"Noyan Doğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Noyan Doğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Noyan Doğan

Kimler toptan yaşlılık ödemesi alabilir

16 Ekim 2019

OKUYUCULARDAN sıklıkla gelen sorular arasında Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ödenen primlerin iade alınıp alınamayacağı geliyor. Kimileri, primlerin topluca geri ödenip ödenmediğini merak ediyor, kimileri de hangi şartlarda iade alabileceğini soruyor. Öncelikle şunu belirteyim, bu konuda maalesef kamuoyunda yanlış bir kanı hakim. Sanılıyor ki, her isteyen SGK’ya başvurup, ödediği primleri iade alabilir.

KADINLAR İÇİN 58 YAŞ

Primler geri alınabilir mi? Evet, alınabilir. Buna da yaşlılık toptan ödemesi deniyor. Bu ödemeden yararlanılabilmesi için de bazı şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Bu şartların başında da yaş şartı geliyor. Kadınlar için 58, erkekler için 60 yaşını doldurduğu halde emekli aylığı bağlanmasına hak kazanamayanlar, geçen süre içinde ödedikleri primleri yaşlılık toptan ödemesi adı altında iade alabiliyor. Özetle, kişilerin askerlik ve doğum borçlanması bile prim gün sayısını doldurmaya yetmiyorsa ve yaşı da artık çalışmaya imkan tanımıyorsa ödediği primleri geri alabilir. Altını bir kere daha çizeyim, ‘SGK’ya şu kadar prim ödedim, başvurup bunları geri alayım’ diye bir şey söz konusu değil. Emeklilik yaşı doldurulmasına rağmen ödenen primler emekli aylığı alınmasına yetmiyorsa toptan ödeme alınıyor. Yani, erkekse 60, kadınsa 58 yaşından küçük olanlara böyle bir iade yapılmıyor. Prim iadesi imkanından işçi statüsünde çalışanlar, kendi adına Bağ-Kur’lu olarak çalışanlar ve memurlar

yararlanabilir. Bunun için SSK’lı olarak çalışanlar ile memurların işten ayrılması, Bağ-Kur’lu çalışanların da işyerini kapatması gerekiyor. Bu şartlarda geçmişte adlarına yatan primleri toptan ödeme yoluyla alabiliyorlar.

NASIL HESAPLANIYOR?

Örneğin, 7 bin gün prim gün sayısını doldurup, 60 yaşında emekli olacak bir erkek çalışan 60 yaşını doldurmuş ve sadece 1.500 gün prim ödemişse emekli aylığı almaya hak kazanmadığı için 1.500 günlük primini geri iade alabilir. Aynı şartlarda 58 yaşını tamamlamış bir kadın sadece 1.750 gün prim ödemişse, ödediği bu prim emekli aylığı almaya yetmeyeceğinden, 58 yaşında SGK’ya başvurup, 1.750 günlük primini iade alabilir.

Tüm primler iade alınabiliyor mu? Kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası primleri toptan ödeme yoluyla geri iade edilmiyor. İşçi ve memurlar, kendi adlarına yatırılan; Bağ-Kur’lular ise kendi adlarına ödedikleri malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerini iade alabiliyorlar. Sigortalı vefat etmişse, geride kalanlar da yaşlılık toptan ödemesi imkânından yararlanabiliyor. İade tutarı ise SGK’nın her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı uygulamasına göre yapılıyor. Çalışanın doğum ya da askerlik borçlanması hesaplamanın dışında tutuluyor.

Yazının devamı...

Deprem sigortasına talep patladı

14 Ekim 2019

İSTANBUL, Silivri açıklarında 26 Eylül’de meydana gelen 5.8’lik deprem sonrasında zorunlu deprem sigortasına talep patladı. Deprem sonrası sadece bir hafta içinde günlük deprem sigortası poliçesi satışı yüzde 70’e yakın arttı. 1999’daki Marmara Depreminin hemen ardından Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kuruldu ve zorunlu deprem sigortası uygulamasına geçildi. Amaç, depremin yarattığı ekonomik kaybın sigorta sistemi aracılığı ile azaltılmasıydı. Her ne kadar adında ‘zorunlu’ geçse de deprem sigortası bir türlü zorunlu hale getirilemedi. Uzun yıllar sadece tapu işlemlerinde zorunlu tutuldu. Uygulamanın üzerinden 12 yıl sonra çıkan Afet Sigortaları Yasası ile deprem sigortası; yeni elektrik ve su aboneliklerinde de zorunlu hale getirildi. Bugün için DASK; tapu işlemlerinde, bankadan kredi ile konut alımında, elektrik ve su aboneliklerinde zorunlu olarak yaptırılıyor. Ancak yine de tam zorunlu sayılmaz, çünkü zorunluluk hali bitip de poliçenin bir yıl sonra yenilenmesi geldiğinde isteyen yaptırır, istemeyen yaptırmaz. Bu konuda herhangi bir denetim ya da yaptırım yok.

SADECE ADI ZORUNLU

Bugüne gelindiğinde ise Türkiye genelinde sigortalanabilir 17.6 milyon konuttan 9.3 milyonunun deprem sigortası bulunuyor. Bu da konutların yüzde 53’e yakınının depreme karşı sigortalı olduğunu gösteriyor ki, İstanbul depremi öncesi bu oran yüzde 50’nin biraz üzerindeydi. Şu bilgiyi de vereyim, deprem bilinci ile düzenli ve sürekli DASK yaptıranların oranı sadece yüzde 5’ler civarında. Bu da şu anlama geliyor, kimileri zorunluluk nedeniyle poliçe yaptırıyor sonrasında yenilemiyor, kimileri de sigorta yaptırıyor ama bakıyor ki deprem olmuyor, ‘boşuna para ödüyorum’ deyip, devam ettirmiyor.

PANİKLE YAPILIYOR

Şu bir gerçek, korku ve panik yaratan her deprem sonrası DASK’a ciddi bir talep oluyor. Silivri’de, 26 Eylül’de, meydana gelen 5.8’lik deprem sonrası da aynısı oldu. Deprem sonrası poliçe satışı yüzde 70 arttı ve sadece bir hafta içinde İstanbul’da 350 bin konut zorunlu deprem sigortası yaptırdı. Böylece Marmara bölgesinde sigortalanabilir 6 milyon konutun 3.8 milyonu sigortalandı ve bölgede sigortalılık oranı yüzde 65 yükseldi. İstanbul’da ise sigortalanabilir 3.6 milyon konuttan 2.3 milyonu sigortalandı ve konutların yüzde 64.7’si depreme karşı sigorta koruması satın aldı.

HASAR İHBARI 7 BİNİ GEÇTİ

26 Eylül Silivri depremi sonrası DASK’a 7 binin üzerinde de hasar ihbarı yapıldı. Eksperler hasarlı binaları tek tek inceliyor, incelemeler halen sürüyor. Uzmanlar ile konuştum, ‘hasarlı binalarda durum nedir’ diye. Ağır hasar olmadığını söylüyorlar. Hatta bir tespitte daha bulunuyorlar tespit ettikleri hasarlar deprem hasarı değil, yapısal hasar. Bu ne anlama geliyor? Binanın çürük olduğu ve taşıyıcı kolonlarında ya duvarlarındaki çatlak veya dökülmelerin depremde değil öncesinde meydana geldiği ama fark edilmediği ya da önemsenmediği anlamına geliyor.

Yazının devamı...

Çalışana tamamlayıcı emeklilik

9 Ekim 2019

TÜRKİYE’nin 2020-2022 dönemini kapsayan üç yıllık Yeni Ekonomi Programı’nın (YEP) dikkat çekici noktalarından biri de Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ne (TES) geçilecek olması. YEP açıklanır açıklanmaz programda kıdem tazminatına yer verilmemesini, başta sendikalar olmak üzere bazı kesimler, ‘kıdem tazminatı reformu rafa kalktı’ şeklinde yorumladı. Peki, gerçekten kıdemde reform konusu artık masada değil mi, sadece tamamlayıcı emeklilik mi gündemde? Aslında YEP’te tamamlayıcı emeklilikle ilgili; “Ekonominin uluslararası sermaye hareketlerindeki oynaklığa dayalı kırılganlığını azaltacak, reel sektörü TL cinsinden ucuz ve uzun vadeli kaynak sağlayacak bir Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) sosyal tarafların mutabakatı ile kurulacak ve sermaye piyasalarını derinleştirecek kapsamlı bir reform paketi devreye sokulacak” deniyor.

Bu da şu anlama geliyor ki, kıdem tazminatı reformu rafa falan kalkmış değil; gündemdeki yerini koruyor. Aslında sosyal güvenlik alanındaki reform konusu beş ay önce açıklanan Yeni Ekonomi Programı Yapısal Dönüşüm Adımları 2019 ile gündeme geldi ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak bu alanda atılacak adımları tek tek sıraladı. Buna göre; tamamlayıcı emeklilik sistemi, kişilere emekliliklerinde ek gelir oluşturacak. Sistem ile birlikte tasarruflar artacak böylece dış finansmana bağımlılık azalacak; bu da ekonomiyi dış müdahalelere karşı çok daha güçlü hale getirecek. Bu kapsamda da güçlü bir tamamlayıcı emeklilik sistemi kurulacak. Çalışanların kazançlarına göre azdan az, çoktan çok, belirleneceği zorunlu bir Bireysel Emeklilik Sisteminin (BES) yani tamamlayıcı emeklilik sistemi yeniden ele alınacak. Bu sistemle birlikte kıdem tazminatı reformu da hayata geçirilecek. Tüm paydaşların katılımı ile çalışanlardan olduğu gibi işverenden de yapılacak kesintiler BES ile entegre kıdem tazminatı fonunda toplanacak.

İŞYERİ BAZLI EMEKLİLİK

Bu yol haritası YEP Yapısal Dönüşüm Adımları 2019’da yer alıyor. Yeni açıklanan 2020-2022 dönemini kapsayan YEP’e göre de sosyal tarafların, yani başta sendikalar olmak üzere sosyal güvenlik alanındaki tüm tarafların, mutabakatı ile Tamamlayıcı Emeklilik Sistemine geçilecek. Yeni sistem nasıl olacak? Aslında bu konuda atılacak adımlar üç aşağı beş yukarı belirlendi ve bir çalışma da yapıldı. Hatta bildiğim kadarıyla kıdem tazminatında reform konusu bazı sendikalar ile de detaylı olmasa da konuşuldu.

TES’in detayına geçmeden önce emeklilik sistemi ile ilgili kısa bir bilgi vereyim. Dünyada uygulanan üç ayrı emeklilik sistemi var. Birincisi, kamu emeklilik sistemi, yani sosyal güvenlik sistemi. İkincisi, işyeri bazlı emeklilik sistemi; üçüncüsü ise gönüllü emeklilik sistemi. Bizde birinci basamaktaki sosyal güvenlik sistemi ile üçüncü basamakta yer alan BES uygulanıyor. Eksiğimiz, çalışanın maaşından kesilen, işverenin de katıldığı, devletin de desteklediği ikinci basamak denilen, işyeri bazlı emeklilik sistemi. Gerçi bu sisteme de 2017’de BES’e otomatik katılım uygulaması ile geçtik ancak hem zorunlu tutulmadı hem de işveren katkısı eklenmedi.

KIDEM RAFA KALKMADI

Tamamlayıcı emeklilik sistemi ile işte bu sağlanacak; buna da kıdem tazminatı reformu eklenecek; tabi sosyal tarafların mutabakatı ile. Düşünülen, kıdemde fonlu sisteme geçilmesi ve TES ile sistemin bir bütün hale getirilmesi. Bu sayede çalışanlar kıdeminin yatıp yatmadığını, hesabındaki biriken tutarı ve bu tutarın getirisini görüp, takip edebilecek. Bu kapsamda da yeni işe girenler ya da yeni işe girip de emekliliğine uzun zaman olan çalışanlar TES’e ve fonlu sisteme dahil edilecek. Belirli yaşın üzerinde olanlar ya da emekliliğine az süre kalanlar sisteme dahil edilmeyecek ama yine de emekliliğine belirli süre olanlara bir tercih hakkı sunulacak. Devlet de kıdem tazminatına belirli oranda katkı yapacak. Çalışanlar kıdem fonunda birikeni istediği zaman alamayacak; amaç, emeklilikte birikime sahip olması.

Yazının devamı...

Gurbetçiye dövizli BES

7 Ekim 2019

TÜRKİYE’nin 2020-2022 dönemini kapsayan üç yıllık Yeni Ekonomi Programı (YEP) açıklandı. Program, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ile ilgili önemli düzenlemeler içeriyor. Bunlardan biri, sosyal tarafların mutabakatı ile emeklilik alanında kapsamlı bir reform paketi devreye sokulacak ve tamamlayıcı emeklilik sistemine geçilecek. Bu konuya gelecek yazımda detaylı değineceğim ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim; YEP açıklandıktan sonra kimi çevrelerin belirttiği gibi kıdem tazminatı rafa falan kalkmış değil. BES ve kıdem tazminatının da içinde olduğu kapsamlı bir model uygulanacak.

YEP’te dikkatimi çeken ve ilk kez gündeme gelen bir konu daha var; o da, yurtdışında yaşayanlara özel BES uygulamasının getirilecek olması. Programın Finansal İstikrar bölümünde bu konuda şöyle deniyor: Finansal sistemdeki sistemik risk birikimini azaltmak, finansal derinliği ve ürün çeşitliliğini artırmak amacıyla yurt dışı yerleşik Türk vatandaşlarına dövizli BES uygulamasına geçilecek. Uygulamanın başlayacağı tarih ise 2020’nin sonu.

EURO ÜZERİNDEN OLACAK

Yurtdışında 6 milyona yakın vatandaşımız bulunuyor ve bunların 5 milyondan fazlası Avrupa’da yaşıyor. Almanya’da 2 milyon, Fransa’da 700 bin, Hollanda’da 500 bin Türk vatandaşımız var. Yeni uygulama ile sadece bu kişilere özel bireysel emeklilik yapılacak. Peki, yurtdışında yaşayanlar isteseler sisteme dahil olamazlar mı? Olurlar, ancak katkı payı ödemelerini TL üzerinden yapmak zorundalar. Öğrendiğime göre, yurtdışında yaşayanlar BES’e ilgi gösteriyor, bu yönde de bir talep var ama ödemelerin Euro üzerinden olmasını istiyorlar. Daha açık bir anlatımla ne ödeyeceklerini ve karşılığında ne kadar birikimleri olacağını bilmek istiyorlar ve bunu da döviz üzerinden istiyorlar.

İşte bu kişilere özel dövizli bireysel emeklilik sistemi kurgulanacak. Kişiler, BES katkı paylarını Euro üzerinden ödeyecek. Sisteme yönelik merak edilen konulardan biri de devletin katkı yapıp yapmayacağı. Malum, mevcut sistemde devlet yüzde 25 katkı sağlıyor. Dövizli BES’te de devlet katkısı olacak, katkı döviz ile olacak, ancak yüzde 25’lik bir katkı olmayacak; daha düşük tutulacak. Beklenti ise Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın dövizli BES’e ciddi talep göstereceği ve uygulamanın başlaması halinde iki milyon kişinin sisteme gireceği; özellikle de yurtdışında yaşayan, çalışmayan ev kadınlarının.

EMEKLİLİKTE DEĞİŞİKLİK

Dövizli BES’e geçilecek olmasının bir başka nedeni daha var. Ağustos ayında yurtdışında yaşayanların borçlanarak emekli olma şartları değişti. Bu tarihten önce, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız, istedikleri kurum üzerinden emeklilik hakkı elde edebiliyordu ki, kişilerin neredeyse tamamı SSK üzerinden emeklilik istiyordu. Borçlanma tutarı da asgari ücretin yüzde 32’siydi. 1 Ağustos’ta yapılan yeni düzenleme ile emeklilik yaşı, borçlanma süresi, borçlanma tutarı değişti. Yeni uygulama ile emekli olacaklar sadece Bağ-Kur üzerinden emekli olabiliyor. Emeklilik için ödenecek borçlanma tutarı da gün başına 11 lira arttı. Özetler, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın emeklilik şartları ağırlaştırıldı ve emekli olacaklara ödenecek emekli aylığında kısmi bir azalma olacak. Dövizli BES uygulaması ile gurbetçi vatandaşlarımıza hem ikinci bir emeklilik hakkı tanınacak hem de emekli aylıklarındaki düşüş telafi edilmiş olacak.

Yazının devamı...

Erken emeklilik mümkün

2 Ekim 2019

BİR süredir emeklilikte yaşa takılanları, erken emekliliği tartışıyoruz. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, çalışanların çoğunluğu biran önce emekli olmayı düşünüyor. Emekli olduktan sonra çalışmaya devam edilip, edilmemesi ise ayrı bir konu. Peki, 43 yaşında emeklilik mümkün mü? Evet, mümkün; belli mesleklerde çalışanlar için mümkün. Sosyal güvenlik sistemi tehlikeli ve ağır işlerde çalışanlara bu hakkı, yani erken emeklilik hakkını tanıyor. Nasıl mı? Anlatayım. Kanunda fiili hizmet süresi zammı olarak geçen, kamuoyunda ise ‘yıpranma hakkı’ olarak bilinen uygulama; çimento sektöründe çalışandan tutun da cam ve madencilik alanında çalışanlara kadar birçok mesleği kapsıyor. Daha açık şöyle anlatayım; ağır ve riskli işlerde çalışanların diğer çalışanlara göre daha erken emeklilik hakkı bulunuyor. Fiili hizmet süresi zammı da bu mesleklere uygulanıyor. Bu kapsamda belli mesleklerde çalışanlar her bir yıl için emekliliklerine 60 ya da 90 gün, kimi mesleklerde ise 180 gün fazladan süre kazanıyor. Emeklilik için fazladan kazanılan günlere, fiili hizmet süresi zammı ya da yıpranma hakkı deniyor. Bu haktan da hem sosyal sigortalı çalışan işçiler hem de emekli sandığı kapsamında çalışan memurlar faydalanabiliyor. Son yıllarda bu alanda birçok düzenleme yapıldı ancak birkaç ay önce yapılan son düzenleme ile düne kadar yıpranma hakkından yararlanan meslek sayısı 18 iken, bu sayı 45’e yükseltildi ve ağız-diş radyoloji uzmanları, röntgen teknisyenleri, infaz memuru, ceza infaz kurumu müdürü, ihtiyat pilotları da yıpranma hakkı tanınan mesleklere eklendi. Bu kapsamda yeni düzenleme ile yıpranma hakkı tanınan yeni mesleklerde çalışanlar için fiili hizmet süresi zammı 2017’nin Ağustos ayından sonraki çalışmaları için uygulanacak.

43’ÜNDE EMEKLİLİK

Fiili hizmet süresi zammının nasıl uygulandığına gelince; normal çalışma süresi olan 360 günün üzerine çalıştığı riskli sektöre ve kanunun bu sektörde tanıdığı artı süreye göre fazladan hizmet süresi ekleniyor. Örneğin, cıva üretiminde çalışan bir işçinin fiili hizmet zammı 90 gün; bu işte 12 ay çalışıldığında 15 ay çalışmış sayılıyor ve hem prim gün sayısı artıyor hem de erken emekli olma imkanını elde ediyor. Bir başka anlatımla, normal şartlarda 360 gün çalışılması gerekirken, cıva üretiminde çalışanlar bir yıl içinde 450 gün çalışmış sayılıyor. Madenlerde çalışanlar için bu süre daha fazla 180 gün, yani 6 ay. Yeraltı madenlerinde çalışan bir işçi 360 gün çalıştığında fiili hizmet süresi zammı uygulandığında 540 gün çalışmış sayılıyor; bu da emekliliğe ciddi katkı sağlıyor.

En yüksek yıpranma hakkı da madenlerden çalışanlara tanınıyor. Yapılan düzenlemeler ile yeraltı madenlerinden çalışan işçilerin emeklilik yaşı 50’ye çekilirken, hafta tatilleri, izin süreleri de fiili hizmet süresine eklenince emeklilik yaşı daha da iniyor.

ŞARTLAR NELER?
Tabii, yıpranma hakkından yararlanmanın belli şartları var. Birincisi, süre sınırı; bu da 5 yıl. Riskli ve tehlikeli işlerde çalışanlar yıpranma hakkından yararlanmak için ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar alabilecekleri fiili hizmet süresi zammı 5 yıldan fazla olamıyor. Silahlı kuvvetler, emniyet mensupları ve MİT mensupları için bu süre 8 yıla kadar çıkıyor. Yıpranma hakkından yararlanmak için madenlerde yeraltında çalışan işçilerin 1.800 gün, diğer riskli sektörlerde çalışanların ise 3.600 gün fiili hizmet süresi zammı kapsamında çalışmış olmaları şart. Şartlardan biri de yıpranma hakkına giren mesleklerdeki işlerde çalışmak gerekiyor. Sadece o sektörde çalışmak yetmiyor, bilfiil o işi yapmak gerekiyor. Madencilikten örnek verecek olursak, yeraltında çalışılması gerekiyor.

Yazının devamı...

15 soruda DASK!

1 Ekim 2019

1) Hangi hasarları kapsar?

Deprem nedeniyle konutta yangın çıkarsa, patlama olursa yine deprem nedeniyle tsunami veya yer kayması oluşursa bunların vereceği zarar DASK kapsamında. Bunların dışında konuttaki eşyalarda meydana gelen zararlar ve kişilerin uğrayacağı bedeni zararlar sigorta kapsamında değildir.

2) Tüm binalara DASK yapılıyor mu?

Belediye sınırları içindeki konutlar için geçerli. Konutun tapuya kayıtlı olması gerekiyor. Binaların içindeki ticarethane, bürolar da sigorta kapsamında. Kat irtifakı tesis edilmiş, tapuda cinsi tashihi yapılmayıp tapuda arsa olarak görünen binalar, tapu tahsisi henüz yapılmamış kooperatif evleri de sigortalanıyor. Ancak kaçak yapılar ve işyerleri DASK kapsamı dışındadır. Ayrıca kamu kurumlarına ait binalar, inşaatı henüz tamamlanmamış binalar da kapsam dışında.

3) Apartmandaki ortak alanlar da sigorta kapsamında mı?

Temeller, ana duvarlar, bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlar, bahçe duvarları, istinat duvarları, tavan ve tabanlar, merdivenler, asansörler gibi tamamlayıcı kısımlarında deprem sebebiyle meydana gelen hasarlar da sigorta kapsamanı giriyor. Bir depremde sigorta sahiplerine hissesi oranında hasar ödemesi yapılıyor.

4) Sigortayı kiracı mı ev sahibi mi yaptırmalı?

Yazının devamı...

Döviz çıkışını engelleyeceğiz

30 Eylül 2019

OKUYUCULARIM bilir, sene başından bu yana yazılarımda, yerli ve milli reasürans şirketinin kurulacağını ve reasürans pazarında milli bir model uygulanacağını duyurmuştum. Türk Reasürans Anonim Şirketi, diğer bir adıyla da Türk Re, kuruldu. Şirketin Genel Müdürlüğüne de Selva Eren atandı. Eren, 10 yıla yakın sigorta pazarında olan, özellikle de reasürans pazarını iyi bilen bir isim. Geçen hafta Selva Eren ile bir araya geldik ve uzun uzun konuştuk. Açık söyleyeyim, başta sigortacılar olmak üzere ekonomi çevreleri, hatta yurtdışı piyasalar bile Türk Reasürans’ın neden kurulduğunu, ne yapacağını merak ediyor. Daha da önemlisi bu konuda uzun zamandır da ciddi spekülasyonlar yapılıyor. Eren, ile sohbetimizde tüm bunları konuştuk. Önce, bazı hususların altını çizeyim, sonra neler konuştuğumuzu paylaşayım.

Reasürans nedir, bilmeyenler için kısa bir bilgi de vereyim. Sigorta şirketleri, özellikle büyük sigorta işlerinde hasar ödemekte zorlanmamak ya da mali yönden sigortalanması mümkün olmayan riskler için prim ödeyerek, kendilerini sigortalatır, bir anlamda koruma satın alırlar. Buna reasürans denir. Hasar oluştuğunda da devreye reasürans şirketi ya da şirketleri girer ve hasarı öder. Genelde sigorta şirketleri dünyanın büyük reasürans şirketleri ile çalışır.

RAKİP OLMAYACAĞIZ

Türk Reasürans’ın sermayedarı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve şirket, 600 milyon lira sermaye ile kuruldu; bunun da 150 milyonu ödenmiş sermaye. Kuruluş amacı ise, reasürans adı altında yurtdışına giden paranın Türkiye’de kalmasını sağlamak. Ne yapacak, Türk Re? Ne yapmayacak ki. Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) yönetimini üstlenecek, Tarım Sigortaları Havuzuna (TARSİM) destek olacak. Peki, nasıl yapacak?

Selva Eren, sigorta şirketlerinin her sene yabancı reasürans şirketleri ile kapasite anlaşmaları yaptıklarını belirterek, Türk Re’nin yerel kapasiteyi artırıp, şirketlere destek olacaklarını söyledi. Bugün için Milli Reasürans’ın 26 şirkete bunu yaptığını hatırlatan Eren, “Milli Re, belli kapasite sağlıyor ama biz de ek bir kapasite sağlayacağız. Amaç, yurtdışına giden dövizi yurtiçinde tutmak. Şu anda reasürans yoluyla yurtdışına 8 milyar liralık bir devir söz konusu. Bizim hedefimiz bunun 1.2 milyar lirasını almak ve bu kadarlık bir rakamın Türkiye’de kalmasını sağlamak” dedi.

KAMUYU KULLANACAĞIZ

Selva Eren, bu konudaki yol haritasını da şöyle açıkladı: “Kamu sigorta şirketlerimiz var. 2019 sonuna kadar kamu şirketlerinin reasürans anlaşmalarından yüzde 17.5’luk payı biz devralacağız. Zaten bu şirketler Milli Re ile çalışıyorlar. Oradan kesip bize versinler demiyoruz, yabancı şirketlere devrettiklerinden kesip, bizden koruma almalarını istiyoruz. Kamu dışındaki sigorta şirketleri ile de benzer bir çalışma yapmak istiyoruz. Bu şirketler zaten yurtdışındaki kendi gruplarına Milli Re’yi kabul ettirmişler. Bizim de sermayedarımızın Hazine olmasından dolayı diğer şirketler de bizle çalışacaklardır. Görüştüğümüz şirketlerle de bu konuda mutabık kaldık. Şunu da belirteyim, biz Milli Re’ye rakip değiliz.”

Yazının devamı...

DASK’a hasar ihbarı yağıyor

28 Eylül 2019

Depremin üzerinden 24 saat geçmeden DASK’a zorunlu deprem sigortalı konutlardan 500’ün üzerinde hasar ihbarı geldi. İhbarların neredeyse tamamına yakını Silivri, Çekmece ve çevresinden geldi. Uzmanlar önümüzdeki günlerde ihbarların 3 bini geçeceğini tahmin ediyor. Bundan sonraki süreçte ise gelen ihbarlar DASK tarafından değerlendirilecek; hasarlı konutlara eksperler gönderilecek ve hasar tespit çalışmalarına başlanacak. Uzmanlar, önümüzdeki hafta ortalarında gelen ihbar sayılarının netleşeceğini ve hasar tespit çalışmalarına başlanacağını söylüyor. Yine uzmanlara göre birkaç bina ve konutta depremin neden olduğu çatlakların dışında büyük bir hasar gözükmüyor. İlk 24 saatte gelen hasar ihbarları ise çoğunlukla panik halinde yapılan aramalar.

HASARIN TAMAMI ÖDENMEZ

Burada sigortalıların dikkat etmesi gereken konu, zorunlu deprem sigortasında muafiyetin olması. Sigortada muafiyet, hasarın belli bir miktarını sigortalının kendisinin üstlenmesi anlamına geliyor. Zorunlu deprem sigortasında da sigorta bedelinin yüzde 2’si kadar muafiyet uygulanıyor. Yani, oluşan hasarın yüzde 2’sine kadar olan tutarı sigorta ödemiyor, üzerini karşılıyor. Örneğin, konutun sigorta bedeli 100 bin liraysa, konutta oluşan 2 bin liraya kadar zararı sigortalı kendi karşılar; eğer üzerinde bir zarar oluşmuşsa DASK üzerini öder. Uzmanlar bir noktada da daha uyarıyor, zorunlu deprem sigortası, sadece konutta depremin meydana getirdiği zararı karşılıyor; eşyalara gelen zarar sigorta kapsamına girmiyor.

İstanbul’da sigortalanabilir 3.7 milyona yakın konuttan 2.3 milyonunun zorunlu deprem sigortası bulunuyor. Yani, İstanbul’daki konutların yüzde 63’e yakını depreme karşı sigortalanmış durumda. Türkiye geneline bakıldığında ise sigortalanabilir 17.6 milyon konuttan 9.2 milyonu depreme karşı sigortalı. Türkiye’deki konutların yüzde 52.4’ünün zorunlu deprem sigortası bulunuyor. Marmara bölgesinde ise sigortalılık oranı yüzde 41. Marmara genelinde 6 milyon konutun 3.8 milyonunun sigorta teminatı bulunuyor.

 

Yazının devamı...