Banu Yelkovan

Banu Yelkovan

banu.yelkovan@gmail.com

65. dakikada uyandılar!

9 Mart 2026
Fenerbahçe, mağlup durumda olduğunu ve maçın ellerinden kaydığını geç fark etti.

İnanılmaz bir maç sonu izledik. Fenerbahçe, büyük bir kısmında kendi evinde geride kabul ettiği karşılaşmanın son dakikalarında uyandı ve değil mağlubiyeti beraberliği bile kabul etmeyeceğini gösterdi.

Önceki günkü derbide şampiyonluk ateşinin yeniden harlanacağı beklentisi gerçekleşmeyip Galatasaray’ın zirvede farkı açması, Fenerbahçe için Samsunspor maçını sadece üç puan değil, sezonun yönünü belirleyebilecek bir eşik haline getirmişti.

Tribünlerin bir kısmı, takımı yalnız bıraksa da bu maçta iki kez geriye düşen takımlarını sonuna kadar desteklemeyi sürdüren, mağlubiyet anlarında protesto etmek yerine golleri kutlayan inançlı bir taraftar grubu vardı.

Bunu ilk golde çok net gördük. 11. dakikada gelen Samsunspor golü soğuk bir duş etkisi yarattıysa da protesto edilmedi, sadece derin bir sessizlik oldu. Kısa süre sonra dakikalar 15’i gösterirken Guendouzi’den gelen gol ise büyük coşkuyla kutlandı.

Samsun’un cevabı da gecikmedi. Ligin yazması en zor isimlerinden, Marius Mouandilmadji 23. dakikada takımını yeniden öne geçirirken sadece takımının değil, kendisinin de ikinci golünü kaydediyordu.

CiDDi TEHDiDi SAYISI AZDI

Maç öncesinde Fenerbahçe’nin savunmada eksiklerine rağmen hücum gücüyle zorlanmayacağını düşünenlerin sayısı az değildi. Samsunspor ise Thorsten Fink geldikten sonra savunmasını toparlamış, son beş resmi maçta gol yememişti. Bu yüzden kontrollü bir maç olacağı düşünülüyordu. Maçın büyük kısmında sahadaki oyun bu görüşleri doğrular şekilde ilerledi. Top iki takım arasında dolaştıysa da ciddi tehdit azdı

Fenerbahçe mağlup durumda olduğunu ve maçın ellerinden kaydığını 65. dakikada fark etmiş gibi birden canlandı. Tempoyu yükseltip baskıyı artırdılar.

Yazının Devamını Oku

Rehavet yorganı kalkınca galibiyet geldi!

1 Mart 2026
Alanya'nın golü Galatasaray'ı uyandırdı.

Beşli savunmayla sahaya çıkan, alanı daraltan ve maça cesur başlayan Alanyaspor karşısında belki ilk yarıda çok pozisyon bulamadı Galatasaray ama ilk 45 dakika bittiğinde biri VAR’dan dönen, iki gol kaydetmişti. Biri resmileşen gollerin ikisi de Torreira’nın asistiyle Boey’den geldi.

Çarşamba günü oynanan Juventus maçının 120 dakikalık fiziksel ve zihinsel yükünü bu maça nasıl taşıyacağı merak konusu olan ev sahibi Galatasaray, maça yorgun gibi başladı, ilerleyen dakikalarda dengeyi kurdu, orta saha mücadelesi şeklinde ilerleyen maçta kontrolü eline aldı.

İlk yarının kırılma anı; kaleyi bulsa sezonun en güzel gollerinden biri olmaya aday pozisyonda, kendi yarı sahasında topu kapan Ui-Jo’nun kaleci Uğurcan’ın önde olduğunu fark etmesiyle denediği aşırtma vuruşuydu kuşkusuz.

RAHAT VE HUZURLU

Uğurcan'ın son anda çizgi üzerinde parmaklarının ucuyla çıkardığı top, kaleyi bulsa belki de devreye geride girecekti Galatasaray ama tam tersi oldu, 45+2’de gelen golle soyunma odasına rahat ve huzurlu girdi.

Daha önce de büyük maçlarda iyi futbol ortaya koyduğuna şahit olduğumuz Alanyaspor, ikinci yarının hemen başında, 49. dakikada Mounie ile skoru yeniden dengeledi ve maçı sıfırladı. Ancak bu gol skoru eşitlerken, Galatasaray’ın üzerindeki rehavet yorganını kaldıran bir alarm sinyali gibi oldu.

Oyunun dengesi Galatasaray’a evrildi. Osimhen’in başı çektiği, baskı yaptığı, çoğunu yarattığı pozisyonlardan birinde, onun röveşatası gol olmadı ama ondan seken top Torreira’nın golü olarak ağları buldu. Osimhen’in maç boyunca aradığı gol 83’te geldi ve maçın skoru netleşti.

Alanyaspor’un da zaman zaman etkili olduğu maçta, Galatasaray belki en göz alıcı futboluu oynamadı. Ama yorgun bir haftanın sonunda hata yapmadı ve haftayı 3 puanla kapatmış oldu.

Yazının Devamını Oku

Kağıt üzerindeki gibi olmadı!

22 Şubat 2026
Galatasaray, görkemli Juventus maçını rövanşını düşünmekten lige aynı konsantrasyonla dönemedi.

Ligde son dört maçını en az üç golle kazanmış, hafta arasında Juventus’u 5–2 ile geçmiş, özgüveni yüksek ve hücum repertuvarı zengin bir Galatasaray’ın, 12 maçtır kazanamayan, 2010-11’den bu yana en uzun üç puan hasretini yaşayan, iç sahada beraberliklere sıkışmış bir Konyaspor karşısında rahat kazanacağını düşünenlerin sayısı az değildi. Her türlü rakam ve istatistiği yanına almış, deplasman maçlarının yarısını gol yemeden kazanmış Okan Buruk karşılaşmaya, Avrupa’nın 10 büyük liginde 73 dakikada 1 gol ortalamasıyla en verimli isimlerden biri olan İcardi ve takımda çift haneli gol katkısına ulaşan dört isimden bir diğeri Yunus’la başladı.

iSTATiSTiKLERLE DALGA GEÇTi

Ama ilk yarı, maç öncesi konuşulan tüm istatistiklerle dalga geçti. Topun oyunda kaldığı süre sadece 27 dakikaydı. İsabetli şut yok, değil korner orta bile yok, tempo hiç yok.

İkinci yarıya iki takım da hamlelerle başladı. Osimhen’in yokluğunda forvetleri çıkarıp kanadı güçlendiren Okan Buruk, Lang’ın derin pası sonrası Sane ile bulduğu golle kilidi açtığını sandı. VAR kararıyla sevinç yarım kaldı. İptal sonrası ilk ciddi tehlike Konyaspor’dan geldi.

iBRE BiR ANDA YÖN DEĞiŞTiRDi

Eren'in sarı kart gördüğü pozisyonun ardından kullanılan serbest vuruşta Deniz Türüç kaleyi yokladı. Bir anda rahat galibiyet senaryosu yerini “acaba mı?” sorusuna bıraktı. Maçın ibresi bir anda yön değiştirdi.

Dakika 75’te Deniz Türüç’ün kornerinde Adil skoru 1-0 yaptı. Galatasaray denge ararken Bardhi-Kramer işbirliği farkı ikiye çıkardı. Teknik direktörler arasındaki satrancı bu kez İlhan Palut kazandı; Okan Buruk’a karşı kötü karnesine bir galibiyet ekledi.

Galatasaray, Avrupa’daki görkemli gecenin ardından o maçın rövanşını düşünmekten lige aynı konsantrasyonla dönemedi.

Yazının Devamını Oku

Bundan daha iyisi olamazdı!

14 Şubat 2026
Trabzonspor-Fenerbahçe maçı haftasında ve Juventus maçı öncesinde kazanmak çok önemliydi.

Bazı maçlar ilk golle başlar, bazıları ilk golle biter. Galatasaray–Eyüpspor karşılaşması henüz oyun yerleşmeden, dakika 2’de Osimhen’in hazırladığı pozisyonda Yunus’un golüyle 1-0 başladı. Evinde farklı kazanmaya iyiden iyiye alışan Galatasaray, cuma akşamı trafik saatine rağmen tribünleri dolduran seyircisini erken rahatlatsa da ikinci gole kadar beklendiği kadar pozisyon zenginliği izletmedi. Ta ki dakika 33’te İcardi sahneye çıkana kadar. Arjantinli golcünün golü, taraftarı sarmaya başlayan ‘Golü iyi ki erken bulmuşuz’ hissini dağıttı.

Okan Buruk’un maça hem İcardi hem Osimhen’le başlaması aslında niyetini baştan anlatıyordu. Düşme hattına yakın, deplasmanda zorlanan ama oyunu çirkinleştirmeyen Eyüpspor’a karşı kafasındaki plan belliydi. Sezon boyunca lig maçlarının yüzde 62’sinde üç ve üzeri gol atan, iç sahada kazandığı sekiz lig maçının tamamında en az üç gol bulan bir takım için doğrusu bu fazla riskli bir tercih de değildi.

iCARDi FORMUNU BULUYOR

İkinci yarı başladığında Galatasaray artık rahatlamıştı. Dakika 48’de İcardi bir kez daha golü bulduğunda rakibin direnci tamamen kırıldı. Bedirhan’ın 38. dakikadaki kırmızı kartı sonrası ibre daha da açıldı. Dakika 70’te gelen üçüncü İcardi golü, sadece skoru büyütmedi; bir konunun da altını net olarak çizdi: İcardi formunu buluyor. Ceza sahası içindeki zamanlaması, topsuz koşuları ve doğru yerde olma alışkanlığı geri dönmüş durumda. Eyüp’ün tek sayısı Metehan’dan geldiğinde skor 4-1’e gelse de maçın hikâyesi çoktan yazılmıştı. Son sözü ise Onguene’nin kendi kalesine attığı gol söyledi.

EKSiK KALAN TEK ŞEY

Galatasaray için gecenin eksik kalan tek detayı, iki asistine rağmen Osimhen’in golle buluşamamasıydı. Yine de skora da oyuna da etkisi belirleyiciydi. Trabzon ile Fenerbahçe’nin birbirleriyle oynadığı haftada hata yapmamak, Juventus maçı öncesi moral bulmak önemliydi.

Asıl dikkat çeken nokta ise kadro derinliği. Galatasaray’ın ilk 11’i hep güçlüydü ama artık değişikliklerden sonra oyunun düşmemesi, kulübenin de yarışın içine girdiğini gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

Galatasaray'da cevap bekleyen çok soru var!

25 Ocak 2026
Sarı-kırmızılılar, Karagümrük deplasmanında 3 puan almayı başardı ama...

İki Şampiyonlar Ligi maçı arasına sıkışmış, lig sonuncusuyla oynanan bu maç daha başlamadan hükmünü giymişti. Kimi için üç puan cepdeydi, kimi içinse tam da bu yüzden tehlikeliydi. Oynanan 90 dakika, bu iki öngörünün de aynı anda nasıl doğru olabildiğini gösterdi.

Maçın henüz 31. saniyesinde Sara’dan gelen gol bir rekordu. Galatasaray skoru erkenden alınca, oyunu da aldığını sandı. Öyle olmadı. Haftalardır –tam olarak 9 Kasım’daki Konyaspor maçından bu yana– galibiyet yüzü görmeyen Karagümrük, 27. dakikada Barış Kalaycı’nın golüyle yalnızca skoru eşitlemedi; maçı da yeniden başlattı.

TOPSUZ OYUNDA YOKTU

Devre arasına girilirken, topla oynama yüzdesi dışında hiçbir istatistiği elinde tutamayan lig lideri; gol pozisyonu üretmekte ve orta sahayı kontrol etmekte zorlanıyordu. Atletico Madrid maçındaki futboldan pek eser yoktu. Aynı motivasyon seviyesinin olmamasını anlayışla karşılamak mümkün olsa da koşu mesafelerindeki isteksizliğin çok açıklaması yoktu. İlk yarının son dakikalarında Galatasaray’ın kullandığı bir korner sonrası hızlı çıkan Karagümrük’ün yarattığı tehlikeyi savunmadan bir isim değil Yunus’un önlemesi, geriye koşu refleksinin de aksadığının göstergesiydi. Galatasaray topa sahipti ama topsuz oyunda pek evde yoktu.

VE OSiMHEN LiGE DÖNDÜ

"Galatasaray ne yapacak?” ruh hâliyle başlayan ikinci yarıda bu soru uzun süre cevapsız kalmadı. Tekrar sahneye çıkan Sara’nın iki savunmacının arasından yükselip vurduğu kafa golü, bireysel zamanlama ve kaliteyle geldi. Sadece birkaç dakika sonra İlkay’ın ortasında arka direkte topu göğsüyle indirip sert bir voleyle ağlara gönderen Osimhen, lige döndüğünü dosta düşmana ilan etti.

Galatasaray, kazanmamasının büyük sürpriz olacağı maçı kazandı. Ancak bu galibiyet, zor bir deplasmanda alınmış kritik üç puandan çok, hâlâ cevap bekleyen soruları görünür kılan bir 90 dakikanın sonunda geldi. Manchester City maçı öncesinde merkezden oyun kurma, topsuz oyundaki süreklilik ve ilk yarılardaki kırılganlık üzerine düşünmek için ise çok fazla vakit de yok.

Yazının Devamını Oku

Tempolu geçen bir gladyatör dövüşü!

22 Ocak 2026
İki tarafın da son dakikaya kadar bırakmadığı bir maçtı.

Galatasaray için böyle geceler yeni değil. Avrupa’nın en güçlü ekiplerini İstanbul’da ağırladığı maçlar, yıllardır sadece skorla değil atmosfer ve hikâyesiyle de anlatılıyor. Okan Buruk’un da söylediği gibi, “Bu Galatasaray’ın tarihinin bir parçası.” Rakip de boş değil, son 15 yıldır istikrarın ve rekabetçiliğin simgesi haline gelmiş Atletico... Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde ilginç iki istatistik var: Bir yandan maç başına 3.21’den 3.38’e yükselmiş gol ortalaması rekor, diğer yandan ortalama galibiyet farkı 1.77 gole düşmüş durumda. Yani daha çok gol olsa da maçlar daha dengeli ve artık hiçbir sürpriz, sürpriz değil. Belki de Galatasaray–Atleti eşleşmesinin neden bu kadar sert ve tempolu başladığının açıklaması bu ikinci istatistikte saklı. Beraberliğin iki takıma da tam olarak yaramayacak olması da bir başka sebep tabii. Maç, Okan Buruk’un böyle maçlarda sıkça tercih ettiği yüksek presle başladı. Çok tempolu bir gladyatör dövüşüne benzeyen başlangıçtan sadece dört dakika sonra Matteo Ruggeri’nin ortasında Giuliano Simeone golü kaydetti. Atlético, profesyonel bir soğukkanlılıkla çok erken öne geçti.

PRES, GOL GETİRDİ

Gol, ilginç şekilde ne Galatasaray’ı ne taraftarı etkiledi. Geriye düşmeyi bekliyormuş ve buna hazırlıklıymış gibi devam etti herkes, kimse oyundan kopmadı. Dakika 20’de bu tavır meyvesini verdi. Sané’nin sağdan içe kat edip Sallai’yi çizgiye indirmesiyle başlayan atak, ‘Biz bu takıma nasıl gol atacağız?’ diye düşünmeye başladığımız bir anda Llorente’den geldi. Skor tabelası ‘kendi kalesine’ yazıyordu ama bu gol, Galatasaray’ın presinin sonucuydu. Bu sezon Şampiyonlar Ligi karakterini özetleyen yüksek tempolu, düşük hata toleranslı ve iki tarafın da son dakikaya kadar oyunu bırakmadığı maçı, Galatasaray kalesini abluka altına aldıkları 80’li dakikalardaki pozisyonlardan biri kaleyi bulsa Atletico, 90+4’te Sara’nın kaçırdığı gol kaleye girse Galatasaray kazanabilirdi. Maçtan önce 1 puan herkese iyi görünüyordu, maçtan sonra kimseye yetmedi.

Yazının Devamını Oku

Meğer Musaba Samsunspor'un 'Samson'uymuş!

7 Ocak 2026
Fenerbahçe'nin yeni transferi eski takıma karşı müthiş oynadı.

Maçtan önce sakatlar, cezalılar, milli takımdakiler derken Tedesco’nun işinin zor olacağını, kadro darlığının oyun planını etkileyeceğini düşünenler vardı. Ama gücünü saçından alan mitolojik kahraman Samson gibi, Samsun’un da gücünün büyük bir kısmı yakın zamanda Fenerbahçe’ye kaptırdığı Musaba’dan geliyormuş demek ki ilk yarıda hiçbir varlık gösteremediler. Musaba yeni takımıyla eski takımına karşı çok iyi oynadı, iki asistle süslediği futboluyla maça damgasını vurdu ve karşılaşmanın yıldızı oldu.

Savunma arkasına sarkarak ceza sahası içinde Kerem’le buluşturduğu top maçın ilk golü olarak ağları bulduğunda dakikalar daha 4’ü gösteriyordu. Maçın çekişmeli geçmeyeceği o an kendini belli etti.

Kupa formatı gereği bir gün önce Gaziantep’te oynanan Galatasaray-Trabzon maçının ardından bu maça da Adana ev sahipliği yaptı. Bu takımları her zaman izleme şansı bulamayan şehirlerdeki futbolseverlerle buluşturmak iyi fikir de Passolig’lerinde Gaziantep ya da Adana yazdığı için o futbolseverler bu maçlara gidemeyecekse ve şehirlerinde izleyebildikleri tek şey kapanan yollar ve kilit olan bir trafik olacaksa bunun ne anlamı var?

KIRMIZI KART BiTiRDi

Samsun ikinci yarıya üç değişiklik ve diri futbolla başladı. Dengeyi kurdular ama bunu net pozisyonlara tahvil edemediler. Başa baş sürdürdükleri oyun, 67. dakikada Duran’ın ayağından gelen golle fark ikiye çıktığında değil, 78’de Makoumbou’nun Kerem’e yaptığı sert müdahalenin ardından atılmasıyla koptu. 

Yazının Devamını Oku

Beşiktaş için çok anlamlı bir zafer!

24 Aralık 2025
Banu Yelkovan'ın kaleminden...

Eksikler, cezalılar, sakatlar, Afrika Kupası’nda olanlar, teknik ekipten izin alarak ülkesine gidenler derken; iki teknik direktörün yedek kulübesine bakmaktan çekindiği bir maç izledik. Üstelik bu karşılaşma, sezonun belki de en hatırda kalan maçlarından birinin rövanşıydı. Tüm bu şartlar altında her iki takım da sahaya koyabilecekleri en iyi oyunu ortaya koydu ve 2025’in son derbisine yakışan, yüksek tempolu ve heyecanlı bir mücadele izletti.

GELENEĞi BOZMADILAR

Kimin kimi daha eksik yakaladığı, kimin daha formda olduğu bu maç özelinde elbette tartışılabilir. Ancak futbolun aktörlerinin futbol dışı gündemlerle anıldığı bir dönemde, tribünleri dolduran taraftarın da sahadaki oyuncuların da kendilerini tüm bu gürültüden soyutlayarak bu maçı böyle oynayabilmeleri bile başlı başına takdire şayandı. Tarihsel olarak şartlar ne olursa olsun yüksek heyecan ve kaliteli futbol vadeden derbi, bu kez de geleneği bozmadı.

BAŞROLDE VACLAV CERNY

Fenerbahçe, sahasında kazanmak, Beşiktaş belki de sezonun en önemli hedefi kupada hata yapmamak istiyordu. İlk yarıda iki gol geldi. Birinci gol, Abraham’ın pasıyla ceza sahasında buluşan Vaclav Cerny’nin dar açıdan yaptığı bilardovari vuruşla ağları buldu. Fenerbahçe Mert Müldür’ün ceza sahasında yerde kaldığı pozisyonda VAR incelemesi sonrası kazanılan penaltıyla, Asensio’nun ayağından eşitliği yakaladı.

SERGEN HOCA ‘ENTERESAN’ DEMiŞTİ

İkinci yarıda önce Fenerbahçe’nin, ardından Beşiktaş’ın penaltı beklediği pozisyonlarda hakem Oğuzhan Çakır incelemeye gerek duymadı. Maç bu skorla bitecek derken, Symanski’nin kaybettiği top sonrası 90+1’de sahneye bir kez daha Cerny çıktı ve skoru belirledi.

Maçtan önce kupadaki ilk maçlarının bir derbi olmasını “enteresan” bulduğunu söylemişti Sergen Yalçın. Ancak gruptaki herhangi bir diğer takımla oynasalardı, tam devre arası öncesi gelen bu galibiyet bu kadar anlamlı olmayacak, onu bu kadar rahatlatmayacaktı.

Yazının Devamını Oku