GeriOnur BAŞTÜRK Mabel Matiz’in yeni klibi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mabel Matiz’in yeni klibi

Mabel Matiz’in “Toy” adlı yeni şarkısı ve klibine dair YouTube’daki en çarpıcı yorumlardan biri şöyle:Postmodern bir ilahi gibi.Gerçekten de şarkıda öyle bir hava var.

Yanı sıra bir de şunlar:
◊ “Toy”, Mabel Matiz’in aynı havayı taşıyan “Mendilimde Kırmızım Var” videosunun bir tür devam filmi gibi.
◊ Mabel Matiz, Anadolu’nun farklı bölgelerini ve etnik motiflerini kliplerinde bolca kullanarak Türkiye tanıtım elçisi gibi çalışıyor.
Bu kez de Fethiye’deki Kayaköy’de çekmiş klibi.
◊ Doğrusu Türkçe pop videolarında semazen görmeye alışkın değiliz.
Bu anlamda bu video bir ilk diyebiliriz.
◊ Videodaki semazenlerin başında Uzakdoğu stili hasır şapkanın beyaz bir versiyonunun olması elbette dikkat çekici.Yanı sıra semazenlerin eteklerinde led ışık olması da...
Her iki yenilik de ilginç...
Ama şunu inkâr edemeyiz:
Sonuçta yapılmayan bir şeyi gerçekleştirmiş Matiz.
En baştan beri kendi müzik ve video stilini inşa etmeye çalıştığı için Toy videosu da bu anlamda hiç sırıtmıyor.


Öz’ü ancak biçimden
özgürleşerek bulabiliriz

Mabel Matiz’e “Toy şarkısı ve videosu neyi anlatıyor?” diye sordum, şöyle yanıt verdi:
“Toy, insanın hikâyesi..
Kırılan, düşen, zorluklardan geçen, ama bir şekilde yoluna devam eden...
Daha iyi bir versiyonuna ulaşana kadar ve hatta ulaştıktan sonra da...
Belki zamanla yolun bizzat kendisine dönüşen...
Bir kendini gerçekleştirme hikâyesi..
Bu noktada yolcunun nasıl göründüğü, hangi biçimde tezahür ettiği değil onu tanımlayan. Yoluyla, kendiyle ve dolayısıyla dünyayla kurduğu ilişki asıl meselesi. Şarkı ve klip bunlardan söz ediyor.
Öz’ü ancak biçimden özgürleşerek bulabileceğimizden...”

Pardon, kan grubunuz neydi

Eğer kan grubunuz Rh negatif ise Google hazretlerine tıklayınca karşınıza çıkan şu tarz komplo teorilerine, hayal gücü yüksek bazı tatlı iddialara mutlaka denk gelmişsinizdir:
Rh negatif olanlar bu dünyadan değil, kesin uzaylı...
Çünkü insanların yüzde 85’i Rh pozitif grubundan, sadece yüzde 15’i ise Rh negatif...
Rh negatifliler daha zeki...
Rh negatif kanı olanlar insan türüne paralel bir ırka mensup...
Teoriler böyle coşarak taşarak devam ediyor.
Rh negatif grubundan olunca -ne yalan söyleyeyim- insanın hoşuna gidiyor arada bir böyle şeyler okuyup üzerine geyik yapmak...
Bir tür kan grubu magazini yani.
Gel gör ki kan grubu ve Covid-19 ilişkisi üzerine gayet ciddi yayın organlarında şu araştırma haberleri çıkmaya başladı.
Özetle şöyle deniliyor:
Covid-19 bazı insanlar üzerinde ölümcül olurken bazıları o kadar etkilenmiyor.
New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan son
araştırmaya göre, Covid-19 kan grubu A olan kişilerde diğer kan gruplarına göre yüzde 50 daha şiddetli seyrediyor.
Kan grubu 0 olanlarda ise enfeksiyonun şiddeti, diğer gruplara göre yüzde 50 oranında daha düşük...
Danimarka ve Kanada’da yapılan iki araştırma da kan grubu 0 olan kişilerin koronavirüse yakalanma ve hastalığı ağır geçirme riskinin daha az olabileceğini göstermiş.
Bunları okuduğumdan beri herkese kan grubunu sorar oldum.
Sıfır grubuysa sempatim katlanarak artıyor tabii.
Elde değil. Kan çekiyor.

Kabin evinize misafirliğe gelecektik...
Mabel Matiz’in yeni klibi
Pandemiyle beraber sıkça duymuşsunuzdur, “Bahçeli evlere ilgi arttı” cümlesini.
Bahçeli evin açılımı malum:
Herhangi bir izolasyon durumunda açık havadan daha çok yararlanma imkanı sunması...
Aslında bu bir başlangıç.
Hani pandemiyle beraber “Doğaya dönüş olacak” diye her yerde okuduk yahut böyle laflar işittik ya. Doğaya dönmek elbette güzel bir tanımlama ama herkesin öyle pat diye yapabileceği bir şey değil.
O zaman doğaya nasıl dönülecek?
Ev kültürünün yavaş yavaş değişmesiyle.
Halihazırda bir kabin ev kültürü zaten var.
Doğanın ortasında, bulunduğu yerden her an başka yere götürülmeye hazır, yani mobil durumdaki ahşap/metal malzeme karışımı kabin evler.
Daha küçükleri de var.
Hatta onların “Tiny House Movement” olayı dahi var, yani küçük ev hareketi.
Sadece metrekare olarak değil, yaşam tarzını da tam olarak küçültmekten, basitleştirmekten bahsediyor bu hareket.
Mesela thetinylife.com sitesinde özetle diyor ki:
Hayatını küçült, daha çok özgürleşeceksin!
Bunu sadece felsefi anlamda da söylemiyorlar; kabin ne kadar küçükse inşa etmek için kullanacağın malzeme o kadar azalıyormuş, vesaire...
Bizde kabin ev kültürünün gelişmesi ise zor.
Hatırlayın, çekyat kültüründen geliyoruz.
Misafir, eş dost, akraba için yatak bulundurulan geniş evlerden kabin evlere geçmek için bin ışık yılı kadar zaman gerekebilir.

X

16 yıllık restorandan çok şık bir adım

İstanbul’da alışık olmadığımız şeylerden biri de uzun ömürlü restoranlar.


Tepebaşı’ndaki Çok Çok Thai o restoranlardan biri.
Dile kolay, 16 yılı doldurmuşlar.
Bu bilgiyi de Çok Çok Thai’ye gittiğimde değil, bu grubun yeni açtığı restoranda öğrendim, Çok Çok Pera’da.
16 yıllık eski restorana çok yakın mesafede, Soho House’un yanı başında açılan Çok Çok Pera’nın tarzı hayli farklı.
Daha fine-dining, daha ağır ve daha şık.
Üstelik bulunduğu tarihi binadan dolayı mekan bölüm bölüm ilerliyor, sürprizli.

Yazının Devamını Oku

Uber’de ismini Arapça yapmak

İstanbul’daki taksi problemimiz bitmedi, devam ediyor.


En son bir arkadaşım, Uber’deki ismini Arapça bir isimle değiştirdiğini söyledi.
Bir türlü taksi bulamayıp canına tak edince ve “Gör bak, bazen işe yarıyor” diye çevresinden duyunca, böyle bir yönteme başvurmuş.
Sonuç?
Evet, işe yaramış. Uber’den bir tane taksi bulmuş. Ama taksici gelmeden önce uygulama üzerinden mesaj atarak, belirtilen konuma 100 liraya gideceğini yazmış.
“Ne yapayım, o an mecbur kaldım ve 25 lira yazacak yere 100 liraya gitmeyi kabul ettim” diyordu arkadaşım.
Bunu yapmaya mecbur kalmasından da nefret ediyordu tabii.

Yazının Devamını Oku

Fırtına günlüğü

Bu son şiddetli lodos fırtınasında bir kez daha gördük ki...

Sokaklar asla güvenli değil.
Hele inşaat olan yerlerden kesinlikle geçmemeli.
Her an bir şey uçabilir, kafaya düşebilir.
Çatalca’daki gibi “yapı sorumluluğu” sıfır, ucube bir saat kulesi de devrilebilir...
Ben bu fırtınada en çok Hayko Cepkin’e özendim ve “Şehirde ne yapıyoruz böyle?” oldum. Hayko, Ege’deki evinde fırtınayla imtihanını bize bahçe kamerasından izlettirdi.
Fırtınadan dolayı uçamayan serçeyle olan konuşması pek şahaneydi.

Odunpazarı’ndaki sergi

Maziye Bakma Mevzu Derin...

Yazının Devamını Oku

Ünlü parfümün 100. yılına özel tasarım

Beyonce’nin meşhur Formation Tour’unda herkesin hayranlıkla izlediği sahne tasarımı ona aitti. 2018 Coachella’sında, The Weeknd’in dijital heykelle göz dolduran sahnesi de onun eseriydi.

Zaten daha önce U2, Kanye West, Billie Eilish ve Adele için de setler tasarlamıştı.

Louis Vuitton’un 2020 sonbahar kış koleksiyonu için hazırladığı defile tasarımı ayrıca müthişti.

İngiliz sanatçı ve tasarımcı Es Devlin’den bahsediyorum.

Devlin, son dönemin dikkat çeken isimlerinden.

Popüler kültür alanında işler yapıyor gibi görünse de, yelpezesi çok geniş.

En son Londra Tasarım Bienali için yaptığı değişim için orman adlı tasarımı konuşulmuştu.

Devlin şimdi de dikkat çekici bir başka işe imza atmaya hazırlanıyor:

Yazının Devamını Oku

‘Aşk lazım değil’ mi gerçekten?

Önerme ummadığımız yerden, Sezen Aksu’dan geldi. Son şarkısıyla aşktan ve getirdiği olası acıların tarafında yer almıyor Aksu. Peki ama neden?

Demo kayıtlarını sessiz sedasız YouTube kanalından yayınlamaya devam ediyor Sezen Aksu.
O şarkılardan sonuncusu cuma günü düştü ortamlara: “Belki de Aşk Lazım Değildir”.
Aslında bu şarkıyı Sertab Erener son albümünde söylemişti.
Ama şimdi sahibinin sesinden dinlemek daha farklı ve anlamlı oldu.
Çünkü 2019 tarihli şarkıdaki önerme hayli beklenmedik yerden.
“Belki de aşk lazım değildir, sıcacık bir el yeter, kimse ölmez aşktan maşktan, öyle gelir” diyor Sezen Aksu şarkıda.
Oysa yıllarca “Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk” dememiş miydi?

Yazının Devamını Oku

Anadolu yakasında bir Bangkok havası

Anadolu yakasında oturan arkadaşlarım dedi ki; “Hadi bu tarafa geç, seni nefis bir yere götüreceğiz”.

Trafikten tırstığım için erkenden geçtim. Ama bu kez de fazla erken oldu galiba!
Çünkü buluşma saatimize 2-3 saat filan vardı.
Aradaki zamanı Ataşehir’de açılan Han Spaces içinde bilgisayara gömülerek geçirdim.
2 saat sonra da kendimi Koşuyolu’ndaki Kaen’de buldum.
Mekanın ahşap tarzı, tavrı ve arkadaki bahçesi sebebiyle bir an kendimi Bangkok’ta gibi hissettim.
Orada gittiğim birkaç mekanı anımsattı Kaen: Sıcak, samimi ve tropikal.
Kaen’in suşi seçenekleri de çok fazlaydı.

Yazının Devamını Oku

Keşke İstanbul’un da bir sanat deposu olsa

İş insanı ve koleksiyoner Öner Kocabeyoğlu’yla, bugüne kadar topladığı sanat eserlerinin bir kısmının yer aldığı Nişantaşı’ndaki Papko Art Collection’da sohbet ederken öğrendim.



Aslında topladığı eserlerin büyük kısmı bir depoda muhafaza ediliyormuş.
“Keşke orayı da görsem” deyince, “Çok fazla karışık” dedi Kocabeyoğlu.
Bunun üzerine bir “keşke” dileğinde daha bulundum:
“Keşke Rotterdam’daki Museumpark’ta açılan sanat deposu gibi bir yerimiz olsa”.

Yazının Devamını Oku

Peki ya bunlar gerçek olursa?

Her yıl bu zamanlar komplo teorisyenleri The Economist dergisinin 2022’ye dair öngörüler içerdiği söylenen bol sembollü kapağını alır, tartışır, “Bakın şunlar şunlar olacak” diye analiz yapar.

Aslında ünlü derginin bu komplolu kapaktan daha ilginç başka bir geleneği daha var.
O da geleceğe dair olası senaryoların yer aldığı “What If?” bölümü.
Bu bölümdeki senaryoların her biri kurgu.
Ama The Economist bu senaryoların temelinin tarihsel gerçeklere, güncel spekülasyonlara ve bilime dayandığını da not düşmeden geçmiyor.
Bu yılki senaryolardan bazıları şöyle:
◊ Ya bir yapay zeka Nobel Tıp Ödülü’nü kazanırsa?
◊ Ya ölümcül bir sıcak hava dalgası Hindistan’ı vurursa?

Yazının Devamını Oku

‘Expat’ şehrinde yaşama halleri

Doha’nın popüler açık hava barı Iris’te, bir süredir bu şehirde yaşayıp çalışan kadın arkadaşlarımla müzik eşliğinde salınıyoruz.

Bir süre sonra kendini müziğin ritmine kaptırmış bir adam yanımıza doğru süzülüyor.

Arkadaşlarımdan biriyle dans etmek istiyor.

Arkadaşım nazik bir şekilde “Hayır” yanıtını verince adam da gülümseyip kibar bir şekilde uzaklaşıyor.

Haliyle, “Keşke İstanbul’da da şöyle net bir flört ortamı olsa” diyorum.

Buradaki kendiliğinden medeni flört ortamının nedeni, ortamın Birleşmiş Milletler gibi oluşu. Bu her milletten insan ise tek bir ortak amaç için şehirde:

Daha iyi para kazanmak ve daha iyi yaşamak.

Tıpkı ‘expat’ların yoğun olduğu Dubai ve Singapur’da olduğu gibi...

Doha’da da expat’lar çoğunluk ama kuralları onlar belirlemiyor tabii.

Yazının Devamını Oku

Çöl ortasında moda kültürüne şık bir bakış

Doha’nın Nişantaşı’sı olmaya aday yeni semtinde Dior’un dünyayı dolaşan meşhur sergisini yakalayıp popüler kültüre tatlı bir bakış fırlatıyoruz bugün.

1947 yılının kasvetli Paris’i...
Batıl inançları çok kuvvetli olan 42 yaşındaki Christian Dior, ilk koleksiyonunu Avenue Montaigne’deki bir malikanede hazırlamaya başlamadan önce sokakta metal bir yıldız bulur ve bunun iyiye işaret olduğunu hisseder.
Dior’un batıl inancı doğru çıkar. Çünkü ilk koleksiyonu hayal edebileceğinden çok daha fazla bir başarıya ulaşır.
Öyle ki, Dior’un adı kısa süre sonra Paris’in cazibesiyle eş anlamlı hale gelir.
Hikâyenin çıkış noktası böyle. Abartılı ya da değil.
Ama zaten modanın kendisi bu ikilem arasında gidip gelmiyor mu?
Bana kalırsa, her daim!

Yazının Devamını Oku

2022’de ‘daha az ama iyi seyahat’

Her yılın sonuna doğru büyük otel zincirleri, turizm şirketleri ve turizm birlikleri yeni yılın seyahat trendlerini açıklar, trend destinasyonları belirler.

Elbette herkes trend olacak durumları kendine göre yorumlayıp yönlendirme yapar.
Ama bu yıl ortak bir payda var.
WTTC’den (Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi) Hilton’a kadar tüm 2022 seyahat raporlarında rastlanan tanım şu:
Daha az ama iyi seyahat.
“İyi seyahat”ten kastedilen şey, seyahat süresinin daha uzun ve içeriğinin daha dolu, daha anlamlı, daha kaliteli hale gelmesi...
Bir başka üzerinde durulan tanım ise “sürdürülebilir seyahat”.
Evet, sürdürülebilir kelimesi çok fazla kullanılıyor ve bu yüzden de anlamını yitirmek üzere.

Yazının Devamını Oku

Hayat geçiyor perde perde

Pazar gecesi bol nağmeli bir canlı müzik ortamının içine düştüm.


Çünkü sahnede son dönemin en popüler gruplarından Sakiler vardı.
Levent’teki La Boucherie’nin açılış gecesinde çıkan Sakiler’i popüler yapan cover şarkı malum, Pinhani’nin “Dünyadan Uzak” adlı hiti.
Elbette grup bu şarkıyla açılış yaptı ve sonrasında peş peşe ‘damarlarla’ dertli kuyulara düşürdüler herkesi. Hakan Altun’dan başlayıp herkesin bir yerden bildiği, mırıldandığı meyhane alaturka ve arabeskleri sıraladılar.
Sakiler’i dinleyenler arasında Fırat
Çelik de vardı, Birkan Sokullu’yla sevgilisi Eda Gürkaynak da...
Bir başka masada Aybüke Pusat, menajeri Önem Günal’la oturuyordu.

Yazının Devamını Oku

Kimse flört etmeyi bilmiyor

Bir sosyal ortam kelebeği olduğumdan bazen bir köşede öylece duruyor ve insanları gözlemliyorum.

Gün gelip de bir gözlem raporu hazırlasaydım gecelerle ilgili, herhalde baş köşeye “flört edememe” halini koyardım.
Bu konuda uzman olduğumdan filan değil, sadece kadınlar ve erkeklerin flört edeceğim derken birbirlerini ne kadar yanlış anladığına şahit olduğumdan...
Genelde şöyle oluyor:
1- Erkek kendine göre normal ama bir kadına göre fazla aceleci davranıyor.
Kadınla bakışır bakışmaz onun yanına gelip bir şekilde tanışmak istiyor.
Eğer kadının yanında arkadaşları varsa, o an bittiği an.
Kadın, adamı arkadaş grubunun içinde nazikçe tersliyor.

Yazının Devamını Oku

Bir Türkiye masalı: Hülya ve Tanju

Meşhur aldatma dizisi “The Affair”in yerlisini çektiler biliyorsunuz. Yakında gösterilecekmiş.



Yapımcıların bu tür hikâyeleri bile uzaklarda arayıp adaptasyon peşinde koşmalarına şaşırmamak elde değil.
Oysa geçmiş zaman Türkiye’sinde ne örnekler var.
En çılgın örneği malum; Hülya Avşar ve Tanju Çolak aşkı.
Şimdilerde bu eski aşk yeniden gündemde. Elbette Hülya Avşar sayesinde.
Bir talk şovda şöyle bir demeç topu yuvarlayarak eski defterlerin yeniden açılmasına neden oldu Avşar:

Yazının Devamını Oku

Şehrin yeni İtalyan lokantası

Şehrin yeni İtalyan lokantası Terrazza’nın şefi Claudio Chinali 11 yıl önce gelmiş Türkiye’ye.

“Hatırlarsınız, Happily Ever After’daydım” dedi Meryem Uzerli gibi kırık ama akıcı, sempatik Türkçe’siyle.
Aslen Napolili ama uzun süredir bizden biri, yani İstanbullu olan Claudio, Terrazza’daki yemekleri şu ana fikirden yola çıkarak hazırladığını söylüyor:
“Masaya gelen her tabak, topraktan başlayıp incelikle ve emekle örülen upuzun bir zincirin nihai halkası”.
Şef Chinali’nin üzerinde durduğu bir başka şey de, İtalyan geleneğiyle hazırladığı günlük ev yemeklerinde Türkiye’nin farklı bölgelerinden topladığı yerel malzemeyi kullanması.
Bu yüzden bir makarnayı sunarken, “İçindeki şu ürün Antakya’dan geldi” diyor heyecanla.
Peki Zorlu Center’daki Eataly içine konuşlanan Terrazza nasıl bir ambiyansa sahip?
Sade, sıcak, samimi bir havası var diyebilirim.

Yazının Devamını Oku

Bahar Korçan: Hep hikâyenin peşinde koştu

Bahar Korçan sadece bir moda tasarımcısı değildi.

Aynı zamanda sıkı bir hikâye anlatıcısıydı.
Her koleksiyonu bir felsefeye, bir sorgulamaya dayanır, kıyafetler aracılığıyla bize yeni hikâyeler sunardı.
Şairdi de... Bahar Korçan kreasyonundan bir ürün aldığınızda içinden onun yazdığı bir şiir çıkması en özel sürprizlerden biriydi.
Modayı sanat gibi gördüğü için defilelerini de buna göre düzenliyordu.
Beyhan Murphy ile çalıştıktan sonra opera, bale ve tiyatro kostümlerine yönelip bu alanda üretmeye başlaması bu nedenle sürpriz değildi, olması gereken “olmuştu”.
Çünkü hikâyenin peşindeydi Bahar Korçan.
Ona esas cazip gelen oydu.

Yazının Devamını Oku

Dizi diyarlarına kanepeden bakış

Hava sisli, puslu. Ortamda bir dizi havası.


Zaten hem yeni dizi çok hem de günde bir dizi bitirmek artık olağan bir rutin.
O zaman bugün sosyal hayat ortamlarından değil, kanepemden yayılarak bildireyim.
İzlediklerimden aklımda kalanların özeti şöyle...
INVASION: İSTİLAYA FARKLI BAKIŞ
Uzaylı istilasını konu alan yapımlarda genelde aksiyon bellidir:
Uzaylıların yıkıcı marifeti bol bol sergilenir, her yer karışır, arabalar son sürat sürülür ve tabii insanlar kaçışır.

Yazının Devamını Oku

Yerli ve arabesk bir ‘Pet Shop Boys’

Kurtuluş Kuş ve Burak Bulut.Onlar için yazın ortasından bu yana en çok dinlenen ikili desem yanlış olmaz.

Son 5 ayda peş peşe çıkardıkları şarkıların sadece YouTube dinlenme oranları bile göz kamaştırıcı:
- Sevmedim Deme (157 milyon)
- Nabız (100 milyon)
- Baba Yak ( 46 milyon)
Son şarkıları “Herkes Duydu” aynı şekilde hızla dinlenme rekoru kırdı, YouTube trendlerde şu anda 1 numara.
Kurtuluş ve Bulut ikilisi aslında bir proje.
Yılların Pet Shop Boys ikilisi Neil Tennant ve Chris Lowe gibi elektronik eşya satan bir mağazada tanışıp arkadaş olmamışlar.

Yazının Devamını Oku

Ona asla durmaktan bahsetmeyin!

Fotoğraflar şahane. Bir hikâyesi var. Prodüksiyon iyi. Kısa filmi bile var. Söyleşide ise bol atışma ve nefis, altı çizilesi cümleler. Madonna ve oyun yazarı Jeremy O. Harris’in V Magazine için gerçekleştirdiği çarpışmaya buyurun...

Madonna Forever.
V Magazine’in son sayısının kapağında yer alan Madonna için kullanılan başlık böyleydi.
Biz yıllardır “Ajda Forever” diyorduk zaten, şimdi Madonna da o statüye erişti.
Dergideki fotoğraflar kadar, ki onun ayrı bir hikâyesi var, Madonna’nın söyledikleri de dikkat çekici. Söyleşiyi yapan Jeremy O. Harris ünlü bir oyun yazarı. “Slave Play” en çok bilinen oyunu.
Madonna ve Harris son yıllarda çok tartışılan “cancel culture”, yani iptal kültürüne değinmişler röportajda.
Cancel kültürü aslında bizim buralardaki linç kültürünün akrabası, hatta aynısı.
Özeti şu:

Yazının Devamını Oku

Negatif PCR testiyle girilen yemek daveti

Bundan iki yıl önce bir etkinliğe girebilmek için test yaptırmam gerektiğini söyleseler, güler geçerdim. Ama şimdi bu gerçek oldu ve önceki gece Kulüp adlı dizinin ilk gösterim yemeği davetine katılmak için test yaptırdım.



Çünkü negatif PCR’ı göstermeden davete katılamayacağımı söylediler.
Doğruya doğru, önce testle uğraşmak istemedim, “Katılmayayım” dedim.
Çünkü şu anda şehirde çok sayıda etkinlik düzenleniyor ve bırakın testi, kimse aşılı olup olmadığınıza bile bakmıyor.
Dolayısıyla bu titizlikten ilk başta sıkıldım, ama sonra hak verdim. Üstelik etkinliği düzenleyenler her şeyi düşünmüş. Davet ettikleri 80 kişinin evine tek tek test ekibi yolladılar, bana da...
Sonuç negatif çıkınca da bir saate yakın taksi bekleme ve onun üstüne hemen önümde gerçekleşen tekme tokat ve bol küfürlü bir taksi kavgasına şahit olduktan sonra SALT Galata’daki davete ulaştım.

Yazının Devamını Oku