B.B. King’e veda

Haberin Devamı

HAYATIMIZIN –hiç değilse müzikal manada- en şahane yaz mevsimini geçirdiğimizi düşünüyorduk 1990 yılında...
O dönemki adıyla Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’ne katılacak isimleri duyduğumuzda dizlerimizin üstünde kayarak bir tür gol sevinci yaşamıştık.
Pek çok kıymetli isim vardı elbette ama ikisinin yeri ayrıydı: Santana ve B.B. King.
Şartları (kimi zaman Açıkhava Tiyatrosu’nun telleri anlamına geliyordu bu!) zorlayarak bütün konserlere gitmek azminde olduğumuz yıllar...
B.B. King’i Ortaköy Meydanı’nda kendi hazırladıkları kasetleri satan “batik tişörtlü abiler”den aldığım iki kasetten dinlemiştim sadece.
Bir tanesi “batik tişörtlü abi”nin seçtiği şarkılardan oluşan “best of” albümüydü; diğeri de ölüm haberini aldığımda pikaba yerleştirdiğim 1964 konser kaydı olan “Live At The Regal”.
Bir temmuz gecesi, B.B. King Açıkhava’da belirdiğinde, sahnenin önündeki orkestra çukuruna yerleşmiş coşkulu kitlenin arasındaydım...
O günlerde 65 yaşında olan B.B. King’in meşhur gitarı Lucille’i, müzikle beraber değişen sevimli yüzünü, alnında biriken terleri, yaşayan bir efsanenin grubuna ve seyirciye hâkimiyetini ağzımız açık izlemiştik.
B.B. King o gün kendisinden “pena” isteyen bizleri, çukurdaki hayranlarını üzmemiş, bol bol pena dağıtmıştı...
Arkadaşlarım kadar şanslı değildim, bir tanesi bile bana isabet etmemişti!


*

Haberin Devamı


1925’te Mississippi’de Türkiye’de “ortakçılık” diye bilinen sistemle çalışılan bir pamuk çiftliğinde doğmuştu B.B. King.
Hayatın çevresine çizdiği istikamet pamuk tarlasında ırgatlık yapmaktı. Bir gitara tutunarak çıkmayı başaracaktı bu yazılı kaderden.
Henüz yolun başında olduğu yıllarda ucuz kurtulduğu bir kaza hem bir müzik efsanesinin yazılmasını hem de neredeyse kendisi kadar ünlü gitarı Lucille’in ismini kazanmasını sağlayacaktı.
Arkansas’ın Twist adlı küçük, çok küçük bir kasabasında buz gibi bir gecede sahne almıştır B.B. King. Ahşap kulübeden bozma mekân, bir varile doldurulmuş gazyağıyla ısıtılmaktadır.
B.B. King sahnedeyken dinleyiciler arasında bulunan iki adam kavgaya tutuşur, itişmede varil devrilir, yangın her yeri sarar, millet kendini güçlükle dışarı atar.
B.B. King can havliyle dışarı çıktığında gitarını içeride unuttuğunu fark eder; gözünü karartır, içeri dalar ve gitarını son bir hamleyle kurtarır.
Daha sonra iki adamın kavgaya tutuşma nedeninin Lucille adında bir kadın olduğunu öğrenir ve o günden sonra gitarına bu ismi verir hep hatırlamak, hiç unutmamak için...


*

Haberin Devamı


B.B. King, blues’un “doğal dinleyici kitlesi” olarak görülen Afro-Amerikalıların caz ve blues’dan uzaklaştığı yıllarda ayakta kalan ve müziğini geniş kitlelere dinleten özel bir isimdi.
1960’ların ortalarında Britanya’dan çıkan Rolling Stones, Eric Clapton, The Animals gibi isimlere ilham kaynağı olmuş, bu yeni durumdan şöhretini koruyarak ve arttırarak faydalanmayı da bilmişti.
Çalışkandı. 70 yaşına kadar yılda ortalama 300 konser veriyordu; 70’ten sonra “Biraz yaşlandık galiba, 200 konser yeter artık” demekle yetinmişti.
2014’ün ekim ayında son kez sahneye çıkmış, kalan konserleri sağlık nedenleriyle “ertelemişti”.


*


Elinde gitarıyla yaşayan ve ölen bu büyük karakteri bir sütunluk alanda hakkıyla değerlendirmek elbette imkânsız...
En iyisi yıllardır yaptığım gibi “Live At The Regal”in A Yüzü’nü pikaba yerleştirmek ve “Everyday I Have The Blues” ile büyük ustaya elveda demek...
Ne adamdı...

Yazarın Tüm Yazıları