Maktel-i Hüseyn, Şem-i Gariban

Hüznün kanlı arsasıdır Kerbela.. Ve hüzün, rüzgarda savrulan kızgın çöl kumları gibi gönlünü dağladığında, hatırla, kutlu bir kurtuluş kapısı da var tam orada.. Açıktır, Hakk Dostları’nın Sultanları Ehl-i Beyt’e gönülden muhabbet duyanlara, ikrarı tam olanlara.. Girdiysen ne ala, dedesi Muhammed Mustafa(sav), babası Ali Murtaza, anası Fatımatü’z Zehra, abisi Hasan-ı Müçteba ile Hüseyin, Şehid-i Kerbela (ra) çıkacak karşına, selamla…

Haberin Devamı

Adem gibi baba, Havva gibi ana, İbrahim gibi sadık dost, Musa gibi zeki, İsa gibi şefkatli, Muhammed(sav) gibi sevgili, Hatice gibi eş, Fatıma gibi evlat, Ali gibi şia(taraftar), Hasan gibi güzel, Hüseyin gibi feta(yiğit) olanlar hep bir değil mi Allah’ın dininde? Tek Allah, tek din; teklik var çokluğun özünde. Birlik var farklılıkların üzerinde. Varlık, yokluk aynasında..

 

“Allah’a(cc) vasıl olmanın en kestirme yolu hangisidir” sorusunu şöyle cevaplamış Sufi Pir Bayezid-i Bistami(v.846): "Allah'ın sevdiklerini sev ve kendini onlara sevdir ki onlar da seni sevsin. Çünkü Allah, sevdiklerinin kalbine günde 70 kez nazar eder. Belki sevdiği birisinin kalbinde senin adını bulur ve O da seni sever ve hatalarını bağışlar"(Kabir Helminski, Bilen Kalp).. Öyleyse sevelim birbirimizi, biri birimizdeki hakikati, teşvik edelim Hakk’a muhabbeti; sevileni sevmekle güzelleşir insan. Ve “Allah güzeldir, güzeli sever”…

 

Haberin Devamı

Hz.Muhammed(sav) şöyle buyurmuş: ”Hasan ve Hüseyin benim oğlumdurlar; onları seven beni sevmiştir; beni seveni de Allah sevmiştir; Allah da sevdiğini cennete götürür. Onlara buğz(husumet) eden bana buğz etmiştir; bana buğz edene de Allah buğz etmiştir; Allah da kendisine buğz ettiği kimseyi cehenneme sokar” (Kaynak: Kenz-ul Ummal c.12,s.120; Sunen-i İbn-i Mace c.1,s.51)

 

Buna karşın nefislerinin hırs, kibir, kin ve düşmanlık hastalıklarına teslim olanlar, Hz.Ali, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin (ra) Efendilerimizi katlettiler, tâbi olmak bir yana, Ehl-i Beyt’e ne zulümler ettiler. Ki onlar(Ehl-i Beyt) vakitlerinde iyilik, güzellik, cömertlik, mertlik ve doğruluğun bedenlenmiş timsalleriydi. Taşıdıkları mana bakımından ise hep öyledirler ve öyle kalacaktırlar.

 

Dolayısıyla onları seven kendi içindeki iyi huyları, güzellik ve doğruluğu tanımış sevmiş, onlara düşmanlık edenlere düşmanlık eden ise kendi içindeki kötülüklere düşmanlık etmiş olur. Böylesi kimse Hakk’ı sevmiş, batıla uzak durmuştur ve bu mücadele kıyamete değin Hakk ile batılın, bilenle bilmeyenin ayrışması için sürecektir. Aslolan sevmek, böylece “Vacib ül Vücud” ile varlık kesbetmektir…

 

Haberin Devamı

Bu bakımdan İslam alimleri “teşebbüh ilkesi” üzerinde durur. Teşebbüh, benzemek, benzemeye çalışmaktır. Bu da sevmeden olası değildir. İleri derecelerinde aynileşmeye sözkonusudur. “Kim bir kavme bezerse o onlardandır” hadis-i şerifi ve bunun gibi kişinin iyi, güzel, doğru olana benzemesini teşvik eden benzer hadislerden güç alan Ebu’l Kasım Zemahşeri(1074-1144), teşebbüh ve temessül(özdeşleşme) ilkelerince “Hz.Hüseyin için ağlayan ona Cennet’te kavuşur. Kendi ağlayan ve ötekileri de ağlatan sevap işler” demiş, bundan hareketle İran’lı Sufi Hüseyin Vaiz Kaşifi de meşhur “maktel”i(bilinen bir veya daha fazla kişinin öldürülmesini konu alan eserlere verilen ad) “Ravzatü’s Şuheda”sını kaleme almıştır.

 

Haberin Devamı

Muharrem ayının ilk 10 günü okunması bir tarikat geleneği olan, Ehl-i Beyt’in çektiklerini, bilhassa da hazin Kerbela vakasını ve Hz.Hüseyin Efendimiz’in katlini anlatan Fuzuli’nin şaheseri “Hadikatü’s Süeda”(Saadete Ermişlerin Bahçesi)’nın bu eserden esinlendiği söylenir. İşbu eserden Hz.Peygamber’in(sav) ciğerparesi Hz.Hüseyin Şehid-i Kerbela Efendimiz ile ilgili birkaç satır paylaşalım;

 

“Bir cevher ki, Fatıma’nın karn-ı sedefinde Murtaza’nın kemale ermiş nisanından zuhur edip, Resulullah’ın(sav) sülalesi deryasından hasıl olmuştur. Hakikat pazarında ne kıymet bulacağı düşünülsün.

Şüphesiz ki her taraftan şerefli zatı, kemali iktiza ettiğinden ve latif unsuru istidad bakımından kemale yettiğinden, bela ve mihnette dahi kemal mertebesini ondan görün ve şiddet makamından yüksek mertebesini düşünün ki bütün peygamber ve velilerden daha seçkin olup 72 tehlikeli yara ile 20.000 dinsiz zalim arasında dövüşüp, ne soyundan gelenlerin ve ne de evladının ölümü ona ızdırap vermez ve onu aciz duruma düşürüp sızlanmalarına sebep olmaz, ne ayalinden ayrılmak ve ne de çocuklarının ahvali ve feryad ve figanı onu ızdıraba düşürüp akidesini bozmadı”…

 

Haberin Devamı

Hamdolsun, bugünler de böyle hallenmeklerle gelir geçer; gün geldikte sevenler gönüllerinde sevdikleriyle beraber olmak ister. Kimi evvelce edilen adağa göre “icra-yı matem” eder. Bazı yerde sinezenler bir alem etrafında “ey Şehid-i Kerbela es-selamü aleyk” avazesi ile sine vurarak devr-i esvak eder. Kah Pençe-i Haydarlar, Alem-i Abbaslar, Nal-ı Sahib’ler üzerinde “Pençe-i Al-i Aba” başlarda gezer. “Yadigar-ı Hüseyni”ler dalgalanır, karanlıkta kor ateşler üzeri “hubub”lar, “yaşlı aşura” pişer, sevenleri cem eder. Ah, iki beyaz güvercin uçmağa gider. Geride kalanlar ise içleri yanar da, özlemle Kevser havuzundan bir yudum su içmek için yâre kavuşmayı beklerler… İnşaallah!

 

Haberin Devamı

Bu vesileyle Sevgililer Sevgilisi Muhammed Mustafa’ya(sav), Ehl-i Beyt’ine ve bilhassa da İmam Hüseyin Efendimizle tüm Kerbela Şehitlerine ve dahi onların tüm Varislerine selam olsun, aşk olsun! Hu

 

“Ger kalem olsa kamu eşcar, deryalar midad / Gelmeye tafsil ile tahrire evsafı anun / Ger adu hem kam-ı dil buldıysa katlinden n’ola / Cümleye meftundur ebvab-ı eltafı anun” (Bütün ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, onun özellikleri ayrıntılarıyla yazılamaz. Onun öldürülmesiyle, düşman amacına ulaştıysa da bunun bir önemi yok; Hazreti Hüseyin’in lütuf kapıları herkese açıktır.) Muhammed b. Süleyman el-Bağdadi Fuzuli

Yazarın Tüm Yazıları