"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Bu kombinasyonlarda hayat var!

Her gıdanın bazı yararları var. Kimi antioksidan, vitamin, mineral, kimi posa, protein, probiyotik, kimi de omega-3, omega-5 ya da omega-9 zengini. Yine de şu küçük fakat önemli ayrıntıyı unutmamanız lazım: Bazı gıdalar birlikte tüketildiklerinde faydaları artıyor, faydalanma oranınız bazen üç-beş katına bile çıkabiliyor. İşte o sağlığa daha fazla destek ve güç sağlayan “gıda evlilikleri”nin en mühim 6 örneği...

Domatese zeytinyağı ekleyin

Domates tıka basa antioksidan mucize likopen ile dolu. Likopen yağda eriyen bir bileşik. Bu nedenle de bağırsaklardan emilebilmesi için yağ ile birlikte kazanılması lazım. Likopeni daha yararlı hale getiren yağların en başında ise zeytinyağı var.
Zeytinyağının bu ayrıcalıklı özelliği bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. Güvenilir bir çalışmada bir grup deneğe domates zeytinyağı ile birlikte diğer gruba ise ayçiçeği yağı ile beraber kullandırılmış. Netice şu: Ayçiçeği yağının domatesin içindeki likopenin daha güçlü emilimine ciddi bir katkısının olmadığı saptanmış.
Tavsiyem şu:
Domatesi tüketirken üzerine birazcık zeytinyağı eklemeyi ihmal etmeyin. Domatesin salatasını da, çorbasını da zeytinyağı ilave etmeden yiyip içmeyin. İçecek olarak da yarım çay kaşığı zeytinyağı ve bir tutam karabiber eklenmiş domates suyunu tercih edin.

Zerdeçalı karabibersiz bırakmayın

Zerdeçal son yılların gözde baharatı. Zira lezzeti kadar sağlık faydaları da öne çıkıyor, çok yönlü bir ilaç gibi de çalışıyor.
Kanserle, damar sertliğiyle, kronik iltihapla, bellek bozukluğuyla, paslanmayla, kısacası bizi yaşlandıran ve hastalandıran ne varsa hepsiyle savaşıyor.
Peki kusuru yok mu? Var. O kusurların en başında “emilim sorunu” geliyor. Besinlerle kazandığımız zerdeçalın bağırsaklardan çok ama çok az bir bölümü emilebiliyor. Peki bu işin bir “hâl çaresi” yok mu? Var! Çare yine bir başka baharat: KARABİBER!
Zerdeçalı karabiberle evlendirdiğinizde zerdeçalda bulunan kurkumoidlerin emilim oranı neredeyse yüz katına ulaşıyor.
Ha bu karışıma bir çay kaşığı kadar zeytinyağı da eklerseniz emilen zerdeçal miktarı ikiye katlanıyor.
Günde iki çay kaşığı kadar toz zerdeçal tüketmek, bunu çay kaşığının ucu kadar karabiberle karıştırıp üzerine bir çay kaşığı zeytinyağı ekleyerek süslemek mükemmel bir beslenme yaklaşımı.

Çayınızı limonlu için

Çay bir kateşin deposu, tıka basa epigallokateşin gallat (EGCG) dolu. Yeşilinde siyahından biraz daha fazlası var. Kateşinler özellikle de EGCG bir sağlık mucizesi. Antioksidan, yani paslanmayı önlüyor. Antienflamatuar yani iltihabi süreçleri baskılıyor. Antitümör yani kanserlerin birçoğuna karşı güçlü bir baraj oluşturuyor.
Metabolizmayı hızlandırması, cilt gençliğini destekleyip kırışıklıkları azaltması da diğer marifetleri. Yeşil veya siyah çaydaki kateşinlerden daha çok faydalanmak istiyorsanız çayınıza limon suyu ilave edin, limon dilimleri ekleyin. Zira limondaki C vitamini çaydaki kateşinlerin emilimini en az 10 kat artırabiliyor.,

Etinizi havuçla yiyin,

Kırmızı et, dozu ve sıklığı abartılmazsa sağlıklı bir besin. Aşırı yağlı kısımlarından kaçınılır ve ateşte yakılmadan (kömürleştirilmeden) pişirilirse sağlık yararları daha da artıyor.
Kırmızı et bedene bol miktarda protein, demir yanında, çinko da yüklüyor ama nedense “çinko” ayrıntısı hep gözden kaçıyor.
Oysa çinko mühim bir mineral. Özellikle bağışıklık gücü ve A vitamininden faydalanmak söz konusu olduğunda önemli bir besin unsuru.
Bedenimizin A vitamininden faydalanabilmesi için onun bir “proteine” bağlanması gerekiyor. Bu bağlantıyı da çinko sağlıyor.
Kırmızı etin yanına “garnitür” olarak çinko eklendiğindeyse bu hedefe rahatça ulaşılabiliyor. Zira etin proteini ve çinkosu havucun A vitamini ile birleşerek mükemmel bir “üçlü ekip” oluşturuyor.

Lahanaya zeytinyağı ilave edin

Lahana müthiş bir kalsiyum ve güçlü bir K vitamini deposu. Bu ikilinin her biri sadık ve güçlü birer kemik dostu.
Lahana zeytinyağı ile birlikte hazırlandığında (zeytinyağı eklenmiş bol lahanalı bir salata ya da zeytinyağı ile hazırlanmış ev yapımı bir lahana sarması) lahanadaki K vitamininin de kalsiyumun da emilimi artıyor.
Dolayısıyla lahananın kemik dostu özelliği daha bir öne çıkıyor. Lahanayı osteoporoz riski olanlara özellikle öneriyoruz.

Bitter çikolatanızı elmayla tüketin

Bitter çikolata ve elmaya “muhteşem ikili” diyenler de var ve çok haklılar.
Elmanın özellikle kabuğunda bolca bulunan kuvarsetin isimli flavanoid müthiş bir antioksidan. Bitter çikolatanın içindeki kakao ise kateşin adı verilen antioksidanlar bakımından oldukça güçlü bir doğal lezzet.
Bu ikilinin bir araya geldiği durumlarda bedeniniz adeta bir antioksidan bombardımanı ile karşı karşıya kalıyor. Bu bombardımandan da en çok damarlarınız ve belleğiniz hoşlanıyor.
Kısacası elma ve bitter çikolata birlikteliği mükemmel bir karışım olarak kabul ediliyor. Yeter ki çikolatada ilave şeker, ilave süt bulunmasın...

Aktivite hapını her gün yutun

Sağlığı olumlu yönde etkileyen en önemli faktör düzenli fiziksel aktivitedir. Biz de kliniğimizde yaşları ne olursa olsun kişilere sağlıklarını güçlendirecek, bağışıklık sistemlerini destekleyecek, hastalıklarla mücadele etmelerini kolaylaştıracak programlar hazırlarken “kullandığınız bütün reçeteli ilaçların, vitamin ve besin desteklerinin yararlarını ikiyle çarpın. Önüne eşittir işaretini koyun. Karşısına da, ‘her gün en az 35 dakika fiziksel aktivite’ yazın” diyoruz.
Hastalıkları önlemek, yaşlanmayı önlemek anlamına geliyorsa ve amacınız hastalıklardan korunmak, biyolojik yaşınızı genç tutmaksa, hedefiniz yaşlanmanın ritmini yavaşlatmak, daha da önemlisi hayatınıza form, keyif, coşku ve huzur katmaksa fiziksel aktiviteden asla vazgeçmeyin.
Kısacası her gün yiyorsanız her gün düzenli aktivite de yapacaksınız. Bana sorarsanız “yürüyüş” yapmaya öncelik tanıyacaksınız. Yaşınız ilerledikçe de “daha az yemenin ve içmenin” ve de “daha uzun ve sık yürümenin” bir yolunu bulacaksınız.

Hazdan taviz vermek yok!

Sağlıklı yaşamın yükselişe geçtiği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bunu yaparken çok ama çok önemli bir şeyi de hep atlıyoruz: HAZ DUYGUSU.
Oysa haz duygusunu pas geçtiğinizde keyiften, lezzetten, kendini iyi hissetmekten yani “ruhsal iyileşme”den de önemli ölçüde vazgeçtiniz demektir. Böyle bir durumda sağlık da uzun ömür de beş para etmez.
Diyet ve egzersiz yaparken gülüp eğlenmekten, hayattan keyif almaktan, dünyayla zevkli ve güzel ilişkiler kurmaktan vazgeçmemeliyiz. Böyle yapmazsak diyet ve tıbbi terör uzmanları (!) keyfimizin canına okuyacak.
Tavsiyemi “hayatınızı zevk odaklı hale getirin, önünüze geleni yiyip için, yan gelip yatın” anlamında da yorumlamayın. Bazı hazların dozu kaçarsa sağlığa zararlı oldukları doğrudur. Bazıları bağımlılık bile yapabilir, sağlığınıza değil, ilişkilerinize, iş yaşamınıza, aile hayatınıza, sosyal statünüze bile zarar verebilir.

X