"Nuran Çakmakçı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nuran Çakmakçı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nuran Çakmakçı

Nuran Çakmakçı

Çocuklara yemekte denge eğitimi

19 Ekim 2019

Türkiye’de de durum farklı değil. 2010’daki Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre, her 5 çocuktan biri şişman. 0-5 yaş arasındakilerin yüzde 20.5’i şişman, yüzde 17’si zayıf, yüzde 11.5’i bodur. 6-10 yaş arasındakilerin yüzde 17.3’ü şişman, yüzde 20.7’si zayıf, yüzde 11.5’i bodur. 6-18 yaş arasındakilerin ise yüzde 20.5’i şişman.
Bu tablo karşısında 2011’de Sabri Ülker Vakfı, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile birlikte ‘Yemekte Denge Eğitim Projesi’ni başlattı. Çocuklara erken dönemde sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırarak ideal kilolarına ulaşmaları için 8 yıldır devlet okullarında öğretmen ve öğrencilere eğitim veriliyor. Bu yıl da pilot okullarda Marmara, Doğu Akdeniz ile SANKO üniversiteleri beslenme ve diyetetik bölümleri 32 haftalık dengeli beslenme eğitimini alan, 7-12 yaş arasındaki 2, 3 ve 4’üncü sınıfta okuyan 1.901 öğrenciyle araştırma yaptı. Araştırma sonuçları ilk kez İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenen 13’üncü Avrupa Beslenme Konferansı’nda açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre Akdeniz diyetini uygulayan her 100 şişman çocuktan 2’si ideal kiloya kavuştu, boyları ortalama 2 cm uzadı, yüzde 94’ü kahvaltı etmeye başladı. Fiziksel aktivite düzeyinde ciddi artış gözlendi. Çocukların aşırı kilo alımı azalırken her 100 şişman çocuktan 2’si ideal kilosuna yaklaştı.

AKDENİZ DİYETİ BOYU DA UZATTI

Prof. Dr. Tanju Besler (Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı): “Bilinçlenen çocuklar, kahvaltı alışkanlığıyla şişmanlıktan ideal kiloya düştü. 8’inci yılına giren projemiz kapsamındaki araştırmamızla çocuklar, 32 haftalık eğitimden sonra kahvaltı alışkanlığı kazanıp sebze ve meyve gibi gıdaların tüketimini arttırdı, enerji dengesi için fiziksel aktivitenin önemini kavradı.

Eğitim alanlar besin gruplarını ve besleyici değerlerini daha iyi tanıyıp neyi ne kadar ve neden tüketmeleri gerektiğini öğrendi. Akdeniz diyetinin benimsenmesiyle eğitim öncesindeki çocukluk çağı fazla kilo oranı düşerek ideale yaklaştı. Bu, öğrencilerin Akdeniz diyetini benimsendiğini gösteriyor. Her 10 çocuktan 3’ünün Akdeniz diyetine uyumu iyi olarak değerlendirildi. Bu çocukların hareketli geçirdiği süreyle egzersiz için harcadığı zaman, diğerlerine göre daha yüksek. Öğrencilerin üç günlük besin tüketimine bakıldığında; ortalama enerji alımı eğitim sonrasında 2838’den 2690 kaloriye düşerek normal sınırlara yaklaştı. Eğitim sonrası her 100 şişman çocuktan 2’si ideal kilosuna kavuştu, büyüme ve gelişme çağında olan öğrencilerin ise boyları ortalama 2 cm uzadı.

EGZERSİZ SÜRESİ ARTTI

Günlük oyun, egzersiz ve spora ayrılan süre 182’den 192 dakikaya yükseldi. İstanbul’da öğrencilerin günlük egzersizi yüzde 40 artışla 25 dakikaya çıktı.

Yazının devamı...

Ağlayan çocuğu susturmayın kucaklayın

12 Ekim 2019

Bu sözler Amerikalı gelişim psikoloğu Dr. Aletha Solter’e ait. Dr. Solter bağlanma, travma, ceza içermeyen disiplin konularında bir duayen, dünyaca ünlü bir yazar ve gelişim psikoloğu. Birçok ülkede başta anne-babalar olmak üzere uzmanlara da bilinçli ebeveynlik eğitimleri veriyor. Aware Parenting Enstitüsü’nün kurucusu ve yöneticisi olan Solter, uzmanlığını insan biyolojisi üzerine İsviçre Cenova Üniversitesi’nde yaptı. Kaliforniya Santa Barbara’da psikoloji doktorası alan Solter, uluslararası arenada bağlanma, travma ve cezalandırıcı olmayan disiplin üzerindeki çalışmalarıyla tanınıyor. Halen Güney Kaliforniya’da yaşayan Solter, geçtiğimiz günlerde psikolog Nilüfer Devecigil ve Uykusuz Anneler Kulübü’nün davetlisi olarak Türkiye’de anne-babalara eğitim verdi. Beş kitabı bulunan Solter, “Erken dönemde yaşanan stres ve travma, çocukların nörobiyolojik sistemlerini değiştirebilir ve kaygı, davranış sorunları, hiperaktivite, bağlanma bozuklukları, uyku problemleri, öğrenme güçlüğü, depresyon ve fiziksel hastalıklar gibi sorunlara yol açabilir. Ancak çocuklara fırsat verildiğinde kendilerini iyileştirebilir, travma ve stresin yıkıcı etkilerinden kurtulabilirler” diyor.

KUCAĞA ALINMAYAN BEBEK DAHA ÇOK AĞLAR

Solter, çocukların ağlayarak kendilerini iyileştirebileceklerini, bu nedenle ebeveynlerin ağlamaları emzikle ya da benzeri şeylerle susturmamalarını öneriyor: “Bebeklerin ağlamalarının iki sebebi vardır. Biri o anki ihtiyacını söylemek, diğeri stresi boşaltmak. Stresten dolayı olan ağlama sırasında susturmak yerine ağlamasına kucağa alarak destek olmak önemli. Bunu ‘kollarda ağlama yaklaşımı’ olarak isimlendiriyoruz.” Solter, çocuğun ağlama dışında oyun ve kahkaha yoluyla da stresi dışa atabileceğini söylüyor:

“Ağlamak, stresle baş etmenin en önemli yöntemlerinden biri. Tek yapılması gereken şefkatle çocuğa sarılıp, onu her duygusuyla kabul ettiğinizi hissettirmek. Çocuk çok ağlarsa ebeveynin kendisini çaresiz ve başarısız hissetmesi doğal. Bebeği yalnız başına bırakıp ‘Ağlar ve bir süre nasılsa uykuya geçer’ yaklaşımı bebeğin stres mekanizmasına zarar verir. Sürekli sakinleştirme ve sallama daha sık uyanmasına neden olur, stres nedenli ağlamayı bastırır. Bebeğinizi kollarınızda tutarak ağlamasına izin verebilirsiniz. Yeterince kucağa alınmamış bebekler diğerlerine göre daha çok ağlar. Tabii her ağlayan bebeğin kucağı alınmamış olduğu anlamına gelmez. Bazı bebekler daha hassastır. Yetimhanedeki bebekler de ihtiyaçları olan teması alamadıkları için çok ağlıyorlar. Aşırı uyarana maruz kalmak da fazlaca ağlatıyor bebeği.

FİZİKSEL TEMAS  VE GÜVENCE ÖNEMLİ

Korkutucu deneyimler de ağlatır çocukları. Örneğin annesi birden yüksek sesle sevmeye çalışsa bile çocuk korkar ve ağlar. Stres boşalma ağlaması, gün içinde biriken hayal kırıklıkları, öfkeler, üzüntüler gibi duyguların boşalmasına yardımcı olan bir ağlamadır. Araştırmalar gelişimin mihenk taşı olan dönemlerin hemen öncesinde bebeklerin, çocukların huzursuzlanmaya ve ağlamaya daha meyilli olduğunu gösteriyor. Örneğin henüz yürümeyi öğrenmekte olan bebek bu süreçte pek çok kez düşüp kalkacak ve hayal kırıklığına uğrayacak. Bir şeyi tam olarak yapabilir hale gelmeden önceki evre çocuklar için zorlayıcı bir dönem teşkil eder. Bu dönemlerde gerilimi bedenden atmak için daha çok ağlamaya ihtiyaç duyulur. ‘Ağlama iyi değildir, bebek ağlıyorsa iyi anne değiliz’ diye öğretiliyor. Bizler böyle büyütüldük. Oysa bu doğru değil. Ağlayan çocuğa ilk olarak bir yeri ağrıyor mu, ihtiyacı var mı diye bakılmalı. Fiziksel temas ve güvence önemli. Belki bizim de birinin kollarında ağlamaya ihtiyacımız var.

HEDİYE VEYA YİYECEKLE SUSTURMAK KÖTÜLÜK

Yazının devamı...

Küçükyıldız’ın yıldızı oldu

5 Ekim 2019

Ayşe Gizem, daha ilkokul yıllarından itibaren öğretmen olmayı kafasına koymuştu. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği’nden 2017’de mezun olduktan sonra bir yıl atanmayı bekledi. 20 tercih yaptı. Son tercih olarak Şanlıurfa Harran Küçükyıldız İlkokulu’nu yazdı ve buraya atandı. Haritaya baktığında köyü bulamadı bile. İlk kez köye ağabeyiyle gitti. Yolu bile olmayan bu köye vardığında yine de mutluydu. Köydeki onlarca çocuğa ışık olacak, onlara hayalindeki öğretmenliği yapacaktı. 

FİLMLERDE GÖRDÜĞÜ BİR HAYATIN İÇİNDE

Daha önce köy hayatını filmlerde gören Ayşe Gizem öğretmen, Şanlıurfa’da sınıra yakın, 55 öğrencili birleştirilmiş sınıfı olan Küçükyıldız Köyü İlkokulu’na atanınca inek sağmayı, sıva yapmayı, en önemlisi kendisini tanımayı öğrendi. Anne-babası da onu bu yolculukta yalnız bırakmadı. Tekstilcilik yapan babası Mehmet Gülleç, işini bırakıp yanına eşi Nermin ve oğlu Refik Doğukan’ı da aldı, ailece köy okulunun içindeki iki göz odaya taşındılar. Ailece okulun temizliğini, çocukların bakımını üstlendiler. Gülleç ailesinin tek amacı kızlarının hayalini gerçekleştirmesine destek vermek.

‘BURADAN SONRA YİNE KÖY OKULUNDA OLACAĞIM’

Ayşe Gizem öğretmen, “Ailemin tek kızıyım. Her kız çocuğu mutlaka ailesi için prensestir ve asla büyümez. Buraya ilk geldiğimdeki tedirginliğim ailemi de rahatsız etti. Her şeylerini, evlerini, yaşam şartlarını bırakıp benimle köye yerleştiler” diyor: ”Beş yıl sonra buradaki görevim bitecek. Ancak benim hayalim, 15 yıl boyunca başka köy okullarında da dezavantajlı çocuklarımla eşit şartlara sahip olmanın yolunda ilerlemek. Onlara umut olmaya, ışık olmaya çalışmak. 15 yıl sonra da yine bir köy okulunda şahane şeyler yapmayı planlıyorum. Çocukların gözlerinin içine bakınca bazı şeyler için daha güçlü olmak istiyorsunuz.”

BURADA DAHA GÜÇLÜYÜM

Yazının devamı...

Nurullah Dal: ‘Ruhsat dondurmaya bakanlık da sıcak baktı’

28 Eylül 2019

Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK), Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği, Özel Öğretim Derneği, Özel Öğretim Kurumları Birliği, Özel Eğitim Öğretim Birliği’nin oluşturduğu ‘Özel Öğretim Kurumları Platformu’, son aylarda mali zorluklar nedeniyle eğitimde yaşanan aksamaların çözümü için bazı önerilerle bakanlık yetkililerinin kapısını çaldı. Platform üyeleri, zor durumda olan, öğretmenine maaş ödeyemeyen hatta önümüzdeki 2-3 ayda kapanmak zorunda kalacak okulları kurtarmak için çözüm önerileri üzerinde konuştu. Akşam saatlerinde TÖZOK temsilcileri Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ile de görüştü.

ÇALIŞTAY HAZIRLANIYOR

Görüşme sonrası konuştuğum TÖZOK Başkanı Nurullah Dal, Bakan Selçuk’un ‘ruhsat dondurma’ teklifine sıcak baktığını ve “Bütün özel öğretim kurumlarının dernekleri hemfikirse ben bunun karşısında durmam” dediğini söyledi.

Dal ve diğer sektör temsilcileri önümüzdeki hafta özel okullarda yaşanan bu sıkıntıların çözümü ve kurumların sürdürülebilirlik politikasının oluşması için MEB Bakan Yardımcısı Mahmut Özer ile buluşacak ve bu konuda düzenlenecek çalıştayın hazırlıklarını yapacak.

ÖZEL OKULLAR ODASI

Nurullah Dal, bu arada Özel Eğitim-Öğretim Derneği (ÖZDEBİR) Başkanlığı yapan ve MEF’in de kurucusu olan rahmetli İbrahim Arıkan’ın çok uğraştığı ‘özel okullar odası’ talebini, kendilerinin de bakanlık yetkililerine yeniden ilettiğini ifade etti. Dal, ruhsat dondurma konusunda ilerleme sağlanamazsa tek çözümün ‘özel okullar odası’ olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bu konuda en fazla uğraşanlardan biri de rahmetli İbrahim Arıkan’dır. Dernek olarak da yılarca çalıştık. Gitmediğimiz kapı kalmadı, ancak o zamanlar buna sıcak bakılmadı. Ortam da buna uygun değildi. Ama eğer özel okullara yönelik bir odamız olsaydı, şu anda yaşadığımız sorunları yaşamazdık. Özel okullar odası ile kendimizi daha iyi denetler, kontrol ederdik. Hepimiz aynı gemideyiz. Oda ile bakanlığın kriterlerine göre yeni okul açılışlarını, finansal incelemeleri yapar, bu son yaşanan durumların da bir daha yaşanması engellenir.”

Yazının devamı...

Küreselleşme çağında varlıklı ailelerin eğitim stratejisi: Taşeron ebeveynlik

21 Eylül 2019

İyi bir gelecek için iyi okulları eğitim danışmanları seçiyor ve planları onlar yapıyor. İşte yeni çağın zengin ailelerinin yeni tanımı ‘taşeron ebeveynler’. Bu tanımı yapan göç ve eğitim sosyolojisi alanında çalışan Dr. Çetin Çelik. Doktorasını 2012’de Bremen Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamladıktan sonra Koç Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde görev yapan Çelik, 2015-2018 yılları arasında TÜBİTAK, 3501 Genç Kariyer Fonu ile yürüttüğü “Toplumsal Sınıfın Sosyal Sermaye Yoluyla Okul Başarısına Etkisi: Aile-Okul İlişkileri” konulu çalışması aile yapılarını kapsıyor. Yakında bulguları İngilizce ve Türkçe bir kitap halinde yayınlanacak olan araştırmada kuşkusuz en dikkat çeken aile yapısı ‘taşeron ebeveynlik’.

ÖZEL OKUL VELİLERİNİN YOL HARİTASI İNCELENİYOR

İstanbul’da yaşayan özel okul velilerinin yol haritasını inceleyen Çelik, ailelerin sosyal ve kültürel sermaye olarak hangi ebeveynlik modeline denk düştüğünün izlerini araştırıyor. Saha tecrübelerindeki gözlemlere dayanarak okul-veli arası ilişkilerin dinamiklerini bulmaya çalışıyor. Veri topladığı okulları, o okuldaki öğrencilerin ebeveynlerinin gelir ve eğitim düzeyine göre alt, orta ve üst sosyoekonomik gruplara ayıran Çelik, her bir gruptaki ailelerin çocuklarının okulda başarılı olması için farklı stratejiler geliştirdiğini iddia ediyor.

VELİLER KENDİSİ GİBİ YETİŞTİRECEK OKULA VERİYORLAR

Üst sosyoekonomik gruptaki ebeveynlerin stratejilerini ‘taşeron ebeveynlik’ olarak tanımlayan Dr. Çelik, bu stratejiyi şöyle tanımlıyor:

Bu grup hem geliri hem de eğitimi yüksek olan velilerden oluşuyor. Bu gruptaki veliler genelde yurtdışından diplomalı, yurtiçinde ise Boğaziçi, ODTÜ gibi üniversite mezunları. Çocuklarının en az iki dil bilmesini ve bir dünya vatandaşı olarak yetişmesini arzuluyorlar. Gelirleri yüksek olduğu için kendi hayat tarzlarına ve hedeflerine benzer eğitim tarzları ve vizyonları olan pahalı özel okullara çocuklarını kayıt ettirebiliyor ve onların dünya vatandaşı olma hedefine yürümesi için gerekli olan eğitimi okul ve okuldaki uzmanlara bırakıyorlar. İşte biz buna taşeron ebeveynlik diyoruz. Çünkü veli adeta onu kendisi gibi yetiştirecek bir okula vererek kafasını rahatlatıyor. Bu gruptaki veliler devlet okullarına mahkûm olmamanın, ekonomik güçle her türlü özel ders desteğine ve yurtdışı eğitime ulaşmanın konforunu yaşıyorlar.

ÇOCUĞU KİŞİ VE

Yazının devamı...

Öğretmenlerin velilerden 15 isteği var

14 Eylül 2019

Yeni umutlar, yeni hedeflerle başlayan bu eğitim-öğretim yılında öğretmen yetiştirme alanında araştırmalar yapan, hem veli hem de öğretmen olan Hasan Kalyoncu Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi ve Eğitim Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özge Hacıfazlıoğlu, öğretmenlerin velilere yönelik mesajlarını topladı. Ulusal ve uluslararası öğretmen eğitimi projelerinde aktif görev alan ve Türkiye’de uluslararası bir lisede ders veren Prof. Dr. Hacıfazlıoğlu, Uluslararası Öğretmen Eğitimcileri Birliği’nin (ISATT-International Study Association of Teachers and Teaching) uluslararası ilişkilerden sorumlu koordinatörü olarak yönetim kurulunda çalışıyor. Hem ülkemizde hem de yurtdışında öğretmenleri yakından tanıyan Prof. Dr. Hacıfazlıoğlu, “En değerli varlıklarımız çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimizi istemeden de olsa yorduğumuza üzülerek şahit oluyorum. Bu zorluk özellikle ilköğretim yıllarında daha fazla yaşanıyor. Evden okul ortamına geçen çocuğun uyum sürecinde aile de benzer bir süreçten geçerken zorlanabiliyor” diyor.

Prof. Dr. Hacıfazlıoğlu, sınıf öğretmenlerinin yaşadığı deneyimlere göre velilerle işbirliğine ihtiyaç duydukları alanları 15 başlıkta sıralayıp şu önerilerde bulunuyor: 

1 ÇOCUĞUNUZA İNANIN:

Geçmiş yılların acı deneyimlerini bir tarafa bırakarak yeni umutlarla ve güzelliklerle döneme başlayalım. Çocuğunuza inanın ve iyi yönlerini görmeye çalışın.

2 ONU İYİ TANIYIN:

Ailelerin yaptığı en büyük hata, çocuklarını tanımadan yüksek beklentiler oluşturmaları. Çocuğunuzun davranış problemi, dikkat eksikliği gibi özel durumu varsa öğretmeninizle paylaşın ve rehber öğretmenlerle işbirliği içinde hareket edin.

3 ÖĞRETMENİNİZE GÜVENİN:

Yazının devamı...

Bazı bölümlerin boş kalmasının 8 nedeniBazı bölümlerin boş kalmasının 8 nedeni

7 Eylül 2019

Bu yıl geçmişe göre bölüm seçimlerinde farklı bir tablo oluştu. Geçmiş yıllarda mezun sayısının yüksekliği, istihdam ve gelir düşüklüğü gibi çeşitli nedenlerle sıralamada düşüş yaşayan bazı mühendislik dallarına bu yıl rağbet artarken, önceden kontenjanlarının tamamını dolduran bazı mühendislik dallarında ise bu sene hem önemli boşluklar göze çarptı, hem de oluşan taban sıralamalarında hissedilir gerilemeler yaşandı. Bilgisayar ve inşaat mühendisliği buna en iyi örnekler olarak gösterilebilir. Önceki yıllarda ilgi zaafı yaşayan ve sıralamaları gerileyen bilgisayar mühendisliğinin bu yıl neredeyse tamamı doldu. Ancak geçmişte en az kontenjan boşluğu yaşanan inşaat mühendisliği, mimarlık ve makine mühendisliği gibi alanlara rağbet olmadı. ODTÜ, İTÜ ve Boğaziçi gibi çok tercih edilen üniversitelerde bile özellikle inşaat mühendisliğinde sert puan düşüşü, sıralama kaybı yaşandı. Boğaziçi Üniversitesi gibi adayların gözdesi olan bir kurumda inşaat mühendisliğine geçen yıl 8 bininci aday girerken, bu yıl 16 bininci aday yerleşti. ODTÜ’de durum farklı değil, geçen yıl 21 bininci olanın girdiği bu bölüme 40 bininci aday ancak geçebildi. Bütün bu zıtlığın nedenini uzmanlara sordum. Onlara göre geleneksel programlar artık kan kaybediyor, adaylar daha bilinçli, tercihlerde sektörel hareketlilik göze çarpıyor. En önemlisi ekonomik dönüşüm adayların bölüm seçiminde önemli rol oynuyor. Öğrencilerin nabzını yakından tutan ve tercihlerini araştıran eğitim uzmanı Salim Ünsal, bu durumun nedenini 8 maddede sıraladı:

1 ALT MÜHENDİSLİK DALLARINA YÖNELİYORLAR

Adaylar artık geleneksel mühendislik dalları yerine uzmanlık odaklı alt mühendislik dallarına yönelmek istiyor. Yazılım mühendisliği bunlardan biri. Üniversitelerin mühendislik çeşitliliğini geleneksel alanlarla birlikte alt uzmanlık dallarıyla zenginleştirmeleri gerekiyor. 

2 EKONOMİK DÖNÜŞÜM BELİRGİN BİR ROL OYNUYOR

Günümüz dünyasında ağır sanayi, ekonomideki lokomotif gücünü bilişim teknolojilerine kaptırdı. Doğal olarak adaylar da bilişim teknolojileri, yazılım, kodlama, endüstriyel tasarım gibi alanlarda kendini geliştirmeyi ve geleceğin dünyasında yerini almayı amaçlıyor.

3 KAMU ATAMALARINDAKİ SORUNLAR ETKİLİYOR

Adayların mühendislik tercihlerindeki ilgi kaybında kamu istihdam olanaklarının zayıflığı da belirgin şekilde kendini gösteriyor. Doktorluk ve kısmen öğretmenlik gibi yoğunluklu kamu görevi alabilen branşların yanında mühendislikte kamu talebinin daha az olduğu görülüyor. Bu da adayların tercih ilgilerinin değişmesine yol açıyor.

4 SEKTÖREL HAREKETLİLİK YANSIYOR 

Yazının devamı...

Zorunlu bağış eğitim bilimine de psikolojiye de aykırı

31 Ağustos 2019

ÖNÜMÜZDEKİ hafta yeni öğretim yılı için uyum eğitimiyle ilk ders zili çalacak. 18 milyonu aşkın öğrenci ve 1 milyonun üzerinde öğretmen ders başı yapacak. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Hürriyet’e yeni eğitim yılı öncesi önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Selçuk, öğretmenler odasında yeni düzenlemeye gittiklerini belirtti. Okul kayıtları sırasında velilerden bağış adı altında istenen yüksek meblağdaki paralarla ilgili ise “Bu durum bütün mevzuata, eğitim bilimine, psikolojiye aykırı. Bizim böyle bir şeye müsaade etmemiz mümkün değil. Velilerimiz bağışa zorlanamaz, bu konuda esnekliğimiz yok” dedi. Bazı özel okulların finansal sıkıntılar nedeniyle kapanmasıyla ilgili, “Sıkıntı eğitimsel değil, finansal. Bazı düzenlemeler hazırladık, çalışmalar devam ediyor. Yeni açılacaklara yönelik teminat konusu da gündemde” diyen Bakan Selçuk’un açıklamaları şöyle:

ÖĞRETMENLER ODASINA YENİ DÜZENLEME

“Öğretmenlerimizin çalışma alanı olan öğretmenler odasıyla ilgili yeni düzenlemeler getirdik, çalışmaları yazın bitirdik. Öncelikle öğretmen ve yöneticilere bu konuyu sorduk. En rahat ettikleri ve ihtiyaçları olan ortamları hazırladık. İstanbul ve Ankara’da prototip öğretmen odaları oluşturduk. Pazartesi günü öğretmenlerimizin mesleki çalışma programının açılış konuşmasını bunlardan birinde yapacağım. Öğretmenlerimizin huzurlu, fonksiyonel bir ortamda olması gerekiyor. Bu modeli imkânlar çerçevesinde tüm Türkiye’ye yaygınlaştıracağız. Bir masa, koltuk dışında bilgisayarıyla çalışacağı, tek kişilik masa oluşturacağı, imkânı çerçevesinde bir köşede çiçek, bir köşede kuş ya da evcil hayvanın yaşayabileceği köşeler olsun istiyoruz. Mikrodalga fırında yemeği ısıtacak, rahat edecekleri bir ortam hazırlayacağız.

ŞİKÂYETLERİ İNCELİYORUZ

55 bin okulumuz var. Bize gelen şikâyetlerle ilgili hızla gerekli işlemleri başlatıyoruz. ‘Özel sınıf’ açmayla ilgili 40 okulda sıkıntı yaşandığı tespit edildi. Gelen tüm şikâyetleri taramaya devam ediyoruz. Ancak bütün okullarda ‘özel sınıf’ açılıyor gibi bir izlenim oluşturuluyor. Bu diğer okulları töhmet altında bırakıyor. Hangi okulda ne sorun varsa bunu çözelim, yokmuş gibi davranmayalım. Bu durum bütün yasal mevzuata, eğitim bilimine, psikolojiye aykırı. Bizim böyle bir şeye müsaade etmemiz asla mümkün değil. Bir iyileştirme yapacaksak tüm öğrencilere yapmalıyız. Bu konuyla ilgili görevden alma, soruşturma, çeşitli ceza verme süreçleri devam ediyor. Hiçbir esnekliğimiz yok, konu çok net.

OKULLARIN BAĞIŞINI MERKEZDEN GÖRÜYORUZ

Bağış konusunda da bir okulun eğitimsel imkânlarını, fiziksel ortamlarını iyileştirme çabasına dayalı olarak okul aile birliği bir çalışma yapıyorsa mevzuata uygun ve doğal. Ama zorlama varsa buna müsaade etmeyiz, kabul edeceğimiz bir şey değil. Bu veliyi zorlayarak yapılan bir iş değil. Bazı velilerimiz kendileri makbuz karşılığında bu bağışı yapabilir. Biz hangi okulun aile birliğine kaç kuruş yattıysa bunu merkezden görüyoruz. Elimizde bu konuda yazılım var. Türkiye’nin her okulunda kesilen makbuzları, okulların yıllık gelirini biliyoruz. Hangi okula yüksek, hangisine düşük bağış yapılmış görüyoruz. Bütün bunların önüne geçmek amacıyla okullara öğrenci başına ödenek vermek için bir matris oluşturduk. Okulların imkân endeksini çıkardık. Hangi okula öğrenci başına ne kadar verileceğini belirledik. İmkânı düşük olan okulun öğrenci başına alacağı ödenek daha yüksek olacak. Önümüzdeki yıllarda imkânlar dahilinde bunu uygularsak okullar da veliler de rahatlayacak.” 

Yazının devamı...