GeriNuran ÇAKMAKÇI Cumartesileri de yüz yüze sınav...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cumartesileri de yüz yüze sınav...

Pandemi sürecinde bazı sınıflar için uzaktan eğitim devam etse de sınavlar okullarda yüz yüze yapılmaya başlandı. Tarihlerine okullardaki zümre kurulunun, yani öğretmenlerin karar verdiği sınavlar, yığılmayı önlemek için ihtiyaç duyulması halinde cumartesi günleri de yapılıyor...

Milyonlarca öğrencinin merakla beklediği yüz yüze sınavlarla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü ve Ortaöğretim Genel Müdürlüğü gerekli yönetmeliği geçtiğimiz salı günü açıkladı. Okullarda yüz yüze sınavlar yapılmaya başlandı. Önceki hafta yazdığım sınavlarla ilgili ayrıntılar şöyle: Sınav uygulama takvimi, eğitim kurumu zümre başkanları kurulunca belirleniyor ve eğitim kurumu yönetimince tüm öğrencilere süresi içinde duyuruluyor. Yani sınavın tarihine Bakanlık değil, okul zümre kurulu karar veriyor.

MESAFE, MASKE, HİJYEN

Sınavlar, ihtiyaç duyulması hâlinde cumartesi günleri de dâhil edilerek, her bir sınav için bir ders saati süre verilerek uygulanıyor ve sınav soruları bu süreye uygun olarak hazırlanıyor. Ölçme ve değerlendirme uygulamalarında öğrencilerin oturma planı; fiziki mesafeyi koruyacak şekilde, maske kullanımı ve hijyen kuralları dikkate alınarak gerçekleştiriliyor.

TÜM SINIFLARA SINAV VAR

Henüz yüz yüze eğitime tam olarak başlayamayan sınıflar olan 6,7,10 ve 11’inci sınıflar da sınava giriyor. Tüm sınıflar, Bakanlıkça planlanan, hazırlanan konu ve kazanımları belirlenmiş eğitim bilişim ağı EBA üzerinden gerçekleştirilen, EBA TV üzerinden yürütülen eğitimden sorumlular. Bu doğrultuda farklı okullarda uygulanan canlı ders ve zoom, google meet gibi platformlardan aldıkları derslerden sınava girecekler.

DERSE KATILIMA GÖRE PUAN

Öğrencilerin yüz yüze eğitim, canlı ders ve/veya EBA TV takip ve ders etkinliklerine katılımlarına göre her bir dersin haftalık ders saati sayısı 2 ve daha az olanlara 2, haftalık ders saati sayısı 2’den fazla olanlara ise 3 defa ders etkinliklerine katılım puanı verilecek.

SINAV SÜRESİ 1 DERS SAATİ

Yönetmelikte 4’üncü sınıftan itibaren her ne kadar 2 sınav olması koşulu varsa da yeni yönetmelikte, “2 sınav yapılabilir” deniyor. Yani bu da bir sınavın pandeminin yayılması ve yüz yüze okula gidilmemesi durumunda yapılmama ihtimaline yeşil ışık yakıyor.
Ayrıca bugüne kadar yapılmış sınavlar da geçerli sayılıp bunların e-Okul sistemine işlenmesi sağlanacak.
Sınavı yapılacak her bir ders için sınav süresi bir ders saati olarak planlanacak ve sınav bu süreye uygun olarak hazırlanacak.

BAŞARISIZ OLAN SINIFTA KALACAK

- Devamsızlık başarı değerlendirmesinde kriter olmayacak. Yani hiçbir öğrenci başarısızlıktan sınıfta kalmayacak. Ancak başarısız olması için hiçbir notu olmaması veya o derse ait bütün notların yetersiz olması gerekiyor. Zorunlu sınava girmeyen veya başarısız olanlar ya sorumlu geçecek ya da sınıfta kalacak.

UYGULAMALI DERSLERDE PERFORMANSA GÖRE NOT

- Görsel sanatlar, müzik, beden eğitimi ve oyun, beden eğitimi ve spor, trafik güvenliği, insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi, teknoloji ve tasarım, bilişim teknolojileri ve yazılım, Peygamberimizin hayatı, temel dini bilgiler ve seçmeli derslerde sınav yapılmayacak. Bu derslerin dönem puanı ders etkinliklerine katılım puanı ve varsa proje puanları ile oluşturulacak. Yani öğrenci bu derslerde normalde nasıl değerlendiriliyorsa bu dönemde de aynı şekilde not verilecek. Öğrenci, proje ve ders etkinlikleri uygulamalarının dersin özelliğine göre yüz yüze veya canlı ders ve çevrim içi diğer (e-posta gibi) ortamlarda sunulabilmesi sağlanacak.

ÖZEL DURUMA İZOLE ORTAM

- Kendisinde ya da birlikte kaldığı aile bireylerinden herhangi birisinde kronik hastalık bulunan öğrenciler ile kendisinin ya da birlikte kaldığı aile bireylerinden herhangi birisinin COVID-19’a yakalanması veya temaslı olması nedeniyle karantina kapsamına alınan ve bu nedenle sınavlara süresi içerisinde katılamayan öğrenciler için eğitim kurumunda uygun bir zamanda ve izole bir ortamda gerekli tedbirler uygulanacak. Bunların dışında mazereti nedeniyle sınavlara katılamayan öğrenciler ise bunu belgelendirecek. Okul yönetimince mazereti uygun görülen öğrenciler, ders öğretmeninin belirleyeceği bir zamanda ve öğrenciye önceden duyurularak sınava alınacak.

YATILILAR OKULDA KALABİLECEK

- Sınav tarihleri en az bir hafta önceden öğrencilere duyurulacak ve e-okul sistemine işlenecek. Yatılı bölge ortaokullarında kayıtlı olan ve eğitim öğretim sürecini uzaktan eğitim yoluyla takip eden öğrencilerin, sınav tarihlerinin olduğu günlerde pansiyon kapasitesi, ulaşım şartları ve hijyen koşulları dikkate alınarak pansiyonda konaklayabilmeleri sağlanacak.

 

 

X

TÖZOK Başkanı Öztürk: ‘Hem velileri hem okulları korumalıyız’

Özel okulların ücret artışları bu haftanın gündemindeydi. 154 bin 668 öğretmenin görev yaptığı, 1 milyon 450 bin öğrencinin eğitim gördüğü, 12 bin özel okulu kapsayan bu ücret artışı tartışmasını Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) Başkanı Zafer Öztürk ile konuştum...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan özel okul ücretlerindeki artış tavanını enflasyonla, yani yüzde 36 seviyesiyle sınırladıkları açıklamasıyla konuya son noktayı koydu. Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na göre, öğrenim ücreti ve diğer yan ödemelerin okullar tarafından en geç mayıs ayına kadar ilan edilmesi gerekiyor. Tartışılan bu artış oranı da ara sınıflarda okuyan öğrencileri ve onların velilerini yakından ilgilendiriyor. Çocuğu özel okula giden veliler, gelirlerinin aynı oranda artmadığı gerekçesiyle tepkili ve tedirgin. Üstelik öğrenim ücreti dışında kalan yemek, kırtasiye gibi hizmetlere yapılacak artışın oranı henüz açıklanmadı ama beklenti bu oranın okul ücretlerindeki artışın da üstünde olacağı yönünde. Ayrıca bazı okul servisleri yılı bitirmeden zam yaptı. 154 bin 668 öğretmenin görev yaptığı, 1 milyon 450 bin öğrencinin eğitim gördüğü, 12 bin özel okulu kapsayan bu ücret artışı tartışmasını Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) Başkanı Zafer Öztürk ile konuştum:

PANDEMİDE CİDDİ KAYIPLAR YAŞADIK

“Pandemide zaten okullarımız ciddi anlamda kayıplar yaşadı, ne yazık ki okul öncesi gruplarında ciddi kapanmalar oldu. Bu süreç içinde kurumlar kısa çalışma, KDV gibi desteklere rağmen ciddi anlamda ekonomik sıkıntılar yaşadı. Ama eğitim kalitesinden taviz vermediler. Online, hibrit eğitim için ciddi teknolojik yatırım yaptılar. Ekonomik dalgalanma, aşırı fiyat artışları karşısında veliden herhangi bir ek ücret talep etmedik. Ara zam yapmadık. Kârlılıktan çoktan vazgeçtik. Yaşamaya ve kaliteyi sürdürmeye çalışıyoruz. Devletten de velilerimiz adına KDV indirimi başta olmak üzere destek bekliyoruz.

BİRÇOK OKULUMUZ MALİ SIKINTIDA

Başta yerel okullar olmak üzere birçok kurumumuz sıkıntıda. Biz 1 milyon 450 bin öğrenciyi okullarımızda kaliteli eğitimle tanıştırıyoruz. Kaldı ki bugün bu okullarımızın tamamında öğrencilerin en az yüzde 10’u muhtelif oranlarda burs alıyor. Aynı zamanda katma değer yaratıp gelir vergisi ödüyoruz ve her okul bir STK gibi işleyiş içinde sosyal ve ekonomik fayda yaratıyor, organizasyon yapıyoruz, bağış topluyoruz. Her okul bunu yapıyor.

EKONOMİK DALGALANMA BİZİ ETKİLİYOR

Yazının Devamını Oku

Eğitimde öncelik yüz yüze

Türkiye’de son bir hafta içerisinde COVID-19 vaka sayısında yaşanan hızlı artış karşısında, öğrenciler ve veliler kaygılı. Üniversiteliler finallerin çevrimiçi yapılmasını istiyor, ilk ve orta öğretimde ise erken ve uzun tatil beklentisi var. Tüm bu beklentileri YÖK Başkanı Özvar ve Bakan Özer ile konuştum...

Vakaların pik sayısına doğru yükselişi ve salgının hızla yayılıyor olması rakamlara yansımışken bazı vakıf üniversiteleri, öğrencilerden gelen talepler doğrultusunda sınavları çevrimiçi yapacağını duyurdu. Ancak, devlet üniversiteleri şimdilik yüz yüze sınav yapmakta kararlı. Yükseköğretimde son durumu YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ile konuştum. Başkan Özvar’ın bu konuda söyledikleri şöyle:

HİBRİT DE BİR SEÇENEK

“YÖK, üniversitelerdeki COVID-19 tedbirlerini ve eğitim süreçlerinin çerçevesini 3 Eylül 2021 tarihinde belirleyerek üniversitelere bildirdi. Buna ve Küresel Salgında Eğitim ve Öğretim Süreçlerine Yönelik Uygulamalar Rehberi’ne göre, öncelik yüz yüze eğitimde. COVID-19 salgınının seyrine göre yükseköğretim kurumlarının örgün programlarda harmanlanmış (hibrit) eğitim modeli kullanılabileceği de belirtilmişti.

Harmanlanmış eğitime geçildiği durumda da gerekli önlemler alınarak uygulamalı eğitimler, olabildiğince yüz yüze yapılacak. Teorik dersler ise salgının seyrine göre yüz yüze veya belirli bir oranda uzaktan eğitimle verilebilecek.

KARAR ÜNİVERSİTELERİN

Kılavuzda, gelecekteki olası senaryolara göre yükseköğretim kurumlarında izlenmesi öngörülen genel bir çerçeveye yer verildi. Salgının bölgesel ve yerel seyrine göre farklı programlar için yapılacak olan uygulamalara yönelik hususlarda daha önce de olduğu gibi değişiklik yapma yetkisi yükseköğretim kurumlarının ilgili kurullarına bırakıldı.

Buna göre, vaka sayısı artan bir yerleşkede çevrimiçi eğitim ağırlık kazanabileceği gibi, başka bir kampus tamamen yüz yüze devam edebilecek. Salgın süresince devletin ilgili kurum ve kuruluşlarının yanı sıra, iller düzeyinde yerel otoritelerin aldığı kararlar da takip edilecek ve ona göre gerektiğinde uygulamalarda değişikliğe gidilebilecek.

Yazının Devamını Oku

Kardelenlerin İfakat Hemşiresi

İfakat Yavuz, 89 yaşında emekli hemşire. 60 yıllık meslek yaşamı boyunca dişinden tırnağından arttırdığı tüm birikimini önce Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağışlamış. Daha sonra elinde kalan dairesini de Darüşşafaka’ya bağışlayarak vakfın Maltepe Rezidansı’nda yaşamaya başlamış. 19 yaşında ailesinden ayrılarak İstanbul’a gelen ve çalışırken okuma yazma öğrenip, diploma alan İfakat Hemşire’nin yaşamı boyunca verdiği en büyük mücadele kızların okuması için olmuş. Bu mücadelesine hâlâ devam eden Yavuz, anne babalara “Özellikle kızlar okusun” diye sesleniyor.

 İfakat Yavuz, 15 Aralık 1933 tarihinde Trabzon’un Vakfıkebir ilçesine bağlı Gökçe köyünde 7 çocuklu bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Çocukluğunun ve ilk gençlik yıllarının geçtiği köyünden aklında; derin yeşil ormanlar, sarp dağlar, sis, yağmur ve güneşin dışında bir okul resmi kaldı. İfakat Hanım belleğinde canlılığını hiç yitirmeyen bu resmin hikayesini şöyle anlatıyor:

Fotoğraf: Selçuk Şamiloğlu

OKUL İNŞAATINA KUM TAŞIDIM

“Toplam 60 yıldan fazla çalıştım. Hastanelerde olduğu kadar evlere gidip baktığım hastalarım da oldu. Onlardan hayatı öğrendim. Hiç boş durmadım, kitap, roman, tarih okudum. Biriktirdiğim tüm parayı kapısından hiç giremediğim okullar için harcadım, sahip olduğum her şeyi eğitime bağışladım. Köyüme okul yapılırken henüz küçük bir çocuktum. Hayalim bu okulun açılması ve arkadaşlarımla birlikte sınıflarda, sıralarda oturmak öğretmenlerden ders dinlemekti. İşte bu hevesle küçücük bir kızken köyümün okulunun inşaatına sırtımda kum taşıdım. Ama o okula kız olduğum için beni göndermediler. Bu içimde bir uhde olarak kaldı. Okul çağlarımda, bir kalem, bir silgi bana nasip olmadı. İşte bu yüzden şimdi çocuklar ama özellikle de kız çocukları mutlaka okusun istiyorum.”

‘KIZIM’ DİYE BENİ OKUTMADILAR

İfakat Yavuz inşaatına sırtında kum taşıdığı okula giden çocuklara imrenerek büyüdü.16 yaşında geçirdiği ağır romatizma hastalığı nedeniyle üç ay hastanede yattı. O dönem kendisine destek veren hemşirelerden çok etkilenerek, bu mesleği yapmayı kafasına koydu.

İyileştikten sonra köyüne dönen Yavuz, okula giden erkek çocuklarını yanına çağırıp, “Ben okulunuz için dereden sırtımda kum taşıdım, siz de benim için mektup yazacaksınız” dedi. Böylece İstanbul’da hemşire olan halasının kızı ile mektuplaşmaya başladı. Daha sonra mektuplaştığı kuzenini ziyaret etmek için gemiyle İstanbul’a gelen İfakat Yavuz, bir daha da geri dönmedi. 19 yaşında okuma yazmayı kendi kendine öğrendikten sonra ilk ve ortaokulu dışarıdan bitirdi. İlk olarak Zeynep Kamil Hastanesi’nde hastabakıcılık yaptı. Ama aklı hemşirelikteydi. Zeynep Kamil’den sonra geçtiği İstanbul Samatya Hastanesi’nde yine hastabakıcı olarak çalışırken hemşire kuzeninin desteğiyle Şişli Terakki Yatılı Hemşirelik Okulu’na başladı.

Hemşirelik yıllarında...

Yazının Devamını Oku

AÇEV’den 28 yılda 1 milyon dokunuş

AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) tam 28 yıldır gelecek nesillerin daha eğitimli ve mutlu olması için çaba harcıyor. Vakıf bu amaca ulaşmak için çeyrek asırdan fazla anne babalara ulaşarak çocuklarına dokunmalarını sağlıyor.

AÇEV için ilk adım, 1980’li yıllarda Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Prof. Dr. Diane Sunar ve Prof. Dr. Sevda Bekman tarafından yürütülen bir araştırma projesi ile atıldı. Söz konusu araştırma, o yıllarda Türkiye’de çocukların sadece yüzde 7’sinin okul öncesi eğitim olanaklarından yararlandığını ortaya koyuyordu. Bu son derece yetersiz rakamla yola çıkılarak alternatif bir okul öncesi eğitim modeli olan Anne Çocuk Eğitim Programı (AÇEP) geliştirildi ve ilk uygulamalara başlandı. Elde edilen başarılı sonuçlar ışığında, kurucu başkan Ayşen Özyeğin’in önderliğinde Anne Çocuk Eğitim Vakfı kuruldu ve o günden itibaren okul öncesi eğitimin önemi konusunda başta anneler olmak üzere babalara da eğitim verilip, kamuoyu aydınlatılıyor. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in de okul öncesinde hedefini yüzde 100 olarak belirtmesi ile bu konuda çeyrek asırdan fazla zaman harcayan, hatta “7 Çok Geç” kampanyası ile hafızalara kazınan AÇEV’in kapısını çaldım. Yeni Genel Müdür Senem Başyurt ile projelerini konuştuk:

Senem Başyurt

ÇOCUKLARIN İYİLİK HALİ...

“Biz 28 yıldır çocukların iyilik hali üzerinde çalışıyoruz. Yani çocukların güvende olması için hem çocukları hem de onların en yakın çevresindeki anne ve babaları destekliyoruz. Yılbaşına yaklaşırken ‘Okuyan Bir Gelecek’ adlı bir projemiz var. Çocuklarla okuma atölyeleri yapıyoruz. Küçük yaştakiler anneleri babalarıyla birlikte geliyor, daha büyükler için okullarda çalışma yapıyoruz. Anne babalara kitap okumanın önemini aktarıyor, etkinlikler düzenliyoruz. Daha sonra da okullarda birer kütüphane, minik birer okuma alanı oluşturmayı hedefliyoruz. Çocukların da buralardan kitap alarak bu alışkanlığı devam ettirmesi önemli. Bu projeyi bu senenin başında daha fazla çocuğa ulaşması için dijital platformlara da taşıdık. Cem Yılmaz, Beren Saat, Selçuk Yöntem, Yekta Kopan gibi sanatçılar çocuklarımıza kitap okudu. Fazıl Say projemizin çok büyük bir destekçisi oldu.

Ünlü isimler, AÇEV için dijital ortamda çocuklara kitap okuyor.

EN GÜZEL HEDİYE KİTAP

Bu projede anne babalara, çocuklarına nasıl kitap okuyabilecekleri ve sonrasında o kitapla ilgili neler yapabilecekleri anlatılıyor. Mesela yeni öğrendikleri kelimeler neler, okuma sonrasında ne tür bir aktivite yapılabilir, nasıl bir oyun çıkarılabilir... Bunları da göstermeyi hedefliyoruz. Platform üzerinden anne babalar eğer arzu ederlerse bu kitapları kendi çocukları için satın alabiliyorlar. Ama bu projenin en büyük katkısı gelen kişilerin bağışlarıyla bizim ihtiyaç sahibi çocuklara gönderdiğimiz kitap setleri. Bir set hazırladık, sadece kitap yok içinde. Bilim dergisi, boya kalemi, resim defteri var. Bunları ihtiyaç sahibi olarak belirlediğimiz çocuklara ulaştırıyoruz. Bugüne kadar 7 bin çocuğa kitap ulaştırmış durumdayız. Sadece kitapları göndermekle de kalmıyoruz. Bizim gönüllü eğitimcilerimiz bu aileleri arıyorlar. Kitapları gerçekten kullanmaları yönünde motive ediyor ve nasıl bir gelişim gösterdiklerine yönelik takip ediyorlar. Çünkü bir yandan şunu da gördük pandemi döneminde, özellikle belli bir kesim için çocuklarla ilgili materyal yok evin içinde. Çocuklar evin içinde ve normal olarak belki dış dünyada, mahallenin oyun parkında, başka bir yerde oynayabilecekken bundan da yoksun kaldılar. Ev içinde de kullanabilecekleri materyal son derece sınırlı. Tabii ki anlaşılabilir nedenlerle ailenin önceliği çok farklı noktalarda oldu. O yüzden biz onları desteklemenin çok kritik olduğunu gördük. Genelde köy öğretmenleriyle çalışıyoruz. Öğrencilerinin küçük kardeşleri için talepte bulunuyorlar. Yerel STK’larla çalışıyoruz. Bizi bu şekilde yönlendirme yapan belediyeler arıyor. Bir kitimizin bedeli 200 lira.

Yazının Devamını Oku

Diyarbakırlı Pir Servan Brown yolunda

Diyarbakırlı Pir Servan Tutşi dünyanın en iyi, Amerika’nın en eski üniversitelerinden biri olan Brown Üniversitesi’nden tam burslu kabul aldı. Üstelik üniversite, “Diğer tüm başvurularınızı çekin, bizi seçin” dedi.

Doğma büyüme Diyarbakırlı olan Pir Servan Tutşi’nin annesi Tarım İlçe Müdürlüğü’nde, babası ise Devlet Su İşleri Müdürlüğü’nde memur olarak görev yapıyor. 19 yaşındaki Pir Servan’ın kabul aldığı Brown Üniversitesi’ni tercih etmesinin en önemli nedeni ise üniversitenin ‘Open Curriculum’ müfredatı, yani öğrenciye istediği bölümde okuyabilme imkanı vermesi oldu.  

‘ERKEN KABUL’LE GİRDİ

Amerikan üniversitelerinin başarılı bulduğu ve kaçırmak istemediği öğrencileri ‘erken kabul’ sistemine dahil ettiği bu dönemde okula kabul edildiğini öğrenen Tutşi, farklı lider üniversitelerde de aynı koşullarla okuyabilecekken neden Brown Üniversitesi’ni seçtiğini şöyle anlattı: “Ekonomi okumak istiyorum. Brown Üniversitesi’ni seçmemin en büyük sebebi tam kafamdaki müfredata sahip olmasıydı. Çünkü ekonomi okurken, bir yandan da matematik, bilgisayar bilimleri, felsefe ve edebiyat, özellikle Yunan edebiyatı ile ilgili dersler de almak istiyorum. Lise hayatım boyunca, beni bu sürece hazırlayan bir dizi etkinliklerde bulundum. Robotik, Model Birleşmiş Milletler konferansları, makale yarışmaları bunlardan sadece birkaçı. 

‘ÇOK ÜMİTLİ DEĞİLDİM’

Yurt dışına hazırlanma düşüncem aslında vardı ama çok ümitli değildim. Geçen sene, üst sınıftan arkadaşlarımız olan Seyit, Nehir ve Dicle Ezgi’nin Harvard ve Brown’a kabul almaları cesaretimi arttırdı. Ne yapmam gerektiğini artık biliyordum. Uluslararası sınavlara girecek, araştırma yapacak ve çok daha yoğun okuyacaktım. Uzun süren, çok yoğun bu süreç boyunca, sınav sonuçlarımın iyi olması, katıldığım yarışmalardan ödüller almam beni daha da motive etti. Bu işi doğru yaptığımı anladım. Çünkü ilgimi çeken alanların peşinden koşmak, dersleri ve bilgiyi nerede kullanmam gerektiğini öğretti bana. Mesela, şu an burslu kabul aldığım bir araştırma  programında Cambridge ve Harvard çıkışlı hocalardan dersler alıyorum ve projemin danışmanı ile düzenli olarak görüşüyorum. Ayrıca, asıl ilgi alanım ekonomi ama ben ekonomiyi; matematik, felsefe ve edebiyatı da işin içine katarak anlamaya çalışıyorum. Mesela aldığım Felsefe Gümüş Madalyası için yazımı yazarken konuya her açıdan yaklaşmaya çalıştım.”

AKADEMİSYEN OLMAK İSTİYORUM

Pir Servan’ın hedefi ekonomi okuyup, akademisyen olmak: “Brown’a gideceğim için çok mutluyum. Akademisyen olmak, ekonomi alanında kendimi geliştirmek istiyorum. Ekonomi disiplinlerarası bilim ve yaklaşım, ele aldığı konular hepimizin hayatına dokunabilecek konular. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan etkilendim, ekonomiyi tercih ettim.

Yazının Devamını Oku

Otoriter çocuklar kuşağı

Son zamanlarda özellikle eğitimcilerin çok dillendirdiği bir kavram var: Otoriter çocuklar. Anne babanın yoğun çalışması ve çok meşgul olması, özellikle tek çocuklu evlerde çocuğun tek otorite olmasının yolunu açıyor. Bu sadece aileyi değil öğretmenleri de çok zorluyor. Eğitim psikoloğu Prof. Dr. Zeynep Kızıltepe, “Evde mutlak otorite hiç kimseye verilmemeli, demokrasi şart” diyor...

Z kuşağının özel yapısı, onu takip eden alfa kuşağının da artık okul çağına gelmiş olması ve pandemi koşullarının neden olduğu sosyal kayıplar ebeveyn ve öğretmenlerin işini epey zorlaştırıyor. Çocuğun otoriterleşmesi karşısında neler yapılması gerektiğini Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi, eğitim psikoloğu Prof. Dr. Zeynep Kızıltepe’ye sordum. Asıl merak ettiğim soru ise şuydu: “Acaba hem anne baba hem de öğretmenler olarak çağımızın koşulları gereği çocuğun giderek belirginleşen otoritesi karşısında onun eğitim öğretimi sürecinde bazen kantarın topuzunu kaçırıyor muyuz?” Bakın Prof. Dr. Zeynep Kızıltepe neler anlattı:

SINIRLARI İYİ ÇİZİN

“Artık ailede herkes çalışıyor. Evden sabah çıkılıp, akşam dönülüyor. Ancak, anne babalar biraz da suçluluk duygusundan olsa gerek, ‘Zaten çocuğu bırakıp gidiyorum’ diye düşünerek çocukları fazlaca özgür bırakıp, şımartabiliyorlar. Ne kadar yoğun olursanız olun çocuklara zaman ayırın. Ancak bunun kaliteli bir zaman olması gerekiyor. Çocuğunuzla zaman geçirirken bir gözünüz telefonda olmasın. Günümüz çocuklarının algıları çok açık ve akıllılar da. ‘Nasılsa anne babam ne istersem yapar’ diye düşünebiliyorlar. Tabii ki çocuğun istediği ufak tefek şeylerde onlara fırsat tanımalı, fakat bunun sınırını iyi çizmek gerekiyor. Hiçbir anne baba ‘Çocuğumu şımartayım’ diye yola çıkmıyor. Ancak vakitleri olmuyor, büyük koşturma içindeler, çocuğun o nedenle her dediğini yapabiliyorlar. Oysa çocuğun her istediğini yapmak başka bir açıdan da istenen bir davranış değil çünkü bu durum onu bir birey olarak yetiştirmeye mani oluyor. Özgüvenli yetişmeleri için çocukların isteklerinin bir süzgeçten geçirilmesi, yapılıyorsa da yapılmıyorsa da nedeninin niçininin anlatılması doğrudur.

EVDE DEMOKRASİ ŞART

Evde mutlak otorite hiç kimseye verilmemeli. Babanın otoriter olduğu ailelerde de çocuklar mutlu yetişmiyor. Evde herkesin eşit söz hakkı olduğu gibi çocuğun da olmalı. Mutlaka onları dinlemeli, fikirlerini sormalı. Hiçbir zaman cesaretleri kırılmamalı. Ailede demokrasi olursa, sınıfta da memlekette de demokrasi olur. Her çocuğun mutlaka değeri var, herhangi bir karar alınırken ona fikrini sormalı, o da özgürce fikrini söylemeli. Ama bilmeli ki annesinin, babasının ve varsa kardeşinin de fikirleri var. Ve o fikirlerden bir ya da birkaçı seçilecek ya da çoğunluğun fikri kabul edilecek. Anne babaya güvenmeleri gerekiyor. Örneğin, küçük yaşta elbise seçimini çocuğa bırakabilirsiniz, ama kış günü yazlık elbise seçiyorsa, onun ince olabileceğini ve üşütebileceğini de anlatmak gerekiyor. Yani istediği şeyin neden yapılmadığı çocuğa net şekilde anlatılmalı. Ama sadece istiyor diye çocuğun her istediği yapılıyorsa, o zaman çok fazla ‘haddini bilmeyen insan’ yetiştiriliyor demektir.”

BÜYÜYÜNCE KORUNAKSIZ YETİŞKİNLER OLACAKLAR

Yazının Devamını Oku

İşte 1 milyona yakın öğretmenin beklediği kanun

Öğretmenlerin gözü 20’nci Milli Eğitim Şûrası’nda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda. Kanun çıktıktan sonra ilgili alt mevzuatlar güncellenerek, öğretmenler arasındaki sözleşmeli, kadrolu ayrımı kalkacak, maaşlarına artış gelecek. Kanunla mesleğe giriş koşulları değişiyor. Adaylık sürecinde iyileştirmeler yapılıyor. Meslekte ilerlemeye yönelik kariyer basamakları oluşturuluyor. “Öğretmenlik kariyer mesleğidir” vurgusunun yapıldığı kanunla ilgili, son aşamada değişiklik olmazsa öğrendiğim detaylar şöyle:

110 BİN SÖZLEŞMELİ, 750 BİN KADROLU

750 bin kadrolu, 110 bin sözleşmeli öğretmen ile okul müdür ve müdür yardımcılarından oluşan 90 bin yöneticinin gözü kulağı önümüzdeki günlerde TBMM’de olacak. Bu kanunda öncelikle öğretmenliğin bir kariyer mesleği olduğu öne çıkarılırken, mesleki gelişim ve özlük hakları destekleniyor.

YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA SINAVDAN MUAF

Kanunda yüksek lisans yapanların uzmanlık, doktora yapanların da başöğretmenlik sınavından muaf tutulması planlanarak, akademik kariyer yapmaları destekleniyor. Kanun çıktıktan sonra ilgili yönetmelik değişecek ve kariyer düzenlemesi yenilenecek.

ADAYLIK SINAVI KALKIYOR

Öğretmenler bu kanunla tüm memurların adaylık sürecinden ayrıştırılıyor. Şu anda öğretmenlik için performans değerlendirme süreci bulunuyor. Yani aday öğretmenlerin 60 iş günü okula devam mecburiyeti var. Adaylık kaldırma sınavına girip geçtikten sonra da uzun ve zor bir süreç onları bekliyor.

Öğretmen olmak için üniversite sınavında milyonlarca adayı eleyip, bir üniversiteye yerleşen ve sonra burayı bitirip, KPSS ve mülakat engellerini aştıktan sonra atanan öğretmenlerin bu süreci yeni kanunla daha rahat hale getiriliyor. Kanunla, AKS (Adaylık Kaldırma Sınavı) kalkıyor. Onun yerine öğretmenleri mesleğe ya da çalıştığı kuruma hazırlayan, hem oryantasyon hem de mesleki gelişim içeren bir süreç tanımlanıyor. Yani bu süreç eleme amaçlı değil de gelişimi destek amaçlı kullanılacak.

Yazının Devamını Oku

Yükseköğretimi pandemi vurdu

Yaklaşık 2 yıldır devam eden pandemi koşulları hayatın tüm alanlarında olduğu gibi eğitimde de etkili oldu. Yükseköğretimin en önemli unsuru uluslararası etkileşim ise ne yazık ki hâlâ tam anlamıyla uygulanamıyor. Öğrenci ve öğretim üyesi değişimi yapılamıyor.

Eğitim kurumları pandemiye rağmen öğrencilerini eğitim öğretim hayatının içinde tutmaya çalışsa da bu dönem her yaş grubu için farklı zorluklar barındırıyor. Yükseköğretim çağındaki öğrencilere baktığımızda pandeminin neden olduğu eğitim öğretimden yararlanma mahrumiyetinin ilk ve ortaöğretime kıyasla daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü ilk ve ortaöğretim kurumları zaman zaman açılıp kapandı ama bu süre boyunca üniversitelerin tamamı kampüslerinin kapısını tamamen kapatmak zorunda kaldı. Bu da başta üniversitelerdeki uluslararası hareketlilik olmak üzere yükseköğretimde birçok alanı olumsuz etkiledi. Şu anda üniversitelerin büyük bölümü pandemi sürecini yüz yüzenin yanı sıra uzaktan eğitimle, yani hibrit yöntemlerle devam ettiriyor. Yükseköğretimin en önemli unsuru uluslararası etkileşim ise ne yazık ki hâlâ tam anlamıyla uygulanamıyor. Öğrenci ve öğretim üyesi değişimi yapılamıyor.

YÖK RAPOR HAZIRLADI

İşte bu koşullar ışığında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) önceki gün 193 üniversiteye ait izleme ve değerlendirme raporunu açıkladı. Üniversitelere ait 2018, 2019 ve 2020 yılı raporları karşılaştırıldığında 2020 yılında bazı verilerde COVID-19 salgının etkisiyle kaçınılmaz düşüşler göze çarpsa da genel olarak yükseliş görülüyor.



4 temel alandaki 43 göstergede üniversitelerin değerlendirildiği “Üniversite İzleme ve Değerlendirme Çalışması” üniversitelerin yürüttüğü faaliyetleri ele alıyor. Söz konusu çalışma oluşturulurken göstergeler, eğitim ve öğretim, araştırma ve geliştirme, proje ve yayın, uluslararasılaşma ile topluma hizmet ve sosyal sorumluluk temel alan başlıkları altında toplandı.

Yazının Devamını Oku

Her çocuk anaokullu olacak

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 5 yaş grubunda okul öncesi eğitim hedefinin yüzde 100 olduğunu söyleyerek 40 bin ana sınıfı açılacağını açıkladı. Bakan Özer, eğitim editörleriyle yaptığı toplantıda şunları söyledi:

İSTEYEN HERKES İÇİN ÜCRETSİZ

* “Tüm çocukların okul öncesi eğitime erişimini sağlamak zorundayız. Hedef 5 yaş için yüzde 100. Zorunlu olmayacak ama isteyen herkesin hiçbir ücret vermeden gidebileceği okulları hazır edeceğiz.

* 3 bin yeni anaokulu, 40 bin ana sınıfı yapacağız. Bu konuda İstanbul’un dezavantajlı bölgelerine ağırlık verilecek, halen 157 anaokulu var, 1000 yeni okul yapılacak.

* Son 20 yıl içinde 5 yaşın okullaşmasına ağırlık verilmiş. 5 yaşta yüzde 78 olan okullaşma oranını yüzde 100’e, 4 yaşta yüzde 35 olan okullaşma oranını yüde 70’e, 3 yaşta yüzde 14 olan okullaşma oranını yüzde 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz.

* 2022 sonunda 1000 anaokulumuz olacak. Dezavantajlı bölgelere ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne ağırlık vereceğiz.

TATİL ÖNCESİ 521 SINIFA KARANTİNA

* Ara tatil öncesinde 521 sınıf karantinadaydı. En büyük avantajımız öğretmenlerimizin aşılı olması. İkinci doz aşı olup antikor oluşturanların oranı yüzde 92. Öğretmenlerimiz örnek teşkil ettiler.

* Birinci öncelik okulları yüz yüze eğitime açık tutabilmek. Okulların öğrenme dışında anlamlar taşıdığı salgınla ilk defa görüldü çünkü mağduriyetler oluştu. Okullar, toplumdaki eşitsizliklerin ortadan kalktığı yerlerdir.

Yazının Devamını Oku

Bakan Özer’den mesajlar: Hedef reform değil, kalite

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, göreve geldiği günden itibaren eğitimde çözüm odaklı hareket ediyor. Yoğunlaşacakları konuların; okul öncesi eğitime erişimi arttırmak, okulların imkân farklılıklarını azaltmak ve öğretmenlerin mesleki gelişimlerine sürekli destek vermek olduğunun altını çiziyor.

Aslında, uzun zamandan beri aileler ve öğrenciler, eğitimde sürekli değişiklik yapılmasından bıkmıştı. Her yeni bakan ile eğitim sisteminde değişiklik yapılması artık sıradan bir hal almıştı. Özellikle sınav sistemindeki değişiklikler herkesi yormuştu. Dolayısıyla, yeni Milli Eğitim Bakanı’nın eğitimde reform ve köklü değişiklikler yerine, eğitimde kaliteyi sürekli arttırarak fırsat eşitliğini güçlendirmeye odaklanması oldukça sevindirici. Gerçekten yıllardan beri eğitim sistemimizin en önemli sorunu da eğitimde fırsat eşitliği konusundaki sıkıntılar oldu. Bir başka deyişle, okullar arası başarı farklarının bir türlü azaltılamaması hep konuşuldu. Bu farkların özellikle bölgeler arasında çok daha fazla görünür olması dikkat çekti. Bu nedenle, bu farkları azaltmaya yönelik yapılacak iyileştirmeler, eğitim sisteminin çok daha kaliteli olmasını sağlayacak.

OKUL ÖNCESİNDE ORAN ARTACAK

Bakan Özer’in vurguladığı konulardan ikisi özellikle çok önemli. Birincisi, okul öncesi eğitimde okullaşma oranlarını yükseltmek. Artık, gelişmiş ülkeler eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için okul öncesi eğitimde okullaşma oranlarını yüzde 100’e çıkarmaya çalışıyorlar. Bu ne demek? Bu, gelir seviyesi ne olursa olsun aynı yaş grubundaki tüm çocukların okul öncesi eğitime erişebilmesi demek. Böylece, okul öncesi eğitime erişimdeki eşitsizlikler ortadan kalkacak ve çocuklar ilkokula başladıklarında hazır oluşlarında önemli bir fark olmayacak. Aksi takdirde başlangıçtaki fark sürekli büyüyecek ve eğitimin ilerleyen kademelerinde okullar arası başarı farkları olarak önümüze çıkacak. Bir diğer konu ise okullar arası imkân farklılıklarını azaltmak. Şu anda en önemli sorun da bu. Her kademeden tüm okullar aynı imkânlara, aynı altyapıya sahip değil. Bu nedenle bu farkları azaltmak için yapılacak yatırımlar eğitimin kalitesini yükselteceği gibi okulları da imkânları bakımından eşitleyecek demek. 

MESLEKİ EĞİTİMDE 1000 OKUL PROJESİ

Bakan Özer, ‘Mesleki eğitimde 1000 okul’ projesini tamamladıklarını dile getirdi. Bu projeyle meslek liseleri arasında imkân bakımından en dezavantajlı olan 1000 okulu seçtiklerini belirten Özer şunları söyledi: “Bir yıl gibi kısa sürede bu projeyle 1000 okula 1 milyar TL’lik yatırım yaptık. Okullarımızı öncelikle bakımdan geçirdik. Fiziki eksikliklerini giderdik. Diğer taraftan 1000 okula 1000 kütüphane, 1000 fizik-kimya-biyoloji laboratuvarı kurduk. Bine yakın yeni atölye ve laboratuvarlar hazırladık, mevcutlarını güncelledik. Öğrenci ve öğretmenlerimize ve okul yöneticilerimize kapsamlı eğitimler düzenledik.” Bakan Özer, bu deneyimi şimdi tüm okullara yaygınlaştırmak istediklerinin altını çiziyor. Elbette, bu sorunun kısa vadede tamamen çözülmesi zor. Ancak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bunu odak noktası yapması çok önemli. Çocukların okullarında aynı imkânlara sahip olabilmeleri çok değerli. Öte yandan ‘Kütüphanesiz Okul Kalmayacak’ projesi de yapılabilirse önemli bir adım daha atılmış olacak. Bakanlık tüm okullarda bir taraftan mevcut kütüphaneleri zenginleştirmeye çalışırken diğer taraftan kütüphanesi olmayan okullara da yeni kütüphaneler kurmayı planlıyor. Projenin tanıtımı Emine Erdoğan tarafından yapıldı. Hedef çok büyük. İki ayda bu proje tamamlanacak. Yani, 2021 yılının sonunda kütüphanesiz okul kalmayacak. Bu gerçekleşirse işte o zaman önemli bir reform yapılır.

İKİNCİ TATİL 24 OCAK’TA 

Yarıyıl tatili, 24 Ocak 2022 Pazartesi başlayıp 4 Şubat 2022 Cuma tamamlanacak.

Yazının Devamını Oku

Deniz'in 'yapay' zekası

Deniz Baran Karagöz, Darüşşafaka Lisesi 10. sınıf öğrencisi. En büyük tutkusu yapay zeka üzerine çalışmak. Öğretmenlerinin yönlendirmesiyle ulusal ve uluslararası birçok yarışmaya katılıyor. Son olarak Münih’teki Uluslararası Makeathon Yarışması’na katılan tek liseli oldu ve tüm dikkatleri üzerine çekti...

Önceki hafta Münih’te yapay zeka odaklı iş fikirlerinin ortaya konulduğu; Microsoft, Siemens, Google, IBM gibi firmalar tarafından desteklenen ve Avrupa’nın en itibarlı yarışmalarından biri olarak görülen uluslararası bir yarışmaya katıldı Deniz Baran Karagöz. Yarışmanın adı Makeathon’du ve Deniz bu yarışmaya katılan en küçük yarışmacıydı. Ekibinde 3 Alman, bir Kolombiyalı üniversite öğrencisi olan Deniz, yarışma sonunda ilk üçe giremedi ama herkesin dikkatini çekti. Çünkü dünyanın farklı ülkelerinden 200’e yakın kişinin katıldığı yarışmada, ortaöğretim düzeyinde katılmaya hak kazanan tek öğrenci oydu. Öğretmenleri, “Yarışmaya kimlerin katılacağı bir jüri tarafından belirleniyor. Deniz dışındaki katılımcıların çok büyük kısmı iş dünyasından lisans veya yüksek lisans mezunları. Kendisiyle gurur duyuyoruz” dedi.

TÜRKİYE İKİNCİSİ

Deniz’in yarışmadaki takımında toplam 5 katılımcı bulunuyordu. Yarışmada belli bir şehir ya da bölgede modern şehirleşme çözümlerini sürdürülebilirlik ekseninde tasarlamaya çalıştılar. Burada da genel olarak bir bölge fotoğrafı üzerinden, tamamen yapay zekayı kullanarak, o bölgenin insan ve bina yerleşimi açısından nasıl daha verimli kullanılabileceğini ortaya koyan bir sistem geliştirdiler. Bunu da yarışma süresi olan sadece 48 saatte gerçekleştirdiler. Bugün hala yarışmadaki takımıyla kontak halindeler ve bu projeyi daha da geliştirmenin ve ticarileştirmenin yollarını arıyorlar. Darüşşafaka Lisesi giriş sınavında Türkiye ikincisi olan Deniz Baran, yazılım ve yapay zeka geliştirme konularında kendini geliştirmeyi hedeflediğini, gelecekte yapay zeka mühendisliği okumak istediğini belirtiyor.

MAKEATHON YARIŞMASI NEDİR?

Münih Teknik Üniversitesi bünyesindeki Makeathon Plaftormu tarafından düzenlenen yarışmada adaylar belli bir zaman diliminde önceden belirlenmiş ihtiyaçlara yanıt veren yenilikçi ürünler çıkarmayı hedefliyor. Makeathon yapay zeka alanında, Avrupa’nın en itibarlı yarışmalarından biri. Microsoft, Siemens, Google, IBM gibi iş ortaklarının da destek verdiği platform tarafından düzenlenen etkinliklere, dünyanın dört bir yanından ortalama 250 yarışmacı katılıyor. Platformun yönetimini ise Technische Universität München’deki (TUM) öğrenciler üstleniyor.

Yazının Devamını Oku

7 yıl sonra ilk şura toplanıyor... Eğitimde fırsat eşitliği masada

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘en yüksek danışma kurulu’ olarak nitelendirilen Milli Eğitim Şurası, 7 yıl aradan sonra ilk kez toplanacak. 1-3 Aralık’ta yapılacak 20’nci Milli Eğitim Şurası’nda üç önemli konu masaya yatırılacak: Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği, Mesleki Eğitimin İyileştirilmesi ve Öğretmenlerin Mesleki Gelişimi...

Milli eğitim şuraları aslında eğitim politikalarını belirleyen çok önemli toplantılar. Burada alınan kararlar bağlayıcı oluyor. Her ne kadar üç yılda bir yapılması planlasa da son yıllarda kesintiye uğradı. 1995’te çıkarılan yönetmeliğe göre ise dört yılda bir toplanması planlandı. Ancak, bu takvime de pek uyulmadı. İlk şura Maarif Kongresi adıyla 1921’de toplandı. Son şura ise Aralık 2014’te yapıldı. Milli Eğitim Şuraları, Türk millî eğitim sistemini geliştirmek, niteliğini yükseltmek için eğitim ve öğretimle ilgili konuları tartışmak ve tavsiye kararları almak üzere toplanıyor.

ÖNEMLİ KARARLAR ÇIKIYOR

Bu önemli toplantılarda Milli Eğitim Bakanı şuranın tabii üyesi ve başkanı oluyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve üyeleri ile Millî Eğitim Bakan yardımcıları ve Bakanlık merkez teşkilatı birim amirlerinin “tabii üyeler” olarak katılacağı şuraya bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler ile yurtiçi ve yurtdışından meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör, basın ve yayın kuruluşları, öğrenci ve veli temsilcileri ile eğitim alanında şura konularıyla ilgili çalışmalarıyla tanınmış uzmanlar da davet edilecek.



1-3 Aralık’ta toplanacak Millî Eğitim Şurası’na yönelik gündem konularıyla ilgili eğitim paydaşlarından görüşler alınmaya devam ediyor.

Yazının Devamını Oku

Yüz yüze eğitimin ilk 45 gününde öğretmenlerin pandemi sınavı

Geçen hafta pandemi döneminden etkilenen öğrencilerin yüz yüze eğitime geçişte ilk 40 günü nasıl geçirdiklerini aktarmıştım. Şimdi de sıra öğretmenlerde. Eğitim hayatının en kilit rolündeki öğretmenler, 45 gün boyunca yaşadıklarını ve karşılaştıkları zorlukları paylaştı...

Kuşkusuz salgın sürecinde iş yükü en çok artan meslek grubunun başında öğretmenler geliyor. Öğretmenler daha önce hiç deneyimlemedikleri bir süreçle karşı karşıya kalmalarına ve bu süreçte kendileri de zaman zaman desteğe ihtiyaç duymalarına rağmen öğrencilerini büyük bir özveriyle destekleyip bilgi ve deneyimleriyle beslemeye çalıştı. Bu dönemde olağanüstü çalışmalar yaptılar. Eğitim verme şekillerini yeniden keşfeden görünmez birer kahraman oldular. En zorlu şartlarda mucizeler gerçekleştirdiler. Karantina dönemlerinde kapı kapı dolaşıp öğrencilerine eğitim verdiler. Kendi imkanlarıyla köy köy dolaşıp öğrencilerine ulaşanlar oldu. Kimisi de ekran karşısında her gün öğrencileriyle birlikte oldu, onları motive etti.

HİÇBİR ENGEL TANIMIYORLAR

Bu zorlu süreçte hiçbir engel tanımayan öğretmenler, kaynaklarını ve zamanını öğrencilerine ayırmaya devam ediyor. Toplam 43 ilde 500’ü aşkın gönüllü ve 50 bini aşkın ulaşılabilir öğretmenin bulunduğu Öğretmen Ağı’nın Genel Koordinatörü Buket Sönmez, öğretmenlerin yüz yüze eğitim başladığından bu yana sorunları ve davranış biçimleri farklılaşan öğrencilerle karşı karşıya olduklarını belirterek şunları söylüyor:

“Çocuklarda ciddi davranışsal problemler var. O yaş grubunun iniş çıkışlarını yönetebilirsiniz. Ancak, öğretmenlerden gelen geri dönüşlerden anlıyoruz ki davranışsal sorunları yönetilemeyecek noktaya gelmiş olabiliyor. Birinci sınıfın ilk dönemini yaşayan çocuklar, 3’üncü sınıf olarak döndüler. Sınıf içi akademik ortam bir öğrenme yeri ancak koridorlar daha büyük öğrenme yeri. Sınıf dışındaki ortamlarda akranlarıyla beraber vakit geçirirken çocuklar kurallara uyma konusunda sorun yaşıyor. İki yıllık eksiklik var. Öğretmenler, akademik sorunlardan çok sosyal, duygusal öğrenmede geri kalmışlığın ciddi sorunlarını yaşıyor. Velilerle doğru zeminde ilişki kurma noktasında da sıkıntılar var. Veliler öğrenme eksikliklerine kilitlenmiş durumda. Ancak çocukların sosyal duygusal gelişimini görmekten uzaktalar. Çünkü, onların da önünde sınav bariyeri var.”

İŞTE EN ÖNEMLİ SORUNLARI

Öğretmen Ağı tarafından pandemi sürerken öğretmenlerin okulda karşılaştıkları zorluklar ve sorunlara yönelik çalışmalar yapıldı. Eğitim Reformu Girişimi’nin hazırladığı Eğitim İzleme Raporları’nda da bu dönemde öğretmenlerin karşılaştığı sorunlar şöyle sıralandı:

Yazının Devamını Oku

Pandemi çocukları böyle değiştirdi

Yüz yüze eğitimde 40 gün geride kaldı, bir buçuk yıl sonra sınıflara dönen öğretmenler, öğrencilerindeki değişimi anlattı: Göz teması kuramıyorlar, bireyselleşip duygusallaşmışlar, dikkatlerini toparlayamıyorlar, yazmayı unutmuşlar...

Bir buçuk yılı aşkın süredir uzaktan eğitim gören milyonlarca öğrenci bir buçuk aydır yeniden okullarında. 6 Eylül’de başlayan yüz yüze eğitimde ilk 40 günü atlattık ama birçok okulda öğrencilerin uyumu konusunda hâlâ sorunların devam ettiğini görüyoruz, duyuyoruz... Öğretmenler, öğrencilerde görülen okula uyum sorunlarının başlıcalarını şöyle sıralıyor: “Bireyselleşmişler, bilgisayara alıştıkları için göz teması kuramıyorlar, sosyal ilişkiye açlar ama bir yandan da duygusal ve sosyal gelişimleri yavaşlamış, ödev yapmakta zorlanıyorlar, takım çalışmasına alışamadılar, dikkatleri azalmış, disiplin sorunu yaşıyorlar, yazmayı unutmuşlar...”

En büyük zorluğu birinci, 5’inci, 9 ve 10’uncu sınıflar yaşıyor. Eğitimcilerin bugünlerde birinci önceliği çocukların sosyal ve duygusal becerilerini geliştirmek. Akademik gelişme daha sonra geliyor. Özel Üsküdar SEV İlkokulu öğretmeni Barış Durmuş, Sezin Ortaokulu Müdür Yardımcısı Pınar Turan, Bilfen Lise ve İlköğretim Okulları Rehberlik Bölüm Başkanları Sebahat Başusta ve Tuğçe Kılıç öğrencilerde gözlemledikleri sorunları ayrıntılarıyla anlattılar:

DİKKAT VE DİSİPLİNLERİ AZALMIŞ: Azalan dikkat sürelerini tekrar arttırmaya çalışmak, daha da bireyselleşen öğrencileri sosyalleşmeye yönlendirmek, ders dinleme kurallarını tekrar hatırlatmak gibi durumlar için öğretmen ve rehberlik servislerine önemli görevler düşüyor. 1.5 yıl önce bıraktığımız öğrenci profilinin şimdiki ile farklı olduğunu hem öğretmenlerin hem de velilerin kabul edip buna göre aksiyon alması gerekiyor. Daha önceki yöntemlerin birçoğunun bu yeni öğrenci yapısına göre yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Öğrencinin uzun bir dönem evde büyükleri ile vakit geçirmesi, pandemi sürecinin psikolojik etkileri, etrafta duyulan ya da yakınlarında yaşanan kayıpların ebeveynlerin çocuklar üzerindeki etkisini de azalttığını görüyoruz. Evde sınırlar, kurallar ve sorumluluklar noktasında serbest kalan öğrencilerin bu eğilimlerini okula da taşımaya çalıştığını gözlemledik. 

BİREYSELLEŞMİŞLER: Ortak bir alanı paylaşmanın gerekliliklerini unutmuşlar. Daha bireysel bakan, değerlendiren ve hareket eden çocuklarla karşılaştık. Bu da arkadaşlarına karşı tutum ve genel kurallar anlamında zorluk yaşanmasına sebep olmuş. “Önce ben” diye düşünüyor çocuklar. Çok bireyselleşmişler ve arkadaş ilişkilerinde benciller. Grup içinde yaşamak, kurallara uymak, sınıf ortamında ders dinlemek, empati kurmak, topluluk içinde sıra beklemek, kendi kendine organize olmak, dikkatini uzun süre sürdürebilmek gibi sosyal konularda yol almamız gerekiyor.

GÖZ TEMASI KURAMIYORLAR: Evde tek başlarına, bilgisayarın önünde, göz teması kurmadan, istediklerinde oturup istediklerinde kalktıkları bir ders süreci geçirmiş olmaları, şu an karşılaştığımız bu durumun ana sebepleri olarak sayılabilir. Bilgisayar ekranları onları uzak tutmaya çalıştığımız bir ortamken, pandemiyle birlikte sekiz saat boyunca bilgisayarın önünde oturmak durumunda kaldılar. Şimdi sınıf içinde öğrenmeleri ve ders boyunca öğretmenle göz temasını sürdürmeleri için çalışıyoruz. Görüyoruz ki bilgisayardan ders dinlemeye alışmış çocuklar göz teması kurmuyor.

DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMLERİ YAVAŞLAMIŞ: Ev ortamında anne-babalar ne kadar destek olurlarsa olsunlar, çocuklar yeni tutumlar geliştirmişler. Olmaları gereken yaştan daha geride davranış sergiliyorlar, özellikle küçük yaş gruplarında daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Yaşı daha büyük olan çocuklar adaptasyona daha hazırlar. Onların da en büyük eksikliği akran etkileşimi, çatışma yönetimi, ikili iletişim becerileri ve saha faaliyetleri.

DERSE HAZIRLANAMIYORLAR:

Yazının Devamını Oku

Bu okul gururumuz olacak

Milli Eğitim Bakanlığı’nın gelecekte yıldızı parlayacak farklı alanlarda öğrenci yetiştirme yolunda attığı adımların sonuncusu Demirören Medya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi oldu. Böylece fabrikada, havalimanında, savunma sanayi bölgesinde, teknopark içinde açılan mesleki ve teknik Anadolu liselerine bir yenisi daha eklendi.

Demirören Medya Center içinde yer alıp 2022 yılından itibaren öğrenci kabul edecek olan lisede öğrenciler akademik eğitimleri boyunca sektörün deneyimli isimleriyle derslere girecek. Daha donanımlı, daha nitelikli gençlere gazeteciliği aktarmak için çıkılan bu yolculukta ilk etapta 30 öğrenci yer alacak. Bu sayı sonraki yıllarda katlanarak büyüyecek. Devlet lisesi olarak eğitim verecek okul, LGS başarı puanıyla öğrenci  alacak. Öğrencilere okulda gösterecekleri başarıya göre burs ve mezuniyet sonrası istihdam olanakları da sağlanacak. Medya alanında ilk olacak bu lisenin en önemli mimarları İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Kemal Varın Numanoğlu ve daha bakan yardımcılığından itibaren mesleki eğitimin yıldızının parlamasını sağlayan Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer oldu. Geçtiğimiz haziran ayında ilk çalışmalara başladığımızda zamanın İstanbul İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Serkan Gür ve daha sonra görevi devralan Zekine Dayıoğlu ve ekibiyle geleceğin meslektaşlarını yetiştirebilecek olmanın heyecanını yaşadık.

TÜRKİYE’NİN HER YERİNDEN ÖĞRENCİ

CNN Türk Genel Müdürü Murat Yancı, DHA Genel Müdürü Celal Korkut, Demirören Medya İnsan Kaynakları Grup Başkanı Elif Karacaoğlu, Demirören Teknoloji Strateji ve İş Geliştirme Grup Başkanı Vadi Dipçin, Hürriyet Ekler Yayın Yönetmeni Aslı Çakır ve benim de bulunduğumuz ekip ilk günden dünkü imza törenine kadar heyecanla çalıştı. Babaları Erdoğan Demirören’in eğitime ve gençlere verdiği değeri miras olarak devralan Yıldırım Demirören ve Meltem Demirören bu projede başından beri en büyük destekçilerimiz oldular. Sınıfları, Türkiye’nin en büyük gazete, televizyon, radyo ve internet sitelerini çatısı altında toplayan Demirören Medya Center içinde kurulacak olan okulda akademik derslerin yanı sıra atölye, seminer gibi çalışmalar da yapılacak.

Türkiye’nin her yerinden öğrenci alabilmek için pansiyonlu olarak tasarlanan okulda ilk hedeflerden biri de çok iyi derecede yabancı dil bilen medya mensupları yetiştirmek. Yabancı hocaların da ders vereceği okulda liselilerin öncelikle kendi ana dilini daha sonra da İngilizce’yi çok iyi öğrenmesi için gerekli tüm koşullar hazırlanacak. Ve bizler de ömrümüz oldukça kuruluşu için heyecan duyarak emek harcadığımız bu okuldan mezun olacak gençlerin gelecekteki başarılarını keyif ve gurur duyarak izleyeceğiz.

Yazının Devamını Oku

İyi ki varsın çocuk!

Öğretmen anne Burcu Genco Büyükburç, önce 2 çocuğunu ‘ekran’dan uzak tutmak için evde deneyler hazırlayıp, ‘icat’ geliştirmeye başladı, ardından da internet üzerinden ‘İnteraktif Aile Saati’ uygulamasıyla başka anne-babalara ulaştı. Burcu öğretmen şimdi, 19 branştan meslektaşıyla ‘filozof çocuk’ yetiştirmenin püf noktalarını anlatan atölye çalışmaları yapıyor....

Burcu Genco Büyükburç, 35 yaşında 6 yıllık fen bilgisi öğretmeni. Hatay İskenderun’da özel bir okulda görev yapıyor. Burcu öğretmenin, biri 1.5 diğeri 4 yaşında iki oğlu var. O da pek çok anne gibi çocuklarının ekran maruziyetinden mümkün olduğunca uzak kalmasını istiyor. Bu yüzden büyük oğlu Murat Atlas çocukluğunun ilk yıllarını bilgisayar, tablet ve televizyondan uzak geçirsin diye 2.5 yaşından itibaren evde onun için deney ve oyunlar hazırlamaya başladı. Mesela geri dönüşüm malzemelerinden bir oyun icat etti. Pandemi öncesi başladığı bu deneysel oyunlarla çocuğu ile daha etkili vakit geçirip, onu keşfeden, üreten bir birey haline getirmek istiyordu. Oğlunun yaparak, yaşayarak öğrenmesi için geliştirdiği “İyi ki Varsın Çocuk” projesini sosyal medyada duyurdu. Hatta farklı branşlarda meslektaşları ile ücretsiz etkinlikler düzenleyerek ailelerin katılımına açtı. Geçen sene 1 Ekim-5 Kasım tarihleri arasında her akşam meslektaşları ile bir etkinlik düzenleyen Burcu öğretmen, ailelerin icat ettiği oyunları sanal sergide yayınladı. Ebeveynlerin gerek zaman, gerek maddi yetersizlikler nedeniyle çocuklarına veremediği eğitimleri evlerinde ücretsiz bir şekilde yapabilmeyi hedefleyen Burcu öğretmenin başlattığı etkinliklere psikolojik danışman, ilk yardım eğitmeni, anlayarak hızlı okuma uzmanı, yaşam koçu, nefes koçu, keman ve piyano eğitmeni ile birçok gönüllü öğretmenler de destek veriyor.

İNTERAKTİF ‘AİLE SAATİ’

Pandemide çocukların evde çok fazla sıkıldığını her zamankinden daha çok ilgiye ve oyun oynamaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Burcu Genco Büyükburç, “İyi ki Varsın Çocuk” projesini kendi evinden çıkarıp başka çocukların, başka anne babaların evlerine sokup, “İnteraktif Aile Saati” adında bir uygulama başlattı. Ailelerin evde çocuklarla zaman geçirerek geri dönüşüm malzemeleri ile kendi oyunlarını hazırlayıp oynamalarını sağlamayı amaçladığını belirten Büyükburç, “Bu sayede çocuklarımızı televizyon, telefon ve tablet ekranlarından uzak tutacağımızı düşündüm” diyor. Eşi de matematik öğretmeni olan Burcu öğretmen, yeni projeleri olduğunu da söylüyor: “Mutlu, üreten, keşfeden, özgür çocuklar yetiştiren, bilinçli anne baba vizyonu ile hareket eden, bununla birlikte çocuklarımızla eğlenerek etkileşimli zaman geçirmeyi ilke edinen ebeveynler olmak bizim ilk hedefimizdi. Ve sonrasında bu hedefimiz projelerimiz için çıkış noktası oldu. Büyükburç Ailesi olarak eğitim alanında birçok yeni projemiz var.”

AİLELERLE İCAT SERGİSİ AÇTI

"Oğlumla evde etkinlik ve deneylere başladığımda ilk amacım onun el becerilerinin, motor ve kaslarının gelişmesiydi. Çocuğumun fiziksel ve bilişsel becerilerini geliştirmek amacıyla başlattığım bu etkinlikler evde deneylerle devam etti. İlk etapta kendim yaptım, sonra oğluma yaptırmaya başladım. Sonra bunu sosyal medyada duyurdum. Türkiye’nin farklı illerinden farklı branşlardan öğretmenler de bana eşlik etti. Bunun üzerine ailelerin icatlarıyla bir sergi açtık. Şimdi de ekim ayı boyunca her gün farklı atölyelerde sanat terapisinden ev kazalarına karşı ilk yardıma, sayılarla karikatür yapmadan filozof çocuk nasıl yetiştirilire kadar birçok etkinlik düzenliyoruz. Ücretsiz olan bu etkinlikler online herkese açık olacak. 19 branştan öğretmenimiz 28 farklı atölye ile aile ve çocuklara ulaşacak."

15 DAKİKA DA OLSA ZAMAN AYIRIN

Yazının Devamını Oku

YÖK Başkanı Erol Özvar: Üniversitelilerin yarısından fazlası çift doz aşılı

Üniversiteler bu yıl yüz yüze eğitim ağırlıklı olmak üzere yavaş yavaş açılmaya başladı. YÖK Başkanı Erol Özvar, üniversite öğrencilerinin yüzde 65.6’sının çift doz aşısının yapıldığını söyledi, yeni öğretim yılında yüz yüze eğitim ve salgına yönelik alınan önlemleri Hürriyet’e anlattı:

"Ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarında eğitim gören öğrencilerimizin yüzde 65.6’sı çift doz aşı oldu. Bu önemli bir oran. Bizleri sevindiren diğer bir gelişme ise profesör, doçent, doktor, araştırma görevlisi, okutman gibi öğretim elemanlarımızın yüzde 85.6’sının çift doz aşılı olmasıdır. Önümüzdeki günlerde bu oranın yüzde 100’e yaklaşacağına inanıyoruz. Bu aşı oranlarının bizim 2021-2022 akademik yılı dolayısıyla yüz yüze eğitim konusundaki kararlılığımızı desteklediğini ve bu konudaki inancımızı arttırdığını ifade etmek isterim. Umuyorum öğrencilerimiz de öğretim elemanlarımız gibi eğitim öğretim dönemi açılırken aşılarını tamamlamak suretiyle yüz yüze eğitim için gerekli olan bu şartı yerine getirmiş olacak.

ÇEVRİMİÇİ DERSLER DE DEVAM EDECEK

COVID-19 salgınının devam ettiği bu dönemde üniversitelerde derslerin yüz yüze yapılmasının yanında çevrimiçi ve çevrimdışı yöntemlerden de istifade edilecek. Böylece eğitim-öğretimi kesintisiz sürdürebileceğiz. Üniversitelerimiz, salgın öncesinde de kullandıkları uzaktan öğretim yöntemini, salgın esnasında bütün programlara genişleterek bir hayli tecrübe kazanmış oldu. Bu tecrübe ile bu yeni akademik yılda gerekli gördükleri derslerin belirli bir oranını bu yöntem ile verebilecekler. Öğretim elemanlarımız derslerin büyük kısmını yüz yüze sınıflarda anlatacaklar. Bir kısım teorik dersleri ise senkronize olarak öğrencilere aynı anda çevrimiçi sunabilecekler. Üniversitelerimiz, asenkron yani derslerin video kayıtlarının alınıp öğrenciler tarafından izlenmesinin önünü açan uygulamaları da yapabilecekler. Böylece yüz yüze öğretimin yanı sıra online, senkron ve asenkron gibi uzaktan eğitim yöntemleri ile dersler çeşitlendirilmiş bir şekilde yürütülebilecek. Salgın esnasında bu yöntemlerin bir arada uygulanması öğretimin kesintisiz sürdürülebilmesi için vazgeçilmezdir.

UYGULAMALI EĞİTİM YÜZ YÜZE OLACAK

Uygulamalı öğretimler, stajlar ve iş yerinde mesleki eğitimlerin de tedbirlere uyularak devam etmesi gerekiyor. Öğrencilerimizin staj ve iş yeri mesleki eğitimlerinde kamu ve özel sektör kurumlarından gerekli anlayışı göstermelerini, tedbirlere riayet etmek suretiyle kapılarını öğrencilerimize açmalarını bekliyoruz.”

ÜNİVERSİTELERDE SALGIN ÖNLEMLERİ GİRİŞLERDE HES KODU KONTROLÜ

BAŞKAN Özvar, yüz yüze eğitimde alınacak salgın önlemlerini şöyle sıraladı: “YÖK’ün koordinasyonunda üniversitelerimiz, Sağlık Bakanlığı ile şu an protokol yapmış durumda. Bu protokol sayesinde üniversitelerimiz dijital verilerle COVID-19’u üniversite ölçeğinde, kampüs ölçeğinde takip etme imkanına sahip. Yine kampüs, bina girişleri veya gerekli görülen yerlerde üniversitelerimiz HES kodlarının kontrollerini yaparak riskli temaslıları veya virüse yakalanmış olanları izleyebilecek.

Yazının Devamını Oku

Tek göz odadan çıkan pırlantalar

Viranşehirli Muhsin, Silopili Hividar, Uludereli İlhan... Kalabalık ailelerde zor şartlarda büyüyen, yazın tarlalarda çalışıp biriktirdikleri parayla eğitim masraflarını karşılayan üç genç, şimdi üniversitede okumak için büyük şehirlere gitmeye hazırlanıyor. İşte pırlanta gibi 3 gencin başarı hikayeleri...

Viranşehirli Muhsin Zencir, 14 çocuğun yaşadığı bir evde büyüdü. Kardeşlerin en küçüğüydü. Nasıl başardıysa başardı ve sadece kardeşlerinin arasından değil bu yıl üniversite sınavına giren yüz binlerce gencin arasından da sıyrılmayı başardı. Türkiye 550’ncisi oldu. Şimdi İstanbul’da mühendislik okuyacak.



İlhan Gün de 12 kardeşin en küçüğü olarak tıpkı Muhsin gibi çok zor şartlar altında büyüdü. Onun yaşam savaşı Şırnak’ta başladı sonra hem çalışmak hem okumak için Antalya’ya uzandı. 1990 doğumlu olan İlhan bir üniversite bitirdi şimdi ikincinin peşinde. YKS’de en iyi 10 bin aday arasına girdi, bu sene Akdeniz Üniversitesi’nde hukuk tahsiline başlayacak, avukat olmak istiyor.

ZORLU HAYATLAR...

Hividar Çeviker ise Silopi’de 9 kardeşiyle aynı odada uyuyor, geceleri onlar uyanmasın diye sokak lambasının ışığında ders çalışıyordu. O da Muhsin ve İlhan gibi ailesinin üniversiteye giden ilk bireyi olacak. Yani o da diğerleri gibi ailesinin gururu, umudu olacak. YKS’de Türkiye 17 binincisi oldu. Başka okullar seçme şansı da vardı ama o öğretmen olmak istiyor. Hem de özel eğitim öğretmeni. Çünkü bir amacı var; yeğeni gibi engelli çocukların hayatına dokunabilmek. Çok kardeşli ve çok zorlu bir hayatın içinden gelip sınav başarılarıyla yüz binlerce genci geride bırakıp ailelerine büyük gurur yaşatan ve kalplerimize umut aşılayan bu üç genci gelin biraz daha yakından tanıyalım:

Yazının Devamını Oku

Korona en çok minikleri vurdu

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre eğitime büyük sekte vuran korona salgınından en çok okul öncesi grup etkilendi. Daha önce 5 yaşta yüzde 75 olan okullaşma oranı, bu sene yüzde 50’ye kadar düştü.

Milli Eğitim Bakanlığı, örgün eğitim 2020-2021 verilerini açıkladı. İstatistiklerde dikkati çeken nokta pandemiden en fazla anaokulu grubunun etkilenmesi oldu. Geçen yıl 5 yaşta yüzde 75 olan okullaşma, bu yıl yüzde 50’ye düştü. Geçen yıl 3-5 yaş grubunda yüzde 43.20 olan okullaşma yüzde 28.95’e, 4-5 yaş grubundaki okullaşma yüzde 54.36’dan yüzde 37.62’ye geriledi. Eğitimin en önemli ve çocukların okullaşmasını etkileyen bu evresinde umarım artık yüz yüze eğitim devam eder de okul öncesi okullaşma oranı geçtiğimiz yılları aşar. Bakanlığın son yayınladığı istatistikler şöyle: Türkiye’de okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde 9 milyon 352 bin 605’i erkek, 8 milyon 733 bin 338’i kız olmak üzere toplam 18 milyon 85 bin 943 öğrenci örgün eğitim alıyor. Öğrencilerden 15 milyon 194 bin 574’i resmi, 1 milyon 310 bin 605’i özel okullarda ve 1 milyon 580 bin 764’ü ise açık öğretim kurumlarında okuyor. Resmi okullarda eğitim görenlerin 7 milyon 802 bin 825’i erkek, 7 milyon 391 bin 749’u kız öğrenciden oluşuyor. Özel okullarda ise 723 bin 749 erkek, 586 bin 856 kız öğrenci eğitim görüyor.



AÇIK ÖĞRETİMDE 1.5 MİLYON ÖĞRENCİ

Açık öğretimde kayıtlı aktif öğrencilerin 826 bin 31’ini erkekler, 754 bin 733’ünü kızlar oluşturuyor. Örgün eğitimdeki öğrencilerin 1 milyon 225 bin 981’i okul öncesi eğitimde, 5 milyon 328 bin 391’i ilkokulda, 5 milyon 212 bin 969’ü ortaokulda ve 6 milyon 318 bin 602’si ortaöğretimde bulunuyor. Ortaöğretimdeki 6 milyon 318 bin 602 öğrencinin 3 milyon 920 bin 83’ü genel liselerde, 1 milyon 731 bin 556’sı mesleki ve teknik liselerde, 666 bin 963’ü de imam hatip liselerinde eğitim alıyor.

ÖZEL ÖĞRETİM ORANI YÜZDE 8’E YAKLAŞTI

Yazının Devamını Oku

Milli Eğitim Bakanı Özer, Hürriyet’e konuştu: Yüz yüze eğitime katılım zorunlu

18 milyonu aşkın öğrenci ve 1 milyon 130 bin öğretmen bugün okulun ilk günü için ders başı yaparken, öğrenci ve velilerin aklına takılan soruları Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e sorduk. Bakan Özer okullardaki önlemleri anlattı, velilere “Yüz yüze eğitime katılım zorunlu” dedi.

MiLLİ Eğitim Bakanlığı (MEB) okulları bugün tüm sınıf seviyelerinde yüz yüze eğitime açıyor. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 6 Ağustos tarihinde yapılan devir teslim konuşmasında bu kararlılığı açıkça dile getirerek “Salgın dolayısıyla çocuklarımızın bedensel ve zihinsel olarak daha fazla olumsuz etkilenmelerine müsaade edemeyiz. Artık okulları kapalı tutma lüksümüz yoktur” demişti. Kabine’de de bu karar alındı ve süreç başladı. Sağlık ve İçişleri Bakanlıkları da gerekli kararları alarak okulların açılmasına destek veriyor. MEB ve Sağlık Bakanlığı birlikte ‘Covid-19 Salgınında Okullarda Alınması Gereken Önlemler Rehberi’ hazırladılar.

Bugün 18 milyonu aşkın öğrenci ve 1 milyon 130 bin öğretmen ders başı yapıyor. Güvenlik elemanından servis sürücüsüne, kantinciden temizlik görevlisine çok sayıda personelin de işlerinin başında olacağı düşünülürse 20 milyondan fazla kişi bugün okullarda olacak. Ancak bir yandan da pandemi devam ediyor. Okullarımızda pandemi dönemi öncesiyle bugün arasında ne farklar olacak, ne gibi tedbirler alındı, öğrenci, öğretmen ve veliler nasıl uygulamalarla karşılaşacak? Bu soruları Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e yönelttik. 

KİMLER ‘MAZERET’Lİ

Öğrenci devamlılığı zorunlu mu?

Okullarımız tüm kademelerde haftada beş gün ve yüz yüze eğitimle açılıyor. Yüz yüze eğitime katılım zorunlu olacak. Ancak yönetmelikte tanımlı mazereti olanlar, Sağlık Bakanlığı e-nabız sistemindeki kronik hastalıklar listesinde yer alan hastalığa ait raporu olan öğrenciler ve CovId-19 tanılı veya temaslı olan öğrencilerimiz okula gelmeden EBA-TV ve dijital platformlar üzerinden derslerini takip edebilecekler.

Mazeret kapsamına neler girecek?

Evden çıkması sağlığı açısından risk oluşturan ve buna dair sağlık kurulu raporu bulunan özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilere rehberlik ve araştırma merkezlerince alınan “evde eğitim” kararı doğrultusunda ders yılı boyunca il/ilçe milli eğitim müdürlüğünün planlamasıyla evde eğitim hizmeti verilecek ve bu öğrenciler mazeretli sayılacak.

Yazının Devamını Oku