişinin beni öpüp gittiği çok oldu. Ama hafıza kartımla cebelleşmek genel olarak çok eğlenceli.

Mangal partisinde köfteleri beğenmediniz. Tabakta bırakmak mı, çaktırmadan köpeğe vermek mi?

- Yoo, söylerim direkt: Köfteleri nereden aldınız? Ben almayayım derim. (Gülüyor)

Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız, uykusuz mu kalırsınız?

- İstisnalar hariç kapıya koyarım sabah.  

Uçakta/otobüste habire omzunuzda uyuyan bir teyze var. İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikayet edersiniz?

- O pozisyona hiç düşmem. Öngörüm ve zamanlamam harikadır. (Gülüyor)

Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar: Telefon-YouTube-sosyal medya mı, pijama-terlik-televizyon mu?

- Pijama-terlik-televizyon.

Ayaklarınıza kara sular inmiş: İyi bir roman mı, iyi bir film mi?

- Hayatta en büyük zaafım kitap okumamak, bir belgesel izler öyle uyurum.

KÜÇÜK KEYİFLER

Salak salak gülerken yakalıyorum kendimi

Gündoğumu mu, günbatımı mı?

- Gündoğumu benim rutinim. Doğumları severim. Batma kavramı hiç benlik değil. Ev mutlaka gündoğumuna bakacak ve her gün kahvenle onu karşılayacaksın...

Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı?

- Kumsala sıfır, denize sıfır, ağaçlık sahil şeridi... Karavanda. Yani mix (karışım) zirvedir
benim için.

Tavla mı, satranç mı?

- İkisi de bende yok. Gel seni balığa götüreyim. (Gülüyor)

Kedi mi, köpek mi?

- Köpek tabii ki. Sadık bir kere. Ayrıca full aşkla besleniyor.

Biraz yoldan çıkmak istediniz: Mantı mı, iskender mi?

- Mantı, iskender hiç fark etmez. Tost da olur. Karnım doysun, yeter de artar bana.

Twitter mı, Instagram mı?

- Instagram biraz, nasıl desem daha hayal. Twitter daha gerçek gibi sanki. Şu an arafta kaldım.

En iyi tekne kiminkidir? Kendinizinki mi, arkadaşınızınki mi?

- En iyi tekne kendi teknendir. Nedenini sana başka zaman anlatırım, gazeteye yazılacak şey değil. (Gülüyor)

İmkân olsa hangisini seçerdiniz: Tüm müzik aletlerini çalabilmek mi, bütün sporları yapabilmek mi?

- Hemen hemen bütün sporları yapıyorum zaten, bütün enstrümanları çalabilmeye daha çok yükseldim.

Birinden vazgeçmek zorunda kalsaydınız... Kırmızı et mi, deniz mahsulleri mi?

- Deniz mahsullerinden vazgeçeceğim gün, öleceğim gündür. Et o kadar değil de deniz beni bitirir, denizsiz olmaz yahu...

Motosiklet mi, otomobil mi?

- Açık ara motosiklet. Bir kere ruhu var. Rüzgârın yüzümü sevmesi çok hoşuma gidiyor motorda. Salak salak gülerken yakalıyorum kendimi.

POPÜLER ŞEYLER

Serenay eşimin çok eski arkadaşı

◊ Cem Karaca mı, Barış Manço mu?
- “7’den 77’ye” ile büyüdük be abi. Barış Manço abimiz olur, Cem Karaca da babamızdır.

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

◊ Beren Saat mi, Serenay Sarıkaya mı?
- Serenay derim. Hem eşimin çok eski arkadaşı hem de onu daha çok takip ediyoruz.

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

◊ Kıvanç Tatlıtuğ mu, Burak Özçivit mi?
- İkisini de severim ama Kıvanç’ın yeri ayrı. Daha fazla muhatabız balıktan.

◊ Hangisiyle komşu olmak isterdiniz: Marilyn Monroe mu, Brigitte Bardot mu?
- Bu devirde komşu dert... Müstakil ev candır, gerisi patlıcan. (Gülüyor)

◊ Hangisine daha çok gülersiniz: Cem Yılmaz mı, Ata Demirer mi?
- Cem Yılmaz’a çok gülerim ama bunu, Ata Demirer komik değil anlamında söylemiyorum. Cem Abi sanki daha bir içinde tutuyor muhabbetin.

HAYAT BİLGİSİ

Zengin değilim olmak da istemiyorum

◊ Dünya üçüncüsü best modelsiniz. Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ama çirkin doğmak mı, fakir ama güzel doğmak mı?
- Zengin olmak pek benlik değil. Ben fakir doğdum. Ama şu an her şeyin keyfini fena çıkarıyorum.

◊ 25 yaşınıza dönmek mi, Sait Halim Paşa Yalısı mı?
- Yok ya bu yaşlar iyi. Çocuklarımla hayat çok güzel.

◊ Para saadet getirir mi, getirmez mi?
- Para sıhhat getirir ama saadet getirir mi, emin değilim. Gözüm yükseklerde değil. Zengin değilim, olmak da istemiyorum. Çünkü paranın dert de getirdiği çok açık.

◊ Zorla güzellik olur mu?
- Olur, olur. Estetik aldı başını gitti.

◊ Bugün aldığınız kararlarda anneniz mi, babanız mı etkilidir?
- Bugüne kadar aldığım bütün kararlardan kendim mesulüm, hayatı böyle seçtim.

◊ Mantık mı, içgüdü mü?
- Önce içgüdü, sonra mantık. Bir şey yapacaksam ve huzursuz hissediyorsam milyon dolar versen girmem o işe.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?
- Disiplinliyim dedim ya, geceden yazıp planlarım, sabah kontrol eder işe başlarım saat 9’da. Son 15 yıldır böyle her günüm.

◊ Sofrada hangisine tahammül zordur: Obura mı, gevezeye mi?
- Geveze varsa ben kalkarım zaten. Kesin işim çıkar. (Gülüyor)

◊ İstanbul’un... Kokuları mı, sesleri mi?
- İstanbul’un hiçbir şeyi. Metropollerden nefret ediyorum. Sadece iş için gelip Bodrum’a dönüyorum.

◊ Peki sizce hangisinin manzarası daha güzel: Boğaz’ın Anadolu Yakası’ndan Avrupa’nın mı, Avrupa’dan karşının mı?
- İnan, hiç umurumda değil. Bodrum’dan Datça ve Kos manzarası derim bu soruna.

◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi?
- Ben yerim. Normal değilim. (Gülüyor)

ÖZEL MESELELER

Sırtımızdan vuran o kadar çok oldu ki...

Affetmek mi, unutmak mı?

- Ben affetmem. Hata yapanı unuturum.

Gece hayatında hangisi çok iç gıcıklar: Göz kırpmak mı, göz kaçırmak mı?

- Hatırlamıyorum valla. Gece hayatı bende 2009’da evlenince bitti. Onu şimdinin çapkınlarına sormak gerek.

Hangisinden daha çok korkarsınız: Yalandan mı, yılandan mı?

- En korkutucusu kombo. Yani yılan insanın yalanı. İşin zirvesi bence.

Beyaz yalan ne zaman hoş görülebilir? Sevdiğiniz zaman mı, sevildiğiniz zaman mı?

- Ha o zaman başka. Beyaz yalan candır, itirafı kolaydır. Yalan olacaksa beyaz olsun.

Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?

- Tek ağlarım. Nedenini keşfedemedim.

Eski bir hatıranın yâdına hangisi daha güzel eşlik eder: Sezen mi, Ajda mı?

- Sezen tabii ki. İzmir kızı. Rica ederim, bu konuyu tartışmayalım bile.

Barış Manço abimiz Cem Karaca babamızdır

Kimselere âşık olamamak mı, her aşkınızın kötü bitmesi mi?

- Kimseye âşık olmadan yaşayan ot gibi arkadaşlarım oldu. Alayı yörüngesini kaybetmiş uydu gibi takılıyor şu an.

Aşkın karşıtı: Nefret mi, kayıtsızlık mı?

- Önce nefret, sonra kayıtsızlık. Sırtımızdan vuran o kadar çok oldu ki... Önce nefret ettik, şimdi umurumuzda değil.

Hiç düşünmeden hızlı hızlı...

· Yeşilçam’dan: Tarık Akan mı, Kadir İnanır mı?
- Tarık be abiiii...
· Hangisi daha çok çekti? Külkedisi mi, Pamuk Prenses mi?
- Pamuk tabii.
· Gurmelerden... Vedat Milor mu, Mehmet Yaşin mi?
- Hastasıyızzzzz!
· Nâzım Hikmet mi, Orhan Veli mi?
- Nâzım.
· Lorel mi, Hardy mi?
- Lorel.
· Hangi üçlü sizinki: Rakı-balık-Ayvalık mı, kebap-şalgam-Adana mı?
- Ayvalık.

 

X

Tarkan’la Aleyna’nın benzeşen ve ayrılan yönleri

Tarkan pandemi tamamen bitene kadar konser vermeyecek. Kısa süre önce kendisini onunla kıyaslayan Aleyna Tilki ise 2 senedir içinden gelerek üretim yapmadığını açıkladı ama yakında geri döneceği sözünü verdi.

Aleyna Tilki 2 yıldır zor bir dönem geçirdiğini, o yüzden pek bir şey üretmediğini açıkladı sosyal medyadan:
“Ürettiysem de zorlanarak ürettim. Kimseyle pek bir şey paylaşmak içimden gelmeyerek paylaştım her şeyi. Aleyna geri dönecek, söz.”
Hepi topu 5 senelik şarkıcı... Ne zaman geldi, ne zaman gitti de geri dönecek, onu çok anlayamadım.
Daha düne kadar “Dünya starı olacağım” diyen o değil miydi?
Hem sonra ayıp değil mi?
2 yıldır yaptığı sözleşmeler, oynadığı diziler, reklamlar, yüzü olduğu markalar var.
Şimdi bunları “içinden gelmeyerek” mi yaptığını söylüyor?

Yazının Devamını Oku

Prof. Şengör nereye gider?

“Öğrencinin poposuna şaplak” skandalıyla gündeme gelen Prof. Dr. Celal Şengör’ün istifa edip yurtdışına gideceği söylentisi var. ABD’ye mi? Rusya’ya mı? Avrupa’ya mı? Ama yakasına yapışan bu meseleyi çözmezse benzer tepkilerle orada da karşılaşacak.

Öğrencisini cezalandırmak için eteğini kaldırıp poposuna şaplak attığını anlatan Prof. Dr. Celal Şengör hakkında İTÜ soruşturma başlattı.
“Bunun bir cinsel taciz olduğunu düşünmüyorum. Asla bunda bir anormallik görmüyorum.
Bana gösterilen tepkilerin birçoğunu da abartılı buluyorum” diyen Şengör’ün istifa edip yurtdışına gideceği söylentisi başladı.
Peki Prof. Şengör gerçekten ülkeyi terk eder mi? Giderse nereye gider?
ABD’ye mi?
Çünkü orada Ulusal Bilimler Akademisi ve Amerikan Felsefe Topluluğu üyesi.
Rusya’ya mı?

Yazının Devamını Oku

Gece, Diva ve bizim çocuklar

Bize yıllar sonra bile hatırlanıp izlenecek, caps’leri/videoları yapılacak böyle nostaljik bir 90’lar gecesi yaşattıkları için her üçüne de teşekkürler: Bülent Ersoy, Yıldız Tilbe ve Mustafa Keser.

Bülent Ersoy, Mustafa Keser ve Yıldız Tilbe’yi buluşturan “Benzemez Kimse Bize” programı yayına girdiği andan itibaren sosyal medyanın gündemine oturdu.

Bu üç isim yan yana gelince ortaya 90’lar vari bir şenlik çıkacağı aşikârdı ama bu kadarı da beklenmiyordu.

Bir kere Bülent Ersoy, biraz Safiye Soyman biraz da Seda Sayan olarak çıktı ekrana.

Yüzünde nasıl bir değişiklik yapmışsa zaman zaman kendinden çok bu iki ismi andırıyordu.

Arada konuşmaları da “flulaşınca” içkili olup olmadığı tartışılmaya başladı.

Hatta bu konu sosyal medyadan programa da taşındı; Diva “Bir yudum bile içmedim, içsem söylerim” açıklaması yaptı.

Şahidi de Yıldız Tilbe:

Yazının Devamını Oku

Eğer ağlayacaksam orada bir omuz olmalı

İnsanın ablası Türkan Şoray olunca çok da şaşırtıcı değil: Sinemaya 14 yaşında adım attı. Ama 30’dan fazla filmin ardından direksiyonu müziğe kırdı; Barış Manço’nun unutulmaz eseri “Hal Hal” ile doğru karar aldığını da kanıtladı. Şimdi yeni teklisi “Adrese Teslim” dönüyor listelerde. İkilemli soruların konuğu Nazan Şoray’la Eyüpsultan’daki mütevazı ailesinden başladık; ABD’de aldığı 1 milyon dolarlık göl evinden çıktık.

Ablanızda da sizde de... Nereden bu kaşın-gözün temeli: Annenizin Selanik genleri mi, babanızın Çerkes kökenleri mi?

- Babamızın Çerkes genleri.

Sizce hangisi daha avantajlı: Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı?

- Fakir ve güzel doğmak.

Eyüpsultan’daki memur ailesi... Kız kardeşlerden büyük olmak mı, küçük olmak mı daha avantajlıydı?

- Küçük olmak her zaman avantajlı. Ben de onu kullanabildiğim kadar kullandım tabii.

Yazının Devamını Oku

Ege’nin en ‘caztronomik’ zamanı...

İzmir’in popüler ilçesi Urla’daki caz ve gastronomi festivali, geçen pazartesi yeme-içme etkinlikleriyle başladı, bugün ve yarın caz konserleriyle devam ediyor. Etkinliklerin ev sahibiyse doğal güzelliği dillere destan Sultanlar Vadisi...



Ege’nin şirin yerleşimi Urla, baharda yaptığı enginar ve ot festivallerine bir yenisini ekledi. Geçen yıl pandemi nedeniyle son dakikada iptal edilen Urla Gastronomi ve Caz Festivali’nin ikincisi bu sene 13 Eylül’de İsmet Saz, Ahmet Güzelyağdöken gibi ünlü şeflerin hazırladığı menüler, üretici ve tüketicileri buluşturan gıda pazarları, paneller ve atölyelerle başladı, yarın akşama kadar da devam edecek...

İzmirliler, Sultanlar Vadisi’ne düğün fotoğrafı çektirmek için gidiyor.

Caz konserleri ilçe merkezinin hemen dışındaki Sultanlar Vadisi’nde. İzmirlilerin düğün fotoğrafı çektirmek için ilk adreslerinden olan bu doğa harikası alanda dün Karsu, Çağrı Sertel ve Dolunay Obruk sahneye çıktı; bugün BaBaZuLa, Jülide Özçelik gibi grup ve sanatçılar, yarınsa Birsen Tezer, Jehan Barbur, Möe ve Kites konserleri var.

Eğer İzmir’deyseniz ya da yolunuz geçecekse bu lokum gibi eylül günlerinde doğanın, tarihin, yemek ve müziğin keyfine varabileceğiniz özel bir seçenek...

Meraklılarına bir de nokta atışı adres: Kepler Bistro. Urla’daki onlarca butik restoran ve kafenin arasından yemekleri ama özellikle de kokteylleriyle sıyrılıyor. 

Yazının Devamını Oku

Okan Kurt’un evlilik teklifinden hissemize düşen kıssalar

Bazen küçük tartışmalar karşımızdakinin değerini daha iyi anlamamıza neden olabiliyor. Biriyle ilgili ciddi düşünceleriniz varsa yüzüğü hep cepte hazır tutmak iyi fikir... Teklifi ne zaman, nerede yapmanız gerekeceği hiç belli olmuyor.

Demet Akalın, “Gelinim Mutfakta” programında Okan Kurt’tan nasıl evlilik teklifi aldığını anlattı. Çok tatlı, insanı gülümseten bir hikâye.
Bir gün Okan Bey’le kavga ediyorlar, Demet Akalın kendini sokağa atıyor, o gece sabaha kadar beş mekân geziyor.
“Müzikten başım çatlıyordu” diyor ama belli ki o baş ağrısında tek pay müziğin değil.
Her neyse... Sabah Okan Bey kapıya dayanıyor.
Kavgalılar ya, Demet Akalın kapıyı yarım açıyor, içeri almayacak adamı.
Okan Bey “Açsana bir şey söyleyeceğim” diyor. “Dışarıdan söyle” cevabını alınca “Ama ilk kez duyacağın bir şey” diyerek merak uyandırıyor.
Merakına yenilen Demet Akalın, Okan Kurt’u içeri alıyor ama hâlâ “gidici” muamelesi yapıp koltuğun ucuna oturtuyor.

Yazının Devamını Oku

Sahte takipçi rayiçleri

Türkiye’de en başta ünlülerin sosyal medyada inanması çok güç takipçi sayıları var. Rakamların şişirme olduğu hemen herkes tarafından dillendiriliyor. Bunu sağlayan firma ya da kişilerse artık katalog oluşturmaya başlamış.

Geçen gün Instagram üzerinden bir firma ulaştı. Reklamı olmasın diye ismini vermiyorum. Zaten firma ya da bireysel olarak piyasada bu tür işler yapan başkaları da çok. Ama ilk kez bu kadar detaylı, her ayrıntısı düşünülmüş, bir teklifle karşılaştım.
Sadece takipçi değil, beğeni ve izlenme de sağlıyorlar.
Şöyle diyordu teklif sahibi:
“Efendim, hesabınızın daha çok büyümesine yardımcı olabiliriz. Tamamen organik Türk takipçi, beğeni ve izlenmeyle işinizi büyütebilir, ‘Keşfet’te yerinizi alabilirsiniz. Dilerseniz fiyat listemizi iletelim...”
“Yollayın tabii” dedim.
Altı sayfalık bir katalog gönderdiler.
İsterseniz sadece Türk takipçi, isterseniz Türk-yabancı karışık takipçi sağlıyorlar. Hepsinin fiyatı farklı. Mesela daha inandırıcı görünsün diye sadece Türk takipçi isterseniz fiyat daha yüksek.

Yazının Devamını Oku

Şimdi sana kim inansın Arda?

Arda Turan, Berkay’la ettiği kavga üzerine ilk kez konuştu, olayda kadına taciz olmadığını savundu. Silahla hastane basacak hale gelmiş birinin sözüne ve olayı doğru hatırlayabilecek durumda olduğuna kim, nasıl güvensin?

Bir platformda yayınlanan belgeselinde açıklama yapan Arda Turan, 3 yıl önce şarkıcı Berkay’la arasında çıkan kavgada aslında kimseyi taciz etmediğini öne sürdü.
Olayla ilgili beraat kararı istinaf mahkemesi tarafından bozulan Arda Turan şunları iddia etti:
“Şiddet, hastane ve silah olayında yüzde 100 haksızım. Tek bir olayda çok haklıyım. Ben kimseyi taciz etmedim.”
Olaylı gecede Emirgân’daki Gizli Kalsın adlı mekânda Arda Turan, Berkay’la kavgaya tutuşmuş, şarkıcının burnu kırılmıştı. Berkay’ın peşinden silahlı şekilde hastaneye giden Turan orada da kargaşa çıkarmış ve hastanenin içinde silah sıkmıştı.
Arda Turan’ın iddiasına göre Berkay’ın eşi Özlem Ada Şahin yalan söylüyor ve kadına asla “Evli olmasam seni kaçırmazdım” gibi bir tacizde bulunmamış. İyi de şimdi sana kim inansın Arda?
Bir kere kadının beyanı esastır. Taciz yoksa durduk yere niye kavga çıksın?
Ayrıca silahla hastane basacak hale gelmiş birinin sözüne ve olayı doğru hatırlayabilecek durumda olduğuna kim, nasıl güvensin?

Yazının Devamını Oku

Starlık beni terk etmeden ben onu terk ettim

Dört yapraklı yoncanın en sarışını... Yeşilçam’ın zarif ve Avrupai yüzü... Zaten Paris’te uzun dönem sefirelik de yaptı Filiz Akın. Uzun süredir çeşitli rahatsızlıklarla mücadele ediyor. En son akciğerlerindeki sorun nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Fakat bütün bunlar onu hayata tutunmaktan geri bırakmıyor, ardı ardına kitaplar yazıyor. Sonuncunun adı “Hayatın Provası Yok”. Gurme bir yaşamdan süzülmüş nadide reçetelerden, tavsiyelerden oluşuyor. Sorularımın birçoğunun cevabını kitapta buldum zaten. Geri kalanı ise menajeri ve kitabın editörü Bircan Silan’ın yardımıyla hasta yatağından yanıtladı.

2 Ocak, Oğlak burcu... Nesi daha yorucu: Aşırı gerçekçiliği mi, fazla sebatkârlığı mı?

- Hayal kur uç, uç, ama aklını da yanına al! Gerçekleri kabullenmek lazım. Ama sınırlarımı zorlamayı da denedim ben. Hayallerimin ötesinde bir yere ulaşma şansım, sevgi ve saygıyla alkışı tatma şansım oldu iyi ki.

Oğlak karamsarlığı... Bardağın yarısı boş mu, dolu mu yani?

- Yükselen burcum Terazi olduğu için mi bilmem, “Oğlak karamsarlığı” yaşamıyorum. “Dolu tarafından bak” denir ya... Moralim bozulmasın diye bardağa bakmam bile. Çünkü tamamıyla boş da olabilir. Hep mücadele etmek lazım. Bardak boşsa bile, olmayacak olsa bile hayaller kurar, umuda yolculuk yaparım... Sevgi en çok ihtiyacım olan şey. Neşe de en çabuk kana karışan ilacım. Beni asıl zorlayan, üzülünce hasta olmam.

7 aylıkken erken konuşmaya başlamışsınız ama 2 yaşında yürümüşsünüz. İleri zekâ mı, tembellik mi?

- Meğerse annem ben düşmeyeyim diye oturduğum yere yastıklarla duvarlar örüyormuş. Bir gün onları kaldırıp “Hadi emekle bari” deyince ben tıpış tıpış yürümüşüm. (Gülüyor) Çok erken konuşmam anneme göre ileri zekâ olarak abartılmış ama sonra ilkokul 2. sınıfta matematikten zayıf almamla son bulmuş bu efsane...

Yazının Devamını Oku

Bensu Soral ile Hakan Baş’ın ortak açıklaması

Yalanlamalara rağmen bu ilişkide kafa karıştıran noktalar var. Neden mi bu ayrıntılarda boğuluyoruz? Çünkü kimi ilişkisini gizliyor, kimi ayrılığını... Bu yalanlama müessesesi artık pervasız bir hâl almaya başladı.

Bensu Soral ile Hakan Baş kısa süre önce haklarında çıkan “ayrılıyorlar” iddialarını kesin bir dille yalanlamıştı.
Hakan Baş’ın başka bir kadınla eğlenirken görülmesi üzerine mesele yeniden alevlendi, çift sosyal medyadan yeni ortak bir açıklama yaptı.
Açıklamada kafa karıştıran iki nokta var. Bakalım ünlem (!) koyduğum yerler sizin de dikkatinizi çekecek mi:
“Dün gece bazı mecralarda yer alan haberlerin içeriği gerçek dışıdır. Haberde adı geçen kişi her ikimizin de uzun zamandır tanıdığı ve hep birlikte vakit geçirdiğimiz bir arkadaşımızdır.
Kalabalık bir ortamda, birbirimizden haberdar olduğumuz, birçok ortak arkadaşımızın da yanımızda (!) olduğu bir buluşmanın basında yer alma şekli bizi üzdü. Şu dönemde evliliğimizle ilgili hassas bir süreç (!) içerisindeyiz. Biraz zamana ve sizlerin de hassasiyetine ihtiyacımız var.”
Ne deniyor: “Birbirimizden haberdar olduğumuz...”
Ne demek bu: Gizli, kaçamak bir şey yok; Hakan’ın oraya gittiğini biliyordum, haberdardım.

Yazının Devamını Oku

Karaköy’ün üç yenisi

Biri çok şık bir restoran, diğeri neşeli bir sokak meyhanesi, sonuncu vur patlasın bekârlığa veda mekânı. Karaköy’ü sevip de hep aynı yerlere gitmekten sıkılanlar için kapılarını geçen hafta açan yeni seçenekler...

BİR İTALYAN

Galata Kulesi’nin dibinden Karaköy’e doğru kıvrılıyorsunuz; dar ve biraz izbe sokaklarda ilerlerken birden vaha gibi karşınıza çıkıyor. ‘Böyle de bir yer mi varmış’ sorusundan keyif alan bir ‘şehir kurdu’ysanız gönül rahatlığıyla misafir götürebilirsiniz. Salı akşamı yan masada sevgilisi Dinç Aydoğdu ile yemek yiyen Hande Ataizi birilerine telefonda ballandıra ballandıra bu yeni keşfini anlatıyordu mesela. Kırık sarı duvarlar, kırık sarı aydınlatmalar, Fransız balkonlar, kemerli pencereler... Burası İtalyandan ziyade Fransız Mağrip’ini hatırlatıyor. Hatırlatması da normal çünkü burası eski bir Fransız ilkokulu. Zaman içinde öğrencisizlikten atıl kalmış. Yapılış esprisine sadık olarak restore edildi, artık Ecole St. Pierre Hotel. Otelin odalarının baktığı iç avlusu da İtalyan restoranı IL Cortile. Ahtapot carpaccio, ceviz soslu pansotti, karidesli ravioli, güveçte balık ve dana kaburga gibi yemeklerde iddialılar. Pizzalar 56-92, makarnalar 62-160 lira. Yemeğe gitmeseniz bile o atmosferde bir kokteyl için uğrayabilirsiniz. Ferahlık sevenlere sgroppino’yu öneririm, 85 lira.
(0212) 244 26 74BİR LEVANTEN

IL Cortile ile kıyaslandığında çok daha makul bütçeli bir mekân Levanten Meyhanesi. Ağırlıkla öğrenciler, genç beyaz yakalılar gidiyor. Hem sokak meyhanesi hem kapalı alanı var. 20.00’de canlı müzik başlıyor. ‘Keman ve gitarla Sezen şarkıları’ diye tarif edebilirim tarzlarını. Pazarları yine keman ama bu sefer gitar yerine ut ve klarnetle ‘fantazi-arabesk’ akşamı yapıyorlar. Mekânın adı Levanten ama Levanten lezzetleri yok, bildik meyhane menüsü var. Hiçbiri fena değil, Ermeni usta Egemen Bey’in elinden çıkıyor. Patlıcan közleme ve bezelye ezmeyi beğendim. Ama Karaköy ve canlı müzik denilince asıl fark fiyatlarda: Mezeler ağırlıkla 26-30 lira, mücver, paçanga ve kıymalı börek 30’ar lira. (0533) 431 40 11BİR LÜBNANLI

Ajda ise semtin yeni Ortadoğulusu. Oryantal şov eşliğinde, sunumları oldukça ilginç Lübnan lezzetleri servis eden bir eğlence mekânı. Renkli bir ortamı var. Burayı daha çok kalabalık gruplar tercih ediyor. En çok da bekârlığa veda geceleri için... Hafta sonları kabare şov yapılıyor. Mekân 19.00-2.00 arası açık. Meze, ara sıcak, ızgara tabağı kişi başı 225 lira. (0537) 261 11 41 55 LİRA

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Bugün Kemerburgaz Kent Ormanı’nda düzenlenen ‘Ye İç Eğlen Festivali’ne giriş ücreti... Atölyeler, konuşmalar, çocuklar için aktiviteler, yeme/içme sektörünün sunumlarının yanı sıra akşam da Kurtalan Ekspres konseri var. Şehrin bu yeni parkını hâlâ görmediyseniz çok güzel fırsat.

Yazının Devamını Oku

Yıldız Tilbe’nin “şanlı aşı direnişi”

Aşılı sanatçılar için daha az endişeleniyorsun. “Ya yakalanmaz, yakalansa da muhtemelen hafif atlatacak” diyorsun. Ama Yıldız Tilbe daha savunmasız, daha açıkta, daha “kışın ortasında incecik bir tişörtle” geliyor konser görüntülerine baktıkça.

Yıldız Tilbe “şanlı aşı direnişi”ne devam ediyor. Konser iptal ediyor, PCR yaptırıyor da aşı vurulmuyor.
Aşısını yaptırdığına dair söylentiler çıkıyor, “Olmadım, aşı maşı olmayacağım” diye açıklama yapıyor, durduğu yerden milim kımıldamadığını gösteriyor.
Aşı karşıtı destekçileri de mest oluyor bütün bu jestlerine.
Halbuki her şeyden önce bu aşı tartışmasını bir kenara bırakıp...
Kendini tehlikeye atıyor diye üzülmek, evhamlanmak lazım Yıldız Tilbe için.
Binlerce insanın, binlerce nefesin önünde konsere çıkıyor.
Bir küçük rüzgâr yüzlerce kişinin soluğunu taşıyor sahneye.

Yazının Devamını Oku

Zeki Müren görse mutlu olurdu

Çağlar Çorumlu’nun oynadığı Zeki Müren’li kredi kartı reklamı tartışılıyor. Beğenenler kadar karikatürize edildiğini düşünerek reklamın kaldırılmasını isteyenler var. 40 senelik yakın dostu Erkan Özerman ise Müren’in bu filmi görse mutlu olacağını söylüyor.

Maximum Kart 20’nci yılını Zeki Müren’li bir reklam filmiyle kutluyor.
Film dediysem hakikaten film gibi: 2 dakika, 26 saniye.
Başından sonuna gülümseyerek izliyorum. Neden mi? Bilmem, ölümünden çeyrek asır sonra, sırf onu görmek bile mutlu ediyor insanı galiba.
Üç yerinde kıkırdadım hatta reklamın...
Biri, alışveriş yaparken gördüğü yakışıklı cansız mankene şaşırıp “Bu kim be!” dediği an.
İkincisi, yine bir yerde telefonla ödeme yapacak, o sırada telefonda konuştuğu kişiye “Kapat Nezih, kapat” diyor.
Üçüncüsüyse hani ellerini kavuşturarak yaptığı klasik bir hareketi var ya, sosyal medyadaki teşekkür emojisi gibi...

Yazının Devamını Oku

Şu yolcular da olmasa mis gibi hizmet verecek

“Hazır yolcu var, en iyi hizmeti, en ucuza nasıl veririm?” kaygısı yerine... “Zam yapalım, daha az yolcu taşıyıp daha çok kazanalım” mantığı güdüyor Taksiciler Odası. Aslında tam da “Şu yolcular da olmasa mis gibi hizmet vereceğiz” kafası.

İstanbul’daki taksi meselesine şehrin esnaf odası çözüm buldu: Zam.

Başkan Eyüp Aksu’nun söylediğine göre eğer taksilere zam gelirse talep düşecek, böylece sıkıntı da ortadan kalkacak. “Hazır yolcu var, ben en iyi hizmeti, en ucuza nasıl veririm?” kaygısı yerine...

“Daha az yolcu taşıyıp daha çok kazanalım” mantığı. Aslında tam da “Şu yolcular olmasa mis gibi hizmet vereceğiz” kafası.

Taksimetre ücretlerini uzun uzun anlatıyor sayın başkan ama taksi plakalarının fiyatına hiç değinmiyor. Sayı sınırlı olduğu için yıllar içinde artarak inanılmaz rakamlara dayandı.

Sıradan bir şoförün girip de zaman içinde kendi plakasının sahibi olması imkânsız. Plakalar artık bir yatırım aracı. Bu parayı yatıran kişi de günlük olarak faizden ne gelecekse, onu yevmiye olarak kafadan şoförden istiyor. 

Taksi şoförlerini strese sokup, vatandaşla asıl çatıştıran da bu günlük kirayı (yevmiyeyi) çıkarma telaşı.

Fakat bunlar sayın başkanın ilgi alanında değil.

“Tahdit”in kent ulaşımı için artık bir “tehdit”e dönüşmesinden bahsetmiyor.

Yazının Devamını Oku

Flört ederken şeytan tüyüme güvenirim

Aslında ekonomist olacaktı, Londra’da bunun için okundu, Cambridge’de bunun için İngilizce eğitimi alındı ama sırf müzik için her şeyi bırakıp Türkiye’ye döndü. Söz yazıyor, besteliyor, söylüyor; üstüne bir de oyunculuğu var. Dışarıdan böyle Cem Belevi, peki içeriden? Kendisini Külkedisi’ni bulmak için elinde ayakkabı, diyar diyar gezen prense benzetiyor. Omzunda ağlayacak kadar güvendiğim birini henüz bulamadığını söylüyor. Ha bir de en güzel şarkısını henüz yazmadığını...

4 Haziran, İkizler erkeği... Nesi daha zor: Değişken ruh halleri mi, bağlanmakta zorlanmak mı?

- Aslında en çok, hızlı karar verip, o karara doğru giderken insanların bana yetişememesi zorluyor. (Gülüyor)

Ressam anne, piyanist baba... Hangisine daha çok çektin?

- Çöp adam bile çizemediğime göre babama benzediğim aşikâr. Kesin, babama daha çok çektim.

İkisini de çalıyorsun, hangisi daha sensin: Gitar mı, piyano mu?

- Keşke gücüm olsa da piyanoyu her yere taşıyabilsem. Her yerde benimle olduğu için gitar diyorum. Hatta bagajımda her zaman bir “acil durum gitarı” bulunur.

Yazının Devamını Oku

Leman Sam’ın anlaması çok güç özel dünyası

Belki günümüzün ilişki biçimlerini insan üzerinde mülkiyet kurmak olarak tanımlıyordu. Belki kıskanç biri değil... Belki kıskanç ama o sırada artık eşiyle kıskanılacak bir durum kalmamış aralarında...

Leman Sam, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalında kumasıyla aynı evde yaşadığını anlattı.
Aslında tam böyle denemez, daha karmaşık bir durum.
Videodaki o bölümü defalarca dinledim, anladığım şu:
Şimdi Leman Hanım, eşi Selim Sam tarafından aldatılmaya başlıyor.
Yıllar önce tabii.
Leman Hanım o sırada zaten boşanmak istiyor.
Ama eşi, bu ilişki üçgeni devam etsin istiyor.

Yazının Devamını Oku

Uzakdoğu ve Afrika Taksim’de buluştu

Tepenizde Intercontinental Oteli yükselmese kendinizi çok rahat Zanzibar’da falan sanabilirsiniz Ginza’da. Geçen hafta eski People’ın yerine açıldı. Yemekler Uzakdoğulu, müzik ve eğlence Afrikalı.

Gineli şarkıcı Mori Kante’nin 1987’de yayımladığı ‘Yeke Yeke’ şarkısı Afrikalı bir sanatçının o güne kadarki en yüksek satış rakamına ulaşmıştı. Bütün dünya gençleri gibi biz de kasetçalarları başa sara sara ezberlemiştik zor sözlerini: “Bi sounkouroun lou la donkégna, aaaa, aa...” 35 yıl sonra Taksim’in göbeğinde tekrar duyacağım hiç aklıma gelmezdi.



Kemerli duvarlar, dev tanrıça heykeli, yukarıdan sarkan hasır avizeler, küpler, tropik bitkiler ve kulağınızda Mori Kante. Tepenizde Intercontinental Oteli yükselmese kendinizi çok rahat Zanzibar’da falan sanabilirsiniz Ginza’da.

Geçen hafta eski People’ın yerine açıldı. Pandemiden dolayı bahçe ve açık alan genişletilmiş. İçeride, kapalı alandaysa müzik kısıtlamasından sonra faaliyete başlayacak X Room adında 300 kişilik bir after kulübü olacak. 1.00’de açılıp 5.00’te kapanacak.

1.5 TONLUK HEYKEL

Yazının Devamını Oku

Teessüfler TLC, İzmir sadece bu mu?

Kanalın “Emlak Avcıları” programı İzmir’i konu aldı. Fonda gösterilen şehri bilmeyen, “Herhalde orta Suriye’de, Rakka’ya komşu bir şehir falan” der. Tamam anladık, programın bir formatı var, herkese bütçesine göre ev bulunuyor falan da... Elalemden pasta-börek, bizden hep mi makarna?

TLC kanalında denk geldikçe takılıp kaldığım bir program var:

Emlak Avcıları”.

Dünyanın çeşitli yerlerinde bazen 500 bin, bazen milyon dolara ev arayan insanları konuk ediyorlar.

Konuklar da emlakçıların kendilerine sunduğu seçenekler arasından en sonunda bir evde karar kılıyorlar.

Parası çok ama ne evler, ne malikaneler, ne mahalleler, nasıl manzaralar, nasıl sahiller...

O kadar param var da ev mi arıyorum? Değil tabii.

Ama izlemesi, hayal kurması bile keyifli.

Kendinizi “Ben olsam havuzluyu değil, manzaralıyı tercih ederdim” ya da “Plaja sıfır olan, şehir merkezindekinden daha iyiydi” falan derken buluyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Hop Haluk Abi, nereye?

Eğer biz bu adamı bunca zaman içinde zerre tanıyabildiysek... Eminim ki en ufak bir sıkıntıda kendini tutamayacak, yine arkadaşlarıyla birlikte yardım bekleyen insanların yanında bitecek Haluk Levent.

Haluk Levent önümüzdeki yılın 26 Kasım’ında yurtdışına yerleşeceğini açıkladı.

Yangın, sel, deprem...

O kadar alışmıştık ki onu ve kurucusu olduğu AHBAP üyelerini her felakette ülkenin her köşesinde görmeye...

Haberi duyan herkes gibi, bende de bir şok etkisi, bir “omuz düşüklüğü” yaratmadı desem yalan olur. Artık müzik yapmak ve kendine zaman ayırmak istiyormuş.

Yıllardır hayali olan yurtdışında sentezler yapmak, müzikal arayışlarda bulunmak...

AHBAP’daki görevini de başka bir arkadaşına devredecek. Bir yanıyla haklı. Daha önce de depremzedelere yardım etmiş, çevre konularında faaliyetler göstermişti ama AHBAP’ın kurulmasıyla birlikte, son 6 yılda neredeyse bütün mesaisini bu işlere ayırdı. Koşuşturmada kendi konserini unutmuşluğu var.

Bir müzik insanı olarak artık asıl meşgalesine dönmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Artık müzik direktörü bile isyanlardaymış. En çok nereye yerleşeceğini merak ettim: Bir Avrupa ülkesi mi? Ya da ABD?

Her neresi olursa olsun, kendisi için verimli olacağına eminim. Oradan yeni fikirler, yeni teknikler, yeni şarkılarla döneceğine de.

Yazının Devamını Oku

Aşkta alıcı kuş değil kalıcı kuşum

Kelimenin tam haliyle “talihsiz” bir kadın. Röportaj sürecimizde bile ağır bir grip atlattı, parmağını kesip hastanelik oldu. Kendisine hep “aşk kadınıyım” dedi ama hayatı onun da kabul ettiği gibi macera filmi gibi. Kendini Nâzım Hikmet’le özdeşleştiriyor, Müjde Ar’ı Türkan Şoray’dan daha dişi, daha gerçek buluyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu Deniz Seki...

◊ 1 Temmuz, Yengeç kadını... Hangisi daha zor: Ev hayatına düşkün olup çalışmak mı, zaman zaman kendinizi ifade etmekte güçlük çekmeniz mi?
- Zaman zaman kendimi ifade etmekte güçlük çekmek daha zor galiba. (Gülüyor)
◊ Çamlıca Kız Lisesi mezunusunuz. O yıllardanen çok neyi özlüyorsunuz:
Kız kıza şamatayı mı, tasasız, kaygısız günleri mi?
- Ya en çok o tasasız, kaygısız günleri özlüyorum aslında.
◊ Kariyerinizde hangisidaha önemli: Kendi şarkınızla Pop Show 95’te birinci olmak mı, 1997’de Yıldız Tilbe’nin “Hiç Kimse Değilim”iyle ilk albümünüzü yayınlamanız mı?
- Tabii ki Pop Show 95’te birinci olmam.

Yazının Devamını Oku