Osman Müftüoğlu

BioNTech dosyası-2

25 Mayıs 2021
Çoğu kişi BioNTech aşısında kullanılan mRNA teknolojisinin yeni olduğunu, bu kadar kısa sürede geliştirilen bir aşının uzun vadede ne gibi sorunlara yol açacağının henüz bilinmediğini ileri sürerek başlangıçta BioNTech aşısına karşı mesafeli durdu.

Haksız da sayılmazlardı. İtiraf edeyim aynı “mesafeli duruş” 2020 Eylül’ünde BioNTech ile ilgili ilk çalışmaları izlerken bende de vardı. Başlangıçta Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’da da aynı kanaatin olduğunu tahmin ediyorum, daha doğrusu o da bu yönde bir açıklama yapmıştı. Ama itiraf edelim ki daha sonra sahadan gelen bilgiler ve yayımlanan bilimsel çalışmalar hepimizi rahatlattı.




ÖNEMLİ
DOKTORUNUZA HATIRLATIN

Yazının Devamını Oku

BıoNTech dosyası... Bekle bizi sonbahar

24 Mayıs 2021
Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca geçtiğimiz günlerde Bilim Kurulu’na davet ettiği BioNTech aşısının mucitlerinden Dr. Uğur Şahin ile yaptığı ortak açıklamada “Önümüzdeki 3 ay içinde ülke genelinde COVID-19’a karşı çok yoğun bir BioNTech aşısı kampanyasının uygulamaya gireceğini” açıkladı.

Anlaşılan o ki özellikle önümüzdeki haziran ve temmuzda -eğer yine ve yeni bir aksilik olmaz ise(!)- halkımızın büyük bir bölümünü efsane aşı haline gelen ve “mRNA teknolojisi” ile üretilen BioNTech aşısıyla aşılama imkânı bulacağız. Bu haber sadece sizi beni değil, süreci baştan beri büyük bir dikkatle izleyen enfeksiyon ve halk sağlığı uzmanlarını da memnun etti. Şimdi şu şarkıyı çok daha güven ve keyifle söyleyebiliriz: BEKLE BİZİ SONBAHAR. Eğer başarabilirsek sonbaharda okullar yeniden açılacak, eğer becerebilirsek önümüzdeki eylül restoranlar, kafeler, parklar, bahçeler yeniden şenlenecek ve cıvıl cıvıl olacak. Yani önümüzdeki sonbahar, sonbahar olmaktan çıkacak, muazzam bir ilkbahara dönüşecek. “İnşallah” diyelim ve isterseniz gelin bir BIONTECH DOSYASI açıp 2 günlük derin bir BioNTech yolculuğuna çıkalım. BioNTech aşısı “neyin nesidir, nasıl etkiler, koruyuculuk oranı nedir, ne süreyle korur, yan etkileri nelerdir, söylendiği kadar alerjik midir, genetiğimizi değiştirip geleceğimizle oynayabilir mi, kısırlığa ya da başka sorunlara yol açabilir mi?” gibi güncel sorulara yanıt arayalım. Hazırsanız buyurun...




SORU 1: BAĞIŞIKLIĞI NASIL ETKİLİYOR

Yazının Devamını Oku

4400 adım yeter mi

22 Mayıs 2021
Dr. I-Ming Lee bir toplum sağlığı uzmanı. ABD’de, ülkenin ünlü hastanelerinden birinde, Brigham and Women’s Hospital’da görev yapıyor.

Bu hastane Harvard Tıp Okulu’nun çatısı altında önemli araştırmaların yapıldığı ünlü sağlık merkezlerinden biri. Dr. Lee araştırmalarında özellikle “fiziksel aktivite”nin yani “egzersiz”in, “sağlığa faydalarına” odaklanmış. Araştırmalarını da daha ziyade “egzersiz-kronik hastalıklar ilişkisi” üzerine yoğunlaştırmış. Yaptığı bu önemli araştırmalarından birini de ünlü tıp dergilerinden birinde, JAMA’da 2019 yılında yayımlamış. Hikâyenin bundan sonrası bir hayli ilginç.

ÖN BİLGİ
DR. LEE NE YAPMIŞ

DR. LEE 2019’da yayımladığı bu çalışmada ortalama yaşı 72 olan 16 bin 741 kadının yürüme aktivitelerini 4 yıl boyunca aralıksız izlemiş. Bu “70’lik hanımlardan” günde ortalama 4400 adım atanların ölüm risklerinde, 2000 adım atanlara oranla yüzde 41 azalma olduğunu belirlemiş. İşin püf noktası tam da burada başlıyor. Sadece kadınlarda ve yalnızca 70’i aşan hanımlarda gözlenen bu veriler nedense bir anda popüler hale geliveriyor. Bu araştırmadan 2019’da bu satırların yazarı da sık sık söz etmişti. Geçtiğimiz günlerde neden ve nasıl olduysa bu “eski” ve “tartışmalı” bilgi bir şekilde gündeme düştü. Neticede “çarşı(!)” yani “egzersiz alemi” fena halde karıştı. Bu karışıklıktan ben de nasibimi aldım. Zira başta Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Ahmet Hakan olmak üzere pek çok yürüme tutkunu anında bana “Hocam bu ne iştir?” sorusunu yöneltiverdi. Peki, yanıtım ne oldu?

Yazının Devamını Oku

Hangisine güvenelim

20 Mayıs 2021
Son günlerde “aşı azlığı ya da yokluğu” kadar sık gündeme getirilen bir konu daha var: Antikor azlığı ya da yokluğu.

COVID-19’u geçirenler ve aşılananların sayısı çoğaldıkça “antikor meselesi” pandemi gündemindeki yerini doğal olarak iyice güçlendiriyor. Çoğu insan “Acaba yeteri kadar antikor üretebildim mi? Geçirdiğim enfeksiyon ya da yaptırdığım aşı beni bu hastalıktan hiç olmazsa belirli bir süre koruyabilecek kadar antikora sahip olmamı sağlayabildi mi?” sorularına yanıt arıyor. Haklılar mı? Daha önce de yazdım, bana göre zannedildiğinin aksine pek de haklı değiller. Neden mi?

İYİ BİLGİ
ANTİKOR VAR, ANTİKOR VAR!

ANTİKOR seviyelerinin peşine düşenler maalesef haklı değiller. Değiller çünkü bağışıklık gücümüzü sadece antikorlar üzerinden değerlendirmemiz, “Antikorum yüksek” diye sevinip “Benimki çok düşük çıktı” diye üzülmek bilimsel gerçeklerle uyumlu sayılmıyor. Zira antikorlar için de bir çeşit “nicelik yani miktar” ve “nitelik yani yapı ve içerik” meselesinin söz konusu olduğu kesin. Bağışıklık uzmanları özellikle 2’ncisinin, yani “nitelik meselesi”nin üzerinde ısrarla duruyorlar. Kısacası konunun geri planında çok fazla detay var. O detaylar için buyurun...

KISA BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Yeni bir başlangıç...

17 Mayıs 2021
Uzunca bir aradan sonra bugün itibarıyla yeniden “kademeli bir açılma” dönemine girdik.

Umalım ki bu yeni dönemde de daha önce 3 kez üst üste tekrarladığımız hataları yine tekrarlamayız. Ve umalım ki gerçekten bir bedensel, ruhsal, sosyal ve ekonomik çöküntüye dönüşme sürecine giren pandeminin bundan sonraki virajlarında yeni kaoslar, yeni savrulmalar yaşamayız.




KISA BİLGİ
KAYIP ORANI YÜZDE 2’Yİ GEÇİYOR 

RAKAMLARA

Yazının Devamını Oku

Hangisi doğru

15 Mayıs 2021
Beslenme önemli, hem de çok önemli bir mesele.

Dikkat edeceğimiz küçük bazı ayrıntılar bile sağlığımızı doğrudan ve derinden etkileyebiliyor. Bu nedenle beslenme söz konusu olduğunda karar verirken daha dikkatli olmakta fayda var. Gelin, sözü daha fazla uzatmadan hemen her gün yapmak zorunda olduğumuz sıradan bazı beslenme seçimleri için önemli olabilecek küçük bazı ayrıntıları yeniden hatırlayalım. Hazırsanız buyurun...



SORU 1
HANGİ SU

Su hayattır! Tamam ama onu daha da zenginleştirmek, neredeyse bir “yaşam iksiri” haline dönüştürmek de yine bizim elimizdedir. Kısacası mesele sadece her gün 8-10 bardak su içmekten ibaret değildir, ayrıntılara da girmek gerekir. Mesela suların sert olanları yumuşak olanlarından daha değerlidir. Zira “sert su” demek kalsiyumu, magnezyumu, alkali gücü daha yüksek su demektir. Suyunuza ekleyeceğiz rendelenmiş portakal ya da limon kabuğu, dilimlenmiş salatalık parçaları öğütülmüş maydanoz, nane, fesleğen kırıntıları hatta bir tutam kadar da tarçın ve/veya rezene o suyu neredeyse bir yaşam iksiri haline dönüştürebilecektir.

Yazının Devamını Oku

COVID-19 bir pıhtılaşma sorunu mu

13 Mayıs 2021
Pandeminin başında bir üst solunum yolu ve akciğer hastalığı olarak kabul edilen COVID-19 enfeksiyonu şimdi “sistemik bir iltihabi hastalık” olarak tanımlanıyor.

Hastalıktan etkilenen sistemlerin en başında da “damarlarımız” geliyor. Araştırma verileri yoğun bakımlarda tedavi edilen her 3 COVID-19 hastasından 1’inde ölüm sebebinin damarlardaki pıhtılaşma süreçlerinden kaynaklandığını gösteriyor. COVID-19 en çok da bacaklardaki toplardamarlarda pıhtılara bağlı tıkanıklıklara yol açıyor. Toplardamarlardaki bu problem “derin ven trombozu” olarak adlandırılıyor. Bu pıhtılardan kopabilecek minicik parçacıklar bile eğer akciğer toplardamarına ulaşırlarsa “akciğer embolisi” dediğimiz, hayatı tehdit edebilecek ağır bir tabloyla neticelenebiliyor. COVID-19’lu bazı hastalarda oluşan “nefes darlığı, yorgunluk, çarpıntı, morarma” kısacası “oksijen azlığı” ile oluşan belirtilerin de nedeni akciğer damarlarında oluşan bu minik tıkayıcı hadiselerdir. Peki, pıhtılaşma sorunları yalnızca akciğerlerde mi oluşuyor? Bu önemli sorunun yanıtını ve bundan sonraki bilgileri gelin işin uzmanından, Prof. Dr. Mustafa Çetiner’den öğrenelim.

DR. Çetiner diyor ki
PIHTILAŞMA HER ORGANDA GÖRÜLEBİLİR
HEMATOLOJİ uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner’e göre, “COVID-19 sadece toplardamarlarda değil, atardamarlarda da pıhtılaşmaya yol açabiliyor. Kalp ve beyin atardamarlarındaki pıhtılar kalp krizi ve inmelere neden oluyor. Saygın bir tıp dergisinde yayımlanan önemli bir makaleye göre ‘inme problemi’ 50 yaşından küçük genç yetişkinlerde bile görülebiliyor. Yine aynı grupta pıhtılaşmayı takiben deride kırmızı döküntülere, el-ayak parmaklarında soğukta donma sonrası oluşan yaralara benzer kırmızı ve şiş yaralara rastlanabiliyor. Kısacası ‘pıhtılaşma meselesi’ COVID-19’un maalesef en tehlikeli ve riskli sonuçlarından biri olarak önümüzde duruyor.” 

SORU ŞUPIHTILAŞMANIN SEBEBİ NE

PROF. DR. ÇETİNER’e göre de daha önceki yazımda belirttiğim gibi esas sorun damarların içyüzünü çevreleyen ve kanın damar içinde sorunsuz akışını temin eden endotel hücrelerindeki iltihaplanma hali, yani “endotelitis meselesi”dir. Virüsün hücrelere giriş kapısı olarak kullandığı ACE2 reseptörleri endotel hücrelerde yoğun olarak bulunuyor. Virüs bu nedenle endotel hücrelerine kolayca girip iltihaplanmaya yol açıyor. Endotel hücrelerinde oluşan hasarlar ise pıhtılaşmayı arttıran bir takım faktörlerin kana salınımını tetikliyor. Neticede, pıhtılaşma hadisesi de anında devreye giriyor. Dahası da var...

Yazının Devamını Oku

Yoksa sorun damarlarda mı

10 Mayıs 2021
Covid-19 enfeksiyonu bizi her gün biraz daha şaşırtmaya, kafamızı daha da karıştırmaya devam ediyor.

Başlangıçta bir “üst solunum yolu”, bir “kulak burun boğaz enfeksiyonu” gibi kabul edip “grip ve nezleyle” mukayese etmeye kalktığımız bu enteresan viral hastalığı kısa bir süre sonra bir “akciğer problemi” olarak da merak ve korkuyla izlemeye başlamıştık. Ne var ki önümüze konulan yeni araştırmalar COVID-19’da problemin çok daha önemli ve çok daha derinlerde olduğunu gösteriyor. Bu yeni bilimsel verilere bakılırsa COVID-19 bir üst solunum yolu ya da akciğer hastalığından çok, hemen her doku ve organı ilgilendirebilen, her doku ve organa saldırabilen dolayısıyla bedenin hemen her yerinde hasara yol açabilen bir damar hastalığı olarak da dikkati çekiyor. Bu yeni bilgiler çok önemli. O nedenle hepimize biraz daha detay lazım. Hazırsanız buyurun...




GÜNÜN SORUSU
COVID-19 ASLINDA BİR DAMAR HASTALIĞI MI

Yazının Devamını Oku