Nuran Çakmakçı

Nuran Çakmakçı

ncakmakci@hurriyet.com.tr

Eğitimci Fahamettin Akıngüç’e Fazıl Say’dan 100 yaş bestesi

9 Mayıs 2026
Fazıl Say, Kültür Okulları ve İstanbul Kültür Üniversitesi kurucusu olan eğitimci Fahamettin Akıngüç’ün 100’üncü doğum günü için “Bir Öğretmenin Hayalleri” adını verdiği bir eser besteledi. Say bestesini ilk kez Akıngüç’ün doğum gününde yapılan özel törende seslendirdi.

ÜNLÜ besteci ve yorumcu Fazıl Say, Kültür Okulları ve İstanbul Kültür Üniversitesi kurucusu olan, yakın dostu Fahamettin Akıngüç için yaptığı bestesini 5 Mayıs Salı günü üniversitenin salonunda ilk kez dinleyiciler önünde seslendirdi. Say, Akıngüç’ün 100’üncü doğum günü için düzenlenen özel günde piyanosunun başına otururken şunları söyledi: “20 yılı aşkın süredir burada konser veriyorum. Bir eğitim kurumunun sanata, müziğe, kültüre böylesi önem vermesi kalbimde yer etmiştir. Uzun süredir bütün bunların yaratıcısı Fahamettin Akıngüç’e şükran borçlu olduğumuzu hissediyorum. Sayın Akıngüç’e bir eser ithaf etmek için 1-2 yıldır düşünüyordum. Ve sonunda ‘Bir Öğretmenin Hayalleri’ bestesini hazırladım ve100’üncü yaşında kendisine armağan ettim. On binlerce mezunun yanı sıra halen  20  bine yakın öğrencisi olan Kültür Okulları’nın kurucusu bu büyük eğitim insanı benim için çok değerli.

Fahamettin Akıngüç - Fazıl Say

DÜNYANIN HER YERİNDE ÇALACAĞIM

Okullarda verilen akademik eğitimle birlikte kültür, sanat, müzik, resim ve edebiyat tutkusunu tüm öğrenci ve ailelerine aşılaması çok takdire şayan. Kültür ve sanat olmadan insan var olmuyor. 100’üncü yaşında yatakta, evde olsa da kendisi için hazırladığım besteyi bu kıymetli insana selamlarımız ve enerjilerimizle yollayalım. Bu besteyi severek, hissederek bestelelediğim için dünyanın her yerinde çalacağımı düşünüyorum. Yeni kurduğumuz ‘Jazz Quintet’e de uyarlayacağım.”

KIZLARI: HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ

Kızları Kültür Koleji Eğitim Vakfı Başkanı Ful Akıngüç, Başkan Yardımcısı Lale Akıngüç ve Yönetim Kurulu üyesi Dr. Bahar Akıngüç Günver, beste için şunları söyledi: “Eser yalnız bir eğitimci olarak babamızın hayallerini değil, Türkiye’de eğitim sektöründe verdiği yaşam savaşı, zorlukları, krizler ve riskler karşısında gösterdiği dayanıklılığın sanatsal bir tercümesidir. Babamız bir Cumhuriyet aydınıdır. Bir kültür ve eğitim girişimcisidir. Yaptığı işlerde insan ve ülke sevgisi her zaman üst değer oldu. Bir öğretmen olarak hayallerinin de mücadelesinin de özü; bu ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmasıdır. Fazıl Say ile arasındaki dostluğun DNA’sında da kültür var. Fazıl Say’ın babamıza ithafen bestelediği ‘Bir Öğretmenin Hayalleri’ne ilham veren o öğretmenin hayallerini gerçekleştirmeye devam edeceğiz.”

Lale Akıngüç - Bahar Akıngüç Günver - Gül Akıngüç - Seda Kırankaya - Ful Akıngüç - Fazıl Say

Yazının Devamını Oku

60 yaş ve üzeri yabancı dil öğreniyor... ODTÜ’de ikinci bahar

2 Mayıs 2026
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin 70’inci kuruluş yılında dünyada ilk olacak farklı bir proje uygulanmaya başladı. ODTÜ’lü hocalar, 60 yaş ve üzeri 80 kişiye, evlerinde oturup boşa vakit geçirmek yerine dil öğrenme fırsatı sunuyor.

 

ÖĞRETİM üyelerinin akademik rehberliğinde, ODTÜ Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren FabuLAB tarafından yürütülen, Ankara Çiğdemim Derneği ve Bilge Hayatlar Yaşlı Bakım Merkezi ile işbirliği içinde gerçekleştirilen program, ileri yaşta öğrenmenin bilişsel ve sosyal boyutlarına odaklanıyor.

DEMANSI GECİKTİRİYOR

Diğer yandan bilimsel olarak dil öğrenmenin demansı geciktirdiği de biliniyor. Program yalnızca dil öğretimini değil, ileri yetişkinlik döneminde bilişsel canlılığın ve sosyal katılımın desteklenmesini hedefliyor. Araştırmalar, zihinsel olarak aktif kalmanın “bilişsel rezervi” güçlendirdiğini ve karmaşık öğrenme faaliyetlerinin beyin ağlarını desteklediğini gösteriyor. Özellikle iki dilliliğin demans başlangıcını ortalama 4–5 yıl geciktirebildiğine işaret eden çalışmalar, dil öğreniminin yaşlanma sürecindeki önemini ortaya koyuyor.

60-90 ARASI 80 ÖĞRENCİ

Bu çalışma bir dil eğitim programı olmanın ötesinde, ileri yaşta öğrenmenin mümkün ve anlamlı olduğunu görünür kılmayı, yaşlıların yeniden öğrenme süreçlerine dahil olması ve bu alandaki yerleşik kabulleri sorgulamayı amaçlıyor. İlk etapta 60–90 yaş aralığında yaklaşık 80 katılımcı yer alıyor. Programı dil eğitimi, biliş, program geliştirme ve sınıf içi etkileşim araştırma alanlarında uzmanlaşmış ODTÜ akademisyenleri Prof. Dr. Bilal Kırkıcı, Doç. Dr. Hale Işık Güler, Doç. Dr. Betil Eröz ve Dr. Funda Okay yürütürken onlara lisans ve lisansüstü düzeyde 6 öğrenci de destek veriyor. Hocalar, ilk zamanlar İngilizce öğrenmede çekingenlik yaşayan yaşlıların, daha sonra büyük bir istekle derslere katılmaya başladığını, ders günlerini heyecanla beklediklerini, torunlarıyla İngilizce kelimeler paylaştıklarını ve yeni bir dil öğrenmenin getirdiği özgüveni yaşadıklarını anlattı. Programın ilk etabı mayıs ayı sonunda tamamlanacak.

ZİHİNLER CANLI KALSIN

Yazının Devamını Oku

Okullarda veliye sınır tartışması

21 Nisan 2026
Okullarda yaşanan olaylardan sonra ünlü tarihçi Prof.Dr. Emrah Safa Gürkan sosyal medya hesabında oldukça çarpıcı bir paylaşım yaptı. Gürkan, paylaşımında, “Ailenin okulda hiç yeri yok. Veli ile öğretmenin hiçbir şekilde birbiriyle buluşamaması lazım. Veli öğretmenin antitezidir, okula girmeyecek. Bir zahmet hocalara sınır koymaya çalışacağınıza, kendi çocuklarınıza sınır koyun” dedi.

Emrah Safa Gürkan, sosyal medyada hem çok sayıda destek hem de aynı oranda eleştiri alan görüşlerini dile getirirken ailelerin çocuklarını okulda tamamen öğretmenlerin sorumluluğuna teslim etmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Gürkan paylaştığı yazısında şu satırlara yer verdi:
“Çocuğumun veli toplantısında yanımdaki kadına ‘Ben üniversite hocasıyım ama öğretmenin işinden anlamam’ dedim. Kadın bana dönüp ‘Ben anlarım’ dedi. Nereden geliyor bu özgüven size? Sen okula verdiğin an çocuk artık senin değil. Bunu kabullenemiyorsanız kabile gibi yaşayabilirsiniz, Afrika’da var öyle yerler git orada yaşa. Ailenin okulda hiç yeri yok. Öğretmenin antitezi velidir. Veli ile öğretmenin hiçbir şekilde birbiriyle buluşamaması lazım. Okula girmeyecek veli. Bir zahmet hocalara sınır koymaya çalışacağınıza, kendi çocuklarınıza sınır koyun. Öğretmenler gün boyu ders veriyor, kötü şartlarda çalışıyor, az para alıyor. Takmışlar üç ay tatillerine. Bir de veli baskısı çekiyorlar.”

GÜRKAN BİR ‘RACON’ KESMİŞ AMA...
Gürkan, böyle bir 'racon' kesti, bir analiz yaptı. Özetle eskilerin ‘eti senin kemiği benim’ deyişiyle özetledikleri tam teslimiyet anlayışının okullarda yeniden geçerli olmasını öneriyor.

Söylediklerinde doğrular da var, yanlışlar da. Bazılarına hak verdim, bazılarını ise eksik buldum.

38 yıldır eğitim alanında çalışan bir uzman bir gazeteci olarak önce önce şunu söyleyeyim. Eğitimde hiçbir zaman tek doğru olmaz. Siyah-beyaz da yoktur. Şimdi gelelim sadede:

Nasıl oldu da biz 'eti senin, kemiği benim' anlayışından bugüne geldik. Daha kısa bir süre önce öğretmeni sınıfta ders anlatırken videoya çekip alay eden öğrenciler görmedik mi? Çocuğuna bir laf ettiği için okul basan velilerin sayıları artmıyor mu? WhatsApp gruplarında gece yarısı sordukları abuk sorulara yanıt alamadıkları için veliler öğretmenleri CİMER’e, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hattına şikayet etmediler mi?

Yazının Devamını Oku

Okullarda alarm zili

17 Nisan 2026
İki okulda arka arkaya yaşanan ‘öğrenci şiddeti’ni, alanında yetkin iki uzmanla birlikte sorguladım. ‘Okullarda alarm zilleri çalıyor’ diyebiliriz. Peki bunun nedenleri neler? Öğretmenliğin otoritesi mi zayıfladı? Evdeki gibi okulda da mı çocuklar “kral” tahtına oturmaya başladı? Okullarda acilen hangi önlemler alınmalı?

Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’taki olayları uzmanlarla birlikte sorguladım. İstanbul Teftiş Kurulu Başkanlığı görevinde de bulunan şimdi de şiddetle ilgili araştırmalar yapan deneyimli müfettiş, İstanbul Kültür Üniversitesi Ceza Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Kriminoloji ve Şiddeti Önleme Bölüm Başkanı Doç. Dr. Münevver Mertoğlu ve birçok ilde Emniyet Müdürlüğü yapıp bu süreçte “Okul Polisliği, Aile Polisliği” gibi projeleri uygulamaya geçiren, halen de “Güvenli Okul Projesi” üzerinde çalışmaya devam eden 40 yıllık polis Osman Öztürk ile konuştum.

‘KRAL ÇOCUKLAR’

Bu iki otoritenin söylediklerinden hareketle ‘okullarda alarm zilleri çalıyor’ diyebiliriz. Peki bunun nedenleri hakkında neler söylenebilir? Öğretmenliğin otoritesi mi zayıfladı? Evde olduğu gibi okulda da mı çocuklar “kral” tahtına oturmaya başladı? Sistemi bu kral çocuklar mı bozuyor? Disiplin süreçleri mi değişti? Çok dillendirildiği gibi eğitim paydaşları arasında hep veliler mi haklı görülüyor, dokunulmaz öğrenciler mi var? Başarılı olamayan, uyum sağlayamayan ama hep ailelerinin gücü nedeniyle ayrıcalıklı görünen çocuklar mı sistemi bozuyor? Şiddet içeren diziler mi etkili oluyor? Trafikte, evde yaşanan şiddet, erozyona uğrayan değer yargıları mı çocukları bu hale getirdi?

ŞİDDET OKULA DA YANSIDI

Nedenler daha uzun uzun sıralanabilir. Ama konuştuğum eğitimcilerden edindiğim izlenimlerden bazıları şöyle:

* Çocukların hep arkaları toplanır, her istediği yerine getirilirken, sorunları görmezden geliniyor.

* Saygısızlık sokakta, metroda, otobüste olduğu gibi sınıfta da normalleşti.

* Çocukların her yanlışı karşısında aileler koşarak hesap sormaya başladı.

Yazının Devamını Oku

Çocuklarda dijital tehlike... Like ve takipçi bağımlılığı

21 Mart 2026
Sosyal medyaya yaş sınırlaması tartışılırken Psikolog Dr. Nilüfer Devecigil’den önemli bir uyarı geldi: “Çocuk için sosyal medya bir ayna gibidir. Kendisini görmediği ancak nasıl görünmesi gerektiğini söyleyen bir ayna. Böylece like sayısı, takipçi sayısı, görünürlük ve onay çocuğun özdeğerinin yerini almaya başlar...”

Son yıllarda çocuk ve ergenlerin sosyal medya kullanımı üzerine yürütülen tartışmalar artık denetim, kontrol ve kısıtlama konusunda bir uzlaşmaya doğru ilerlerken birçok ülkede yaş sınırı uygulamaları hayata geçirildi bile...Psikolog Dr. Nilüfer Devecigil, “Sorun çocukların sosyal medyaya erişmesi mi, yoksa sosyal medyanın çocukların gelişimsel gerçekliği dikkate alınmadan tasarlanmış olması mı?” sorusunun yanıtını araştırdı: “Avrupa Komisyonu’nun 2025 yılında yayımladığı rehber, bu soruya radikal ama aynı zamanda olgun bir yanıt veriyor. Rehber, çocukların dijital dünyadan tamamen uzaklaştırılmasını değil, dijital dünyanın çocukların gelişimine uygun hale getirilmesini öneriyor. Bu yaklaşım böylece sorumluluğu çocuğun iradesinden alıp, sistemin tasarımına yerleştiriyor. Bir çocuk, dijital dünyaya hem bilişsel hem de duygusal ve nörobiyolojik olarak henüz olgunlaşmamış bir yapıyla girer. Çocuğun sinir sistemi, dürtü kontrolü henüz tam gelişmemiştir, dış onaya yetişkinlerden daha duyarlıdır, sosyal reddedilmeyi daha yoğun yaşar ve benlik duygusu henüz oluşum halindedir.

İLETİŞİM ARACI OLMAMALI

Bu nedenle çocuk için sosyal medyayı yalnızca bir iletişim aracı olarak göremeyiz. Bir metafor kullanacak olursak, bunu bir ayna gibi görebiliriz. Çocuğun kendisini görmediği ancak kendisine nasıl görünmesi gerektiğini söyleyen bir ayna. Böylece like sayısı, takipçi sayısı, görünürlük ve onay çocuğun özdeğerinin yerini almaya başlar. Bu noktada mesele artık teknoloji değil, bağlanmadır. Çocuk, özdeğerini artık bağlandığı yetişkinin gözlerinde değil, bağlandığı algoritmanın tepkilerinde aramaya başlar.



YAŞI SORGULANMALI

Yazının Devamını Oku

Hem öğrenci hem velilere ara tatil için altın tavsiyeler

14 Mart 2026
Yaklaşık 18 milyon öğrenci ve 1 milyon 200 bin öğretmen 9 günlük tatile girdi. Bu dönemde öğretmen seminerleri çevrim içi yapılacak. Bahar dönemi ara tatilinin bir özelliği de 14 Haziran’da yapılacak LGS ve 20-21 Haziran’da gerçekleşecek YKS için hazırlıkta önemli bir dönemeç olması. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Kızıltepe ile hem bu ara tatilin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini hem de sınava hazırlık için neler yapılabileceğini konuştuk.

“Yoğun geçen bir eğitim döneminin ardından verilen ara, öğrencilerin zihinsel olarak dinlenmelerine, enerji toplamalarına ve yeni döneme daha hazır başlamalarına yardımcı olacak. Ancak unutmamak gerekir ki tatil yalnızca derslere ara vermek değil aynı zamanda öğrenmenin farklı biçimlerde devam ettiği bir süreçtir. Çocuklar bu dönemlerde yeni deneyimler yaşar, merak ve ilgi alanlarına yönelme fırsatı bulurlar” diyen Prof. Dr. Zeynep Kızıltepe sözlerini şöyle sürdürüyor, “günümüzün dijital dünyasında sürekli bir uyaran bombardımanına maruz kalan çocuklar, kendi iç seslerini duymakta zorlanıyor. İşte bu ara tatil, onlara kendilerini keşfetme, yeteneklerini sorgulama ve bağımsız bireyler olma yolunda önemli adımlar atma imkânı sunabilir. Okulun kalıplarından sıyrılan çocuk, tatilde hayal gücünü özgür bırakabilir.” Zeynep hocanın tatili hem dinlenme açısından verimli hem de gelişimi destekleyecek şekilde geçirmek için çocuklara ve ailelere yönelik önerileri ise şöyle:

ÇOCUKLARA ÖNERİLER

Resim ve el işi: Sadece resim değil, evde bulunan karton kutu, ip, düğme, kumaş parçası gibi malzemelerle yeni oyuncaklar veya dekoratif objeler tasarlamak. Daha önce hiç bilmediğiniz mesela origami gibi bir tekniği öğrenip uygulamak. Önemli olan sonucun mükemmelliği değil, sürecin keyfidir. Elleriyle bir ürün oluşturan çocuk, aynı zamanda düşünmeyi, problem çözmeyi ve sabretmeyi öğrenir.

Yazma serüveni: Bir günlük tutmak, duygularını ve o gün yaşadıklarını oraya yazmak, çocuğun kendi iç dünyasının farkına varıp, onu anlamasına yardımcı olur. Daha yaratıcı çocuklar için kısa hikâyeler yazmak, bir çizgi roman kahramanı yaratmak ya da şiir denemeleri yapmak harika birer uğraş olabilir.

Müzik ve dans: Varsa bir enstrümanla yeni melodiler keşfetmek, yoksa bir şarkının sözlerini araştırıp söylemek veya müzik eşliğinde dans ederek enerji atmak bile başlı başına bir terapidir. Müziğin, çocukların duygusal zekâsını geliştirdiği, stresini azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Hayal kurmak: Günümüz çocukları maalesef hayal kurmaya giderek daha az zaman ayırıyor. Yoğun ders programları, sürekli planlanan etkinlikler ve ekranların doldurduğu boş zamanlar, çocukların kendi iç dünyalarına dönüp hayal kurabilecekleri alanları daraltıyor. Oysa hayal gücü, yaratıcılığın ve problem çözme becerisinin temelidir. Unutmayalım ki bazen bugün kurulan küçük hayaller, yarının büyük fikirlerinin başlangıcı olabilir.

Kitap okumak:

Yazının Devamını Oku

3 kadının dayanışması: Hilal’in başarı yolu

7 Mart 2026
Hilal Aygül, apartman görevlisi bir anne ile inşaat ustası bir babanın kızı. İlkokulda, bir yaş büyük ablasıyla çöp toplayıp merdiven silen Hilal, burslu okuduğu TED Lisesi’nden birincilikle mezun oldu. Koç Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’ne girerek Bilgisayar Mühendisliği’yle birlikte çift anadal yaptı. Hilal, “Ablamla tek seçeneğimiz vardı; okumak” diyor.

HİLAL Aygül 21 yaşında, genç yaşında başarıdan başarıya koşmuş örnek bir genç kadın. Apartman görevlisi Ayşe Hanım ile inşaatlarda çalışan Ramazan Usta’nın iki kızından biri. Hilal Aygül için şimdi 49 yaşındaki Ayşe Hanım ile 47 yaşındaki Ramazan Usta’nın yıllardır gösterdikleri özveri ve gayretinin karşılığını verme zamanı. Burslu olarak kabul edildiği Türk Eğitim Derneği (TED) ve ardından Koç Üniversitesi’nde anne -babasının bu tertemiz çabasını anlatırken onlarla gurur duyuyor. Hilal Aygül mezunu olduğu TED’in 98’inci kuruluş yıldönümünde eğitimcilere ve derneğin bağışçılarına şöyle seslendi:

AYŞE HANIMLA RAMAZAN USTANIN KIZI

“Benim annem apartman görevlisi, babam inşaat ustası. Yani bizim için yıllarca gecesini gündüzüne katıp çalışan Ayşe Hanım’ın ve kızlarının eli kalem tutsun diye keser sallamaktan elleri çatlayan Ramazan Usta’nın kızıyım. Anneme yardım edebilmek için eğitimimi aksattığım günler oldu. Ama o günkü Hilal’den güçlü ve azimli bir kadın olan Hilal’e uzanan yolda benim yolumu sizler aydınlattınız. Bu sadece benim hikâyem değil, sizler benim gibi nice hikâyelerin yazılmasını sağlıyorsunuz. İyi ki bu ülkenin çocuklarına umut olmaya devam ediyorsunuz. Dedem annemi okutmamış, çalışmasını istemiş. Anne ve babam ilkokul mezunu. Ablam ile tek seçeneğimiz okumaktı. Anne ve babamın kendileri için hiç bir hayali yoktu, hiç bir zaman tatile gitmediler, kendilerine bir şey almadılar. Tek hayalleri bizi okutmak ve meslek sahibi yapmaktı.”

“BAŞARMAK ZORUNDAYDIK”

Hilal, Ispartalı iki çocuklu bir ailenin küçük kızı olarak kolejde okudu, şimdi de bir vakıf üniversitesinde. Soranlara,“15 yıllık bir çalışma hayatım var” diyerek şunları söylüyor: “Hayatta her şeyin bir kilidi var. Benim Türk Eğitim Derneği tam eğitim bursu sınavını kazanmam ve TED Isparta Koleji’nde okumaya başlamam bu kilidi açtı. TED’li olmam çok şeyi değiştirdi. Annem iyi ki kapıcı, babam iyi ki usta idi. Bunlar benim empati yeteneğimi çok yükseltti. Biz, ablam Sümeyye ile birlikte başarmaktan başka yol olmadığının bilinciyle büyüdük. Başarmak için çok çalıştım. Başarıya şansla değil kazıyarak ulaştım. Bir çocuğun desteklendiğinde neler yapabileceğini bizzat kendimden biliyorum. Bana destek olanlara sonsuz teşekkürüm var.”

Yazının Devamını Oku

Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk’tan sınır tanımayan çocuklarla baş etmenin yolları

1 Kasım 2025
Sokakta, markette, bahçede, plajda, restoranlarda oradan oraya koşturan, etrafta kendisinden başka hiç kimse yokmuş gibi hareket eden, sabırsız, saygısız, öfkeli, şımarık çocuklar... Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk’la sınır tanımayan çocuk ve ergenleri konuştuk...

NEZAKETİ, saygıyı unutmuş hoyrat, nobran bir nesil ve onlara “Dur” ya da  “Sus” demeyen yetişkinler. Bu çocuklara sınır koymayan, evde terbiye vermeyen anne babalar bunu okulların, öğretmenlerin yapmasını bekliyor. Hatta bazılarının böyle bir beklentisi de yok, onlar çocuklarının kaba saba diye niteleyebileceğimiz uyumsuz davranışlarından memnun, “özgür nesil yetiştiriyoruz” gururunu taşıyor. Davranış Bilimleri Enstitüsü kurucusu, Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk ile sınır tanımayan çocuk ve ergenleri konuştuk. Emre Konuk öncelikle konu hakkında şöyle bir çerçeve çiziyor: “Yetişkin bir insanın beyni ortalama 1200 gram gelir. Ayaklanmış bir bebeğinki ise limon kadardır. Bu küçük beynin içinde yetişkinlere özgü duygu ve düşünceler bulunmadığı gibi davranışları yöneten çok sayıda fonksiyon da henüz gelişmemiştir. Oysa yaşam, diğer adıyla ‘müesses nizam’ durmadan bireyin öğrenmesini, gelişmesini ve uyumunu talep eder. Çocuk bir genetik mirasa sahip olsa da öğrenme süreçlerini, örnek alarak ve taklit ederek yürütür. İşte bu yüzden hem anne baba hem de çocuğun yetişmesinde sorumluluk alan diğerleri iyi bir model olmak zorundadır.”

‘HAYIR’ DEMESİNİ BİLİN

“İyi bir model olarak doğrunun ne olduğunu göstermenin yanı sıra çocukla kurulacak sevgi ve güven bağının da çok önemli olduğunu belirten Emre Konuk, ailelere önerilerini şöyle sıralıyor:

- Bir kural koyup sonradan geri adım atmayın.

- Onlara sık sık aslında ihtiyacı olmayan hediyeler almayın. Aldığınız hediyeler aşırı olmasın.

- “Hayır” demeniz gereken yerde “Evet” deme döngüsünü kırın. Basit, ama değiştirmesi son derece zor bir alışkanlık bu. Taleplere boyun eğerek öfke krizlerinden kaçınmak daha kolay. Ancak bu durumda çocuğunuz karar verme gücünün, yetişkinlerde değil kendisinde olduğunu öğrenir. “Hayır” demeye başladığınız zaman çok büyük bir tepkiye hazır olun. Bu olağan bir şey ama eğer yalvarmalara, öfke nöbetlerine ya da sızlanmalara teslim olursanız, tepki giderek artar ve büsbütün beter hale doğru ilerler.

- Kararlarınız için iyi bir nedeniniz varsa ve kararlarınızı değiştirmezseniz, çocuklarınız size ve söylediklerinize gerçekten daha çok saygı duyar.

Yazının Devamını Oku